Havalar ısınınca kentteki atıkların beş duyumuza etkisi daha başka oluyor. Geçende çevre günü nedeniyle Kocasinan Mahalle Muhtarı Canan Koca sosyal medyada paylaşmıştı;
“Çevre Haftasında ÇEVREŸE yakışan görüntülerle günaydın. İçtiğiniz PET ŞİŞELERİ, TENEKE KUTU IÇECEKLERİ LÜTFEN ÇÖP KUTUSUNA ATINIZ. BIZLER VATANDAŞ OLARAK GÖREVİMİZİ YAPALIM. BIRAZ VİCDANIMIZLA HAREKET EDELİM, LÜTFEN.”
Altında da mahallesinden kötü örnekleri fotoğraflamıştı. Benzeri uyarıları birçok kentlimiz de sık sık yapmaktadır. Bu elbette bir farkındalık yaratmaktadır.
Kentler uygarlığın beşiğidir. Kentler hepimizindir. Kent suçları oluyor ve fotoğraflara olumsuz yansıyorsa bu hepimizin hatasıdır. Konteynırın içine konması gereken atığın yerlerde ne işi var? İnşaat atıklarının, ağaç dallarının sokakta, yaya kaldırımda, konteynırın yanında ne işi var? Kentin temizliğinden elbette yerel yönetimler sorumludur. Ama muhtar Sayın Canan Koca’nın da dediği gibi “biraz vicdanımızla hareket edelim”.
Her şey ailede başlar, eğitim süreçlerinde gelişir der bilim insanları. Bunu bilir ve uygulamaya çalışırız. Çocuğumuz odasından sorumludur. Tamam. Ama kapıdan çıkınca apartman merdivenlerinden Saraçlar Caddesi’ne, ormanımızdan denizimize kadar her ortak yere de sahip çıkması, koruması gerekmez mi?
Çok kez yazdım, bizim kuşak öğretmenler olarak uyguladık da. Okul bahçesinin temizliği, ağaçların korunması öğrencilerin görevidir. Öğrenci velisi olduğum sıralarda toplantılarda bunu söyledim ve her gün okul bahçesinin temizliği sonrasında sınıflara girilmesini önerdim. Veliler isyan etti. Neymiş çocuğumuz temizlikçi miymiş, aile birliğine niye para veriliyormuş falanda falan. Okulda geçen her anın eğitim olduğunu bizlerin kabul etmesi gerekiyor.
Biz böyle değildik elbette. Biraz yaş almış kişiler olarak değerlerin, dayanışmanın, imecenin ne olduğunu biliriz. Ama kentte ama köyde yaşadık. İçinde yaşadığımız sistem bizi para ve varlıklara yönlendirdi. Unuttuk ve kendi dünümüzü bile yarınımıza aktaramadık. Sorumluyuz.
Öte yandan kent içindeki hayvanlar için çok iyi niyetle yapılan hizmetler! Evdeki gıda atıklarını sokaklara, yeşil alanlara, kaldırımlara bırakmanın artı ve eksisini düşünmemiz gerekir. Birlikte belirlenen bir yerde veya çevre yaşayanların gönüllü düzenlediği, hizmet verdiği yerlere bırakılması gereken bu atıkları herkes istediği yere atmamalı. Hayvan sevgimizi kanıtlayacağız diye evin atıklarını sokağa bırakarak başka zararlı canlıların da oluşmasına olanak sağlıyoruz.
Kent veya ülke temizliği, değerlerin korunması idarelerin ve vatandaşların görevidir. Biz her görevi seçtiklerimizden bekliyoruz. Okul temizliğinden evladını sorumlu tutmayan ebeveynler olduğumuzda kent ile ülkenin temizliği ve korunması, savunulmasının da biz yurttaşların görevi olduğunu unutuyoruz.
Dünya kupası maçlarında Brezilya’ya yenilerek elenen Japonya oyuncuları maç sonrasında seyircisinin bulunduğu tribünlere giderek saygıyla eğildi ve özür dilediler. Seyirciler de stadı terk ederken yine atıklarını toplayarak temiz bırakma geleneklerini yinelediler. Çünkü Japon yurttaşı toplumsal yaşamın her alanında ortak alan bilincini geliştirmiştir. Onlar da insan bizde insanız. Neden bilinçli ve sorumlu olamıyoruz?
Hepimizin şikayetçi olduğu temizlik, kirletmemekle başlar. Kirlilikten rahatsızlık duyma olarak gelişir. Bu kültürümüze egemen olmalıdır. Bu da bizlerin elindedir.
Doğa kendi içinde temizdir. Doğanın bir parçası olan insan da temizdir. Kirlilik sonradan kazanılan bir davranış ve alışkanlıktır.Doğadan ve doğuştan gelen bu özelliğimizi koruyamadığımızdan dolayıdır ki; toplumsal yaşamda, siyasette, ticarette, insan ilişkilerinde kirlenmişlik egemendir.
Bu kirliliğin sonucudur ki; Keşanlı Aliler ücreti ödenmiş memetlere, adalet yürüyüşçüsü kemaller butlan kemallere, sosyal devletler soyguncu devlete, yoksulun cumhuriyetinden sermayenin otokrasisine doğru gider dururuz. Uyanalım,doğadan ve doğuştan gelen özelliklerimize, aslımıza uyalım. Bu kez olumsuz değil olumlu değişelim. Değişmez isek, yüzyıllardır yaşadığımız burjuva demokrasisinden sosyalist demokrasiye geçemezsek acıyla ve saygıyla andığımız 2 Temmuz 1993 Sivas yangınları hepimizi yakacak.
