Ağa’ya görkemli karşılama

Olgay GÜLER

Edirne’de bu yıl 665’incisi düzenlenen Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde, geleneksel ‘ağa karşılama’ töreni gerçekleştirildi.

Edirne’de Sarayiçi Er Meydanı’nda, dün saat 14.00’de, minik boyda pehlivanların çayıra çıkmasıyla başlayan 665’inci Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde, gelenek haline gelen ‘ağa karşılama’ töreni yapıldı.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki tarihi Selimiye Camisi Meydanı önünde kurulan stantta, 665’inci Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü’yü, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan ve Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu (TGGF) Başkanı İbrahim Türkiş karşıladı.

Heyete, Kırkpınar’ın 4 altın kemerli ağası Seyfettin Selim de eşlik etti. Kırkpınar’ın baş cazgırı Emin Ger’in anons ettiği Başkan Gencan, Türkiş ile birlikte Kırkpınar Ağası Özünlü’yü kurulan stantta selamlayıp altın kemeri taktı, çiçek verdi.

‘YİĞİTÇE, MERTÇE GÜREŞLER İZLEMEYİ ARZU EDİYORUZ’

Gencan, ağa karşılamanın Kırkpınar’ın en güzel seremonilerinden olduğunu belirterek, “665’inci Kırkpınar yağlı güreşleri festivalimizin en özel anlarından birini yaşıyoruz. Her zaman şunu söylüyoruz; Kırkpınar gibi önemli bir organizasyonun en önemli anlarından bir tanesi ağa karşılama törenimiz. Ağalık sadece bir unvan değil Kırkpınar’ın yaşatılması, büyütülmesi, gelecek kuşaklara aktarılması için bütün ağlarımız omuzlarına o kocaman sorumlulukları alıyorlar. Ben buradan Ufuk ağamıza teşekkür etmek istiyorum, ağa seçildiği günden itibaren hem şehrimize, hem Kırkpınar’ımıza yapmış olduğu desteklerden dolayı. Diğer taraftan bugüne kadar ağalık yapmış ağalarımıza, çevre sunmuş oldukları hizmetlerden, Kırkpınar’ımıza, ata sporumuza sunmuş olduğu desteklerden dolayı da çok teşekkür ediyorum. Buradan yiğit pehlivanlarımıza başarılar dilemek istiyorum. Güreş gerçekten büyük bir disiplin gerektiren, büyük bir özveri gerektiren bir spor. Bütün pehlivanlarımız tüm sene boyunca dualı çayırda, er meydanında mücadele etmek için çalışıyorlar. Hepsine sonsuz saygı duyuyorum, başarılar diliyorum. Yiğitçe, mertçe güreşler, müsabakalar izlemeyi arzu ediyoruz onlardan da” dedi.

‘BİRLİKTE YÜRÜYECEĞİMİZ ÇOK GÜZEL YOLLAR VAR’

TGGF Başkanı İbrahim Türkiş de Kırkpınar Ağası Özünlü’yü karşılamaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Buraya dört sene önce geldiğimde ilk ağa karşılamasını yaptığımızda aynı duygularla aynı heyecanla yapmıştık. O zaman sevgili Seyfettin Ağa’mla bu güzellikleri birlikte yaşamıştık. Son iki yıldır da gerçekten muazzam işler yapan, gerek güreşimize, gerek Edirne’mize, gerek bütün yağlı güreşe büyük katkı sunan değerli kardeşim Ufuk Özünlü’ye buradan bir kere daha teşekkür ediyorum yaptığı hizmetlerden dolayı. İnşallah bugün de üç gün sonra yapılacak olan ağalık ihalesini alıp bu güzelliğin devam etmesini temenni ediyorum. Birlikte yürüyeceğimiz daha çok güzel yollar var. İnşallah Edirne’nin, Kırkpınar’ın şanını bütün dünyaya bir kere daha hep birlikte, ortaya koyarak güzellikleri devam ettireceğiz diyorum” diye konuştu.

‘KIRKPINAR TÜRKİYE’DİR’

665’inci Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü, Kırkpınar gibi kadim bir geleneğin parçası olmaktan onur ve gurur duyduğunu söyledi. Özünlü, “Bu tören benim için bir ağa karşılamasından ziyade 665 yıldır bu meydanlara iz bırakan, gelmiş geçmiş bundan sonra gelecek herkese bir selamlama merasimidir. Buradan herkese selam olsun. Allah bize de bu meydanlarda, tıpkı bir parmak izi gibi eşsiz, benzersiz izler bırakmayı nasip etsin. Geçen yıl çok güzel bir Kırkpınar geçirdik. Bu yıl inşallah hep birlikte daha güzel bir Kırkpınar geçireceğiz. Bu geleneği geleceğe taşımak istiyoruz. Bunun için de çok mücadele ediyoruz. Günlerdir çok ciddi Kırkpınar’ın protesto edilmesi yönünde haberler çıkıyor. Hepsi asılsızdır. Bu haberi üreten nifak tohumu yapay zekaya o kadar zeki olmadığını hatırlatıyorum. 665’inci Kırkpınar hayırlı, uğurlu olsun. Bu millet birdir, beraberdir, kardeştir. Kırkpınar Türkiye’dir” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından heyet, kent merkezindeki Atatürk Anıtı’na geçti. Burada korteje Edirne Valisi Yunus Sezer de katıldı. Saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı’nın okunduğu törende heyet, anıta çelenk koydu. Söz ve müziği Beyazıt Sansı’ya ait Kırkpınar Marşı’nın okunduğu törenin ardından kortej, Pehlivanlar Mezarlığı’nı ziyaret etti.

Vali Sezer, Belediye Başkanı Gencan, Federasyon Başkanı Türkiş ve Kırkpınar Ağası Özünlü, burada Kırkpınar efsanesi Adalı Halil ve Kara Emin pehlivanların mezarına karanfil bıraktı. Tören, duaların ardından sona erdi.

Vur davulcu!

Olgay GÜLER

Yağlı güreşin olimpiyatı, kesintisiz devam eden en eski spor organizasyonlarından Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde 665’inci randevu, bugün Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü’nün karşılanmasıyla başlayacak.

665’inci Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde bugün özlem sona eriyor. Büyük organizasyonda, Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü, saat 10.00’da Selimiye Meydanı’nda karşılanacak. Atatürk Anıtı’nda düzenlenecek törenin ardından heyet, Pehlivanlar Mezarlığı’na gidip dua edecek. 665’inci Kırkpınar Yağlı Güreşleri’yse, Selimiye Camisi’nde kılınacak Cuma namazının ardından, minik-1 boyunda pehlivanların çayıra salınmasıyla başlayacak. Aynı gün, baş boyunda 16 pehlivan, son 32’ye kalabilmek için mücadele edecek.

AÇILIŞ SEREMONİSİ SAAT 18.30’DA

Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde ilk gün açılış seremonisi de yapılacak. Sarayiçi Er Meydanı’ndaki tören saat 18.30’da başlayacak. Törende, 664’üncü Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Başpehlivanlık şampiyonu Orhan Okulu, Türk Bayrağı’nı göndere çekecek ve konuşmalar yapılacak. İlk günün ardından ikinci gün güreşler devam edecek.

SON GÜN HEYECAN DORUĞA ÇIKACAK

Kırkpınar’da son gün, heyecan doruğa çıkacak. Ağalık ihalesinin de yapılacağı büyük organizasyonda, baş kategorisinde final güreşi 17.30’da yapılacak. Tarihi organizasyon, 18.30’da gerçekleştirilecek ödül töreninin ardından sona erecek.

‘Üreticinin emeğini yok etmeyelim’

Olgay GÜLER

Trakya’da buğday hasat dönemi devam ederken, peş peşe çıkan yangınlar başta üreticiler olmak üzere ülke ekonomisini de zarar sokuyor.

Trakya’da iklim değişikliğiyle birlikte aşırı sıcaklıklar ve yağışsız hava, beraberinde kuraklığı da getirirken; son yıllarda artan yangınlar üreticiyi zarara soktu. Bölgede 2023 yılında 7 bin 248 dekar, 2024’teyse 37 bin 115 dekar tarım alanı yangınlarda zarar gördü. Özellikle buğday hasadı döneminde sıklaşan yangınlarda, 2025 yılında binlerce dekar tarım arazisi yandı. Bu sene de hasat devam ederken, özellikle Edirne ve Tekirdağ’da ekili alanlarda peş peşe yangınlar çıktı.

SİGARA İZMARİTİ UYARISI

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, yangınlara karşı hem üreticilere hem de vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bu yıl zamanında gelen yağışlarla buğday veriminin iyi olduğunu söyleyen Arabacı, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yangınların üreticiyi zorladığını kaydetti. Arabacı, “Maalesef ki yine önceki yıllarda yaşadığımız gibi, bu dönem geldiğinde buğday olgunlaştığında, çeşitli bölgelerden yangın haberleri geliyor. Gerek hiç biçilmemiş arazi gerek biçilmiş işte sapı bağlanmamış arazilerde ciddi zararlar var. Bugün bakıyoruz Lalapaşa bölgesinde var, Çanakkale bölgesinde var, her yerden yangın haberleri alıyoruz. Bunları görünce üzülüyoruz. Bir yıl boyunca emek vermiş üreticimiz, bir yıl boyunca para harcamış. Tam emeğinin karşılığını alacağı dönemde böyle yangınların olması, beklenmedik bir anda ürünün kül olup gitmesi, üreticimizi ciddi anlamda hem zora sokuyor hem üzüyor. O yüzden üreticilerimizin bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor. Sigara izmariti atılmaması gerekiyor ya da cam şişe atmayalım. Çünkü bunlar güneşle buluştuğunda yangına dönebiliyor. O yüzden ben üreticilerimizden ve tüm halkımızdan önemle rica ediyorum” dedi.

‘ÜLKE EKONOMİSİNDE ZARAR, SONUÇTA MİLLİ SERVET’

Yangınların en az seviyeye düşürülmesi için vatandaşlardan duyarlı olmalarını isteyen Arabacı, “Bir sürü emek verilmiş, bir yıl boyunca emek verilmiş. Tam bu emeğin karşılığının alındığı dönemde dikkat edelim. Ürünümüzün telef olmasını, yanmasını engellemek için mücadele edelim. Cam şişeleri atmayalım, sigara izmaritlerini atmayalım. Dikkatli olalım ve emeğe saygı duyalım. Tabii bu yangınlar bitmeyecektir. Her gün farklı bölgeden yangın haberi alacağız. Ama bunları minimuma düşürmek için öncelikle halk olarak hepimizin duyarlı olması lazım. Duyarlı olursak, dikkat edersek inşallah bunları minimum seviyeye düşürürüz. Hem burada üreticilerimizin emeğinin karşılığını yok etmemiş oluruz. Bu durum ülke ekonomisine de zarar, sonuçta milli servet. Bu sadece üreticimizin kazancı değil, ülke ekonomisine katkı sağlayan bir ürün bu. O yüzden ben halkımızın duyarlı olmasını istiyorum. Emeğe saygı duymasını istiyorum. İnşallah daha az yangınların olduğu bir dönem yaşarız diye umuyorum” diye konuştu.

‘DUYARLI OLALIM’ ÇAĞRISI

Yangınların, yağışlara ve bölgeye göre sıklığının değiştiğini belirten Arabacı, “Buğday sapı olgunlaştıktan sonra bu yangınlar gittikçe çoğalıyor. Aşağı yukarı bu yağışlara göre değişiyor. Mesela buğday biçim dönemi de bazen bir hafta önce oluyor. Bazen bir hafta sonra oluyor. O yüzden, bu birkaç gün önce ya da sonra olması çok önemli değil. Önemli olan burada ürüne dikkat etmek, emeğe saygı duymak. Bunları yaparsak, inşallah daha az yangın haberleri duyarız. İnşallah daha az zarar ederiz. Hem üreticimiz az zarar eder hem ülke ekonomimiz az zarar eder. İnşallah bölgemiz için hayırlısı olur diye umuyorum. Tüm üreticilerimize, tüm halkımıza duyarlı olmasını temenni ediyorum” dedi.

Kosova’ya kitap köprüsü

Trakya Üniversitesi Zeynep-Mustafa Taş Uygulama Anaokulu öğrencilerinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında Kosova’daki akranlarına gönderdikleri kitaplar, anlamlı bir dostluk örneğine dönüştü. Minik öğrencilerin bu anlamlı paylaşımı, Kosova’daki arkadaşlarından gelen kitap hediyeleri ve içten mesajlarla karşılık buldu.

Kosova’daki öğrenciler tarafından gönderilen kitaplar ve sevgi dolu notlar, iki ülke çocukları arasında kurulan dostluk ve kardeşlik bağlarını daha da güçlendirdi. Paylaşılan her kitap, iyiliğin ve dayanışmanın sınır tanımadığını gösterirken, çocuklara paylaşmanın ve kültürel etkileşimin değerini de yaşattı.

Anaokulu öğrencileri, kendilerine ulaştırılan hediyeleri büyük bir mutluluk ve heyecanla karşılarken, farklı bir ülkede yaşayan akranlarıyla kurdukları gönül köprüsünün sevincini yaşadı. Gerçekleştirilen bu anlamlı etkinlik, çocuklar arasında dostluk, sevgi ve dayanışma duygularının gelişmesine katkı sundu.

Trakya Üniversitesi Zeynep-Mustafa Taş Uygulama Anaokulu yönetimi, bu anlamlı paylaşımları dolayısıyla Kosova’daki öğrencilere, öğretmenlerine ve emeği geçen herkese teşekkür etti.

TÜ Mimarlık Fakültesi mezunlarını uğurladı

Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni, Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Törende 200 öğrenci mezuniyet sevinci yaşadı.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, törende yaptığı konuşmada, Mimarlık Fakültesinin Balkan coğrafyasının ve Türkiye’nin saygın mimarlık fakülteleri arasında yer aldığını belirterek, bu başarının oluşmasında emeği geçen akademik kadroya teşekkür etti. Mezunların dört yıl önce Trakya Üniversitesi ailesine katıldıklarını, bugün ise bu ailenin birer mezunu olarak yeni bir yolculuğa adım attıklarını ifade eden Hatipler, Trakya Üniversitesi’nden mezun olmanın üniversite mensubu olma niteliğini ortadan kaldırmadığını söyledi. Hatipler, mezunların görev yapacakları her alanda Trakya Üniversitesinin birer mensubu ve mezunu olarak anılacaklarını belirterek, bu aidiyeti daima onur ve gururla taşımalarını istedi ve kendilerine başarılar diledi.

Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semiha Kartal ise mezun öğrencilerin eğitim süreçlerinde yalnızca akademik bilgi değil, sabır, disiplin, ekip çalışması ve sorumluluk bilinci de kazandıklarını ifade etti. Diplomanın mesleki yolculuklarının yeni bir başlangıcı olduğunu belirten Kartal, mimarlığın insan yaşamını ve kentleri şekillendiren önemli bir sorumluluk alanı olduğuna dikkat çekti. Kartal, mezunların etik değerlerden ödün vermeden mesleklerini en iyi şekilde icra etmelerini istedi.

Fakülte birincisi Kübra Nur Pırıldak da eğitim hayatları boyunca kendilerine rehberlik eden akademisyenlere ve her zaman yanlarında olan ailelerine teşekkür ederek mezuniyet sevincini paylaştı.

Konuşmaların ardından dereceye giren öğrencilere plaketleri takdim edildi. Program, geleneksel kütük çakma seremonisiyle devam etti. Ardından, bilimsel projeleri kabul gören ve öğrenci yarışmalarında ödül kazanan öğrencilere başarı belgeleri takdim edildi.

Tören, meslek andının okunması ve kep atma seremonisiyle sona erdi.

Törene; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Mustafa Tan, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ’ın yanı sıra akademisyenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.

Kapılardaki yoğunluk komşuyla gündemde

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bulgaristan İçişleri Bakanı Ivan Demerdzhiev, Avrupa Birliği Giriş/Çıkış Sistemi (EES) ile sınır kapılarındaki yoğunluğu görüştü ve iki ülke arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi konusunda mutabakata varıldı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Bulgaristan İçişleri Bakanı Ivan Demerdzhiev’in video konferans görüşmesi gerçekleştirdiği belirtildi.

Türkiye ile Bulgaristan arasındaki güçlü ekonomik ve ticari işbirliği çerçevesinde, 30 Mart 2026 itibarıyla dördüncü aşaması yürürlüğe giren EES uygulaması ve söz konusu uygulamanın iki ülke arasındaki yoğun ticari araç ve yolcu geçişlerine muhtemel etkilerinin görüşmede kapsamlı şekilde ele alındığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Toplantıda, başta Kapıkule ve Hamzabeyli sınır kapıları olmak üzere sınır kapılarında yaşanan işlem yoğunluğu ve bekleme süreleri değerlendirilmiş, özellikle yaz sezonunda yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, iş insanlarımızın ve ihracatçılarımızın ülkemize giriş ve çıkış süreçlerinin daha hızlı ve etkin şekilde yürütülmesi amacıyla ilave kolaylaştırıcı tedbirlerin alınmasına yönelik Türkiye’nin beklentileri Bulgaristan tarafına iletilmiştir.”

Açıklamada, Bakan Bolat’ın, Türkiye tarafından sınır kapılarında yaşanabilecek yoğunluğun azaltılması amacıyla gümrük personeli ve kolluk görevlisi sayılarının artırılması, teknik altyapının güçlendirilmesi ve geçiş süreçlerinin hızlandırılmasına yönelik alınan tedbirler hakkında bilgi paylaşımında bulunduğu da ifade edilerek, şunlar kaydedildi:

“Görüşmede ayrıca, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticaret akışının ve Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerin kesintisiz şekilde sürdürülmesi, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve iş dünyamızın herhangi bir mağduriyet yaşamaması ve sınır kapılarındaki yoğunluğun etkin biçimde yönetilmesi amacıyla iki ülke arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi konusunda mutabakata varılmıştır.”

TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI

Salih Hakan COŞKUNTUNA

Nisan 2026

TOPLUMSAL İŞLEV VE KOLEKTİF YAPI
Kültürel zemin, bireysellik ile toplumsal dayanışma üzerine kurulu olan Köy Seyirlik oyunları, en eski katmanı oluşturur, doğrudan ritüel ve köylü yaşamıyla ilgilidir. Oyunlar geçmişte köylünün topluca katılması gereken “görevsel” birer eylem olarak da kabul edilirdi (And, 1985, s. 43). Bu oyunlar, halkın yaşama biçimini, hayata bakışını, mizah anlayışını ve siyasi eleştirilerini halkın canlandırmaları ile yansıtan sosyal platformlardır.
Günlük yaşamda oluşan ortak duygu ve düşünceler “doğaçlama” ile sergilenen ve yazılı bir metne dayanmayan geleneksel oyunlar, kuşaktan kuşağa sözlü gelenekle aktarılan değerlerdir (And, 1985, s. 54-55). Temaşa estetiği, Osmanlı toplumunda Karagöz-Hacivat, Kavuklu-Pişekar ve Meddah gibi form tiplemeleri sadece güldürü unsuru değil, imparatorluk coğrafyasındaki etnik ve sınıfsal gerilimlerin birer sembolik temsilcileridir. Karagöz, cahil ama sağduyulu halkı, Hacivat’ın ise yarı aydın, kuralcı ve çıkarcı sınıfı temsil etmesi; toplumsal yaşamın en canlı sosyolojik analizidir. Bu oyunların en kritik ve saklı işlevi, toplumsal eleştiriyi “temaşa estetiği” içine gizlemesidir. Sokullu’nun (1978, s. 91, 111-112) ifadesiyle, geleneksel komedinin, komedyaya dayanan evrimi, otorite ile halk arasındaki “sessiz anlaşmanın” bir sonucudur. Tuluat ile Orta oyununa ait ironi metaforu, bireyin toplumsal baskı karşısında geliştirdiği savunma mekanizması ile “özgürlük alanı” olarak işlev görür. Gerçeklik, sahne üzerinde deforme edilerek (stilizasyon yoluyla) daha vurucu bir hakikate dönüştürülür.
Yaratıcı drama ve müze pedagojisi ile gelenekselin güncel dönüşümünü İnci San, geleneksel seyirlik oyunlardaki “aktif katılımcı” ve “doğaçlama” öğelerini, modern yaratıcı dramanın ve müze pedagojisinin merkezine yerleştirir (San, 2021, s. 233-241). Geleneksel oyunlardaki seyirci ile oyuncu arasındaki o geçirgen sınır, bugün yaratıcı dramanın “yaşayarak öğrenme” metodunun atasıdır. Anadolu’nun antik inançlarından süzülen dramatik sanat, sadece bir tarihsel veri değil; bireyin güncel varoluşunu, farkındalığını ve kültürel aidiyetini inşa eden yaşayan bir disiplindir.Geleneksel seyirlik oyunlar, Osmanlı-Türk modernleşmesinin öncesinde halkın kendi imgesini bulduğu, kültürel aidiyetini içkinleştirdiği ve toplumsal sorunları rasyonel bir mizah süzgecinden geçirdiği bir sahadır. Sokullu ve And’ın ortak vurgusu: kültürel süreklilik ile bu oyunların günümüz modern tiyatrosu ve yaratıcı drama çalışmalarına sağladığı “estetik otantisite”nin temelini oluşturmaktadır. Otantisite; geleneksel sahne yapısı ve var olan tiyatroya evirilerek, modern tiyatronun ortaya çıkışı için önemli bir zemin oluşturmuş, yazılı metin olmadan yapılan anlatı, temsil ve sahneleme açısından güçlü bir birikim sunmuştur.
TANZİMAT DÖNEMİ VE MELEZLEŞME
XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun Batı ile kurduğu ilişkiler, tiyatro alanında önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Tanzimat dönemi ile birlikte Batılı anlamda tiyatro metinleri yazılmaya başlanmış, sahneleme teknikleri gelişmiş ve tiyatro kamusal bir faaliyet olarak görünür hale gelmiştir. Bu dönemin en önemli eserlerinden biri olan Şair Evlenmesi geleneksel tiyatro ile batılı tiyatro anlayışının bir örneği olarak değerlendirilebilir. Eser, yerli unsurları korurken, yeni anlatım biçimi geliştirme çabasını da yansıtır. Bu dönemde Güllü Agop ve Mardiros Mınıkyan ile başlayan Batı formundaki oyunlar çeviriler ile kurgulanmaktadır. İbrahim Şinasi’nin Dolmabahçe Saray Tiyatrosu için yazdığı; Şair Evlenmesi (1859) adlı eseri, geleneksel seyirlik oyunların form ve yapısını Batılı formlarla birleştiren, diyalektik ve melez bir oluşum sunar. Söz konusu eser, Tanzimat dönem tiyatrosunun mihenk taşı olarak değerlendirilmiş ve batılı anlamında; dönem tiyatrosunun ilk eseri ve başlangıcıdır. Oyunun yazılmasıyla yaşanan gelişmeleri Sokullu şu şekilde vurgular.
“Dolmabahçe Saray Tiyatrosunda oynanmak üzere Şinasi’ye ısmarlanan Şair Evlenmesi, ilk atılan adım. Güllü Agop yönetimindeki Osmanlı Tiyatrosunun kurulması ile yeni bir görünüm alıyor. Bu tiyatronun tanınmış ediplerinden oluşan yazı heyetinin de katkısıyla Batı etkisindeki Türk Tiyatrosu art arda eserler vermeye başladı.” (1978, s. 170)Sokullu (1978, s. 170), Şair Evlenmesi’ oyununun dramatik yapısını, “töresel bir gerçeğe ayna tutan” ve ortaoyununun kalıplaşmış icra pratikleri arasına sızdırılmış toplumsal sorunsalları merkeze alan bir kurgu olarak tanımlar. Eserde somutlaşan “melez yapı”, geleneksel Karagöz-Hacivat tiplemelerinin döngüsel söylemi ile Batı komedyasının rasyonel amacı arasında diyalektik bir köprü kurmaktadır. Söz konusu melezlik, bir taklit olması ile kendi toplumsal gerçekliğini tartışmaya açan rasyonel bireye geçişin, mekânsal ve söylemsel imkânını barındırmaktadır. Bu ikilimde sahne, geleneksel olanın tanıdık formlarını kullanarak, toplumsal normları rasyonalize eden ve bireyi kamusal özne olarak yeniden konumlandıran “inşa alanını” kazanmaktadır. (SÜRECEK)

‘Kırkpınar ortak sorumluluğumuzdur’

Edirne Valisi Yunus Sezer, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’nde yer alan Kırkpınar’ın milletimizin ortak hafızasının ve kültürel zenginliğinin dünyaya açılan en güçlü kapılarından biri olduğunu bildirdi.

Vali Sezer, 665. Kırkpınar Haftası dolayısıyla yayımladığı mesajında şunları kaydetti:

“Asırlardır nesilden nesile aktarılan Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri, milletimizin köklü tarihini, kadim değerlerini ve kültürünü yaşatan en önemli miraslarımızdan biridir. Dünyanın en eski ve kesintisiz devam eden spor organizasyonlarından biri olan Kırkpınar’ın 665’incisini gerçekleştirmenin gurur ve heyecanını hep birlikte yaşıyoruz.

Kırkpınar; yalnızca pehlivanların kıyasıya mücadele ettiği bir er meydanı değil, aynı zamanda cesaretin, mertliğin, dürüstlüğün, sabrın ve kardeşliğin nesiller boyunca yaşatıldığı büyük bir kültür ocağıdır. Yüzyıllardır süregelen bu gelenek, Türk milletinin spora bakışını, ahlaki değerlerini ve güçlü medeniyet birikimini en güzel şekilde yansıtmaktadır.

Osmanlı’ya uzun yıllar başkentlik yapan kadim şehir Edirne, bu büyük mirasa ev sahipliği yapmanın haklı gururunu taşımaktadır. Selimiye’nin ihtişamı, Sarayiçi’nin tarihî atmosferi ve Er Meydanı’nın heyecanı, Kırkpınar günlerinde şehrimizi kültürün, sporun ve kardeşliğin buluştuğu eşsiz bir merkez hâline getirmektedir. Davul ve zurnanın yankısı, cazgırların duaları ve pehlivanların mücadelesiyle yaşanan bu büyük şölen, yalnızca ülkemizden değil dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize de unutulmaz bir kültür deneyimi sunmaktadır.

UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’nde yer alan Kırkpınar, milletimizin ortak hafızasının ve kültürel zenginliğinin dünyaya açılan en güçlü kapılarından biridir. Bu büyük emanetin özünü yaşatmak, gelecek kuşaklara eksiksiz aktarmak ve uluslararası alanda daha güçlü şekilde tanıtmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bu duygu ve düşüncelerle, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin ülkemize, milletimize ve spor camiamıza hayırlı olmasını temenni ediyor; organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği bulunan tüm kurum ve kuruluşlara, güreş camiamıza, cazgırlarımıza, davul-zurna ekiplerimize, hakemlerimize ve pehlivanlarımıza teşekkür ediyorum. Er Meydanı’nda mücadele edecek tüm pehlivanlarımıza başarılar diliyor, tarih ve kültür şehri Edirne’mize teşrif eden kıymetli misafirlerimizi en içten duygularımla selamlıyorum.”