‘Kime Dokunsak Kan Ağlıyor’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, “Kime Dokunsak Kan Ağlıyor” dedi.
CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı değerlendirerek, vatandaşın her kesiminin ağır bir geçim krizi yaşadığını söyledi. Akgüngör, “Bugün tarımından esnafına, memurundan emeklisine kadar kime dokunsak kan ağlıyor. İnsanların hayalleri ve hedefleri yok edildi.” dedi.
Merkez İlçe Başkanı Akgüngör, dövizdeki rekor artış, akaryakıt zamları ve gıda enflasyonunun Edirne’de de toplumun tüm kesimlerini derinden etkilediğini belirterek şunları söyledi:
“Bugün bir traktörün deposu 10 bin liraya doluyorsa, çiftçi bir kilo ürünüyle bir kilo gübre alamıyorsa üretim nasıl sürdürülecek? Esnaf yatırımının karşılığını alamıyor. Memur ay sonunu getiremiyor. 20–
25 bin lira kiranın olduğu bir şehirde asgari ücretle bir aile nasıl geçinecek? Ekonomik sıkıntı artık sınıf tanımıyor.”
“25–30 YIL HİZMET VEREN EMEKLİ BUGÜN EVİN BİR ODASINI ALAMIYOR”
Akgüngör, ekonomik tablonun en çok emeklileri ezdiğini vurguladı:
“Eskiden 25–30 yıl hizmet eden bir emekli, tazminatıyla bir ev sahibi olabiliyordu. Bugün aynı kişi aldığı tazminatla bir evin odasını bile alamaz hale getirildi. Bu durum emeklilerimizin onurunu zedeleyen, hayallerini yok eden bir tablodur.”
“GENÇLER DE HAYALİNİ YURTDIŞINDAN KURUYOR; BU EN ACI OLANDIR”
Akgüngör, gençlerin Türkiye’de gelecek görmediğini ve yurt dışına çıkmayı tek çare olarak düşündüğünü belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Gençlerimiz artık bu ülkede gelecek kuramıyor. Umutlarını dışarıya bağlamış durumdalar. Bu, bir ülke için en acı göstergedir. Oysa Türkiye kendi kendine yetebilecek bir ülke. Sorun kaynak yönetiminde, yanlış ekonomik politikalarda.”
“HÜKÜMETİN EKONOMİ POLİTİKASI VATANDAŞA VERGİ YÜKLEMEKTEN İBARET”
Akgüngör, mevcut iktidarın ekonomi politikasını sert bir dille eleştirerek, “Bu hükümetin tek bildiği şey vergi, vergi, vergi. Vatandaşın üzerine yük bindirmekten başka bir politikaları yok. Ödediğimiz vergiler doğru yerde kullanılsa bu ülke uçar. Ama yanlış ekonomi yönetimi yüzünden insanlar yokluğa mahkûm edildi” dedi.
“GENEL BAŞKANIMIZIN VERDİĞİ UMUTLA BU ÜLKEYİ REFAHA KAVUŞTURACAĞIZ”
Akgüngör, CHP’nin iktidara geldiğinde ekonomik düzeni yeniden ayağa kaldıracağını belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Bugün insanlar mutsuz olabilir, umutsuz olabilir ama bilin ki bu tabloyu değiştirecek güç Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. Biz bu ülkenin kaynaklarını doğru kullanacağız, üretimi destekleyeceğiz, insanları yeniden refaha kavuşturacağız. Bu umudu bize Genel Başkanımız Özgür Özel veriyor. Biz de sahada bunun için mücadele ediyoruz.”

‘KYK bursu 13 dönere düştü!’


Edirne İYİ Parti Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, KYK bursunun alım gücü çakıldığını, 93 dönerden 13 dönere düştüğünü söyledi. Akalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 19 Mayıs, Sarıkamış ve Malazgirt gibi günlerin yer aldığı etkinlik takviminde 10 Kasım’ın bulunmadığını söyledi.
Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinde yaptığı konuşmada hem gençlerin ekonomik koşullarını hem de Bakanlığın 10 Kasım’a yönelik etkinlik planlamamasını sert sözlerle eleştirdi.
Yaklaşık 300 milyar 302 milyon TL’lik bütçenin merkezi yönetim bütçesi içindeki payının yalnızca %1,59 olduğuna dikkat çeken Akalın, genç nüfusu hızla azalan bir ülkenin gençlik politikalarına gereken önemi vermediğini söyledi. Akalın, “1950’de %20,8 olan genç nüfus oranı bugün %14,9’a düştü, 2080’de %8,8’e inecek. Böylesi bir süreçte gençliğe ayrılan pay artması gerekirken azalıyor.” ifadelerini kullandı.
“KYK bursunun alım gücü çakıldı: 93 dönerden 13 dönere düştü”
Ekonomik şartların gençleri her alanda ezdiğini belirten Akalın, KYK burslarının yıllar içinde eriyen alım gücünü çarpıcı bir örnekle anlattı:
“2013 yılında bir KYK bursuyla 93 döner alınabilirken bugün aynı burs sadece 13 döner ediyor. Gençlere ‘gez, öğren, keşfet’ demek kolay; cebindeki para bir öğün yemeğe yetmiyorsa bunlar nasıl mümkün olacak?”
Akalın ayrıca 2024’te 629 bin öğrencinin burs, 850 bin öğrencinin ise kredi aldığını hatırlatarak, “İhtiyaç duyulan destek yerine gençlere borç veriliyor. Üstelik kredi borçlularına dair veriler kamuoyundan gizleniyor.” dedi.
“10 Kasım etkinlik takviminde yok; bu bir tercih midir?”
Bakanlığın yıllık etkinlik takvimiyle ilgili önemli bir ayrıntıyı gündeme taşıyan Akalın, 19 Mayıs, Sarıkamış ve Malazgirt gibi günlerin yer aldığı takvimde 10 Kasım’ın bulunmadığını söyledi.
Akalın, “Gençlerin tarih bilinci için son derece önemli olan 10 Kasım’ın etkinlik takviminde yer almaması tesadüf müdür, yoksa bilinçli bir tercih midir?” diye sordu.
“Bağımlılıkla mücadele bütçesi %0,02… Gençler hayatını kaybederken”
Uyuşturucu bağlantılı ölümlerin bir yılda %42,3 arttığını, ölenlerin %37,5’inin 30 yaş altı gençler olduğunu hatırlatan Akalın, buna rağmen Bakanlığın bağımlılıkla mücadeleye sadece 59,4 milyon TL ayırmasını “sorumluluk boşluğu” olarak nitelendirdi.
“Soru önergelerinin %91’i yanıtsız kaldı”
Bakanlığın Meclis denetimine kapalı bir tutum sergilediğini belirten Akalın, 28. Dönemde yöneltilen 735 soru önergesinin yalnızca %4,9’unun zamanında, %87’sinin ise hiç cevaplanmadığını söyledi. Akalın, “Kendi Meclisine bile yanıt vermeyen bir yönetim gençlerin güvenini nasıl kazanacak?” diye konuştu.
“Gençlik projeleri ve psikososyal destek sıfır”
Gençlik Programında 2024’te tek bir projenin bile desteklenmediğini, 2024 ve 2025 yıllarında psikososyal destek alanında sıfır faaliyet gerçekleştiğini belirten Akalın, gençlerin yalnızlaştığını, sosyal hayattan koptuğunu ve bu ihmalin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Konuşmasını gençlere yönelik mesajla tamamlayan Akalın, “Gençleri borçla değil fırsatla, belirsizlikle değil umutla buluşturmalıyız. Gerçek bir gençlik bütçesi ancak gençlerin yaşam kalitesini artıran politikalarla mümkündür” dedi.

Nükleer Santral TBMM gündeminde!

Kırklareli Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Vecdi Gündoğdu, Kırklareli İğneada’da planlanan Nükleer Santrale tepki göstererek konuyu TBMM gündemine taşıdı. Milletvekili Gündoğdu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Santralin eşsiz coğrafyamızın kalbi olan Kırklareli İğneada’da yapılmasına ne zaman karar verilmiştir, seçilen bölge hangi bilimsel verilere dayalı olarak tespit edilmiştir? “ dedi.


Kırklareli İğneada’da yapılması planlanan Nükleer Santrale Trakya halkından büyük tepki gelir-ken siyasilerde konuyu TBMM gündemine taşıya-rak vatandaşın sesi oluyor. Kırklareli Milletvekili Vec-di Gündoğdu verdiği soru önergesinde “Eşsiz doğal zenginliklere sahip Kırk-lareli bölgemizde bir yandan biyolojik çeşitliliği korumak için uluslararası sözleşmeler imzalanıp milyonlarca lira-lık harcama yapılırken, bir yandan da çimento ve kömür limanı, taş ve maden ocak-ları, termik santral bunlarda yetmezmiş gibi bir de Nükleer Santral kurulması planlanmaktadır” dedi.
Milletvekili Gündoğdu, “20 Mart 2024 tarihinde ilgili bakanlıklara; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, Tarım ve Orman Bakanlığına ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına 3 adet, yine 10 Ocak 2025 tarihinde ilgili 3 bakanlığa Soru Önergeleri vererek Nükleer Santralin bölgemize planlanmasının sakıncaları konusunda Bakanlıklara uyarılarımızı ilettik. Farklı zamanlarda verdiğimiz 6 soru önergesine hiçbir bakanlık açık ve bilimsel verilere dayanan yanıtlar vermemiş, bazı önergelerimize ise ilgili bakanlık yanıt dahi vermemiştir. Bakanlığınız bugüne kadar soru önergelerimize İğneada’da planlanan Nükleer Santral hakkında net bilgi vermemiştir. Fakat anılan bölgede bir özel şirketin yapmak istediği 93,6 MW’lık rüzgâr santralinin ÇED başvurusuna, Bakanlığınız üçüncü Nükleer Santral sahası ile çakıştığı için onay vermediği ortaya çıkmıştır. Böylece Kırklareli’ne yapılmak istenen nükleer santral için karar verildiği ve yer tespitinin de yapıldığı bakanlığınızın açıklamasıyla ortaya çıkmıştır” diyerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için verdiği önergede şu sorulara yanıt istedi:
1-Nükleer Enerji Santrallerinin özellikle atık yönetimleri dünyada çözülememiş iken santralin eşsiz coğrafyamızın kalbi olan Kırklareli İğneada’da yapılmasına ne zaman karar verilmiştir, seçilen bölge hangi bilimsel verilere dayalı olarak tespit edilmiştir?
2-Belirlenen bölgenin Kırklareli ilimizde; dağ, deniz, göl, mağara, kumul, orman ve dere ekosistemine ilave olarak dünyada eşi benzeri olmayan longozları bünyesinde barındıran eşsiz bir coğrafya olduğu bilinirken Bakanlığınız oluşabilecek çevresel riskleri yok etmeyi nasıl planlamıştır?
3-Nükleer Santral sahasının İstanbul’a 140, Kırklareli’ne 90 ve Tekirdağ’a 120 km uzaklıkta olduğu değerlendirildiğinde milyonlarca insanımızın yaşamını olumsuz etkileyecek, bölgede ekosisteme geri dönüşsüz zararlar verilecek, Trakya’nın ve İstanbul’un yaşam pınarı Istranca Dağları, suları, havası, toprağı, bitki örtüsü, subasar ormanları, endemik türleri, kültürel çevremiz, antik mirasımızın tehdit altına girmesini nasıl engelleyeceksiniz?
4-Planlanan bölgenin Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası 1/100 000 Ölçekli Revizyon Çevre Düzeni Planı’nda “orman alanı” ve “tarım arazisi” olarak belirlendiği, ayrıca “İçme ve Kullanma Suyu Mutlak Koruma Alanı” kapsamında kaldığı doğru mudur, doğru ise bu alanlarda doğabilecek korkunç zararları nasıl telafi edeceksiniz?
5-Trakya Bölge ve Kırklareli İl Çevre Düzeni planlarında bölgenin ‘enerji üretim alanı’ değildir diye belirtilmekte midir, ‘orman alanları bölgenin geleceğini güvence altına alabilmek için mutlak korunması gereken doğal değerlerdir’ hükmü yer almakta mıdır, almakta ise yer tespitinin doğru olduğunu nasıl, hangi verilerle açıklayacaksınız?
6-Trakya Bölgesi üst ölçekli planlarda enerji üretim alanı olarak ilan edilmeyen ve mutlak korunması gereken alanlarda Nükleer Santral planlanması, mevcut kanunlara aykırı değil midir, Trakya Bölgesi’ne kömürlü termik santral dahi kurulamayacağına dair birçok Danıştay kararı mevcut iken Nükleer Santral planlanması nasıl mümkün olmaktadır? Ormanların korunması ve genişletilmesi görevi devlete ait olup orman alanına Nükleer Santral kurulmasına izin verilmesi Anayasa’nın 169. maddesine ve Orman Kanunu’na açıkça aykırı değil midir?

Edirne YAK yeni gönüllülerini bekliyor

Edirne Yesevî Hareketi Derneği, bünyesinde faaliyet gösteren Edirne Yesevî Arama Kurtarma (YAK) ekibinin kapasitesini güçlendirmek amacıyla yeni gönüllü alımlarının başladığını duyurdu. Dernekten yapılan açıklamada, “AFAD tarafından eğitim görüp başarı sağlayan, sertifikalarını alan 18 arama kurtarma ekibimize yeni gönüllüleri eklemek istiyoruz” denildi.


Dernek Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, yaptığı açıklamada afetlere hazırlık sürecinin önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Afetler karşısında güçlü, bilinçli ve organize bir toplum oluşturmanın yolu gönüllülük kültürünü büyütmekten geçiyor. Yesevî Hareketi Derneği olarak, Edirne Yesevî Arama Kurtarma ekibimizin gücünü artırmak ve daha fazla insana ulaşmak için yeni gönüllülerimizi aramıza katılmaya davet ediyoruz. Toplumun ihtiyaç duyduğu her anda sahada olabilmek için eğitimli kadrolar oluşturmak en büyük önceliğimizdir.”
Cankaloğlu, gönüllü programına katılanların arama-kurtarma teknikleri, ilk yardım, afet farkındalığı ve saha koordinasyonu gibi alanlarda kapsamlı eğitimler alacağını belirterek, “Her bir gönüllü, afet anında hayat kurtarabilecek donanıma sahip olacak. Bu nedenle tüm duyarlı vatandaşlarımızı bu anlamlı çalışmanın bir parçası olmaya çağırıyoruz” dedi.
Başvuruda bulunmak isteyen kişiler, Yesevî Hareketi Derneği ve Edirne Yesevî Arama Kurtarma (YAK)’ın resmi iletişim kanalları üzerinden detaylı bilgiye ulaşabilecek.

TÜ öğrencileri fidan dikti

Trakya Üniversitesi Hemşirelik Bölümü tarafından çevre bilincini artırmaya yönelik bir fidan dikme etkinliği gerçekleştirildi.


Etkinlik kapsamında toplam 200 fidan toprakla buluşturuldu. Etkinlik, “Sen de bir fidan dik, geleceğe nefes, doğaya can ol” sloganıyla düzenlendi.


Balkan Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen etkinliğe, Rektör Yardımcı-ları Prof. Dr. Mustafa Tan ve Prof. Dr. Eylem Bayır, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgül Erol, Hemşirelik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Eylem Paslı Gürdoğan, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.


Etkinlik, fidanların Balkan Yerleşkesinin belirlenen alanlarına dikilmesi ve dikim sonrası sulama çalışmalarının gerçekleştirilmesi ile son buldu.

Aramızdan ayrılanlar

MEHMET ALİ KESKİN VEFAT ETTİ
Uzunköprü Sipahi Köyü sakinlerinden ve eski köy muhtarı Mehmet Ali Keskin 91 yaşında vefat etti. Merhumun cenazesi dün Sipahi Köyü Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Sipahi Köyü Mezarlığında toprağa verildi.
MEHMET DENİZERİ VEFAT ETTİ
Fatma Denizeri’nin eşi, Cengiz, Tuncay, Olcay Denizeri’nin babaları Mehmet Denizeri 82 yaşında vefat etti.
Merhumun cenazesi dün Yavuz Sultan Selim Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Zafer Partisi’nden ‘Toplu Ulaşım’ soruları

Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, Sayıştay Başkanlığı’nın Edirne Belediyesi ile ilgili 2024 denetim raporunda yeralan toplu ulaşımdaki sorunlara dikkat çekti. Konak, “Sayıştay Başkanlığı Edirne Toplu Ulaşım Sistemi ile ilgili 5 ana ve birçok yan bulgu tespit etmiştir” dedi.
İl Başkanı Konak, “Sayıştay Başkanlığı’nın Edirne Belediyesi ile ilgili 2024 denetim raporuna ait ilk açıklamamızı 7 Kasım 2025 tarihinde Ulus Pazarı hakkında yapmıştık. 12 Kasım 2025 tarihinde ise merkez ilçe başkanlığımız Edirne Belediyesi’nin mali durumu ile ilgili bir basın açıklaması yapmıştı” hatırlatmasında bulundu.
2024 denetim raporunda geniş yer kaplayan diğer bir konunun da Edirne Toplu Ulaşım Sistemi olduğuna dikkat çeken Konak, “Geçmiş dönemde gerek Zafer Partisi olarak tarafımızdan gerekse de bazı kent paydaşları tarafından konuyla ilgili birçok defa basın açıklaması yapılmıştı. Sayıştay Başkanlığı Edirne Toplu Ulaşım Sistemi ile ilgili 5 ana ve birçok yan bulgu tespit etmiştir. Rapora göre ”M” plakalı otobüslerin plakaları ihalesiz ve süresiz olarak verilmektedir. Oysaki Danıştay’ın çeşitli kararlarına göre toplu taşıma hizmetlerinin ihaleleri Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmalıdır” şeklinde konuştu.
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak açıklamasında şunlara yer verdi:
Yine rapora göre araç hareketlerine yönelik eksiklikler bulunmaktadır. 234 araç kapasitesine rağmen hafta sonları ve bazı günlerde az sayıda aracın hizmete sokulduğu, sadece 70-80 aracın hizmet verdiği tespit edilmiştir. Maliyet sebebiyle yapılan bu uygulama ile vatandaşların duraklarda bekleme süreleri artmış ve de mağduriyetler yaşanmıştır. Sayıştay bu durumun Edirne Belediyesi tarafından görülmesine rağmen gerekenin yapılmadığını ifade etmektedir.
Ulaşımın bir kamu hizmeti olması hasebiyle model değişikliği yapılması gereken araçlarda bunun yapılmadığı ve araçların üst yaş sınırlarının da Meclis kararı ile 15 yıla çıkarıldığı dikkat çeken diğer bir bulgudur.
Dikkat çeken başka bir eksiklik ise Belediye’nin denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesidir. Zaman zaman yerel basında denetim haberlerini okusak da 234 araçtan sadece 38’inin bir veya iki defa denetlendiği, 196 aracın ise 2024 yılında hiç denetlenmediği görülmektedir.
Sayın Başkan’ın vaatlerinden biri olan ”Etus Denetim Altında”nın şu dakika itibarıyla gerçekleşmediği Sayıştay tarafından da tescillenmiştir. Bazı araçların ayakta daha fazla yolcu alabilmeleri için arka oturaklarının söküldüğü, toplu taşıma işlevini yitiren araçların halen ”m” plakada kayıtlı durdukları, 26 aracın 20 yaş ve üzerinde olduğu dikkat çeken hususlardandır.
Ulaşım sistemi hakkında Cimer’e yapılan şikayetler ise araçların yaz günlerinde klimaları açmaması ve 65 yaş üzeri ücretsiz yolculara kötü davranılmasının süreklilik arz etmesidir.
Sayıştay Başkanlığı bu tespitlerin 2022 ve 2023 yıllarındaki raporlarda da olmasına rağmen eksikliklerin giderilmesi hususunda Belediye’nin bir girişimde bulunmadığını vurgulayarak ulaşım sistemindeki denetimsizliği, kontrolsüzlüğü ve otoritesizliği gözler önüne sermektedir. Sayın Başkan’ın ”bu sistemi bir şekilde devam ettirmeliyiz” söyleminin aksine Edirneliler bu sistemi sürdürmek zorunda değildirler.
Meriç Sosyal Tesisleri, Halk Kafe, Kent Lokantası vs gibi halkçı ve sosyal belediyecilik örnekleri ile övünülürken ulaşım konusu neden tamamen tekelci bir şekilde özele havale edilmiştir? Ulaşım hizmeti bir kamu hizmeti olarak vatandaşın yararına olacak şekilde verilmelidir.
Edirne Belediyesi en kısa zamanda ulaşım sistemi ile ilgili gerekli tedbirleri almalı ve de sisteme bizatihi dahil olmalıdır.
Raporda dikkat çeken önemli bir konu da Edirne Belediyesi’nin %100 sermayesine sahip olduğu Personel A.Ş ile ilgilidir. 2024 yılında Personel AŞ’ye alınan 153 personelin işe alımları İş-Kur bildirimleri yapılmadan gerçekleştirilmiştir. Sayıştay Başkanlığı raporda İş-Kur bildirimi olmadan yapılan personel alımlarının vatandaşların bu işler hakkında bilgi sahibi olmalarını engellediğini ve de fırsat eşitliğini ortadan kaldırdığını ifade ederek Belediye’nin tüm vatandaşlara aynı haklardan faydalanacağı bir şekilde istihdam prosedürü takip etmesi gerektiğini belirtmiştir. Edirne Belediyesi Sayıştay’a verdiği cevapta ”bu bulguya katıldığını ve bundan sonraki alımların yönetmeliklere uygun olarak yapılacağını” söylemiştir.
Edirne Belediyesi %100 sermayesine sahip olduğu şirketinde neden böyle bir yönteme başvurmuştur? Diğer vatandaşların bu iş imkanlarından haberdar edilmemelerinin sebebi nedir?
Umuyorum ki burada bir partizanlık söz konusu değildir ve eski-yeni parti yöneticileri bu şekilde istihdam edilip Edirne Belediyesi parti istihdam bürosu haline getirilmiyordur.

U14’te 24 gol

Edirne U 14 Ligi’nde 3 maçta 24 gol atıldı.
Lider Alsancak haftaya aynı puanla girdiği Uzunköprü Veteranları 1-0 yendi.
Toplam 3 maçın oynandığı haftanın diğer maçlarında Keşan gençler Birliği sancaktar takımını 1-12 gibi farklı skorla yenerken, Keşan genç ordu da Aslantepe’yi 7-3’lük sonuçla geçti.
ÖNÜMÜZDEKİ HAFTANIN MAÇLARI
U 14 liginde önümüzdeki hafta maçları 22 Kasım Cumartesi günü oynanacak. Haftanın maç programı şöyle:
Saraçhane 2 14.00 Aslantepe-Sancaktar
Uz Oğuz Arda Sel 14.00 Uz Veteranlar-Kşn Genç Ordu
Kşn Sen 14.00Kşn Gençler Bir-Alsancak

‘Mutlak buhran’ (4)

Oligarşik genel merkez yönetim tarzının yerel aktörlere etkilerini ele almadan CHP’deki yapısal sorunların analizi eksik kalır. Çünkü “bir elin nesi var, iki elin sesi var” misali yürüyen bir işleyiş bahis konusudur. Karşılıklı menfaate dayalı yürüdüğü içinde de genelde “kol kırılır yen içinde kalır anlayışı” zihinlere nakşedilmiştir. Öyle olacak tabii, menfaatin olduğu yerde işbirliği vardır ve ifşa korkusu otokontrolü sürekli devrede tutar.

Ancak menfaate dayalı siyasi ilişkilerde rantın paylaşımında sıkıntı çıkabilir. Herkese yetecek kadar koltuk, imtiyaz, ekonomik imkân yoktur. Kaynaklar sınırlı, menfaat zincirine katılmak için dört gözle sırada bekleyen de çoktur.

Ya paylaşım ya da sırada bekleyenlerin sabırsızlığından patlar lastik. Önce dedikodu mahiyetinde kulağınıza gelir kirli ilişkiler, akabinde bir bakmışsınız basına yansımış ve adliye koridorlarına taşınmış.

Genel merkezin yerel örgüt birimleri üzerindeki tahakkümün asıl amacı parti içi iktidarı elde tutmaktır; bunun için de yerelde taşıyıcı/kullanışlı elemanlar gereklidir. Onlar olmadan üst yapının iktidarını sürdürmesi kolay değildir.  Yerelde muktedir konum elde etmek için can atan taşeronlar biçilmiş kaftandır. Onlar sayesinde kalabalıklar kontrol altında tutulur, yönlendirilir.         

Genel merkezi elde tutan oligarklara hizmette kusur etmemek şarttır yerel taşeron şerefine nail olabilmek için. Sadakat fevkalâde önemlidir. Başınıza buyruk davranma imkânı sınırlıdır çünkü genel merkez gözetimi hep devrededir.

Saadet zincirinde ya da eklemlenmek için sırada bekleyen, bir istihbarat elemanı işlevi görenlerden zevkle yararlanılır. Yerel taşeron ve şürekâsında herhangi bir sapma işte bu kullanışlı elemanlar tarafından genel merkez muktedirlerine iletilir. Bu haber toplayan, yerelin nabzını tutan genel merkez muktedirleri, “abi” sıfatına haizdirler. Ona doğrudan telefon açma ayrıcalığına sahip yereldeki kullanışlı elemanlar da kendilerini önemsetmek için “abi” ile yakınlıklarını etrafa pompalarlar,  caka satarlar. 

Evet, ortadaki bir çadır tiyatrosudur lakin bunu “reel siyaset” deyip normalleştirenler de çoktur.      

Gelin görün ki ezber bozulmaya görsün çorap söküğü gibi gelir arkası ve reel siyaset konforunda yaşayan partililerin, seçmenin gözünün açıldığı, sistemi sorguladığı dönemler de olmuştur.

Örneğin: Özal’ın prenslerinden Engin Civan, Emlak Bankası Genel Müdürü iken müteahhit Selim Edes’ten beş milyon dolar rüşvet alır ama Edes’in işini halledemez. Edes parasını geri alamayınca mahkemelik olurlar. Engin Civan rüşvet iddialarını reddedip belge istediğinde Selim Edes duruşma salonunda aynen şöyle der: “Rüşvetin belgesi mi olur be pezevenk!”

Neoliberal ekonomik düzene geçişin yansımalarından, yolsuzluğun/rüşvetin alenileştiği bir milattır bu. 

İBB İddianamesinde 402 şüpheli ve 76 pişmanlıktan yararlanan itirafçı bulunsa da kamuoyundaki ağırlıklı algı, İktidarın CHP’ye operasyonu, CHP’yi ‘gayrimeşrulaştırma’, hatta kapatmaya kadar varacak sürecin başlangıcı şeklinde…

CHP yönetimi ve medyadaki görevlilerinin savunması ise ortada maddi delil bulunmadığı, itirafçıların söylediklerinin yargı sürecinde kanıt teşkil etmeyeceği ve dolayısıyla savcılık soruşturmasının kurgulanmış ve kasıtlı olduğu yönünde…

Ancak, ortadaki yolsuzluk iddialarının kanıtlanması, “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” misali kolay olmasa gerek.

Kitabına uydurulan işlerin mevzuata dayalı, normatif bir incelemeyle saptanması mümkün olmayabiliyor demek ki Sayıştay raporlarının bazen kifayetsiz kaldığını görüyoruz.   

Selim Edes’in  “Rüşvetin belgesi mi olur…” veciz ifadesini de bu çerçevede ele alabiliriz sanırım… 

Evet, ülkede bir ilk yaşanmaktadır; yolsuzlukları ortaya çıkarmakta devlet içi denetim sisteminin, mevzuatın dışına çıkılmıştır. İtirafçı ifadelerine itibar edilmektedir. Bu yöntemin doğru olup olmadığı köşemizin sınırlarını aşar; sıra dışı bir yönteme dikkat çekilmektedir sadece.

İktidar medyası ise, itirafçı kayıtlarına dayanarak suçlamaları yerinde buluyor.

Her iki taraf da masumiyet karinesine önem verdiklerini söylemeyi de ihmal etmiyorlar.

İmamoğlu ise kendinden çok emin, yargılamanın TRT ekranlarından yayınlanmasını istiyor. Bence dikkate alınması gereken bir talep çünkü 19 Mart’tan beri tutuklu İBB Başkanı’nın hakkındaki iddiaları kamuoyuna doğrudan duyuracak savunma hakkı önem arz ediyor.

Dahası, tutuklu yargılamaların ülkede adalet duygusunu zedelediği, kamuoyu araştırmalarında sabit… Ahmet Özer’in serbest bırakılması da gösteriyor ki, tutuksuz yargılama telafisi mümkün olmayan hatalar açısından fevkalade önem arz ediyor.

Buraya kadar yazılanlardan ara bir sonuç çıkaralım: Siyasi partilerde ve genel olarak siyasette  sorgulanması gereken alanlardan biri de finans kaynaklarının oluşumu ve kullanımı olmalıdır. Çünkü siyasetin açık ve saydam bir yapıda olmaması toplumu haklı olarak güvensizliğe itmektedir.  Bu nedenle parti gelirlerinin önemli bir kısmını teşkil eden Hazine yardımlarının ve özel bağışların harcama dökümlerinin (şekilsel değil) kamuoyuna açık hale getirilmesi, belki de atılacak ilk adımdır.

Bilindiği gibi, siyasi partiler toplumun çeşitli katmanlarının ekonomik ve sosyal alanda taleplerini karşılayacak politikaları belirlemek ve hayata geçirmekle sorumludur. Bu genel tespit, onların ortaya çıkış nedenidir aynı zamanda.

Ancak, toplumun güçlü kesimlerinin her zaman önde olduğu, karar alma süreçlerini etkileyerek kendi çıkarlarının peşinde koştukları da yadsınamaz bir gerçektir.

Çıkar veya baskı grupları olarak da tanımlanan bu kesimin hedefinde parti kurmak ve bu yolla iktidarı ele geçirmek yoktur. Hangi parti iktidarda olursa olsun fark etmez; amaç, kendi lehlerine program yapılması ve uygulanmasıdır. Dolayısıyla, siyasi partilere bu kanaldan gelen yardımlar daha baştan bağımlı bir ilişki yolu açmaktadır.

Siyasetin finansmanın yarattığı sorunlara siyasetçinin finansmanın da eklenmesine şaşırmıyoruz tabii.  Peki, siyaseti haksız zenginleşme aracı görmenin önüne geçilebilecek mi,  ya da geçmek için ne yapmalı?

Hemen akla gelen: yasalara uyulması ve siyasette etik kurallara işlerlik kazandırılmasıdır. Öncelikle kamu ihalelerinde saydam ve hesap verebilirlik uygulamada kendini göstermelidir.  Çünkü devletin ülke ekonomisindeki gücü, belirleyiciliği ortadadır. İşte tam da bu noktada siyaset kurumunun ana işlevi, yani toplumsal kaynakların doğru ve dürüst kullanımı devreye girmelidir.  Sadece ihalelerdeki yolsuzlukların önüne geçmek yeterli değildir. Onun ötesini de görmek lazım; plan ve projelerin, yatırımların, ihale edilen hizmetlerin de verimli olması şart.

Hadi gelin yaşanmışlar üzerinden mevzuya biraz muhabbet katalım, eğlenelim…

Yaz aylarını çoğunlukla Enez’in şirin köylerinden Sultaniçe sahilinde geçiririm. Yaz aylarına denk gelen  parti bayramlaşmalarına Enez, İpsala; Meriç’te çok katılmışlığım vardır.

Yine böyle bir bayramlaşma turunda Meriç’te, ayrılmadan önce birden bire bir höykürme duydum.  “Abi genel başkan Kılıçdaroğlu’nu eleştiriyorsun, ya partiden istifa et ya da ben gereğini yapacağım” diye uluorta höyküren meğer Asım Uyguner’miş.  Örgütlerden sorumlu il yöneticisi koltuğu varmış altında. Uygun asker Asım’dan Hudut gazetesi köşemde yazılanlar ile partili olmak arasındaki sınırı kavramasını beklemek abesle iştigal tabii.

Partili olmaktan bir güçlünün koltuğu altında boyunu büyütmek anlayan bu suretler çoktur ve oligarşik yapıdaki genel merkezin ürettiği kullanışlı elemanlardır bunlar.

Asım’ın böğürmeleri neredeyse Küplü’den duyulurken, dönemin il başkanı Fevzi Pekcanlı’nın aracından inmeyerek memnuniyet içindeki sırıtmasından da anladım ki ortada organize bir iş var.

Partililerle bir çay bahçesinde düzeyli bir sohbete daldığımızda Pekcanlı şürekasıyla Edirne’ye yol alyordu.

Yıllar sonra, 2024 yerel seçimlerinde Filiz Gencan seçim çalışmaları münasebetiyle mahallemdeki Ziraat Odası ziyaretindeyken dönemin ilçe başkanı Yücel Balkanlı ve Asım kapıda bekliyordu. Yollarımız kesişti, ayaküstü sohbet edeyim bari dedim ve Balkanlı’ya Asım’ın cevval partili sıfatıyla Meriç’te bana attığı fırçadan tam bahsedecektim ki yine  “Abi sen Kılıçdaroğlu’nu eleştiremezsin, başka da bir şey demiyorum…” türünden bir çemkirmeyle hemen ortamdan uzaklaştı ve yakındaki çöp konteynırlarının etrafında deli danalar gibi dolaşmaya başladı.

Bugün Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki marifetlerini kavrayanlar ve ona ateş püskürenler çok elbette. Uygun asker Asım’a haksızlık olmasın, kıymeti kendinden menkul, formatlanmış, slogan/gösteri/ajitasyon siyasetine hapsolmuş, düşünce dünyaları öğretilmiş bir kanavada şekillenmiş partili çoktur CHP’de. Konjonktürün rüzgârında varlık göstermek yeterlidir onlar için. Asım, partideki muktedirler için kullanışlı bir örnek surettir. Bir prototiptir.   

Recep Gürkan’ın bir dönem il genel meclisi üyesi yaptığı Asım daha sonra muteber eleman konumundan düşünce yeniden pozisyon kazanmak için ‘Gürkan Güneser-Şükrü Ciravoğlu çalışma grubuna’ eklemlenerek belediye meclis üye listesine girmeyi başardı ve seçildi, yeniden kimlik kazandı.

Kullanışlı eleman, cevval partili kimliği Filiz Gencan’ın kulağına fısıldanmış olmalı ki Encümen üyesi koltuğuna bile layık görüldü. Başkanına layık vasfını sergilemekte gecikmedi Asım. 

Nur Cemaati’nin Milli Emlak’tan kiraladığı ve “konut alanı” olarak görünen arsanın “özel yurt alanı” olarak değiştirilmesi talebinin belediyece onaylanması tepki almıştı. Edirne Barosu, Edirne Kent Konseyi ve bölge halkı değişikliğe de itiraz etti. Sonuç alınamadı.

Filiz Gencan makul bir açıklama yapamazdı zira Kılıçdaroğlu döneminden miras her kesimden oy avcılığı devam ediyordu. Topu yumuşatmak uygun asker Asım’a kaldı. Biz imar değişikliği yapmasaydık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı izin verecekti mealinde bir şeyler geveledi; Edirnelileri güldürdü.  

Peki, CHP’deki yönetsel ve örgütsel işleyişten kaynaklı yapısal sorunların yerel aktörlere yansıması Asım’dan mı ibarettir? Ortada yapısal bir sorun varsa tabii ki çok aktörlü bir sahne söz konusudur.

Fotoroman siyasi hayatlar yazı dizisinden hatırlarsanız Harika Taybıllı’yı daha yükseklerde göreceğiz diye bir tahminde bulunmuştuk. Uzun sürmedi, hoppadanak oturtulduğu il başkanlığı koltuğundan Yüksek Disiplin Kurulu koltuğuna ışınlandı. Demek ki genel merkez oligarklarına sadakatini kanıtlamış ve güven vermiş ki siyasi kariyerinde bir patlama yaptı.

Bunu bir garabet görmeyip kariyerinde daha yüksek hedefler için ortalarda dolaşan, birlik beraberlik pozları veren harikalar diyarındaki Taybıllı’yı yere göğe sığdıramıyor ilçe örgüt yöneticileri. 

Kendisini şimdiden milletvekili görenler bile varmış. Genel merkez oligarklarının gücü arkasında, siyaset yapar rollerde Edirne ilçe örgütlerinde salınan ve büyük teveccüh gören Taybıllı’nın “alem buysa kral benim” düşüncesine kendini kaptırması çok normal değil mi, değerli okur?

Ancak, genel merkezin yereldeki uzantısı Filiz Gencan’dır. Hamdi Sedefçi, Recep Gürkan’dan sonra kavuk Filiz Gencan’a geçmiştir zira Belediyespor ‘un gücünü esas alır genel merkez.

Nitekim Recep Gürkan’ın ilçe başkanlığı koltuğuna oturttuğu Yücel Balkanlı’yı terfi ettirerek il başkanı yapışmıştır Filiz Gencan. Selefleri  Hamdi Sedefçi ve Recep Gürkan gibi genel merkezin baş taşeronu sıfatını da cümle aleme göstermiştir.

Balkanlı’nın da ayağının tozuyla hamisine gerçekleştirdiği ziyaret: siyasette sadakatin, muktedirlere hizmetin önemini yıllardır deneyimleyerek kavramış ve başka bir dünya tahayyül bile edemeyen, öğrenilmiş/öğretilmiş çaresizlik içinde debelenen partililer nezdinde, elbette hiç sorun değildir. 

Son bölümde, CHP’deki yapısal sorunların genel merkezden yerel aktörlere yansımalarını irdeledik. 

Eğer hülasa kıvamında, CHP’de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi, örgüt işleyişi nasıl tesis edilir diye sorarsanız yerel aktörlerin toplum yararına bir siyaset tarzını bilince çıkarmasıyla, kadere teslim olmamasıyla derim.