

15 Eylül 2026 Salı Hudut Gazetesi
Yener Yaveroğlu vefat etti
Sosyal Sigortalar Kurumu emekli bölüm şeflerinden ve Yeniimaret semti sakinlerinden Yener Yaveroğlu 85 yaşında vefat etti.
Merhum; Edirne’nin eski ve köklü ailelerinden merhume Muhsine ve merhum Menmet Yaveroğlu’nun oğulları. Sevinç Yaveroğlu,’nun eşi, Emel Beylikçi, Mehmet Yaveroğlu, ve Gülşah Yaveroğlu’nun babaları, Mehmet Ali Andaç Beylikçi’nin dedesi, Mukadder Topyan ve merhume Talia Demirer’in kardeşleri, Kudret Topyan, Nedim Topyan, Gökhan Demirer ve Gül Demirhan’ın dayılarıydı.
Bir süreden bu yana rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü öğrenilen merhum Yener Yaveroğlu’nun cenazesi dün Alaca Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeniimaret Mezarlığında toprağa verildi.
GÜLÇİN YÜKTAŞIYAN VEFAT ETTİ
Talat ve Tülay Çelik’in kızları, Sedat Çelik’in ablası, Çetin ve merhume Fahriye Yüktaşıyan’ın gelinleri, Harun Yüktaşıyan’ın eşi, Ömer ve Beyza’nın anneleri Gülçin Yüktaşıyan 42 yaşında vefat etti. Merhume dün Karaağaç Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Karaağaç Mezarlığında toprağa verildi.
KEVSER SEZGİNER VEFAT ETTİ
İsmail Sezginer’in eşi, Halil İbrahim Sezginer ve Ahmet Sezginer’in anneleri, Bekir Sezai, Nasır ve Fahrettin Haşimler’in ablaları Kevser Sezginer 71 yaşında vefat etti. Merhume dün Eski Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
‘Komşuluk zayıfladıkça güven de azalıyor’
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, “Birbirimize Neden Güvenmiyoruz?” konusu ele alındı.
Raporda; Türkiye’de toplumsal güvenin mevcut durumu, insanlar arasındaki güven ilişkileri, komşuluk kültürünün zayıflaması, gençlerin mahalleyle bağı, ekonomik şartlar, liyakat ve adaletin toplumsal güven üzerindeki etkileri değerlendirildi. Ayrıca güvenin yeniden inşasında aile, mahalle, ahlak, adalet ve dayanışmanın önemine dikkat çekildi.
TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL GÜVEN KRİZİ
Saadet Partisi tarafından hazırlanan raporla ilgili şu bilgiler paylaşıldı:
Türkiye’de toplumsal güven konusunda ortaya çıkan tablo hepimizi düşündürmelidir. İnsanların birbirine güvenmekte zorlandığı, komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı ve toplumsal bağların giderek aşındığı bir süreçle karşı karşıyayız.
Araştırmalar bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de insanlara güven oranı yalnızca %14 seviyesinde. İnsanlara ne kadar güvendiği sorulan vatandaşlarımızın %36,4’ü “hiç güvenmiyorum” anlamına gelen sıfır puanı veriyor. Toplumun %62,7’si düşük güven aralığında bulunuyor.
Daha da düşündürücü olan, insanların karşısındaki kişinin dürüst davranacağı konusunda yaşadığı tereddüttür. İnsanların fırsat bulduklarında kandırmaya mı yoksa dürüst davranmaya mı çalışacağı sorulduğunda güvensizlik %53,6 seviyesine ulaşıyor.
Bu rakamlar bize güven sorunu ile birlikte toplumumuzdaki ilişkilerin nasıl değiştiğini gösteriyor.
Çünkü güven azalınca insanlar kendi dar çevrelerine çekiliyor. Aile, akraba, hemşehri veya tanıdık üzerinden iş yürütme anlayışı güçleniyor. “Tanıdığın var mı?” sorusu liyakatin önüne geçtiğinde ise toplumsal güven daha da zarar görüyor.
KOMŞULUK ZAYIFLADIKÇA GÜVEN DE ZAYIFLIYOR
Araştırmanın bize gösterdiği çok önemli bir gerçek daha var: İnsanlar birbirleriyle ilişki kurdukça güven artıyor.
Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven oranı %36’ya çıkarken, komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde bu oran %18’e düşüyor. Yani komşuluk ilişkileri güçlendikçe güven de güçleniyor.
Gençlerimizin komşularına en az güvenen kesim olması da üzerinde özellikle durmamız gereken bir başka meseledir. 55 yaş üzerindeki vatandaşlarımızda mahalledeki insanlara güvenenlerin oranı gençlerin neredeyse iki katına ulaşıyor.
Biz şehirlerimizi büyütürken insanlarımızı birbirinden uzaklaştırmamalıyız. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı, aynı mahallede yaşayanların birbirinin derdinden haberdar olmadığı bir şehir hayatı sağlıklı değildir.
GÜVENİN TEMELİ AHLAK VE ADALETTİR
Saadet Partisi olarak toplumsal güven meselesini yalnızca bireysel ilişkilerin problemi olarak görmüyoruz.
Güvenin olduğu bir toplum için insanların hakkının korunması, emeğinin karşılığını alması, kuralların herkese eşit uygulanması ve liyakatin esas alınması gerekir.
Her vatandaşımız “Hakkımı ararsam adalet yerini bulur”, “Çalışırsam emeğimin karşılığını alırım”, “Hak edersem o göreve gelirim” diyebilmelidir.
Milli Görüş’ün “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı bugün her zamankinden daha önemlidir. Ancak ahlak çağrısını adaletten ayrı düşünemeyiz. Ahlaklı insanla birlikte adil bir düzene de ihtiyacımız vardır.
Toplumsal güveni yeniden tesis etmek istiyorsak; adaleti ve liyakati güçlendirmeli, aileyi korumalı, mahalle kültürünü yeniden canlandırmalı, gençlerimizin toplumsal hayata katılımını artırmalı ve insanlar arasındaki dayanışmayı güçlendirmeliyiz.
rapor
Türkiye’de toplumsal güvenin oldukça düşük seviyelerde olması, yalnızca bireyler arasındaki ilişkileri değil; toplumsal dayanışmayı, ekonomik hayatı ve birlikte yaşama kültürünü de olumsuz etkilemektedir. Araştırmalara göre Türkiye’de insanlara güven oranı %14 seviyesinde kalırken, katılımcıların %36,4’ü insanlara güven konusunda “0” puan vermektedir. Toplumun %62,7’si ise düşük güven aralığında yer almaktadır.
Veriler, güvenin eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe arttığını; kadınların erkeklere göre daha temkinli olduğunu ve özellikle gençlerde komşuluk güveninin daha düşük kaldığını göstermektedir. Buna karşılık insanların birbirini tanıması ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi güveni artırmaktadır. Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven %36 iken, seyrek görüşenlerde bu oran %18’e düşmektedir.
Bu tablo, toplumsal güvenin yeniden inşası için adalet, liyakat, sosyal dayanışma, güçlü aile ve komşuluk ilişkilerinin önemini ortaya koymaktadır. Saadet Partisi’nin “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı doğrultusunda; hakkın korunduğu, kuralların herkese eşit uygulandığı ve insanların birbirine güvenebildiği bir toplumsal düzenin güçlendirilmesi gerekmektedir.
BIRBIRIMIZE NEDEN GÜVENMİYORUZ?
Güven, bir toplumu bir arada tutan en önemli değerlerden birisidir. İnsanların birbirine güvenebildiği bir toplumda dayanışma güçlenir, ortak hareket etme imkânı artar ve günlük hayat daha sağlıklı işler.
Güvenin zayıflaması ise yalnızca bireyler arasındaki ilişkileri etkilemez. Aileden mahalleye, çalışma hayatından ticarete, şehir hayatından toplumsal dayanışmaya kadar geniş bir alanda sonuçlar doğurur.
Türkiye’de toplumsal güven konusunda ortaya çıkan veriler, üzerinde önemle durulması gereken bir tabloya işaret etmektedir. İnsanların önemli bir bölümü tanımadığı kişilere güvenmekte zorlanmakta, güven daha çok aile, komşuluk ve tanıdık çevre içerisinde oluşmaktadır.
Bu durum şu temel soruyu gündeme getirmektedir:
Türkiye’de insanlar neden birbirine güvenmiyor ve toplumsal güven nasıl yeniden güçlendirilebilir?
Türkiye İnsanların Birbirine En Az Güvendiği Ülkeler Arasında
Pew Research Center’ın 2025 yılında 25 ülkede yürüttüğü araştırmaya göre Türkiye, insanlara güvenin en düşük olduğu ülke konumundadır.
Araştırmada Türkiye’de insanlara güven oranı yalnızca %14 seviyesinde kalmaktadır.
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması’nın (TGSS) 2024 verileri de bu tabloyu desteklemektedir.
Araştırmada katılımcılardan insanlara ne kadar güvendiklerini 0 ile 10 arasında değerlendirmeleri istenmiştir.
Sonuçlara göre:
• Her üç kişiden birinden fazlası, %36,4’ü, insanlara güven konusunda sıfır puan vermektedir.
• Katılımcıların %62,7’si 0-4 arasında yer almaktadır.
• 6-10 arasında puan verenlerin oranı yalnızca %17,8’dir.
Bu sonuçlar Türkiye’de insanlar arası güvenin oldukça düşük bir seviyede bulunduğunu göstermektedir.
Daha dikkat çekici olan ise toplumun önemli bir bölümünün yalnızca temkinli davranmaması, güven konusunda en düşük seçenek olan “0” cevabını vermesidir.
“Fırsatını Bulursa Beni Kandırır” Düşüncesi
Toplumsal güvenin önemli göstergelerinden biri de insanların karşılarındaki kişinin dürüst davranacağına inanıp inanmamasıdır.
TGSS kapsamında katılımcılara insanların fırsat bulduklarında kandırmaya mı yoksa dürüst davranmaya mı çalışacakları sorulmuştur.
Bu soruda güvensizlik %53,6 seviyesinde ölçülürken yüksek güven tarafında bulunanların oranı %22,5 seviyesinde kalmaktadır.
Bu sonuç, toplumsal ilişkiler açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir problemi göstermektedir.
Bir insan tanımadığı bir kişiyle karşılaştığında ilk olarak “Bana zarar verir mi?”, “Beni kandırır mı?” veya “Bundan nasıl korunabilirim?” diye düşünüyorsa sosyal ilişkiler giderek daha fazla tedbir üzerine kurulmaya başlar.
Güvenin yerini şüphe aldığında ise insanlar arasındaki mesafe büyür.
Güvensizliğin Toplumsal Maliyeti
Güven, gündelik hayatın görünmeyen altyapısıdır.
Esnaf ile müşteri, çalışan ile işveren, komşular arasındaki ilişkiler belirli bir güven duygusu üzerine kurulmaktadır.
Güven azaldığında insanlar tanımadıkları kişilerle ilişki kurmak yerine ailelerine, akrabalarına, hemşehrilerine veya yakın çevrelerine yönelmeye başlayabilir.
Böylece toplumsal ilişkiler daha dar çevreler içerisinde şekillenebilir.
Bu durum zaman içerisinde “tanıdık” ilişkilerinin önem kazanmasına, objektif kurallar yerine kişisel bağlantıların öne çıkmasına ve kayırmacılığın normalleşmesine zemin hazırlayabilir.
Güvenin zayıf olduğu toplumlarda her anlaşmanın daha fazla teminata, her iş ilişkisinin daha fazla tanışıklığa ihtiyaç duyması ekonomik ve sosyal hayatı da zorlaştırır.
Dolayısıyla toplumsal güvensizlik yalnızca insanlar arasındaki ilişkilerin değil, toplumun işleyişinin tamamının meselesidir.
Eğitim ve Gelir Yükseldikçe Güven Artıyor
TGSS verilerinin ortaya koyduğu dikkat çekici sonuçlardan biri eğitim seviyesi ile güven arasındaki ilişkidir.
Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe insanlara duyulan güven de yükselmektedir. Bu farklılık ilkokuldan lisansüstü eğitime doğru kademeli şekilde artmaktadır.
Eğitim, insanların kendilerinden farklı sosyal çevrelerle karşılaşmasını sağlayabilmektedir. Farklı düşüncelere ve hayat tecrübelerine sahip insanlarla temas etmek, önyargıların azalmasına ve birlikte yaşama kültürünün gelişmesine katkı sağlayabilir.
Araştırmada gelir düzeyi yüksek olanların da insanlara daha fazla güvendiği görülmektedir.
Bu durum ekonomik şartlar ile toplumsal güven arasındaki ilişkinin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.
Geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı ve ekonomik rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda insanlar arasındaki dayanışma duygusunun korunması daha da önem kazanmaktadır.
Bu nedenle toplumsal güven meselesi aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.
Kadınlar İnsanlara Daha Az Güveniyor
Araştırmanın önemli sonuçlarından biri kadınlarla erkekler arasındaki güven farkıdır.
İnsanlara güven puanı;
kadınlarda ortalama 2,7/10,
erkeklerde ise 3,3/10 düzeyindedir.
Kadınların insanlarla iletişimlerinde erkeklerden daha temkinli bir yaklaşım sergiledikleri
görülmektedir.
Komşuluk İlişkileri Güveni İki Katına Çıkarıyor
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri komşuluk ilişkilerinin sıklığı ile mahalleye duyulan güven arasındaki bağlantıdır.
Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güvenenlerin oranı %36’ya yükselmektedir.
Komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde ise bu oran %18’e gerilemektedir.
Aradaki fark oldukça dikkat çekicidir.
İnsanların birbirleriyle temas etmesi, konuşması ve ortak hayatı paylaşması güveni güçlendirmektedir.
Bu nedenle mahalle yalnızca insanların evlerinin bulunduğu fiziki bir alan olarak görülmemelidir.
Mahalle aynı zamanda insanların birbirini tanıdığı, ihtiyaç sahiplerinin fark edildiği, çocukların birlikte büyüdüğü, yaşlıların gözetildiği ve dayanışmanın yaşatıldığı sosyal bir çevredir.
Komşuluk zayıfladığında güven de zayıflamaktadır.
Gençler Komşularına Daha Az Güveniyor
Araştırmaya göre gençler komşularına en az güvenen kesimdir.
55 yaş üzerindeki kişilerde mahallesindeki insanlara güvenenlerin oranı gençlerin neredeyse iki katına ulaşmaktadır.
Bu sonuç nesiller arasında mahalle ve komşuluk ilişkilerinin değiştiğini göstermektedir.
Özellikle dijitalleşmeyle birlikte sosyal ilişkilerin önemli bir kısmının dijital ortamlara taşınması, gençlerin yaşadıkları mahalleyle kurdukları ilişkiyi de değiştirmektedir.
Bir genç dünyanın başka bir bölgesindeki insanlarla her gün iletişim kurabilirken aynı apartmanda yaşayan komşusunu tanımayabilmektedir.
Bu nedenle gençlerin yaşadıkları mahalle ve şehirle bağlarını güçlendirecek sosyal, kültürel ve gönüllülük faaliyetlerinin artırılması önemlidir.
Aynı Mahallede Uzun Süre Yaşamak Güveni Artırıyor
Araştırmaya göre çocukluğundan beri aynı yerde yaşayanlar, sonradan taşınanlara göre mahallelerindeki insanlara daha fazla güvenmektedir.
Üstelik bu farklılık farklı yaş gruplarında da aynı yönde devam etmektedir.
Bu sonuç aidiyet duygusunun toplumsal güven açısından önemini göstermektedir.
İnsan yaşadığı çevrede uzun süre kaldıkça komşularını, esnafı ve mahallenin sosyal yapısını daha yakından tanımaktadır.
Tanışıklık arttıkça belirsizlik azalmakta, belirsizlik azaldıkça güven güçlenmektedir.
Bu nedenle şehir politikalarında insanların yalnızca barınması değil, yaşadıkları yere aidiyet geliştirebilmesi de önemsenmelidir.
Güven Krizi Kayırmacılığı Besleyebilir
Toplumsal güvenin düşük olduğu ortamlarda insanlar kendilerini güvence altına almak için tanıdık çevrelere yönelmektedir.
Aile, akrabalık, hemşehrilik ve arkadaşlık ilişkileri böyle durumlarda daha önemli hale gelebilmektedir.
Bu ilişkiler dayanışma açısından değerli olmakla birlikte kamusal ve ekonomik ilişkilerin yalnızca tanışıklık üzerinden yürütülmesi başka sorunlara yol açabilir.
“Tanıdığın var mı?” sorusunun liyakatin önüne geçtiği bir toplumsal düzen güveni daha da zayıflatır.
Bu nedenle liyakat yalnızca kamu yönetiminin değil, toplumsal güvenin de temel meselelerinden biridir.
İnsanlar hak edenin hakkını aldığına, kuralların herkese eşit uygulandığına ve kişisel ilişkilerin sonucu belirlemediğine inanmalıdır.
Aile, Mahalle ve Güven
Güven duygusunun ilk öğrenildiği yer ailedir.
Çocuk; sözünde durmayı, emanete sahip çıkmayı, başkasının hakkına riayet etmeyi, paylaşmayı ve yardımlaşmayı ilk olarak ailesinde öğrenir.
Bu değerler daha sonra mahalle, okul ve toplum içerisinde gelişir.
Dolayısıyla aile bağlarının ve mahalle ilişkilerinin zayıflaması toplumsal güven açısından
da dikkate alınması gereken bir süreçtir.
Milli Görüş Perspektifinden Toplumsal Güven
Milli Görüş anlayışının temelinde “Önce Ahlâk ve Maneviyat” ilkesi bulunmaktadır.
Toplumsal güven meselesi de bu anlayıştan bağımsız düşünülemez.
Çünkü güven yalnızca hukuki düzenlemelerle oluşturulabilecek bir değer değildir.
İnsanların birbirlerinin hakkına riayet ettiği, emanete sahip çıktığı, verdiği sözde durduğu, kamu malını koruduğu ve kendisi için istediğini başkası için de istediği bir toplumsal ahlaka ihtiyaç vardır.
Ancak ahlak çağrısı tek başına yeterli değildir.
Aynı zamanda adaletin tesis edilmesi gerekir.
İnsanlar;
hakkının yenilmeyeceğine,
emeğinin karşılığını alacağına,
kuralların herkese eşit uygulanacağına,
liyakat sahibinin önünün açılacağına
ve ihtiyaç duyduğunda toplum tarafından
yalnız bırakılmayacağına
inanmalıdır.
Adaletin zayıfladığı yerde güvenin güçlü kalması mümkün değildir.
Bu nedenle toplumsal güvenin yeniden inşası, ahlak ve adaletin birlikte güçlendirilmesini gerektirmektedir.
Çözüm Önerileri
1. Adalet ve Hukuk Güveni Güçlendirilmelidir
Kurallar kişilere göre değişmemeli, vatandaşlar hak aradıklarında adaletin işleyeceğinden emin olmalıdır.
2. Liyakat Esas Alınmalıdır
Kamuda ve çalışma hayatında kişisel ilişkiler değil ehliyet, liyakat ve emek belirleyici olmalıdır.
3. Sosyal Adalet Güçlendirilmelidir
Ekonomik şartların toplumsal güven üzerindeki etkisi dikkate alınmalı; gelir dağılımında adaleti ve sosyal dayanışmayı güçlendiren politikalar uygulanmalıdır.
4. Mahalle Kültürü Yeniden Canlandırılmalıdır
Yerel yönetimler mahalle ölçeğinde insanların birbirleriyle tanışmasını sağlayacak sosyal ve kültürel faaliyetleri desteklemelidir.
5. İnsanları Buluşturan Şehirler Kurulmalıdır
Parklar, mahalle meydanları, kültür merkezleri, spor alanları ve ortak sosyal mekânlar şehir planlamasının temel unsurları arasında yer almalıdır.
6. Komşuluk İlişkileri Desteklenmelidir
Mahalle dayanışması, gönüllülük faaliyetleri ve yerel sosyal destek mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır.
7. Gençlerin Mahalleyle Bağı Güçlendirilmelidir Gençlerin sosyal sorumluluk ve gönüllülük
çalışmalarında aktif rol alabilecekleri yerel modeller geliştirilmelidir.
8. Aile Kurumu Desteklenmelidir
Aile içi iletişimi ve kuşaklar arası dayanışmayı güçlendirecek sosyal politikalar uygulanmalıdır.
9. Eğitimde Ahlak ve Değer Boyutu
Güçlendirilmelidir
Eğitim yalnızca akademik başarıya odaklanmamalı; dürüstlük, adalet, sorumluluk, yardımlaşma, merhamet ve emanete riayet gibi değerleri de güçlendirmelidir.
10. Kadınların Kendilerini Güvende Hissettikleri Şehirler Oluşturulmalıdır
Kamusal alanların güvenliği, ulaşım ve şehir planlamasında kadınların güvenlik algısı dikkate alınmalıdır.
11. Toplumsal Kutuplaşmayı Azaltacak Bir Dil Benimsenmelidir
Farklı düşüncelere sahip insanların birbirlerini tehdit olarak değil, aynı toplumun eşit mensupları olarak görebilecekleri bir toplumsal iklim oluşturulmalıdır.
12. Sivil Toplum ve Yerel Dayanışma Güçlendirilmelidir
İnsanların ortak meseleler etrafında buluşabilecekleri sivil toplum, gönüllülük ve dayanışma mekanizmaları desteklenmelidir.
‘Diploma iş sağlamıyor’
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, ilk ve orta dereceli okullar ile üniversitelerde yeni öğretim yılının başlaması nedeniyle gençlerin ve ailelerinin yaşadığı ekonomik ve yapısal çıkmazları değerlendirdi. Meriç, “Yükseköğrenim ile istihdam arasındaki bağın tamamen koparılması sonucunda diploma, artık gençlerimize ne yazık ki bir istihdam güvencesi sağlamamaktadır” dedi.
‘‘ÖĞRENCİLERİMİZİN VE GENÇLERİMİZİN ACI ÇIKMAZI’’
Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Eylül ayı itibarıyla yüz binlerce gencimiz büyük umutlarla ve hayallerle yeni eğitim öğretim yılı ve akademik yıl için okullara ve üniversite sıralarına oturuyor, ancak bugünün soğuk iktisadi gerçekliği, gençlerimize ve ailelerine ne yazık ki son derece ağır ve acı bir tabloyu göstermektedir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye, üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranının genel işsizlik oranının üzerine çıktığı dünyadaki tek ülke konumundadır. Yükseköğrenim ile istihdam arasındaki bağın tamamen koparılması sonucunda diploma, artık gençlerimize ne yazık ki bir istihdam güvencesi sağlamamaktadır” dedi.
Meriç şunları söyledi:
Kimi siyasetçiler ve halkın belli bir kesimi ise sokaklarda kolayca “gençler iş beğenmiyor” söylemine sığınmaktadır.
Oysa sorun gençlerin iş beğenmemesi değil; sistemin teknik yapısının, emek arzının veya gençlerin bireysel yetersizliğinin iflas etmiş olmasıdır.
Nitelikli Emek İstemeyen Büyüme ve Orta Sınıfın Çöküşü
Türkiye’de sanayi ve hizmet sektörü yüksek teknolojiye ve nitelikli emeğe dayalı bir büyüme sergilememektedir. İŞKUR araştırmalarına göre işverenlerin %68,4’ü pratik beceri, %59,6’sı iş deneyimi ararken; teorik bilgi ve diploma en son sıralarda yer almaktadır. Sistem sürekli diploma üretmekte, özellikle “apartman üniversitelerinin” varlığı ile herkes kâğıt üstünde üniversite mezunu olmakta; ancak yüksek nitelik gerektiren üretken işler yaratılamamaktadır.
Bu durum ise Zafer Partisinin benimsediği iktisat anlayışına göre irdelediğimizde ise, sınıfsal bölüşüm şoku burada tüm çıplaklığıyla belirginleşmektedir: İstanbul Planlama Ajansı (İPA) verilerine göre üniversite mezunları artık kendilerini “orta sınıf” değil, “eğitimli alt sınıf” veya prekarya (güvencesizler) olarak tanımlamaktadır. 2011-2023 döneminde profesyonel meslek mensuplarının esas iş gelirindeki artış, tüm meslek grupları arasındaki en düşük artış olmuştur. Bu durum bize yükseköğrenimin dikey sınıfsal hareketlilik sağlama gücünü tamamen yitirmiş olduğunu açıkça göstermektedir.
NEET Krizinde Toplumsal Cinsiyet Boyutu
Türkiye’de 2,6 milyonu aşkın ne eğitimde ne istihdamda olan “ev genci” (NEET) bulunmakta ve ülkemiz %22,5 ile Avrupa Birliği ortalamasının iki buçuk katı oranla zirvede yer almaktadır. Yaş ilerledikçe bu durum kronikleşmektedir. En ağır tablo ise yaş aralığında her 10 yükseköğretim mezunu genç kadından 4’ünün (%40’tan fazlasının) ne eğitimde ne istihdamda olmasıdır. Bakım yükleri ve esnek-güvencesiz çalışma modelleri, kadın emeğini piyasa dışına itmektedir.
İktidarın duyurduğu İŞKUR GÜÇ programları ve esnek çalışma modelleri çözümü piyasa uyumunda ararken; İşsizlik Sigortası Fonu kamu kaynaklarıyla sermayenin ucuz ve esnek işgücü maliyetlerini sübvanse etmektedir. Kalıcı ve güvenceli kamusal istihdam yerine, güvencesiz ve esnek emek “workfare” (çalışma karşılığı sosyal yardım) rejimine dönüştürülmektedir.
İsraf Edilen Beşeri Sermaye ve Beyin Göçü
Efektif talep yaratılmadığı ve sermaye birikimi düşük katma değerli faaliyetlerde yoğunlaştığı için gençlerimiz uzun süreli işsizlikle baş başa kalmaktadır. Yükseköğretim mezunlarının istihdama katılamaması devasa bir beşeri sermaye israfıdır. Olumsuz iş tecrübeleri gençlerde geleceğe dair umutsuzluk yaratarak iş aramaktan vazgeçmeye ya da nitelikli beyinlerin de “giderlerse gitsinler” anlayışı ile yurt dışına kaçışına (beyin göçü) yol açmaktadır.
Ne Yapılmalı? Zafer Ekonomisi ve Planlı Kalkınma Şarttır
2026 yılının Eylül ayında eğitim öğretim ve akademiye, okul ve üniversitelere adım atan gençlere sunulan “okursan kurtulursun” söylemi piyasa şartlarında tamamen çökmüştür. Uluslararası alanda edindiğim akademik birikimim ve Zafer Partisinin iktisat anlayışıyla çok net ifade ediyoruz ki; çözüm gençleri esnek ve güvencesiz işlere “uyumlulaştırmak” değildir.
Parti programımızda da vurguladığımız üzere:
• Ülkemizi AVM’ler ülkesinden, yerli ve yüksek katma değerli üretim yapan fabrikalar Türkiye’sine dönüştüreceğiz.
• Devlet Planlama Teşkilatı’nı yeniden kurarak israf ekonomisine son vereceğiz.
• Doğrudan istihdam garantisi programları ve hak temelli bir gelir/sosyal koruma rejimi inşa edeceğiz.
• Anadolu Kalesi projemizle sınırlarımızı koruyacak, sığınmacı ve kaçak krizini akılcı politikalarla sonlandırarak iç piyasadaki huzuru ve ekonomik dengeyi yeniden tesis edeceğiz.
Gençlerimizin gözündeki umutsuzluğu bitirmeye, bu ülkeyi hak ettiği refaha, liyakate ve tam bağımsızlığa kavuşturmaya kararlıyız. Yurdun dört bir yanında bu ülkenin evlatlarına hak ettikleri onurlu geleceği mutlaka sunacağız!
DÖNGÜ 1
Geç de olsa anne olduğunda ilk evladı kadar hiçbir şeyi daha fazla sevemeyeceğini düşünmüştü.
Ard arda ikisi kız, biri erkek olmak üzere dört evladının da sevgisinin aynı olduğunu duyumsadı yıllar içinde.
İlk torunu olduğunu dün gibi anımsıyordu bu hastane yatağında. Evlatlarından çok da ilk torununu sevdiğini unutmamıştı, sonraki torunlarını da ayni oranda sevmişti. Oysa şimdi torunun da baba olduğunu görmüş en tatlısı da torunumun evladı diye düşünüyordu bu hastane yatağında.
“Zor kalkarım artık ben buradan” diye hayıflandı etrafına yorgun gözlerle bakarak. Bütün gece dinmeyen, her gün biraz daha artan ağrıları yüzünden uyuyamadığı gibi başından bir an bile ayrılmayan büyük kızını da uyutmamıştı sabaha kadar.
Sabahın erken saatlerinde en küçükleri Recep yetişti hızır gibi. Yorgunluktan çökmüş ablasını dinlenmek için evine gönderdikten sonra gülümseyen gözleriyle baktı anasına:
“Nasılsın anam, bugün daha iyi gördüm seni.”
“Ne iyiliği be kızanım, zor kalkarım ben artık ayağa, ölüm çıkar bu hastaneden, nerde küçük ablan bana çorba getirecekti” diye fısıltıyla çıktı sesi. Gıcırtıyla açılan hastane odasında çorba getiren kızını görür gibi olduğunda tekrar uykuya dalıverdi.
İflas etmişti böbrekleri. Bir yıl önce bütün tedavi önerilerine karşı çıkmış, büyük kızının evinde altı aylık sıkı bir ilaç ve yiyecek programı sonunda ayağa kalkmayı başarmış, yaz başında komşularıyla sokağın önünde sohbetlere bile başlamıştı. “İyileştim artık, ilaç milaç vermeyin bana” diyerek devam etmesi gereken tedaviye bile son vermişti kendince.
Sonunda zorlanan böbrekleri onu tekrar yatağa bağladığında artık geri dönüşün zor olacağını o da anlamış ama iş işten geçtiğini de hissetmişti. “Kader neyse onu yaşarım” diye düşünürken artan ağrıları yüzünden yine hastane odalarına sığınmıştı.
Geceler boyunca süren ağrıları izin verdiğinde kuş uykusuna yatar gibi uyuyabildiği anlarda çocukluğunu, gençliğini, yaşam mücadelesini rüyalarında görüp sayıklayarak uyanıyordu artık. Gözlerini açtığı gibi yanında olan evladından çok orada olmayanların isimlerini sayıklıyor, hepsini yanında görmek istiyordu.
“Daha dün gibiydi” diye kendi kendine sayıkladı gecenin bir yarısı. Çocukluğu, gençliği, ilk annelik yıllarını geçirdiği Balkan köyünün zorluklarını anımsayarak ufladı yatağında. Neydi o sabahtan akşama kadar ölesiye çalıştığı yıllar. Bir taraftan tarla günleri, bir ahır hayvanla uğraşları, sütü, yoğurdu, yayığı bitmeden günde üç defa köyün dışından bakır ağacı ile su taşımaları. Koca dersen işten başka bir şey düşünmez, bütün yükü karısının üzerine bırakırdı.
Yıllar sonra Edirne’yi göç etmeleri. Kira evlerinde geçen uzun yıllardan sonra ağırdan bozma bir evde bir daha annelik mutluluğunu tatmıştı.
Gözlerini açtığında o son doğurduğu evladını karşısında görünce gülümsemekten kendini alamadı.
“Anam benim” diyerek yanağına öpücük konduran *sonka’sına bir daha mutluluk gözleriyle baktı.
Doğan güneş hastane camlarını aydınlatmaya başlamıştı. Yeni bir gün başlıyordu hastane odasında, “sırayla gelir kızanlarım ziyarete beni bugün de” diyerek gözlerini doğan güneşe çevirdi.
—
*sonka; Doğan son evlat için Trakya’da söylenen bir söz.
Kayseri İkinci El Eşya Alım ve Satım
Bir eşyayı elden çıkarmak çoğu zaman zor bir karardır. Umut Spot bu süreci kolaylaştırmayı kendine görev edinmiştir. Kayseri ikinci el eşya konusunda yılların verdiği tecrübeyle hareket ederler. Her eşyaya gerçek değerinde bir fiyat teklif etmeye özen gösterirler.
Ekip, işine sadece bir alışveriş gibi bakmaz. Eşyanın hikayesini dinler, durumunu yerinde inceler. Koltuktan beyaz eşyaya, ofis mobilyasından küçük ev aletlerine kadar geniş bir yelpazede alım yaparlar. Karar verdikten sonra fazla oyalamazlar; teklifi sunar, anlaşma sağlanırsa ödemeyi hemen yaparlar.
Taşınma mı Var, Dükkan mı Kapanıyor?
Ev taşınması, ofis boşaltma ya da bir işyerinin kapanması gibi durumlar genelde stresli geçer. Umut Spot böyle zamanlarda devreye girip yükü hafifletir. Büyük parçaların taşınmasında da destek olurlar, müşteriyi tek başına bırakmazlar. Kayseri’nin farklı ilçelerinden gelen talepleri geri çevirmeden değerlendirirler.
Şeffaflık onlar için önemli bir ilkedir. Bir eşyanın neden o fiyata alındığını açıkça anlatırlar, üstünkörü davranmazlar. Saklı bir ücret ya da sürpriz bir kesinti söz konusu olmaz. Bu yaklaşım, zamanla sabit müşteri kitlesi oluşturmalarının da temel sebebidir.
Sadece Almıyorlar, Satıyorlar da
İşin bir yanında satış, diğer yanında alım var. Bütçesine uygun sağlam eşya arayanlara da kapılarını açarlar. Az kullanılmış, hâlâ işlevini koruyan ürünleri makul fiyatlarla sunarlar. Böylece hem elinden çıkarmak isteyen hem de ihtiyacı olan taraf aynı çatı altında buluşur.
Kayseri ikinci el eşya deyince akla gelen isimlerden biri olmalarının arkasında, bu türden küçük ama tutarlı tercihler yatıyor.
İkinci el eşya alım ve satımı ile ilgili detaylı bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Gazeteci Berk Söylemez unutulmadı
Olgay GÜLER
Edirne’de geçirdiği kaza sonrası yaşamını yitiren TRT Haber kameramanı ve Edirne Haber Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Berk Söylemez, vefatının 3’üncü yılında mezarı başında anıldı.
Kentte, 27 Ağustos 2023’te, İlhami Ertem Caddesi üzerinde elektrikli bisikletiyle seyir halindeki Söylemez, park halindeki takside sürücünün açtığı kapıya çarparak ağır yalandı. Ambulansla Trakya Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırılan Söylemez, aynı gün Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Söylemez, burada 17 günlük yaşam mücadelesini kaybetti.
Söylemez için Yeni Şehir Mezarlığı’nda, vefatının 3’üncü yıldönümünde anma töreni gerçekleştirildi. Törene Söylemez’in ailesi, Anadolu Ajansı Edirne Bölge Müdürü Salih Baran, TRT Haber Edirne Temsilcisi Yavuz Demir, Edirne Gazeteciler Derneği Başkanı Gökhan Tuzladan, Edirne Belediyesi Özel Kalem Müdürü Şafak Kılıç ve gazeteciler katıldı.
Anma programında, Söylemez anısına Kuran okundu, dualar edildi.
TIR sürücülerinden ‘mücadele’ fişeği!
Olgay GÜLER
Karayolları Taşımacılık ve Emekçileri Sendikası (KATAŞ-SEN) ve Uluslararası Şoförler Derneği’ne bağlı TIR sürücüsüleri, yurtdışında 90 ile 180 gün arasında sınırlandırılan ‘Schengen Vizesi’ uygulaması ve özlük haklarıyla ilgili Kapıkule Sınır Kapısı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Türkiye’nin ihracat yükünü çeken TIR sürücüleri, yurtdışında ve Türkiye’de yaşadıkları sorunları dile getirmek üzere Kapıkule Sınır Kapısı yakınlarında bir TIR parkında bir araya gelerek, basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına KATAŞ-SEN, Uluslararası Şoförler Derneği ve Yapı Yol İş Sendikası da destek verdi. Açıklamaya KATAŞ-SEN Genel Başkanı Şahin Başaraner, Uluslararası Şöforler Derneği Başkanı Fikri Beran, Yapı Yol İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Adnan Akyol ve Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak da katıldı.
‘POTANSİYEL GÖÇMEN SAYILIYORUZ’
Basın açıklamasını okuyan Barış Kaya, sürücülerin Avrupa’da ‘potansiyel göçmen’ olarak görüldüklerini ve Schengen vizelerinin 90 ile 180 gün arasında kısıtlandığını söyledi. Kaya, “Anadolu topraklarının evlatlarıyız; evimiz, yurdumuz burasıdır. Hiçbir şoförün Avrupa’ya yerleşmek gibi bir gayesi yoktur. Buna rağmen Avrupa Birliği yetkilileri, kimi 10 yıldır, kimi 40 yıldır bu hatlarda alın teriyle direksiyon sallayan tecrübeli şoförlerimizi potansiyel göçmen ve sığınmacı saymakta, 90/180 gün Schengen kısıtlamasıyla çalışma hakkımızı gasp etmektedir. Bizi vize kotalarıyla evlerimizde zorunlu işsizliğe ve açlığa mahkûm eden bu akıl dışı uygulamaya derhal son verilmelidir” dedi.
‘PATRONLARIN İKİ DUDAĞI ARASINDAYIZ’
Şoförlerin kazançlarının, patronların iki dudağı arasına terk edildiğini belirten Kaya, “Sömürü sadece sınırlarda bitmiyor. Gece gündüz demeden canını yola koyan, milyonluk yükleri hedefine ulaştıran şoförlerin maaşları resmiyette asgari ücretten gösterilmekte, gerçek kazançları patronların iki dudağı arasına terk edilmektedir. Bu bordro hilesi yüzünden meslektaşlarımız emekli olduklarında sefalete mahkûm edilmektedir. Sektörü kilitleyen vize zulmüne, patronların bordro oyunlarına ve sınır kapısındaki insani şartlardan uzak tabloya karşı bugün buradayız” diye konuştu.
’14 EYLÜL BİR MÜCADELENİN BAŞLANGICI’
Kaya, 14 Eylül’ün sadece bir basın açıklamasından ibaret olmadığına vurgu yaparak, “14 Eylül sadece bir basın açıklaması değildir. Şoförlerin insanca çalışma koşulları sağlanana, Avrupa Birliği’nin 90- 180 gibi vize zulmü son bulana, şoför meslek kanunu çıkarılıp şoförler kurallı güvenceli iş düzenine kavuşana kadar devam edecek olan bir mücadelenin başlangıcıdır. Bu süreç boyunca gerek kapılar, TIR parkları, gerek Büyük Millet Meclisi, bakanlıklar şoförün haklarını savunmak için eylem alanı olacaktır. Bizler insanca çalışma ve insanca yaşama için her yerde olacak ve mutlaka kazanacağız” şeklinde konuştu.
‘HİÇBİR ŞOFÖR YALNIZ YÜRÜMEYECEK’
Sürücülerin acil ve vazgeçilmez taleplerini de sıralayan Kaya, “Uluslararası Ulaşım İşçisi Statüsü: AB’nin “potansiyel göçmen” yaklaşımı son bulmalı; 90/180 gün Schengen kısıtlaması kaldırılarak şoförlere uluslararası çalışma muafiyeti tanınmalıdır. Taban maaş hakkı yasal güvenceye alınmalı; şoförün gerçek kazancı bordroya yansıtılarak emeklilikte sefalet çekmesine son verilmelidir. Şoför Meslek Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Direksiyon başındaki tüm kazalar ve ölümler iş kazası iş cinayeti olarak tanımlanmalıdır. Vize veya operasyonel aksaklıklar nedeniyle yurt inde çalışan veya evinde bekletilen şoförün maaşı, sosyal hakları ve SGK primi eksiksiz ödenmelidir. İşten ayrılan şoförün vizesini iptal ettirerek başka iş bulmasına engel olan patronlara ağır idari ve mali yaptırımlar uygulanmalıdır. Sınır kapılarına ücretsiz WC, duş ve sağlık kabinleri kurulmalı; yol üstü tesislerde şoför indirimi ve tavan fiyat zorunlu olmalıdır. Direksiyon başındaki tüm şoför kardeşlerimize çağrımızdır: Meslek onurumuza, geleceğimize ve ekmeğimize sahip çıkmak için kenetlenme zamanıdır. Sınırda insansızlığa terk edilen hiçbir şoför yalnız yürümeyecektir” ifadelerini kullandı.
Yeni Parti’de delegeler belirlendi!
Olgay GÜLER
Yeni Parti Edirne il teşkilatında başlayan kongre sürecinde, hafta sonu gerçekleştirilen seçimlerle kent merkezindeki 28 mahalleden seçilen toplam 362 delege belirlendi.
Yeni Parti Edirne Merkez İlçe Başkanlığı’nda kongre süreci kapsamında gerçekleştirilen delege seçimlerinde cumartesi günü 16, Pazar günüyse 12 mahallede sandık kuruldu. Parti üyeleri, iki gün boyunca il başkanlığında kurulan sandıklara giderek mahallelerini kongre sürecinde temsil edecek delegeleri seçti. Yoğun katılımla gerçekleştirilen seçimlerin tamamlanmasının ardından Yeni Parti’nin Edirne merkezdeki 28 mahallesinin delege listeleri kesinleşti.
Mahalleler ve delegelerin isimleri şu şekilde oluştu:
MENZİLAHİR MAHALLESİ
Okan Altıok, Sinan Güldan, Aydın Gümüşdağ, Aytaç Örs, İlayda Özgostak
UMURBEY MAHALLESİ
Onur Kumlu, Yunus Kütük, Nazmi Sürücümiş, Oğuzhan Tiktaş
ÇAVUŞBEY MAHALLESİ
Eyüp Çelik,Ulaş Dönmez, Erdoğan Gezen, Zeynep Gezen, Güney Karabacak, Eren Kısaç, Semanur Tavukçu
MEYDAN MAHALLESİ
Melike Biçer, Özmen Güldan, Selcan Gülöz, Özer Gür,Mahmut Can Papiroğlu, Erdoğdu Zangalı
İSTASYON MAHALLESİ
Zuhal Azseven, Kerem Gülter, Mustafa İleri, Savaş Vardar, Bilge Nur Yılmaz, Halit Paşa Yılmaz, Nedim Yılmazoğulları,Fatih Yüzer
KARAAĞAÇ MAHALLESİ
Erkan Balgamış, Alahatti Ceylan, Sergen Işıklar, Göktürk Kerez, Sercan Oktay
YILDIRIM BEYAZIT MAHALLESİ
Umut Çalışkan, Ceren Fidancı, Civan Er Kereci
YILDIRIM HACI SARRAF MAHALLESİ
Göktay Özkan,Hüseyin Kircan
YENİİMARET MAHALLESİ
Cengiz Bulut, İlker Deviren, Anıl Sütlü, Yıldız Küday
KURTULUŞ MAHALLESİ
Murat Bakantepe, Ayla Bulut, İsmail Ekici, Selçuk Gül, Aycan Gülsün, Bülent Kantur, Tolga Karstır, Mustafa Kıran, Şenay Okucu, Erkan Orak, Melih Özer, Mehmet Sarvanlardan, Mehmet Ünsal Sidim, Şener Şentürk, Çağatay Can Tasmalı
NİŞANCIPAŞA MAHALLESİ
Tugay Cicikler, Sude Çolak, Metin Deniz, Turhan Fulürya, Berk İlktan, Birkan Kirez, Mustafa Kumaş, Gamze Onukar , Selami Özcan, Büşra Sarı , Göksel Satır, Erdoğan Taşın, Serdal Tavşantepe
BARUTLUK MAHALLESİ
Burak Altıok, Boran Demirel, Gizem Arı Güler, Hüseyin Hayırlı, Nilay İska, Emrah Patron, Fikret Can Şavurdan, Feridun Tunca, Gurbet Tutuşturan
ABDURRAHMAN MAHALLESİ
Uğur Akagündüz, Ahmet Kıvanç Azseven, Cengiz Başyurt, Hilal Bilgenoğlu, Tuana Eylül Bulut, Hasan Çalışkan, Bahattin Çöpoğlu, Ebru Hançerler, Serpil Hata, Mesut Irgaman, Uğur Alpay İnci, Ali Emre Kurulu, Ramiz Liznak, Ahmet Meriç, Emre Can Oğurman, Arda Sevim, Hayrettin Tamkuru, Mürvet Teferiş.
BABADEMİRTAŞ MAHALLESİ
Çiğdem Aydın, Ayşe Dağlı, Can Güneş, Maide Gürkaynak, Seçil Onukar, Nail Özdemir, Hüseyin Yıldırım.
TALATPAŞA MAHALLESİ
Aslıgül Ateş, Özden Berber, Turgut Bıyıklı, Umutcan Erol, Ayberk Kahraman, Refik Kandural, Hülya Subölen, İbrahim Şahin, Muhittin Taşpınar.
SABUNİ MAHALLESİ
Damla Bulba, Gizem Kayar, Halim Kiracı, Ulviye Koşan.
DİLAVERBEY MAHALLESİ
Sultan Albayrak, Zana Aras, Hasip Ardaboylu, İrfan Canıdar, Necmettin Ersaçmış, Mustafa Yüksel.
MİTHATPAŞA MAHALLESİ
Sibel Bakkalcı, Gülgez Fevziye Hedbe Atamgüç, Emin Küçükdoğan, Turgut Sarıbaşak, İlknur Üzerem, Ahmet Yalçın.
SARICAPAŞA MAHALLESİ
Yasemin İmamoğlu, Nedim İşcan, Mehmet İşler, Nuray Kayasöken, Emrah Özeren, Esma Uğurlu, Tülay Yürük.
YÜZÜNCÜ YIL MAHALLESİ
Didem Boral Altıerler, Hakkı Mete Çek, Fahriye Gencan, Sibel Güldiken, Mehmet Karlatlı, Coşkun Molla, Cumhur Pekdemir, Suat Polat, Nadir Orkun Şapolya, Nevzat Ulusoy.
BİRİNCİ MURAT MAHALLESİ
Hasan Avcı, Kezban Buyruk, Nazlı Dalkıran, Başak Erdaş, Şenol Ergün, Ayşe Nalbant Geldi, İbrahim Can Güley, Zafer Günaydın, Tufan İrcel, Nadide İşçi, Davut Lama, Menşure Özen, İlyaz Sözen, Bülent Varel.
KOCASİNAN MAHALLESİ
Tevhide Figen Aktüre, Fatih Altun, Selva Atalan, Şahin Avcu, Fatma Belinay Başaran, Arhan Efe Erçevik, Faize Ergüden, İlker Etli, Günay Fidancı, Serkan Gaytancıoğlu, Melih Güngörmez, Olcay İşsevenler, Gürel Emel Kantur, Canan Koca, Özlem Köksal, Güngör Mazlum, Muhammed Hüseyin Özden, Cemal Özocak, Cüneyt Bülent Rende, Oğuzcan Sarvan, Ahmet Uyguner, Berkay Varel, Timur Yalçıntuğ, Süleyman Yaşagör, Abdullah Yeşen.
FATİH MAHALLESİ
Eren Beşir Acar, Hasan Akdüz, Kamuran Aladağ, Hasan Berke Altan, Alaaddin Altındiş, Gürcan Altuğ, Mert Angun, Tülin Ay, Yücel Balkanlı, Zeki Başkurt, Fatma Bayko, Ezel Bilgi, Turgay Bilgin, Erdoğan Boyacıoğlu, Engin Cicikler, Mehmet Çağlar, Ardacan Çançalar, Mehmet Çakal, Aynur Çavdar, Anıl Buğra Çetin, Faruk Çiftetepe, Fatih Çimen, Ufuk Timuçin Dalkılınç, Namık Kemal Döleneken, Mutlu Dumanoğlu, İrfan Erden, Ahmet Erken, Nedim Ersaçmış, Umut Eryılmaz, Sevgi Garip, Mert Geçmiş, Fikriye Gencan, Kazım Gilan, Bülent Mehmet Gürpınar, Mine Hepgüllü, Mustafa İlimen, Sevgi Kanneci, Figen Kantur, Kardelen Karaçalı, Ayşe Karagöz, Yağmur Karakaş, Ferdane Karakuş, Şeref Kurtiş, Salim Küçükuygun, Nazmiye Özdemir, Eftelya Özger, Berkay Sakarya, Yaşar Sanlav, Şevket Emir Taşdelen, Serpil Tütüncü, Gönül Uyanıktır, Seyfi Alp Üzmen, Serdar Yalçıner, Vildan Yazıcı, Bilgehan Yorulmaz, Hasan Semih Yurdatapan.
ŞÜKRÜPAŞA MAHALLESİ
Saim Akça, Onur Arda Akgüngör, Yüksel Aksoy, Zafer Aladağ, Gülay Ayaz, Neziha Bahar, Gürsel Bozkurt, Secat Cengiz, Mutahere Çağrı Milon, Sadi Çalışkan, Hasan Çınar, Şirin Çoğal, Alpay Demir, Nuran Dilgöz, Muzaffer Dinçer, Doğan Dişikirik, Harika Esenkal, Mehmet Geçmiş, Emir Gezgin, Yağız Baran Girgin, Pınar Gündoğdu, Mehmet İncideğer, Ekrem Kantur, Beril Karahan Ersever, Hasan Karakaş, Berker Kartel, İbrahim Kemallarlı, Şebnem Buket Kılıç, İlknur Kılıçtakan, Caner Kırcan, Ekrem Kuru, Şaban Loça, Sevinç Mertöz, Kaan Muranlı, Ercan Özbek, Tutku Ayşe Özel, Melisa Paluzar, Uygar Sağlam, Mustafa Sarıcan, Suat Efe Savaşer, Cenk Senyelli, Tülin Sinecikli, Jale Söğüt, Yiğit Doğaç Şanlıken, Murat Tahan, Ayşen Tamergil, Muammer Tanıyan, Yusuf Uysal, Erman Ürensel, Ahmet Ziya Yaz, Baki Türk Yumak.
YANCIKÇI ŞAHİN MAHALLESİ
Sibel Demirbolat, Nuster Göbel, Mert Öner, Sinan Özköse, Özkan Tamküpeli, Gamze Üke.
MEDRESE ALİBEY MAHALLESİ
Tuğberk Açar, İbrahim Emircan Büyüten, Mükerrem Canan, Yeşim Dramalı, Gaye Erginar, Dilaver Kayar, İbrahim Tezgider.
CUMHURİYET MAHALLESİ
Semih Akgün, Cengiz Akgüngör, Kadir Aytaç, Uğur Batı, Murat Demiröz, Nazan Doğan Muranlı, Hüseyin Fırtın, Nevzat Gürkaynak, Seçkin Hasseli, Hülya İriş, Bahar Kapu, Doğukan Kel, Saniye Şeniz Öktem, Kemal Uğur Özaltay, Afet Petan, Güner Şeker Sırtova, Hayrani Tabak, Ulus Tezsezer, Uygar Tezsezer, Hasan Tuna, Ergun Türkyılmaz, Elif Yaşi, Selvi Yılmaz, Serpil Yonga.
ATATÜRK MAHALLESİ
Atcan Akartuna, Göksel Akbaşak, Nurettin Akgün, Semra Aktop, Mehmet Ali Asar, Ahmet Can Aşık, Hüseyin Büyükaşık, Özgür Barış Çoban, Nejla Çöke, Tarık Göğüsgeren, Ayşe Gürkan, Meriç Karapınar, Metin Arda Kasırga, Ekrem Kaya, Ferit Kırağası, Ersen Küçükkuzu, Ali Ormancı, Gülnihal Özturan, Haluk Sevim, Muharrem Sisu, Dilek Sivrikaya, Ertuğrul Tanrıkulu, Şerafettin Tarlacı, Betül Teferiş Paraşım, İlker Terzi, İrem Toraman, Utku Deniz Uludağ, Uluşah Erdal Vardar, Sadettin Yaşa, Esranur Yaşar, Barış Yılmaz.