DOLAR 49,07370,08%
EURO 55,2371-0,02%
ALTIN 6.542,72-0,76
BIST %
BITCOIN 41647550,67%
Edirne
20°

AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ÇİFTÇİNİN HÂL-İ PÜR-MELÂLİ!

ÇİFTÇİNİN HÂL-İ PÜR-MELÂLİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Tarımda hasat zamanı geldiğinde çiftçinin gözü tarlasında olur…

Aylarca verdiği emeğin, harcadığı mazotun gübrenin, ilacın, alın terinin karşılığını alabilecek mi?

Ürününü satıp borcunu kapatabilecek mi?

Gelecek yıl yine aynı tarlaya tohum atabilecek mi?

Ama Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun 22 Eylül’de İpsala’da yaptığı toplantının ardından kamuoyuna açıkladığı rakamlar, çiftçinin başka bir sorusunu daha gündeme taşıyor:

Çiftçi ürününü sattıktan sonra fiyat neden yükseliyor?

**

Kurulun açıklamasında buğdaydan kanolaya, ayçiçeğinden çeltiğe kadar birçok üründe dikkat çekici fiyat hareketlerine işaret ediliyor.

Buğdayın kilogram maliyetinin 18-20 lira olduğu belirtiliyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı 14 bin 750 ile 16 bin 500 lira arasındaki dönemde serbest piyasada 10-14 lira arasında satılan buğdayın, çiftçinin ürününün yüzde 70-80’ini satmasının ardından 18-20 lira seviyesine yükseldiği ifade ediliyor.

Ziraat Odaları da haklı olarak soruyor:

“Aradaki bu fiyat farkını kim kazanmıştır?”

İşte asıl mesele burada…

Çünkü çiftçi tarlasından kaldırdığı ürünü bekletemiyor.

Mazotçu beklemiyor.

Gübreci beklemiyor.

İlaççı beklemiyor.

Bankanın kredisi beklemiyor.

Borç beklemiyor.

Çiftçi de çoğu zaman ürününü hasat eder etmez satmak zorunda kalıyor.

Sonra…

Fiyat yükseliyor!

**

Kanola için de benzer bir tablo anlatılıyor.

Kilogram maliyetinin 27 lira olduğu belirtilen kanola, başlangıçta 22-27 lira seviyelerinde satılırken, çiftçinin elindeki ürünün yüzde 90’ını sattığı dönemin ardından 33 liraya çıkıyor.

Yine aynı soru:

15 günde ne değişti?

Çiftçinin tarlası mı değişti?

Mazot mu ucuzladı?

Gübre mi ucuzladı?

Üretim maliyeti mi düştü?

Hayır…

Değişen yalnızca fiyat!

Ve o fiyat yükseldiğinde ürünün büyük bölümünü elinden çıkarmış olan yine çiftçi…

**

Ayçiçeğinde ise mesele biraz daha büyük.

Çünkü ayçiçeği sadece bir tarla ürünü değil.

Trakya’nın, dolayısıyla Edirne’nin ekonomik hayatının önemli parçalarından biri.

Ziraat Odaları, son iki yılda yaşanan düşük verim ve fiyatlar nedeniyle ayçiçeği ekiminde yüzde 30’a varan azalma yaşandığını söylüyor.

Bu yıl ise yağışların da etkisiyle verim konusunda umutlar artmış.

Çiftçi, “Bu yıl hiç olmazsa biraz nefes alalım” demiş.

Ama ardından ithalat politikalarındaki değişiklikler ve ham yağ ithalatı gündeme gelmiş.

Ve fiyatlar yeniden aşağıya gelmiş.

Ziraat Odaları burada da uyarıyor:

Bugünün fiyat politikası yarının ekim kararını belirler.

Çiftçi para kazanamazsa ayçiçeği ekmez.

Ayçiçeği ekilmezse ithalat artar.

İthalat arttıkça dışarıya daha fazla döviz gider.

Döviz giderken de sadece çiftçi değil, hepimiz kaybederiz.

Çünkü sofradaki yağın fiyatı tarladaki ayçiçeğinden bağımsız değildir.

**

Şimdi sıra Edirne’nin bir başka stratejik ürününde…

Çeltik!

Edirne’nin tarımında da ekonomisinde de çeltiğin yeri ayrı.

Hasat başladı.

İlk veriler normal bir sezonu işaret ediyor.

Ama üreticinin gözü yine fiyatta.

Ziraat Odaları, kilogram maliyetinin 47 lira olduğunu belirtiyor ve TMO’dan en az yüzde 35 fiyat artışı bekliyor.

Üstelik üretici sadece tarladaki maliyetlerle boğuşmuyor.

Mazot var.

Gübre var.

İşçilik var.

Sulama var.

Girdi maliyetlerindeki artış da cabası…

Dolayısıyla çeltik fiyatı yalnızca çeltik üreticisini değil, Edirne ekonomisinin tamamını ilgilendiriyor.

**

Bir de destek meselesi var.

Kâğıt üzerinde destek artıyor.

Ama çiftçinin satın alma gücü aynı oranda artmıyor.

Ziraat Odaları’nın açıklamasında çok çarpıcı bir karşılaştırma var:

2025 yılında buğdayda dönüm başına 806 liralık destekle 15,5 litre mazot alınabilirken, 2026 yılında 954 liralık destekle alınabilen mazot miktarının 9,5 litreye düştüğü belirtiliyor.

Rakamlar ortada.

Destek artmış görünüyor.

Ama çiftçinin aldığı mazot azalmış.

Üstelik bu desteklerin 2027’nin şubat ve mart aylarında ödeneceği belirtiliyor.

Bugünün mazot fiyatıyla yarının desteğini ölçmeye kalkarsanız…

Çiftçinin neden “Destek değil, zamanında ödeme” dediğini daha iyi anlarsınız.

**

Bütün bunların sonunda Ziraat Odaları’nın çok önemli bir uyarısı var:

Desteklerin ekim sonuna kadar ödenmesi ve düşük fiyatlardan dolayı oluşan kayıpları telafi etmek amacıyla yeniden kilogram başına prim verilmesi isteniyor.

Çünkü mesele yalnızca çiftçinin cebindeki para değil.

Mesele tarlanın boş kalıp kalmayacağı…

Köylerin yaşayıp yaşamayacağı…

Gençlerin toprağa dönüp dönmeyeceği…

Ve en önemlisi…

Soframıza koyacağımız gıdanın nereden geleceği.

Çiftçi üretmezse ne olur?

Bu sorunun cevabını market raflarında aramaya başladığımızda iş işten geçmiş olabilir.

O nedenle Ziraat Odaları’nın açıklamasının son cümlesi aslında bütün tartışmanın özeti:

“Biz üretmezsek ülke aç kalır!”

**

Biz de buradan bir cümle ekleyelim:

Çünkü tarlada kaybedilenin faturası, eninde sonunda sofraya gelir.

Ve o faturayı da yalnızca çiftçi ödemez.

**

Bir-iki cümle daha şart gibi…

Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun İpsala’daki toplantısından tam 17 gün önce Trakya’nın bereketli toprakları için 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de “acele kamulaştırma” kararı yayımlandı…

Bunun üzerine söz konusu kararla gündeme gelen “kaya gazı” konusunda pek çok kişi ve kuruluş talep ve endişelerini dile getirdi, getirmeye devam ediyor.

Ancak, kararın birinci derece muhatabı başta Ziraat Odaları olmak üzere çiftçi kuruluşlarından bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bir açıklama görmediğimi de belirtmek isterim.

Son açıklamayı geçen Cuma Trakya Platformu Edirne İl Yürütmesi’nden duyduk…

Bu kararın ulusal gıda güvenliği ve ekosistem bütünlüğü açısından ciddi riskler barındırdığı ileri sürüldü…

Anlaşılan o ki, Trakya Platformu bu konuda oldukça ciddi…

Onların gazı alınacak gibi değil!

Devamını Oku

EDİRNE SPORUNDA GERİ VİTES!

EDİRNE SPORUNDA GERİ VİTES!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-2.jpg

2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı geçtiğimiz hafta bugün başladı.

Sendikalardan, siyasi partilerden eğitimdeki olumsuzluklara yönelik açıklamalar birbirini izledi.

Son açıklama Öğrenci Veli Derneği Edirne Şubesi’nden geldi.

Yeni eğitim-öğretim döneminin, bir yıldır değişmeyen sorunlarla açıldığına dikkat çekildi.

Yoksulluk büyürken ücretsiz okul yemeğinin hâlâ verilmediği vurgulandı.

Geçen Cuma günkü nüshamızda bu önemli konuya, “Yeni ders yılında da sorunlar aynı… Okul yemeği ne zaman?” diye sorarak manşetten yer verdik…

**

Dernek tarafından, kamusal eğitime bütçeden ayrılan payın giderek düşmesinin sorunların ana kaynağını oluşturduğunun altı çizildi…

Laik ve bilimsel eğitimdeki aşınmanın derinleşerek devam ettiği belirtildi…

Yetersiz okullaşmanın getirdiği sorunların, eğitime erişimdeki eşitsizliği beslediğine dikkat çekildi…

Türkiye’de milyonlarca çocuğun ekonomik krizle derinleşen yoksulluktan etkilendiği vurgulandı…

Çocukların yoksulluk nedeniyle okula devam edemedikleri vurgulandı…

Buraya ayrı bir parantez açmak gerekiyor:

“Devam edebilenler ise okula aç gitmektedir” denildi…

**

Öğrenci Veli Derneği’nin, bu tablonun yerel yüzünü de ihmal etmediğini gördük.

Mesela, fiziki yetersizlikler!

Özellikle yerleşim bölgelerindeki kalabalık sınıflar!

Birleştirilen okullar!

İnşası bekleyen projeler!

**

Şimdi yazmaya çalışacaklarım, Öğrenci Veli Derneği’nin söz konusu açıklamasında yer almıyor.

Ama yine okullarla ilgili…

Sporla iç içe olan, bir öğrenci velisi dostumdan yukarıdaki haberin yayınlandığı gün WhatsApp üzerinden bir ileti aldım.

Sonra ilgimi çekince kendisiyle telefonla da görüşerek konuyu tam anlamıyla kavramaya çalıştım.

Edirne’de kulüpler antrenmanlarını okul spor salonlarında yapıyor.

Gelinen noktada, Edirne’de okul spor salonlarının ihale yoluyla kiraya çıkarılacağı yönündeki söylemler giderek yayılıyor.

İhalede alt yüklenici olmayacak…

Sadece ihaleyi alan kulüp alanı kullanabilecek.

Bir başka deyişle, diğer kulüpler karşıdan bakacak!

Bazı illerde bu tür ihalelerin yapıldığını öğreniyoruz.

Astronomik rakamlar…

Yıllık 2 milyon, 2,5 milyon lira…

Hem de KDV hariç!

“Bunu karşılayacak Edirne’de ne kulüp var ne de bir takım var” diyor dostum.

Hadi, diyelim ki bu rakamlar karşılandı.

Edirne’de 4-5 salon varsa…

4-5 takım!

Bu ne demek?

Yakın zamanda Edirne’nin sporunu geliştirelim, spora katkı verelim derken, ortada takım kalmaması demek!

Belki de voleybol ve basketbol liglerinin bile kurulamayacak duruma gelmesi demek…

**

Okullar gibi spor dünyası da 2026-2027 sezonuna girdi.

Ne var ki Edirneli sporseverler sezona oldukça tatsız başlıyor.

Değerli kardeşim İsmail Demiray’ın Edirne’de bu alanda gelinen durumu değerlendirdiği yazısını geçtiğimiz günlerde “Sporda Fiyasko” başlığıyla okurlarımıza sunmuştuk.

Edirnespor 3. Lig’den amatöre düştü…

Milyonlarca lira harca, düş!

DSİ Kadın Basketbol Takımı, Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’ne veda etmek zorunda kaldı.

Bu da parasızlıktan…

Bir Olin Edirne vardı basketbolda…

Bir rüya gibi geldi, geçti.

O da öyle…

Voleybolda, hentbolda durum ortada…

Bunlar da aynen…

**

Tüm bunları düşünürken…

Öğrenci velisi dostumun okul spor salonları derdi beni de gerdi!

Çünkü mesele sadece bir salon meselesi değil.

Mesele, çocukların spor yapabileceği alanların nasıl kullanılacağı…

Mesele, kulüplerin ayakta kalıp kalamayacağı…

Mesele, Edirne’nin gelecekte hangi branşlarda takım çıkarabileceği…

Bugün birkaç milyon liralık bir ihale bedelini konuşuyoruz.

Yarın belki de “Edirne’de neden takım yok?” diye soracağız.

O zaman da dönüp kendimize bakmamız gerekecek.

Çünkü sporcu yetiştirmek istiyorsak önce çocuklara oynayacak alan bırakmamız gerekiyor.

Kulüplerin nefes almasını istiyorsak, onların nefesini kesecek maliyetleri de iyi hesaplamamız gerekiyor.

Yoksa…

Edirne sporunu ileri götürelim derken;

Geri vitese takmış olmayalım!

Devamını Oku

MAVİ BAYRAK – 2

MAVİ BAYRAK – 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Saros’da sezon bitti sayılır…

Geçen hafta bugün bu köşede, Edirne İl Genel Meclisi Toplantısı’nda gündeme gelmesi üzerine Saros’da “Mavi Bayrak”sızlık konusunu ele almaya çalıştım.

İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu tarafından sunulan raporda, dünyanın kendi kendini temizleyebilen sayılı su kaynaklarından biri olarak gösterilen Saros Körfezi’nde Mavi Bayraklı plaj bulunmadığına dikkat çekilmişti.

Enez İl Genel Meclis Üyesi Şenol Kılıç da söz alarak, önceleri İstanbul Üniversitesi tesisleri ile Erikli’de “Mavi Bayrak” bulunduğunu söylemişti.

Yani, varmış da yalan olmuş…

**

Sosyal medyada paylaştığım “Mavi Bayrak” yazıma kıymetli dostum Şükrü Akıllı, fotoğrafla birlikte eklediği yorumla oldukça somut bir katkıda bulundu.

Aynen şöyle:

“Sevgili Bülent arkadaşım, öncelikle mavi bayrak konusuna değinmenizden dolayı teşekkür ederim.

Saros Körfezi’nde Erikli sahiline ilk defa Mavi Bayrak 2014 ve 2015 yıllarında alınmıştır. Erikli’de görev yaptığım o yıllarda özel gayret ve çalışmalarım, emeklerim sonucunda Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’na başvurduk.

33 temel kriteri karşılayan prestijli bir çevre ödülünü 2014 ve 2015 yıllarında iki defa aldık. Resmi törenle 23.6.2014 tarihinde Erikli sahilinde Mavi Bayrağı çektik. Uluslararası düzeyde il olarak Edirne’yi, sahil olarak da Erikli’yi tanıtma onurunu yaşattık.

Ben de iki yıl Mavi Bayrak temsilciliğini yaptım. Daha sonraki yıllarda Mavi Bayrak alındığına tanık olmadım. Bu bilgiyi de paylaşmak istedim.”

**

Daha sonra kendisiyle WhatsApp üzerinden yazıştık.

O yıllarda Erikli’de Turizm Kooperatifi olarak adeta bir belediye gibi çalıştıklarını anlattı.

Daha sonra kooperatifi feshederek Erikli’yi Keşan Belediyesi’ne devrettiklerini söyledi.

Öngörülen kriterleri yerine getirmenin kolay olmadığını da anlattı.

“Bu çalışmaları yapacak ve amaç edinen kimse de yok düşüncesindeyim” diye ekledi.

Kooperatif belediye gibi çalışırken Mavi Bayrak alan Erikli, anlaşılan o ki devrettikleri belediye aynı şekilde çalışamayınca Mavi Bayrak’a da veda etmiş.

Kısacası…

Mavi Bayrak sizlere ömür!

**

Müşerref Gizerler arkadaşımız da endişelerini şöyle dile getirdi:

“Keşan Sazlıdere köyü sahilinde yapılan BOTAŞ FSRU limanı yapım aşamasında Saros Körfezi’nde büyük tahribata yol açtığı ve doğalgaz taşıyan tankerlerin zararlarının devam edeceği hususları çevre uzmanlarınca, Saros Gönüllüleri’nce de defalarca gündeme getirilmişti.

Gelecekte kendini temizleme hızı korkarım yetersiz kalacak gibi.

Bu yıl ağustos ayında dip akıntılarını ve su soğukluğunu ben yeterince hissetmedim. Ayrıca sizin de belirttiğiniz üzere çevre kirliliği aldı başını gidiyor, derelerden akan kimyasallı sular hep risk.”

**

Erkut Erdem’in tespitleri de dikkat çekici:

“Balıkçı barınaklarının yol açtığı kıyı erozyonu nedeniyle Gülçavuş, Yayla gibi yerlerde kumsal kalmadı. Plajlar çamur, kaya doldu, kum kalmadı.

Mavi Bayrak için önce plaj lazım.

Balıkçı barınakları Mavi Bayrak alacak plaj bırakmadı.”

**

Peki, “sizlere ömür”e neden olan kriterlere şöyle bir göz atsak…

Kriterler; zorunlu (z) ve tavsiye niteliğindeki kılavuz (k) ilkeler olmak üzere iki grupta sınıflandırılıyor.

Kriter 1: Mavi Bayrak Programı ve diğer FEE eko-etiketi ile ilgili bilgiler plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 2: Sezon süresince farklı kategorilerde en az beş çevre bilinçlendirme etkinliği gerçekleştirilmelidir. (z)

Kriter 3: Yüzme suyu kalitesi bilgileri (deniz suyu analiz sonuçları) plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 4: Plaj kullanıcıları için yörede yer alan ekosistem, hassas doğal alanlar, çevresel unsurlar ve kültürel alanlar ile ilgili bilgiler panoda sergilenmelidir. (z)

Kriter 5: Plajda bulunan donanımı ve olanakları gösteren bir harita Mavi Bayrak Panosu’nda sergilenmelidir. (z)

Kriter 6: Yasalara göre hazırlanan plaj davranış kuralları panoda sergilenmeli ve plaj kullanımını düzenleyen yasalar istenildiğinde kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 7: Plaj, numune alım yöntemi ve numune alma takvimi konusundaki şartlara tamamen uymalıdır. (z)

Kriter 8: Plaj, alınan numunelerin analizi konusunda yüzme suyu kalitesi analiz standartları ve şartlarına tamamen uymak zorundadır. (z)

Kriter 9: Sanayi ve kanalizasyon atıkları plaj alanını etkilememelidir. (z)

Kriter 10: Yüzme suyu değerleri, mikrobiyolojik parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 11: Yüzme suyu fiziksel ve kimyasal parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 12: Plajın bağlı olduğu yerel yönetim/plaj yöneticisi, plajlarda çevresel denetimleri ve kontrolleri yapmak ve bir çevre yönetim sistemini oturtmak amacıyla belde bazında Mavi Bayrak Plaj Yönetim Komitesi oluşturmalıdır. (k)

Kriter 13: Plaj, arazi kullanımı ve işletme açısından kıyı alanları kullanımını içeren tüm yasa ve yönetmeliklere uymalıdır. (z)

Kriter 14: Hassas alanların yönetiminde ilgili yönetmeliklere uyulmalıdır. (z)

Kriter 15: Plaj temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 16: Plaja gelen yosun ve diğer doğal bitki kalıntıları, kötü bir görüntü yaratmadığı sürece plajda bırakılmalıdır. (z)

Kriter 17: Plajda yeterli sayıda çöp kutusu, atık konteyneri bulunmalı, düzenli olarak boşaltılmalı ve temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 18: Geri dönüştürülebilen atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için imkânlar olmalıdır. (z)

Kriter 19: Yeterli sayıda sıhhi olanaklar (tuvalet-lavabo) bulunmalıdır. (z)

Kriter 20: Sıhhi olanaklar temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 21: Sıhhi olanaklar atık su sistemine bağlı olmalıdır. (z)

Kriter 22: Plajda izinsiz kamp, araç kullanımı ve herhangi bir atık boşaltımı yapılmamalıdır. (z)

Kriter 23: Köpekler ve diğer evcil hayvanların plaja girişleri katı bir şekilde kontrol edilmelidir. (z)

Kriter 24: Plajın bütün yapı ve ekipmanları bakımlı olmalıdır. (z)

Kriter 25: Yörede deniz ve tatlı su hassas alanları varsa, buradaki doğal yaşamı izleme programı uygulanmalıdır. (z)

Kriter 26: Plaj alanına ve belde içerisinde sürdürülebilir ulaşım araçları (toplu taşıma, bisiklet vb.) teşvik edilmelidir. (k)

Kriter 27: Kamu güvenliği için gerekli önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 28: Plajda ilkyardım malzemeleri bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 29: Kirlilik kazaları ve riskleri ile mücadele edebilecek acil durum planları oluşturulmalıdır. (z)

Kriter 30: Plajda farklı kullanımlar sonucu olabilecek kazalara karşı önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 31: Plajda kullanıcıların güvenliği için gerekli önlemler alınmalı ve halka ücretsiz erişim hakkı tanınmalıdır. (z)

Kriter 32: Plajda içme suyu bulundurulmalıdır. (k)

Kriter 33: Beldede en az bir Mavi Bayraklı plajda engelliler için tuvalet, erişim rampası gibi imkânlar bulunmalıdır. (z)

**

Ben saydım…

Üç tane (k) var!

Geriye kalan 30 kriterin tamamı (z)!

Yani…

z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z!

(Z)or dostum, (z)or…

Ama asıl zor olan bu 30 kriteri yerine getirmek mi?

Yoksa Saros gibi bir değeri yıllar içinde “Mavi Bayrak”sız bırakmak mı?

İşte onu da si(z) düşünün…

Devamını Oku

MAVİ BAYRAK

MAVİ BAYRAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan.jpg

Edirne İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu tarafından hazırlanan ve geçen haftaki oturumda sunulan raporda, dünyanın kendi kendini temizleyebilen sayılı su kaynaklarından biri olarak gösterilen Saros Körfezi’nde Mavi Bayraklı plaj bulunmadığına dikkat çekildi…

Saros’ta “Mavi Bayrak” konusuna hem bu köşede hem de Hudut Gazetesi olarak daha önce dikkat çekmeye çalışmıştık.

Komisyon Başkanı Salih Akar, söz konusu raporu aktarırken, Saros Körfezi gibi eşsiz bir kıyıya sahipken hâlâ bir tane bile Mavi Bayraklı plajın olmamasının düşündürücü olduğunu, bunun turizm potansiyelinin yeterince değerlendirilemediğini gösterdiğini söyledi…

Akar’a göre Saros’un hak ettiği değere kavuşması için artık somut adımların atılması gerekiyor…

**

Peki, Mavi Bayrak için ne gerekiyor?

Mavi Bayrak Programı, kâr amacı gütmeyen uluslararası bir sivil toplum örgütü olan Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı tarafından yürütülüyor.

Programdaki kriterler; yüzme suyu kalitesi, çevre yönetimi, çevre eğitimi ve can güvenliği konularında yüksek standartlara ulaşmayı hedefliyor.

Bu kriterler, yerel yönetimler ve plaj işletmeleri için zorunlu ve tavsiye niteliğindeki ilkeler olmak üzere iki grupta sınıflandırılıyor.

Ancak kriterlerin büyük bölümü zorunlu…

Yani bir plajın Mavi Bayrak ödülü alabilmesi için bunlara uyması gerekiyor.

Örneğin; deniz suyu analiz sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması, plajın temiz tutulması, yeterli sayıda çöp kutusu ve atık konteynırı bulunması, geri dönüştürülebilir atıkların ayrı toplanması, tuvalet ve lavabo gibi sıhhi olanakların yeterli ve temiz olması gerekiyor.

Sanayi ve kanalizasyon atıklarının plaj alanını etkilememesi de zorunlu kriterler arasında…

Bunların yanı sıra kamu güvenliği için gerekli önlemlerin alınması, ilkyardım malzemelerinin bulundurulması, olası kirlilik ve diğer risklere karşı acil durum planlarının hazırlanması da isteniyor.

Yani, Mavi Bayrak kırtasiyeci ya da marketten alınmıyor.

Bu kriterler için bir hayli terlemek gerekiyor…

**

Aynı toplantıda Enez İl Genel Meclis Üyesi Şenol Kılıç’ın değindiği husus da çok ilginç.

Önceleri İstanbul Üniversitesi tesisleri ile Erikli’de Mavi Bayrak olduğunu söylüyor.

İki Mavi Bayrak varken şimdi elde var sıfır!

Bu konuda küçük bir hesap yapalım:

İki ileri, bir geri gidilse bile Saros’ta bugün bir hayli Mavi Bayrak dalgalanabileceği ortaya çıkıyor.

Doğru hesap ise iki ileri gitmişken iki geri gelindiğini gösteriyor.

Dedik ya; sıfır!

**

Mavi Bayrak kriterleri ortada…

Bölgedeki çevre kirliliği de gözler önünde…

En taze örnek:

Hani o geçmişte Mavi Bayrak dikili olduğu söylenen Erikli’de var ya;

Daha bir kaç gün önce Çevre ve Güç Birliği Derneği önderliğinde “İz Bırak, Çöp Bırakma” sloganıyla dernek üyeleri ve çevre dostları buluşarak sahil temizliği yaptı!

Mavi Bayrak bir kenara…

Bereket körfez kendi kendini temizliyor.

Yoksa Saros, toz!

Devamını Oku

ÇELTİKTE İNCE HESAPLAR

ÇELTİKTE İNCE HESAPLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-4.jpg

Türkiye’de çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ının karşılandığı Edirne’de ürünün hasadına başlandı.

Ve bununla birlikte, henüz ne zaman açıklanacağı bilinmeyen çeltik fiyatı da daha bugünden üreticilerin rüyalarındaki yerini aldı.

**

Sezonla birlikte Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, geçen hafta Çarşamba günü İpsala’da çeltik hasadına katıldı.

İsmail Boz adlı üreticiye ait çeltik tarlasında düzenlenen programın ardından biçerdövere binen Gizligider, ilk hasadı gerçekleştirdi.

Görüntüler güzel de, fiyat?

**

Gizligider’in İpsala’ya gittiği günden bir gün önce aynı ilçeye bağlı Paşakövde’ki bir çeltik tarlasında açıklama yapan YENİ Partili, CHP Edirne eski Milletvekili ve Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, artan üretim maliyetlerine dikkat çekerek çeltikte kilogram fiyatının 55 TL olması çağrısında bulundu.

Gaytancıoğlu’nun beraberindeki YENİ Parti İpsala İlçe Başkanı, çeltik üreticisi İsmail Göksu da 37 bin 815 TL harcama yapılan 1 dekar alanda ortalama 800 kilogram verim alınması halinde kilogram başına maliyetin yaklaşık 47 TL olduğuna dikkat çekerek, üretimin devamlılığı için fiyatın en az 55 lira olmasını talep ettiklerini söyledi.

15 gün önce ziraat odasında, ticaret borsaları, ziraat odası başkanları, çeltikçiler birliği yönetim kurulu üyeleri ve çiftçilerin katılımıyla yaptıkları toplantıda bir maliyet hesabı çıkardıklarını anlatan Göksü, bir türlü bu hesabından içinden çıkamadıklarını aktardı.

Sanki labirent!

**

Hudut Gazetesi olarak bir gün sonra bu konuyu “Çeltikte 55 lira çağrısı!” başlığıyla okurlarımızla paylaşırken, İsmail Göksu’yu arayarak çeltikteki o işinden çıkamadıkları 47 liralık maliyet hesabını öğrenmek istedim.

İşte o rapordaki rakamlar:

Çeltik ruhsatiye bedeli: 65 TL

Kira bedeli: 13 TL

Mazot bedeli: 1.900 TL

Gübre bedeli: 2.500 TL

Tohum bedeli: 2.000 TL

Zirai mücadele ilaçları ve işçilik: 4.500 TL

Su bedeli: 2.500 TL

İşçilik ve iaşe bedeli: 2.500 TL

TARSİM sigorta bedeli: 400 TL

Finansman giderleri: 1.600 TL

Amortisman, bakım ve onarım gideri: 2.500 TL

Hasat: 3.000 TL

Depolama: 1.350 TL

1 dekar çeltik maliyeti toplam: 37.815 TL.

Ortalama 1 dekar verim: 800 kilogram.

1 kilogram çeltik maliyeti: 47,268 TL.

**

Çeltikte maliyet ortada…

Gözler Toprak Mahsulleri Ofisi’nde…

Hem Gaytancıoğlu hem de Göksu aynı paylaşımda bir başka önemli konuya daha dikkat çekiyor.

Edirne’deki çeltik tarlalarının yüzde 70’inde “Provisia” denilen uzun ve ince taneli bir çeltik çeşidi ekiliyor.

Hastalıklara dayanıklı olması, kırmızı tane yapmaması ve yüksek verimli olması gibi nedenlerle üreticiler bu çeşidi tercih ediyor.

Ama nedense TMO bu çeşidi yok sayıyor ve satın almıyor.

Halbuki TÜİK verilerine göre 2025 yılının tamamında 146,7 milyon dolarlık pirinç ithalatı yapılıyor.

Rakamları incelediğimizde Hindistan, Çin, Kamboçya gibi ülkelerden bu çeşide benzer uzun taneli çeşitler ithal ediliyor.

O zaman soru şu:

İthal ederken bu tip çeşitler yurtiçinde satılabiliyor, peki çiftçi ürettiğinde neden TMO bu çeşitlerin yüzüne bakmıyor?

**

Bir başka kritik soru da şu:

Çeltik fiyatı ne zaman açıklanacak?

2025 yılı ürünü için alım fiyatını hasattan yaklaşık 4 ay sonra, 23 Ocak 2026’da açıklayan TMO, büyük tepki görmüştü.

Aynı filmi bu yıl da aynı şekilde vizyona sokması halinde perdeye 2027 yılı Ocak ayı yansıyacak…

Hadi derler ya:

“Ölme eşeğim ölme!”

Dileriz bu yıl böylesine sarkmaz…

**

Sonuçta maliyetler de, uygulamalar da ortada…

Kafalar karışık.

Çeltikçi içinden çıkılmaz hesabın ufkunda!

Yani…

Bakalım nasıl ayıklayacaklar pirincin taşını?

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya