Tayakadın’da ÇED toplantısı

Teknik Masura Ambalaj Kâğıt Geri Dönüşüm San. ve Tic. A.Ş. Edirne Şubesi tarafından Edirne merkez Tayakadın Köyü’nde planlanan “Kâğıt Üretimi ve Tehlikesiz Atık Geri Kazanım Tesisi Kapasite Artışı” projesi için 6 Ağustos Perşembe günü Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği kapsamında “Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı” yapılacak.

Tayakadın Köyü Düğün Salonu’nda saat 10.00’da başlayacak ÇED Sürecinde Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı’na ilişkin duyuruda şunlara yer verildi:

“Teknik Masura Ambalaj Kâğıt Geri Dönüşüm San. ve Tic. A.Ş. Edirne Şubesi tarafından Edirne İli, Merkez İlçesi, Tayakadın Köyü No: 437 (265 Ada, 2 Numaralı Parsel, 263 Ada 1 Numaralı Parsel ve 263 Ada numaralı Parsel) adresinde “Kâğıt Üretimi ve Tehlikesiz Atık Geri Kazanım Tesisi Kapasite Artışı” projesinin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Söz konusu proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin 9. maddesi gereğince aşağıda belirtilen tarih ve saatte faaliyetle ilgili halkı bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak için ‘Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılım Toplantısı’ yapılacaktır.”

DGH gönüllüleri Edirne’de 4. günlerinde

Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında Edirne’de bir araya gelen gönüllüler, programın dördüncü gününe AFAD Edirne İl Müdürlüğü’nü ziyaret ederek başladı. Gerçekleştirilen ziyarette afet farkındalığı, gönüllülük çalışmaları ve afetlere hazırlık konularında bilgilendirme alan gönüllüler, afet bilincinin önemine dair değerli kazanımlar elde etti.

Programın devamında Fatih Camii Kur’an Kursu ve Mevlana Camii Kur’an Kursu’nu ziyaret eden gönüllüler, kursiyerlerle bir araya gelerek samimi sohbetler gerçekleştirdi ve gönüllülük ruhunu paylaşan anlamlı buluşmalara imza attı.

Ardından Edirne Gençlik Merkezi Müdürü Zekeriya Bayrak’ı ziyaret eden gönüllüler, yürütülen faaliyetler hakkında fikir alışverişinde bulunarak gençlik çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Edirne Vali Yardımcısı Güher Sinem Büyüknalçacı’yı makamında ziyaret eden gönüllüler, Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi paylaşımında bulunarak misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Günün son bölümünde ise Edirne’nin önemli simgelerinden 100. Yıl Anıtı’nı ziyaret eden gönüllüler, şehrin tarihi ve milli değerlerini yakından tanıma fırsatı bulurken, gönüllülük yolculuklarını kültürel ve manevi kazanımlarla zenginleştirmeye devam etti.

Parasını verdiği altınları alamadı

Edirne merkezde bir kişi 23 adet altın satın almak için anlaştığı kuyumcuya 848 bin lira ödemesine rağmen altınları alamayınca soluğu polis merkezinde aldı.

Edinilen bilgilere göre, R.I. isimli kişi polis merkezine başvurarak Saraçlar Caddesi’ndeki 23 adet altın almak için anlaştığı ve 848 000 TL ödediği kuyumcudan altınlarını alamadığını belirterek davacı ve şikayetçi olduğunu bildirdi. R.C., İ.C. ve Ç.M. isimli kişiler hakkında dolandırıcılık suçundan yasal işlemlere başlandı.

AFAD’tan İbrice’de dalış eğitimi

Suüstü ve Sualtı Arama Kurtarma Ekibi personeline İbrice Limanı mevkiinde AFAD Edirne İl Müdürlüğü arama ve kurtarma personelinin de katılımıyla eğitim veriliyor.

AFAO Edirne’den yapılan konuya ilişkin paylaşımda şunlara yer verildi:

“İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Afet ve Acil Durum Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğünün mevcut ve ekibe yeni katılan Suüstü ve Sualtı Arama Kurtarma Ekibi personeline yönelik eğitimler, Keşan ilçemiz İbrice Limanı mevkiinde, İl Müdürlüğümüz arama ve kurtarma personelinin de katılımıyla devam etmektedir.

Eğitim programı kapsamında; keşif dalışı, dalış becerilerinin geliştirilmesi, sualtı arama teknikleri uygulamaları, dalış işaretleri çalışmaları, sualtı arama ve kurtarma teknikleri ile sonar cihazının kullanımı başta olmak üzere çeşitli teorik ve uygulamalı eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmektedir.”

Edirne Birlik Spor’dan Bolu’da kamp

Edirne Birlik Spor Kulübü, Türkiye Futbol Federasyonu Akademi Gelişim Ligleri öncesi 17-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında 2010-2011-2012-2013-2014 yaş grupları ile Bolu’da sezon öncesi hazırlık kampı gerçekleştirecek.

Edirne Birlik Spor Kulübü’nden Edirne’de ilk kez alt yapı takımları arasında gerçekleştirilecek 1 haftalık kampa ilişkin açıklamada şunlara yer verildi:

“Edirne Birlik Spor Kulübü olarak, 2026-2027 sezonu hazırlıklarımız kapsamında 17-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında 2010-2011-2012-2013-2014 yaş grupları ile Bolu’da sezon öncesi hazırlık kampı gerçekleştireceğiz.

Kulübümüzün altyapı yapılanmasını daha da güçlendirmek, sporcularımızın fiziksel, teknik ve mental gelişimlerini en üst seviyeye taşımak amacıyla planlanan kamp programımızda yoğun antrenmanlar ve hazırlık karşılaşmalarının yanı sıra takım olgusunu pekiştirecek çeşitli çalışmalar da yer alacaktır.”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Edirne Birlik Spor Kulübü Başkanı Erhan Dinç, şu ifadeleri kullandı.

“Edirne Birlik Spor Kulübü olarak geleceğin futbolcularını yetiştirme hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.

Bolu’da gerçekleştireceğimiz sezon öncesi kampı, sporcularımızın gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Kamp sürecinde hem fiziksel hem de taktiksel anlamda verimli bir hazırlık dönemi geçirmeyi hedefliyoruz.

Kulübümüzün her geçen gün büyüyen vizyonuna yakışır şekilde altyapımıza yatırım yapmaya, çocuklarımızın en iyi şartlarda spor yapabilmeleri için tüm imkânlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz.

Bizlere güvenen ailelerimize, destek veren sponsorlarımıza ve her zaman yanımızda olan camiamıza teşekkür ediyorum. Yeni sezonda Edirne’yi en iyi şekilde temsil etmek için var gücümüzle çalışacağız.”

Edirne Birlik Spor Kulübü olarak, disiplinli çalışma anlayışımız ve güçlü altyapı vizyonumuzla Türk futboluna yeni yetenekler kazandırmaya devam edeceğiz.”

KULÜBE OTOBÜS

Edirne Birlik Spor Kulübü’nün kulübü kurumsallık katması için otobüs aldığı öğrenildi. Edirne Birlik Spor Kulübü kafilesi bu olanak sayesinde lig maçlarına artık kendi otobüsü ile gidecek.

ADD, kapitülasyonların kaldırılmasını kutladı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi, kapitülasyonların kaldırılmasının 103. yılını kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nin yıldönümü dolayısıyla paylaştığı dernek genel merkezinin açıklamasında, “Kapitülasyon, bir devletin kendi ülkesinde başka bir devlet veya devletlerin vatandaşlarına tanıdığı ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyal ayrıcalıklar bütünüdür” denilerek özetle şunlara yer verildi:

“Osmanlı’da kapitülasyonlar yabancılara tanıdığı başlıca ayrıcalıklar tanıyordu; Yabancı tüccarlardan daha az gümrük vergisi alınması ve Osmanlı pazarında yerli üreticinin rekabet gücünün kırılması, Osmanlı topraklarında suç işleyen yabancıların kendi ülkelerinin konsoloslukları tarafından yargılanabilmesi (konsolosluk mahkemeleri), Yabancı devletlere Osmanlı sınırları içerisinde dini, kültürel ve eğitim kurumları açma hakkı verilmesi olarak özetlenebilir.

Osmanlı’nın ekonomik olarak dışa bağımlı hale gelmesine ve devletin çöküşüne zemin hazırlayan bu ayrıcalıklar, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından tamamen ve kesin olarak kaldırılmıştır.

Avrupalı devletlerin bu ayrıcalıklar düzenini Osmanlı Devleti üzerinde uygulanmasından Osmanlı Devleti’nin büyük zarar görmüştür. Kapitülasyonlar, Osmanlı’nın ilk olarak 1535 yılında Fransa’ya verdiği ve yedi kez yenilendikten sonra süresiz hale getirilen ayrıcalıklar ile başlamış, fethettiği yerlerde işgalci değil de kalıcı olmanın bir ilkesi olarak uygulamıştır.

Kapitülasyonlar, ‘Avrupalı devletlerin kendi ülkeleri dışındaki sürekli ya da geçici olarak bulunan yurttaşlarının, ülkesinde bulundukları devletin yetkilerinin dışında kalmak ve kendi devletlerinin yetkisine bağımlı olmak biçiminde elde ettikleri ayrıcalıklar ile ticaret ve gümrük konularında elde ettikleri kolaylıklar ve imtiyazlar’ olarak tanımlanabilir. 16.yy’dan itibaren Avrupalı güçlerle Osmanlı Devleti arasında imzalanan anlaşmaları ifade eder.

Osmanlı Devleti’nin kapitülasyon antlaşmalarıyla Avrupalı devletlerin yurttaşları Osmanlı topraklarında birçok kişisel, adli ve ticari imtiyazlar elde etmişlerdir. Bu imtiyazlar şu şekilde sıralanabilir:

Kişisel İmtiyazlar: Yabancılar kendi din ve mezheplerine ait kiliselerde serbestçe ibadet edebilirlerdi. Kendi dinsel yöneticilerini rahatlıkla seçtikleri gibi, bu din adamlarının mabetleri içinde ve dışında dokunulmazlıkları da bulunurdu. Mevcut kiliseleri onardıkları gibi, yeni kiliseler de inşa edebilirlerdi. Yabancılar Osmanlı ülkesinde istedikleri yerde (Mekke ve Medine hariç) hiçbir kayda bağlı olmadan oturabilirler, suç işleseler bile sınır dışı edilmezler, serbestçe ticaret yapıp istedikleri malları alıp satarlardı. Yabancıların bulundukları ev, iş yeri ve ticarethanelerine ne olursa olsun konsoloslukların bir tercümanı hazır bulunmadıkça girilemez ve arama yapılamazdı. Konsoloslar tercüman ve kavaslarla birlikte bütün konsoloshane memurları imtiyazlardan yararlanırdı. Yabancılar kendi okullarını açıp buralarda istedikleri gibi eğitim ve öğretim yapabilir, ders içeriklerini kendileri belirleyebilirdi. Bu imtiyazlara kendi sağlık kuruluşlarını kurmaları da dahildi. Bu sağlık kuruluşlarında kendi doktorları aracılığıyla da imtiyaz elde edebilmekteydiler.

Adli İmtiyazlar: Osmanlı’daki yabancıların kendi aralarındaki davaların yargısı konsoloshanelerdeki hâkim ve mahkemelerin yetkisi altındaydı. Osmanlılarla olan davalar ise mahkemelerde ancak yabancının bağlı bulunduğu konsolosluğun tercümanı huzurunda görülürdü. Eğer tercüman gelmemiş veya davayı bırakıp gitmişse dava olduğu gibi kalırdı. Yabancıları gözetim hakkı konsoloslara ait idi. Tercüman olmadıkça suçüstü durumunda bile kişi, gözetim altına alınamazdı. Mahkûm edilen yabancı, cezasını, Osmanlı hapishanelerinde değil konsolosluklarının hapishanelerinde çekerdi. Her türlü adli tebligatlar konsolosluklarca yapılırdı.

Ticari İmtiyazlar: Yabancıların ticari imtiyazları onların bütün vergilerden muaf tutulmalarıydı. Sadece gayrimenkul vergileri, ithalat ve ihracat vergilerini kendi devletlerinin Osmanlı’ya izin verdikleri derecede öderlerdi. Rahatlıkla ticaret yapabildikleri gibi Osmanlı karasularında gemi işletmeciliği, yolcu ve eşya naklini de ellerinde bulundururlardı. Özellikle kıyı bölgelerinde yabancıların postane açma hakkı vardı. Yabancılara gelen ve giden her türlü mektup, telgraf ve paketler hükümet ve yerel yönetimler tarafından denetlenemezdi.

İslam hukukunun geçerli olduğu Osmanlı Devleti’nde, İslam yasaları sadece Müslümanlar üzerinde uygulanmaktaydı. Müslüman olmayan Hıristiyan, Musevi ve diğer kimselere İslam hukuku kuralları uygulanmayarak, kendi dinlerine göre işlem yapılması kabul edilmişti. Osmanlı ülkesinde bulunan Avrupalı devletlerin vatandaşlarına kendi devletlerinin yasalarına uygun olarak davranma hakkının verilmesinde bu dinsel farklılığın etkisi vardır.

Ayrıca Sevr’de 141. madde ile azınlık okullarına, devletin hiçbir müdahalesinin olamayacağı, yabancı şirketlerin tüm haklarının geri verileceği de belirlenmiştir. Kısaca, Sevr Antlaşması’nda Osmanlı Hükümeti tarafından kapitülasyonların kaldırılması, eksiltilmesi ve değiştirilmesi yolunda çıkarılmış olan bütün kanunlar, kararnameler, nizamname ve talimatnameler hükümsüz sayılmıştır.

Mustafa Kemal ve arkadaşları kapitülasyonlar ortadan kalkmadan tam bağımsızlığa kavuşamayacaklarının farkındaydılar. Bu nedenle Lozan’a giden heyete verilen talimatlardan birisi de kapitülasyonların kesinlikle kaldırılması idi.

Kapitülasyonların hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve genel olarak ortadan kalkması, 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile mümkün olabilmiştir. Şüphesiz bu sonucun elde edilebilmesi büyük mücadeleleri gerektirmiştir. İsmet Paşa’nın sert ve kararlı tutumu sayesinde kapitülasyonlar Lozan Antlaşması ile kayıtsız şartsız ortadan kaldırılmıştır.

Kapitülasyonların Osmanlı Devleti üzerine oldukça kötü etkileri olmuştur. Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nin ekonomik gücünü sarsmış, yerli sanayii çökertmiş, ticaretin dengesini bozmuş, bütçe açığını arttırmış ve borçlanmayı hızlandırmıştır. Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin bozulması ile birlikte, çıkan isyan ve savaşlarla hızlanan bir süreçle çöküşe doğru gidilmiştir.

Özellikle adli kapitülasyonlar konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Lozan görüşmeleri kesildi. Birkaç ay aradan sonra görüşmeler tekrar başladı. Sonunda Lozan Antlaşması’nın 28. maddesi ile kapitülasyonlar tamamen kaldırıldı. Türkiye Lozan’da kabotaj hakkını da elde etti. Böylece denizlerde de bağımsızlık sağlandı. Sonuçta Lozan’da kapitülasyonları kaldırarak Osmanlı’nın yüzlerce yıllık tüm bağımlılıklarından kurtulduk; ‘tam bağımsız’ ve ‘laik’ Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini Lozan’da attık.”

Sürücüye  447 bin 719 TL trafik cezası!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde durdurulan otomobilde bir miktar uyuşturucu ele geçirilirken, sürücüsüne çeşitli trafik kurallarını ihlal etmekten toplam 447 bin 719 TL ceza uygulandı.

İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, uyuşturucu ticareti ve kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında, uygulama yaptı. Uygulama sırasında ekipler, bir otomobilin geri hareket ederek bölgeden kaçtığını fark etti. Takibe alınan otomobil Habip Hoca Mahallesi Gelincik Sokak üzerinde durduruldu. Araçta yapılan aramada 0,8 gram esrar ele geçilirdi. Otomobildeki C.O. (25) ve M.Ç. (25) hakkında ‘Kullanmak Amacıyla Uyuşturucu Madde Bulundurmak’ suçundan işlem başlatıldı. 

447 BİN 719 TL CEZA

Öte yandan, otomobilin sürücüsüne ‘Geçici olarak sürücü belgesi iptal olduğu halde motorlu araç kullanmak’,  ‘Kırmızı ışık kuralına uymamak’,  ‘Dur ikazına uymayıp kaçma’ ve ‘Geri manevra yapmak’ maddelerinden toplam 447 bin 719 TL ceza uygulandı. Sürücünün belgesine 60 gün el konulurken, otomobil de 60 gün trafikten men edildi.

Yaz spor etkinlikleri devam

Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nce dezavantajlı okullardaki öğrencilere yönelik yaz spor etkinlikleri devam ediyor.

Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “Dezavantajlı okullarımızdan öğrencilerimize yönelik düzenlenen Yaz Spor Etkinlikleri kapsamında, Edirne Spor Salonu’nda voleybol antrenmanı gerçekleştirildi.

Antrenörlerimiz eşliğinde yapılan çalışmalarda öğrencilerimiz hem spor yapma imkânı buldu hem de eğlenceli ve verimli bir gün geçirdi.

Gençlerimizi sporla buluşturmaya yönelik çalışmalarımız yaz dönemi boyunca devam edecektir” denildi.

KAHRAMAN SENSİN

Dini önderlerden mucize bekler gibi siyasi liderlerden de kahramanlıklar bekleriz. Demokratik toplumlarda kahramanlar sanat sunusu olarak geçmişten geleceğe uzanır. Her toplumun geçmişten gelen kahramanları vardır. Bugünden yarına olacaktır da. Ama onlardan umut bekleme devri kapanmıştır.

Farklı inançların ve etnik yapıların kesiştiği ve bu kültürlerden oluşan toplumların yaşaması sebebiyle coğrafyamız kahramanlar diyarıdır. Bu nedenle de toplum olarak inanmasak da mucize bekler bir halimiz olduğunu itiraf edelim.

Bugün toplumun büyük bir kesimi hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun zorluklar içindedir. AKP’yi iktidar yapan 3Y (Yoksulluk, Yoksunluk ve Yasaklar) durumuna geri döndük. Toplum; yoksul.Toplum; sosyal devlete ulaşamıyor. Toplum; her kesime uzanan yasaklarla kuşatılmış durumda. İktidar, iktidar kalma uğraşısı içinde kendince haklılık payı bularak tüm kozlarını kullanıyor. Bunalan toplum muhalefete yönelme çaresini bulmuş iken zorlanan hukuk ile muhalefet de karmaşaya sürüklenmiş durumda. Bu durum içinde kaos türü bir belirsizlik egemen.

Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının yüz bini aştığı günümüzde sofrasında çeyrek but görmeyi unutan bizlere ne idüğü belirsiz ‘mutlak butlan’ ile butlanma umudu şırınga ediliyor. Mutlak butlan mıyız geçici butlan mıyız bilmiyoruz ama butları Kemal Sunal gibi camekandan izliyoruz.

İktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. Gençlerin gelecek umutlarını taze tutamıyor.Muhalefeti kapanmaya, kendi içinde ayrışmaya zorluyor. Egemenlik milletindir diye diye halkın seçtiği yerel yönetimlere el koyarak suçlulukları kanıtlanmadan tutuklu kalmalarını sağlıyor. Emrindeki basın-yayın ile de itibarsızlaştırıp sosyal linç ortamı sağlıyor. Bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen muhalefetin yapacağı ekonomik ve demokratik taleplerde ortaklaşmaktır. Bölünen ana muhalefeti ve diğer siyasi yapıları bir araya getirmek ve yurttaşlık sorumluluğunda yanyana örgütlemek önemlidir. O nedenle CHP tartışma ve ayrışmasına; kalan da giden de değerlidir gözüyle bakmakta yarar vardır. Toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites yükseltmek acil görevdir.

Muhalefet olarak kahraman beklememeliyiz. Yan yana durarak hepimiz kahraman olmalıyız. Toplum olarak yalnız bırakılan kişiden kahraman çıkmaz. Özgür Özel genel başkan seçildiğinde yazmıştım; “Özgür, özgürleşirse CHP özgürleşecek, CHP özgürleşirse ülke özgürleşecek. Özgür Özel özgürleşti bence ve bugüne kadar iyi bir sınav verdi. Parti özgürleşecek iken Kara Koyun itelendi araya.

Bugün CHP ayrışıyor ve Özgür Özel dedikçe ayrılanlar gömlek çıkarmak yerine toplum için ateşten gömlek giyiyor. Önemli olan zor zamanda kararlı olmaktır. Şu an yaşanan ayrışmada da taraflar yan yana olabilecek şekilde ipleri germemeli, telleri kesmemelidir.

Kullanım süresi geçen ürünleri marketlerden toplayarak kendi marketinde satar haline getirilen uyanık pazarlamacıları üreten ortam; bize orta çağ pazarlarında olan sistemi dayatıyor. Ortadoğu ve dolayısıyla ülkemizde tarihin yeniden kurgulandığı bir dönemdeyiz. İktidara göre; muhalefet dediğin iktidarı sürekli iktidarda tutma görevini yapmalıdır! Kalan CHP bunu yapacak, ayrılan CHP eksiklerini gidererek iktidarı hedefleyen mücadelesini ülke insanlarıyla yapacak. İlhan Cihaner demişti sanırım; “İçine devlet kaçmış muhalefet olmaz.”

Yerel sorunları ve ülke sorunlarını konuşmaya zaman ayırmamak iktidarın amacı idi ve onu da başardı. Bakın ülke gündemini yazıyor, toplum olarak bunu konuşuyoruz. Oysa her gün elektrikten köprülere, doğalgazdan iletişime, pazardan markete fiyatlar artıyor ve hepsi tekel durumunda devlet kontrollü. Bunlara gelen “mutlak zam” her şeyi olumsuz etkiliyor.

Bu karmaşa içinde muhalefet belediye başkanları da zor durumda, biliniyor. Ama tek çare kentlilerle birlikte olabilmektedir. Bakın CHP’li Fındıklı Belediye başkanı ne yaptı? Sokakların kilit taşlarını belediye çalışanlarının önderliğinde şirkete vermeden imece usulü ile döşedi. Halkçılığı öne çıkaran çıkarması gereken muhalefet için bir örnek. Her belediyede olabilir, neden olmasın. Kahraman sensin…

GALA GÖLÜ’NÜ KURUTSAK MI, KURTARSAK MI?

Çeltik tarımı; Enez’in, GALA Gölü Milli Parkı’nın pirinçten daha önemli bir değer olduğunu bilerek çevreyi koruyarak, kurallara uyularak, anız yakmadan, Gala Gölü’ne musallat olmadan, yapılamaz mı?

El cevap: Yapılamaz..

***

Yapılamaz, çünkü geçen yazımda da belirttiğim gibi bu tarımı planlaması, düzenlemesi, denetlemesi gereken siyaset ve bürokrasi çevresi çeltikçiyi gördü mü havaya bakıp ıslık çalıyor, görmezden geliyor. Hatta onları yasalara karşı korumayı bir TRAKYALI olmanın gereği sayıyor. “İPSALA PİRİNCİ, BİRİNCİ” diyerek övünüp mutlu oluyor. Sanki çeltikten pay alıyormuş gibi çeltikçilere özel dokunulmazlık sağlıyor.

***

500 bin dönüm arazi hasat sonrası cayır cayır yakılıyor ama bu doğa katliamı görevlilerin sembolik bile sayılamayacak ölçülerde para cezaları ile geçiştiriliyor. Gerçek ölçülerde sulak alana bitişik arazilerde anız yakılmasının dönüm başına para cezası 3.493,10 TL’dir. Lütfen 300 bin dönüm için alınması gereken para cezasının miktarını hesap edebilir misiniz? Ettiniz mi? Peki… 2025 sonuna göre bu amaçla tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen gerçek miktarı, tahsil etmekten sorumlu vatansever, dürüst, namuslu bürokratlarımızdan öğrenebilir miyiz? Ben öğrenmek için elimden geleni yapacağım da benim Edirne Milletvekillerim, Milletvekili adaylarım bu yürekliliği gösterebilecekler mi? Öğrenip bize duyuracaklar mı?

Bir süre bekleyip göreceğiz..

***

Sorunu çözmek için sadece üreticiyi hizaya getirmek yetmiyor. Öyle bir çark işliyor ki bu düzenin bozulması tarım dışı kişi ve kuruluşların da işine gelmiyor.. Örneğin 1930’lu yıllarda yasalaşan Çeltik Komisyonları bu sistemin merkezinde bulunuyor.. Şimdilerde DSİ, İl, İlçe Tarım Müdürlükleri ve bu konuda hizmet veren pek çok özel kuruluş varken ÇELTİK KOMİSYONLARI’nın ne işe yaradığını, bu hantal ve hiçbir işe yaramaz komisyonların kendi bütçelerinin gerekliliğini ve tahsil edilen paraların kullanım alanlarının çeltikle ilintilerini birileri bize anlatmalıdır. Kısacası Çeltik Komisyonları’nın işlevi yeniden belirlenmeli, ama bana sorarsanız tez elden kaldırılmalıdır. İşlevleri kalmamıştır. Bu komisyonlar bu savruk tarım düzeninin kılıfı olmaktan çıkarılmalıdır.

***

Vakıf arazilerinin çeltik tarlası olarak kiralandırılması ve kullandırılması kısıtlanmalıdır. Bu arazilerde daha çok emek yoğun aile işletmeciliği, kooperatif işletmeciliği teşvik edilerek, işsizliğe çare olabilecek alternatif tarım yöntemleri düşünülmelidir. Gala gölü ve Gala Gölü Milli Parkı sulak alanları içerisinde kalan özellikle hazine ve vakıf arazileri tarıma kapatılmalıdır. Enez’in Kale restorasyonunu bile kendine vazife edinmeyen, Enez Camii onarımını yıllarca savsaklayan Vakıflar Bölge Müdürlüğü bu kazandıkları paraları nerelerde, nerelere harcar?

Ben bunu hep merak ederim..

**

Devlet tüccar gibi düşünmemelidir. Kendine emanet edilen mülkleri kolaycı usullerle değil en verimli, en toplumcu bir anlayışla, alternatif çözümlerle korumanın ve kullanmanın zor yollarını aşabilmelidir. Devlet arazileri Vakıflar eliyle Gala’yı tükettirmeye, peşkeş çekmeye, aracı olmamalıdır. Vakıflar da, Belediyeler de bu arazileri kiralarken doğaya olan korumacı anlayışlarını öne çıkarmalı, anız yakanlara sonraki yıllarda kiralama yapmamalıdır. Bu arazileri kendileri nadasa sokarak her yıl üst üste kiralama yönteminden vaz geçmelidirler. Belediyeler, halkının bir bölümü yokluk ve yoksulluk içerisindeyken İpsala’daki gibi kiralama gelirlerini bol bulup DSİ’ye rakip olup, ne olacağı, ne idüğü belirsiz “zihni sinir” kanal projeleri ile uğraşmamalıdır.. Kiraya verilen bu arazilerde yapacağı alternatif tarım ve üretim modelleri ile İpsala halkının, gençlerin işsizlik sorununu çözen projeler üretilmelidir.

***

Evet.. Biliyorum… Ne söylesem boş… Onlara göre it ürüyecek, kervan yürüyecek… Çünkü bu konuda siyasi parti gözetmeksizin tüm siyasiler suskundur.. Susmak zorundadır.. Çünkü bu konuda eleştiri yapmak, alternatif çözümler üretmek arı kovanına çomak sokmaktır. O nedenle Trakya yıllardır “BUTLANCI” Faik Öztrak’tan başka dişli, adı sanı bilinir bir siyasetçi çıkartmakta başarısız olmaktadır… Siyasi arenada yeni bir şey söylemeyen, düzene kafa tutamayan, alternatif üretmekten aciz (özellikle solcu) siyasetçiler ancak “Trakya gündöndüsü” gibi Öztrak’a bakarak yol bulmaya çalışırlar.

***

Yazıyı şimdilik bitirmeliyim. Birileri beni ciddiye alsa da yanıt verse diye beklemenin de anlamı yok. Belki bir başka yazıda çeltik taban fiyatının niçin yüksek olduğunu merak eder sorarım. İpsala Pirinci birinci mi ya da hangi özellikleriyle birinci bunu tartışmak isterim.