‘Toprağın korunması ortak sorumluluk’

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, artan nüfus, plansız kentleşme, sanayileşme ve altyapı yatırımları nedeniyle verimli tarım arazilerinin her geçen yıl azaldığına dikkat çekerek, “Erozyon, yanlış toprak işleme yöntemleri, aşırı kimyasal kullanımı ve hatalı sulama uygulamaları da topraklarımızın verimliliğini ciddi şekilde tehdit ediyor” dedi.

Her yıl 11 Haziran’ı takip eden ilk pazar gününün ülkemizde Toprak Bayramı olarak kutlandığını hatırlatan Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü;

“Toprağın insanlık için taşıdığı hayati öneme dikkat çekmek amacıyla kabul edilen Toprak Bayramı, günümüzde her zamankinden daha büyük bir anlam taşıyor.

Toprak sınırlı bir doğal kaynaktır ve kaybedildiğinde yerine konulması son derece zordur. Nitekim yalnızca 1 santimetrelik verimli toprağın oluşumu yüzlerce yıl alıyor.

Gıda güvenliğinin temeli tarım, tarımın temeli ise topraktır. Bitkisel ve hayvansal üretimin olmazsa olmazı olan tarım topraklarının korunması; ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve gelecek nesillerin refahı açısından stratejik bir zorunluluktur.

Verimli, sağlıklı ve sürdürülebilir topraklar; bilinçli tarım uygulamaları, dengeli gübreleme ve etkin su yönetimiyle mümkündür. Ancak artan nüfus, plansız kentleşme, sanayileşme ve altyapı yatırımları nedeniyle verimli tarım arazileri her geçen yıl azalıyor. Erozyon, yanlış toprak işleme yöntemleri, aşırı kimyasal kullanımı ve hatalı sulama uygulamaları da topraklarımızın verimliliğini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Ülkemizde son 30 yılda tarım alanları yaklaşık 27 milyon hektardan 24 milyon hektara geriledi. İklim krizi ve küresel ısınmanın yıkıcı etkileri, son yıllarda Türkiye topraklarında da derinden hissediliyor. Bu konuda uzmanların ortaya koyduğu tablo, geleceğimiz adına ciddi bir uyarı niteliğindedir. Bugün topraklarımızın önemli bir kısmı, kriz boyutuna ulaşan bir erozyon tehdidiyle eriyip gidiyor. Bununla birlikte, son 30 yılda betonlaşma ve yanlış kullanım gibi insan eliyle yaratılan tahribatlar sonucunda 3 milyon hektar tarım arazimizi kaybetmiş durumdayız. Madalyonun diğer yüzünde ise iklim krizi ve aşırı yeraltı suyu tüketimi yer alıyor. Bu iki etken özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi adım adım yüksek bir çölleşme riskine mahkûm ediyor.

Birliğimiz, tarımın en temel sermayesi olan verimli arazilerin korunmasını hayati bir sorumluluk olarak görüyor. Bu doğrultuda, krizden çıkış için küresel gıda güvenliğini sağlamak adına öncelikle toprağın doğrudan sürülmesini azaltarak yapısını koruyan ve organik madde miktarını artıran koruyucu tarım uygulamalarına geçilmesi gerekiyor. Bununla birlikte, damla ve yağmurlama sulama gibi akıllı tekniklerle su israfının önlenmesi ve toprağın tuzlanmasının engellenmesi hayati önem taşıyor. Kimyasal gübre kullanımını optimize ederek organik gübrelerle toprağın mikrobiyolojik sağlığını geri kazandıran entegre besin yönetimi modelleri yaygınlaştırılmalı, tüm bu süreçler toprak analizlerini yapay zekâ ve uydu teknolojileriyle izleyerek nokta atışı müdahaleler geliştiren dijital tarım araçlarıyla desteklenmelidir.

Öte yandan, tarımsal işletme yapısını bozarak arazilerin parçalanmasına yol açan hobi bahçesi faaliyetlerine yönelik idari denetimlerin artırılması ve yasal mevzuatın tavizsiz şekilde uygulanması elzemdir. Konut, sanayi, turizm, madencilik ve altyapı yatırımlarının planlama süreçlerinde öncelik, tarımsal verimliliği düşük alanlara verilmelidir.

Bu doğrultuda, arazi toplulaştırma çalışmalarının hızlandırılması da tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından kritik önem arz ediyor. Birinci sınıf sulanabilir tarım arazileri, meyve bahçeleri ve zeytinlikler gelecek nesiller adına titizlikle korunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki toprak; geçmişten devraldığımız ve gelecek kuşaklara eksiksiz aktarmakla yükümlü olduğumuz en değerli mirastır. Toprağın korunması yalnızca üreticilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Verimli topraklarımızın muhafazası; gıda güvencemizin, ekonomik bağımsızlığımızın ve geleceğimizin en güçlü teminatıdır.”

Aramızdan ayrılanlar

SADIK KARATEPE VEFAT ETTİ
Edirne’nin eski Şapka İmalat Ustalarından Sadık Karatepe 79 yaşında vefat etti. Medrese Alibey Mahallesi sakinlerinden merhum Sadık ve merhume Fatma Karatepe’nin oğulları, Şirin Karatepe ve merhum Baki Karatepe’nin kardeşleri olan merhum, dün Ayşekadın Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

CELİL ÜZEL VEFAT ETTİ
Edirne’nin tanınmış iş insanlarından Celil Üzel 73 yaşında vefat etti. Güler Üzel’in eşi, Güliz ve Ahmet Üzel’in babaları, Hikmet Atilla, Nimet Şener, Kıymet Özakıncı’nın kardeşleri, CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan’ın kayınpederi olan merhum 13 Haziran Cumartesi günü Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

ÖĞRETMEN REMZİ SARITEKİN VEFAT ETTİ
Emekli Öğretmen Remzi Sarıtekin 78 yaşında vefat etti. Zekiye Sarıtekin’in eşi, İlker ve İlknur Sarıtekin’in babaları olan merhum, 12 Haziran Cuma günü Mevlana Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Hisarcıklıoğlu, Uzunköprü Atatürk OSB’de

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret altyapı çalışmaları ve yeni yatırımlar hakkında bilgi alırken, daha sonra İpsala ilçesinde Umat Gümrük ve Turizm İşletmeleri Ticaret A.Ş. Genel Kurulu’na katıldı.​

UZUNKÖPRÜ ATATÜRK OSB

Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Akalın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nu Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (OSB) alanında ağırlayarak bölgedeki stratejik gelişmeler hakkında detaylı bir bilgilendirme gerçekleştirdi

Ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu “Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret ettik. Altyapı çalışmaları ve yeni yatırımlar hakkında bilgi aldık. Müteşebbis Heyeti ve Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası Başkanımız İsmail Akalın başta olmak üzere Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Ülkemize ve ilçemize hayırlı olsun” dedi.

UMAT GENEL KURULU

TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Umat Gümrük ve Turizm İşletmeleri Ticaret AŞ Genel Kurulu’na katıldı.​

Hisarcıklıoğlu toplantıya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yunanistan’a açılan İpsala Gümrük Kapısı’nı modernize etmek üzere Trakya’daki Oda-Borsalarımızla birlikte kurduğumuz UMAT Gümrük ve Turizm İşletmeleri’nin Genel Kurulunu gerçekleştirdik. Başarılı çalışmalara imza atan UMAT GTİ Yönetim Kurulu Başkanımız İsmail Şapçı’yı, Yönetim Kurulunu ve ortaklarını kutluyorum. TOBB ve Oda-Borsa camiası olarak Yap-İşlet-Devret yöntemiyle bugüne kadar 15 gümrük kapısının modernizasyonunu, 3 TIR parkının yapımını tamamlayarak ülkemizin hizmetine sunduk. Ülkemize ve iş dünyamıza hayırlı olsun” diye konuştu.

Yine bol yağışlı hafta

Edirne oldukça sıcak bir haftayı geride bırakmasının ardından yeni haftada bol yağışla birlikte hava sıcaklıklarında hafta sonuna doğru az da olsa düşme bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre Edirne’de bugün parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 15°C, en yüksek 32°C, nem (%) 42-94, rüzgar (km/sa) güneyden 10,

Yarın gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 17°C, en yüksek 31°C, nem (%) 48-88, rüzgar (km/sa) kuzeybatıdan 11,

17 Haziran 2026 Çarşamba günü gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 18°C, en yüksek 32°C, nem (%) 43-95, rüzgar (km/sa) kuzeyden 7,

18 Haziran 2026 Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 18°C, en yüksek 29°C, nem (%) 36-93, rüzgar (km/sa) kuzeydoğudan 17,

19 Haziran 2026 Cuma günü gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 16°C, en yüksek 28°C, nem (%) 47-89, rüzgar (km/sa) kuzeydoğudan 18 olarak ölçülmesi bekleniyor.

Karaağaç’ta “Tür Say” etkinliği

Trakya Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Trakya Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi ile Trakya Üniversitesi Balkan Arboretumu ve EDTU Herbaryumu Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen “Tür Say” Etkinliği, Karaağaç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.

Etkinliğin açılışında konuşan Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, Karaağaç Yerleşkesi’nin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınmasının önemine dikkat çekerek, etkinliğin kampüsün doğal mirasının belgelenmesine katkı sağlayacağını söyledi.

Trakya Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Beste Karakaya Aytin ise etkinlik kapsamında elde edilecek verilerin kampüsün canlı türleri envanterinin oluşturulmasına önemli katkılar sunacağını ifade etti.

Açılış konuşmalarının ardından Doğa Koruma ve Milli Parklar Edirne Şube Müdürlüğü tarafından Edirne’nin biyolojik çeşitliliğine ilişkin bir sunum gerçekleştirildi. Sunumun ardından katılımcılar kampüsün farklı noktalarında gözlem çalışmaları yaparak bitki, böcek, mantar ve kuş türleri başta olmak üzere çok sayıda canlı türünü kayıt altına aldı.

Etkinlik boyunca Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurten Hacet, Trakya Üniversitesi Balkan Arboretumu ve EDTU Herbaryumu Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Necmettin Güler ile Trakya Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi Sorumlusu Osman Özmen Yeltekin, katılımcılara türlerin tanımlanması konusunda rehberlik ederek gözlemlerin bilimsel doğrulukla kaydedilmesine katkı sundu.

Etkinliğe Trakya Üniversitesi Zeynep–Mustafa Taş Uygulama Anaokulu öğrencilerinin de katılması programa ayrı bir renk kattı. Öğrenciler ve diğer katılımcılar, birçok canlı türünü yakından tanıma fırsatı bulurken kampüsün biyolojik çeşitliliğinin ortaya çıkarılmasına da katkı sağladı. Programda ayrıca Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Öğr. Üyesi Emine Keleş Özgenç ile Öğr. Gör. Dr. Enes Özgenç de yer aldı.

Akademik ve idari personel, doğa gönüllüleri ile öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte elde edilen gözlem verilerinin değerlendirilmesinin ardından sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağı ve çalışmanın diğer yerleşkelerde de sürdürülmesinin planlandığı belirtildi.

Edirne’de 1 ay voleybol rüzgarı

İsmail DEMİRAY

Edirne Valiliği himayesinde, Edirne Voleybol İl Temsilciliği tarafından düzenlenen “2026 Yılı Kurum ve Kuruluşlar Voleybol Turnuvası” Edirne Spor Salonu’nda başladı.

A, B, C, D, E olmak üzere 5’erli 5 grupta gerçekleştirilen turnuvada 25 takım bulunuyor. 27 maçın Edirne Spor Salonu’nda oynanmasının ardından turnuvada karşılaşmalar 1 Temmuz 2026 Çarşamba gününden itibaren Mimar Sinan Spor Salonu’nda oynanmaya başlayacak. 8 Temmuz 2026 Çarşamba günü sona erecek grup maçları kapsamında tam 50 karşılaşma yapılacak. Turnuvaya yarın 6 karşılaşma ile devam edilecek.

11 Haziran 2026 Perşembe günü oynanan turnuvanın açılış karşılaşmasında Keşan DOÇEK, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü voleybol takımı ile karşı karşıya geldi. Müsabakaya yüksek konsantrasyonla çıkan ve baştan sona üstün bir oyun sergileyen geçen yılın şampiyonu DOÇEK, rakibi karşısında sahadan 2-0’lık net bir skorla galip ayrılmayı başardı. Gecenin ikinci ve üçüncü maçında da Tarım İl Müdürlüğü ve Karadenizliler Derneği de rakiplerini aynı skorla geçmeyi başardı.

1.GÜN TOPLU SONUÇLAR

Çevre ve Şehircilik  2-0 Keşan DOÇEK

12-25, 19-25

Tarım İl Müdürlüğü 2–0 Özel Harekat

25-15, 25-8

Karadenizliler Derneği 2–0 DSİ (2)

25-8, 25-12

2.GÜN PROGRAMI

16 Haziran 2026 Salı

T.Ü. Hastane – Şehir Gönüllüleri Derneği

20.00

Öz Trakya – Yenimuhacir

21.00

Veteranlar – Emniyet Müdürlüğü

22.00

GRUPLAR:

A Grubu:

Keşan DOÇEK, Çevre ve Şehircilik, Tarım İl Müdürlüğü, Özel Harekat, Açık Cezaevi

B Grubu:

Karadenizliler Derneği, T.Ü. Hastane,  DSİ (2), Şehir Gönüllüleri Derneği, TED Koleji

C Grubu:

Öz Trakya, Veteranlar, Emniyet Müdürlüğü, Yenimuhacir, TÜ Aile Hekimliği

D Grubu:

DSİ (1), Hasköylüler Derneği, Balkan Akademi, Sosyal Hizmetler, TÜ Dekanlık

E Grubu:

L Tipi Cezaevi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Zirai Karantina Müdürlüğü, F Tipi Cezaevi, Meriç Kaymakamlık

KEŞAN DOÇEK YİNE İDDİALI

Turnuvaya net bir galibiyetle ve moralli başlayan Keşan DOÇEK Voleybol Takımı, bu sonuçla şampiyonluk kupasını Keşan’a getirme konusundaki kararlılığını ilk maçtan ortaya koydu. Kulüp yetkilileri maç sonu yaptıkları değerlendirmede, sahada muazzam bir özveriyle mücadele eden ve turnuvaya galibiyetle başlayan tüm sporcuları tebrik ederek başarılarının devamını diledi.

MAVİ BAYRAK

Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’nca (FEE) 2026 Ulusal Mavi Bayrak Ödül Töreni, geçtiğimiz günlerde İzmir’in Foça ilçesinde gerçekleştirildi.

Haziran ayı ile birlikte deniz sezonu açılırken, dünyanın ender körfezlerinden biri olan Saros’un kıyılarına sahip Edirne ise yeni sezona yine mavi bayraksız plajlar ile giriyor.

Türkiye’nin Mavi Bayrak Haritası’na göre 21 il’de mavi bayraklı plaj bulunuyor.

Edirne ise Kastamonu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin ve Hatay  ile birlikte Mavi Bayrak dalgalanmayan iller arasında yer alıyor.

Buna ilişkin haberi geçen hafta Perşembe günü, “Mavi Bayrak yerine foseptik!” başlığı ile okurlarımızla paylaştık.

Bu arada Ulaş Demiray, bundan bir gün önce “Enez Mektubu” başlıklı köşesinde aynı konuya çok yakın bir yazı kaleme aldı: Enez’de kanalizasyon sorunu nasıl çözülür?

Ayrıca yine geçen hafta Cuma günü DSİ emekli Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Erkin gazetemize yaptığı “Ergene” açıklamasında da  müzmin hale gelen nehirdeki kirliliğin havzaya telafisi mümkün olmayan zararlar verdiğini, Saros Körfezi’nin de korkulu rüyası haline geldiğini vurguladı.

**

Haziran geldi.

Deniz sezonu açıldı.

Türkiye’nin dört bir yanında Mavi Bayraklar göndere çekildi.

Turizm bölgeleri ödüllerle övündü.

Ülke, dünyanın en fazla Mavi Bayraklı plajına sahip üçüncü ülkesi olma başarısını bir kez daha kutladı.

Peki ya Edirne?

Yazıya girişte de altını çizdiğimiz gibi, Saros Körfezi gibi dünya ölçeğinde değere sahip bir doğal mirası bünyesinde barındıran Edirne…

**

Aslında mesele bayrak değil.

Mavi Bayrak bir sonuçtur.

Temiz suyun, düzgün altyapının, çalışan arıtmanın, çevre yönetiminin ve kamusal sorumluluğun sonucudur.

Biz ise yıllardır sonuca bakıp nedenleri konuşmuyoruz.

Enez’den gelen haberler ortada.

Bir yanda dereye karıştığı iddia edilen foseptikler…

Bir yanda yaz nüfusunu taşıyamayan arıtma tesisleri…

Bir yanda sahilde tuvalet ve duş eksikliği…

Bir yanda lagün göllerine ve Meriç Nehri’ne bırakıldığı öne sürülen atıklar…

Sonra da “Neden Mavi Bayrak alamıyoruz?” diye soruyoruz.

**

Asıl soru şu olmalı:

Mavi Bayrak’ın istediği şartların kaçını yerine getirebiliyoruz?

Çünkü denize akan her kirli su yalnızca çevre sorunu değildir.

Turizm sorunudur.

Ekonomi sorunudur.

Halk sağlığı sorunudur.

Ve geleceğe bırakılan bir faturadır.

Üstelik sorun yalnızca Enez’in kanalizasyonu da değildir.

**

Kırk yılı aşkın süredir Trakya’nın başına bela olan Ergene kirliliği hâlâ çözüm bekliyor.

Yıllardır hazırlanan raporlara, açıklanan eylem planlarına ve verilen sözlere rağmen nehir hâlâ kirli akıyor.

Bu kirliliğin Saros Körfezi için oluşturduğu risk uzmanlar tarafından tekrar tekrar dile getiriliyor.

**

İşin en düşündürücü yanı ise şu:

Türkiye’nin birçok ilinde Mavi Bayrak sayısı her yıl artarken Edirne hâlâ “olmayanlar” listesindeki yerini koruyor.

Üstelik Edirne’nin dezavantajı denize sahip olmaması değil; sahip olduğu kıyıların hak ettiği standartlara ulaştırılamaması.

Oysa elimizde sıradan bir sahil yok.

Saros Körfezi var.

Dünyanın gıpta ettiği doğal bir miras var.

Belki de artık “Bu yıl kaç turist geldi?” sorusundan önce “Bu yıl denizimize ne kadar sahip çıktık?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.

Aslında mesele bir ödül kazanmak da değildir.

Mavi Bayrak alınmasa bile denizin temiz kalması gerekir.

Ancak Mavi Bayrak, bir kentin çevreye ne kadar özen gösterdiğinin uluslararası ölçekte tescillenmiş göstergesidir.

Edirne’nin açmazı da tam burada ortaya çıkıyor.

Çünkü bazı bayraklar direğe çekilerek kazanılmaz.

Önce vicdanlara çekilir.

Sonra sahillere…

Ve ancak ondan sonra göndere…

TABELAYA SAHİP ÇIKILARAK ATATÜRKÇÜ OLUNMAZ….

Mustafa Kemal “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” demiş ya; o nedenle kimisi kurnazlığından, kimisi de aptallığından bu söze istinaden Kııçdaroğlu’nun bir CHP hareketi değil bir ihanet kumpası olduğunu görmüyor, görmek istemiyor.

Atatürk bunu söylediğinde ülkede başka hiçbir legal siyasi parti yoktu. Bu O’nun Milli İradenin gerçekleşmesinde siyasi partilerin gerekliliğine olan inancının bir ifadesi idi. Nitekim M. Kemal’in CHP’nin yanında Komünist Parti ve Serbest Fırka gibi siyasal parti deneyimleri de olmuştu. Kendi sınırsız yetkilerini siyasi partiler kurarak onlarla paylaşmaya hazır bir önderi anlamak bugünkü aydın geçinenler için ebette kolay olmuyor.

***

1940’larda CHP’den ayrılarak Demokrat Parti’yi kuranlar, Atatürk CHP’sinin kadrolarıydı. Kurucuların başındaki Celal Bayar Atatürk döneminin son başbakanıydı. DP “Açık oy, gizli sayım” rezaleti nedeniyle 1946 da yeterli başarıyı sağlayamasa da 4 yıl sonra 1950’de mutlak bir çoğunlukla iktidara geldiler.. Yani “CHP’den ayrılıp parti kuranlar başarılı olamaz onun için ne pahasına olursa olsun CHP’den ayrılmayalım” saptaması harman yerinde kirpi arayanların sarıldıkları bir yalandır…

2000’li yılların başında Fazilet Partisi’nden ayrılarak AKP’yi kuranların bir buçuk yıl sonra iktidara gelmelerini kimse görmezden gelmemelidir. Değişim ve ayrılıklar, “İnce İnce” Muharrem İNCE’n yaptığı gibi kişisel hesaplarla olursa bazen tabana ihanet konusunda işe yarasalar da elbette bir yere varmaz. Bugün taban, butlana bulaşmış Kılıçdaroğlu CHP’sinin değil %99 u ile Özgür Özel’in yasal direnişinin arkasındadır. Bu güç gevezeliklerle heba edilmemelidir.

***

12 Eylül sonrası CHP tabanını temsilen 3 ayrı parti ortaya çıktı. 1983 seçimlerinde Halkçı Parti (galiba %30 oy alarak ) ana muhalefet partisi oldu. Daha sonra cumhuriyetçi ve sosyal demokrat tabanın SODEP (Sonra SHP) ve Ecevit’in DSP’si ile ikiye bölündüğü yıllar yaşandı.. Yapılan seçimlerde DSP başarılı olamayınca Ecevit istifa etti ama yine ANAP’ın (Özal’ın) hazine yardımı garantisi vermesi ile yani kumpası ile tekrar genel başkan oldu. Bir süre sonra ANAP’ın gayretleri ile CHP adı altında yeni bir oluşum daha ortaya çıktı.. O süreçte yerel seçimlere bu üç sol görünümlü parti ayrı ayrı adaylarla seçime katıldı. Böylece Ankara GÖKÇEK’e ve İstanbul Tayyip Erdoğan’a AKP’ye ikram edilmiş oldu. Yani CHP tabelası işe yaramadı.

***

Kısacası Sosyal demokrat hareket ne zaman güçlenip alternatif olmaya kalksa sağ parti liderlerinin kumpasları ile olay yeniden şekillendiriliyor ve bu hareket kontrol altına alınıyor. Tüm bu kumpasların ana fikri de ”Aman CHP’den ayrılmayalım. Atatürk’e ihanet etmiş olmayalım” gibi mantıksız ama duygusal inancın hakim olmasını sağlamaktı.. Egemenler, Demokrat Parti hareketi hariç her kumpasta başarı sağlayıp CHP’yi ne idüğü belirsiz bir hale getirdiler.. 3 kurultay üst üste yenilgisini sağlayarak “Siyasi mefta” diye düşündüğümüz Baykal’ı da “CHP’yi yeniden kurun” diyerek kuyudan çıkarttılar. Kuyudan çıkanlar Partiyi TEK ADAM anlayışıyla, iktidarı hedeflemeden, ana muhalefet partisi olarak, dev parti merkezinden, bir elleri yağda, bir elleri balda olarak yönetilen ülkenin en büyük holdingi haline getirdiler. Sevigen’ler, Yarkadaş’lar, Tekinler, Öztraklar, Kılıçdaroğlu, Muharrem ince gibileri o dönemin Baykal Okulu mezunlarıdır.

***

SONUÇ : Yeni bir parti için acele edilmese de geç de kalınmamalı ve bu % 1,5’luk yeni CHP, muhatap kabul edilerek daha fazla şereflendirilmemelidir. Herkes artık yeni bir parti ya da oluşuma hazır olmalıdır. Çünkü it ürüse de kervan yürüyecektir..

Bu ayrılık CHP’den bir kopuş değil CHP’nin bağırsaklarını temizleme açısından artık kaçınılmaz bir bir görevdir, hayırlı bir sondur.

ÇOĞUNLUK RAĞBETİ

Bakıyoruz, dünya çoğunluğu sapakları tercih etmekte. Emperyalizm de bunlardan en semirmiş, güçlenmiş olanı!..
Emperyalizm nasıl bir yoldur?.. Dünya insanlığına, dünya doğası ve tabiat valıklarına, KÂR, TALAN gözüyle bakan bir anlayışın yönetimidir. Maddi zenginliği ve fiziki gücü elde etmek için, her türlü, hileye, yıkıma, fitne ve fesada başvurmaktan çekinmez.
Dünyada, cümle HALK EDİLMİŞLERİN yaşam haklarını, hiçe sayarlar hatta soylarını süratle katletmekten çekinmezler!..
Dünya doğası, tabiat varlıkları, insanlar, onlar için sömürülüp, kâr edilecek ARAÇLARDAN ibarettir. Daha büyük araba, daha fazla ev, eşya, servet, heves ve egolarının peşindeki çoğunluk için çok zor gözüküyor, değil mi?..
HEVESLER, DOLARI BOYNUNA DOLAYINCA YANDIN!..

TERCİH VE CÜMLE ALEME VERİLEN ZARARLARIN KAÇINILMAZ SONUÇLARI BİZDE!.. Rabbimiz Kuran’da onlarca ayet de açık açık bildirmiş, çocuk okusa anlar!..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 15:
Kim dünya keyfini, ziynet ve debdebesini isterse, onlara dünyada amellerini tamamen veririz. Onlar burada noksan görmezler.
11/16: Bunlar o kimselerdir ki, Ahrette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Yaptıkları ameller boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur.