DOLAR 44,7223 0.22%
EURO 52,3969 -0.14%
ALTIN 6.780,92-0,46
BIST 14.058,51-0,11%
BITCOIN 32273451,84%
Edirne
12°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

BUDAMA

BUDAMA
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Edirne Kent Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde düzenlediği “Edirne’de Peyzaj Uygulamaları” panelinde akademisyenler konuştu, belediye anlattı…

Biri “işin doğrusu bu” dedi, diğeri “biz zaten öyle yapıyoruz” diye yanıtladı.

Peki, Edirneli ikna oldu mu?

Tartışılır.

**

Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı ve T.Ü. Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Beste Karakaya Aytin net konuştu:

“Ağaç dikmek yetmez, doğru planlamak gerekir.”

Yani mesele yol kenarına fidan sıkıştırmak değil…

Kenti baştan sona bağlayan bir yeşil sistem kurmak.

Kısa vadeli değil, en az 20 yıllık bir akıl…

Şimdi soru şu:

Edirne’de yapılanlar gerçekten böyle bir planın ürünü mü?

Yoksa “dik gitsin” anlayışının biraz daha makyajlanmış hâli mi?

**

Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı ve T.Ü. Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sergun Dayan açık açık söyledi:

Meyve ağaçları şehir içinde sorun…

Fazla su isteyen türler yanlış…

Dar kaldırımlara ağaç dikmek ise doğrudan hata…

Panelin en can alıcı noktası ise şu cümlede özetlendi:

“Her ağaç her yere dikilmez.”

Yani yıllardır gözümüzün önünde yapılan bazı uygulamalar bilimsel olarak pek de savunulabilir değil.

**

Gelelim meselenin en tartışmalı kısmına:

Budama…

Edirne Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Pınar Kırımlı Tabak diyor ki:

“Estetik değil, güvenlik.”

Fırtına riski var…

Ağaç dışarıdan sağlıklı görünür ama içten çürümüş olabilir…

Bu yüzden sert budama gerekli…

Kâğıt üzerinde mantıklı.

Ama sahaya indiğinizde manzara biraz daha farklı.

Sonuç olarak panel, Edirne’deki tartışmayı bitirmedi; aksine daha görünür hâle getirdi.

Edirne’de mesele ağaç dikmek değil…

Doğru ağacı, doğru yere, doğru yöntemle dikmek ve en önemlisi o ağacı doğru şekilde yaşatmak.

Gölge büyüyor ama tartışma da onunla birlikte büyümeye devam ediyor.

**

Söğütlük Orman Parkı Millet Bahçesi’ne yürüyüşe giden bir vatandaşın çekip geçen hafta Haber Merkezimize gönderdiği fotoğraflar görenlere “Kaskınızı takmadan gitmeyin” dedirtecek cinsten.

Dallar kırılmış…

Kopmuş…

Ama yere düşmemiş.

Ağaçta asılı duruyor.

Altından insanlar geçiyor.

Çocuklar, bebek arabaları, yaşlılar…

Ve hemen yanında bir tabela:

“Dikkat, ağaç dalları düşebilir.”

**

Bu tabela beni alıp taa Kastamonu’ya kadar götürdü.

“Daş düşebülü, ayu çıkabülü” (Taş düşebilir, ayı çıkabilir) tabelası, Kastamonu’nun ormanlık ve dağlık bölgelerinde yer aldığı rivayet edilen mizahi bir uyarı levhasıdır.

Meşhur tabela, bölgenin yaban hayatının yoğunluğuna ve dağlık yapısına mizahi bir atıftır.

Edirne’deki de ondan farksız…

Yoksa izahı var; mizahı yok!

Yani, iş ciddi…

Trakya ağzıyla:

“Abe dal düşebilir beyaa!”

Devamını Oku

TENCERE

TENCERE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Seçim lafı bir düştü mü memleketin ortasına…

Bilin ki mutfakta bir şeyler ters gidiyordur.

Baskın, ara, erken, zamanında…

Adı ne olursa olsun, seçim tartışması yeniden ülkenin gündeminde.

Bu kez fitili ateşleyen CHP lideri Özgür Özel oldu.

Ara seçim çağrısı…

Kimi “siyasi hamle” dedi, kimi “nabız yoklama”…

**

Adalet Partisi’nden İlhami Ertem 4 Nisan 1978’de vefat edince Edirne’nin vekil sayısı 3’e düştü.

Bundan tam 47 yıl önceydi…

Edirne dahil Konya, Manisa, Muğla ve Aydın olmak üzere 5 ilde, 14 Ekim 1979’da ara seçim kararı alındı.

İki yıl önce, yani 1977 seçimlerinde oy patlaması yapan Ecevit iktidarda…

Ülke 70 cente muhtaçken başa geçmişti.

Sandığa gidilen o günlerin manzarası neydi?

Mazot yokluğundan otobüsler kalkmıyor…

Yağ yok…

Tüp yok…

Kuyruk var…

Karaborsa var…

Ve en önemlisi:

Geçim derdi var!

Aradan geçen bunca yılın ardından gerçekten değişen ne?

**

Bugün?

Etiketler değişti, sıkıntı aynı kaldı.

Raflar dolu ama cepler boş…

Kuyruk yok belki…

Ama herkes görünmez bir kuyruğun içinde: Geçim kuyruğu.

O gün “yağ kuyruğu” vardı, bugün “fiyat kuyruğu”…

Değişen sadece şekil.

**

1979’da sandık kuruldu.

Seçim öncesi…

O yıllarda partiler mitinglerini Selimiye Meydanı’nda gerçekleştiriyordu.

Edirne’ye ilk gelen ana muhalefet partisi Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Süleyman Demirel oldu.

Tarih, 17 Eylül 1979.

Meydan hıncahınç dolu.

Demirel’e büyük moral…

Demirel’den 6 gün sonra, 23 Eylül 1979’da bu kez Selimiye Meydanı’nı CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit doldurdu.

Onda da meydan hıncahınç dolu.

Ecevit’e de büyük moral.

Peki sonuç?

**

Ve seçim günü geldi çattı:

Sandıklar açılınca Adalet Partisi’nde oy patlaması, CHP’de ise şok yaşandı…

Kırat 5’te 5 yaptı.

Seçim sonuçları iktidarı öyle bir sarstı ki, hemen ardından 42. Hükümet düştü, Bülent Ecevit başbakanlıktan oldu.

Süleyman Demirel’in o meşhur sözü bir kez daha doğrulandı:

“Tencere her hükümeti sallar!”

Ve o tencere, sadece mutfakta değil, sandıkta da kaynadı.

**

Bugün Özgür Özel’in çıkışıyla yeniden bir ara seçim ihtimali konuşuluyor.

Gerçekleşir mi?

Ama tartışma sürüyor.

Ve daha önemlisi:

Ekonomi yine başrolde.

**

Şimdi soru şu:

1979’da olduğu gibi…

Tencere yine sandığı etkiler mi?

Yoksa bu kez tencere kaynar… ama sandık susar mı?

Devamını Oku

FUTBOL – SALON SPORLARI

FUTBOL – SALON SPORLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-4.jpg

Hudut Gazetesi’nin arşivini karıştırıyorum…

Tarih: 6 Mayıs 2025.

Edirne’nin olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcusu, dünya şampiyonu judocu İlknur Kobaş Tepe, İl Genel Meclisi’nde konuşuyor.

Söyledikleri basit ama sarsıcı: Salon sporlarına destek yok.

Daha da önemlisi…

Başarılı sporcuya bile destek yok.

Uluslararası arenada derece yapan sporcuların dahi federasyonlardan yeterli desteği alamadığını söylüyor.

Ama asıl dikkat çektiği yer başka:

Edirne’de spora ayrılan kaynakların neredeyse tek bir alana yönelmesi…

Futbol.

Ve ardından soruyor:

“Edirne’mizden kaç tane üst düzey sporcu çıktı? Üst liglerde kaç futbolcumuz var?”

Sahi, kaç tane var?

**

Bir tarafta minderin üstünde, tatamide, parkede ter döken çocuklar…

Diğer tarafta milyonların konuşulduğu futbol kulüpleri.

Edirne’de denge çoktan bozulmuş durumda.

Yıllardır aynı refleks:

“Edirnespor’u ayağa kaldıralım.”

Peki sonuç?

18 yıl aradan sonra çıkılan lig…

Ve şimdi, 6 yıl sonra yeniden amatör lige dönüş.

Küme düşmesi haftalar öncesinden kesinleşmiş bir tablo.

Onca para, onca umut, onca zaman uçup gidiyor.

**

İşin daha çarpıcı tarafı şu: Aynı kaynaklarla kaç sporcu yetiştirilebilirdi?

Kaç genç hayatını değiştirebilirdi?

Bir sporcunun uluslararası başarı elde etmesi için gereken destek, çoğu zaman bir futbolcunun yıllık maliyetinin bile altında.

Ama biz ne yapıyoruz?

Bir kişiye değil…

Bir sisteme değil…

Bir alışkanlığa yatırım yapıyoruz.

Adı: Futbol.

**

Oysa mesele sadece Edirne değil.

Türkiye’nin birçok şehrinde aynı hikâye yazılıyor.

Salon sporları; basketbol, voleybol, judo, güreş, masa tenisi…

Hepsi “kendi yağında kavrulmaya” bırakılıyor.

Sonra da çıkıp diyoruz ki: Neden dünya çapında sporcu çıkaramıyoruz?

Çünkü aramıyoruz.

Çünkü desteklemiyoruz.

Çünkü görmek istemiyoruz.

**

İlknur Kobaş Tepe’nin sözleri aslında bir serzeniş değil…

Bir tespit.

Hatta bir uyarı.

Diyor ki: Aynı parayla bir sporcunun hayatı değişir.

Bu cümle basit değil.

Bu cümle, bir şehrin spor politikasını sorgulatır.

**

Şimdi soralım: Edirne bir spor kenti mi?

Yoksa futbol hayaline yatırım yapan bir şehir mi?

Bir gencin kaderi neden sadece topa vurmasına bağlı olsun?

Minderde kazanan, raketiyle yükselen, potaya basan, filesiyle parlayan çocuklar neden görünmez?

**

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

İnadına futbol mu?

Yoksa gerçekten spor mu?

**

Çözüm mü?

Zor değil aslında…

Yerel yönetimler kaynakları çeşitlendirecek.

Esnaf ve sanayi tek bir kulübe değil, farklı branşlara destek olacak.

Okullar salon sporlarına yönlendirecek.

Ve en önemlisi…

Başaran sporcu yalnız bırakılmayacak.

**

Edirne’nin önünde iki yol var:

Ya bir topun peşinden koşmaya devam edecek…

Ya da bir sporcunun hayatını değiştirmeye karar verecek.

Tercih bizim!

Devamını Oku

ORDUEVİ

ORDUEVİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Orduevi binası depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkıldı.

Şimdi yerinde yeller esiyor.

Söz konusu bina, yaklaşık yarım asır önce “ben yaptım oldu” anlayışıyla kentin en müstesna yerlerinden birine inşa edildi.

Bunun için 1914 yılına kadar Küçük Zabit Okulu, ardından 1968’e kadar da Kurtuluş İlkokulu olarak eğitim veren tarihi binaya yazık oldu!

Binlerce öğrenci yetiştiren bu köklü okul o günden bu yana Sarıcapaşa Mahallesi’nde hizmet veriyor.

**

Peki, yıkılan Orduevi binasının yeri nasıl düzenlenecek?

Vali Yunus Sezer, bir buluşmada gazetecilere halka açık bir tesis olacağını, bir bölümünün otopark olarak düzenlenebileceğini söyledi.

Henüz net bir şey yok.

Buna ilişkin farklı görüşler ileri sürülüyor.

Örneğin, Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, yıkılan orduevinin yerine, kentin tarihî ve kültürel kimliğini yansıtan bir hafıza alanı oluşturulması, merkezinde de Talat Paşa heykelinin yer alması önerisinde bulundu…

Konu, Edirne Kent Konseyi Genel Kurulu’nda gündeme alındı.

Kent Konseyi’nin otopark önerisine hiç de sıcak bakmadığını anlıyoruz.

Başkan Özer Demir, binanın yıkılmasının sadece bulunduğu parselin değil o bölgenin tarihi dokuya uygun, kentlileri de sürece katarak, Tarih Kenti Edirne’ye yakışır şekilde planlanması için fırsat olduğunu söyledi.

**

Edirne’nin bazı yerleri vardır; yanından geçersiniz ama aslında içinden tarih geçer, siz fark etmezsiniz.

Mesela, Tophane Bayırı…

Bugün bir yokuş, bir mahalle, belki çoğumuz için sadece bir yol.

Ama bir zamanlar bu şehirde demir erirdi, top dökülürdü.

Sadece metal değil, imparatorluğun gücü şekil alırdı o ateşin içinde.

İstanbul’un fethine giden topların nefesi, bu şehrin bağrından çıkardı.

Şimdi o bayırdan çıkan ne?

En fazla bir egzoz dumanı.

Biraz aşağı inin, işte tam orası Orduevi binası…

**

Tophane Bayırı, Edirne’nin en eski yerleşim ve askeri üretim alanlarından biri olarak biliniyor.

Osmanlı döneminde “top dökümhanelerinin bulunduğu alan” olarak öne çıkıyor.

Özellikle Edirneli Fatih Sultan Mehmet döneminde, İstanbul’un fethinde kullanılan şahi topların  döküldüğü yerlerden biri olarak anılıyor.

Bu nedenle sadece bir coğrafi nokta değil, aynı zamanda Osmanlı askeri sanayisinin kritik merkezlerinden biri kabul ediliyor.

İşte, günümüzde yapılan “İstanbul’un Fethi Edirne’den Başlar”  temsili yürüyüş ve etkinlikler de bu tarihsel hafızayı canlı tutmaya yönelik olarak öne çıkıyor.

**

Fatih Sultan Mehmet’in at üzerinde fethe gidişini tasvir eden heykel ve Şahi topları, düzenleme çalışmaları kapsamında Ekim 2021’de Selimiye Cami meydanından kaldırıldı..

Şimdi bir depoda bekletiliyor.

Tophane Bayırı, Orduevi kesiminden başlayarak Kıyık’a doğru uzuyor.

Kent Konseyi’nin de altını çizdiği gibi Orduevi binasının yıkıldığı alanın boşalması Tarih Kenti Edirne’ye yakışır şekilde planlanması için fırsat.

Yüzü İstanbul’a dönük Fatih, atı ve topları ile bu alanda konuşlansa…

Hemşehrileriyle aynı yerde buluşsa…

Tophane Bayırı’ndan başlayan temsili yürüyüş burada noktalansa…

Nokta!

.

Devamını Oku

BAYRAM GELMİŞ NEYİME!

BAYRAM GELMİŞ NEYİME!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-2.jpg

Ramazan Bayramı’nı 20-22 Mart tarihleri arasında kutlayacağız.

Yani bugün itibariyle bayram haftasına girmiş bulunuyoruz.

Yerel gazeteler Pazar günlerinin yanı sıra dini bayramlarda da çıkmıyor.

Bundan dolayı 20 Mart Cuma’dan itibaren 3 gün çıkmayacağız, 23 Mart Pazartesi günü yeniden okurlarımızla buluşacağız…

Bayramınızı bugünden kutlamak istiyoruz…

**

Evet, bayram yaklaşıyor.

Çarşıda bayram telaşı var.

Saraçlar Caddesi kalabalık…

Vitrinlerde bayramlıklar, tezgâhlarda şekerler, lokumlar…

Ama herkes için bayram aynı gelmiyor.

**

Bir emekli düşünün.

Her ay hesabına yatan 20 bin lira ile hayatını sürdürmeye çalışan bir emekli.

Ayın başında maaş yatar.

Bir gün geçer… iki gün geçer…

Sonra kira kapıyı çalar.

Ardından elektrik faturası…

Su…

Doğalgaz…

Bir de mutfak var.

En acımasızı o zaten.

Market raflarının önünde durur, etiketlere bakar.

Sepete koyacağı peynirin gramını bile düşünür.

**

Bir zamanlar bayramdan önce torunlarına bayramlık alan, evine misafir hazırlığı yapan adam şimdi pazar torbasını nasıl dolduracağını hesaplıyor.

Tatil mi?

Onu çoktan hayatından çıkardı.

Deniz kenarı, otel, yolculuk…

Bunlar artık televizyon görüntüsü gibi.

**

Ama bayram başka.

Çünkü bayramın bir de torun tarafı var.

Kapı çalınacak.

“Dedeciğim bayramın kutlu olsun” diyecek küçük bir ses.

Belki bir gün önce Saraçlar’dan geçerken torunu için küçük bir şey bakacak vitrinlere.

Sonra o küçük el uzanacak.

Çocuklar bilir…

Bayramda dedeler, nineler o ele harçlık bırakır.

İşte o an emeklinin içi biraz burkulur.

Eskiden cüzdanından gönül rahatlığıyla çıkan paranın yerinde şimdi uzun hesaplar vardır.

**

Bir de bayram ikramiyesi vardı.

Belki biraz nefes aldırır diye beklenen…

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında emekliye müjdeden söz edince herkes pür dikkat kesildi.

Ama ne var ki o da bu yıl yine 4 bin lira.

Bugünün pazarında bir torbayı bile doldurmayan bir para.

Emekli yine hesap yapar.

Toruna ne kadar versem…

Ay sonunu nasıl getirsem…

Sonra torunun avucuna bir harçlık sıkıştırır.

Gülümser.

Ama içinden geçen cümleyi kimse duymaz:

“Bayram gelmiş… neyime!”

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya