Un kurdu kraliçesi oldu!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Havsa ilçesinde yaşayan Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Radyoterapi Bölümü mezunu 26 yaşındaki Simay Gün, yanlış antibiyotikler yüzünden kaybettiği hayvanlarından sonra pes etmedi. Evinde kurduğu ufak çaplı tesiste doğal bitkilerle tedavi yöntemleri geliştirdi, ardından protein deposu un kurdu üretmeye başladı. Bugün Türkiye’nin dört bir yanına ürün gönderen genç kadın, hem hayvanların hem de toprağın şifacısı oldu.

Trakya Üniversitesi mezunu Gün, 6 yıl önce hobi olarak başladığı süs tavukçuluğunda yaşadığı kayıpları “hayatının dönüm noktası” olarak nitelendiriyor. Bitkilerden özel karışımlar hazırlayarak hayvanlarının bağışıklığını güçlendirdi, ardından sıra dışı bir adım attı: Un kurdu üretimi.

‘ÖLÜMLER YAŞANINCA DOĞAL ÜRÜNLERE YÖNELDİM’

Gün, 6 yıl süs tavukçuluğu yaptığını belirterek, “Kuzenimin kanatlı hayvan beslemesiyle bu meraka başladım. 20-25 çeşit hayvan gördüm. 6 yıldır da süs tavukçuluğu yapıyorum. Kuluçka makinesinden çıkan civcivlerde ölümler yaşanınca doğal ürünlere yöneldim. Sonrasında bitkilerin hangi rahatsızlıklara iyi geldiğini araştırarak, 20 çeşit ürün geliştirdim. Daha sonra göz hastalıkları için 15 bitkiden elde ettiğim bir damla ürettim. Bunların yanında doğal bir yem olan un kurdu da yetiştirmeye başladım” dedi.

‘ÜÇ DÖRT AYDA SATIŞ BOYUTUNA GELİYORLAR’

Ayda 2-3 kilo un kurdu yetiştirebildiğini ve protein açısından oldukça zengin olduklarını vurgulayan Gün, “Üç-dört ay süren bir süreç sonunda satış boyutuna geliyorlar. Şu an Türkiye geneline kargo ile gönderim yapıyoruz. Bitkisel ürünler de bağışıklığı güçlendirmede, yumurta verimini artırmada ve hayvanlardaki solunum rahatsızlıklarına karşı doğal destek olarak kullanılabiliyor. Göz hastalıklarında da hem içten hem dıştan tedavi amaçlı uyguluyoruz. Haftalık olarak 200-250 kilogram civarında talep geliyor. Daha fazla talep olduğu için daha fazla üretim yapmayı da düşünüyorum açıkçası. Şu an için taleplere yetişiyorum. Kafes kuşu bakanlar, kümes hayvanları bakanlar, sürüngen bakanlar ve akvaryum balıkçılığında özellikle tercih ediliyorlar” diye konuştu.

Gün, kurtların gübresinin de tarımda değerlendirilebildiğini söyledi.

Suiçmez: Fiyat üreticiyi umutlandırdı


Olgay GÜLER
Edirne Merkez ve Süloğlu Süt Üreticileri Birliği (SÜTÜB) Başkanı Mustafa Suiçmez, Ulusal Süt Konseyi’nin yüzde 6.8’lik zamla 19.60 TL olarak güncellediği çiğ süt tavsiye fiyatının, üreticileri umutlandırdığını söyledi.
SÜTÜB Başkanı Suiçmez, Ulusal Süt Konseyi’nin iki aylık aranın ardından çiğ süt tavsiye alım fiyatını 19.60 TL olarak güncellemesini değerlendirdi.
Konseyin, iki ay aranın ardından yeniden toplanarak yeni fiyat vermesini olumlu karşıladıklarını söyleyen Suiçmez, bunun üreticiyi de umutlandırdığını söyledi. Suiçmez, konseyin Aralık ayında toplanarak, bir revizyon daha yapmasını beklediklerini belirtti.
‘KONSEYİN İKİ AYDA İKİNCİ REVİZYONA GİTMESİ OLUMLU’
Suiçmez, konseyin Temmuz ayında fiyatı revize ettiğinde, kendilerinin taleplerinin 19.50 TL olduğunu hatırlatarak, “İlk defa Ulusal Süt Konseyi, son paragrafında yazan; ‘ihtiyaç duyulduğunda 3 ayda bir fiyat revize edilir’ maddesine uyum sağladı. İkinci ayda tekrar toplandılar, şu anda 19.60 olarak belirlendi. Toplarsak iki ay içerisinde gelen zam yaklaşık yüzde 14’e denk geliyor. Beklentim odur ki; yılbaşına yakın veyahut yılbaşından önce bir daha değerlendirme olabilir. Güzel olan bu. Önceden biliyorsunuz 17.15 olduğunda ta yılbaşında verdiler o rakamı, 7-8 ay bekledik. Bırak revize etmeyi, fiyat vermedi. En azından ben olumlu olarak bakıyorum burada. 2 ay içerisinde ikinci revizyona gitmesi konseyin olumlu. Bu demektir ki bu piyasalar takip ediliyor. Burada ben bu fiyata teşekkür ederim, en azından bunu revize ettikleri için” dedi.


‘YILBAŞINA DOĞRU BİR REVİZYON DAHA BEKLİYORUZ’
Yılbaşından önce çiğ süt fiyatında bir revizyon daha beklediklerini anlatan Suiçmez, “Beklentim odur ki yılbaşından önce mutlaka bir daha değerlendirme yapılması yönünde. Çünkü yem maliyetleri ciddi anlamda şu anda 18 protein süt yemi 850 TL çuvalı. Tonu 17 bin liraya denk geliyor. Döktüğümüz süt bizim 19 bin 60 TL bir ton süt. Yani bu parite bir buçuk olmasa da, 1’in üzerinde. Ama olması gereken 1.5. Ben ümit ediyorum zaman içerisinde, süreç içerisinde buraya gelinecek. Ben şu anda kötü demem fiyata. Demek birileri; ‘Biz fiyat verdik, bir daha bunları takip etmiyoruz, sütçü ne hali varsa görsün’ demiyor” diye konuştu.
‘FİYAT UMUTLANDIRDI’
Revize edilerek 19.60 TL’ye çıkan fiyatın, üreticiyi umutlandırdığını dile getiren Suiçmez, “Fiyat güzel, küçümsenecek bir fiyat değil. Sıkıntı şurada; bu süt olayını yönetmek çok zor. Türkiye’nin coğrafyası çok geniş. Şu anda 14 liraya çatır çatır süt alıyorlar Türkiye’nin bir çok yerinde. 13 TL olan yerler var, onları söylemek istemiyorum. Burada verimlilik çok önemli. Hayvanlarda üretim miktarlarını arttırmak için neler yapabiliriz? Biraz bize de sorumluluk düşüyor. Bu fiyata kimse ‘kötü bir fiyat’ derse, mutlaka ben ona hiç hesapsız kitapsız rastgele konuşmuş diye söylerim. Üyelerle, birebir görüşmelerde olumsuz bir tepki gelmedi, umutlandı insanlar. Burada iki ay içerisinde arka arkaya bu revize edilmesi umutlandırdı. Şu anda olması gereken fiyat 20 TL’nin üzerinde olması lazım, 21 TL civarında olması lazım” ifadelerini kullandı.

Aramızdan ayrılanlar

MEHMET EMİN KARŞILIKLI VEFAT ETTİ
Kapıkule Tekel emeklisi Mehmet Emin Karşılıklı vefat etti.
Ayfer Karşılıklı’nın eşi, Gökçe ve Uğur Kaan’ın babaları Mehmet Emin Karşılıklı için dün Eski Cami’de cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Mehmet Emin Karşılıklı’nın cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.
CEMALETTİN TÜRKYILMAZ VEFAT ETTİ
Yenikadın Köyü sakinlerinden Cemalettin Türkyılmaz, vefat etti.
Neziha Türkyılmaz’ın eşi, Aysen Ger, Tansel Türkyılmaz ve Selim Çetinkaya’nın babaları Cemalettin Türkyılmaz için dün Yenikadın Köyü’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Cemalettin Türkyılmaz’ın cenazesi köy mezarlığına defnedildi.
BURHAN RENDE VEFAT ETTİ
Bostanpazarı sakinlerinden marangoz Burhan Rende, vefat etti.
Gürkan Rende ve Kıymet Baş, İlksen ve İzlem Baş’ın dedeleri Burhan Rende için dün Sezai Baba Dergahı Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Burhan Rende’nin cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

MİLLET, DEVLET VE SİYASET

Edirne Kent Konseyi
Roman Çalışma Grubu Başkanı
Turan ŞALLI

‘Millet’, ‘devlet’ kavramları birbirleri ile iniltilidir. Milletin olmadığı yerde devlet, devletin olmadığı yerde de millet olmaz. Bu kuramsallık günümüzün koşulsuz anlayışıdır. Devleti oluşturan halklar kendi içlerinde dinsel/dilsel ve kültürel çeşitlilik içerebilmektedir. Devletler bu farklı toplumları kendi içinde harmanlayarak ulus devletlerini inşa etmiştir. Ulus devleti, tek bir milletten oluşan veya tek bir millet tarafından yönetilen bir devlete genellikle ulus-devlet denir. Millet tanımı; ortak bir dile/dine, tarihe, kültüre, genel bir yaklaşımla coğrafi bölgeye sahip bir halk topluluğudur. Devlet ise; oluşturduğu yasalarla, kalıcı toprak sınırları ve egemenlik (siyasi bağımsızlık) gibi resmi yönetim kurumlarıyla karakterize edilen örgütlü bir yapıdır.
Ulus devletinin inşasında genelde aynı kökenden, ortak bir tarihi olan, dinsel, dilsel ve aynı kültürel bağlara bağlı sahip kimlikler ön plana çıkar. Ve devletin asli milleti olarak kabul edilir. Farklı etnik halkları devletin bütünselliğinde bütünleştirmek için vatandaşlık tanımı getirilmiştir. Bu durum Amerika, İtalya, Almanya, İngiltere ve demokrasinin hâkim olduğu ülkelerde de böyledir. Kimliğin bütünselliği ulus devletidir, vatandaşlık bağı ile bağlamsallık kazanır.
Türkiye Cumhuriyet’i madde 66’ya göre: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” İşte bu tanımlama birleştirici olmak üzere konulmuştur. Diğer kimlikleri dışarıda bırakma amaçlı değildir. Türkiye Cumhuriyet’ini oluşturan halklar kendi içerisinde farklı etnik kimlikleri sahiptir. Dinsel, dilsel ve kültürel farkların olmaması mümkün değildir. Meseleye bir bütün olarak baktığımızda, kültürel çeşitlilik, kültür zenginliğimizi yansıtır. Araplar, Arnavutlar, Boşnaklar, Ermeniler, Çerkezler, Gürcüler, Hemşinliler, Kürtler, Lazlar, Pomaklar, Romanlar(Çingeneler), Zazalar ve azınlıklar Türkiye’nin halklarıdır. Bunların her biri devletin bütünlüğünü bozacak siyasi uzantı haline geldiğinde devleti Ulus Devleti olmaktan çıkarır.
Ülkemizde tarihsel bağlarından dolayı azınlıklar (Hristiyan halklar) ve İslamiyet’te olmak üzere farklı dini inanç grupları bulunmaktadır. Günümüzde her biri Anayasa’nın belirlediği vatandaşlık temelinde hukuk kuralları ile korunmaktadır.
OSMANLI SARAY HANEDANLIĞI TÜRKLERE ÜVEY EVLAT GİBİ DAVRANDI.
Bir devletin tarihi sadece kendi çevresiyle sınırlı kalmamış, tarih boyunca farklı milletlerle yakın temaslar kurulmasını sağlamıştır. Yakın temaslar genelde yaşanılan savaşların bir sonucudur. Örneğin; Osmanlı’nın 1453 yılında İstanbul’u fethetmesi, Bizans İmparatorluğu’na son vermesi ile İslam inancı dışında yaşayan halklarla tanışmıştır. Dinsel/dilsel ve farklı kültüre mensup halklardı. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Çingeneler dikkat çeken unsurlardı. Bu duruma kimlik çeşitliliği veya farklı etnik unsur çeşitliliği de denebilir.
Osmanlı, Rum, Ermeni ve Yahudilere tanıdığı imtiyazlı fermanlarla, dini ve ekonomik özgürlükler sunmuştur. Bu halklar bir zaman sonra, kendi içlerinde geliştirdikleri siyasi ayrımlar ve eylemleri devletin bütünlüğüne zarar verdi. Sebebi; ortak bir tarihe, dinsel/kültürel bağımızın olmayışıdır. Osmanlı’nın en büyük hatalarından biri, Türklere üvey evlat olarak görmesiydi. Devletin iktisadi ve sosyal işleyişini yabancı unsurlara teslim etti. Türkleri Çingeneler gibi dışarıda bıraktı.
KAVRAM TARTIŞMALARI ULUS DEVLETİNİ BÖLME ÇALIŞMALARIDIR.
Osmanlı’nın çöküşü sonrasındaki kurtuluş mücadelesinde Osmanlı’nın gayri Müslimleri(Ermeni, Rum, Yahudi) Kurtuluş savaşında etkin bir şekilde Türk halkının yanında olmadılar. Kurtuluş Mücadelesinde Anadolu ve Trakya’nın vatana sahip çıkan yoksul ve kendilerini vatana adayan milletler vardı. Onlar kimliklerini geri bırakarak vatan mücadelesi verdiler. Bedenlerini toprağa gömmüş bu milletler “önce vatan” sevdasıyla aramızdan ayrıldılar. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet’i emperyalistlere karşı direnmenin gücünün Ulusal Devlet yapısı ile mümkün olacağına karar verdi.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 66. maddesinin şekillenmesi ulusal birliğin korunması esasına dayanmaktadır. Vatandaşlık tanımı bunun üzerine kurulan ruhi bir anlayıştır. Vatana sahip çıkma ruhudur.Kurtuluş mücadelesini yok etmeye çalışan emperyalist ülkeler, Anadolu’da farklı etnik yapıları ayrımcı düşüncelerle sürekli besledi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan etnikleri Cumhuriyet’e karşı sürekli kışkırttılar. Avrupalı emperyalistler ve ABD halen bu coğrafyadan elini çekmiş değiller. Türk varlığını ve dolayısıyla bu coğrafyayı Türkiye’den ayırma hedefindeler. Devleti Türkler, Kürtler, Araplar yönetsin istiyorlar. Bunun altından sağlıklı bir toplumsal uzlaşı çıkması mümkün değildir. Türkiye’nin ulusal bağımsızlığı yolunda toprağa bedenlerini veren kimliklerin kökünü ortadan kaldırmaktır. Günümüzün Ortadoğu bölgesine baktığımızda kimliklerin totaliter rejimin altında ezildiğini, şekillendiğini görürüz. Bu ülkelerde genelde Arap kökenliler egemendir. Diğerleri yok sayılmaktadır, çekmedikleri eziyet kalmamıştır. 66. maddenin yeni bir tanım altında şekillenmesi,Türklük ruhunu ortadan kaydırmaya yönelik siyasi düşüncelerdir, Cumhuriyet’i eritme planlarıdır.
Maalesef, günümüzde millet ve millet kavramları siyaset eliyle yön bulmaya, devşirilmeye çalışılmaktadır. Ve hatta 66. maddededeki vatandaşlık tanımı tartışmalara açılıyor. Yerine Osmanlı’nın yönetim şekli gizliden yörüngeye sokulmaya çalışılıyor. Türkiye’de yeni rejimin adı,“Millet Sistemi” olsun, demeye getirilmeye çalışılıyor. Tek devlet, tek millet, tek bayrak söyleminin ortadan kaldırılma planlarıdır.
Osmanlı’nın çöküş nedenlerinden biriydi Millet Sistemi. Tarihsel emellerinden vazgeçmeyen küresel işbirlikçiler yine işbaşında. Türklüğü kaldırmak isteyenler bize hiç de yabancı değiller. Günümüz siyasi iklimini anlayabilmek için Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin iyi analiz edilmesi gerekir.

Korkuluk karnına saplandı


Keşan ilçesinde oyun oynamak için çıktığı duvardan atlamak isterken demir korkuluklara takılan çocuk karnın alt kısmından yaralandı.
Edinilen bilgilere göre, ailesi Yukarı Zaferiye Mahallesi Tarhan Sokak’ta ikamet eden S.K. isimli çocuk oyun oynarken duvar üzerine çıktı. S.K. buradan atlamak isterken duvar üzerindeki demir korkuluğa takıldı. Bu sırada korkuluk S.K.’nin karın alt kısmından 5 cm kadar içeri girdi. Olay yerindeki vatandaşlar tarafından önce yakındaki eczaneye götürülen çocuk burada ilk müdahalenin ardından ailesine haber verilerek hastaneye ambulans ile intikal ettirildi. S.K. isimli çocuk Keşan Devlet Hastanesi’nde yarasına dikiş atıldıktan sonra, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edildi.

Dora’dan voleybol programı


Edirne’nin aktif spor kulüplerinden Dora Spor Kulübü, voleybol branşında yeni dönem kayıtlarını başlattı. 15 Ekim tarihine kadar yapılacak kayıtlar, 5 – 18 yaş arası (2007 – 2020 doğumlu) çocuk ve gençleri kapsıyor.
Kulüp tarafından yapılan açıklamada, çalışmalarda tecrübeli antrenörler eşliğinde yaş gruplarına özel programlar uygulanacağı, ayrıca katılımcıların lisanslı voleybolcu olma imkânı bulacağı belirtildi. Kontenjanın sınırlı olduğu kayıt döneminde, erken başvuru yapan sporcular için %20 indirim fırsatı sunuluyor.
Antrenmanların, Cumartesi ve Pazar günleri saat 14.00 – 16.00 arasında Edirne Mimar Sinan Spor Salonu’nda gerçek-leştirileceği bildirildi.
Açıklamada ayrıca, “Detaylı bilgi almak ve başvuru yapmak isteyenler, 0543 588 69 11 numaralı telefondan kulübe ulaşabilir veya QR kod üzerinden kayıt formuna erişebilir” ifadelerine yer verildi.

U14 ve U15’teki 4 maçta 1 galibiyet

Cemal KUDAY
Edirne Birlik Spor ve Şükrüpaşa Spor Kulübü’nün U14 – U15 yaş gruplarında yer aldığı Gelişim Ligleri’nde ikinci hafta maçlarında Edirne’nin iki ekibinden sadece Şükrüpaşa Spor U15 haftayı 3 puanla kapadı.
U14 GELİŞİM LİGİ
U14 Gelişim Ligi’nde Edirne Birlik Spor ikinci maçında Beylikdüzü Yakuplu Spor’a deplasmanda 9-0 yenildi.
Edirne Şükrüpaşa Spor Saraçhane sahasında karşılaştığı Çerkezköy 1923 Spor Kulübü ile 2-2 berabere kaldı.


U15 GELİŞİM LİGİ
Edirne Birlik Spor U15 Gelişim Ligi’ndeki ikinci maçında Beylikdüzü Yakuplu Spor’a 3-2 yenildi.
Şükrüpaşa Spor ise Saraçhane 2 Nolu Sentetik Saha’daki karşılaşmada saat 13.00’de başlayacak Çerkezköy 1923 Spor Kulübü’nü 7-3 geçmesini bildi.
U14 3.GRUP 2.HAFTA TOPLU SONUÇLAR
İstanbul Beylikdüzüspor 9-1 Çorlu Spor 1947
Granny’s Waffles Kırklarelispor 1-4 Çerkezgücü Spor
Silivrispor – Büyükçekmece Belediye Spor
Edirne Şükrüpaşa Spor 2-2 Çerkezköy 1923 Spor Kulübü
Beylikdüzü Yakuplu Spor 9-0 Edirne Birlik Spor
Prestij Atletik Spor Kulübü 0-5 Arkent Arnavutköy Belediyesi Futbol Sk
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 3-0 Edirnespor (H)
Lüleburgaz Atletik Spor 1-5 Kepezspor
U15 3.GRUP 1.HAFTA TOPLU SONUÇLAR
İstanbul Beylikdüzüspor – Çorlu Spor 1947
Granny’s Waffles Kırklarelispor 0-3 Çerkezgücü Spor
Silivrispor 3-1 Büyükçekmece Belediye Spor
Edirne Şükrüpaşa Spor 7-3 Çerkezköy 1923 Spor Kulübü
Beylikdüzü Yakuplu Spor 3-2 Edirne Birlik Spor
Prestij Atletik Spor Kulübü 0-8 Arkent Arnavutköy Belediyesi Futbol Sk
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 3 -0 Edirnespor (H)
Lüleburgaz Atletik Spor 2-0 Kepezspor

SÜÜTLEE GİDİYİZ SÜÜTLEEE

Hava da inadına sıcak. Ama yapacak bi şey yok söz vermiş Hüseyin bi kere; “Gütürcem sizi bu pazar Süütlee” deye.

Söğütlüğün önü ana baba günü park etmeye çalışan arabaların yoğunluğundan. İçerde araç park yerleri dolmuş, sağlı sollu Meriç köprüsünden Karaağaç köprüsüne dayanmış çift sıralı park eden arabalar.

Hüseyin taksitle bir sene önce işe gidip gelmek için aldığı küçük motoruna dört kişiyi sığdırmayı başarmış, sallanarak dura kalka yol almaya çalışıyor çarşıya doğru. Mahalleden çıkarken 4 yaşındaki oğlunu önünde ayakta tutuyor, direksiyona tutunmuşlar baba oğul. Arkasında 5 yaşındaki kızı, en arkada karısı düşmemek için motordan hem önündeki kızına hem kocasına tutunmaya çalışıyor bu sallantıda.

Hüseyin söz vermiş aylar önce bi kere kafası kıyakken kızanlarına ve karısına “Süütlük açılmış sizi pikniğe götürcem” deye. Hüseyin bu haftanın altı günü 600 kaat yövmiye ile çalışıyor, bi pazarı var o da Sara içi’nde arkadaşlarıyla şarap içmeye gitmesin mi? Onuştan her pazar geldiğinde bi dahaki pazara deye deye aylar geçiyor bir türlü kızanlarını karısını Süütlee götüremiyor.

Geçen hafta kızanları karısı hep bir ağızdan kafasını ütülediler akşamları işten geldiğinde. Karısı da her akşam sokuldu da sokuldu Hüseyin’e yeminli söz almak için. O da yemin billah etti ki bu pazar götürecek onları Süütlee.

Sıcak olacağını sülemişti televizyon ama yapçak bişey yok artık, yoldalar Hüseyin ve ailesi. Kızanları sevinçle tırmandılar motora, “Süütlee gidiyiz Süütlee” deye. Mahalleden çıktılar en fazla iki dakika sonra kesiliverdi sesi motorun. Hüseyin basar marşa; gıy gıy da gıy gıy ama nafile çalışmaz bi türlü motor. Aklına gelir Hüseyin’in açar depo kapağını sallar motoru şüle bi ama en ufak benzin şıkırtısı gelmez depodan. Benzini bitmiştir motorun, cepte vardır iki yüz lirası Hüseyin’in benzin alsa şaraba para kalmayacak. Yoktur yapacak bişey; “geri dönelim” der.

Küçük olan ağlamaya başlar, babasından şamarı yiyince daha da artar ağlaması. Büyük olan “yürüyerek gidelim ana, süle bubama” deyince o da anasından yer şamarı.

Önde Hüseyin küfürlerle iteleyerek götürdüğü motoru, arkasında iki kızanının birer elinden tutarak sürükleyerek ağlayan kızanlarını götüren ağzında kocasına beddualar yağdıran karısı.

Söğütlüğün önü ana baba günüdür arabalardan. Her arabadan bir veya iki mutlu çocuk inmektedir Söğütlüğe doğru ellerinden tutularak.

Ve, Meriç nehrinin kenarında 4 kayık bağlı durmaktadır; Ki bi tanesiyle on tane motor alır Hüseyin. Depoları benzinle doludur ama sahiplerinin işlerinin ve siyasetlerinin çokluğundan binmeye yoktur zamanları…

SİNTİNE

Güzelim dünyamızın yeşilini, mavisini karartırken, dünyalıların hiç umurunda değil, maalesef!..
Milyarlarca insanın yaşadığı dünyamızda eskiden atıklar bu kadar zehirli ve yoğun değildi. Şimdi, artan sanayi kuruluşları ve köyler bile yoğunlaşan kimyasal atıklarını derelere, nehirlerle, göllere denizlere boşaltıyorlar.
Ayrıca, denizlerde seyreden, on binlerce gemilerin, sintineleri, yani kimyasal zehirli atıkları da denizlere dökülüyor. Zehirleri arıtmadıkları için, nereye gidecek başka, havada, sularda, toprakta biriktikçe birikiyor ve insanların kendileri dahil nice masum canlıyı katledip soylarını kurutuyor!..
Bunları yapanlar ve yapılmasına seyirci kalanların kendi soylarını kuruttuklarının farkında bile değiller!..
Bu zehirli birikime nereye kadar müsade edilir, bilemem!..
Neymiş?..
“Atık arıtma istasyonları kurulursa paraları harcanırmış!..”
O üç kuruş kâr sapkınları,“Nasıl olsa ölünce yok olacağız, biz o günleri görmeyiz” inancına hiç aldanmasınlar!..
Allah’ın yaşasın diye yarattığı masum canlılara yaptıkları zulmün cezasını dünyada da, ahrette da mutlaka görecekler!..
Gelecek nesillere bıraktıkları zehir zemberek dünyada, onların çektikleri çileyi de görecekler!..
KİRLETİP, KATLEDENLER VE DÜNYAYA SAHİP ÇIKMAYAN “BANA NE” CİLER!..

O KİRLİ KÂRLAR SİZİ KURTARMAZ Kİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 42/Ayet 47:
Allah’tan geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce Rabbinize uyun! Çünkü o gün, hiç biriniz sığınacak bir yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.