Kırkpınar ağasından ‘pehlivanlara destek’ gecesi

Olgay GÜLER

Edirne’de 665’inci Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Ağası Ufuk Özünlü tarafından düzenlenen özel etkinlikte, alt boylarda güreşen pehlivanlara maddi destek gecesi gerçekleştirildi.

Kırkpınar Ağası Özünlü tarafından, Karaağaç Mahallesi’nde bir davet bahçesinde düzenlenen etkinliğe Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Dünya Güreş Birliği (UWW) Başkanı Nenad Lalovic, Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş, 665’inci Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Ağası Ufuk Özünlü, eski Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim ve çok sayıda davetli katıldı.

‘AHİLİK GELENEĞİNİ DAYANIŞMA GECESİNE DÖNÜŞTÜRMEK İSTEDİK’

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü, geleneği yaşatmak için gayret ettiklerini belirterek, “İki yıldır güzel işler yapmaya çalıştık. Bu kadim geleneği tanıtmaya, yaşatmaya gayret ettik. Örnek davranışlar sergilemeye, birlik ve beraberliğin ne demek olduğunu göstermeye çalıştık. Bu gece de inşallah bunun en güzel örneklerinden biri olacak. Sağ olsun değerli ağabeyim Seyfettin Selim bana, ‘Bu kadar emek veriyorsun, bizi gururlandırıyorsun. Ben her zaman senin yanındayım.’ dedi ve bu yemek organizasyonunu üstlenmek istedi. Sonra kendi aramızda konuştuk. Dedik ki bizim aramızda bir ahilik, bir abi-kardeşlik hukuku var. Bu geceyi sadece bir yemek organizasyonu olmaktan çıkaralım. Ahilik kültürü bize; ‘Kapını açık tut, elini açık tut, sofranı açık tut.’ der. Biz de bu anlayıştan hareketle, bu kadim geleneği çok zor şartlar altında yaşatmaya çalışan pehlivan kardeşlerimiz için bu geceyi aynı zamanda bir dayanışma gecesine dönüştürmek istedik. Bu nedenle bu gece verilecek destekleri farklı bir anlamla değerlendirelim istedik. Kimin gönlünden ne kopuyorsa; değerli ağalarımızın, iş insanlarımızın ve dostlarımızın katkılarıyla, özellikle alt boylarda mücadele eden pehlivan kardeşlerimize destek olalım istedik. Seyfettin ağabeyim dedi ki; ‘Bu gece toplanan miktar ne olursa olsun, aynısını ben de vereceğim.’ Sağ olsun, var olsun, Allah kendisinden razı olsun” dedi.

SEYFETTİN SELİM: ALT BOYLARDA GÜREŞEN KARDEŞLERİMİZİN ÇOĞU YOL PARASI BULAMIYOR

Eski Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim, genç pehlivanların geleceğin başpehlivanları olacağını ifade ederek, “Ufuk kardeşimiz gerçekten büyük emek veriyor. Bana dedi ki; ‘Alt boylarda güreşen kardeşlerimizin çoğu yol parası bulamıyor, yemek parası bulamıyor. Gel, bu gece onlara destek olalım.’ Gerçekten elinden gelenin fazlasını yapıyor. Hepinizin bildiği gibi alt boylarda güreşen genç kardeşlerimiz çok cüzi rakamlarla mücadele ediyor. Oysa bunlar geleceğin başpehlivanları olacak. Nasıl ki Atatürk Türk gençliğine güvenmişse, bizim de geleceğimiz bu genç pehlivanlarımızdır. Geçen yıl bunun örneklerini gördük. Güreşimiz her geçen gün daha güzel bir noktaya gidiyor. İnşallah hep birlikte bu geleneği daha da ileriye taşıyacağız” diye konuştu.

İBRAHİM TÜRKİŞ: FEDERASYON OLARAK 1 MİLYON LİRA İLAVE DESTEK VERME KARARI ALDIK

Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş, yapılan dayanışmanın çok kıymetli olduğunu dile getirerek, “Yapılan bu dayanışmanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Seyfettin Ağa da bu konuda çok doğru şeyler söyledi. Alt boylarda mücadele eden çocuklarımız, genç pehlivanlarımız gerçekten büyük emek veriyor. Biz ödül tablosunu hazırlarken başpehlivanların ödüllerini sembolik olarak en üstte gösteriyoruz. Alt boylardaki kardeşlerimize de ödüller veriyoruz ama günümüz şartlarında o rakamların aslında çok yetersiz kaldığını hepimiz biliyoruz. Bu güzel gelişmeye bizim de bir katkımız olsun istiyoruz. Bu nedenle Türkiye Güreş Federasyonu olarak biz de 1 milyon lira ilave destek verme kararı aldık. Federasyonumuz adına, alt boylarda mücadele eden pehlivanlarımıza dağıtılmak üzere 1 milyon liralık ödülü açıklıyorum” ifadelerini kullandı.

YUNUS SEZER: BEN DE BU KAMPANYAYA 500 BİN LİRA DESTEK VERMEK İSTİYORUM

Edirne Valisi Yunus Sezer ise çalışmanın anlamına dikkat çekerek, “Gerçekten de bugün çok anlamlı, belki de ilk kez uygulanacak, genç ve yetişmekte olan pehlivanlarımızı desteklemeye yönelik çok güzel bir çalışma hayata geçiriliyor. Ağalarımızın ortaya koyduğu bu güzel örneğin gerisinde kalmamak adına ben de bu kampanyaya 500 bin lira destek vermek istiyorum” dedi.

Konuşmaların ardından gecede müzik grubu Rubato sahne alarak davetlilere konser verdi.

KIRKPINAR BÜYÜK BULUŞMADIR

Belediye Başkanı Filiz Gencan da geceye katıldı. Gencan yaptığı paylaşımda şunlara yer verdi:

Kırkpınar sadece Er Meydanı’ndaki mücadelelerden ibaret değildir; dostluğun, vefanın ve dayanışmanın da asırlardır yaşatıldığı büyük bir buluşmadır.

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri kapsamında, Kırkpınar Ağamız Ufuk Özünlü’nün ev sahipliğinde düzenlenen geleneksel ağa yemeğinde; güreş camiamızın kıymetli temsilcileri ve davetlilerle bir araya geldik. Kırkpınar’ın asırlardır yaşattığı birlik ve dayanışma kültürünü geleceğe taşıyan herkese teşekkür ediyor; dostluğun, kardeşliğin ve centilmenliğin eksik olmadığı nice Kırkpınarlar diliyorum.

Sarayiçi’nde konser coşkusu

Edirne Belediyesi tarafından bu yıl 665’incisi düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali’nde unutulmaz müzik ziyafetlerine ev sahipliği yaptı.

Cuma akşamı 90’lar Türkçe Pop Konseri, Sarayiçi’nde binlerce kişiyi bir araya getirdi. Gecede sahne alan sevilen sanatçılar unutulmaz şarkılarıyla festival coşkusunu zirveye taşırken, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da Reyhan Karaca ile birlikte sahneye çıkarak izleyicilere sürpriz yaptı. Festivalin son gecesinde, Türk müziğinin güçlü ve sevilen sesi Melek Mosso sahne aldı.

Festival coşkusu, Türkçe pop müziğin unutulmaz isimlerinin sahne aldığı konserde nostalji dolu anlarla yaşandı. 

Gecede Reyhan Karaca, Zeynep Dizdar, Mansur Ark, Ümit Sayın ve Grup Vitamin sahne alarak 1990’lı yıllara damga vuran şarkılarını seslendirdi. Vatandaşlar, sanatçıların sevilen eserlerine hep bir ağızdan eşlik ederek Kırkpınar coşkusunu müzikle buluşturdu. 

GENCAN SAHNEDE

Belediye Başkanı Filiz Gencan ile Reyhan Karaca, hafızalarda yer eden şarkılarından “Aldatıldık” ve “Sevdik Sevdalandık” eserlerinin bir bölümünü birlikte seslendirdi. Sahnede yaşanan bu renkli anlar izleyicilerden büyük alkış aldı.

MELEK MOSSO’DAN COŞKULU KONSER

Festivalin son gecesinde, sahne alan Festivalin son gecesinde, Türk müziğinin güçlü ve sevilen sesi Melek Mosso sahne aldı.  Edirnelilere ve Türkiye’nin dört bir yanından kente akın eden binlerce güreşsevere muhteşem bir gece yaşattı.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren konserde en popüler eserlerini seslendiren ünlü sanatçıya, alanı hıncahınç dolduran coşkulu bir kalabalık hep bir ağızdan eşlik etti. Sahne performansıyla büyük beğeni toplayan Melek Mosso, Edirne’de ve Kırkpınar ruhunun yaşandığı bu tarihi atmosferde bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek tüm dinleyicilerine teşekkürlerini iletti.

Konserin en özel ve duygu dolu anlarından biri ise çiçek takdimi sırasında yaşandı. Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, sahneye yarınlarımızın umudu olan küçük çocuklarla birlikte çıkarak sanatçı Melek Mosso’ya Edirne halkı adına teşekkür çiçeği sundu. Başkan Gencan ile birlikte sahnedeki çocukları gören sanatçı Melek Mosso, “Gerçekten ben de onlar gibi hayranım, bu güzellikleri nereden aldılar böyle?” diyerek mutluluğunu dile getirdi.

Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Sarayiçi’ni dolduran binlerce vatandaşa seslenerek Kırkpınar ruhunun önemini ve Edirne’nin aydınlık yüzünü şu sözlerle ifade etti: “Kırkpınar’ımızın en önemli gecesinde, cumartesi gecesinde sizleri şehrimizde ağırlamaktan çok büyük bir mutluluk duyuyoruz. Edirne’mizin hemşehrilerimin yanı sıra şu anda şehrimizde Türkiye’nin dört bir yanından, dünyanın dört bir yanından misafirlerimiz var.

Edirne; Osmanlı’ya başkentlik yapmış, Cumhuriyet’in kalesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyen hemşehrileriyle; aydınlık gençleriyle, çocuklarıyla ve kadınlarıyla sizler gibi duruşu ve sanatıyla birçok kişiye, birçok kadına örnek olan bir sanatçıyı ağırlamaktan çok büyük mutluluk duyuyor.”

Konuşmanın ardından Başkan Filiz Gencan, sahnedeki çocuklarla birlikte büyük bir coşku eşliğinde çiçeği Melek Mosso’ya takdim etti. Sanatçı Mosso, Edirne halkına ve çocuklara teşekkür ederek tek tek çiçek verirken, gecenin anlam ve önemine yakışır bu anlamlı jest tüm Sarayiçi’nden büyük alkış topladı.

Halk TV ekranlarında Edirne’yi tanıttılar

Halk TV’nin “Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar” programı bu hafta Sarayiçi’nden canlı yayınlandı. Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan mutfaktaki hünerlerini sergilerken Sultan Abdülaziz’in en sevdiği yemek olarak bilinen tarihi Hünkâr Beğendi yemeğini, Fatih Sultan Mehmetin en sevdiği yemek olan Mutancana yemeğini ve aşureyi canlı yayında yaptı.


Halk TV ekranlarının ilgiyle takip edilen kültür, tarih ve sanat programı “Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar”, bu hafta Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, köklü tarihiyle bilinen Edirne’den canlı yayınla izleyicileriyle buluştu. Edirne Sarayiçi alanından gerçekleştirilen yayında, kentin gastronomi zenginliği ve asırlık Kırkpınar geleneği tüm Türkiye’ye aktarıldı.


Belediye Başkanı Filiz Gencan Mutfakta
Padişahların severek tükettiği saray mutfağının nadide örneklerinin tanıtıldığı programda, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan mutfaktaki hünerlerini sergiledi.


Başkan Gencan, Sultan Abdülaziz’in en sevdiği yemek olarak bilinen tarihi Hünkâr Beğendi yemeğini, Fatih Sultan Mehmetin en sevdiği yemek olan Mutancana yemeğini ve aşureyi canlı yayında yaparak, saray mutfağının zengin gastronomi kültürünü ekran başındaki milyonlara anlattı.
Kırkpınar’da gerçekleştirilen çekimin arasında Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan ile programın yapımcısı ve sunucusu Serhan Asker, Selimiye camii önünde yayınına devam etti.
Bölgede bulunan Selimiye camii, Mimar Sinan heykeli ve tarihi belediye binası hakkında da bilgilendirme yapıldı.
Beyazıt Sansı’nın oğlu Seven Sansı’nın seslendirmesiyle Kırkpınar marşı okundu.
Kırkpınar’ın Devleri ve Yaşayan Efsaneleri Sarayiçi’ndeydi

665’nci Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin atmosferini ekranlara taşıyan yayına, güreş dünyasının sembol isimleri konuk oldu. “Ağaların Ağası” Seyfettin Selim, 664. ve 665. Kırkpınar Yağlı Güreşleri Ağası Ufuk Özünlü ile Kırkpınar Davul Zurna Ekibi Şefi Fahrettin Zurnacı, altın kemerli eski başcazgır Şükrü Kayabaş , er meydanda güreşecek Edirne Belediyesi yiğit pehlivanları, Edirne Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu, Edirne Belediye Bandosu, Kent Konseyi Çocuk Meclisi üyeleri ve yağcılarla birlikte yayında yer aldı. Davul ve zurna ekibinin performansıyla coşkunun zirveye ulaştığı programda, Kırkpınar ruhu kıspeti, altın kemeri vb. değerleriyle tüm ekranlara taşındı. Edirne’nin simgelerinden olan aynalı süpürge, mis sabun ve Edirne Kırmızısı ürünleri programda tanıtıldı.


Kültür, tarih, lezzet ve sporun iç içe geçtiği “Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar”, Edirne’nin tarihi mirası ve UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreşleri bir kez daha tüm Türkiye’nin gündemine taşıyarak büyük beğeni topladı.

    AFN Makina, AFN 800 DT Buncher Makinesi

    AFN Makina, AFN 800 DT Buncher Makinesi ile Kablo Üretiminde Verimlilik ve Kaliteyi Öne Çıkarıyor

    Denizli merkezli AFN Makina, tel ve kablo üretim hatlarına yönelik geliştirdiği AFN 800 DT Buncher makinesiyle sektöre yerli üretim gücü, mühendislik tecrübesi ve yüksek verimlilik odaklı çözümler sunuyor.

    Kablo üretim makineleri alanında faaliyet gösteren AFN Makina, üretim süreçlerinde hız, hassasiyet ve sürdürülebilir kalite arayan firmalar için geliştirdiği AFN 800 DT Buncher makinesini sektörün dikkatine sunuyor. 800’lük makara yapısına sahip Double Twist Buncher makinesi, kablo üretiminde büküm işlemlerinin daha verimli, dengeli ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmesine katkı sağlamayı hedefliyor.

    AFN Makina, uzun yıllara dayanan mühendislik bilgi birikimi ve üretim tecrübesiyle tel ve kablo sektöründe ihtiyaç duyulan makine ve ekipmanları titizlikle tasarlayıp üretmektedir. Firma; Buncher Büküm Hattı, Single Twist Hattı, Rijit Büküm Hattı, Drum Büküm Hattı, Ekranlama Hattı, Zırhlama Hattı, Bantlama Hattı, Aktarma Hattı, Çekici Ekipmanlar, Verici ve Toplayıcılar gibi geniş ürün yelpazesiyle kablo üreticilerine özel çözümler sunmaktadır.

    AFN 800 DT Buncher, kablo üretim hatlarında büküm kalitesini artırmak, üretim sürekliliğini desteklemek ve operasyonel verimliliği yükseltmek amacıyla tasarlanmıştır. Makine, özellikle yüksek performans beklentisi olan üretim tesislerinde güvenilir çalışma yapısı, sağlam mekanik tasarım ve kullanıcı odaklı üretim anlayışıyla öne çıkmaktadır.

    AFN Makina, her projeye özel yaklaşımıyla müşterilerinin ihtiyaçlarını analiz ederek uygun teknik çözümler geliştirmektedir. Yerli üretim gücü, kaliteli işçilik ve müşteri memnuniyetini merkeze alan hizmet anlayışı sayesinde firma, kablo makineleri sektöründe hem Türkiye’de hem de ihracat pazarlarında güvenilir bir çözüm ortağı olmayı hedeflemektedir.

    Şirket yetkilileri, kablo üretim makinelerinde kalite, verimlilik ve sürdürülebilir üretim anlayışının giderek daha önemli hale geldiğini belirterek, AFN Makina’nın bu doğrultuda sektöre özel makineler geliştirmeye devam ettiğini ifade etmektedir.

    AFN Makina’nın ürünleri ve kablo üretim hatlarına yönelik çözümleri hakkında detaylı bilgi almak için firmanın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz:

    Web: https://www.afnmakina.com/
    Telefon: +90 530 037 90 36
    E-posta: info@afnmakina.com
    Adres: Hacıeyüplü Mah. 3045. Sk. No:4,

    Merkezefendi / Denizli / Türkiye

    Tarihi Kaleiçi Romantik Tekliflerin Yeni Gözdesi

    Tarihi Kaleiçi semti geçtiğimiz günlerde romantik bir evlilik teklifine sahne oldu. Doğum gününü kutlayacağını düşünerek gelen Deniz Dilara, kendisini bambaşka bir sürprizin beklediğinden habersizdi. İnşaat Teknikeri Çoşkun Muş, Kaleiçi’nin tarihi bir konağında, Edirne kırmızısı temasıyla hazırlanan romantik bir ortamda kız arkadaşına evlilik teklif etti. Hem duygusal anlara hem de görsel bir şölene sahne olan bu teklif, Kaleiçi’nin böylesi anlar için sunduğu eşsiz atmosferi bir kez daha ortaya koydu.

    Bir zamanlar Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapan Edirne’nin kalbinde yer alan Kaleiçi, kentin en köklü tarihi dokusunu bugüne taşıyan semtlerin başında geliyor. Kökleri Roma İmparatoru Hadrianus’un kurduğu Hadrianopolis’e kadar uzanan bölge, yüzyıllar boyunca surlarla çevrili bir yerleşim olma özelliğini korudu. Birbirini dik kesen ızgara planlı sokakları, ahşap cumbalı geleneksel evleri ve taş dokusuyla Kaleiçi, ziyaretçilerine adeta geçmişe açılan bir kapı sunuyor. Semtin simgelerinden Makedonya Kulesi ve çevresindeki tarihi yapılar, bölgenin binlerce yıllık geçmişine tanıklık ediyor.

    Kaleiçi yalnızca mimarisiyle değil, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı çok katmanlı geçmişiyle de öne çıkıyor. Yüzyıllar boyunca çeşitli toplulukların yaşadığı semt, bu zengin kültürel mirasın izlerini sokak dokusundan yapılarına kadar birçok noktada bugüne taşıyor. Son yıllarda hayata geçirilen restorasyon ve sokak sağlıklaştırma çalışmalarıyla yeniden canlanan Kaleiçi, bugün kafeleri, restoranları ve butik mekânlarıyla hem yerli halkın hem de turistlerin gözde buluşma noktalarından biri haline geldi. Tarihi atmosferi ile modern yaşamı bir araya getiren bu eşsiz doku, semti özel anların yaşandığı bir mekâna dönüştürüyor.

    Aşkın Rengi: Edirne Kırmızısı

    Edirne kırmızısı, kentin yüzyıllara uzanan kültürel birikiminin en çarpıcı simgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Kökleri Osmanlı döneminin köklü boyacılık ve el sanatları geleneğine dayanan bu özel renk, zamanla Edirne’nin adeta imza rengine dönüştü. Canlı, sıcak ve iddialı tonuyla Edirne kırmızısı; tarihi konakların cephelerinden geleneksel el işlerine, kent estetiğinden yerel ürünlere kadar geniş bir alanda kentin kimliğini yansıtıyor. Bugün Edirne kırmızısı yalnızca bir renk değil, kentin geçmişini bugüne bağlayan ve şehre özgü bir marka değeri taşıyan kültürel bir sembol olarak öne çıkıyor.

    Son dönemde bu köklü renk, yalnızca kültürel ve tarihi mekânlarda değil, özel anların tasarımında da öne çıkan bir konsept haline geldi. Kaleiçi’nde gerçekleşen bu romantik evlilik teklifinde de sahnenin ana temasını Edirne kırmızısı oluşturdu; konağın kırmızıya boyalı cephesinden masadaki gül yapraklarına, kalp figürlerinden dekorun her ayrıntısına kadar bu renk teklife eşsiz bir atmosfer kattı. Bu tercihin arkasındaki düşünceyi Çoşkun Muş şöyle anlatıyor: “Hayatımın en özel anını, yaşadığımız şehre değer katan bir sembolle taçlandırmak istedim. Edirne kırmızısı bizim için sadece bir renk değil, bu şehrin ruhunu ve sıcaklığını yansıtan bir kimlik. Mekânı da bu yüzden özellikle Edirne kırmızısıyla bezenmiş bir konaktan seçtim; süslemelerin, çiçeklerin, her detayın bu konseptte olmasını istedim. Çünkü teklifimin hem aşkımızı hem de bu şehre olan bağlılığımızı anlatmasını arzu ettim.”

    Kaleiçi ve Edirne Kırmızısı, Edirne’yi Dünya Sahnesine Taşıyacak

    Muş, Kaleiçi ve Edirne kırmızısının kent için taşıdığı öneme de dikkat çekti. “Edirne, tarihiyle ve kültürel değerleriyle dünyanın sayılı şehirlerinden biri” diyen Muş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vali Sayın Yunus Sezer, göreve geldiği ilk günden itibaren Kaleiçi’ne ve Edirne kırmızısına büyük önem verdi. Kaleiçi’nde yürütülen restorasyon ve sokak sağlıklaştırma çalışmaları sayesinde bu tarihi semt yeniden hayat buldu. Aynı şekilde Edirne kırmızısının yeniden canlandırılması ve şehrimizin imza değeri haline getirilmesi için gösterilen çabalar da takdire şayan. İnanıyorum ki biz kendi değerlerimize ne kadar çok sahip çıkarsak, onları ne kadar özenle yaşatır ve tanıtırsak, Edirne de o kadar ileriye gidecek. Tıpkı Roma, Floransa ya da Prag gibi tarihini geleceğe taşıyan dünya şehirleriyle aynı klasmanda anılmayı hak ediyor bu şehir. Kaleiçi’nde yaşadığımız bu özel anın da böyle güzel bir atmosferde mümkün olması, bu değerlere verilen emeğin bir sonucu. Bu vesileyle şehrimize ve değerlerimize sahip çıkan Sayın Valimiz Yunus Sezer’e gönülden teşekkür ediyorum.”

    Tarihin, kültürün ve aşkın buluştuğu bu özel akşam, Kaleiçi’nin özel anlara nasıl eşsiz bir atmosfer sunduğunu bir kez daha gösterdi. Deniz Dilara ile Çoşkun Muş’un “evet”le taçlanan bu mutlu anı, Edirne kırmızısının sıcak dokusuyla bezenmiş tarihi bir konağın bahçesinde unutulmaz bir hatıraya dönüştü. Muş, bu anlamlı anın gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür etmeyi de ihmal etmedi: “Yakında hizmete girmeye hazırlanan Komşu Konak’a, yoğun hazırlık dönemlerinde ricamızı kırmayıp bize bu imkânı sundukları için ayrıca teşekkür ederim” dedi. Restore edilen tarihi konaklarıyla yeniden hayat bulan Kaleiçi, geçmişin izlerini bugünün en güzel anlarıyla birleştirerek geleceğe taşımaya devam ediyor.

    ‘Gerçek enflasyon pazarda’

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyonunu aylık yüzde 0,99, yıllık ise yüzde 32,11 olarak açıkladı. Açıklanan verilere göre memur ve memur emeklilerinin maaşlarına yaklaşık yüzde 13,5, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına ise yaklaşık yüzde 18 oranında zam yapılması bekleniyor.

    Enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından CHP önceki dönem Edirne Milletvekili Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda resmi verileri eleştirdi.

    Gaytancıoğlu, TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 32 olarak açıklarken, bağımsız araştırma grubu ENAG’ın aynı döneme ilişkin enflasyonu yüzde 52 olarak hesapladığını belirterek, “Hangisine inanalım?” sorusunu yöneltti.

    Açıklanan enflasyon oranlarının maaş zamlarına doğrudan yansıdığına dikkat çeken Gaytancıoğlu, son günlerde birçok mal ve hizmete zam yapıldığını, buna karşın maaş artışlarının vatandaşın geçim sıkıntısını gidermekte yetersiz kalacağını savundu.

    Konut kiralarındaki artış oranının yüzde 32 seviyesinde olacağını hatırlatan Gaytancıoğlu, özellikle emekliler ile memur ve diğer sabit gelirli vatandaşların enflasyon karşısında zorlanacağını ifade etti.

    Vatandaşların gerçek enflasyonu günlük alışverişlerinde hissettiğini dile getiren Gaytancıoğlu, çarşı, pazar ve market fiyatlarının resmi verilerden farklı bir tablo ortaya koyduğunu öne sürdü. Yoksulluğun giderek derinleştiğini savunan Gaytancıoğlu, dar gelirli kesimlerin alım gücünün korunmasına yönelik adımlar atılması gerektiğini söyledi.

    TÜİK, YURT İÇİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ, HAZİRAN 2026

    Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %28,09 arttı, aylık %1,80 arttı

    Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %1,80 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %16,09 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %28,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %27,26 artış gösterdi.

    Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık %29,65 arttı

    Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %53,50 artış, imalatta %29,65 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %4,12 artış ve su temininde %29,26 artış olarak gerçekleşti.

    Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %27,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında %28,97 artış, dayanıksız tüketim mallarında %31,42 artış, enerjide %24,93 artış ve sermaye mallarında %23,01 artış olarak gerçekleşti.

    Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık %1,01 arttı

    Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %8,30 artış, imalatta %1,01 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %7,10 artış ve su temininde %1,97 artış olarak gerçekleşti.

    Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında %1,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında %0,24 artış, dayanıksız tüketim mallarında %1,41 artış, enerjide %3,04 artış ve sermaye mallarında %1,66 artış olarak gerçekleşti.

    ‘Çiftçimiz karşılığını almalı’

    Cumhuriyet Halk Partisi 28. Dönem Edirne Milletvekili Aday Adayı. Uzunköprülü iş insanı Namık Kemal Oğuz, buğdaydan sonra şimdi gözlerin ayçiçeği hasadına çevrildiğini belirterek, “Buğdaydan istediğini alamayan çiftçimizin en büyük umudu, ayçiçeğinde açıklanacak alım fiyatıdır” dedi.

    Oğuz yaptığı yazılı açıklamada, buğday hasadıyla birlikte açıklanan taban fiyatın üreticinin beklentilerini karşılamadığını, birçok çiftçiyi büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, “Bugün üreticimiz, maliyetlerin çok altında kalan fiyatlar nedeniyle buğdayını 12 lira 50 kuruş gibi seviyelerden satmak zorunda kalmaktadır. Bu tablo, tarımla geçimini sağlayan binlerce aile için ciddi bir ekonomik çıkmaz anlamına gelmektedir. Eğer üretici emeğinin karşılığını alamazsa, yarın tarlasını ekmekten vazgeçecek; bunun bedelini ise sadece çiftçimiz değil, ülkemiz de ödeyecektir” ifadelerini kullandı..

    ŞİMDİ GÖZLER AYÇİÇEĞİ HASADINDA

    Şimdi ise gözlerin ayçiçeği hasadına çevrilmiş durumda olduğunu kaydeden Oğuz, açıklamasında şunlara yer verdi:

    Buğdaydan istediğini alamayan çiftçimizin en büyük umudu, ayçiçeğinde açıklanacak alım fiyatıdır. Temennimiz; üretim maliyetlerini karşılayan, çiftçimize hak ettiği kazancı sağlayan ve geleceğe güvenle bakmasını mümkün kılan bir taban fiyatın belirlenmesidir. Çünkü güçlü bir tarımın yolu, üreteni korumaktan geçer.

    Edirne ve Trakya’nın bereketli topraklarında ayçiçeği ekili alanları gezerek üreticilerimizle bir araya geldim. Tarlalarda yaptığım incelemeler bana umut verdi. Bu yıl iklim şartları üreticimizin lehine seyrediyor. Eğer doğru fiyat politikaları uygulanırsa, çiftçimiz uzun yıllar sonra emeğinin gerçek karşılığını alabileceği bir sezon yaşayabilir.

    Edirne ve Trakya, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da en önemli yağlık ayçiçeği üretim merkezleri arasında yer alıyor. Bu stratejik üretimin sürdürülebilirliği için çiftçimizin alın terini koruyan politikaların kararlılıkla uygulanması gerekiyor.

    Edirne’de 1 milyon dekardan fazla, Trakya genelinde ise yaklaşık 3,5 milyon dekarlık alanda ayçiçeği ekimi yapılıyor. Ben de fırsat buldukça tarlaları ziyaret ediyor, ürünün gelişimini yerinde takip ediyor, üreticilerimizin görüşlerini dinliyorum.

    ANIZA EKİM

    Özellikle anıza ekim yapan çiftçilerimizi gönülden kutluyorum. Bu yöntem hem toprağın korunmasına katkı sağlıyor hem de modern ve sürdürülebilir tarım anlayışının başarılı bir örneğini oluşturuyor. Yağışların da zamanında gelmesiyle bu yıl verimli ve kaliteli bir hasat dönemi geçireceğimize inanıyorum.

    Ancak hepimiz biliyoruz ki çiftçimizin yüzünü yalnızca yüksek verim güldürmez. Asıl kazanç, emeğinin hak ettiği değeri bulduğu zaman ortaya çıkar. Bu nedenle açıklanacak alım fiyatlarının üretim maliyetlerini karşılayan, çiftçimize makul bir gelir sağlayan ve üretime devam etmesini teşvik eden seviyede belirlenmesi büyük önem taşıyor.

    İTHALAT POLİTİKASI

    Bir diğer kritik konu ise ithalat politikasıdır. Hasat döneminde veya hasada kısa süre kala yapılacak kontrolsüz ayçiçeği ve ham yağ ithalatı, iç piyasada fiyatları baskılayarak üreticimizin emeğini değersizleştiriyor. Devletimizin önceliği, önce kendi üreticisini koruyan, ihtiyaç duyulduğunda ise planlı ve dengeli ithalat yapan bir anlayış olmalıdır. Çünkü güçlü bir tarımın temeli, üreten çiftçinin korunmasından geçer. Üreticisini koruyan ülkeler, gıda güvenliğini de güvence altına alır.

    Mesleğim gereği bölgemizde faaliyet gösteren yağ fabrikalarını da düzenli olarak ziyaret ediyor, teknik altyapılarını ve modernizasyon çalışmalarını yakından takip ediyorum. Fabrikalarımızın büyük bölümü yeni sezona hazır. Görünen o ki 2026 ayçiçeği sezonuna hem sanayimiz hem de üreticimiz güçlü bir hazırlık süreciyle giriyor.

    Şimdi en büyük beklentimiz, bereketli bir hasadın üreticimizi memnun edecek fiyat politikalarıyla taçlandırılmasıdır. Çiftçimizin alın teri hak ettiği değeri bulursa sadece üreticimiz değil; Edirne kazanır, Trakya kazanır, Türkiye kazanır.”

    TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI

    Salih Hakan COŞKUNTUNA

    Nisan 2026

    Türk Edebiyatı ve Türk Tiyatrosunda Batılı anlamda yazılan ilk tiyatro eseri/oyunu Şair Evlenmesi çeşitli gerekçelerle sahnelenememiş, Tercüman-ı Ahval gazetesinde (1868) tefrika edilmiş ve yayımlanarak kamusallaşmıştır (And, 1976, s. 97). Bu dönemde 1873 yılında sahnelenen ilk Türkçe eser olan Namık Kemal’in yazdığı Vatan Yahut Silistre (1872) adlı oyunu, tiyatro sanatının didaktik işlevini somut bir toplumsal etkiye dönüştürmüştür. Oyunun anlatım gücü, seyirci psikolojisini harekete geçirmiş; izleyicilerde o güne dek tecrübe edilmemiş bir coşku ve ortak tepki uyandırmıştır (Banarlı, 1983, s. 850). Uyanış, Osmanlı modernleşme sürecindeki “kolektif kimlik” inşasının ilk somut adımı olarak değerlendirilebilir. Oyunun kurgusal düzleminde “vatan” kavramı, soyut bir terim olmaktan çıkarak, sosyolojik temelle “milli” heyecanın bütünlüğü içerisinde fiziksel bir mevcudiyete bürünmüştür. Nutku’nun (2013, s. 163) ifadesiyle etkileşim, düşüncenin yaşanmışlık nedeniyle vücut bulmasını betimleyen yaratıcı bir dramatik süreci yansıtır. Eserin izleyici üzerinde yarattığı haz; dramatik çatışma ve duygusal salınım ile birleşerek, baskılanan hürriyet ve özgürlük taleplerini kahramanlık vurguları üzerinden toplumsal bir uyanış aksiyonuna dönüştürmüştür (Banarlı, 1983, s. 850-855). 1858-1893 döneminde Türk tiyatro evrimi, batılılaşmanın unsurlarını içermektedir. Vatan Yahut Silistre eseri, geleneksel yapının sorgulanmasına yol açmıştır. Şener’in vurguladığı üzere, “Tiyatro düşüncesinde geleneksel anlayışın aşılması, tiyatronun edebi ve görsel yanı ile değer kazanmasını sağlamıştır.” (Şener, 2012, s. 237).
    Tanzimat tiyatrosunun diğer belirgin özelliği, siyasal ve toplumsal bir içerik taşımasıdır. Namık Kemal ve dönem yazarları, tiyatroyu fikir ve mücadele alanı olarak değerlendirmiş ve sahneyi kamusal tartışmanın bir parçası haline getirmişlerdir. Bu ilerlemeci vizyonun kurumsal ilk adımı, Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosu ve tiyatro sanatının erken dönemlerinde “Gelecekçilik” (Fütürizm) ekolü, Muhsin Ertuğrul (1892-1978) ve Nazım Hikmet’in (1902-1963) yazdıkları ve sahneledikleri oyunlarda dikkat çekici şekilde belirginleşmiştir (Nutku, 2018, s. 54, 107, 112). Gelecekçilik akımı ile Osmanlı son dönem tiyatrosu; yeni bir kurumsallaşma gerçekleşecektir: Darülbedayi. 1914 yılında Op. Dr. Cemil Paşa (Topuzlu -1866-1958- dönemin İstanbul Belediye Başkanı), Fransa’da Doğalcı Tiyatro’nun kurucusu André Antoine’ı (1858-1943) İstanbul’a davet ederek, “Güzellikler Evi” anlamındaki Darülbedayi’nin kuruluşuna öncülük etmiştir (Nutku, 2018, s. 154). Darülbedayi’nin kuruluş amacı tiyatro sanatını geliştirmek ve Fransız tiyatrosu ile kurumsal eşdeğerlik sağlamaktır. Antoine’ın hazırladığı kuruluş programına göre bu yapı; tiyatro oyuncusu yetiştirmek ve müzik eğitimi verecek şekilde bir sanat okulu olması planlanan bir eğitim-öğretim kurumu olacaktı. Ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile, Antoine, otuz üç günlük çalışmanın ardından Fransa’ya dönmek zorunda kalmıştır. Antoine, İstanbul günlerini Georges Ancey’e yazdığı mektupta (28 Temmuz 1918) şöyle ifade edecektir:
    “Bu saf kişiler benden bizim ‘Comédie-Française’ örneğinde bir ulusal oyunculuk okulu kurmamı istiyorlardı. Elbette ne oyuncuları, ne öğretmenleri, ne öğrencileri, ne dekorcuları ne de tiyatroları var. Bütün bunları 1 Ekim’de hazır edecek şekilde çalışıyorum.” (Nutku, 2018, s. 54).
    Ancak gerçek, Antonie’nin belirttiği gibi değildir. Şener, Darülbedayi kadrosunu şöyle ifade eder:
    “Müzik ve Tiyatro bölümü olan okula giriş için sınav açılır, öğrenci alınır, öğretmenler ve okutulacak dersler belirlenir. Yönetici kadro, genel yönetici Antonie, yardımcısı ve temsil konu yöneticisi Reşat Rıdvan (Tiyatrocu-Yazar), müzik bölümü başkanı Ali Rıfat’tan (Çağatay) oluşmuştur. Müzik bölümü Türk Müziği ve Batı Müziği olarak ikiye ayrılmıştır. Öğretmenleri Zekaizade Ahmet Efendi, Rauf Yekta Bey, Leon Hancıyan, Doktor Suphi, Şevket Geray, Zeki, Ahmet Kemali, Saadettin, Hafız Yusuf, İsmail Hakkı Beylerdir. Tiyatro bölümü öğretmenleri ise Mınıkyan, Burhanettin (kısa bir süre için), Ahmet Fehim, Rıza Tevfik, Şahap Rıza, Salih Fuat, Rioti Efendi, Sadık, Arif Hikmet, Kemal Emin; yardımcı öğretmenler Muhsin Ertuğrul, Halit Fahri Ozansoy, Celal Tahsin. Tiyatro bölümünde okutulacak dersler; 1.Kıraat-telaffuz-tecrit; 2,İnşat-takrir-aruz; 3,Tarih-edebiyat ve edebiyat tarihi; 4. Haile; 5. Dram; 6. Muhdike; 7. Raks-adab-ı muaşeret-eskrim-işmizaz(mimik) olarak belirlenmiştir.” (1999, s.37).
    Bu noktada şu da ifade edilmeli ki: Antonie The New York Tımes’a 06 Ocak 1915’te yayınlanan röportajda şunları söylemiştir;
    “Türk Hükümetinin çağrısı üzerine Fransız usulünde ve özellikle Fransız oyunları oynayacak ödenekli bir konservatuar ve tiyatro kurdum” (Nutku, 2018, 54).
    (SÜRECEK)