Emeklilerden siyasilere ‘hak’ mektubu!

Olgay GÜLER

Edirne Emekliler Derneği, günden güne hak kaybına uğrayan ve açlık sınırının çok altında yaşam mücadelesi veren emeklilerin haklarının, çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için mecliste grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine mektup gönderdi.

Türkiye genelinde, 20 bin liraya çıkarılan en düşük emekli maaşı karşısında, artan kira ve mutfak giderleri, emeklilerin belini bükmeye devam ediyor. Yıllar boyunca hak kaybına uğrayarak açlık sınırının çok altında yaşayan ve Edirne Emekliler Derneği çatısı altında birleşen emekliler, konuyla ilgili hazırladıkları mektupları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine gönderdi. Mektupta, emeklilerin haklarının çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için siyasilere çağrıda bulunuldu. Mektupların gönderilmesinden önce dernek tarafından DİSK Edirne Temsilciliği toplantı salonunda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı okuyan Dernek Başkanı Ahmet Ziya Yaz, mektup ücretlerinin yüksek olması nedeniyle yalnızca siyasi parti genel başkanlarına mektup gönderdiklerini söyleyip; milletvekillerine mektupların e-posta üzerinden iletildiğini belirtti.

‘BİZİ ÜLKENİN YÜKÜ GİBİ GÖRMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİL’

Açıklamada mektupta yazanları paylaşan Yaz, “Ülkenin kalkınması için ağır ekonomik koşullara katlanmak zorunda olduğumuz yıllar boyunca çocuklarımızı boğazımızdan keserek okutan, yetiştiren bir nesiliz. Çalışmadan zengin olmanın ne olduğunu bilmeyen nesiliz. Akşam evimizde bir tas çorba içmeyi zenginlik olarak gören, beytülmala çökmeyi aklından geçirmeyen bir nesiliz. Bu topraklar için gerektiğinde canımızdan gerektiğinde malımızdan geçtik. Yaşamak için ek iş yapmaktan kaçmadık. Kanun değişiklikleri ile defalarca haklarımız elimizden alındı yine de devletimize küsmedik; ama seçimlerde yapılan göz boyamalara da kanmadık. Ayrıca şunu da bilesiniz ki kendiniz için on dakikada çıkardığınız ömür boyu emeklilik yasalarını da içimize sindiremedik. Şimdi bize dönüp; ‘haklarınızdan feragat edin’ diyorsunuz. Emanet ettiğimiz alın terimizi yanlış politikalarınız ve kararlarınızla bir tas daha az çorba için, bir gün daha az yaşayın diyorsunuz. Emeklilik kimsenin bize lütfu değildir. Mücadele ederek, bedel ödeyerek, boğazımızdan kısarak kazandık biz bu hakkı. İşte bu yüzdendir ki bizleri, ülkenin yükü gibi görmek kimsenin haddi değildir” dedi.

‘HAKLARIMIZ GASP EDİLEMEZ’

Emeklilerin, ömürlerinin son günlerini sağlıkla geçirme hakkının ellerinden alınamayacağını dile getiren Yaz, “Bütçe disiplinini biz bozmadık, siz bozdunuz. Nesillerdir çalışarak, fedakârlık yaparak biriktirdiğimiz mal varlıklarımızı yanlış politikalarınız ve karalarınızla dağıtıp faturayı bize kesmeye kimsenin hakkı olamaz. İnsanca, muhtaç olmadan, ömrümüzün son günlerini sağlıkla geçirme hakkını elimizden almak kimsenin hakkı olamaz. Tasarruf etmekten imtina ettiğiniz itibar bizimdir, sizin değil. Çünkü bir devlet kendine emanet edilen alın terine el koyuyorsa orada itibardan tasarruf edilmiş demektir. Hak ettiğimiz şekilde yaşamak talebimiz ve hakkımızdır. Bize sadaka verdiğini sanmak en hafif deyimle devlet ahlakından yoksun olmaktır. 16 milyon emekli adına diyoruz ki, çalışarak, üreterek elde ettiğimiz haklar gasp edilemez. Bizler hak etmediğimizi değil, ülkenin kasasına emanet ettiğimiz alın terimizi talep ediyoruz” diye konuştu.

‘5510 SAYILI KANUNUN İPTALİ ŞART’

Emeklilerinin çalıştıkları dönemde şahsi birikim yapamamış olmalarının nedenin; ülke ekonomisinden kaynaklandığına da vurgu yapan Yaz, “Yalnızca sağlık harcamalarını karşılayacak bir devlet varsa karşımızda o halde bizden de ona göre vergi almalıydı. Yaşlandığında sana geri vereceğim dediği kesintilere şimdi, el koyma hakkına sahip değildir, olamaz. Bugün yaşadığımız haksızlıkların dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun iptali şarttır. Devlet vatandaşını aldatamaz, vatandaşına verdiği sözü tutmakla mükelleftir. Haklarımız savunmak için meclise gönderdiğim temsilcim, emekliler bu ülkenin sırtında yük değil, problemi başka tarafta arayın lütfen. EYT kambur oldu diye, sadaka diye dağıttığınız miktarı bahane etmeyin. Vereceğiniz yeni bir kanun teklifi ile çözülecek bir meseleyi sorunlar yumağına çevirmeyin” şeklinde konuştu.

‘GENÇLER ÜLKEYLE GÖNÜL BAĞINI KOPARIYOR’

Emeklilerin yaşadıklarını gören gençlerin de ülkeyle gönül bağını kopardığına dikkat çeken Ahmet Ziya Yaz, “Bugün bizim yaşadıklarımızı gören gençler bu ülke ile gönül bağını koparıyor farkında mısınız? Bu topraklar için bizim neslin yaptığı fedakarlığı, onlar işte tam da bu nedenden yapmayacaktır. Vergisini veren, devletine güvenen bir nesil gelmiyor arkamızdan. Çünkü vatandaşının hakkını gasp eden bir devlete nasıl güvenebilirler ki? İmkânı olanın ülkeyi terk etmesine şaşırmak yerine hukuku, adaleti ve de liyakati öncelemeyen bir devlet yok olmaktan kurtulamaz. Önce geleceği olan gençleri ve onların devletine olan sadakatini yitirir, sonra da topraklarını. Yok ettiğiniz sadece yaşlanmış ve çalışma hayatından düşmüş vatandaşların yaşama hakkı değil, geleceğine bakarken ülkesine olan bağlığını yitiren gençlerdir de” ifadelerini kullandı.

‘MESELE ÜÇ BEŞ YAŞLIĞININ MESELESİ DEĞİL’

Emeklilerin, 80’li yıllarda başlayan ve günden güne yok edilen hakların çıkarılacak yasayla teminat altına alınmasını isteyen Yaz, “Emekliler olarak aramızda oluşan ücret adaletsizliğini tartışarak yaşamak istemiyoruz, soframızdaki ekmek için kaygılanmak istemiyoruz. Başımızda bir çatı, altında sağlık istiyoruz. Meclise haklarımı korumak için adıma gönderdiğim temsilcim. Şunu da unutmayalım herkes bir gün emekli olacak. Bu mesele sadece üç beş yaşlının meselesi değildir. Bu mesele artık; ‘fazla yaşıyorlar’ denilen bir neslin meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda şu anda çalışan gençlerin de meselesidir. Okulu bitirip iş hayatına girecek olan gencecik çocukların da meselesidir. Ülkenin geleceği ve huzuru için, bu dinamiti bertaraf etmek, birlikte yürüyeceğimiz bir yol inşa etmek umudunu hala taşımak istiyoruz” dedi.

Açıklamanın ardından, PTT Saraçlar Şubesi’ne giden emekliler, buradan mektupları siyasi parti başkanlarına gönderdi. Emeklilere CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör de eşlik etti.

THK’da 101’inci gurur yılı!

Olgay GÜLER

Türk havacılığının geleceğini şekillendirmek üzere Atatürk’ün emriyle kurulan Türk Hava Kurumu’nun (THK) 101’inci yıldönümü, Edirne Şubesi tarafından gerçekleştirilen törenle kutlandı.

Türk havacılığının gelişmesindeki en önemli temel taşlarından kurulan THK, 101’inci yaşını kutlamanın gururunu yaşıyor. Kuruluş yıldönümü kapsamında THK Edirne Şubesi tarafından Atatürk Anıtı’nda tören düzenlendi. Törene THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, şube yönetimi, CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör katıldı. Saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı okunan törende, şube yönetimi tarafından anıta çelenk sunuldu.

‘İSTİKLAL GÖKLERDEDİR İDEALİNİ GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İSTİYORUZ’

Törende konuşan THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, Türk Hava Kurumu’nun Atatürk’ün ideali doğrultusunda bugüne kadar görevini tam ve laikiyle yaptığını belirterek, “Türkiye’nin savunma sanayinin ve ayrıca sivil havacılığın gelişmesi için temelleri atan Türk Hava Kurumu bugüne kadar Türk savunma sanayinin ve sivil havacılığın bugünlere gelmesini çok önemli katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bu çalışmalarımızı biz sürdürmekteyiz ve sürdüreceğiz. Çünkü ‘istiklal göklerdedir’ şiarıyla başlamış olan bu yolculuğumuz; gençlerimize de aktarmak suretiyle yurdumuzun güvenliği için, geleceği için çok büyük önem taşımaktadır ve onlar tarafından da bunun sürdürüleceğine inancımız tamdır. Biz bu ideali gelecek nesillerimize aktarmak istiyoruz” dedi.

‘101. YILIN HAKLI GURURUNU YAŞIYORUZ’

Türk Hava Kurumu’nun gücünü milletten aldığını kaydeden Molla, “Çalışmalarımızı, halkımızın bize duyduğu güven sayesinde bugünlere kadar getirmiş olmanın mutluluğunu ve haklı gururunu yaşamaktayız. Türk Hava Kurumu’nun 101. yılını kutluyorum. Gelecek nesillere de bunun aktarılması konusundaki çabalarımızı da devam edeceğimizi söylemek isterim” diye konuştu.

‘MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK BALON BİNASI KENT KÜLTÜRÜNE KATKI SAĞLAYACAK’

Kentte, Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığı tarafından sürdürülen Edirne Sarayı ihya çalışmaları kapsamına alınan Balon Binası’nın Türk Havacılık Tarihi Müzesi olarak değerlendirileceğini öğrendiklerini söyleyen Molla, “Fiziksel olarak korunması konusunda belki de 10-15 yıldır süren bir çabamız vardı Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak. Binayı kullanan Karayolları bu konuda duyarlılık gösterdi ve binanın bugüne kadar gelmesinde katkıları oldu. Tekrar bu konuda proje sunmuştuk valimize ve o dönem belediye başkanımıza. Bu binanın Türk Hava Kurumu veya kamu kuruluşlarıyla birlikte havacılık müzesine dönüştürülmesi en büyük dileğimizdi. Şimdi basından öğrendiğimiz gibi; burasını Türk Hava Kurumu Müzesi olarak yapılacağını, Sarayiçi’nin o kapsamlı ve bütüncül planlaması içerisinde bunun bu şekilde hem tarihimize, hem de Edirne halkının hizmetine sunulacağını ve bu şekilde de kent kültürümüze de önemli bir katkı sağlayacağını gördük. Bu haberi almaktan çok mutluyuz. Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak umarım bizim de az da olsa, bunun gündeme gelmesi konusunda en azından büyük bir çabamız, çalışmamız olmuştur” şeklinde konuştu.

‘DEMİRHANLI İÇİN PROJE HAZIRLANDI’

Demirhanlı Havaalanı için de çalışmaların sürdüğünü öğrendiklerini anlatan Molla, “Valimiz Yunus Sezer bey birkaç gün önce açıklama yaptı. Demirhanlı havaalanıyla ilgiliydi bu açıklama. Bu konuda da yıllar önce bir proje sunmuştuk valiliğimize ve dönem o dönem belediye başkanımıza. Çok olumlu karşılanmıştı ve çalışmalar da başlamıştı. Bu konuda devlet hava alanları tarafından da yeni bir proje geliştirildi ve hazırlandı. Umarım yakın zamanda Demirhanlı Havaalanı’nda sivil havacılık, sportif havacılık için kullanıma başlanacaktır. Gerçekten bu iki haberden dolayı da Türk Hava Kurumu’nun 101. kuruluş yıl dönümünde bunu duymak, böyle yol alındığını öğrenmiş olmak gerçekten bizi şube yöneticileri olarak çok mutlu ediyor” ifadelerini kullandı.

Arda ve Meriç’te ‘sarı’ kod!

Balkanlar’da aşırı yağışlar nedeniyle debileri önemli ölçüde artarak Şubat ayının ilk haftasında yer yer taşkınlara neden olan, ancak geçtiğimiz hafta ortasında su miktarları yarı yarıya azaldığı gözlenen nehirler yeniden yükselişe geçerek Arda ve Meriç’in Kirişhane mevkii için “Sarı” kod uyarısı verildi.

7 Şubat Cumartesi günü debisi bin 251 metreküp/saniyeye çıkan Meriç’te 11 Şubat Çarşamba günü  yapılan ölçümlerde su miktarının yarı yarıya azaldığının gözlenmesinin ardından dünkü ölçülerde bu miktar Kirişhane mevkiinde 908 metreküp olarak ölçülürken, Arda’nın da 342 metreküpe ulaştığı belirlendi.

DSİ’nin bölgedeki istasyonlarında dün 06.00 – 08.00 – 10.00 – 12.00 ve 14.00 saatlerinde yapılan ölçümlerde elde edilen değerler şöyle:

ARDA

İvaylovgrad     347-347-347-346-342

TUNCA:

Elhova             20-20-20-21-21

Suakacağı        52-52-50-48-44

MERİÇ:

Harmanlı         328-316-306-299-296

Svilengrad       358-349-346-336-324

Kirişhane         896-905-907-907-908

İpsala              850-847-847-847-844

ERGENE

İnanlı               7-7-7-7-7

Lüleburgaz      6-6-6-6-6

Yenicegörece  12-12-12-12-12

YAĞIŞLI HAVA DEVAM

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre Edirne’nin yeni haftaya da yağışlı bir günle başlaması, 5 günün 3’ünde yağışlı havanın etkili olması bekleniyor.

Son tahminlere göre Edirne’de bugün yağmurlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 8°C, en yüksek 13°C, nem (%) 65-95, rüzgar (km/sa) güneyden 10

Yarın kuvvetli sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 7°C, en yüksek 12°C, nem (%) 83-96, rüzgar güneyden 14

18 Şubat 2026 Çarşamba günü çok bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 4°C, en yüksek 11°C, nem (%) 53-81, rüzgar kuzeybatıdan 26

19 Şubat 2026 Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 6°C, en yüksek 16°C, nem (%) 44-88, rüzgar güneybatıdan 23

10 Şubat 2026 Cuma yağmurlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 12°C, en yüksek 17°C, nem (%) 59-91, rüzgar güneybatıdan 33 kilometre olarak ölçülmesi bekleniyor.

THK 101 yaşında

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Türk Hava Kurumu’nun 101. Kuruluş yıldönümünü kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nden yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, Cumhuriyet’in ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925’de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk Hava Kurumu’nun (Türk Tayyare Cemiyeti) kurulduğu hatırlatılarak şöyle denildi:

“Cemiyet’in kuruluş amacı; Türkiye’de havacılık sanayisini kurmak havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak; askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak; bütün bunlar için gerekli araç ve gereci hazırlamak; personeli yetiştirmek ve “Uçan Bir Türk Gençliği” yaratmaktır.

23 Nisan 1926’da Türk Havacılığının gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi amacıyla “Tayyare Makinist Mektebi” hizmete açılmıştır.

Türk Hava Kurumu, uzun süren bir Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış, yorgun ve yoksul bir halkın, Türk Halkı’nın inanılmaz büyüklükteki maddi-manevi desteğiyle hayatbulmuştur. Bu destekle ilk 10 yıl içinde 351 uçak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağışlamıştır.

Türk Hava Kurumu, 1929 yılında havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda uluslararası boyutta en üst düzeyde organ olan Uluslararası Havacılık Federasyonu’na (FAI) üye olmuştur. Kurum, o günden beri ülkemizi hava sporları konusunda, yurt içinde ve yurt dışında başarıyla temsil etmektedir.

Pilot Vecihi Hürkuş kendi atölyesinde ürettiği uçakla Ankara’dan havalanarak küçük bir Türkiye turu yapmayı başarmıştır. 1932 yılında Cemiyet’in yurt dışında eğittiği mühendislerden Selahattin Reşit Bey ve ekibi motor ve pervanesi dışında tüm parçaları Türk malı olan ilk ulusal tipteki uçağımızın (MMV-1) prototipini üretmiştir.

3 Mayıs 1935’de Türkkuşu kurulmuştur. Kurum, Vatan göklerine aralarında Atatürk’ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in de bulunduğu, birçok değerli eleman yetiştirmiştir.

Peş peşe açılan paraşüt, planör, motorlu uçuş ve model uçak okulları, 10 Temmuz 1936’da hizmete giren İnönü Planör Kampı, 1937′ de açılan Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri, binlerce gencimizi bir araya getirmiştir. Bu dönemde Türkkuşu Öğretmenlerinden pilot Ali Yıldız, 12 Haziran 1938 günü 14 saat 20 dakika süren bir planör uçuşuyla dünya rekoru kırmıştır. Öğrencisi Ziya Aydoğan isimli pilotumuz THK’nın İnönü Eğitim Merkezi’nden Kayseri’ye kadar, 466 km’lik bir mesafeyi planörle uçuş gerçekleştirmiştir.

Bu yıllarda THK’nun planör eğitimleri için gerekli olan planörler, Türk Hava Kurumunun Akköprü Atölyesi’nden sağlanıyordu. Bu atölyede 1940 yılına kadar yüzlerce planör üretimi, motor ve planör onarımları yapıldı. 1940 yılı sonlarında ise Akköprü’ de sınırlı bir kadroyla çalışan atölye fabrika haline getirildi ve burada Miles Magister eğitim uçaklarının seri montajına başlandı.

1939-1941 yılları arasında 2. Dünya Savaşı öncesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın da isteğiyle Etimesgut Uçak Fabrikası kurulmuştur. 1944 yılında üretime başlayan ve çok geniş kapsamlı bir girişim olan Etimesgut Uçak Fabrikası’nda, Magister uçaklarının yanı sıra, THK-1, 3, 4, 7, 9, 13 planörleri ile THK-2, 5 ve 10 tiplerinde eğitim, sağlık ve nakliye uçakları üretilmiştir.

Ülkemizde ilk motor fabrikası THK tarafından Gazi Orman Çiftliği’nde kurulmuştur. Fabrikanın çalışmaları 1951 yılına kadar sürmüş olup, aynı yıl Makina ve Kimya Endüstrisi’ne devredilmiştir. Bu fabrika 1952’de tamamen kapatılarak Traktör Fabrikasına dönüştürülmüştür.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, ‘İstikbal Göklerdedir’ diyen Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ulusuna Egemenliğini vermesinin 106. yılında, Türk Hava Kurumunun 101. Kuruluş yıldönümünün Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz.”

Edirnespor’dan bir yıldız kaydı

Edirnespor’dan bir yıldız kaydı. Sarı kırmızılı camianın sevilen isimlerinden ve kulübün başarılı dönemlerinde takım kaptanlığı yapan Erol Kara (Küçük Erol) 81 yaşında vefat etti.
Türkan Kara’nın eşi, Arzu Onar, Gökhan Kara ve Duygu Kara’nın babaları olan Edirnespor’un yıldız isimlerinden Erol Kara tedavi gördüğü hastanede yaşama veda etti. Merhum, dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
HAKAN ÇAYLI VEFAT ETTİ
Merhum Rasim ve merhume Ürfet Çaylı’nın oğulları, Nazan Çaylı’nın eşi, Fikret, Murat, Handan, Soydan ve Dilek’in ağabeyleri, Nazar ve Deniz’in babaları, Yıldırım semti esnaflarından Tüpçü Hakan Çaylı 53 yaşında vefat etti. Merhume; dün Yıldırım Beyazıt Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yıldırım Mezarlığında toprağa verildi.
GÖRKEM DEMİRKİLİT VEFAT ETTİ
Çavuşbey Mahallesi sakinlerinden Sebahattin ve Selime’nin oğulları, Gülen Demirkilit’in eşi, Gökmen ve Giray Demirkilit’in babaları, Metin Mesut, Meliha ve merhum Elif Demirkilit’in yeğenleri, Hikmet Demirkilit’in kardeşi Görkem Demirkilit 36 yaşında vefat etti. Merhum, dün Şah Melek Camisiinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.
SEVİM KORUYAN VEFAT ETTİ
Taşlık Mahallesi sakinlerinden Marangoz merhum Rıfat Koruyan’ın eşi, İsmail Koruyan ve Burcu Artam’ın annesi Sevim Koruyan 72 yaşında vefat etti. Merhume; dün Havsa Sokullu Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Havsa İlçe Mezarlığında toprağa verildi.
SÜLEYMAN ERDURAN VEFAT ETTİ
Eski TOKİ sakinlerinden Süleyman Erduran 26 yaşında vefat etti. Merhum; dün Eski TOKİ Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
ALİ ŞİNİK VEFAT ETTİ
Balık Pazarı esnaflarından Ali Baba Kebap’ın sahibi Ali Şinik 80 yaşında vefat etti. Nurten Şinik’in eşi, Mehmet Ali Şinik ve Sevim Kuyuncu’nun babaları, Fatma Şinik ve Hakan Kuyuncu’nun kayınpederleri, Aytaç Yasin’in eniştesi olan merhum; 14 Şubat Cumartesi günü Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
HÜSEYİN AK VEFAT ETTİ
Küçük Döllük Köyü sakinlerinden merhume Firdevs Ak’ın eşi, Mukaddes Kara, Şahin, Serkan ve Erkan Ak’ın babaları Hüseyin Ak 78 yaşında vefat etti. Merhum Cumartesi günü Küçük Döllük Köyü Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
REFİYE OCAK VEFAT ETTİ
Merhum Bahattin Akman’ın eşi, Taner, Figen ve Filiz’in anneleri Refiye Ocak 75 yaşında vefat etti. Merhume; Cumartesi günü Muradiye Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.

Doğa yoksa yaşam yoktur!

Trakya Platformu, bölgede gelecek kuşakları riske sokan, canlılara, yaşam alanlarına, çevreye ve doğaya zarar veren her türlü yıkım projesine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürürken, Türkiye Çevre Platformu; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyadaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelelerini büyütmeye kararlı olduklarını, yeni İliçler yaşanmaması için susmayacaklarını duyurdu.

Türkiye Çevre Platformu’nun “Fırat’ta ve Coğrafyamızda Yeni İliçler Yaşanmasın!” başlıklı bildirisinde “Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen ve milyonlarca ton siyanürlü maden atığının doğaya karışmasına yol açan büyük felaketin üzerinden iki yıl geçti. Ancak geçen süre ne doğanın yaralarını sarabilmiş ne de kamuoyunun vicdanındaki soruları dindirebilmiştir” denilerek şunlara yer verildi:.

“İliç’te yaşananlar yalnızca bir “maden kazası” değildir. Bu olay; doğayı, insan sağlığını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını hiçe sayan bir kalkınma anlayışının kaçınılmaz sonucudur. Bu felaket bir kader değil, açık bir tercihin sonucudur.

Fırat Havzası Hâlâ Risk Altındadır

Çöken liç yığınlarıyla birlikte siyanür, arsenik ve ağır metallerin Fırat Havzası’na yayılma riski ortaya çıkmıştır. Fırat Nehri yalnızca bir su kaynağı değildir; yaşamdır, üretimdir, tarih ve kültürdür.

Havzanın sınır aşan niteliği nedeniyle buradaki her kirlenme yalnızca Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi etkileyen bir ekolojik güvenlik sorunudur. Bu yönüyle yaşananlar açık bir ekolojik yıkım niteliğindedir.

Bugün dahi bilimsel veriler kamuoyuyla tam şeffaflık içinde paylaşılmamış; bölge halkının karşı karşıya olduğu sağlık riskleri bütün yönleriyle ortaya konulmamıştır. Oysa bu tür felaketler, etkileri yıllara yayılan “sessiz zehirlenme” süreçleri yaratmaktadır.

İliç Bir Uyarıdır: Yeni Felaketler Kapıdadır

Türkiye Çevre Platformu olarak uzun süredir siyanürlü altın madenciliğinin yarattığı risklere dikkat çekiyoruz.

Geçtiğimiz yıl Diyadin’de planlanan projelere karşı ekoloji örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz çalışmalar, yalnızca yerel bir itiraz değil, ülke genelinde yükselen bir çevre uyarısıdır.

Bu yıl ise Muş ve Ağrı’da bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştireceğimiz etkinliklerde, Fırat Nehri ve Dicle Nehri havzalarındaki kirlilik tehdidini kapsamlı biçimde ele alacağız.

Çünkü biliyoruz ki; Fırat ve Dicle üzerinde kontrolsüz madencilik ve kirletici faaliyetler sürdükçe yeni İliçlerin yaşanması kaçınılmazdır.

Gerçek Kalkınma Doğayıla Barışık Olmakla Olur

‘Kalkınma’ adı altında yürütülen mevcut model, doğayı tüketilecek bir kaynak; yaşam alanlarını ise feda edilebilir bölgeler olarak görmektedir. Oysa gerçek kalkınma:

Temiz suyla,

Sağlıklı toprakla,

Güvenli gıdayla,

Yaşanabilir bir çevreyle mümkündür.

Ekolojik yıkım pahasına elde edilen hiçbir ekonomik kazanç, toplumun yaşam hakkından daha değerli değildir.

Yetkililere ve Kamuoyuna Çağrımızdır

İliç’teki ekolojik ve sağlık riskleri, bağımsız bilim insanlarının katılımıyla şeffaf biçimde açıklanmalıdır.

Fırat ve Dicle havzalarında siyanürlü madencilik faaliyetleri durdurulmalı; yeni projeler iptal edilmelidir.

Bölge halkı için uzun vadeli ve sistematik sağlık izleme programları oluşturulmalıdır.

Doğa ve toplum yararını esas alan yeni bir çevre politikası hayata geçirilmelidir.

Unutmayacağız, Mücadeleden Vazgeçmeyeceğiz

İliç bize bir gerçeği açık biçimde göstermiştir:

Doğa yoksa yaşam yoktur.

Türkiye Çevre Platformu olarak; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyamızdaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelemizi büyütmeye kararlıyız.

Yeni İliçler yaşanmaması için susmayacağız.”

İKİ ŞİMŞEK, BİR GERÇEK!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz hafta 2025 ADNKS sonuçlarını açıkladı.

Tabloya bakınca insanın aklına şu geliyor:

Edirne’nin nüfusu artmış mı, azalmış mı, yerinde mi saymış?

Resmî cevaba göre artmış.

Edirne’nin nüfusu bir önceki yıla göre 1.191 kişi artarak 421 bin 247’den 422 bin 438’e yükselmiş.

Artış var mı?

Var.

Hissediliyor mu?

Pek sayılmaz.

Hani “arttı mı, arttı sayılır” kıvamında…

**

Merkez, Keşan ve Süloğlu dışında altı ilçenin nüfusu gerilemiş.

Edirne’nin toplamı artıyor gibi görünse de, fotoğrafın arka planı pek öyle söylemiyor.

Asıl çarpıcı veri yaşta.

Türkiye genelinde ortanca yaş 34,9.

Edirne’de ise 41,8.

Aradaki fark bir nesil neredeyse.

Edirne yaşlanıyor.

**

Merkez hâlâ cazibe çünkü okul orada, üniversite orada, hastane orada, kamu orada.

Peki ya ilçeler?

Keşan direniyor.

Diğerleri sessizce eksiliyor.

Köyler yaşlanıyor, beldeler küçülüyor, gençler valiz hazırlıyor.

Belde ve köy nüfusu bir yılda 2.152 kişi azalmış.

Ortalama bir köy nüfusunu 200 kabul ederseniz, bu yaklaşık 10 köyün fiilen boşalması demek.

Sonra dönüp “Neden üretim azalıyor?” diye soruyoruz.

Sonra dönüp “Neden gıdada dışa bağımlıyız?” diye şaşırıyoruz.

**

İşte, geçen hafta 21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek de yaptığı açıklamada tam buna dikkat çekti.

2025 verilerinin kırsaldaki çözülmenin artık kritik eşiğe dayandığını gösterdiğini söyledi.

Köylerin boşalmasının yalnızca kırsalın değil, ülkenin geleceğinin meselesi olduğunu vurguladı.

“Üretmeyen bir toplum ekonomik bağımsızlığını koruyamaz” dedi.

Kırsalda yaş ortalaması yükselirken, genç nüfus tarımdan koparken alarm zilleri çalıyor.

Ama bilirsiniz…

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

Kalan köy sayısı zaten azalırken, kovacak köy bulabilecek miyiz?

Orası da ayrı mesele.

**

Küresel gıda enflasyonu yavaşlıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verileri bunu gösteriyor.

Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon yüzde 1,9’a kadar geriliyor.

Ama bizde durum çok farklı.

TÜİK Ocak ayı enflasyonunu yüzde 4,84 açıkladı.

Yani, daha yılın ilk ayında alım gücü yüzde 4,84 eridi.

Bir de öteki Şimşek var.

Maliye Başkanı Mehmet Şimşek.

Sayın Bakan, artışı hava koşullarına bağlıyor.

**

Emeklisi, asgari ücretlisi bunun üzerine söyleniyor:

-Sanki Euro Bölgesi’nde kar yağmıyor.

-Sanki oralarda rüzgâr esmiyor.

-Sanki çocuk kandırıyor…

**

Bir yanda köyler boşalıyor, bir yanda sofralar küçülüyor

Nasıldı o çocuk şarkısı?

Yağmur yağıyor, seller akıyor…

Vatandaş vitrindeki etiketlere camdan bakıyor!

DÜN — BUGÜN — YARIN

Sayın okurlar dünyaya gelmişiz yaşamak için, ne bırakırsak bizden sonrakiler için kardır. En iyi bırakacağımız şey başımızdan geçen olayların yorumu ve nedeni olur. Bizden sonra gelenler bu konularda ibret alıp, aynı hataları işlemesinler. En iyi analiz, Dün neydi, Bugün ne, Yarın ne olacak? İşte bütün mesele burada. Sizleri bilmem ama benim yaşım doksan oldu, bu zaman dilimini üçe ayırıyorum. 1936-1980 birinci 45 yıl DÜN, 1980-2025 ikinci 45 yıl BUGÜN. 2025’ten sonrası YARIN dan sonrası. Bu yıllar nasıldı ? İşte bu yılların objektif bir görüşle analizini yapıp yorumlayalım.
-DÜN-
Kendimi bildiğimde yaşım 3—4 yaş arası. İyi kötü ihtiyaçlarımı karşılayabiliyordum. Güzel bir evimiz vardı. Tek noksanımız babasızlık. Bu nedenle normal bir gelirimiz olmadığı için geçim sıkıntısı çekiyorduk. Gelirimiz oturduğunuz evin alt iki odasını kiraya vermiştik. Bir de küçük babadan kalma dükkanın kirası vardı. Bunlarla kıt kanaat geçinmek. Zaten o günler Türkiye’nin geneli fakirlik ortamında yaşıyordu. Zengin çok azdı çünkü genç Cumhuriyet, Osmanlı’nın külleri üzerine kurulmuştu. Nüfusumuz 15 milyon, Edirne’nin nüfusu 40 bin, şehirde zengin olan bir kaç Yahudi tüccar, bir de toprak sahibi kimseler. O günlerde iş olarak yapılan ağırlıkta çiftçilik, esnaflık, memurluk, sanayi olmadığı için işçi zümresi pek yoktu.
Geldik kırklı yıllara, Edirne’de motorlu araç olarak Askeriyenin, resmi bir iki otomobil, şahsa ait otomobil toplasan onu geçmez, atlı araba, yedi tanede kamyon, kalanı at, öküz arabası. Edirne’de aydınlatma sokaklar ve evlerin bazıları elektrikle, diğerleri gaz lambası ile. Asfalt yol yoktu, ana yollar şose, mahalle yolları Arnavut kaldırımı, evlerin tamamı ahşap ve fakir bir Belediye.
Geldik 40’lı yıllara, bende ilk okula gitmeye başladım. Beş yaşındayım, söyleneni anlıyorum, en çok konuşulan ve dünyanın başına bela olan Alman’ya savaş çıkaracakmış ve Atatürk ölmüştü. Türkiye’nin yönetimi İsmet İnönü’de. -Paşa – Türkiye müttefiklerin yanında savaş dışı bir devlet, tabi tedbirini alıyor. Muazzaf ve, Yedekler askere alınıyor, Türkiye’nin nüfusu 17 milyon, 800 bin asker barındırıyor. O günlerde tarım ile uğraşan erkeklerdi. Evin erkeği askere alınınca gıda kıtlığı başladı. 225 gramlık ekmek 125 grama indirildi, oda karne ile satılıyordu. İstediğin kadar alamazsın. Akşamları karatma uygulanıyor, saat dokuzdan sonra sokağa çıkılmıyordu.
O günlerde bütün Türkiye fakirdi, bazı kimseler kış günü soğukta ayakkabısız, yalın ayak, karın buzun üstüne basarak yürüyenler vardı. Bende ilkokula ayakkabı alacak paramız olmadığı için nalın giyerek giderdim. İşsizlik zaten iş sahaları yok, okulda gaz maskesi nasıl kullanılır uygulamaları yapılırdı. Bu arada eğitimde çok önemli bir uygulama oldu, Köy Enstitüleri kuruldu.
Neyse zor günleri atlattık, savaş bitti, biraz rahatladık. Türkiye’de politik kıpırdanmalar başladı, çok partili devreye gireceğiz. O güne kadar Cumhuriyet kurulduğundan beri tek parti sistemi uygulanıyordu, o da CHP si idi. Çok partili sisteme girdik, en göze batan parti (DP) Demokrat Partiydi. O güne kadar duymadığımız bir söz — Demokrasi — 1946 da genel seçim yapıldı. CHP kazandı, DP kaybetti çünkü hazırlıklı değildi. Artık savaş sıkıntısından kurtulmuştuk, Türkiye biraz rahatlamıştı. Yatırımlar yavaş işliyordu, iki şehirde üniversite vardı; Ankara ve İstanbul. O günlerde en gözde grup Subaylar ve Memurlardı.
Geldik 1950’li yıllara. İlk okulu bitirmiştim, Sanat Enstitüsüne gidiyordum. Mayıs ayında genel seçim yapıldı, DP büyük çoğunlukla iktidarı kazandı, CHP kaybetti. Bu bir değişimdi. CHP’nin prensibi Devletçilik, DP’ nin özel sektördü. O güne kadar ne yapılmışsa devlet eli ile yapılmıştı. CHP niye kaybetti, CHP de iktidar yorgunluğu vardı, zor günlerin nedenini CHP ye yükleyen halk değişim istiyordu. Neticeden memnundu, yeni bir rejim başlıyordu. Dünyada bir takım değişiklikler oluyordu. Amerikan sempatizanlığı başlamıştı. Derken Kore savaşı patlak verdi, o savaşa asker gönderdik, kahramanlıklar yaptık. 1953 te NATO’ya girdik. Bu örgüt komünist düzene karşı kurulmuştu.
Yıl 1953, o güne kadar köylere traktör girmemişti. Traktör devlet çiftliklerinde ve zengin ağalarda vardı. Bir özel sektör yaratılmıştı, devir Menderes devriydi, sloganı ‘her mahallede bir milyoner yaratacağım’. İyi kötü sanayi hamleleri oluyordu, özel sektör doğuyordu. Sanayi ve işçi zümresi oluşuyordu. DP ile CHP arasında hırçınca sürtüşmeler oluyordu. Bu arada hiç bilmediğimiz şeylerle karşılaşıyorduk; Amerikan sakızı ciklet, tükenmez kalem, Amerikan yardımı sütler, Amerikan filmleri, jet uçakları, ordumuz Amerikan silahları ile donatılıyor, Amerikan eğitimi. Bende Sanat Enstitüsünü bitirdim, Gölcük’te tersane işçiliği yapıyordum. Bu arada İzmir’de Ege Üniversitesi kuruluyor, Kıbrıs olayları oluyordu.
Yatırımlar, hamleler devam ediyor, iktidar DP ile Muhalefet CHP arasında hırçınca sürtüşmeler oluyor, Vatan, Millet cepheleri kuruluyor, gençlik sokaklarda nümayişler yapıyordu. Yıl 1960, İstanbul’da Beyazıt meydanında öğrenci gösterisi sırasında iki öğrenci ölüyor, 27 Mayıs’ta ordu iktidara el koyuyor DP’lileri toplayıp Yassıada’da mahkeme kurup yargılıyor ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatka’nı idam ediyorlar. Türkiye demokrasisi için bir lekeydi.
Yıl 1960, bende Tekniker Okulunu bitirip, Yıldız Mühendis Okulu’nda tahsile başlıyorum. Okulun akşam kısmındayım. Devlet iki yıl askeri idare ile yönetiliyor, gerçekten askeri müdahele gerekirmiydi? Halk DP den çabuk mu bıkmıştı yoksa iktidarı ele geçirmenin bir yolu muydu askeri müdahale. Sonra genel seçimler oluyor CHP kazanıyor, Cemal Gürsel Cumhur Başkanı, İsmet İnönü Başbakan oluyor, 1965 genel seçimler oluyor Adalet PARTİSİ kazanıyor Süleyman Demirel Başbakan. Yeni bir devir yeni bir dönem başlıyor, Demirel dönemi. Demirel Menderes’in bıraktığı yerden devam ediyor, paralı üniversiteler kuruluyor, baraj inşaatları yapılıyor, özel sektör yaratılıyor. Türkiye’de yanlış doğru bir sanayileşme hamlesi uygulanıyor. 1968 yılında Fransa’da Paris’te gençler büyük bir sokak gösterisi yapar, yer yerinden oynar. Bu gösteri diğer Türkiye’de dahil diğer ülkelere de yayılır, solculuk modası başlar, sosyalizm bir moda olur o günün gençleri bu akıma kapılır.
Geldik yetmişli yıllara, politikada sosyalizme de yer veriliyor. Gençlik sağ sol diye ikiye bölünüyor, bilhassa üniversite gençliği sokaklarda numayişler yapıyor, silahlı çatışmalar oluyor. Ordu 12 Mart’ta sıkı yönetim uyguluyor, bir müddet sükunet oluyorsa da yine sağ sol sürtüşmeleri devam ediyor. CHP’de kongrede İsmet İnönü Genel Başkanlıktan düşürülüyor, yerine Bülent Ecevit — Karaoğlan – seçiliyor. Kıbrıs meselesi patlak veriyor, ordumuz denizden, havadan Kıbrıs’a çıkartma yapıyor ve Kıbrıs; Güney Rum bölgesi, Kuzey Türk bölgesi diye ikiye bölünüyor. O günden sonra, bu böyle devam ediyor.
Sağ sol sürtüşmeleri olurken Deniz Gezmiş ve arkadaşları solcuların önderliğini yapıyorlar, her gün ölenler oluyor, ben de Yıldız Mühendis okulundan mezun olmuştum, tabi doğru askere. Askerliğim yetmişli yıllarda bitmişti, sonrası iş hayatı, sağ sol çatışmaları ayyuka çıkmıştı, halk korku ve tedirgindi bir şeyler olmasını bekliyordu olan oldu ve Ordu yönetime el koydu, yıl 12.9.1980.
Hayret edilecek bir olay anarşi, sağ sol çatışması bıçakla kesilmiş gibi bitti. Türkiye sıkı yönetim altında sükunete erdi. Tabi bir takım tutuklamalar, yargılamalar, idamlar, en gözde politikacı Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel Çanakkale’de nezaret altına alınıyor, Cumhurbaşkanı Kenan Evren. Dünü burada bitirelim…

(DEVAM EDECEK)