Edirne Valisi Yunus Sezer, “Tarihinin hiçbir döneminde esarete boyun eğmeyen aziz milletimizin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazandığı Büyük Zafer’in 104. yıl dönümünü milletçe büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyoruz” dedi.
Vali Sezer, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında şunlara yer verdi:
“26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zaferle taçlanması; milletimizin bağımsızlık ve hürriyetinden asla vazgeçmeyeceğinin, vatanına ve millî iradesine her şart altında sahip çıkacağının tüm dünyaya ilanı olmuştur. Dumlupınar’da yakılan zafer meşalesi, yalnızca Millî Mücadele’nin kaderini değil, milletimizin geleceğini de aydınlatmıştır.
Bu büyük zafer; vatan sevgisi, sarsılmaz inanç, fedakârlık ve birlik ruhunun eşsiz bir eseridir. Bizlere düşen en büyük sorumluluk ise şehitlerimizin ve gazilerimizin emaneti olan Cumhuriyetimizi aynı inanç ve kararlılıkla korumak, ülkemizi daha güçlü yarınlara taşımak ve bu kutlu mirası gelecek nesillere aktarmaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle; başta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanımızın bağımsızlığı uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyor; milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum.”
Edirne’de Temmuz ayında genel ticaret sistemine göre ihracat 10 milyon 667 bin dolar, ithalat 17 milyon 295 bin dolar olarak gerçekleşirken, Avustralya’dan 1 milyon 601 bin dolarlık ithalat dikkat çekti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Temmuz 2026 dönemine ilişkin Dış Ticaret İstatistikleri’ni kamuoyu ile paylaştı. Ülkemizde Temmuz ayında genel ticaret sistemine göre ihracatın %2,9, ithalatın %5,1 arttığına yer verilen paylaşımda Trakya’daki 3 ilden Edirne’de Temmuz ayında genel ticaret sistemine göre ihracat 10 milyon 667 bin dolar, ithalat 17 milyon 295 bin dolar, Tekirdağ’da ihracat 327 milyon 187 bin dolar, ithalat 267 milyon 481 bin dolar ve Kırklareli’nde ihracat 27 milyon 431 bin dolar, ithalat 12 milyon 42 bin dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye İstatistik Kurumu 2026Yılı Temmuz Ayı Dış Ticaret İstatistiklerinden yararlanarak “Edirne, Tekirdağ, Kırklareli İlleri Dış Ticaret İstatistikleri, Temmuz 2026” konusunda bir basın bülteni hazırladı. Söz konusu paylaşımda şunlara yer verildi:
“Edirne’de 2026 yılı Temmuz ayında ihracat 10 milyon 677 bin dolar olarak gerçekleşti.Tekirdağ’da 2026 yılı Temmuz ayında ihracat 327 milyon 187 bin dolar olarak gerçekleşti.Kırklareli’nde 2026 yılı Temmuz ayında ihracat 27 milyon 431bin dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2026 yılı Temmuz ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre %2,9 artarak 25 milyar 623 milyon dolar, ithalat %5,1 artarak 32 milyar 966 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Edirne’de 2026 yılı Temmuz ayında ithalat 17 milyon 295 bin dolar olarak gerçekleşti.Tekirdağ’da 2026 yılı Temmuz ayında ithalat 267 milyon 481 bin dolar olarak gerçekleşti. Kırklareli’nde 2026 yılı Temmuz ayında ithalat 12milyon 42bin dolar olarak gerçekleşti.
Edirne Temmuz ayında ülke genelinde ihracatta 57, Kırklareli 41 ve Tekirdağ 14’üncü sırada yer alırken, ithalatta ise Kırklareli 49, Edirne 42 ve Tekirdağ ise 12. sırada bulundu.
Edirne’de Temmuz ayında en çok ihracat Almanya, Bulgaristan ve Bosna Hersek, en çok ithalat Bulgaristan, Moldova ve Avustralya ile yapıldı.
Kırklareli’nde Temmuz ayında en çok ihracat Venezuela, Kübe ve Bulgaristan en çok ithalat ise Fas, Rusya Federasyonu ve Moldova ile yapıldı.
Tekirdağ’ da Temmuz ayında en çok ihracat Almanya, ABD ve İtalya, en çok ithalat Çin, Güney kora ve Almanya ile yapıldı.
Trakya Üniversitesi, sağlık alanındaki akademik birikim ve deneyimini Balkan coğrafyasıyla paylaşmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Üniversitenin Balkan vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği “Kardeşlik Köprüleri Projesi” kapsamında Kosova’da temaslarda bulunan Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler başkanlığındaki heyet, Prizren Devlet Hastanesi’ni ziyaret etti.
Hastane yöneticileriyle gerçekleştirilen görüşmede, hastanenin fiziki imkânları, sağlık hizmetleri ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alındı. Görüşmede ayrıca sağlık eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi, hekim ve sağlık çalışanlarına yönelik bilgi ve deneyim paylaşımı ile hayata geçirilebilecek ortak çalışmalar değerlendirildi.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Trakya Üniversitesi’nin sağlık alanındaki birikimini Balkan coğrafyasıyla paylaşmayı önemsediklerini belirterek, geliştirilecek iş birlikleriyle Kosova’nın sağlık hizmetlerine katkı sunmayı hedeflediklerini ifade etti.
Trakya Üniversitesi heyetinde Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Alkin Çolak, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı ve Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Ali Yılmaz, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Prof. Dr. Cenk Mısırlı, Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Çelik ile Rektör Danışmanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Ali İhsan Meşe yer aldı.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Büyük Zafer’in milletimizin bağımsız yaşama iradesinin en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirterek, başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin tüm kahramanlarını saygı ve minnetle andı.
Başkan Gencan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“30 Ağustos, milletimizin bağımsızlığından ve özgürlüğünden hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğini bütün dünyaya gösterdiği büyük bir zaferdir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında kazanılan bu zafer, yalnızca bir askerî başarı değil; bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolun da en önemli dönüm noktalarından biridir.
Bize düşen, büyük fedakârlıklarla kazanılan bu bağımsızlığın ve Cumhuriyetimizin kıymetini bilmek; Atatürk’ün akıl, bilim ve çağdaşlaşma anlayışından ayrılmadan ülkemizin geleceği için sorumluluk almaktır.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanımızın bağımsızlığı uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.
Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun. Yaşasın bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Türkiye Cumhuriyeti’nin104 yıldır bütünlüğünü korumayı ve barış içinde yaşamayı başarabilmişse bunu, 30 Ağustos Zaferi ve Cumhuriyetin namus ve liyakatle yoğrulmuş sağlam hamuruna borçlu olduğunu bildirdi.
ADD Edirne Şubesi tarafından denek genel merkezinin 30 Ağustos Zaferi’nin 104. yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
“Çok riskli bir taarruz planıydı. Özellikle Yakup Şevki Paşa itiraz ediyor, ‘Mahvoluruz’ diyordu. Türk Ordusu’nun 239 yıldır hiç taarruz savaşı yapmadığını emperyalistler de, Yunan da biliyordu. Paşalar Başkomutana bakıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa ise, kimseye sezdirmeden güneye birlik kaydırmayı, taarruz gününü mutlak gizlilikle korumayı, beklenmedik anda sürpriz bir saldırıyla düşmanın en güçlü olduğu Güney cephesini çökerterek savaşı bitirmeyi kurgulamıştı. Elindekinin namluya süreceği son kurşun olduğunun bilincindeydi. Çünkü, millet nesi varsa vermiş, güç bela 204 bin kişilik bir ordu oluşturulmuş, iyi kötü donatılmış, eğitilmişti. Evet, planı riskliydi, ama başarı için risk almak zorunluydu ve başka çare de yoktu. Günlerdir tepe tepe Afyon ovasını ezberlemiş, Yunan cephesini hatmetmiş, komutanlarının karakterlerini incelemiş, savaşı an be an kafasında yaşamıştı. Zaferden emindi. Paşalara baktı ve ‘Bütün sorumluluk bende’ deyip ekledi ‘Hücum diyerek kamçımı indirdikten 15 gün sonra İzmir’deyiz.’
İngiliz Genelkurmay’ının 6 ayda aşılamaz dediği Yunan tahkimatı 6 saatte darmadağın edilmiş, Yunan Ordusu 5 günde dağıtılmış, Başkomutanı karargâhı ile esir alınmış, 1 Eylül’de ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri’ emrini alan Mustafa Kemal’in Askerleri 8 Eylül akşam saatlerinde İzmir önlerine ulaşmıştı. Belkahve’den yorgun ama mutlu gözlerle dumanlar içindeki İzmir’i seyreden Gazi, İsmet Paşa’ya ‘1 gün yanıldım İsmet, bu kadar hızlı kaçacaklarını düşünememiştim’ diyor, gülümsüyordu.
Aynı saatlerde Falih Rıfkı Atay,’Bu zafer millet meclisindeki muhaliflere, hükümetteki kimi muhterislere ve bazı komutanlara rağmen başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından kazanılmıştır’ diye yazıyordu not defterine. Haklıydı. Bütün yokluklara, zorluklara, tuzaklara, isyanlara ve ihanetlere rağmen kazanılmıştır o ölüm kalım savaşı. Akılla, bilimle kazanılmıştır, millete güvenle, kararlılık ve cesaretle, ‘Ya İstiklâl Ya Ölüm’ parolasıyla kazanılmıştır.
Nazım’ın ‘Ateşi ve ihaneti gördük’ dediği o günlerin emperyalist işbirlikçisi hainlerinin bozuk tohumları bugün de aynı alçaklıkları sürdürüyorlar. Sümüklü soytarılara mürit olup ‘Keşke Yunan kazansaydı’ diyen vatansızları mürşit belleyen bu tufeylilerin sonu da elbet hüsran olacaktır.
İstiklâl Savaşımız, Ulusumuzun yüzyılın dâhisi ve tarihin en büyük devrimcisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kadını, erkeği ve çocuğuyla verdiği topyekûn mücadelenin destanıdır. Bu destan; 8 yaşındaki Ömer oğlu Hüsnü’nün, 58 yaşındaki Mehmet Onbaşı’nın, Ilgaz dağlarında donarak şehit düşen Şerife Bacı’nın ve daha on binlerce vatan sevdalısı Kuvayı Milliye kahramanının asil kanları ile yazılmıştır. Bağımsızlığımız ve Cumhuriyetimiz bu destanın kutlu ürünüdür ve en kıymetli hazinemizdir. Bizi bu hazineden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahlarımız da melanetlerini sürdürmektedir, görevimiz bellidir, elbet yapılacaktır.
Coğrafyamızda Üniter Ulus Devlet ve Laik Cumhuriyet olmayan, Ulusal bütünlüğünü ve Dil Birliğini sağlayamayan ülkelerin ne halde oldukları ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti 104 yıldır bütünlüğünü korumayı ve barış içinde yaşamayı başarabilmişse bunu, 30 Ağustos Zaferine ve Cumhuriyetimizin namus ve liyakatle yoğrulmuş sağlam hamuruna borçludur.
Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi; ‘Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, ebedi başkomutanımız Atatürk’ü, yüce milletimizi, şanlı ordumuzu ve aziz şehit ve gazilerimizi minnetle yad ediyor, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyet’ine ulaşma kararlılığımızı yineliyor, 30 Ağustos Zaferimiz’ in 104. yılını kutluyoruz.”
İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Büyük Zafer’in Türk milletinin bağımsızlık iradesini tarihe kazıyan en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Akalın, 30 Ağustos’un Cumhuriyet’e giden yolun önünü açan büyük bir milli mücadele ve kararlılık günü olduğunu vurguladı.
MİLLETİMİZ KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKTI
Akalın, “Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan 30 Ağustos Zaferi, Türk milletinin esareti kabul etmeyeceğini ve vatanının geleceğini kendi iradesiyle belirleyeceğini bütün dünyaya ilan etmiştir. Bu zafer, milletimizin cesaretinin ve bağımsızlık tutkusunun en güçlü göstergelerinden biridir” ifadelerini kullandı.
CUMHURİYET’İN KAZANIMLARINI KORUMAK TARİHİ SORUMLULUĞUMUZDUR
Büyük Zafer’in bıraktığı mirasın bugün de yol gösterici olduğunu belirten Akalın, “30 Ağustos’u anlamak, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferi hatırlamak değildir. Milli egemenliğe, hukuk devletine ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine aynı kararlılıkla sahip çıkmak da bu mirasın gereğidir” şeklinde konuştu.
Akalın, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla andı.
Edirne Ticaret Borsası (ETB) yönetimi 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı yayımladığı mesajla kutladı.
ETB Yönetim Kurulu Başkanı Özay Öztürk ve Meclis Başkanı Feridun Çatalçekiç’in mesajında şunlara yer verildi:
“30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in ardında; milletimizin istiklal ve hürriyet aşkı, kahraman ordumuzun cesaret ve fedakarlığı vardır. Cumhuriyetimizin temellerinde yer alan bu yüksek ruh ve şuur her daim canlı kalacak ve yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.
Tarihi şanlı zaferlerle dolu olan büyük Türk milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en içten duygularımızla kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu zaferi bizlere armağan eden İstiklal Mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmet ve şükranla anıyoruz.”
Deniz ekosistemini korumak ve dalış turizmini canlandırmak amacıyla hazırlanan ‘Yapay Resif Projesi’ kapsamında aralarında Selimiye Camisi’nin de bulunduğu kentin 5 sembol yapısının minyatürlerinin İbrice Limanı’nda suya batırılmasıyla geçtiğimiz Çarşamba günü hareketlenen Saros Körfezi’nde bugün de Türkiye Yüzme Federasyonu Edirne İl Temsilciliği’nce Göçetepe Tabiat Parkı’nda düzenlenecek 1. Saros Körfezi Açık Su Yüzme Yarışı dolayısıyla yine hareketli ve heyecanlı anlar yaşanacak.
Türkiye Yüzme Federasyonu Edirne İl Temsilcisi Ayhan Dinç, yaptığı açıklamada, yüzme sporunun bölgede gelişmesine ve açık su yüzme kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla 1. Saros Körfezi Açık Su Yüzme Yarışı’nı düzenlediklerini söyledi. Bugün Saros Körfezi’nin eşsiz güzellikleri içerisinde, Göçetepe Tabiat Parkı’nda gerçekleştirilecek yarışının 1.200 metrelik özel parkuruyla sporculara hem sportif mücadele hem de unutulmaz bir doğa deneyimi sunacağını belirten, Dinç, yarış parkurunun en özel noktalarından birinin ise Tank Batığı olacağını, parkurun son virajında bulunan Tank Batığı’na ilk ulaşan sporcuya Onur Ödülü takdim edileceğini belirtti.
“Bu organizasyonla yalnızca bir yüzme yarışı gerçekleştirmeyi değil; Saros Körfezi’nin doğal güzelliklerini, açık su yüzme sporunu ve bölgemizin sportif turizm potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtmayı hedefliyoruz” diyen Dinç,. açıklamasına şöyle devam etti:
“Sporcularımızın güvenliği, yarışın sportif standartlara uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve organizasyonun en iyi şekilde tamamlanması bizim için önceliklidir. Tüm yüzücülerimizi, antrenörlerimizi, kulüplerimizi ve sporseverlerimizi bu özel organizasyonun bir parçası olmaya davet ediyoruz.
Saros’un eşsiz sularında, sporun ve doğanın buluştuğu bu anlamlı günde tüm katılımcılarımızla birlikte güzel bir organizasyona imza atacağımıza inanıyorum.
Başta organizasyonumuza katkı sağlayan Edirne Valiliği’mize, Gençlik ve Spor Bakanlığı’mıza, Türkiye Yüzme Federasyonumuza , Gökçe Tepe Tabiat Parkı işletmecilerine ve emeği geçen tüm kurum, kuruluş ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum. 29 Ağustos’ta Göçetepe’de buluşalım.”
Sevgili Abdullah BOSTANCI İpsala Tarım Fuarı’na konuk olmuş. Gördükleri ile mutlu olmuş. Eski Enez Festivallerini hatırlayarak duygulanmış. Enez Festivalleri devam ettirilemediği için serzenişte bulunuyor. Ama kime?
O belli olmuyor.
***
Öncelikle Enez Festivalleri ile bugün İpsala’da ve pek çok beldede yapılanlarla aradaki farkı şimdiki gençlere, Enez’i yönetenlere, yönetmeye talip olanlara iyi anlatmak lazım. Çünkü bugün adına festival denen organizasyonların aslında genişletilmiş, belediye bütçeleri zorlanarak yapılmış bedava konserlerden ibaret olduğunu ama aslında festivallerin bir kent halkı için bir seyir olmaktan öte başka özelliklerinin de olması gerektiğini bilmek lazım.
***
Enez festivalleri çok farklı örneklerdi. Her şeyden önce Belediye bütçesine yük olmadan yapılırdı. Kültür Bakanlığı’ndan alınan göstermelik katkılarla ve paralı konserlerle finanse edilen organizasyonlardı. Zamanının en değerli, en popüler sanatçılarının sahne aldığı konserler ücretli olur ve burada kazanılan paralarla diğer halka açık etkinlikler başarılabilirdi. Ben hala bugün gelinen beleşçiliği anlamakta güçlük çekiyorum. Enez’den İpsala’ya Elif Buse DOĞAN’ı izlemeye gidenler niçin girişte 1000 TL ödemezler ki…
***
Enez Festivalleri’nin asıl önemli farkı ise bu festivallerde Enez halkının tribünde seyirci değil, sahada görevli olmasıydı… Festival yaklaştıkça şehir öylesine coşkulu bir çalışma içerisinde olurdu ki bu coşkuyu sadece yerel halk, gençler ve kadınlar değil kaymakam, savcı, hakim ve bürokrat eşleri, tüm Enez öğretmenleri birlikte yaşarlardı ve sahada olurlardı. Konuklara verilen yemekte ilçenin İlköğretim Müdürünü, öğretmenlerini servise destek verirken görebilirdiniz. Yemek İ.Ü. Tesisleri’nde pişirilir ve sunulurdu. Menüdeki balık, Balıkçılık Kooperatifi’nden, etler de köylerin katkısı olarak köylerden gelirdi.
***
Kızlarımızın özgüvenli tavırları ile sundukları defile ilgi ile izlenir ve 2000 nüfuslu kasabamızdan güzellik yarışması için 10’dan fazla kızımız aday olurdu. Kazanana verilecek olan, gelinliğinden bileziğine kadar dopdolu ve özellikle Keşan esnafı tarafından zenginleştirilen çeyiz sandığı dillere destandı.
Çocuklarımızın resim sergileri, gençlerin masa tenisi yarışmaları ve köyler arası futbol turnuvası finali de festival sürecine dahil edilir halkın, gençlerin katılımı köylere kadar yaygınlaştırılırdı. Ödüller son gün Cumhuriyet Meydanı’nda dağıtılırdı.
Kadınlarımızın sandıklarından çıkarılarak sergilenen el işerinden oluşan sergi konukların gözlerini kamaştırırdı. Enezli gençlerin angarya sayılabilecek hiçbir işten kaçmayarak sahada yaptıkları düzenlemeler 3 gün boyunca hiç kesilmeden devam ederdi. Enez Meydanı ızgara mangalları ile mis gibi balık kokardı… Sabahlara kadar içilir, eğlenilir ama tüm ülkede kan gövdeyi götürürken festival süresince jandarmaya intikal eden tek olaya rastlanmazdı.
Daha anlatılacak pek çok şey var ama uzatmayalım… Örneğin trap yarışmaları, balıkçılar arası yarışmalar… Trakya’nın kalbi Enez’de atardı. Esnaf 3 günde kazandığını 12 ayda kazanamazdı.
***
1977 de sevgili ve (gerçekten) efsane Başkan Şevket Kurt’un formatı ve “Balık Festivali” adıyla bu süreç 1983 yılında sona erdi.. Enez festivalleri konusunda hiçbir fikri ve katılımı olmayan polis memurluğundan emekli Abdurrahman Altuğ Enez’e geldikten 2 ay sonra ANAP’tan aday gösterilip Belediye Başkanı olarak seçilince festival fiilen rafa kalktı. Neyse ki 1989’da da daha önce Şevket Kurt dönemindeki festivallere uzak durmuş ve katkı vermemiş olsa da Abdullah Bostancı Belediye Başkanı olunca eski formata yakın düzenlemelerle festivalleri sürdürdü. Ama zaman içinde halk tribünlere çıkarılmış, bazı yıllar yapılan, bazen ıskalanan BELEŞ konserlerden oluşan, belediye bütçelerini zorlayan festivalleri zaman içinde Enez halkının unutması sağlanmıştır.
***
İpsala Belediyesi’nin çeltik ve tarım fuarı Başkan Mehmet Kerman’ın başarısından ziyade İpsala Belediyesi’nin özellikle çeltik tarlaları kiralarından elde ettiği anormal gelirlerin verdiği cesaretle ilgilidir. Yani biraz da yağı bol bulanın kullanma yerleri ile ilgilidir. Festival İpsala için anlamsız ve manasızdır. Yerel esnaf bir miktar para kazansa da İpsala’ya hiçbir getirisi yoktur. Konserlere ödenen para esnafa pay edilse esnaf daha karlı çıkar.
***
Sonuçta çeltik gelirleri İpsala’da kişilere beleş olarak günlerini gün etmeye yararken, yakında başlayacak olan “Çeltik Anızı Yakma Şenlikleri”nde de anız dumanları Enezlileri boğacaktır.
Hiç rahat durmayan Ortadoğu bu seferde sürpriz denilebilecek bir girişimle Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde Türkiye, S. Arabistan, Pakistan diplomatları bir araya gelerek üçlü bir ittifak yapıp NATO’vari bir birlik, savunma gücü oluşturdular.
Bu olay dünyada şaşkınlık yarattı. İran dahi buna pek sıcak bakmadı; ‘böyle bir şey olur mu’ dediler. Türkiye olarak hem NATO’da olup hem Ortadoğu blokunda niye olmasın? Atatürk’ün zamanında Türkiye hem Balkan paktında idi, hem de Ortadoğu’da Sadabat Paktın’da. Atatürk’ün prensibi — Yurtta sulh, cihanda sulh’tu — demek oluyor yeter ki iyi niyeti bozmayalım.
Batı toplumu konuya pek sıcak bakmıyor. Hatta NATO içinde ‘Türkiye’nin ne işi var NATO’da’ diyenler bile var. Türkiye Avrupa’da gelişmiş ülkelerde göze batan bir devlet, hatta İran ile bu kadar tarihi bağlarımız olmasına rağmen konuya pek sıcak bakmıyor. Tabi konu henüz pek yeni, amacı, politikası netleşmiş değil. Üçlü ittifak zayıf halde, ileride muhakkak başka Ortadoğu ülkeleri de katılacaktır. Mısır Ortadoğu’da kilit bir ülkedir. Mısır’sız savaş ve barış yapamazsın. Mısır’ın ittifaka katılması gerekir. Mısır bugünlerde İsrail ile arası açık değildir, ileride Mısır’da katılır. Sonra geriye İran ve Irak kalıyor, bakalım göreceğiz. İran, ABD ile savaş halinde, tam bir barış anlaşması yapılmamış, onunda katılması gerekir. Mümkün olur mu? Geriye Suriye kalıyor tabi küçük Arap devleri de var Lübnan’a, Ürdün gibi bakalım göreceğiz, zaman ne gösterecek.
Bu arada Rusya’nın, ABD’nin net bir fikir açıklaması yok. Konu yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. 3 yılda bir sekretarya değişimi olacak. Yavaş yavaş iş rayına oturuyor. Daha başka uygulamalarda belirlenir. Bu kuruluş yalnız savunma amaçlı oluyor, saldırı amacı gütmüyor; tıpkı NATO gibi. NATO 1940 lı yılların sonunda kuruldu. NATO’da yılların yorgunluğu var, bir yenileşme yapamadı. Yorgun ve eskimiş bir hali var, inşallah bu kuruluş bunları giderir. Biran önce Mısır, İran, Irak’ta kuruluşa katılmalı, İsrail şımarığı haddini bilmeli.
Arap ülkeleri yıllarca Osmanlı tebası olmuş, pek gelişme sağlayamamışlarsa da Osmanlı’nın otoritesiyle huzur içinde yaşamışlardır. Osmanlı’dan sonra sömürge devri başlamış, Fransa Mısır’da iki yıl kalmış, sonra İngiltere 100 yıl sömürge devri başlamış; Mısırda ne varsa alıp götürmüşler ama Mısır’ı da, Mısır yapmışlar. İsrail’in kuruluşuna en fazla destek veren İngiltere’dir. İsrail’i şımartanda azdıranda Amerika’dır. Buna karşı bir çözüm şekli şimdilik üçlü Ortadoğu ittifakı oluyor. Henüz ismi dahi belirlenmemiş.
Arap ülkelerine ne kadar güvenebiliriz; Ürdün eski kralı Hüseyin’in büyük babası Şerif Hüseyin’in şöyle bir beyenatı var — Ben Şerif Hüseyin olarak veli nimetime ihanet ettim, beni İngilizler seni Kral yapacağız diye kandırdılar, İngilizlerle birlik olup Türk askerini arkadan vurduk, bu vebali şimdi çekiyorum, Türklere karşı mahcubum. –
Diğer Arap ülkeleri de aşağı yukarı aynı. İran derseniz ABD savaşında Türkiye’ye üç füze gönderdi, füzeler NATO tarafından havada imha edildi. Pakistan derseniz çok bilinen bir ülke değil zaten. Hindistan’la savaşacak ortamı var, inşallah bu toplum Türkiye’nin başını belaya sokmaz. Türkiye’de silah satarak epey pazar olurlar. Bir söz vardır son sözü tecrübe söyler. Bekleyelim bakalım ORTADOĞU — NATO su — ne olacak…