DOLAR 43,4003 0.09%
EURO 51,5811 0.03%
ALTIN 7.069,830,36
BIST 13.177,321,42%
BITCOIN 38394621,03%
Edirne
11°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

BİR ŞİİR – MİLYONLARCA EMEKLİ

BİR ŞİİR – MİLYONLARCA EMEKLİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Ahmet Yürük, eğitimci, Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu önceki dönem başkanı.

Emeklilere sefalet ücretinin TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldüğü geçen hafta WhatsApp üzerinden bir şiir gönderdi.

Altında, “Ahmet Kasap, Tayakadın Köyü, Mahalli Sanatçı” yazıyor.

Hemen arkasından telefon etti, şiiri yayınlamamı rica etti…

İşte o şiir:

**

Hayvan gücü ile tarım yaptı  / Çok zor idi, o canlının zaptı  / Ne olursa olsun, çalışmak şarttı  / Zor şartlarda sevgi saygı vardı

Elli, altmışlı idi yıllar  / Orak ile biçilirdi buğday  / Dinlenme süresi çok dardı  / Yaşam zor da olsa huzur vardı

Büyüklerimiz derdi, ‘Çalış, durma’ / Orak böceği gibi çalma zurna / Felek vurmuş bir de sen vurma  / Çalış ki, namerde muhtaç olma

Çalıştık, çalıştık, ödedik primi / Keyif yapamadık, ölü müyüz, diri mi? / Çok söylendi duymadık önerileri  / Bulamadık hakkımızı verecek kişileri!

**

77 yaşındaki Ahmet Kasap’ın şiirini okuyunca, TBMM’de tartışılan 20 bin lira bir anda kâğıt üzerindeki bir rakam olmaktan çıkıyor.

Yerine; orakla biçilen buğdaylar, hayvan gücüyle sürülen tarlalar, dinlenmeye bile vakit bulamayan zaman tüneli geliyor.

Elli, altmışlı yıllar…

Ne traktör var, ne konfor.

Ama şiirin dediği gibi “zor da olsa bir huzur hissi” var.

Çünkü o kuşak, çalışmanın sadece geçim değil, bir onur meselesi olduğuna inanıyordu.

“Çalış ki namerde muhtaç olma” öğüdü boşuna söylenmedi.

Çalıştılar da.

Hem de durmadan.

Prim ödediler, alın teri döktüler, ses çıkarmadılar.

Ve sonra?

**

“Çalıştık, çalıştık, ödedik primi.

Keyif yapamadık, ölü müyüz, diri mi?”

**

Emekli maaşı tartışmaları yapılırken sıkça “bütçe disiplini”, “denge”, “imkânlar” gibi kelimeler duyduk.

AK Parti ve MHP’nin oylarıyla en düşük emekli maaşı 20 bin lira olarak belirlendi.

Kâğıt üzerinde yuvarlak, hesap tablolarında makul, açıklamalarda “imkânlar dâhilinde”.

Ama hayat dediğiniz şey, tablolarla yaşamıyor.

Hayat, mutfakta yaşıyor.

Markette, pazarda, eczane sırasında yaşanıyor.

**

Şiirin son dizesi ise aslında herkesin içinden geçen cümle:

“Bulamadık hakkımızı verecek kişileri!”

**

Belki de sorun tam burada.

Orakla biçilen yıllar, bugün cetvelle ölçülüyor.

Cetvel ölçüyor ama vicdan tartmıyor.

Emek, kalemle hesaplanıyor.

Ve ortaya çıkan rakam, ne geçmişi telafi ediyor ne de bugünü yaşanır kılıyor.

**

Ahmet Kasap’ın şiiri bir edebiyat gösterisi değil

Süslü cümleler kurmuyor.

Zaten buna da gerek yok.

Çünkü bazen bir köylünün son dizesi, Meclis kürsüsünden yapılan uzun konuşmalardan daha çok şey anlatıyor.

**

Doğru söze ne denir…

Onca çalışmadan, onca yıldan sonra…

Harbiden… Bulamadık hakkımızı vereni!

Devamını Oku

ULUS PAZARI!

ULUS PAZARI!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-2.jpg

Edirne Belediyesi, geçen hafta Tarihi Belediye Binası yanında hizmete girecek olan Müzik Müzesi ile binlerce yıllık müzikal mirası sanatseverlerle buluşturmaya hazırlandığını duyurdu.

Koleksiyoner Zeki Bülent Ağcabay’ın uzun yıllar boyunca dünyanın dört bir yanından biriktirdiği nadide enstrümanların bu müzede hayat bulacağı belirtildi.

Müzenin Asya, Afrika, Avrupa, Anadolu ve Uzak Doğu gibi geniş bir coğrafyanın seslerini tek bir çatı altında toplayarak ziyaretçilerini evrensel bir yolculuğa çıkaracağının altı çizildi.

Açılış tarihi henüz açıklanmadı.

Ama anlaşılan o ki Edirne, çok yakında dünyayı dinleyecek.

Şimdiden hayırlı olsun.

**

Müzik Müzesi kulaklarda hoş bir seda yaratırken, aynı hafta kent bu kez yüksek sesle ama bozuk çalmaya başladı.

Ulus Pazarı!

**

Edirne Belediyesi’nin “yönetmeliğe aykırı durumlar” gerekçesiyle kapatmak istediği Ulus Pazarı için pazar yönetiminin başvurduğu mahkeme, kasım ayında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Pazar, kapatma kararının durdurulmasıyla yeniden açıldı; ancak mahkemenin verdiği 30 günlük geçici yürütmeyi durdurma süresi de doldu.

Sürenin dolmasının ardından Edirne Belediyesi yeniden harekete geçti.

Belediye Başkanı Filiz Gencan, 9 Ocak günü yaptığı açıklamada, pazarın son kez açıldığını ve geçen Cuma’dan itibaren artık açılmayacağını söyledi.

**

Bir grup çarşı ve pazar esnafı, Edirne Belediyesi önünde düzenledikleri basın açıklamasıyla kararın Edirne için ne denli önemli olduğuna dikkat çekmeye çalıştı.

Aynı endişeleri Balta Otel’in sahibi, Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta da dile getirdi.

Yani belediye baltayı taşa vuruyor.

Üstelik bu taş, herkesin ayağına dolanacak cinsten.

Şöyle ki:

Ulus Pazarı kapatıldığında Saraçlar Caddesi ve çarşı esnafı ciddi müşteri kaybına uğrayacak; birçok küçük işletme ayakta kalmakta zorlanacak.

Şehir merkezindeki otellerin doluluk oranları düşecek, turizm gelirleri azalacak.

Kafeler, lokantalar, yeme–içme işletmeleri ve ulaşım sektörü doğrudan ekonomik daralma yaşayacak.

Yerli ve yabancı turistlerin Edirne’ye gelme motivasyonu azalacak; şehrin tanıtımına ve marka değerine zarar verilecek.

Şehir merkezinde yaşayan binlerce vatandaşın gidebileceği ulaşılabilir bir pazar alanı kalmayacak.

Kısacası Ulus Pazarı kapanırsa, zincirleme bir sessizlik başlayacak.

Kasalar susacak, sokaklar tenhalaşacak, şehir eksik çalacak.

**

Nitekim 22 yıllık Ulus Pazarı’nda geçen Cuma günü in cin top oynadı.

Ulus adeta hokus pokus!

Gelişmelerden bihaber yerlisi–yabancısı, alışveriş için geldiği pazarın kapısından şaşkınlıkla döndü.

**

Ulus Pazarı’nın kapatılmasına ilişkin kamuoyunda en çok bilinen husus, Edirne Belediyesi’nin borçlarına karşılık alanın SGK’ya devri.

Peki, en az bilinen ne?

Pek çok insanla konuştum.

Alanın Sayıştay raporlarında neden ve nasıl yer aldığı konusu.

Bu önemli ayrıntıdan neredeyse herkes bihaber.

Bu tablo, belediyenin bu başlığı kamuoyuyla yeterince paylaşmadığını düşündürüyor.

İşte tam da bu yüzden balta taşa vuruluyor.

Bozuk ses buradan yükseliyor.

**

Müzik Müzesi’nde elbette zurna da olacak…

Kırkpınar ile özdeşleşmiş davul ile birlikte baş köşede yerini alacak.

İşte şimdi gelelim o zurnanın zırt dediği yere:

Edirne’ye kesinlikle Cuma Pazarı gerekiyor.

Üstelik acele…

Çünkü bu şehir bozuk çalmayı hak etmiyor.

Devamını Oku

10 OCAK: BAYRAM MI, HATIRLATMA MI?

10 OCAK: BAYRAM MI, HATIRLATMA MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Geçtiğimiz Cuma…

Takvimler yine 10 Ocak’ı gösterdi.

Çalışan Gazeteciler Günü.

1961’den bu yana kutlanıyor deniyor.

Bir başkaldırının, bir itirazın, bir hak arayışının yıldönümü.

Türkiye’ye özgü…

Yerli ve milli…

**

Ama gel gör ki, her 10 Ocak’ta olduğu gibi bu 10 Ocak’ta da çalışan gazetecilerin önemli bir bölümü aslında çalışamıyor.

İşsizler.

Türkiye’de gazetecilerin işsizlik oranı yüzde 30’lar seviyesinde.

Üniversitelerin gazetecilik bölümlerinden mezun olan gençler, diplomalarını duvara asıp başka işlere yönelmek zorunda kalıyor.

10 Ocak’ın gazetecilere sağladığı haklar ise kâğıt üzerinde duruyor.

Uygulamada yok.

**

Medya patronları için krizlerin faturası değişmiyor:

Gazeteci işten çıkarılıyor, kıdem tazminatı ödenmiyor, yerine “daha ucuza razı” biri bulunuyor.

Gazetecileri bekleyen sıkıntılar yalnızca ekonomik değil.

**

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi…

2002’de 100’üncü sıradaydık.

2005’te 98’e çıkmıştık.

Bugün?

180 ülke arasında 158’inci sıradayız.

**

10 Ocak, 1961’de gazeteciler için önce “bayram” ilan edilmişti.

1971’de ise baskılar artınca adı değişti:

Çalışan Gazeteciler Günü.

Aradan 64 yıl geçti.

Bugün geldiğimiz noktada sansür, işsizlik, düşük ücret, sosyal güvencesizlik, sendikasızlık, gözaltılar ve tutuklamalar gazeteciliğin gündelik rutini hâline geldi.

Maalesef…

**

1990’lı yılların başında Edirne Gazeteciler Derneği Başkanlığı’nı, 2000’li yılların başında Güneydoğu Avrupa Gazeteciler Derneği Kurucu Başkanlığı’nı yürütürken, hemen her 10 Ocak’ta bu sorunları yazdım.

Cümleler neredeyse aynı kaldı.

Değişen ne oldu?

Sadece rakamlar…

Ve belki biraz da yorgunluk.

**

Bu 10 Ocak’ta da meslek örgütlerinin açıklamaları yine aynıydı.

“Yeni 10 Ocaklara ihtiyaç var” denildi.

Edirne’de meslektaşlarımız Saraçlar Caddesi’nde bir araya geldi.

Söylenenler tanıdıktı.

Bir cümle özellikle akılda kaldı:

“Türk basını bugünü bayram olarak kutlar ama bizim bayramımız yok.”

Biz de Hudut’ta ertesi gün manşete taşıdık:

“Bayram gelmiş neyime!”

Başka ne denir?

**

Yukarıdaki satırlar geçen yıl bu köşede kaleme alındı.

“Aradan 64 yıl geçti” demiştim.

Şimdi üzerine bir yıl daha, oldu 65!

Ne değişti?

Yok.

Sadece sabır biraz daha azaldı.

Gazetecinin umudu biraz daha törpülendi.

O yüzden hâlâ aynı sorular.

Çalışan gazetecilerin hâli ortada!

Bana “mutlu gazeteci”nin resmini yapabilir misin, Abidin?

Devamını Oku

MERA VE GÜNEŞ SANTRALI

MERA VE GÜNEŞ SANTRALI
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan.jpg

Her yıl bu dönemde eşimle birlikte kaplıca için Güre’nin yolunu tutuyoruz.

Kaz Dağları oksijen, sıcak su kaynağı…

2025’in sonlarına doğru yine aynı yoldayız.

**

Tarih Aralık 2021.

Daha Güre’ye ulaşmadan, dağın eteklerinde Edremit Körfezi’nin ilk cenneti Küçükkuyu’dayız.

Markete uğramamız lazım…

Höşmerim…

Peynir tatlısı.

O yöreye özgü.       

En sevdiğim tatlı diyebilirim.

Almamak olur mu?

Plastik kaplarda 850 gramlık höşmerim: 18,5 lira…

**

4 yıl sonrası Aralık 2025.

Aynı yol…

Aynı tatlı…

Ama fiyat bambaşka.

150 lira!

Tam 8 kat fark!

Ne altın, ne döviz… Höşmerim

**

Son iki yılda küresel gıda fiyatlarında düşüş yaşanmasına rağmen, Türkiye’de gıda enflasyonu durmak bilmiyor.

Kırmızı et fiyatları uçtu…

Sütün, yoğurdun etiketleri ortada.

Höşmerim sadece küçük ama çarpıcı bir örnek.

Ne ithal bir ürün…

Ne dövizle üretiliyor…

Ne de lüks.

Ama fiyatı lüksle yarışıyor

**

Bugünkü Hudut’un manşeti net.

Gıdada yaşanan bu tabloyu düşünürken, bu haber aslında her şeyi özetliyor:

“Meraya ‘GES’e pes!”

Valla pes doğrusu!

**

Bugünkü gazetemizde bir başka mera haberi daha var.

Edirne Valiliği, Merkez Eskikadın Köyü’nde hayvan yetiştiricilerinin kaba yem ihtiyacının karşılanması amacıyla başlatılan mera ıslah çalışmalarının devam ettiğini duyurdu.

Alanın 2026 yılı otlatma sezonunda kullanımına sunulması planlanıyor.

Doğrusu buna da helal olsun demek gerekiyor…

**

Gelelim GES işine…

Edirne Merkez Korucu Köyü’nde kurulması planlanan Güneş Enerjisi Santrali (GES) ve Enerji Depolama Tesisi (EDT) için başlatılan ÇED süreci devam ediyor.

Korucu Köyü mevkiinde planlanan proje için ÇED Yönetmeliği’nin 9. maddesi gereğince 22 Ocak 2026 Perşembe günü saat 10.30’da Korucu Köyü kahvehanesinde “Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılımı Toplantısı” yapılacak.

**

Gelişmeler üzerine CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu’nu aradım.

Konu iki yıl önce, yine bu zamanlarda gündeme gelmiş.

O gün soluğu Korucu Köyü’nde almış…

Muhtar ve köy halkıyla birlikte tepkilerini dile getirmişler.

İki yıl aradan sonra mesele yeniden hortlayınca, nelere dikkat çektiğini bugünkü haberimizde ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz.

Gaytancıoğlu, yasalara göre mülkiyeti Hazine’ye ait olan meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceğini; amacı dışında kullanılamayacağını, sınırlarının daraltılamayacağını ve yararlanma hakkının köy tüzel kişiliklerine ait olduğunu hatırlatıyor.

Güneş enerjisinin temiz ve gerekli bir enerji olduğunun altını çiziyor.

Ancak bunun Korucu Köyü gibi verimli bir meraya kurulamayacağını savunuyor.

Sorun güneşte değil…

Sorun, güneşi nereye koyduğumuzda.

**

İzlenen politikalar sonucu bugün pek çok köyde olduğu gibi Korucu Köyü’nde de hayvan varlığında azalma olabilir.

Ama yarın öbür gün rüzgâr tersine döndüğünde, hayvan sayısı arttığında…

O hayvanlar nerede otlayacak?

Bugünün hesabı kolay…

Ama yarının hesabını kim verecek?

**

Bir Kızılderili atasözü der ki:

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.”

**

O ünlü söze buradan küçük bir ekleme yapmak sanırım yerinde olur:

Son mera yok olduğunda güneş panellerinin de yenmeyen bir şey olduğu anlaşılacaktır!

Devamını Oku

AÇGARI ÜCRET VE 2026

AÇGARI ÜCRET VE 2026
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Yeni bir haftaya merhaba…

Ama öyle sıradan bir hafta değil.

Bir hafta içinde iki yıl…

Pazartesi, Salı ve Çarşamba 2025.

Perşembe’den itibaren 2026.

Takvim koşuyor, cüzdan ayak sürüyor.

**

Çarşamba akşamı yılbaşı.

2024’ün sonunda “Emekliler Yılı”nı uğurlamıştık.

2025’in sonunda “Aile Yılı”nı da yolcu ediyoruz.

Eee… 2026 ne yılı olacak?

**

Erdoğan, işverene “kefenin cebi yok” diye seslense de… 

Geçen hafta asgari ücret açıklandı: 28.075 TL.

Asgari ücret, açlık sınırının altında kaldı.

Biz de Hudut Gazetesi olarak manşeti attık:

“Asgariydi, açgari oldu!”

Okur güldü, sosyal medya paylaştı, bazı ulusal kanallar ekrana taşıdı.

Demek ki memlekette mizah hâlâ var…

Eksik olan tek şey: Para.

**

20 Aralık’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel Edirne’ye geldi, “erken seçim” dedi.

Geçen hafta Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ geldi, o da aynı şeyi tekrarladı.

Memlekette erken seçim isteyen çok.

Ama bir detay var ki!:

Asgari ücret açlık sınırının altında tutulup sandığa gidilir mi?

**

Hani deniyordu ya;

“2025, 2024’ten daha iyi olacak…”

İktidar kanadından şimdi de deniyor ki;

“2026, 2025’ten daha iyi olacak.”

Biz yine de işi sağlama alalım:

Yatalım kalkalım dua edelim;

2025’in 2024’ü arattığı gibi,

Gelen gideni aratmasın.

**

Elbette kefenin cebi yok…

Ancak ceketin cebi var…

Ne var ki boş!

Bu açgari ücretle, bu yıl nasıl geçecek?

Şimdiden belli:

2026, seçimin değil geçimin yılı olacak.

**

Türk şiirinin önemli simalarından Orhan Veli Kanık ne güzel sıralamış:

“Bedava yaşıyoruz, bedava;

Hava bedava, bulut bedava;

Dere tepe bedava;

Yağmur çamur bedava;

Bedava yaşıyoruz bedava! “

**

İyi de sadece bunlar bedava…

Edirne Esnaf Odaları Birliği tava ciğer ve köfteci üye işletmelerinde zamlı tarifeyi onayladı…

Geçen hafta açıklanan yeni tarifeye göre 360 liraya satılan köftenin porsiyonu artık 420 lira…

Tava ciğer de aynı fiyata…

Kelle paça çorbası 250 lira…

Karışık ızgaraysa 900 lira…

Bu açgari ücretle gel de ye!

**

Yeni yılınız kutlu olsun…

Olsun da;

Durum net:

Ne ka açgari ücret, o ka köfte!

Devamını Oku