Süloğlu’na Yalova’dan konuk

Yalova Çınarcık Belediye Başkanı Avni Kurt ve önceki dönem Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran’ı makamında ziyaret etti.

Belediyelerin çalışmaları ve projelerin karşılıklı görüş alışverişinde bulunulduğu ziyaretle ilgili açıklama yapan Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran; “Bugün Bizleri Yalova Çınarcık Belediye Başkanımız  Avni Kurt ve önceki dönem Yalova Belediye Başkanımız Vefa Salman ziyaret ettiler. Belediyelerimizin çalışmaları ve yapacağımız projeleri konuştuğumuz ziyarette kendilerine çok teşekkür ediyorum. Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.

Çınarcık Belediye Başkanı Avni Kürt; ” Başkanımız abim Mehmet Ormankıran’ın misafirperverliği için çok teşekkür ederiz. Bizler dayanışma içinde çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı..

‘Srebrenitsa’yı unutmadık, unutturmayacağız’

Yesevi Hareketi Derneği Edirne İl Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, Srebrenitsa Soykırımı’nın yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, bu acı olayın insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini ifade etti.

Cankaloğlu açıklamasında, 11 Temmuz 1995’te Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde, Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilmesine rağmen 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuğun sistematik olarak katledildiğini hatırlatarak, bu acı olayın insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini ifade etti.

Alpaslan Cankaloğlu, “Srebrenitsa’da yaşananlar yalnızca Bosna-Hersek’in değil, bütün insanlığın ortak vicdan yarasıdır. Aradan geçen yıllara rağmen acılar ilk günkü tazeliğini korumaktadır. İnsanlığa karşı işlenen bu büyük suçun unutulmaması ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarılması hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.

Dünyanın neresinde olursa olsun masum insanların hedef alındığı savaşların, katliamların ve insan hakları ihlallerinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Cankaloğlu, uluslararası toplumun benzer trajedilerin yaşanmaması için daha kararlı adımlar atması gerektiğini belirtti.

Cankaloğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“11 Temmuz Srebrenitsa Soykırımı’nda hayatını kaybeden tüm Boşnak kardeşlerimizi rahmetle anıyor, ailelerine ve Bosna-Hersek halkına bir kez daha başsağlığı diliyorum. Srebrenitsa’yı unutmadık, unutturmayacağız. İnsanlık vicdanında derin izler bırakan bu acının bir daha hiçbir coğrafyada yaşanmamasını temenni ediyoruz.”

Kapıkule’de son yılların en yüklü uyuşturucusu

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince yürütülen risk analizi ve kontrol faaliyetleri kapsamında, Kapıkule Gümrük Kapısı’nda gerçekleştirilen iki ayrı operasyonda, piyasa değeri yaklaşık 1 milyar 37 milyon Türk lirası olan toplam 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi.

İlk operasyonda, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapıkule Gümrük Sahası’na gelen bir TIR, risk kriterleri doğrultusunda X-Ray tarama sistemine sevk edildi.

 X-Ray taraması sırasında araçta şüpheli yoğunluklar tespit edilmesi üzerine Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince gerçekleştirilen detaylı arama ve kontroller neticesinde, 450 paket içerisinde toplam daralı ağırlığı 526 kilogram 327 gram olan ve esrar olduğu değerlendirilen uyuşturucu madde ele geçirildi.

 Diğer operasyonda ise, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapıkule Gümrük Sahası’na gelen bir başka TIR, şüpheli bulunarak detaylı aramaya alındı. Yapılan arama ve kontrollerde 530 paket içerisinde toplam daralı ağırlığı 626 kilogram 944 gram uyuşturucu madde ele geçirildi.

 İki operasyonda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 37 milyon Türk lirası olduğu değerlendirilirken, olaylarda kullanılan ve el konulan TIR’ların toplam piyasa değerinin 6,5 milyon Türk lirası olduğu tespit edildi.

Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan konuya ilişkin açıklamada, “Olaylarla ilgili tahkikatlar, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak; toplum sağlığını, gençlerimizi ve ülkemizin güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetiyle mücadelemiz, gelişmiş teknolojik altyapımız, güçlü risk analiz sistemlerimiz ve Gümrükler Muhafaza ekiplerimizin kararlı çalışmalarıyla aralıksız devam etmektedir” ifadelerine yer verildi..

‘LGS’de değişen sayılar, değişmeyen eşitsizlikler’

Eğitim İş, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sonuçlarının yalnızca öğrencilerin aldığı puanları değil, eğitim sisteminin yıllardır derinleşen sorunlarını da bir kez daha gözler önüne serdiğini bildirdi.

Eğitim-İş Edirne Şube Başkanı Nedim Zobar’ın paylaştığı, sendikanın “LGS’de değişen sayılar, değişmeyen eşitsizlikler” başlıklı açıklamasında, bu yıl 452 öğrencinin 500 tam puan aldığını, geçen yıl bu sayının 719′ olduğu belirtilerek, “Ancak tam puan alan öğrenci sayısının artması ya da azalması, eğitim sisteminin niteliğini tek başına göstermez. Asıl mesele, milyonlarca çocuğun geleceğinin tek bir sınava bağlanmış olmasıdır” denildi.

Bugün çocuklar daha ortaokul yıllarında ağır bir rekabetin içine sürüklendiği; oyun oynayacak, dinlenecek, sanatla ve sporla buluşacak yaşlarda test kitapları ve deneme sınavları arasında büyüdükleri belirtilerek şunlara yer verildi:

“Eğitim ise çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılarak eleme ve sıralama mekanizmasına dönüştürülüyor. LGS yalnızca bir yerleştirme sınavı değil, aynı zamanda eğitimdeki eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir sistemdir.

Sınav sonuçları; öğrencilerin yalnızca bilgi birikimini değil, ailelerinin ekonomik durumunu, yaşadığı mahallenin olanaklarını, okulunun fiziki koşullarını, öğretmen sayısını ve nitelikli eğitime erişim düzeyini de yansıtmaktadır.

Parası olan özel ders alabilmekte, kursa gidebilmekte, özel okul olanaklarından yararlanabilmektedir. Milyonlarca çocuk ise yalnızca devlet okulunun sunduğu sınırlı imkânlarla aynı yarışta mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Bu nedenle bu sınav, çocukları değil, toplumsal eşitsizlikleri ölçmektedir.

Yıllardır sürdürülen eğitim politikaları kamusal eğitimi güçlendirmek yerine piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirmiş; özel okulların ve özel kurs sektörünün büyümesini teşvik etmiş, devlet okulları arasındaki eşitsizlikleri ise giderek artırmıştır.

Bir yandan çocuklar LGS ve YKS maratonuna mahkûm edilirken, diğer yandan MESEM uygulamalarıyla binlerce çocuk eğitim hakkından koparılarak erken yaşta ucuz iş gücü haline getirilmektedir. Eğitimin temel amacı çocukların özgürleşmesi, bilimsel düşünceyi geliştirmesi ve çok yönlü gelişimi olması gerekirken; mevcut anlayış çocukları ya sınavlara ya da iş gücü piyasasına hazırlayan dar bir çerçeveye sıkıştırmaktadır.

Son yıllarda müfredatta yapılan ideolojik düzenlemeler, bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşılması, öğretmenlerin mesleki güvencelerinin zayıflatılması ve kamusal eğitime ayrılan kaynakların yetersizliği de bu tablonun önemli parçalarıdır. Oysa eğitim, rekabeti değil dayanışmayı, elemeyi değil gelişimi, ayrıcalığı değil eşitliği esas almalıdır.

Hiçbir çocuk tek bir sınavın sonucuyla tanımlanamaz. Hiçbir okul sınav başarısına göre değerli ya da değersiz ilan edilemez. Hiçbir öğretmen öğrencilerinin test sonuçları üzerinden yargılanamaz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA SORULAR

Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz: Çocuklarımızın geleceğini tek bir sınava mahkûm eden bu sistem daha ne kadar sürdürülecek? Devlet okulları arasındaki derin eşitsizlikleri gidermek için hangi somut adımlar atılacaktır?  Her çocuğun eşit, nitelikli, parasız, bilimsel ve laik eğitim hakkını güvence altına alacak politikalar neden hayata geçirilmemektedir?  Çocukları küçük yaşlardan itibaren sınav baskısı ile karşı karşıya bırakan anlayıştan ne zaman vazgeçilecektir?

Bir kez daha altını çiziyoruz; çocukların geleceğini birkaç saatlik bir sınava sığdıran eğitim anlayışı sürdürülebilir değildir. Eğitim politikalarının merkezinde rekabet değil eşitlik; eleme değil gelişim; piyasa değil kamusal sorumluluk yer almalıdır.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA ÇAĞRI

Bu nedenle çağrımız açıktır: LGS başta olmak üzere merkezi sınavlara dayalı seçme ve eleme sistemi kaldırılmalı; öğrencilerin akademik, sanatsal, kültürel ve sosyal gelişimlerini birlikte değerlendiren, okul temelli bir yerleştirme modeli oluşturulmalıdır.  Her çocuğun eşit, parasız, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim hakkı güvence altına alınmalı; kamusal eğitime ayrılan kaynaklar artırılmalı, eğitimin ticarileştirilmesine son verilmelidir.  Okullar arasındaki fiziki, akademik ve sosyal imkân farklılıkları giderilmeli; hiçbir öğrencinin yaşadığı bölge, ailesinin ekonomik koşulları ya da okulunun olanakları nedeniyle dezavantaj yaşamasına izin verilmemelidir. Çocukların eğitim hakkını zedeleyen, onları erken yaşta çalışma yaşamına yönlendiren uygulamalar terk edilmeli; eğitim çocukların çok yönlü gelişimini esas alan bir hak olarak yeniden ele alınmalıdır. Müfredat; bilimsel düşünceyi, eleştirel aklı, laikliği, sanatı, kültürü, doğa bilincini ve demokratik yaşam kültürünü güçlendirecek biçimde yeniden düzenlenmelidir. * Öğretmenlerin mesleki güvencesini zayıflatan uygulamalara son verilmeli; eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması süreçlerinde eğitim emekçilerinin, öğrencilerin, velilerin ve onların örgütlerinin söz ve karar hakkı güvence altına alınmalıdır.

Bir eğitim sistemi, başarısını yalnızca tam puan alan öğrenci sayısıyla ölçemez. Asıl başarı; her çocuğun nitelikli eğitime erişebildiği, hiçbir öğrencinin ekonomik nedenlerle geride kalmadığı, okullar arasındaki farklılıkların en aza indirildiği ve çocukların mutlu, özgür bireyler olarak yetişebildiği bir düzen kurabilmektir.

MESEM

Bugün çocuklar bir yandan merkezi sınavların baskısıyla karşı karşıya bırakılırken, diğer yandan kamusal eğitim giderek daha fazla piyasanın kurallarına teslim edilmekte; özel okul ve özel ders sistemi büyürken devlet okulları kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılmaktadır. Aynı dönemde MESEM uygulamalarıyla binlerce çocuk eğitimden koparılarak ucuz iş gücü haline getirilmektedir. Bu tablo, çocukların üstün yararını değil, siyasi ve ekonomik tercihleri önceleyen eğitim anlayışının sonucudur.

Biz, çocukların yarışmak zorunda kalmadığı; öğretmenlerin güvenceli çalıştığı; velilerin ekonomik yük altında ezilmediği; bilimsel, laik, parasız ve kamusal eğitimin tüm çocuklar için eşit biçimde sağlandığı bir eğitim sisteminin mümkün olduğunu biliyoruz.

Eğitim-İş olarak mücadelemiz yalnızca sınav sistemine değil, eğitimde eşitsizliği üreten bütün politikalara karşıdır.

Çocuklarımızın geleceği rekabetin değil dayanışmanın, piyasanın değil kamusal sorumluluğun, ayrıcalığın değil eşitliğin üzerine kurulmalıdır. Bunun için eğitim hakkını savunmaya, kamusal eğitimi güçlendirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Edirne merkezli fuhuş operasyonu; 6 gözaltı!

Olgay GÜLER
Edirne merkezli 3 ilde düzenlenen operasyonda, üniversite öğrencilerini fuhşa teşvik ettiği belirlenen 6 şüpheli, gözaltına alındı.


İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği ekipleri, Edirne’de özellikle üniversite öğrencilerini fuhşa teşvik eden şüphelilere yönelik çalışma başlattı.

Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yaklaşık 3 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından şüphelilerin yakalanması için Edirne, İstanbul ve Tekirdağ’da operasyon düzenlendi. Operasyonda S.T., G.K., A.Ö., A.S., B.B. ve M.A. gözaltına alındı.


Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Şah Kartallarına GPS’li takip

Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. (TREDAŞ) ve Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 1. Bölge Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen “Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz” projesi kapsamında, 4 şah kartala GPS vericisi takıldı. Bu sayede kuşların doğal yaşamlarındaki hareketleri bilimsel yöntemlerle takip edilecek.

TREDAŞ, DKMP 1. Bölge Müdürlüğü ile yürüttüğü “Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz” projesinin ikinci yılında önemli bir aşamayı geride bıraktı. Gerçekleştirilen saha çalışmalarında 22 leylek ve 18 şah kartal halkalanırken, halkalanan şah kartallardan 4’üne GPS vericisi takıldı. GPS vericilerinden elde edilecek veriler sayesinde şah kartalların göç rotaları, yaşam alanları, beslenme davranışları ve karşılaştıkları riskler uzun dönemli olarak bilimsel yöntemlerle takip edilebilecek. Elde edilecek verilerin, nesli tehlike altındaki şah kartalların korunmasına yönelik çalışmaların yanı sıra Türkiye’deki yaban hayatı araştırmalarına önemli katkı sağlaması hedefleniyor.

Doğa ile uyumlu enerji altyapılarının geliştirilmesini ve biyoçeşitliliğin korunmasını odağına alan proje kapsamında iki yılın sonunda toplam 69 leylek ve 31 şah kartal halkalandı. Elektrik hatlarından kaynaklanan olumsuz etkilerin azaltılmasına katkı sunan proje, beş yılın sonunda toplam 500 leylek ve 100 şah kartalın halkalanması hedefleniyor.

Necati Ergin: “Sürdürülebilir enerji geleceği, doğayla uyumlu altyapılarla mümkün”

TREDAŞ Genel Müdürü Necati Ergin, projenin ikinci yılında hayata geçirilen GPS takip çalışmalarının doğa koruma açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sürdürülebilir bir enerji geleceğinin, ancak doğayla uyumlu altyapılar geliştirerek mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla enerji altyapısını geliştirirken doğayı korumayı da aynı sorumluluğun bir parçası olarak görüyoruz.DKMP 1. Bölge Müdürlüğü ile yürüttüğümüz ‘Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz’ projesiyle, yalnızca kuşların korunmasına değil, doğaya ilişkin bilimsel bilgi birikiminin geliştirilmesine de katkı sunuyoruz. Bu yıl GPS vericileriyle elde edeceğimiz veriler sayesinde şah kartalların göç rotalarını, yaşam alanlarını, beslenme davranışlarını ve karşılaştıkları riskleri daha yakından takip edebileceğiz. Bu verilerin hem türün korunmasına hem de gelecekte yürütülecek yaban hayatı araştırmalarına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”

Ergin, biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik çalışmalarını kamu kurumları ve ilgili paydaşlarla iş birliği içinde kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.

Ekrandan Uzak Bir Akşam: Mahjong Mat Neden Daha Çok Konuşuluyor?

Analog hobilerin yükselişi Mahjong’u yeniden gündeme taşırken, oyuncular masadaki yüzeyi de deneyimin parçası sayıyor.

2026’nın dikkat çeken eğilimlerinden biri, insanların boş zamanlarını yeniden fiziksel uğraşlarla doldurması. Yelp’in trend takiplerinde kırtasiye, el işi ve fiziksel medya gibi alanların yükselmesi bu dönüşümü gösterirken, aynı raporda Mahjong geceleri de ayrı bir başlık olarak öne çıktı. Ekrandan uzak kalma isteği, dört kişinin aynı masaya oturduğu eski bir oyuna yeni bir enerji verdi.

Mahjong’un bu dönüşümde özel bir yeri var. Oyun hem strateji hem hafıza hem de sohbet istiyor. İnsanlar masaya oturduğunda telefon ikinci plana düşüyor; taşlar, yüzey ve konuşma akışı akşamın merkezine yerleşiyor. Bu yüzden Mahjong Mat ilgisi de oyunun kendi yükselişinden ayrı düşünülemiyor.

Analog sosyalleşme neden geri döndü?

Analog sosyalleşme, insanların dijital akıştan kısa süreli de olsa uzaklaşmak istemesiyle güçleniyor. Bir masa etrafında toplanmak, bildirimlerden daha yavaş ama daha kalıcı bir dikkat biçimi yaratıyor. Mahjong bu noktada yalnızca oyun değil, zamanı birlikte kullanma yöntemi olarak görülüyor.

Oyunun popülerleşmesi tesadüf sayılmaz. Yeni başlayanlar derslere katılıyor, deneyimli oyuncular ev grupları kuruyor, mekanlar açık oyun geceleri düzenliyor. Her ortamda ortak ihtiyaç aynı: masanın herkes için anlaşılır, rahat ve davetkar olması.

Mahjong masası neden dikkat ister?

Mahjong’da masa, oyunun görsel hafızasıdır. Hangi taşın nerede durduğu, oyuncunun önündeki dizilim, merkezdeki alan ve atılan taşlar sürekli takip edilir. Bu nedenle yüzeyin çok parlak, çok kaygan veya çok karışık olması oyunun akışını bozabilir.

İyi bir Mahjong Mat, bu akışı sakinleştirir. Taşların zeminde daha kontrollü durmasını sağlar, masa üzerinde görsel bir sınır çizer ve oyuncuların oyuna odaklanmasını kolaylaştırır. Özellikle kalabalık ev masalarında bu sınır hissi daha değerli hale gelir.

Padloom’un Mahjong Mat koleksiyonu içinde öne çıkan farklı tasarımlar, bu ihtiyacın yalnızca teknik olmadığını gösteriyor. Kullanıcılar hem rahat bir oyun yüzeyi hem de masaya yakışan bir görünüm arıyor.

Tasarım bu kadar önemli mi?

Tasarım, Mahjong Mat için yalnızca süs sayılmaz. Mat tüm masayı kapladığı için seçilen desen oyunun atmosferini belirler. Sakin bir zemin daha odaklı bir oyun hissi verirken, renkli bir desen ev buluşmasına daha canlı bir hava katabilir.

Bu tercih kişisel olduğu kadar toplu bir deneyimdir. Masadaki dört kişi aynı yüzeye bakar, taşları aynı zeminde hareket ettirir ve akşamın görsel hafızasını birlikte oluşturur. Bu nedenle mat seçimi, ev sahibinin küçük ama fark edilir kararlarından biri haline gelir.

Yeni oyuncular için yüzeyin önemi ne?

Mahjong öğrenen biri için oyunun ilk dakikaları yoğun geçebilir. Taş adlarını, el dizilimini, sıra takibini ve diğer oyuncuların hamlelerini aynı anda izlemek gerekir. Rahatsız bir masa yüzeyi, bu öğrenme yükünü artırabilir.

Daha dengeli bir yüzey yeni oyuncuya sessiz bir destek verir. Taşlar kolay dağılmaz, oyun alanı net görünür ve masa daha düzenli kalır. Bu küçük rahatlık, oyuncunun kurallara ve stratejiye daha fazla dikkat ayırmasını sağlar.

Bu yüzden bazı gruplar ders veya tanışma gecesi düzenlerken matı başlangıç ekipmanı gibi düşünmeye başladı. Taş seti oyunun diliyse, mat da o dili okunur kılan sayfa gibi çalışıyor.

Deneyimli oyuncular için de aynı yüzey farklı bir anlam taşır. Uzun süren oyunlarda küçük sürtünme, ses ve düzensizlikler daha fazla hissedilir. Matın sağladığı sakinlik, masadaki tempoyu dengeler. Oyuncular oyunun fiziksel tarafını düşünmeden hamlelerine, bekledikleri taşlara ve masadaki olasılıklara odaklanabilir.

Mouse pad dünyası bu ilgiyi nasıl hazırladı?

Büyük yüzeyli mouse pad kullanımı, masanın hissini değiştiren ürünlere karşı geniş bir alışkanlık oluşturdu. Kullanıcılar artık bir yüzeyin hareket kontrolünü, bilek konforunu, renk dengesini ve masadaki bütünlüğü etkileyebileceğini biliyor.

Bu deneyim Mahjong Mat seçiminde de kendini gösteriyor. mouse pad modelleri ile çalışma masasını düzenleyen bir kullanıcı, oyun masasında da benzer bir kalite arayışına giriyor. Yüzeyin kenarı, baskının netliği ve kumaş hissi yalnızca teknik ayrıntı değil, günlük kullanımı belirleyen özellikler oluyor.

Haber değeri nereden geliyor?

Mahjong Mat ilgisinin haber değeri, küçük bir ürün kategorisinin daha büyük bir sosyal davranışı göstermesinde yatıyor. İnsanlar ekran dışı zaman arıyor, evlerini daha bilinçli buluşma alanlarına dönüştürüyor ve oyun ekipmanını dekorasyonla birlikte düşünüyor.

Bu davranış, sadece Mahjong’a özgü kalmayabilir. Masa üstünde kullanılan her ürün artık biraz daha görünür, biraz daha kişisel ve biraz daha paylaşılabilir hale geliyor. Mahjong Mat bu değişimi somutlaştıran ürünlerden biri olduğu için gündeme geliyor.

Ayrıca ürünün kendisi kolay anlaşılır bir trend işareti sunuyor. Bir odada Mahjong oynandığını görmek için uzun açıklamalara gerek yok; taşlar ve mat zaten hikayeyi anlatıyor. Haber değeri de biraz burada doğuyor. Küçük bir yüzey, insanların nasıl buluştuğunu, neye vakit ayırdığını ve evdeki sosyal alanı nasıl kurduğunu gösteriyor.

Mahjong gecesi neden tekrar eden bir ritüele dönüşüyor?

Tek seferlik oyun denemeleri genellikle merakla başlar, ama kalıcı alışkanlık düzenle kurulur. Mahjong gecesi için aynı günün seçilmesi, aynı grubun toplanması ve masanın benzer şekilde hazırlanması küçük bir ritüel yaratır. Mat bu ritüelin sabit parçalarından biri olur.

Bu tekrar hissi oyunculara beklenti verir. Taş seti çıkarıldığında ve mat serildiğinde akşamın çerçevesi belirlenir. Kural kitapçığı, atıştırmalık ve sohbet bu çerçevenin içine yerleşir. Böyle bakıldığında Mahjong Mat, oyunu başlatan görsel bir işaret gibi çalışır.

Ev düzeni bu ritüeli nasıl destekliyor?

Mahjong gecesinin kalıcı olmasında evin küçük düzenlemeleri de rol oynar. Masanın çevresinde yeterli sandalye olması, ışığın taşları parlatmayacak şekilde ayarlanması ve içeceklerin oyun alanından biraz uzakta tutulması akışı rahatlatır.

Mat bu düzenin merkezini sabitler. Oyuncular masaya oturduğunda oyun alanının nerede başladığını ve nerede bittiğini görür. Bu netlik, özellikle kalabalık sofradan oyun masasına geçilen evlerde daha pratik bir kullanım sağlar.

Aynı netlik ev sahibinin hazırlık süresini de kısaltır. Taş seti çıkarılır, mat serilir ve masa kısa sürede hazır görünür. Bu kolaylık, oyunun daha sık tekrarlanmasına yardım eder.

Bu akşamların geleceği nasıl görünüyor?

Mahjong’un bugünkü yükselişi, analog hobilerin geçici bir mola değil kalıcı bir denge arayışı olduğunu düşündürüyor. İnsanlar dijital hayatı terk etmiyor, ama ekranla sınırlı olmayan sosyal alanlara daha çok değer veriyor.

Bu alanlarda masa yüzeyi küçük bir ayrıntı gibi görünse de deneyimi şekillendiriyor. İyi seçilmiş bir Mahjong Mat, oyunu daha rahat, masayı daha düzenli ve akşamı daha hatırlanır hale getiriyor. Bazen trendin gerçek işareti, büyük başlıklarda değil masanın üzerinde duran yüzeyde saklı oluyor.

Kadınlara ‘Hanımeli’ konağı

Olgay GÜLER

Edirne Belediyesi tarafından, bir süredir ‘Mor Ev Kadın Atölyesi’ olarak hizmet veren sivil mimarlık örneği yapı, Edirne kırmızısına boyanıp ‘Hanımeli’ adıyla yeniden hizmete açıldı.

Belediye’nin Talatpaşa Mahallesi’nde 2020 yılında ‘Mor Ev Kadın Atölyesi’ olarak hizmete aldığı, 25 Kasım Stadyumu’nun yanındaki konak, yine belediye tarafından elden geçirildi. Edirne Kırmızısı rengine boyanan ve ismi ‘Hanımeli’ olarak değiştirilen konak, kadınların üretim süreçlerinde dayanışma sağlayacakları yeni adresleri olmaları için yeniden hizmete açıldı. Açılışa Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, konağın eski sahibi Suna Sarvan Hasdoğru ve çok sayıda davetli katıldı.

Açılışta konuşan Talatpaşa Mahallesi Muhtarı Emin Topçu, Belediye Başkanı Gencan’a, mahalleliler olarak teşekkür etti. Topçu, “Ben mahalle muhtarı olarak, burada eski bir görüntü olarak görünen bu ufak yerin başkanımız tarafından güzel bir şekilde hayata geçirilmesini çok uygun gördüm. Vatandaşlar adına da hayırlı uğurlu olsun diyorum. Herkese teşekkür ederim katılımlardan dolayı” dedi.

‘ÇOK MUTLUYUM

Konağın eski sahibi Suna Sarvan Hasdoğru da, binayı yeni haliyle görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Hasdoğru, “Ben doğma büyüme Edirneliyim ve Edirne’ye aşığım. Çocuklarım da aynı şekilde. Ben buradan gelip geçerken, bu binayı çok beğeniyordum. Burasını alıp restore ettikten sonra kendi aileme ait antikalarımdan bir müze oluştururum diye düşündüm. Kızım da mimar olduğu için ikimiz burasını restorasyona başladık. Fahri Yücel beyefendi restorasyon sırasında geldi ve ‘Çok güzel bir iş yapıyorsunuz’ diyerek bizleri kutladı.  Bu haline de çok sevindim. Binanın kırmızı oluşuna, Edirne kırmızısı oluşuna çok sevindim. Başkanımıza çok teşekkür ediyorum beni çocuklar gibi sevindirdiği için. Gerçekten çok mutluyum” diye konuştu.

‘KADIN EDİRNE VİZYONUMUZUN YENİ HALKASI’

Belediye Başkanı Filiz Gencan da, bir yapıyı yeniden insanların hayatına katabilmenin, ona yeni bir anlam kazandırabilmenin çok daha değerli olduğunu belirtti.

Gencan, “Hanımeli tam da böyle bir anlayışın eseridir. Uzun yıllar farklı bir isimle hizmet veren bu yapı bugün artık yeni bir kimlikle, yeni bir amaçla ve yeni bir heyecanla Edirne’nin hizmetine açılıyor. Çünkü biz burayı sadece yenilemedik, buraya yeni bir hayat, yeni bir umut, yeni bir hedef kazandırdık. Göreve geldiğimiz günden bu yana şuna inandık; bu şehri güzelleştiren sadece yolları, parkları ya da binaları değildir. Bu şehri asıl güzelleştiren, bu şehirde yaşayan insanların kendini değerli hissetmesidir. Özellikle de kadınların. Kadınların kendini güçlü hissettiği, üretebildiği, sosyalleşebildiği ve yaşamın içinde daha görünür olduğu şehirler geleceğe daha sağlam yürürler. İşte bu anlayışla kadın Edirne vizyonunu ortaya koyduk. Konak Edirne’yle önemli bir adım attık. Orada gördüğümüz ilgi bize çok kıymetli bir gerçeği gösterdi; kadınlarımızın böyle alanlara ihtiyacı var, bir araya gelmeye ihtiyacı var, paylaşmaya, üretmeye, birbirinden güç almaya. İşte Hanımeli de bu yolculuğun devamı. Burası Konak Edirne’nin alternatifi değil, ‘Kadın Edirne’ vizyonumuzun daha çok kadına, daha çok mahalleye ulaşan yeni halkasıdır” şeklinde konuştu.

‘KADINLARA YÖNELİK HER ÇALIŞMA, ŞEHRİN GELECEĞİNE YATIRIM’

Hanımeli’nde, kadınların eğitimler alacağını, yeni beceriler ve dostluklar kazanacağını dile getiren Gencan, “Belki burada kurulan küçük bir fikir yarın bir girişime dönüşecek. Belki burada başlayan bir sohbet, uzun yıllar sürecek bir dayanışmanın ilk adımı olacak. Biz belediyeciliği aslında tam da böyle görüyoruz. İnsanların hayatına gerçekten dokunan, onların yaşamını kolaylaştıran ve güçlendiren alanlar oluşturabilmek. Hanımeli işte tam da bunun için var. Burada sıcak soğuk içeceklerin ve atıştırmalıkların sunulacağı ‘Gel-Al Kafe’ alanı da hizmet verecek. Bu bölüm tüm hemşerilerimize açık olacak. Çünkü Hanımeli’ni yalnızca kadınlarımız için değil, kadın emeğinin görünür olduğu, kent ışığına değer katan sıcak bir buluşma noktası olarak tasarladık. Ama inanıyorum ki bu mekanın en güzel tarafı kahvesi değil, içinde kurulacak dostluklar. Çünkü bazı mekanları özel yapan duvarları değil içinde kurulan bağlarıdır. Ben Edirne’nin ilk kadın belediye başkanı olmanın sorumluluğunu her gün hissediyorum. Bu sorumluluk bana şunu hatırlatıyor; kadınlara yönelik her çalışma aslında şehrin geleceğine yapılan en önemli yatırım. Bu yüzden kadınlarımızın sosyal ve ekonomik hayatta daha güçlü yer almasını sağlayacak her adımı çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘YAŞAYAN BİR BULUŞMA NOKTASI OLACAK’

Kadın Edirne vizyonunu da aynı kararlılıkla büyütmeye devam edeceklerini sözlerine ekleyen Belediye Başkanı Gencan, “Emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma, Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğümüze ve katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Ama en büyük teşekkürüm bu mekanı gerçek anlamına kavuşturacak olan kadınlarımıza. Hanımeli’ni siz yaşatacaksınız. Siz üreteceksiniz. Siz paylaşacaksınız ve siz güçlendireceksiniz. Ben inanıyorum ki çok kısa bir süre sonra burası kadınlarımızın severek geldiği, kendini ait hissettiği, hemşerilerimizin de keyifle uğradığı, yaşayan bir buluşma noktası olacak. Hanımeli’nin Edirne’mize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Konuşmaların ardından, açılış kurdelesi kesildi. Belediye Başkanı Gencan ve beraberindekiler, konağı gezdi.

Eskikadın’da ezber bozan vefa!

Edirne merkeze bağlı Eskikadın Köyü, örnek bir vefa etkinliğine ev sahipliği yaptı. Şehit Hakan Girgin anısına sahnelenen “Bayrağımın Gölgesinde” adlı dört perdelik tiyatro oyunu, köy halkını aynı sahnede buluştururken izleyenlere duygu dolu anlar yaşattı.

Programın en dikkat çekici yanı ise oyunun tamamen köyün kendi imkânlarıyla hazırlanması oldu. Yönetmenliğini ve hazırlığını 1. Murat Lisesi emekli öğretmeni Hüseyin Arı üstlenirken, oyunda rol alan oyuncuların tamamı Eskikadın Köyü sakinlerinden oluştu.

Profesyonel bir tiyatro salonu yerine köy meydanında, traktörün üzerine kurulan sahnede oynanan eser, vatandaşlardan büyük ilgi gördü. Açık havada gerçekleşen gösteride milli birlik, vatan sevgisi, fedakârlık ve şehitlik temaları işlendi.

Şehit Hakan Girgin’in hatırasını yaşatmak amacıyla hazırlanan oyun boyunca zaman zaman duygu dolu anlar yaşanırken, finalde oyuncular uzun süre ayakta alkışlandı.

Etkinliğe katılan vatandaşlar, köy halkının böyle anlamlı bir organizasyona imza atmasından gurur duyduklarını ifade etti.

Programı hazırlayan Hüseyin Arı, tiyatronun yalnızca bir sanat etkinliği olmadığını, aynı zamanda gelecek kuşaklara milli değerleri aktarmanın önemli bir yolu olduğunu belirterek, böylesine anlamlı bir organizasyonda görev alan tüm köy halkına teşekkür etti.

KÖYÜN TAMAMI SAHNEDEYDİ

“Bayrağımın Gölgesinde” adlı oyunda Asu T. Yılmaz Koç (Ayşe Ana), Meriç Yavuz (Kezban), Ersin Bektaş (Muhtar), Şerif Akkurt (Kumandan), Cemil Öğel (Teğmen Kemal), Kerim Adıgüzel (Ramazan), Tusem Arı (Leyla), Şener Akkurt ‘Öğretmen), Can Arı Öğrdenci Cengiz) , Derin Laçin Öğrenci Elif), Çınar Özdemir Öğrenci Ali), Buğlem Adıgüzel Öğrenci Fatma), Atlas Fidan (Öğrenci Mehmet), Hasan Balkan ‘Çoban Salih), Sevgin Uslu (Doktor), Olcay Yafız Koç (Baş Hemşire), Çisem Bayböre Yücetürk (Nazan Hemşire)ve Ozan Arı (Yaralı Sadık)rol aldı.

Köy halkının gönüllü olarak görev aldığı oyun, sanatın yalnızca büyük şehirlerde değil, köylerde de güçlü bir dayanışma ve toplumsal birliktelik oluşturabileceğini bir kez daha gösterdi.

ŞEHİDİN KIZ KARDEŞİ

Şehidin kız kardeşi Necla Girgin Özbek, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği duygu yüklü paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“32 yıl önce yüreğimize düşen ateş, bugün hâlâ ilk günkü gibi içimizi yakıyor. Ama aynı zamanda abimin bizlere bıraktığı en büyük miras olan vatan sevgisiyle gurur duyuyoruz.

Dün, sadece abim Hakan Girgin’i değil; bu vatan uğruna canını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla andık.

Bu anlamlı gecede bizleri yalnız bırakmayan, acımızı ve gururumuzu paylaşan herkese ailemiz adına yürekten teşekkür ederim.

Özellikle bu güzel geceyi ve bizlere duygu dolu anlar yaşatan tiyatro gösterisini hazırlayan köyümüzün muhtarı Şevket Akkurt’a, değerli öğretmenimiz Hüseyin Arı’ya, emek veren tüm oyunculara ve katkısı olan herkese gönülden teşekkür ederim.

Bir şehit ailesi için en büyük teselli; şehidinin unutulmaması, adının yaşatılması ve dualarla anılmasıdır. Dün bunu bir kez daha hissettik.

Şehitlerimizi unutmadığımız sürece; bayrağımız özgürce dalgalanmaya, ezanlarımız bu topraklarda yankılanmaya devam edecektir.

Başta şehidimiz, canım abim Hakan Girgin olmak üzere, vatan uğruna canını feda eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Vatan sağ olsun. Tüm köy halkıma tekrar teşekkür ederim.”