DOLAR 49,62600,14%
EURO 55,6967-0,02%
ALTIN 6.500,36-1,49
BIST %
BITCOIN 4060655-1,90%
Edirne
20°

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

HELLİM’DEN HERMELÍN’E

HELLİM’DEN HERMELÍN’E
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Edirne Barosu’nda 11 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen 51’inci Olağan Genel Kurul’da Avukat Özgür Yıldırım, dördüncü dönemi için başkanlık görevine seçildi…

Yıldırım ve yönetim kurulu üyeleri, geçen hafta mazbatalarını aldı.

Kendilerini kutluyor, başarı dileklerimi sunuyorum…

**

Av. Yıldırım’ın yeniden Baro Başkanlığı görevine seçilmesi beni yıllar öncesine götürdü.

Arşivi karıştırdım.

Bugün olduğu gibi yine Ekim ayı…

Karşıma, 10 Ekim 2022 tarihinde bu köşede kaleme aldığım “Beyaz Peynir’den Hellim’e” başlıklı yazım çıktı.

Üstelik bu yazı, beni beş yıl daha geriye götüren bir anıyı da içeriyordu…

Neler, neler yazmışım!

**

“16 Nisan 2017’deki Başkanlık Sistemi’nin oylanacağı referandum için geri sayım sürüyor.

Anayasa değişikliğine karşı ‘hayır’lı bir iş için Türkiye’yi karış karış gezen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Şubat 2017 ortalarında Trakya’yı da arşınladı.

Bir konuşmasında referandumda ‘Hayır’ oyu için ‘beyaz peynir’ örneği verdi.

Anayasa değişikliği paketini satışa sunulan bir ürün gibi düşündüğümüzde, bu ürünün satılabilirliğinin olmadığını, çünkü ürünün bozuk olduğunu anlattı.

Peynirci esnafının bile malına güvendiği için ürününü müşteriye bıçağının ucuyla tattırdığını söyledi.

**

Metin Feyzioğlu’nun Trakya turunda gözler, işte o ‘beyaz peynir’in anavatanı Edirne’nin Baro Başkanı Av. Özgür Yıldırım’ı aradı.

Ama Yıldırım ortalıkta yoktu.

Marmara ve Ege Bölgesi Genişletilmiş Baro Başkanları Toplantısı, Feyzioğlu’nun bu turundan yaklaşık bir ay önce İstanbul Barosu’nun ev sahipliğinde yapıldı.

İstanbul’daki buluşmada TBB Başkanı Feyzioğlu da yer aldı.

Ne var ki Yıldırım orada da görülmedi.

Toplantı sonunda Anayasa değişikliği paketine ‘Hayır’ deme gerekçelerinin kamuoyuyla paylaşıldığı ortak açıklamanın altında, Edirne Barosu adına bu yüzden Başkan Vekili Av. Kaan Polat’ın imzası bulunuyordu.

**

TBB Başkanı ve bütün baro başkanları ‘Hayır’ derken, Edirne Baro Başkanı Av. Yıldırım’ın bu konuda kişisel olarak herhangi bir açıklamasını gören ya da duyan olmadı.

Mesela, sosyal medya hesabında da buna ilişkin ‘tık’ yoktu.

Bu yüzden bayağı merak uyandırmıştı.

**

O günlerde telefonum çaldı…

Arayan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’ydu.

‘Hoppala!’ dedim içimden.

Kısa bir ‘Merhaba… Nasılsın?’ muhabbeti…

Ardından İzmir taraflarında olduğunu anlattı…

Hemen sadede geldi!

Konu, Edirne Baro Başkanı Av. Özgür Yıldırım’dı…

Herkes gibi o da merak içerisindeydi.

Yıldırım bilmecesini çözmeye çalışıyordu…

**

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, o dönem Anayasa değişikliğine karşı ‘Hayır’ kampanyasının en önde gelen isimleri arasında yer aldı…

Yaptığı çıkışlarla gün geldi, öyle dikkat çekti ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisini Erdoğan’a rakip olarak görenler bile oldu…

‘Hayır’cı Metin Feyzioğlu, aradan beş yıl geçtikten sonra bu kez Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi olarak atandı.

Herkes şaşırdı…

Yani artık ‘rakip’ değil, Erdoğan’ın büyükelçisiydi!

**

Referandumda ‘Hayır’ oyu için ‘beyaz peynir’den örnekler verirken şimdi istikamet ‘Hellim’ peynirinin anavatanıydı…

‘Hayır’lı olsun!

Nereden nereye?

**

O gün bunları yazmışım…

Bugün de içimden şunlar geldi:

**

Yine Ekim ayı…

Özgür Yıldırım yine Edirne Barosu Başkanı.

Geçmişte Özgür Yıldırım’ı bir türlü bulamayan Feyzioğlu, Lefkoşa’dan sonra 2024 Ekim ayında bu kez Çekya’nın başkenti Prag’a büyükelçi olarak atandı.

Ve şimdi, Hellim’den sonra, bu Ekim ayıyla birlikte yaklaşık iki yıldır Hermelín*’in anavatanında…

Nereden nereye!

—

*Çekya’nın ünlü peyniri!

Devamını Oku

İKİ MUHTAR: İVAN VE İRFAN

İKİ MUHTAR: İVAN VE İRFAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan.jpg

Hemen şunu belirtmek istiyorum.

Bu yazıyı geçen hafta Pazartesi günü için kaleme almıştım…

Ne var ki, bilgisayarım arıza yapınca ben kalakaldım, köşe de boş!.

Kısmet bugüneymiş…

**

Enez ilçesine bağlı Çandır ve Şehitler köyleri sınırları içerisinde yapılması planlanan “Bentonit Ocağı Kapasite Artışı, Cevher Hazırlama ile Kırma-Eleme Tesisi, Öğütme Tesisi, Paketleme Tesisi ve Revizyonu” projesine ilişkin başlatılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci kapsamında, geçen 24 Eylül Perşembe günü Şehitler Köyü’nde halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapıldı.

Toplantıya ilgili kamu kurumları, yatırımcı ve ÇED firması temsilcilerinin yanı sıra bölge halkı, köy muhtarları ve Keşan Kent Konseyi temsilcileri katıldı.

Toplantıda bölge halkı, projeye yönelik itirazlarını yetkililere iletti.

Topraklarının, su kaynaklarının, tarımsal üretimin, ormanlık alanların ve köy yaşamının korunmasını isteyen bölge halkı, taleplerini doğrudan yetkililere bir kez daha aktardı.

Hazırladıkları 153 itiraz dilekçesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü temsilcilerine teslim edildi…

Dilekçede, projenin yerleşim yerlerine 50 metre yakınında olduğu belirtilerek ÇED sürecinin sonlandırılması ve proje hakkında “ÇED Olumsuz” kararı verilmesi talep edildi.

Keşan Kent Konseyi de projenin yalnızca bir maden yatırımı olarak değil; bölgenin tarımı, doğal varlıkları, su kaynakları ve köylerdeki yaşamın geleceği üzerindeki etkileriyle birlikte bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

**

Söz konusu projeye vatandaşlar itirazlarını sürdürürken konu, tam bir hafta sonra Edirne İl Genel Meclisi gündemine geldi…

Bu kez itirazlar yerel meclisten yükseldi.

YENİ Parti Enez İl Genel Meclis Üyesi Salih Akar, köylülerin ÇED sürecinin iptaline ilişkin itiraz dilekçelerini meclis üyeleriyle paylaştı.

Akar, projenin hayata geçirilmesi hâlinde bölgenin ekolojik, tarımsal ve sosyal dengesinde telafisi imkânsız zararlar doğacağı yönündeki kaygılarını aktardı.

YENİ Parti Enez İl Genel Meclis Üyesi Şenol Kılıç da projeye tepki göstermekten geri kalmadı…

Bu kadar zorlamanın anlamı olmadığını belirtirken belki de gelinen noktadaki en can alıcı soruyu şöyle yöneltti:

“Dört köyü başka yere mi taşıyacağız?”

**

Türkiye’nin verimli topraklarına sahip Trakya Bölgesi; yoğun sanayileşme, tarımsal faaliyetler ve iklim krizi nedeniyle Ergene Nehri kirliliği, yeraltı sularının tükenmesi ve hava kirliliği gibi ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Trakya Platformu, Trakya Kent Konseyleri Birliği, Trakya Belediyeler Birliği ve çevre-ekoloji alanında faaliyet gösteren demokratik sivil toplum örgütleri, yıllardır bölgede yaşanan olumsuzluklara karşı mücadelelerini sürdürüyor.

Ziya Gökerküçük hocamız, kaya gazı gündeme gelince Hudut Gazetesi’nde yayımlanan “Kaya Başa, Kaya Gazı Yaşama Düşmeden” başlıklı yazılarından birinde bu durumu en kısa şekilde şöyle özetledi:

“Taş-maden ocakları, uygun olmayan yerlere yapılan rüzgâr elektrik santralleri, orman, mera ve tarım arazilerinin kent ve sanayileşmeye kurban edilmesi, suyun plansız kullanımı gibi tehlikelerden sonra nükleer tesis kararına karşı mücadele ederken şimdi de kaya gazı çıkarma hamlesi geldi iktidardan.”

Buradaki en can alıcı ayrıntı:

“Uygun olmayan yerlere…”

Zaten itirazların tepe noktası da özellikle bu ayrıntı…

Bir de “ÇED gerekli değildir” kararları…

Nihayetinde muhtarı, çiftçisi, bölge insanı, çevrecisi uğraşıp dursun…

**

Enez ilçesi, Edirne merkeze yaklaşık 180 kilometre uzaklıkta…

Şimdi Edirne’ye hemen hemen aynı uzaklıktaki bir başka yere gidelim…

Ne var ki sınır ötesi!

Bulgaristan…

**

Razgrad Valisi, Loznitsa Belediye Meclisi’nin rüzgâr türbinlerinin inşasıyla ilgili dört kararını yeniden görüşülmek üzere geri gönderiyor.

Tespit edilen ihlaller arasında muhtar ve muhtar vekillerinin dinlenmemesi de yer alıyor.

Buna göre, muhtar İvan kesin dinlenmeli.

Zira, Yerel Yönetim ve Yerel İdare Kanunu’na göre muhtar ve muhtar vekillerinin, ilgili yerleşim birimleri için önemli olan konular görüşülürken söz sahibi olmaları gerekiyor.

Doğrusu da o!

Orası, muhtar İvan ve halkının yaşam alanı…

Ya bizde?

Enezli muhtar İrfan ise  kara kara düşünüyor!

**

Yoksa bir arıza mı var, ne dersiniz?

Devamını Oku

ÇİFTÇİNİN HÂL-İ PÜR-MELÂLİ!

ÇİFTÇİNİN HÂL-İ PÜR-MELÂLİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Tarımda hasat zamanı geldiğinde çiftçinin gözü tarlasında olur…

Aylarca verdiği emeğin, harcadığı mazotun gübrenin, ilacın, alın terinin karşılığını alabilecek mi?

Ürününü satıp borcunu kapatabilecek mi?

Gelecek yıl yine aynı tarlaya tohum atabilecek mi?

Ama Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun 22 Eylül’de İpsala’da yaptığı toplantının ardından kamuoyuna açıkladığı rakamlar, çiftçinin başka bir sorusunu daha gündeme taşıyor:

Çiftçi ürününü sattıktan sonra fiyat neden yükseliyor?

**

Kurulun açıklamasında buğdaydan kanolaya, ayçiçeğinden çeltiğe kadar birçok üründe dikkat çekici fiyat hareketlerine işaret ediliyor.

Buğdayın kilogram maliyetinin 18-20 lira olduğu belirtiliyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı 14 bin 750 ile 16 bin 500 lira arasındaki dönemde serbest piyasada 10-14 lira arasında satılan buğdayın, çiftçinin ürününün yüzde 70-80’ini satmasının ardından 18-20 lira seviyesine yükseldiği ifade ediliyor.

Ziraat Odaları da haklı olarak soruyor:

“Aradaki bu fiyat farkını kim kazanmıştır?”

İşte asıl mesele burada…

Çünkü çiftçi tarlasından kaldırdığı ürünü bekletemiyor.

Mazotçu beklemiyor.

Gübreci beklemiyor.

İlaççı beklemiyor.

Bankanın kredisi beklemiyor.

Borç beklemiyor.

Çiftçi de çoğu zaman ürününü hasat eder etmez satmak zorunda kalıyor.

Sonra…

Fiyat yükseliyor!

**

Kanola için de benzer bir tablo anlatılıyor.

Kilogram maliyetinin 27 lira olduğu belirtilen kanola, başlangıçta 22-27 lira seviyelerinde satılırken, çiftçinin elindeki ürünün yüzde 90’ını sattığı dönemin ardından 33 liraya çıkıyor.

Yine aynı soru:

15 günde ne değişti?

Çiftçinin tarlası mı değişti?

Mazot mu ucuzladı?

Gübre mi ucuzladı?

Üretim maliyeti mi düştü?

Hayır…

Değişen yalnızca fiyat!

Ve o fiyat yükseldiğinde ürünün büyük bölümünü elinden çıkarmış olan yine çiftçi…

**

Ayçiçeğinde ise mesele biraz daha büyük.

Çünkü ayçiçeği sadece bir tarla ürünü değil.

Trakya’nın, dolayısıyla Edirne’nin ekonomik hayatının önemli parçalarından biri.

Ziraat Odaları, son iki yılda yaşanan düşük verim ve fiyatlar nedeniyle ayçiçeği ekiminde yüzde 30’a varan azalma yaşandığını söylüyor.

Bu yıl ise yağışların da etkisiyle verim konusunda umutlar artmış.

Çiftçi, “Bu yıl hiç olmazsa biraz nefes alalım” demiş.

Ama ardından ithalat politikalarındaki değişiklikler ve ham yağ ithalatı gündeme gelmiş.

Ve fiyatlar yeniden aşağıya gelmiş.

Ziraat Odaları burada da uyarıyor:

Bugünün fiyat politikası yarının ekim kararını belirler.

Çiftçi para kazanamazsa ayçiçeği ekmez.

Ayçiçeği ekilmezse ithalat artar.

İthalat arttıkça dışarıya daha fazla döviz gider.

Döviz giderken de sadece çiftçi değil, hepimiz kaybederiz.

Çünkü sofradaki yağın fiyatı tarladaki ayçiçeğinden bağımsız değildir.

**

Şimdi sıra Edirne’nin bir başka stratejik ürününde…

Çeltik!

Edirne’nin tarımında da ekonomisinde de çeltiğin yeri ayrı.

Hasat başladı.

İlk veriler normal bir sezonu işaret ediyor.

Ama üreticinin gözü yine fiyatta.

Ziraat Odaları, kilogram maliyetinin 47 lira olduğunu belirtiyor ve TMO’dan en az yüzde 35 fiyat artışı bekliyor.

Üstelik üretici sadece tarladaki maliyetlerle boğuşmuyor.

Mazot var.

Gübre var.

İşçilik var.

Sulama var.

Girdi maliyetlerindeki artış da cabası…

Dolayısıyla çeltik fiyatı yalnızca çeltik üreticisini değil, Edirne ekonomisinin tamamını ilgilendiriyor.

**

Bir de destek meselesi var.

Kâğıt üzerinde destek artıyor.

Ama çiftçinin satın alma gücü aynı oranda artmıyor.

Ziraat Odaları’nın açıklamasında çok çarpıcı bir karşılaştırma var:

2025 yılında buğdayda dönüm başına 806 liralık destekle 15,5 litre mazot alınabilirken, 2026 yılında 954 liralık destekle alınabilen mazot miktarının 9,5 litreye düştüğü belirtiliyor.

Rakamlar ortada.

Destek artmış görünüyor.

Ama çiftçinin aldığı mazot azalmış.

Üstelik bu desteklerin 2027’nin şubat ve mart aylarında ödeneceği belirtiliyor.

Bugünün mazot fiyatıyla yarının desteğini ölçmeye kalkarsanız…

Çiftçinin neden “Destek değil, zamanında ödeme” dediğini daha iyi anlarsınız.

**

Bütün bunların sonunda Ziraat Odaları’nın çok önemli bir uyarısı var:

Desteklerin ekim sonuna kadar ödenmesi ve düşük fiyatlardan dolayı oluşan kayıpları telafi etmek amacıyla yeniden kilogram başına prim verilmesi isteniyor.

Çünkü mesele yalnızca çiftçinin cebindeki para değil.

Mesele tarlanın boş kalıp kalmayacağı…

Köylerin yaşayıp yaşamayacağı…

Gençlerin toprağa dönüp dönmeyeceği…

Ve en önemlisi…

Soframıza koyacağımız gıdanın nereden geleceği.

Çiftçi üretmezse ne olur?

Bu sorunun cevabını market raflarında aramaya başladığımızda iş işten geçmiş olabilir.

O nedenle Ziraat Odaları’nın açıklamasının son cümlesi aslında bütün tartışmanın özeti:

“Biz üretmezsek ülke aç kalır!”

**

Biz de buradan bir cümle ekleyelim:

Çünkü tarlada kaybedilenin faturası, eninde sonunda sofraya gelir.

Ve o faturayı da yalnızca çiftçi ödemez.

**

Bir-iki cümle daha şart gibi…

Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun İpsala’daki toplantısından tam 17 gün önce Trakya’nın bereketli toprakları için 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de “acele kamulaştırma” kararı yayımlandı…

Bunun üzerine söz konusu kararla gündeme gelen “kaya gazı” konusunda pek çok kişi ve kuruluş talep ve endişelerini dile getirdi, getirmeye devam ediyor.

Ancak, kararın birinci derece muhatabı başta Ziraat Odaları olmak üzere çiftçi kuruluşlarından bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bir açıklama görmediğimi de belirtmek isterim.

Son açıklamayı geçen Cuma Trakya Platformu Edirne İl Yürütmesi’nden duyduk…

Bu kararın ulusal gıda güvenliği ve ekosistem bütünlüğü açısından ciddi riskler barındırdığı ileri sürüldü…

Anlaşılan o ki, Trakya Platformu bu konuda oldukça ciddi…

Onların gazı alınacak gibi değil!

Devamını Oku

EDİRNE SPORUNDA GERİ VİTES!

EDİRNE SPORUNDA GERİ VİTES!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-2.jpg

2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı geçtiğimiz hafta bugün başladı.

Sendikalardan, siyasi partilerden eğitimdeki olumsuzluklara yönelik açıklamalar birbirini izledi.

Son açıklama Öğrenci Veli Derneği Edirne Şubesi’nden geldi.

Yeni eğitim-öğretim döneminin, bir yıldır değişmeyen sorunlarla açıldığına dikkat çekildi.

Yoksulluk büyürken ücretsiz okul yemeğinin hâlâ verilmediği vurgulandı.

Geçen Cuma günkü nüshamızda bu önemli konuya, “Yeni ders yılında da sorunlar aynı… Okul yemeği ne zaman?” diye sorarak manşetten yer verdik…

**

Dernek tarafından, kamusal eğitime bütçeden ayrılan payın giderek düşmesinin sorunların ana kaynağını oluşturduğunun altı çizildi…

Laik ve bilimsel eğitimdeki aşınmanın derinleşerek devam ettiği belirtildi…

Yetersiz okullaşmanın getirdiği sorunların, eğitime erişimdeki eşitsizliği beslediğine dikkat çekildi…

Türkiye’de milyonlarca çocuğun ekonomik krizle derinleşen yoksulluktan etkilendiği vurgulandı…

Çocukların yoksulluk nedeniyle okula devam edemedikleri vurgulandı…

Buraya ayrı bir parantez açmak gerekiyor:

“Devam edebilenler ise okula aç gitmektedir” denildi…

**

Öğrenci Veli Derneği’nin, bu tablonun yerel yüzünü de ihmal etmediğini gördük.

Mesela, fiziki yetersizlikler!

Özellikle yerleşim bölgelerindeki kalabalık sınıflar!

Birleştirilen okullar!

İnşası bekleyen projeler!

**

Şimdi yazmaya çalışacaklarım, Öğrenci Veli Derneği’nin söz konusu açıklamasında yer almıyor.

Ama yine okullarla ilgili…

Sporla iç içe olan, bir öğrenci velisi dostumdan yukarıdaki haberin yayınlandığı gün WhatsApp üzerinden bir ileti aldım.

Sonra ilgimi çekince kendisiyle telefonla da görüşerek konuyu tam anlamıyla kavramaya çalıştım.

Edirne’de kulüpler antrenmanlarını okul spor salonlarında yapıyor.

Gelinen noktada, Edirne’de okul spor salonlarının ihale yoluyla kiraya çıkarılacağı yönündeki söylemler giderek yayılıyor.

İhalede alt yüklenici olmayacak…

Sadece ihaleyi alan kulüp alanı kullanabilecek.

Bir başka deyişle, diğer kulüpler karşıdan bakacak!

Bazı illerde bu tür ihalelerin yapıldığını öğreniyoruz.

Astronomik rakamlar…

Yıllık 2 milyon, 2,5 milyon lira…

Hem de KDV hariç!

“Bunu karşılayacak Edirne’de ne kulüp var ne de bir takım var” diyor dostum.

Hadi, diyelim ki bu rakamlar karşılandı.

Edirne’de 4-5 salon varsa…

4-5 takım!

Bu ne demek?

Yakın zamanda Edirne’nin sporunu geliştirelim, spora katkı verelim derken, ortada takım kalmaması demek!

Belki de voleybol ve basketbol liglerinin bile kurulamayacak duruma gelmesi demek…

**

Okullar gibi spor dünyası da 2026-2027 sezonuna girdi.

Ne var ki Edirneli sporseverler sezona oldukça tatsız başlıyor.

Değerli kardeşim İsmail Demiray’ın Edirne’de bu alanda gelinen durumu değerlendirdiği yazısını geçtiğimiz günlerde “Sporda Fiyasko” başlığıyla okurlarımıza sunmuştuk.

Edirnespor 3. Lig’den amatöre düştü…

Milyonlarca lira harca, düş!

DSİ Kadın Basketbol Takımı, Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’ne veda etmek zorunda kaldı.

Bu da parasızlıktan…

Bir Olin Edirne vardı basketbolda…

Bir rüya gibi geldi, geçti.

O da öyle…

Voleybolda, hentbolda durum ortada…

Bunlar da aynen…

**

Tüm bunları düşünürken…

Öğrenci velisi dostumun okul spor salonları derdi beni de gerdi!

Çünkü mesele sadece bir salon meselesi değil.

Mesele, çocukların spor yapabileceği alanların nasıl kullanılacağı…

Mesele, kulüplerin ayakta kalıp kalamayacağı…

Mesele, Edirne’nin gelecekte hangi branşlarda takım çıkarabileceği…

Bugün birkaç milyon liralık bir ihale bedelini konuşuyoruz.

Yarın belki de “Edirne’de neden takım yok?” diye soracağız.

O zaman da dönüp kendimize bakmamız gerekecek.

Çünkü sporcu yetiştirmek istiyorsak önce çocuklara oynayacak alan bırakmamız gerekiyor.

Kulüplerin nefes almasını istiyorsak, onların nefesini kesecek maliyetleri de iyi hesaplamamız gerekiyor.

Yoksa…

Edirne sporunu ileri götürelim derken;

Geri vitese takmış olmayalım!

Devamını Oku

MAVİ BAYRAK – 2

MAVİ BAYRAK – 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Saros’da sezon bitti sayılır…

Geçen hafta bugün bu köşede, Edirne İl Genel Meclisi Toplantısı’nda gündeme gelmesi üzerine Saros’da “Mavi Bayrak”sızlık konusunu ele almaya çalıştım.

İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu tarafından sunulan raporda, dünyanın kendi kendini temizleyebilen sayılı su kaynaklarından biri olarak gösterilen Saros Körfezi’nde Mavi Bayraklı plaj bulunmadığına dikkat çekilmişti.

Enez İl Genel Meclis Üyesi Şenol Kılıç da söz alarak, önceleri İstanbul Üniversitesi tesisleri ile Erikli’de “Mavi Bayrak” bulunduğunu söylemişti.

Yani, varmış da yalan olmuş…

**

Sosyal medyada paylaştığım “Mavi Bayrak” yazıma kıymetli dostum Şükrü Akıllı, fotoğrafla birlikte eklediği yorumla oldukça somut bir katkıda bulundu.

Aynen şöyle:

“Sevgili Bülent arkadaşım, öncelikle mavi bayrak konusuna değinmenizden dolayı teşekkür ederim.

Saros Körfezi’nde Erikli sahiline ilk defa Mavi Bayrak 2014 ve 2015 yıllarında alınmıştır. Erikli’de görev yaptığım o yıllarda özel gayret ve çalışmalarım, emeklerim sonucunda Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’na başvurduk.

33 temel kriteri karşılayan prestijli bir çevre ödülünü 2014 ve 2015 yıllarında iki defa aldık. Resmi törenle 23.6.2014 tarihinde Erikli sahilinde Mavi Bayrağı çektik. Uluslararası düzeyde il olarak Edirne’yi, sahil olarak da Erikli’yi tanıtma onurunu yaşattık.

Ben de iki yıl Mavi Bayrak temsilciliğini yaptım. Daha sonraki yıllarda Mavi Bayrak alındığına tanık olmadım. Bu bilgiyi de paylaşmak istedim.”

**

Daha sonra kendisiyle WhatsApp üzerinden yazıştık.

O yıllarda Erikli’de Turizm Kooperatifi olarak adeta bir belediye gibi çalıştıklarını anlattı.

Daha sonra kooperatifi feshederek Erikli’yi Keşan Belediyesi’ne devrettiklerini söyledi.

Öngörülen kriterleri yerine getirmenin kolay olmadığını da anlattı.

“Bu çalışmaları yapacak ve amaç edinen kimse de yok düşüncesindeyim” diye ekledi.

Kooperatif belediye gibi çalışırken Mavi Bayrak alan Erikli, anlaşılan o ki devrettikleri belediye aynı şekilde çalışamayınca Mavi Bayrak’a da veda etmiş.

Kısacası…

Mavi Bayrak sizlere ömür!

**

Müşerref Gizerler arkadaşımız da endişelerini şöyle dile getirdi:

“Keşan Sazlıdere köyü sahilinde yapılan BOTAŞ FSRU limanı yapım aşamasında Saros Körfezi’nde büyük tahribata yol açtığı ve doğalgaz taşıyan tankerlerin zararlarının devam edeceği hususları çevre uzmanlarınca, Saros Gönüllüleri’nce de defalarca gündeme getirilmişti.

Gelecekte kendini temizleme hızı korkarım yetersiz kalacak gibi.

Bu yıl ağustos ayında dip akıntılarını ve su soğukluğunu ben yeterince hissetmedim. Ayrıca sizin de belirttiğiniz üzere çevre kirliliği aldı başını gidiyor, derelerden akan kimyasallı sular hep risk.”

**

Erkut Erdem’in tespitleri de dikkat çekici:

“Balıkçı barınaklarının yol açtığı kıyı erozyonu nedeniyle Gülçavuş, Yayla gibi yerlerde kumsal kalmadı. Plajlar çamur, kaya doldu, kum kalmadı.

Mavi Bayrak için önce plaj lazım.

Balıkçı barınakları Mavi Bayrak alacak plaj bırakmadı.”

**

Peki, “sizlere ömür”e neden olan kriterlere şöyle bir göz atsak…

Kriterler; zorunlu (z) ve tavsiye niteliğindeki kılavuz (k) ilkeler olmak üzere iki grupta sınıflandırılıyor.

Kriter 1: Mavi Bayrak Programı ve diğer FEE eko-etiketi ile ilgili bilgiler plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 2: Sezon süresince farklı kategorilerde en az beş çevre bilinçlendirme etkinliği gerçekleştirilmelidir. (z)

Kriter 3: Yüzme suyu kalitesi bilgileri (deniz suyu analiz sonuçları) plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 4: Plaj kullanıcıları için yörede yer alan ekosistem, hassas doğal alanlar, çevresel unsurlar ve kültürel alanlar ile ilgili bilgiler panoda sergilenmelidir. (z)

Kriter 5: Plajda bulunan donanımı ve olanakları gösteren bir harita Mavi Bayrak Panosu’nda sergilenmelidir. (z)

Kriter 6: Yasalara göre hazırlanan plaj davranış kuralları panoda sergilenmeli ve plaj kullanımını düzenleyen yasalar istenildiğinde kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 7: Plaj, numune alım yöntemi ve numune alma takvimi konusundaki şartlara tamamen uymalıdır. (z)

Kriter 8: Plaj, alınan numunelerin analizi konusunda yüzme suyu kalitesi analiz standartları ve şartlarına tamamen uymak zorundadır. (z)

Kriter 9: Sanayi ve kanalizasyon atıkları plaj alanını etkilememelidir. (z)

Kriter 10: Yüzme suyu değerleri, mikrobiyolojik parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 11: Yüzme suyu fiziksel ve kimyasal parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 12: Plajın bağlı olduğu yerel yönetim/plaj yöneticisi, plajlarda çevresel denetimleri ve kontrolleri yapmak ve bir çevre yönetim sistemini oturtmak amacıyla belde bazında Mavi Bayrak Plaj Yönetim Komitesi oluşturmalıdır. (k)

Kriter 13: Plaj, arazi kullanımı ve işletme açısından kıyı alanları kullanımını içeren tüm yasa ve yönetmeliklere uymalıdır. (z)

Kriter 14: Hassas alanların yönetiminde ilgili yönetmeliklere uyulmalıdır. (z)

Kriter 15: Plaj temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 16: Plaja gelen yosun ve diğer doğal bitki kalıntıları, kötü bir görüntü yaratmadığı sürece plajda bırakılmalıdır. (z)

Kriter 17: Plajda yeterli sayıda çöp kutusu, atık konteyneri bulunmalı, düzenli olarak boşaltılmalı ve temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 18: Geri dönüştürülebilen atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için imkânlar olmalıdır. (z)

Kriter 19: Yeterli sayıda sıhhi olanaklar (tuvalet-lavabo) bulunmalıdır. (z)

Kriter 20: Sıhhi olanaklar temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 21: Sıhhi olanaklar atık su sistemine bağlı olmalıdır. (z)

Kriter 22: Plajda izinsiz kamp, araç kullanımı ve herhangi bir atık boşaltımı yapılmamalıdır. (z)

Kriter 23: Köpekler ve diğer evcil hayvanların plaja girişleri katı bir şekilde kontrol edilmelidir. (z)

Kriter 24: Plajın bütün yapı ve ekipmanları bakımlı olmalıdır. (z)

Kriter 25: Yörede deniz ve tatlı su hassas alanları varsa, buradaki doğal yaşamı izleme programı uygulanmalıdır. (z)

Kriter 26: Plaj alanına ve belde içerisinde sürdürülebilir ulaşım araçları (toplu taşıma, bisiklet vb.) teşvik edilmelidir. (k)

Kriter 27: Kamu güvenliği için gerekli önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 28: Plajda ilkyardım malzemeleri bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 29: Kirlilik kazaları ve riskleri ile mücadele edebilecek acil durum planları oluşturulmalıdır. (z)

Kriter 30: Plajda farklı kullanımlar sonucu olabilecek kazalara karşı önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 31: Plajda kullanıcıların güvenliği için gerekli önlemler alınmalı ve halka ücretsiz erişim hakkı tanınmalıdır. (z)

Kriter 32: Plajda içme suyu bulundurulmalıdır. (k)

Kriter 33: Beldede en az bir Mavi Bayraklı plajda engelliler için tuvalet, erişim rampası gibi imkânlar bulunmalıdır. (z)

**

Ben saydım…

Üç tane (k) var!

Geriye kalan 30 kriterin tamamı (z)!

Yani…

z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z!

(Z)or dostum, (z)or…

Ama asıl zor olan bu 30 kriteri yerine getirmek mi?

Yoksa Saros gibi bir değeri yıllar içinde “Mavi Bayrak”sız bırakmak mı?

İşte onu da si(z) düşünün…

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya