Edirne Barosu Aile Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle açıklama yaptı.
Bugünün en temel insan hakkı olan yaşam hakkına yönelen sistematik ihlallere dikkat çekmek için belirlenmiş bir gün olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Kadına yönelik şiddet; Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” hakkının ağır biçimde ihlalidir. Bu ihlaller yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun bütününe zarar veren yapısal bir sorundur” denildi.
Edirne Barosu Aile Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu açıklamasında şunlara yer verildi:
Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, 90. madde uyarınca bağlayıcı olan uluslararası sözleşmeler, TCK’nın ilgili hükümleri ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile kadınları korumakla yükümlüdür. Bu kanun; koruma tedbirlerinden uzaklaştırma kararlarına, barınma, geçici maddi yardım ve kimlik değişikliği gibi hayati nitelikteki mekanizmalara kadar geniş bir koruma çerçevesi sunmaktadır. Bu düzenlemeler, kadınların yalnızca şiddetten korunmasını değil, hayatta kalmasını sağlayan araçlardır.
Ancak hukuki normların kâğıt üzerinde varlığı tek başına yeterli değildir. En büyük sorunlardan biri cezasızlık ve koruma kararlarının etkin uygulanmamasıdır. TCK kapsamında suç sayılan fiillerin soruşturulmasında gecikmeler, delil toplamadaki eksiklikler, mağdur beyanının değersizleştirilmesi ve idari makamların 6284 kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi; şiddetin devamlılığına zemin hazırlamaktadır. Oysa devletin yükümlülüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da belirtildiği üzere, “koruma yükümlülüğünü makul özenle yerine getirmektir.”
Kadına yönelik şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet ve ısrarlı takip gibi geniş bir suç yelpazesini içermektedir. Bu fiiller Türk Ceza Kanunu’nda açıkça tanımlanmış olup, cezalandırılması zorunludur. Bu nedenle her kolluk birimi, savcılık ve mahkeme, mağdurun güvenliğini sağlamakla ve şiddet faili için etkin yaptırımlar uygulamakla görevlidir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan şiddetle mücadelede kalıcı başarı mümkün değildir. Eğitimden medyaya, kamu kurumlarından sivil topluma kadar herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, hafifleten veya görünmez kılan her söylem hukuken de toplumsal olarak da kabul edilemez.
Kadına yönelik şiddet bir kader değil, insan hakkı ihlalidir; izahı değil, yaptırımı olmalıdır. 6284 sayılı Kanun’ın etkin uygulanması, TCK’nın ilgili hükümlerinde caydırıcı cezaların kararlılıkla uygulanması ve cezasızlık kültürünün sona erdirilmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için zorunludur.
Her kadın, şiddetten uzak, güvenli, özgür ve eşit bir yaşam hakkına sahiptir. Biz hukukçular, kadınların haklarını savunmaya, şiddete maruz bırakılan her kadın için adalet aramaya ve hukukun tüm koruyucu mekanizmalarının işletilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. 25 Kasım, bir hatırlatma değil; hukuki ve toplumsal mücadeleyi büyütme günüdür.

Ak Parti’den ortak açıklama
AK Parti Kadın Kolları, 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle 81 ilde eş zamanlı basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, “Bugün 25 Kasım… kadına yönelik şiddete karşı yükselen kararlılığımızı, dayanışmamızı ve sorumluluk anlayışımızı simgeleyen bir gün.Ancak biz bu mücadeleyi sadece bir günle sınırlamıyoruz. Biz, bu davayı; kadının izzetini, çocuklarımızın geleceğini, ailenin onurunu, milletimizin dirliğini koruma davası olarak görüyoruz.Ve AK Parti Kadın Kolları olarak, 81 ilde eş zamanlı biçimde diyoruz ki: Kadına yönelik şiddet; kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, hangi gerekçeye sığınılırsa sığınılsın, asla ve asla kabul edilemez bir insanlık suçudur” denildi.
AK Parti Kadın Kolları açıklamasında şunlara yer verildi:
Şunu açıkça ifade etmek isteriz: Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele; bir iyi niyet beyanından ibaret değildir, bilakis AK Parti iktidarlarının tam 23 yıldır adım adım inşa ettiği bir devlet politikasıdır.
2002 seçim beyannamemizde kadına yönelik şiddetle mücadeleyi açıkça ortaya koyarak bu alanda kapsamlı bir dönüşüm başlattık. Aradan geçen 23 yılda hukuki altyapıyı güçlendirdik, cezai yaptırımları artırdık, koruyucu ve önleyici mekanizmaları yaygınlaştırdık.
Hukuki çerçeveye baktığımızda; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, bizim dönemimizde çıkarılmış; kadına yönelik şiddetle mücadelede tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Avrupa’nın pek çok ülkesinde koruma kararları için haftalarca beklenirken; Türkiye’de 6284 sayesinde, elektronik kelepçe, uzaklaştırma tedbirlerinin yanısıra barınma, psikososyal destek gibi mekanizmalar derhal devreye sokulabilmektedir.
Elbette hiçbir kanun, tek başına toplumsal bir sorunu sihirli değnekle çözemeyecektir. Ancak AK Parti iktidarları, “kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki, kurumsal ve fiilî korumayı en üst seviyeye çıkaran iktidar” olarak tarihe geçmiştir.
Bugün elimizde sadece kanunlar değil, aynı zamanda güçlü bir strateji ve koordinasyon yapısı vardır.
25 Kasım 2023 tarihinde yürürlüğe giren “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, devletin en üst makamından “Bu ülkede kadına yönelik şiddete sıfır tolerans” beyanının yazılı bir belgesidir.
Bu Genelge ile:
– Kadına yönelik şiddetle mücadelede tüm kurum ve kuruluşların sorumlulukları açıkça tanımlanmış,
– Kurumlar arası koordinasyon ve veri paylaşımı güçlendirilmiş,
– İllerdeki faaliyetlerin düzenli olarak izlenmesi ve raporlanması zorunlu hâle getirilmiştir.
On İkinci Kalkınma Planı’nda, kadınların güçlenmesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele, planın ana eksenlerinden biri hâline getirilmiştir. Böylece:
– Kadının eğitime, istihdama, karar alma mekanizmalarına katılımı,
– Her türlü şiddet ve ayrımcılıktan korunması, devletin kalkınma vizyonununun vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir.
Kurumsal tarafta da çok net bir tablo vardır:
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu kurularak daha etkin ve kapsayıcı bir yapıya kavuşturulmuştur.
– Bu Kurulda Aile, Adalet, İçişleri, Sağlık, Millî Eğitim başta olmak üzere ilgili tüm bakanlıklar, kurumlar ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelmekte,
– Ülke genelindeki veriler, sahadan gelen raporlar, Meclis Araştırma Komisyonu’nun tespitleri ışığında politikalar sürekli güncellenmekte,
– İl Koordinasyon Kurulları ile merkezden yerele uzanan bir takip ve izleme mekanizması işletilmektedir.
Kısacası; AK Parti döneminde kadına yönelik şiddetle mücadele; kanunlardan kalkınma planına, Cumhurbaşkanlığı genelgelerinden koordinasyon kurullarına kadar bütünüyle kurumsallaşmış ve bütüncül bir bir devlet politikası hâline gelmiştir.
Ancak biz sadece kâğıt üzerinde düzenleme yapan bir siyasi hareket değiliz. Biz sahaya inen, sonuç üreten bir siyasi hareketiz.
KADES bunun en somut örneklerinden biridir:
Kadınların hayatına doğrudan dokunan bir güvenlik zırhıdır.
– 8 milyon 990 bin kadın tarafından indirilmiş,
– İhbarlar tek tuşla alınmış,
– Kolluk birimlerimiz olay yerlerine ortalama 6 dakika kadar kısa bir sürede ulaşarak koruyucu ve önleyici tedbirleri hayata geçirmiştir.
ŞÖNİM ve kadın konukevleri de bu mücadelenin omurgasıdır.
Ülke genelinde;
– ŞÖNİM’ler 7/24, başvuran her kadına barınma, rehberlik, psikososyal destek, hukuki yönlendirme ve izleme-takip hizmetleri sunmakta,
– Kadın konukevleri ve ilk kabul birimleriyle birlikte, şiddet mağduru kadınlara ve beraberindeki çocuklara güvenli bir sığınak olmaktadır.
Kadına yönelik şiddetle mücadele merkezleri, sosyal hizmet merkezleri, aile destek merkezleri, il ve ilçe düzeyindeki kadın irtibat noktalarıyla mahalle mahalle, sokak sokak yaygınlaştırılmıştır.
Biz sadece bina açmıyoruz; aynı zamanda kapı kapı dolaşıyoruz.
Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) kapsamında, 208.525 hanede kadına yönelik şiddetle mücadele hakkında yüzyüze bilgilendirme görüşmeleri yapılmıştır.
Ayrıca ALO 183 Şiddetle Mücadele Hattı üzerinden yapılan her başvuruda uzman ekipler tarafından, risk altındaki kadınlara anlık ve bütüncül destek sağlanmaktadır.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede en kritik aşama olan “veriye dayalı politika üretimi” için bu yıl yeni bir döneme giriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bugün açıklanacak olan 2026–2030 dönemini kapsayan 5. Ulusal Eylem Planı, dijital şiddet, risk analizi, erken uyarı sistemleri ve izlenebilir politikalara odaklanan çok boyutlu bir çerçeve sunmaktadır. Bu plan, kadınların güvenliği için kurumsal kapasiteyi derinleştirirken toplumsal katılımı da güçlendiren bir vizyonla tasarlanmıştır.
Ve biz AK Parti olarak diyoruz ki:
Bu kurumsal yapıyı, bu istatistikleri, bu sahadaki emeği; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tam 23 yılda ilmek ilmek ördük.
Konuşmak kolaydır. Bildiri yayımlamak kolaydır.
Zor olan ise kadına yönelik şiddetle mücadeleyi kâğıt üzerinde olmaktan çıkarıp; uygulamada, sahada, KADES çağrısında, ŞÖNİM kapısında, kadın konukevinin sıcak odasında ve bu mücadelenin her satırında gösterebilmektir.
Bizler AK Parti Kadın Kolları olarak bu mücadelenin sahadaki en güçlü paydaşıyız. 81 ilde, 922 ilçede, milyonlarca kadına ulaşan yapımızla, hem farkındalık çalışmalarını yürütüyor hem de risk altındaki kadınlara destek olabilecek tüm mekanizmaların doğru şekilde işletilmesi için durmadan çalışıyoruz. Kadınların sesi olmak, ihtiyaçlarını devletimizin ilgili kurumlarına iletmek, politika üretmek ve çözüm mekanizmalarının güçlenmesine katkı sunmak en temel sorumluluğumuzdur.
Bu doğrultuda Kadın Kolları olarak KADEM ile yaptığımız iş birliği kapsamında iki ayrı başlıkta “Güven Toplumunun İnşası: Şiddetin Anatomisi ve Çözüm Yolları” ile “İki İnsan” eğitim programlarını 81 ilde başlatıyoruz. Bu eğitimlerle şiddetsiz bir toplum idealine katkı sunan bilinç ve farkındalık çalışmalarımızı güçlendirmeye devam ediyoruz.
Kadınların her alanda güçlendirilmesi, şiddetle mücadelenin en önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle bir yandan koruma mekanizmalarını güçlendirirken bir yandan da kadınların ekonomik, sosyal ve toplumsal hayatta daha görünür ve güçlü olmasını sağlayacak politikalar üretmeye devam ediyoruz.
Bu bilinçle, kadın istihdamını artıracak, girişimcilik fırsatlarını güçlendirecek, eğitim ve mesleki gelişim imkanlarını yaygınlaştıracak projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Bugün kadınların iş gücüne katılım oranı %36,6 seviyesine ulaştı, üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarındaki oranı ise %20’yi aştı. Parlamentoda kadın milletvekili oranı %20’lere, kadın girişimcilerin oranı ise %18’lere ulaştı. Bu rakamlar, kadınların sadece aile ve özel hayatlarında değil, toplumsal karar alma süreçlerinde, iş dünyasında ve kamusal alanda da giderek daha güçlü bir şekilde var olduklarını göstermektedir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı boyunca, her daim Kadının, bu ülkenin siyasetinde “ek” bir başlık değil, asli özne olduğunu savunmuştur..
Bugün kadınların siyasette, karar alma mekanizmalarında, eğitimde, istihdamda, bürokraside, sivil toplumda ulaştığı düzey; tesadüflerin değil, bu vizyonun sonucudur.
Kadına yönelik şiddet tüm dünyanın ortak meselesidir. Bu nedenle mücadelemiz evrensel bir mücadeledir.. Bu çerçevede özellikle şunu vurgulamak isterim:
Gazze, Doğu Türkistan ve Ukrayna başta olmak üzere kadın ve çocuklara yönelik her türlü saldırıyı lanetliyor; dünyanın neresinde olursa olsun kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddete karşı uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bütün bu mücadele aynı zamanda bir zihniyet mücadelesidir.
Kadın ve erkeğin her alanda birbirini tamamladığı bilinciyle buradan erkeklere de sesleniyoruz:
Evinizde, iş yerinizde, sokakta, sosyal medyada… Kadına yönelik sözlü, psikolojik, ekonomik, dijital ve fiziksel şiddete karşı ses çıkarın. Susan değil, duran değil, “dur” diyen olun. Bu mücadelede en büyük pay şüphesiz ki erkeklerindir.
AK Parti Kadın Kolları olarak; inancımızın, kültürümüzün ve medeniyetimizin asla kabul etmediği kadına yönelik şiddeti siyaset üstü bir mesele olarak değerlendiriyor, açık ve net bir şekilde reddediyoruz.
AK Parti Kadın Kolları olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde daha adil, daha güvenli bir hayatı güçlü kadınlarla birlikte inşa etmeye devam edeceğiz.
Sözlerime son verirken ifade etmek isterim ki; hiçbir kadın kendisini çaresiz hissetmeyene kadar; bu topraklarda kadına yönelik şiddet tamamen son bulana kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi, 25 Kasım vesilesiyle Türkiye’nin dört bir yanından yükselen güçlü bir sesle bir kez daha ilan ediyoruz.
Ve tüm kadınlara “yalnız değilsiniz” diyoruz.
Este Surgery
Saç ekimi alanında teknolojilerin hızla gelişmesi, daha doğal ve yoğun sonuçlara ulaşmayı mümkün hale getirmiştir. Günümüzde özellikle sdhi hair transplant tekniği hem minimal iyileşme süreci hem de estetik açıdan üstün sonuçlarıyla dikkat çekmektedir. Türkiye’nin uluslararası bilinirliği giderek artarken, bu ileri tekniklerde uzmanlaşmış klinikler ön plana çıkmaktadır. Bu kliniklerden biri olan Este Surgery, modern ekipmanları, deneyimli cerrahları ve kişiye özel yaklaşımıyla yüksek başarı oranları sunar. Her hasta için detaylı analiz yapılması, operasyon sürecinin titizlikle planlanması ve doğal saç çizgisi hedefi, kliniğin tercih edilme nedenlerinin başında gelir.
SDHI ve Sapphire DHI Teknikleri Neden Tercih Ediliyor
Saç ekimi yaptırmak isteyen hastaların büyük kısmı hem yoğun sonuç hem de doğal görünüm talep eder. SDHI tekniği, DHI yönteminin daha sofistike ve yoğunluk odaklı bir versiyonudur. Daha ince uçlu implanter kalemleri sayesinde greftlerin yerleştirilmesi sırasında saç kökleri maksimum korunur. Bu da daha sık dokulu bir sonuç sağlar.
Benzer şekilde sapphire dhi hair transplant klasik DHI yöntemine göre çok daha pürüzsüz kanallar açılmasına olanak tanır. Safir uçlar, ciltte minimum travma yaratır ve iyileşme sürecini hızlandırır. Este Surgery, bu iki tekniği de bilimsel protokollere uygun şekilde uygulayan merkezlerden biridir. Yüz hatlarına uygun doğal saç çizgisi, yoğunluk dengesi ve doğru saç yönü planlaması sayesinde operasyon sonrası sonuçlar oldukça tatmin edicidir.
Este Surgery Sapphire DHI
Saç ekimi teknolojisinin gelişmiş olması tek başına yeterli değildir. Klinik seçimi yapılırken cerrahın deneyimi, hijyen koşulları, süreç yönetimi ve hasta iletişimi çok daha belirleyici faktörlerdir. Este surgery sapphire dhi uygulamalarında uzmanlaşmış ekibiyle, operasyonun her aşamasında bilimsel ve profesyonel bir yaklaşım sergiler.
Hastanın donör bölgesinin kapasitesi, greft kalitesi ve hedeflenen yoğunluk analiz edildikten sonra işlem kişiye özel planlanır. Sapphire DHI yöntemi ile açılan kanalların pürüzsüz yapısı sayesinde hem iyileşme süresi kısalır hem de ekilen saç köklerinin tutunma oranı artar. Bu, özellikle uluslararası hastaların Este Surgery tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biridir.
- Gelişmiş SDHI ve Sapphire DHI tekniklerinde uzman cerrahi ekip
- Yüz hatlarına uygun doğal saç çizgisi tasarımı
- Minimal iyileşme süreci ve yüksek tutunma oranı
- Modern ameliyathaneler ve steril çalışma koşulları
- Kişiye özel analiz ve operasyon sonrası takip
SDHI ve Sapphire DHI tekniklerinde profesyonel, güvenilir ve doğal sonuç odaklı bir saç ekimi deneyimi arıyorsanız, Este Surgery’nin uzman ekibi doğru başlangıç noktasıdır.
Formun Üstü
Formun Altı
İşletmeler İçin Profesyonel Çevre danışmanı Hizmeti
Günümüzde işletmelerin çevresel sorumlulukları her geçen gün biraz daha artıyor. Devlet denetimleri, mevzuat şartları, çevre raporlaması ve sahadaki uygulamalar artık pek çok firma için yoğun bir iş yükü haline gelmiş durumda. Bu noktada işletmelere destek veren en önemli unsur, alanında tecrübeli bir Çevre danışmanı ekibidir.
MEGA Çevre Danışmanlık, çevre yönetimi konusunda yıllardır birçok kurumun yükünü hafifleten profesyonel bir çözüm ortağı olarak görev yapıyor. Türkiye genelinde hizmet sunan firma, gelişen çevre mevzuatını yakından takip ederek müşterilerinin tüm süreçlere eksiksiz uymasını sağlıyor. Bunun sonucunda işletmeler olası cezaların önüne geçiyor, daha sürdürülebilir ve daha çevreci bir yönetim anlayışını uygulayabiliyor.
MEGA Çevre Danışmanlık bünyesindeki uzmanlar, fabrika denetimleri, raporlamalar, ÇED süreçleri, emisyon ile ilgili kontroller ve atık yönetimi gibi pek çok konuda işletmelere yol gösteriyor. Böylece firmalar kendi üretim işlerine odaklanırken çevre ile ilgili yükümlülükler güvenle takip edilmiş oluyor.
Güvenilir Bir Çevre danışmanlık firması ile Çalışmanın Avantajları
Büyük ya da küçük fark etmeksizin her işletme için çevre mevzuatına uyum çok önemli. Çalışılan kurumun deneyimi, uzman kadrosu ve teknik bilgisi bu süreçlerin başarıyla yönetilmesinde belirleyici faktörlerden biri. MEGA Çevre Danışmanlık tam da bu noktada sektörde güçlü bir konuma sahip bir Çevre danışmanlık firması olarak öne çıkıyor.
Firma, kurulduğu günden bu yana sadece yasal yükümlülükleri hatırlatmakla kalmıyor, ayrıca işletmelerin sürdürülebilir üretim ve çevre bilincini geliştirmesine katkı sağlıyor. Türkiye genelinde sanayi tesisleri, enerji santralleri, üretim fabrikaları, belediyeler ve hizmet sektörü gibi çok geniş bir alanda danışmanlık sunuyor.
Her işletmenin ihtiyacı farklı olduğu için MEGA Çevre Danışmanlık müşterilerine standart çözümler yerine işletmeye özel danışmanlık planları hazırlıyor. Düzenli saha ziyaretleri, raporlamalar, eğitimler ve teknik destek, işletmelerin gönül rahatlığıyla ilerlemesini mümkün hale getiriyor.
Sürdürülebilir Gelecek İçin Doğru Adım
Çevreye duyarlı üretim artık sadece bir tercih değil sektör fark etmeksizin zorunlu bir gereklilik. Bu nedenle profesyonel çevre yönetimi, işletmelerin geleceğini güvence altına alan önemli bir yatırım olarak değerlendiriliyor.
MEGA Çevre Danışmanlık çevre güvenliğinin güçlü bir şekilde yönetilmesini sağlayarak firmaların hem yasal hem de iş süreçlerinde her zaman bir adım önde olmasına destek oluyor.
25 Kasım 2025 Salı Hudut Gazetesi
Masalsı Ülke Özbekistan İzlenimlerim -10-
Gönül UYANIKTIR
İlkokul çağlarımızdan kalma bir algı vardır çoğumuzda… Orta Asya denince bozkırlar, stepler canlanır gözümüzün önünde, bir de dünyaya ışık olmuş ilim ve bilim insanları… Yarım asır önce Coğrafya ve tarih kitaplarımızdan bunları görmüş öğrenmiştik. İşte bu yüzden bu günkü başlığı, ‘Orta Asya’nın Ters Köşe Yapan Kentleri’ olarak atmaya cesaret ettim.
Registan Meydanında saatlerce havada duran adam
Çünkü Özbekistan’da yaşadığımız 5-6 günde gördüklerimiz ve izlenimlerim beni ters köşe yaptı. Birbirinin üzerinde yapılanan çok zengin bir multi-kültür ve ondan geride kalan miras değildi sadece gördüklerimiz.! Bugünün insanlarının, coğrafyalarına uyumu, yaratıcılıkları, azimle başardıkları, ama örf, adet ve geleneklerini, geleneksel sanatlarına gösterdikleri bağlılığı sürdürmelerini, hızla değişen dünyaya sakince ayak uydurmalarını, kumların arasında yarattıkları mucizeleri, yeşili, estetiği; bunların her biri de ters köşe yapacak ağırlıkta.!
Semerkat’ta yaşadığımız gün de gece de, nokta atışıydı, unutulmazdı. Bu rotayı belirleyip şekillendirenlere, Başta Atıl Erman, Cevat İşlik ve Pronto Tur Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran’a teşekkür ediyorum.
……………………………………………………..
İpek Yolu geleneği tarih kültür ticaret…
Özbekistan’da üçüncü günümüz, öğle yemeğini kentin önemli bir turistik restoranında yedik. Özbek kentlerin merkezlerinde görülmesi gereken tarihi ve turistik eserlerin çoğu, yeme içme mekanları, çarşılar hep yürüme mesafesinde. Bu yüzden çok uzun yürüyüşlere de gerek kalmıyor.
Meydanda yorulanlar da düşünülmüş
Tarih ve kültürün, estetik ve ahşap oymacılığı, çini ve taş süslemeciliğin zirve yaptığı Registan Meydanda İpek Yolu geleneği de sürüyor. Bu ortamda, kültürlerin ve ürünlerin alışverişi, sohbet; gece gündüz sürüyor ve Meydanının ziyaretçileri eksik olmuyor. En çok uzun, yöresel renk ve desenlerdeki üstlüklere, klasik yakasız Özbek ceketlerine, ipek şallara ve şapkalara ilgi var. En çok satılan Özbek ceketleri 20 Euro ile 30 Euro arası, saf ipek şalların fiyatı da 40-50 Euro arası… Ülkeye gelip de bunlardan almayan, alınca da hemen giymeyen yok gibi…Erkeklerin favorisi hayli renkli ve süslemeli takke modeli şapkalar… Bu şapkaları alıp kullanan çok da kadın gördüm. Açık renk uzun ve kıvırcık saçlı gençlere de çok yakışıyor. Onlar da bunun farkında olarak fotoğrafçılara bol bol poz veriyor.
Turistler yerel kıyafetlerle
Taşkent’te iki gece, Ramada Encore By Wyndam Otelde geceledikten sonra Semerkant’ta Wellness Park Hotel Backtria’da konaklayacağız. Ama daha Semerkant’ta göreceğimiz çok güzellikler var.
(YARIN : Geleneksel Yöntemlerle İpek Kağıda Yolculuk)
KRONİKLEŞEN ERGENE ETRAFA TEHLİKE SAÇIYOR
Yük Müh Hüseyin ERKİN
Su – Enerji Yöneticisi
DSİ Em. Böl. Müd. Yrd.
Ergene Nehri, 45 yıldır giderek artan toksik etkisi Ergene ovasını öldürdüğü gibi etrafına da telafisi mümkün olmayan çevresel zararlar vermeye devam etmektedir. Çerkezköy hinterlandında başlayan çarpık sanayileşme, Çorlu ve Lüleburgaz üçgeninde kontrolsüz bir şekilde büyümüştür. Doksanlı yıllarda kokusu ve kirli suyu ile kendisini göstermeye başlayan Ergene, giderek sanayi atık sularını Meriç nehrine taşıyan deşarj kanalına dönüştü. İlk zamanlar toplumsal gösteriler ile kirliliğe tepki gösterilerek yetkililerin dikkatleri çekildi. Lakin kimse umursamadı.2003 yılında bölge milletvekilleri konunun meclis araştırması ile çözümü için araştırma önergesi verdiler. DSİ olarak bizde mecliste konu ile ilgili sorunlar ve çözüm önerilerimizi anlatmıştık. Hatta bölgenin Sanayi tesislerinin ihtiyacı olan proses sularının yeraltı kuyularından çekilmesi yerine, DSİ olarak sanayiciler için ”YONCALI BARAJI” projesini hazırladık. Projenin inşası protokolü bile imzalandı. Lakin sanayiciler masraftan kaçınıp barajı yapmak istemedi. Yeraltı suları tamamen çekilerek kirletilip tüketildi. Maalesef sanayicilerin verdiği zararlar görünmezden gelinerek Ergene vadisine zarar verilmeye devam edildi. Alındığı söylenen lafta önlemler Ergene kirliliği için hiçbir sonuç çıkarmadı.
AKP iktidarının para harcamayı ve şovu seven müsrif bakanı ”Ergene Şafak Harekatı” ile projeler uyguladı. Nehirde yüzülecek, balık tutulacak dendi. Lakin bu kadar masraf ve zaman kaybına rağmen Ergene aynı kirlilikte akmaya devam etti. Kendi kaynağından yaklaşık 1 m3/s debi ile doğan Ergene nehri, düzensiz konuşlanan sanayi tesislerinin yeraltı kuyularından çektiği suların prosesler sonrası kirletilerek Ergeneye bırakılan arıtıldığı söylenen suların katılımıyla Uzunköprü de debisi 6 m3/s ye kadar çıkmaktadır.
Uzunköprü’de Ergene mosmor akıyor
Çerkezköy OSB nin ve Çorlu Deri OSB ortak kullanılan arıtma tesislerine ilave 6 ad yeni OSB arıtma tesisi yapıldı. Lakin Ergene hala eskisi gibi kirli akıyor. Oluşan kamuoyu tepkilerini azalmak için ”Ergene Temizleniyor” iddiasıyla, Ergene Nehri Marmara Denizine derin deşarj yapılacak dendi. 120 milyon dolarlık proje ile 400 bin m3/gün su kısmen arıtılmış sulamaya uygun olmayan tuz oranı yüksek olarak denize verilecek şekilde uygulamaya sokulacaktı. Lakin sadece açılış için bir miktar kısmen arıtıldığı söylenen su deşerj edildi. Tünel çöküp tamir edildikten sonra denize deşarj işlemi durdu. Fabrikaların arıtma tesisleri yeni yapılan OSB lerin arıtma tesislerine bağlanmadığı için derin deşarj projesi atıl kalmıştır. İşlevsiz olarak proje ortada durmaktadır. Harcanan paralar heba edilmiş görünüyor. Ergene Nehrinin kirli sularını Marmara derin deşarj sistemi ile Marmara Denizi de Ergene ovası hinterlandı gibi kirletilecektir.
Görüldüğü gibi 35 yıldır sanayicilerin Ergene’yi kirletmesi görmezden gelindi. Çözüm sağlamayan palyatif projeler gündeme getirilerek fazlaca paralar harcanarak kamuoyunun gazı alınmaya çalışıldı. Ergene Kirliliği artık müzmin bir hal almıştır. Trakya Ergene Havzası kirliliği çaresiz bir şekilde bölgesinin doğal yaşamını ve ekolojik dengesini yok etmektedir. Bölgede yaşayan insan ve canlılar çaresizlik içinde umutla Ergene’nin kirlilik hastalığının tedavisini gözlemektedir.
Aşağıda ki harita tüm Trakya’yı drene eden pembe renkle gösterilen Ergene Nehrinin kolları olan tüm dereler gösterilmiştir.
Ergene Nehrinin kirli sularında yer alan ağır metal ve aşırı tuz bileşenleri yanında bilmediğimiz yeni maddelerin varlığı ortaya çıktı. Türkiye’nin ilaç fabrikalarının çoğu Trakya’da konuşlanmıştır. Bunların atıksularının verdiği zararlarda ortaya çıktı. Mart 2022 yılında Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden uzmanlar, İngiltere York Üniversitesi’nin öncülüğünde, 258 nehri içine alan ve dünya ölçeğinde yapılan “Dünya Nehirlerindeki İlaç Kirliliği” araştırması kapsamında Ergene Nehri’ni incelediler. Ergene Nehri, dünyada aktif farmakolojik bileşenler açısından en kirli %20’lik dilimde yer aldı. Ayrıca nehrin suyunda, antibiyotik ile ağrı kesici ilaçlarda kullanılan temel etkin maddelerin yoğunluğu dikkat çekti. Araştırma bulguları Ergene Nehri’nin dünyada en kirli %20’lik dilimde yer aldığını gösterirken nehir sularındaki ilaç bileşenlerinin insan sağlığı ve çevre açısından ciddi tehlike oluşturduğunu da gözler önüne serdi. Raporda; ”Bu maddelerin nehir ekosistemlerine etkileri konusunda araştırmalara devam edilmeli. Bunların nehirde yaşayan canlıları nasıl etkilediğini anlamalıyız. Özellikle son yıllarda çok konuşulan antibiyotiklerin suda yaşayan mikroorganizmalar üzerindeki etkisi iyi incelenmeli denmektedir” York Üniversitesi’nin paylaştığı bilgiye göre en kirli nehirler genellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunuyor. Bu ekonomilerde kötü atık su yönetiminin olduğu bölgelerde nehir sularındaki aktif farmakolojik bileşenler artıyor. Dünya çapında Pakistan, Bolivya ve Etiyopya’daki nehirler en kirlileri arasında yer almaktadır. Maalesef Trakya da Ergene Vadisi de bu gurupta yerini almıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56’ncı maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu belirtirken çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önlenmesinin devlet ile vatandaşların ortak sorumluluğunda olduğunu belirtmektedir. Anayasa’da yer alan bu maddeye istinaden çıkarılan 2872 sayılı Çevre Kanunu su yönetimine ilişkin çok sayıda esası barındırmaktadır.
Anayasa hükmüne rağmen, para cezaları ve palyatif çözümlerle müzminleşen Ergene Nehri kirliği çözümü Allaha havale edilmiş görünüyor….
Uğurcan İmrak’tan Edirne tanıtımı
Edirne’yi Tanıtma ve Tava Ciğer Kalite Koruma Derneği Başkanı Uğurcan İmrak, ulusal bir televizyon kanalında katıldığı programda kentin kültürel mirasını ve meşhur tava ciğerini geniş kitlelere tanıttı.
Program boyunca Edirne’nin tarihsel dokusu, kültürel zenginliği ve gastronomi alanındaki marka değerleri detaylarıyla ele alındı. Özellikle Edirne Tava Ciğeri’nin hazırlanış biçimi, kullanılan özel yöntemler ve şehrin bu lezzetle özdeşleşmesi izleyicilere aktarılırken, ciğerin yanında servis edilen Edirne Karaağaç biberinin de yöreye özgü aromasıyla sofradaki yerinin önemi vurgulandı.
Uğurcan İmrak, ayrıca Türkiye’nin buğday üretiminde birinciliği elinde bulunduran Edirne’nin tarımsal gücüne de dikkat çekerek, kentin sadece gastronomisiyle değil, üretim kapasitesiyle de ülke ekonomisine katkı sunduğunu ifade ederek Edirne çiftçisinin önemini dile getirdi.
Dinar ve Sansı unutulmadı
Programda ayrıca 2024 yılında vefat eden Edirne’nin turizm elçisi olarak tanınan rahmetli Bahri Dinar ile Kırkpınar Marşı’nın yazarı, emekli öğretmen Beyazıt Sansı, kente kazandırdıkları değerler ve bıraktıkları kalıcı izlerle birlikte saygıyla anıldı.
Edirne’nin hem mutfağını hem kültürünü geniş kitlelere tanıtan program Edirne’nin tanıtım çalışmalarına önemli bir katkı sağladı.
U14 erkeklerde Şampiyon FSM
İsmail DEMİRAY
Türkiye Basketbol Federasyonu Edirne İl Temsilciliği tarafından düzenlenen U14 Erkekler Basketbol ligini MM Akademiyi final maçında 48-38 yenen FSm Ortaokulu Spor Kulübü şampiyon olarak tamamladı.
Kulüp Başkanı Yardımcısı ve Antrenörü Sezer Parlak yaptığı açıklamada, 6 takımın katıldığı ligde zevkli ve heyecan verici maçlar izlediklerini söyledi. Final maçında rakipleri MM Akademi’ye ilk maçta 6 sayı farklı yenildiklerini hatırlatan Parlak, ‘Rövanş maçında sporcularımız sahaya karakter ve hırsını koyarak maçı 10 sayı farkla kazananarak şampiyonluğu hak ettiklerini göstrdiler” dedi.
Kulüp Başkanı Yardımcısı ve Antrenörü Sezer Parla,k” Bu başarıda başta takım antrenörü Mutlu Dıramalı ve tüm teknik ekibi kutluyorum. Şubat ayında Balıkesir ilinde düzenlenecek olan Marmara grup müsabakalarında ilimizi en iyi şekilde temsil edeceklerini inanıyorum. Final müsabakasında bizleri destekleyen tüm FSM ailesi velilerine teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.