Kurban Bayramı kapıda…
Eskiden bu cümle insanın içine bir sevinç bırakırdı.
Şimdi ise milyonlarca insanın içine sıkıntı çöküyor.
Çünkü bu ülkede artık bayram yaklaşınca insanlar tatlıyı, şekeri, misafiri değil; hesabı kitabı düşünmeye başlıyor.
**
Ama önce kendimizden söz edelim.
Yerel gazeteler yarın yayımlandıktan sonra okurlarıyla yeniden Kurban Bayramı’nın ardından, yani 1 Haziran Pazartesi günü buluşacak…
Bayramınız şimdiden kutlu olsun…
**
Şimdi gelelim sadede…
Emekli maaşı ortada…
Asgari ücret ortada…
Pazardaki fiyatlar ortada…
Kasaptaki etiketler zaten başka bir gezegenden gelmiş gibi…
Fiyatlara bakınca insanın içi daralıyor.
Hal böyle olunca insanların aklındaki soru da değişiyor:
“Bu yıl hangi kurbanlığı alsak?” değil…
“Bayramı nasıl çıkaracağız?” oluyor.
**
Çarşıya çıkın görün…
Saraçlar’da vitrinlere uzun uzun bakıp eli poşetsiz dönen insanları…
Pazarda fiyat sorarken sesi kısılan emeklileri…
Kasabın önünden durup sadece etiket okuyan vatandaşları…
Bir de kurban pazarlarına gidin.
Eskiden pazarlık sesinden kulak duymazdı.
Şimdi birçok kişinin kurban pazarına yaklaşmaya bile cesareti yok.
Çünkü milyonlarca insan için kurban kesmek artık dini vecibeden önce ekonomik mesele haline geldi.
İşin daha acı tarafı ne biliyor musunuz?
Bu ülkede yıllarca çalışmış, prim ödemiş, çocuk büyütmüş emekliler bugün torununa bayram harçlığı verememenin utancını yaşıyor.
Bir emekli düşünün…
Bayram geliyor diye sevinemiyor.
Çünkü maaşı daha ayın ortasında tükenmiş.
Elektrik…
Doğalgaz…
Kira…
İlaç…
Market…
Hayat, maaşı lime lime etmiş.
**
Asgari ücretlinin hali farklı mı?
Ay başında cebine giren para, ay sonunu göremeden eriyor.
İnsanlar artık markete ihtiyaç listesiyle değil, “Acaba hangisini alamam?” hesabıyla gidiyor.
Eskiden yoksulluk konuşulurdu.
Şimdi yoksulluğun standardı oluştu.
Ve en tehlikelisi de bu zaten…
İnsanların yaşadığı sıkıntıya alışması.
**
Bir ülkede emekli et kuyruğuna razı hale gelmişse…
Asgari ücretli kurban etini yalnızca dağıtılırsa yiyebilecek durumdaysa…
Çocuklar bayramlık yerine “Bu sene idare edelim” cümlesini duyuyorsa…
Orada ekonomik kriz yalnızca rakamlarda değildir.
Vicdanlardadır.
Ama ekranlara bakıyorsunuz…
Her şey güllük gülistanlık.
Ekonomi uçuyormuş…
Büyüme rakamları rekor kırıyormuş…
Enflasyon düşüyormuş…
İyi de vatandaş neden pazarda yarım kilo domates hesabı yapıyor?
Neden insanlar bayramı sevinçle değil, masraf korkusuyla bekliyor?
Demek ki memleketin gerçek verisi TÜİK tablolarında değil…
Pazar filesinde saklı.
Çünkü vatandaşın cebinde hissedilmeyen hiçbir ekonomik başarı gerçek değildir.
**
Bayram dediğiniz şey biraz da huzurdur.
İnsanların sofrasına gönül rahatlığıyla oturabilmesidir.
Çocuğuna harçlık verirken yüzünün gülmesidir.
Misafir gelirken telaş değil mutluluk hissetmektir.
Ama bugün milyonlarca insan için bayram; neşe değil, geçim muhasebesine dönmüş durumda.
Kurban Bayramı geliyor…
Fakat memleketin büyük kısmı artık kurbanlık fiyatını değil, kıymanın gramını konuşuyor.
İşte insanın içini en çok acıtan da bu oluyor…
