KİRLİLİK

Havalar ısınınca kentteki atıkların beş duyumuza etkisi daha başka oluyor. Geçende çevre günü nedeniyle Kocasinan Mahalle Muhtarı Canan Koca sosyal medyada paylaşmıştı;

“Çevre Haftasında ÇEVREŸE yakışan görüntülerle günaydın. İçtiğiniz PET ŞİŞELERİ, TENEKE KUTU IÇECEKLERİ LÜTFEN ÇÖP KUTUSUNA ATINIZ. BIZLER VATANDAŞ OLARAK GÖREVİMİZİ YAPALIM. BIRAZ VİCDANIMIZLA HAREKET EDELİM, LÜTFEN.”

Altında da mahallesinden kötü örnekleri fotoğraflamıştı. Benzeri uyarıları birçok kentlimiz de sık sık yapmaktadır. Bu elbette bir farkındalık yaratmaktadır.

Kentler uygarlığın beşiğidir. Kentler hepimizindir. Kent suçları oluyor ve fotoğraflara olumsuz yansıyorsa bu hepimizin hatasıdır. Konteynırın içine konması gereken atığın yerlerde ne işi var? İnşaat atıklarının, ağaç dallarının sokakta, yaya kaldırımda, konteynırın yanında ne işi var? Kentin temizliğinden elbette yerel yönetimler sorumludur. Ama muhtar Sayın Canan Koca’nın da dediği gibi “biraz vicdanımızla hareket edelim”.

Her şey ailede başlar, eğitim süreçlerinde gelişir der bilim insanları. Bunu bilir ve uygulamaya çalışırız. Çocuğumuz odasından sorumludur. Tamam. Ama kapıdan çıkınca apartman merdivenlerinden Saraçlar Caddesi’ne, ormanımızdan denizimize kadar her ortak yere de sahip çıkması, koruması gerekmez mi?

Çok kez yazdım, bizim kuşak öğretmenler olarak uyguladık da. Okul bahçesinin temizliği, ağaçların korunması öğrencilerin görevidir. Öğrenci velisi olduğum sıralarda toplantılarda bunu söyledim ve her gün okul bahçesinin temizliği sonrasında sınıflara girilmesini önerdim. Veliler isyan etti. Neymiş çocuğumuz temizlikçi miymiş, aile birliğine niye para veriliyormuş falanda falan. Okulda geçen her anın eğitim olduğunu bizlerin kabul etmesi gerekiyor.

Biz böyle değildik elbette. Biraz yaş almış kişiler olarak değerlerin, dayanışmanın, imecenin ne olduğunu biliriz. Ama kentte ama köyde yaşadık. İçinde yaşadığımız sistem bizi para ve varlıklara yönlendirdi. Unuttuk ve kendi dünümüzü bile yarınımıza aktaramadık. Sorumluyuz.

Öte yandan kent içindeki hayvanlar için çok iyi niyetle yapılan hizmetler! Evdeki gıda atıklarını sokaklara, yeşil alanlara, kaldırımlara bırakmanın artı ve eksisini düşünmemiz gerekir. Birlikte belirlenen bir yerde veya çevre yaşayanların gönüllü düzenlediği, hizmet verdiği yerlere bırakılması gereken bu atıkları herkes istediği yere atmamalı. Hayvan sevgimizi kanıtlayacağız diye evin atıklarını sokağa bırakarak başka zararlı canlıların da oluşmasına olanak sağlıyoruz.

Kent veya ülke temizliği, değerlerin korunması idarelerin ve vatandaşların görevidir. Biz her görevi seçtiklerimizden bekliyoruz. Okul temizliğinden evladını sorumlu tutmayan ebeveynler olduğumuzda kent ile ülkenin temizliği ve korunması, savunulmasının da biz yurttaşların görevi olduğunu unutuyoruz.

Dünya kupası maçlarında Brezilya’ya yenilerek elenen Japonya oyuncuları maç sonrasında seyircisinin bulunduğu tribünlere giderek saygıyla eğildi ve özür dilediler. Seyirciler de stadı terk ederken yine atıklarını toplayarak temiz bırakma geleneklerini yinelediler. Çünkü Japon yurttaşı toplumsal yaşamın her alanında ortak alan bilincini geliştirmiştir. Onlar da insan bizde insanız. Neden bilinçli ve sorumlu olamıyoruz?

Hepimizin şikayetçi olduğu temizlik, kirletmemekle başlar. Kirlilikten rahatsızlık duyma olarak gelişir. Bu kültürümüze egemen olmalıdır. Bu da bizlerin elindedir.

Doğa kendi içinde temizdir. Doğanın bir parçası olan insan da temizdir. Kirlilik sonradan kazanılan bir davranış ve alışkanlıktır.Doğadan ve doğuştan gelen bu özelliğimizi koruyamadığımızdan dolayıdır ki; toplumsal yaşamda, siyasette, ticarette, insan ilişkilerinde kirlenmişlik egemendir.

Bu kirliliğin sonucudur ki; Keşanlı Aliler ücreti ödenmiş memetlere, adalet yürüyüşçüsü kemaller butlan kemallere, sosyal devletler soyguncu devlete, yoksulun cumhuriyetinden sermayenin otokrasisine doğru gider dururuz. Uyanalım,doğadan ve doğuştan gelen özelliklerimize, aslımıza uyalım. Bu kez olumsuz değil olumlu değişelim. Değişmez isek, yüzyıllardır yaşadığımız burjuva demokrasisinden sosyalist demokrasiye geçemezsek acıyla ve saygıyla andığımız 2 Temmuz 1993 Sivas yangınları hepimizi yakacak.

MAZERETİ OLUR MU?..

İnsanoğlu, Hz. Musa ile verilen, yazarı Allah olan kitap, Tevratı; Hz. İsâ ile verilen, yazarı Allah olan kitap, İncili korumadılar!..
Egemen, din ve derebey simsar güçleri, işlerine, sömürülerine, çıkarlarına uygun yarı yarıya yalan yazdılar…
Tamam da, Kuran’ın %.100 ü doğru ve de tahriflere karşı Allah’ın koruma sözü var!..
Aynı zamanda, Tevrat ve İncilin yalan yazılmış kısımlarını da açıklıyor.
Ve İncilin, Tevratın gerçek yolu Kuran ile bildiriliyor. Yazarı Allah olan tüm kutsal kitapların doğrulaycısı, birleşiği olduğu açıklanıyor!..
Kuran ile tüm hak dinlerin dosdoğrusu verilmiş, hem de 1500 yıldan beri. Hak haritası yazarı Rabbimiz olan kutsal Kuran’da yazıyor!..
Bakın tarihe!..
Dinlerini mezheplerle TAHRİF EDİP YALAN YAZMIŞLAR, DİN ÇIKAR SAVAŞLARIYLA BİRBİRLERİNİ BOĞAZLIYORLAR…
1500 YILDAN BERİ KURAN’I KERİM’İ OKUMADIKLARI BESBELLİ?..
OKUSAYDILAR, UYGULASAYDILAR; DÜNYADA KARDEŞLİĞİ, SEVGİ VE SAYGI VE YARDIMLAŞMAYI KURSAYDILAR, DÜNYA CENNETE DÖNERDİ!..
ŞİMDİ Kİ GİBİ CEHENNEMİ YAŞAMAZDIK!..

İNSANOĞLUNUN HİÇ MAZERETİ YOK!..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 37:
Bu Kuran Allah’tandır. Başkası tarafından uydurulmuş değildir. Kendinden öncekini doğrulayan ve o kitabı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, O alemlerin Rabbindendir.
44/4: Baksana şu kendilerine kitaptan pay verilenlere!
Sapıklığı satın alıyorlar; istiyorlar ki, siz de yolu sapıtasınız.

Sarayiçi’nde firmalar yerini alıyor

665. Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali, bu yıl da sadece dünyanın en köklü spor organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmakla kalmayacak aynı zamanda birbirinden farklı sektörlerden firmaları, el emeği üreten kadın girişimcileri ve Edirneli esnafı da ziyaretçilerle buluşturacak.

Festival kapsamında şehir içi ve şehir dışından katılım sağlayan firmalar ile el emeği ürünleriyle üretime katkı sunan girişimci kadınlar, stantlarını kurarak ziyaretçilerini ağırlayacak. 2 Temmuz Perşembe günü itibarıyla hazır hale gelecek stantlar, festival süresince binlerce ziyaretçiye ürünlerini ve hizmetlerini tanıtma fırsatı bulacak.

Kılıçlar New Holland, Massey Ferguson, Tümosan Atalay Galeri, FJ Dynamic Dümenlenme Sistemi ve Terekbey Tarım sektörün son yeniliklerini üreticilerle buluşturacak. Otomotiv sektöründe ise VW Mercan, Toyota Atlas, Fiat Özakıncı, Renault Edirne Otomotiv ve Ford Volkan Otomotiv ziyaretçilerini ağırlayacak.

Ayrıca Espresso Lab, Coffee Shot Stop, Lucky Cafe, Minipan ve daha onlarca firma lezzetlerini festival katılımcılarıyla buluştururken, farklı sektörlerden birçok marka da stantlarıyla festival alanında yer alacak. Festival alanında ayrıca kadın girişimciler ve Edirneli esnaf da el emeği ürünlerini ve yöresel değerlerini ziyaretçilerin beğenisine sunacak.

665. Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali’nde yer alacak firmalara, kadın girişimcilere ve Edirneli esnafa teşekkür eden Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, “Kırkpınar yalnızca ata sporumuzun yaşatıldığı büyük bir organizasyon olmasının yanı sıra Edirne’mizin ekonomisine, ticaretine ve turizmine önemli katkılar sağlayan çok değerli bir buluşmadır. Festivalimize katkı sunan tüm firmalarımıza, üretici kadınlarımıza ve kentimizin esnafına teşekkür ediyorum. Kuracakları stantlarla hem misafirlerimizi en güzel şekilde ağırlayacak hem de Edirne’nin üretim gücünü, misafirperverliğini ve zenginliğini hep birlikte yansıtacağız. Tüm hemşehrilerimizi ve misafirlerimizi festival alanımızı ziyaret ederek bu güzel atmosferi yaşamaya davet ediyorum” dedi.

Sosyete Manavı’na son veda!

Olgay GÜLER

Edirne’nin sevilen esnaflarından, Yedi Yol Ağzı Caddesi’nde uzun yıllar hizmet veren, ‘sosyete manavı’ lakaplı Aydoğan Bilgen, 74 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Merhum Osman Zeki ve merhume Seher Bilgen’in oğlu, merhume Dürdane Fidan ve merhume Ferdane Çakal’ın kardeşleri Aydoğan Bilgen, bir süredir tedavi gördüğü hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Kentin sevilen simalarından Bilgen’in vefatı, ailesi ve dostları arasında derin üzüntü yarattı.

Bilgen için Eski Cami’de cenaze töreni düzenlendi. Tören’de Bilgen ailesini dost ve yakınları yalnız bırakmadı.

Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Aydoğan Bilgen’in cenazesi Acı Çeşme Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Kırkpınar sevdası yeniden vitrinde!

Olgay GÜLER

Tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin yaşayan belleği, Edirne’nin eski belediye başkanı İbrahim Ay (81), tarihi organizasyonda, puanlama sistemine dönen başpehlivanlık güreşlerine küserek sergilemeyi bıraktığı koleksiyonunu, eczanesinde yeniden görücüye sunmaya başladı.

Kentin sevilen ismi, eski belediye başkanı eczacı İbrahim Ay, babasının 1950 yılında elinden tutup Sarayiçi’ne götürmesiyle er meydanıyla tanıştı. Yağlı güreşe olan sevdası zamanla büyüyen ve 1984 yılında belediye başkanı olmasıyla Sarayiçi’ndeki tribünleri yaptıran İbrahim Ay, bu tutkusunu her Kırkpınar’da eczanesinde sergilediği koleksiyonuyla vatandaşlarla paylaştı. Kırkpınar’da, başpehlivanlık güreşlerinde puanlama sisteminin gelmesiyle seyir zevkinin düştüğünü savunan Ay, tutkunu olduğu atsa sporuna küserek, bir süre önce bu sergiyi açmayı da bıraktı. Bu yıl, bir dostunun kendisine hediye ettiği davulla yeniden içindeki kıvılcım alevlenen Ay, Kırkpınar haftasının başlamasıyla birlikte eczanesinde yeniden koleksiyonunu sergilemeye başladı.

Eski Kırkpınar Ağası Alper Yazoğlu’ndan İbrahim Ay’a ziyaret

‘1950 YILINDAN BERİ KIRKPINAR’I SEYREDİYORUM’

Kendisini ‘bir Kırkpınar aşığı’ olarak tanımlan ve yağlı güreşi neden bu kadar sevdiğini anlatan Ay, “Ben bir Kırkpınar aşığıyım, yağlı güreş hastasıyım. Kulağıma yağ kaçmamış kişiler bu güreşi idare etmeye başladıktan sonra bizim de rahatsızlığımız başladı. Ben 1950 yılından beri bilaistisna Kırkpınar’ı seyrediyorum. Allah rahmet eylesin, babacığım beni elimden tutardı. Dallı tribünün altına götürür, orada çevirmemizi yerdik, güreşimizi seyrederdik, gelirdik. Allah kısmet etti, Kırkpınar’ı idare etmek bana nasip oldu. Belediye başkanı olunca Kırkpınar’ı idare etmek nasip oldu. Kırkpınar’ı idare etmek için de ilk Kırkpınar’ımda 1984 yılında meclisi topladım. Belediye müdürlerini topladım. Dedim ki; ‘Arkadaş bu Kırkpınar’ı bugün siz yapacaksınız. Ben hiçbir şeye karışmıyorum. Ben elimi cebime sokacağım. Etrafı dolaşacağım. Ne var ne yok? Ben kendi kendime, sade vatandaş gibi, kendi kendime bir keşifte bulunacağım’ dedim. O Kırkpınar da güzel bir şekilde bitti. Güzel oldu. Ama orada bir hadise oldu. Yaşlı bir adamcağız, nur yüzlü, ak sakallı bir adam ağlıyor. Tanıtmadım kendimi. Dedim dayı ya hayırdır niye ağlıyorsun? Ya ben dedi Samsun’dan geldim, Kırkpınar’a giremiyorum dedi, deli olacağım dedi. Gel dayı dedim ben sana yardım edeyim dedim. Şeref tribününe oturttum. Kendimi tanıtmadım. O gün karar verdim ben o tribünleri yapmaya” dedi.

‘ARENA İSTİYORSAN, İSPANYA’YA GİT’

Güreşlerin yapıldığı er meydanının ‘arena’ ve ‘stadyum’ isimleriyle anılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Ay, “Çok güzel bir er meydanı oldu. Beni rahatsız eden olay şu; şu anda er meydanı değil de ‘arena’ diyorlar, stadyum diyorlar. Nasıl olur sen yağlı güreş alanına, er meydanı yerine, güreş alanı yerine arena diyorsun O zaman git İspanya’ya. Stadyum diyorsan git futbol sahasına. O tribünlerin görüş açısı çok enteresandır. En üst kattan en güzel şekilde görürsün. Ama futbol sahasında öyle göremezsin” diye konuştu.

‘AMACIM KIRKPINAR HAVASINI YAŞATMAK’

Kırkpınar koleksiyonunu dükkanında sergileme amacına da değinen Ay, “Benim bu görseli yapmamın sebebi Edirne halkını, Edirne esnafını biraz olsun teşvik etmek, özendirmek. Vitrinleri süslemek. Daha doğrusu Kırkpınar sevgisini Edirne esnafını içine atmak. En azından o Kırkpınar havasını yaşatmak. 1950 Kırkpınar ağası rahmetli Şener’in ağa kıyafeti bendeydi. O ağa kıyafetini ki orijinal ağa kıyafeti odur, Bu kıyafet şu anda Edirne Müzesi’ne aile tarafından verdirttik. Şu anda Edirne Müzesi’nde o kıyafet var. Bir Kırkpınar ağası eğer Kırkpınar ağa kıyafeti yaptıracaksa gidecek oraya, orada o kıyafeti görecek, kıyafeti görünce o kıyafeti dikecek. 1950’den sonra gelen ağalar hepsi hemen hemen aynı kıyafeti giydi” şeklinde konuştu.

‘BİR SÜRE KIRKPINAR’A KÜSTÜM’

Bir süre Kırkpınar’a küstüğünü dile getiren Ay, “Kırkpınar’da isim lazım değil, arka arkaya pehlivanlar altın kemer aldılar. Altın kemer alan pehlivanın dizi yere değmeden kemer alıyor. Bu duruma küstüm. Niye küstüm? Bunu yağlı minder güreşi haline getirdiler. Bir başpehlivanlık finalinde dizin yere değmeden, arkaya geçip bir puan alıp başpehlivan oluyorsan bu güreşin ne ritüeline, ne yöre yöreselliğine, ne gelenekselliğine, ne ananesine sığar. Hiçbir şeye sığmaz ve ben küsüm. Bu sene sevdiğim bir kardeşim yeniden bu sergiyi açmama vesile oldu. Davulcular her sene gelirler beni davet ederler. Güreş havası çalarlar. Benim de kendi davulum var. Geçelim onların karşısına, benim davulumla Kırkpınar havasını onlarla beraber çalarım. Bir kardeşim de, ona verdiğim hediyeye karşılık olarak bana davul hediye etti. Ben de ona mahcup olmamak için sene de kuralım dedim” ifadelerini kullandı. 

‘EDİRNELİ KIRKPINAR SAHİP ÇIKMALI’

Edirnelilerin Kırkpınar’a daha fazla sahip çıkması gerektiğinin de altını çizen Ay, “Edirneli katılmıyor Kırkpınar’a, katılması lazım, sahip çıkması lazım. Elini taşın altına koyması lazım Edirnelinin ama yapmıyorlar, yapılmıyor. Mesela şu anda tek bir çevirmeci kaldı. O da artık seneye yok. Oraya bana kalırsa Edirne esnafına bir kuruş para almadan orayı kiralayacaksın. Ciğercisi, şekercisi yerel esnafı oraya girsin” dedi.

Kurumsal E-Posta Adresi Kullanmak İşletmeler İçin Neden Önemli?

Dijital dünyada işletmelerin müşterileriyle kurduğu ilk temas çoğu zaman e-posta, web sitesi ya da sosyal medya üzerinden gerçekleşir. Bu temas sırasında kullanılan dil, tasarım, iletişim hızı ve marka görünümü kadar e-posta adresi de profesyonel algıyı doğrudan etkiler.

Bir işletmenin müşterilerine isletmeadi@gmail.com gibi kişisel bir e-posta adresiyle ulaşması ile info@isletmeadi.com gibi alan adına bağlı kurumsal bir e-posta adresi kullanması arasında önemli bir fark vardır. İlk seçenek daha geçici ve bireysel bir izlenim oluşturabilirken, ikinci seçenek markanın daha ciddi, düzenli ve güvenilir algılanmasına katkı sağlar.

Bu nedenle kurumsal e-posta adresi, yalnızca teknik bir iletişim aracı olarak görülmemelidir. Doğru kullanıldığında marka kimliğini güçlendiren, müşteri güvenini artıran ve işletmenin dijitalde daha profesyonel görünmesine yardımcı olan temel bir altyapı unsurudur.

Kurumsal E-Posta Nedir?

Kurumsal e-posta, işletmenin kendi alan adıyla oluşturduğu profesyonel e-posta adresidir. Örneğin bir işletmenin web sitesi markaadi.com ise, bu alan adına bağlı olarak info@isletmeadi.com, satis@markaadi.com, destek@markaadi.com veya adsoyad@markaadi.com gibi e-posta adresleri oluşturulabilir.

Bu yapı, işletmenin tüm iletişim kanallarında aynı marka adını kullanmasına yardımcı olur. Böylece web sitesi, e-posta adresi, teklif dosyaları, fatura bilgileri, kartvizitler ve müşteri iletişimleri daha bütünlüklü bir marka görünümü kazanır.

Kurumsal e-posta adresleri özellikle müşteri ilişkileri, satış süreçleri, destek talepleri, teklif gönderimleri ve iş ortaklıkları açısından önemlidir. Çünkü profesyonel bir e-posta adresi, karşı tarafa işletmenin daha düzenli ve güvenilir bir yapıya sahip olduğu mesajını verir.

Kişisel E-Posta Adresleri Neden Yetersiz Kalabilir?

Küçük işletmeler, yeni girişimler veya bireysel hizmet sağlayıcılar başlangıçta Gmail, Hotmail ya da benzeri ücretsiz e-posta servislerini kullanmayı tercih edebilir. Bu yöntem pratik görünse de işletme büyüdükçe profesyonel algı açısından yetersiz kalabilir.

Kişisel e-posta adresleri, müşteride işletmenin kurumsal yapısı hakkında soru işareti oluşturabilir. Özellikle teklif, ödeme, sipariş, randevu veya destek süreçlerinde kullanılan e-posta adresinin profesyonel görünmesi önemlidir. Çünkü kullanıcılar, iletişim kurdukları işletmenin gerçekten güvenilir olup olmadığını küçük detaylar üzerinden de değerlendirir.

Örneğin bir müşteri, yüksek tutarlı bir hizmet için teklif alırken kişisel bir e-posta adresinden gelen mesajı daha temkinli karşılayabilir. Buna karşılık alan adına bağlı bir kurumsal e-posta adresi, markanın daha yerleşik ve profesyonel olduğu algısını güçlendirebilir.

Kurumsal E-Posta İşletmeye Ne Kazandırır?

Kurumsal e-posta kullanımının en önemli avantajlarından biri güven algısını artırmasıdır. Müşteriler, alan adına bağlı bir e-posta adresi gördüğünde işletmenin daha profesyonel bir yapıya sahip olduğunu düşünebilir. Bu da özellikle ilk iletişimde olumlu bir izlenim yaratır.

Bir diğer avantaj marka bütünlüğüdür. Web sitesi, sosyal medya hesapları, teklif dosyaları ve e-posta adresleri aynı marka adı etrafında şekillendiğinde işletmenin dijital kimliği daha güçlü görünür. Bu tutarlılık, markanın akılda kalıcılığını da destekler.

Kurumsal e-posta aynı zamanda iletişimi daha düzenli hale getirir. Örneğin satış talepleri için satis@, müşteri desteği için destek@, genel iletişim için info@ gibi farklı adresler kullanılabilir. Bu yapı, gelen mesajların doğru kişi veya departmana yönlendirilmesini kolaylaştırır.

Ayrıca ekip büyüdükçe çalışanlara özel e-posta adresleri oluşturmak da mümkün olur. Bu sayede şirket içi iletişim daha düzenli ilerler ve müşteriler kiminle iletişim kurduklarını daha net görebilir.

Hangi İşletmeler Kurumsal E-Posta Kullanmalı?

Kurumsal e-posta yalnızca büyük şirketler için gerekli değildir. Dijitalde profesyonel görünmek isteyen her işletme için önemli bir ihtiyaçtır. Yeni kurulan şirketler, KOBİ’ler, danışmanlık firmaları, ajanslar, e-ticaret siteleri, yerel işletmeler, sağlık ve eğitim kurumları, hizmet sağlayıcılar ve serbest çalışan profesyoneller kurumsal e-posta kullanımından faydalanabilir.

Özellikle müşteriyle düzenli iletişim kuran işletmeler için bu ihtiyaç daha da belirgin hale gelir. Teklif gönderen, randevu alan, satış yapan, destek sağlayan veya iş ortaklarıyla yazışan her marka, e-posta adresi üzerinden de güven vermelidir.

Kurumsal e-posta, küçük bir detay gibi görünse de müşterinin gözünde işletmenin ciddiyetini etkileyebilir. Bu nedenle dijital varlığını güçlendirmek isteyen işletmelerin alan adıyla uyumlu profesyonel e-posta adresleri kullanması önemlidir.

Kurumsal E-Posta Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?

Kurumsal e-posta hizmeti seçerken yalnızca adres oluşturma imkanına bakmak yeterli değildir. Kullanılacak altyapının güvenli, erişilebilir ve işletmenin ihtiyaçlarına uygun olması gerekir.

İlk olarak alan adıyla uyumluluk önemlidir. E-posta adresi, işletmenin web sitesiyle aynı alan adını taşımalıdır. Bu durum marka bütünlüğünü destekler ve iletişimde daha profesyonel bir görünüm sağlar.

İkinci olarak güvenlik dikkate alınmalıdır. Spam filtreleri, güvenli oturum açma, veri güvenliği ve düzenli erişim gibi konular işletmeler için önemlidir. Çünkü e-posta, müşteri bilgileri, teklifler, sözleşmeler ve ödeme süreçleri gibi hassas iletişimlerin yürütüldüğü temel kanallardan biridir.

Depolama alanı, mobil erişim, masaüstü kullanım kolaylığı, teknik destek ve hesap yönetimi de değerlendirilmesi gereken diğer konulardır. İşletmenin büyümesiyle birlikte yeni e-posta hesapları açma ihtiyacı doğabileceği için esnek bir yapı tercih edilmelidir.

Dijital Altyapıyı Birlikte Düşünmek Neden Önemli?

Kurumsal e-posta, tek başına ele alınması gereken bağımsız bir unsur değildir. Alan adı, web sitesi ve e-posta adresi birlikte düşünüldüğünde daha güçlü bir dijital kimlik oluşturur. Bir işletmenin web sitesi farklı, e-posta adresi farklı, sosyal medya adı farklı olduğunda marka algısı dağınık görünebilir.

Bu nedenle işletmeler dijital altyapılarını oluştururken alan adı seçimi, web sitesi yapısı ve e-posta kullanımı arasında uyum sağlamalıdır. Örneğin markaadi.com alan adına sahip bir işletmenin info@markaadi.com adresiyle iletişim kurması, müşteriye daha tutarlı ve güvenilir bir izlenim verir.

Bu noktada Türkticaret.Net gibi alan adı, web sitesi ve kurumsal e-posta hizmetlerini bir arada sunan platformlar, işletmelerin dijital iletişim altyapısını daha düzenli şekilde oluşturmasına yardımcı olabilir. Böylece işletmeler farklı ihtiyaçlarını ayrı ayrı yönetmek yerine, marka kimliğini destekleyen daha bütünlüklü bir yapı kurabilir.

Sosyal Medya Mesajlaşması E-Postanın Yerini Tutar mı?

Birçok işletme müşterileriyle sosyal medya mesajları veya anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden iletişim kuruyor. Bu kanallar hızlı ve pratik olsa da her zaman e-postanın yerini tutmaz.

E-posta, özellikle teklif, fatura, sözleşme, başvuru, destek talebi ve resmi yazışmalar için daha düzenli bir iletişim kanalıdır. Sosyal medya mesajları hızlı aksiyon almak için faydalı olabilir; ancak arşivleme, takip ve profesyonel yazışma açısından e-posta daha güçlü bir yapı sunar.

Bu nedenle işletmeler sosyal medya hesaplarını aktif şekilde kullanmaya devam ederken, kurumsal e-posta adresini de ana iletişim kanallarından biri olarak konumlandırmalıdır. Böylece hem hızlı iletişim hem de profesyonel yazışma ihtiyacı dengeli şekilde karşılanabilir.

Profesyonel İletişim Güvenle Başlar

Kurumsal e-posta adresi, işletmeler için küçük ama etkisi büyük bir dijital altyapı unsurudur. Müşteriyle kurulan iletişimde daha profesyonel görünmeye, marka bütünlüğünü korumaya ve güven algısını güçlendirmeye yardımcı olur.

Alan adına bağlı bir e-posta adresi kullanmak, işletmenin dijital kimliğini daha düzenli ve ciddi gösterir. Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde müşterinin güvenini kazanmak için bu tür detaylar önemlidir.

Bu nedenle dijitalde daha profesyonel görünmek isteyen işletmelerin web sitesi, alan adı ve kurumsal e-posta yapısını birlikte planlaması gerekir. Doğru yapılandırılmış bir kurumsal e-posta sistemi, markanın iletişim kalitesini artırır ve işletmenin müşterileriyle daha güvenilir bir bağ kurmasına katkı sağlar.

Emekçilerden ‘NATO’ya hayır’

Olgay GÜLER

Meslek örgütleri, emekli ve işçi sendikalarından oluşan Edirne Emek Platformu, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi, ‘NATO’ya Hayır, Barışa Evet’ sloganıyla basın açıklaması yaparak tepkilerini dile getirdi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Edirne şubelerinden oluşan Edirne Emek Platformu, Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. ‘NATO’ya Hayır, Barışa Evet’ sloganıyla gerçekleştirilen basın açıklamasını, DİSK Trakya Bölge Temsilcisi Caner Makasçı okudu.

‘SİLAHLANMAYA DEĞİL, BARIŞA İHTİYAÇ VAR’

Meslek odaları ve işçi sendikalarından çok sayıda katılımcının destek verdiği açıklamada konuşan Makasçı, NATO Zirvesi’ne karşı işçi sınıfı ve emekçiler olarak seslerini yükselttiklerini söyledi. Makasçı, “Dünyanın dört bir yanında savaşların, çatışmaların, silahlanma yarışının ve militarist politikaların ağır bedelini emekçiler ve halklar ödemektedir.  Aynı zamanda hızla artan savunma harcamaları; sosyal koruma sistemlerinin, nitelikli kamu hizmetlerinin ve eşitsizlikleri azaltmaya yönelik politikaların gelecekteki finansmanı konusunda haklı kaygılar yaratmaktadır. Savaşlar; her zaman ölüm, yıkım, göç, yoksulluk ve sömürü demektir. Bu nedenle barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunuyoruz.

Bugün de dünya yeni silahlanma programlarının, artan askeri harcamaların ve gerilim politikalarının gölgesindedir. Biz ise daha fazla silahlanmaya değil, daha fazla barışa ihtiyaç olduğunu söylüyoruz” dedi.

‘DAHA FAZLA FÜZE DEĞİL, DAHA FAZLA OKUL İSTİYORUZ’

Ankara’da yapılacak zirvede askeri harcamaların artırılması, yeni güvenlik stratejileri ve silahlanma politikalarının konuşulacağını belirten Makasçı, “Biz işçiler ve emekçiler olarak farklı bir dünyanın mümkün olduğunu haykırıyoruz. Bizler; dünyada kutuplaşmayı değil bir arada olmayı, halkların dayanışmasını savunuyoruz. Daha fazla silah değil, daha fazla iş istiyoruz. Daha fazla füze değil, daha fazla okul istiyoruz. Daha fazla askeri harcama değil, daha fazla hastane istiyoruz. Daha fazla savaş bütçesi değil, insanca yaşam sağlayacak ücretler, nitelikli sosyal güvenlik ve kamusal hizmetler istiyoruz.  Savaşların bedelini her zaman işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve gençler öder. Savaşlarda yoksullar ölür, silah şirketleri ve savaş tüccarları kazanır. Silahlanmaya ayrılan her kaynak; işçinin ücretinden, emeklinin maaşından, öğrencinin eğitim hakkından, halkın sağlık hizmetlerinden eksilmektedir. Bugün milyonlarca insan savaşlar, çatışmalar ve yoksulluk nedeniyle yerinden yurdundan olmakta; göç yollarında yaşam mücadelesi vermektedir. Halkları karşı karşıya getiren politikalar yerine, halkların eşitliği ve kardeşliği temelinde bir gelecek kurulmalıdır” diye konuştu.

‘BARIŞI, DEMOKRASİYİ, EMEĞİ SAVUNUYORUZ’

Dünyanın neresinde olursa olsun savaşın kaybedeninin işçiler, kazananın ise savaşlardan beslenen güç odakları olduğuna dikkat çeken Makasçı, “Bu nedenle NATO Zirvesi’ne yalnızca bir dış politika meselesi olarak değil, aynı zamanda bir emek, demokrasi ve yaşam meselesi olarak bakıyoruz.  Bizim açımızdan esas olan işçilerin emekçilerin haklarının, tüm demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu emeğin Türkiye’si ve dünyası mücadelesidir.

NATO zirvesi gerekçe gösterilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da ilan edilen yasak ve kısıtlamalar, haksız gözaltı ve tutuklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez.

Demokratik özgürlüklerin ve sendikal hakların eksiksiz biçimde korunmasının önemini tekrar vurgulamak isteriz. Örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık hakkı ve sosyal diyalog, güvenlik gerekçeleriyle sınırlandırılamaz. Biz; Barışı savunuyoruz. Demokrasiyi savunuyoruz. Emeği savunuyoruz. Halkların kardeşliğini savunuyoruz. Kaynakların silahlara değil insanlara ayrıldığı bir dünya istiyoruz.  Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada savaş politikalarının değil; barışın, dayanışmanın ve ortak yaşamın egemen olmasını istiyoruz. İşçiler emekçiler olarak Edirne den sesleniyoruz: Ülkemizin kaynaklarını savaşa değil, silaha değil, ölüme değil; Barışa, insana, yaşama ayırın” şeklinde konuştu.

Metal Sanayi ve Çelik Sektöründe Ambalaj: Bobin ve Sac Çemberleme Rehberi

Çelik bobin, sac levha ve metal profil; Türkiye’nin üretim ekonomisinin omurgasını oluşturan ürünler. Bu malzemelerin fabrikadan çıkıp son kullanıcıya ulaşana kadar güvenli biçimde taşınması; hem ürün kalitesini hem de iş güvenliğini doğrudan etkiliyor. Metal sanayide çemberleme; basit bir ambalaj adımı değil, üretim sürecinin ayrılmaz ve kritik bir halkası. Kompozit Lifli Çember bu sektörde giderek tercih edilen çözümler arasına giriyor.

Metal Sanayide Çemberlemenin Kritik Önemi

Metal ürünlerin taşıma ve depolama sürecinde çemberleme; birden fazla kritik işlevi aynı anda yerine getiriyor. Bobin şeklinde sarılmış çelik levhaların açılmasını önlüyor, profil demetlerinin dağılmasını engelliyor ve ağır sac yığınlarının istifleme sırasında stabil kalmasını sağlıyor.

Bu işlevlerin herhangi birinde aksama; yalnızca malzeme hasarıyla sınırlı kalmıyor. Çemberi kopan bir çelik bobin ya da dağılan bir profil demeti; iş yeri kazalarına ve ağır yaralanmalara zemin hazırlayabiliyor. Metal sanayide çemberleme; iş güvenliği mevzuatının da yakından ilgilendiği bir alan.

Çelik Şeridin Dezavantajları ve Güvenlik Riskleri

Metal ürün çemberleme denince akla ilk gelen çelik şerit; onlarca yıl boyunca sektörün standart çözümü oldu. Yüksek mukavemeti tartışılmaz; ancak uygulama ve kullanım koşullarından kaynaklanan ciddi dezavantajları var.

Keskin kenar tehlikesi: Çelik şerit; koparken ya da sökülürken son derece keskin kenarlar oluşturuyor. Bu kenarlar iş yeri yaralanmalarının önemli bir kaynağı. Eldivenli çalışma bile bu riski tam anlamıyla ortadan kaldırmıyor.

Korozyon: Açık hava depolama ve nem koşullarında çelik şerit paslanıyor. Paslanmış şerit; hem görsel kirlilik yaratıyor hem de mukavemet kaybı yaşıyor. Pasın ürünün kendisine sıçraması da kalite şikâyetlerine yol açabiliyor.

Geri dönüşüm ve bertaraf: Çelik şerit atığının yönetimi; düzenli bertaraf gerektiriyor. Kullanım sonrası biriken çelik şerit; hem yer kaplıyor hem de keskin kenar riski taşımaya devam ediyor.

Kompozit Lifli Çemberin Çeliğe Üstünlüğü

Cam elyaf ya da polyester elyafın yüksek mukavemetli reçine ile birleşiminden oluşan kompozit lifli çember; çeliğin sağladığı gerilim kapasitesine yakın ya da eşdeğer bir performansı çok farklı bir güvenlik profiliyle sunuyor.

Koparken ya da sökülürken keskin kenar oluşturmuyor; bu özellik iş yeri güvenliği açısından en belirgin fark. Paslanmıyor, korozyona uğramıyor ve uzun süreli açık hava depolamasında bile özelliklerini koruyor. Çeliğe kıyasla çok daha hafif; bu durum uygulama kolaylığı ve işçilik süresi açısından da avantaj sağlıyor.

Ayrıca geri dönüşüm profili de farklı. Çelik şerit atığının yönetimine kıyasla kompozit lifli çember; bertaraf açısından çok daha az lojistik yük oluşturuyor. Bu özelliklerin tamamı bir arada değerlendirildiğinde; özellikle iş güvenliğine ve ortam koşullarına duyarlı tesisler için güçlü bir alternatif oluşturuyor.

Bobin ve Sac Levha Çemberleme Teknikleri

Metal ürün çemberleme; ürün tipine göre farklı teknik gereksinimler ortaya koyuyor. Çelik bobin çemberleme; bobinin açılmamasını ve taşıma sırasında şekil bozukluğuna uğramamasını sağlamak için belirli sayıda ve belirli konumlarda çember uygulanmasını gerektiriyor.

Sac levha istifleme çemberleme ise istifin stabilitesini hem dikey hem de yatay eksende korumalı. Yatay çemberler yığını bir arada tutarken dikey ya da köşegen çemberler kayma riskini azaltıyor. Bu uygulamaların standartlara uygun gerçekleştirilmesi; hem taşıma sigortası koşulları hem de alıcı teslimat kabul şartları açısından belirleyici.

Manuel Sistemlerin Yeri ve Avantajı

Yüksek hacimli bobin çemberleme tesislerinde tam otomatik sistemler tercih edilse de atölye ortamında, küçük partilerde ve değişken ürün boyutlarıyla çalışılan yerlerde Manuel Çember Makinası güçlü bir konumda olmaya devam ediyor.

Elektrik gerektirmemesi; priz erişiminin zor olduğu saha ortamlarında ve büyük parçaların makineye taşınamadığı durumlarda belirleyici avantaj sağlıyor. Düşük başlangıç yatırımı ve minimal bakım gereksinimi; küçük ve orta ölçekli metal işleme tesislerinin ilk tercih nedenleri arasında.

Doğru Tedarikçiyle Sistem Kurmak

Metal sanayinde çemberleme; şerit ve makine seçiminin ötesinde bütüncül bir sistem kurma sürecini kapsıyor. Doğru şerit genişliği ve kalınlığının belirlenmesi, makine ayarlarının ürün tipine göre optimize edilmesi ve personel eğitimi; sürecin ayrılmaz parçaları. Geniş ürün yelpazesi ve teknik danışmanlık hizmeti için eymambalaj.com metal sektörüne özel çözüm alternatifleri sunuyor.

Sonuç

Metal sanayi ve çelik sektöründe çemberleme; ürün güvenliği, iş güvenliği ve lojistik verimlilik eksenlerinin kesiştiği kritik bir süreç. Kompozit lifli çember; çelik şeridin taşıdığı risklere karşı güvenli, dayanıklı ve pratik bir alternatif sunarken manuel sistemler küçük ölçekli ve saha operasyonlarında verimliliği korumaya devam ediyor.

Edirne Belediyesi’nde hasat zamanı!

Edirne Belediyesi, üreten belediyecilik anlayışı doğrultusunda belediyeye ait tarım arazilerinde arpa hasadını gerçekleştirdi. 100. Yıl Anıtı yanında bulunan belediye arazisinde düzenlenen hasat programına Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın yanı sıra belediye başkan yardımcıları ve birim müdürleri de katıldı.

Belediyeye ait toplam 170 dekarlık tarım arazisinde ekimi gerçekleştirilen arpa ve buğdayın hasadı sürerken, üretimin bereketi ve emeğin karşılığı hep birlikte paylaşıldı.

TOPRAĞA DOKUNAN BELEDİYECİLİK

Göreve geldiği ilk günden bu yana tarımı yalnızca kırsal kalkınmanın değil, Edirne’nin geleceğinin de temel değerlerinden biri olarak gördüklerini belirten Başkan Filiz Gencan, bu anlayış doğrultusunda Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nü kurduklarını, Belediye Meclisi bünyesinde Tarım ve Hayvancılık Komisyonu’nu oluşturduklarını ve üretimi destekleyen çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.

“ÜRETİMİN İÇİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Hasat alanında değerlendirmelerde bulunan Başkan Filiz Gencan şu ifadeleri kullandı: “Her fırsatta söylüyorum; ben çiftçi kızıyım. Toprağın emek istediğini, alın teri olmadan bereketin olmayacağını çok iyi bilirim. Bizim kültürümüzde çok anlamlı bir söz vardır; ‘Tarlada izi olmayanın harmanda sözü olmaz.’ Biz de bu anlayışla hareket ediyoruz. Üretimin ne kadar kıymetli olduğunu yalnızca anlatan değil, üretimin içinde olan bir belediyeyiz. Belediyemize ait tarım arazilerini en verimli şekilde değerlendiriyor, kamu kaynaklarını doğru kullanırken aynı zamanda üretmeye devam ediyoruz. Bugün burada biçilen yalnızca arpa değil; emeğin, planlamanın ve birlikte çalışmanın da karşılığıdır.Üreten belediyecilik anlayışımızı büyüterek sürdürmeye devam edeceğiz.”

TARIMSAL ÜRETİME DESTEK SÜRECEK

Toprağın bereketini korumanın ve tarımsal üretimi desteklemenin yerel yönetimlerin de önemli sorumluluklarından biri olduğuna dikkat çeken Başkan Gencan, Edirne’nin Türkiye’nin en önemli tarım kentlerinden biri olduğunu belirtti.

Gencan, Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü ve Belediye Meclisi Tarım ve Hayvancılık Komisyonu ile birlikte üreticiyi destekleyen çalışmaları sürdüreceklerini ifade ederek, “Toprağa sahip çıkmanın ve üretimi desteklemenin, kentimizin geleceğine yapılan en değerli yatırımlardan biri olduğuna inanıyoruz.” dedi.

ÜRETİM DEVAM EDİYOR

170 dekarlık belediye arazisinde sürdürülen hasat çalışmalarının tamamlanmasının ardından elde edilecek ürünler, Edirne Belediyesinin tarımsal faaliyetlerinde değerlendirilecek.

Edirne Belediyesi, kamu kaynaklarını verimli kullanan, üretimi destekleyen ve toprağın bereketine sahip çıkan anlayışıyla tarımsal üretime katkı sunmayı sürdürecek.

Hatipler’e komşudan ikinci onur

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler’e, Bulgaristan’dan ikinci fahri doktora unvanı verildi. Daha önce Stara Zagora Trakia Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına layık görülen Hatipler, bu kez de Blagoevgrad’daki South-West Üniversitesi “Neofit Rilski” Senatosu tarafından aynı unvanla onurlandırıldı.

South-West Üniversitesi “Neofit Rilski” Rektörü Prof. Dr. Nikolay Marin, törenin açılış konuşmasında Prof. Dr. Mustafa Hatipler’i ve Trakya Üniversitesi’ni, uluslararası akademik iş birliklerine sağladıkları katkılar ile Balkanlar’da yükseköğretimin gelişimine sundukları değerli çalışmalar dolayısıyla tebrik etti.

Üniversite Senatosunun aldığı kararın okunmasının ardından Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler’e fahri doktora diploması, madalya ve plaket takdim edildi.

Fahri doktora unvanı, Prof. Dr. Mustafa Hatipler’in Balkanlar’da akademik iş birliklerinin geliştirilmesine, yükseköğretimin uluslararasılaşmasına sağladığı katkılar ve stratejik alanlarda yürüttüğü uluslararası akademik çalışmalar dolayısıyla verildi.

Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Balkan coğrafyasının saygın yükseköğretim kurumlarından South-West Üniversitesi “Neofit Rilski” tarafından bu unvana layık görülmekten büyük onur ve gurur duyduğunu ifade etti.

Hatipler, iki üniversite arasındaki dostluk ve iş birliğinin daha da güçlenerek yeni akademik çalışmalara zemin hazırlayacağına inandığını belirtti.

Akademik iş birliklerinin kültürel yakınlaşma ve insani bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığını vurgulayan Hatipler, “Bugün burada geleceğe bir mektup yazıyoruz. Bu mektubun gönderen kısmında kardeşlik yazıyor, alıcı kısmında ise dostluk yazıyor. Bu mektubun içinde dostlukla, kardeşlikle, sevgiyle, onurla ve gururla asırlar boyunca bir arada yaşamak ve iş birliği yapmak yazıyor. Prof. Dr. Nikolay Marin’e ve South-West Üniversitesi ‘Neofit Rilski’ Senatosuna teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından Hatipler ve Marin, barış ve huzurun simgesi olan beyaz güvercinleri uçurdu.

Törenin ardından Rektör Hatipler ve beraberindeki heyet, Rektör Marin’i makamında ziyaret ederek iki üniversite arasındaki mevcut iş birlikleri ve hayata geçirilebilecek ortak akademik çalışmalar üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Törene, Kırklareli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rengin Ak, 2003-2023 yılları arasında Kırcaali Belediye Başkanlığı görevinde buluna Doç. Dr. Hasan Azis, Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ ile üniversite yöneticilerinden oluşan heyet katıldı.