Saadet’ten turizm raporu

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez “Türkiye’de Turizm Sektöründe Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri”  konusu ele alındı.

Turizm sektörünün ülke ekonomisi, istihdam, şehirlerin kalkınması ve Türkiye’nin uluslararası tanıtımı açısından taşıdığı stratejik önem kapsamlı şekilde değerlendirildiği raporda, yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve fiyat şeffaflığına ilişkin sorunların sektör üzerindeki etkileri analiz edilerek; turizmde yalnızca ziyaretçi sayısını artırmayı değil, daha yüksek katma değer üreten, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapının inşa edilmesini esas alan çözüm önerilerine yer verildi. Ayrıca yerli turizmin güçlendirilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması, etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması ve sektörün tüm paydaşlarının ortak akıl anlayışıyla hareket etmesinin gerekliliği vurgulanan raporda, “Türkiye, sahip olduğu doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel mirası, zengin mutfağı ve dört mevsime yayılan turizm imkânlarıyla dünyanın önemli turizm ülkelerinden biridir. Ancak yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve tanıtım yetersizlikleri nedeniyle ülkemizin sahip olduğu turizm potansiyeli tam anlamıyla değerlendirilememektedir. Ziyaretçi sayısındaki artışa rağmen turizm gelirlerinin aynı ölçüde yükselmemesi, sektörün daha yüksek katma değer üreten, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ortaya koymaktadır” ifadelerine yer verildi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin

Söz konusu rapora ilaveten yapılan  “Turizmde hedefimiz sayı değil, nitelikli ve sürdürülebilir büyümedir” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:

“Türkiye; sahip olduğu doğal güzellikleri, tarihi mirası, kültürel zenginliği ve eşsiz coğrafyasıyla dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir. Turizm sektörü, sağladığı döviz geliri, oluşturduğu istihdam ve şehirlerimizin kalkınmasına sunduğu katkıyla ülkemiz için stratejik öneme sahip bir alandır.

Son yıllarda ziyaretçi sayılarında önemli artışlar yaşanmasına rağmen, turizm gelirlerinin aynı oranda yükselmemesi sektörün yapısal sorunlarının devam ettiğini göstermektedir. Yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve fahiş fiyat tartışmaları hem sektörün gelişimini hem de ülkemizin uluslararası turizm imajını olumsuz etkilemektedir.

Özellikle turizm bölgelerinde yaşanan yüksek fiyat uygulamaları ve şeffaf olmayan fiyatlandırmalar, hem yerli vatandaşlarımızın tatil yapma imkânlarını daraltmakta hem de ülkemizi ziyaret eden misafirlerimizin memnuniyetini azaltmaktadır. Bununla birlikte sektörün karşı karşıya bulunduğu yüksek enerji maliyetleri, kira artışları, personel giderleri ve finansmana erişim sorunları da göz ardı edilmemelidir.

Turizm sektörünün bir diğer önemli sorunu ise hizmet kalitesindeki farklılıklardır.Nitelikli personel eksikliği, mevsimsel çalışma koşulları ve çalışanların özlük haklarına ilişkin sorunlar, hizmet kalitesini ve sektöre olan bağlılığı olumsuz etkilemektedir. Ayrıca kayıt dışı faaliyetler ve yetersiz denetimler, kurallara uygun çalışan işletmeler açısından haksız rekabet oluşturmaktadır.

Saadet Partisi olarak turizmi yalnızca döviz kazandıran bir sektör olarak değil; şehirlerin kalkınmasını destekleyen, esnafı güçlendiren, kültürel mirasımızı koruyan ve toplumun refahına katkı sağlayan stratejik bir alan olarak görüyoruz.

Bu doğrultuda fiyat şeffaflığının sağlanması, etkin denetim mekanizmalarının kurulması, kayıt dışılıkla kararlı mücadele edilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması ve alternatif turizm alanlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kültür, sağlık, gastronomi, doğa, inanç ve kongre turizmi gibi alanlarda sahip olduğumuz potansiyel daha etkin şekilde değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin turizm sektöründeki sorunlarını çözmek ve sahip olduğu büyük potansiyeli ortaya çıkarmak mümkündür.”

Aramızdan ayrılanlar

NEDİM ÇAKTI VEFAT ETTİ
Kıyık semti sakinlerinden Özlem Çaktı’nın eşi, Kaan ve Nursu Çaktı’nın babaları, Berat Çubuklu’nun kayınpederi, Emin, Selim. Nevin Çaktı’nın kardeşleri Nedim Çaktı 65 yaşında vefat etti. Merhum dün, Kıyık Kıyak Baba Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

AYTAÇ AYDIN KARAKAÇAN VEFAT ETTİ
Sanayi Sitesi Esnaflarından Aytaç Aydın Karakaçan 58 yaşında vefat etti. Filiz Karakaçan’ın eşi, Bahar, Buse ve Mine’nin babaları, Ahmet, Ferhat ve Mustafa’nın kayınpederleri olan merhum, dün Kıyık Yeni Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Montrö Sözleşmesi 90 yaşında

ADD Edirne Şubesi, Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol yetkisini ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı veren Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Cumhuriyetten büyük bir miras olduğunu bu mirasın önemle korunması gerektiğini bildirdi.

ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu’nca yapılan açıklamada, 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin uluslararası bir sözleşme olduğu hatırlatılarak şunlara yer verildi:

“Sözleşme, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Sözleşme, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişini sınırlar. Sözleşme, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiştir. Bu sözleşme ile birlikte Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun da görevi sonlanmıştır.

Türkiye, Lozan Antlaşması’yla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamalardan dolayı daima endişe içinde olmuştu. Sözleşmenin imzalandığı tarihlerde güncelliğini koruyan silahsızlanma ümitlerine güvenen Türkiye’nin silahlanma yarışının tekrar başlamasıyla duyduğu huzursuzluk giderek artmıştı. Türkiye, duyduğu bu huzursuzluğu ve Boğazlar’ın statüsünde değişiklik yapılması yolundaki teklifini konu ile ilgili imzacı devletlere duyurmuştu.

Boğazlar’ın rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936’da  İsviçre’nin  Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanmıştır.

Yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye’ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşması uyarınca Sovyetler Birliği’nin de desteği alınmıştır. Sözleşme 9 Kasım 1936’da yürürlüğe girmiştir. Günümüzde Montrö Boğazlar sözleşmesi yürürlüktedir.

Türkiye’nin kendisini yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumu, bu sözleşmede yer aldı. Türkiye kendisini yakın bir savaş tehlikesi karşısında görürse, diğer devletlerin savaş gemilerini isterse Boğazlardan geçirmeyebilecekti. Dahası Türkiye tarafsız ise, savaşan tarafların gemileri boğazlardan geçemeyecekti. Boğazların askerî kontrolü ve savunma tedbirleri tamamen Türkiye’ye bırakıldı. Askersiz alan askerleştirilebilecek ve silahlandırılabilecekti. Boğazlardan geçişi denetleyen Milletlerarası Boğazlar Komisyon kaldırılarak Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenliği sağlandı.

Montrö Boğazlar sözleşmesi sadece Boğazların egemenliğini geri vermedi aynı zamanda Karadeniz’de bir güvenlik rejimi tesisi etti. Montrö Sözleşmesi bugüne kadar İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve 11 Eylül 2001’e kadar devam eden Soğuk Barış dönemi ile 2001 sonrası ABD güdümündeki terörle mücadele dönemini başarıyla atlatmıştır. Bugün de Montrö Sözleşmesi kuzey jeopolitik eksende Cumhuriyet için büyük bir güvence, Karadeniz jeopolitiğinde en önemli enstrümanımızdır.

Montrö Sözleşmesinin hükümlerine hassasiyetle uyan Türkiye’nin soğukkanlı diplomasisi sayesinde, batının her türlü kışkırtmasına rağmen Gürcistan-Rusya ve Rusya-Ukrayna krizlerinde Türkiye’yi zora sokacak denizde bir çatışma ve tırmanma yaşanmamıştır.

Bugün de Türkiye dengeli politikayı devam ettirmelidir. Bu kapsamda Karadeniz’deki NATO tatbikatlarına katılım ve Amerikan savaş gemileri ile geçiş tatbikatları (Passex) konusunda hassasiyet gösterilmelir. Ayrıca Türkiye’nin büyük emekleri ile gerçekleştirilen Karadeniz Deniz işbirliği Görev Grubu (Blackseafor) ve Karadeniz Uyumu Harekatı ile Sahil Güvenlikler arası İşbirliği forumundaki karşılıklı ilişkiler ve faaliyetler artırılmalıdır. Son 25 yılda oluşturulan işbirliği ikliminin ve hepsinden önemlisi Montrö Sözleşmesinin ruhunun zedelenmesine izin verilmemelidir.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Atatürk ve Kemalist Devrimcilere minnetle, Atatürk dehası ürünü, Boğazlar ve Marmara Denizi egemenliğimizi sağlayan Anadolu-Trakya kilidi, Lozan tamamlayıcısı, Karadeniz’in Barış denizi olmasının güvencesi, Montrö Sözleşmesi’nin 90. Yılının Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz.

Montrö, Cumhuriyetten büyük bir mirastır. Bu miras önemle korunmalıdır.”

Çayın da tadı kaçtı!

Olgay GÜLER

Edirne Kahveci ve Gazinocular Esnaf Odası Başkanı Hakan Gönay, esnaftan gelen talep üzerine, kentte kahvehanelerdeki çay fiyatını 15 TL’den 20 TL’ye çıkardıklarını söyledi.

Dünya genelinde Türkiye’nin tüketimde ilk sıralarda yer aldığı çay, dar gelirlinin bütçesini zorlamaya başladı. Özellikle emeklilerin en sık uğrak noktalarından kahvehanelerde de çay fiyatlarına zam yapılmaya başlandı. Edirne Kahveci ve Gazinocular Esnaf Odası Başkanı Hakan Gönay, esnaftan gelen talep üzerine, kentte kahvehanelerdeki çay fiyatını 15 TL’den 20 TL’ye çıkardıklarını söyledi.

Yeni tarifenin onaylanarak üyelere gönderilmeye başlandığını söyleyen Gönay, “Birlik tarifemizi onayladıktan sonra matbaaya tarife onay belgesiyle gidip tarifelerimizi bastırdık. Üyemizi de bugün itibariyle bilgilendirdik, çay 20 lira diye. Zaten bir talep vardı. Zaten bir bizim tarife talebimiz de esnafın talebiyle oluşan bir talep. Genelde bu uygulamayı yapacak her zamanki gibi öncü olan kesimler Karaağaç, yeni yerleşke, merkezde olan bazı işletmeler. Genelde müşterisi oturaklı müşteri olmayan yerler bu uygulamaya daha öncelikli geçiyor. Müşteri kaybetme korkusu yok ama genelde mahallede olan kahveler bu uygulamayı henüz uygulama imkanları yok. Belki yılbaşına doğru olabilir” dedi.

‘MALİYETLER ARTIYOR’

Zammın nedeninin, artan maliyetler olduğunu dile getiren Gönay, “Bu her zamanki gibi kademeli geçiş oluyor. Merkezden kenarlara doğru yayılıyor. En sonunda köyler. Köylerde daha yeni 15 lira oldu çay. Orada uygulama belki bir yıl sonra olacak. Ama şimdi esnaftan bize bir talep gelirse, biz de bunu değerlendirmek zorundayız. Genelde merkezde olan esnafın en büyük işletme gideri eleman gideri, kira gideri. Yani bu çay fiyatından çok bunlar ön plana çıkıyor. İşletmenin maliyetlerini arttırıyor. Mecburen fiyat artırımına gitmek zorunda kalıyoruz” diye konuştu.

Kamyonet kasasında 20 kaçak göçmen!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde polisin durdurduğu kapalı kasa kamyonette 20 kaçak göçmen yakalandı, araç sürücüsü R.P. (43) gözaltına alındı.

İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü, Uzunköprü İlçe Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Büro Amirliği ile Uzunköprü Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticaretiyle Mücadele Grup Amirliği ekiplerinin ortak çalışmasında, ilçeye gelen bir kamyonette kaçak göçmenlerin bulunduğu belirlendi. Pehlivanköy yolu kavşağında oluşturulan uygulama noktasına gelen kamyonet polis tarafından durdurularak arandı. Yapılan kontrollerde kamyonetin kasasında yasa dışı yollarla Yunanistan’a gitmek isteyen Suriye, Irak ve Somali uyruklu 20 kaçak göçmen yakalandı, sürücü R.P. de gözaltına alındı.

Kamyonette, 1 şişme bot, 1 çift kürek ve 1 pompa ele geçirildi.

Yaralı leylekler koruma altında

Edirne’nin Havsa İlçesine bağlı Necatiye Köyü’nde kanadındaki hasar nedeniyle uçamayan leylek, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Edirne Şube Müdürlüğü tarafından teslim alındı. İpsala’ya bağlı Yenikarpuzlu kasabasında yaşayan Aysel Solak da yolda bulduğu yaralı leyleğe duyarsız kalamadı.

Yaralı leyleği bulan Talat Avcı isimli köylü vatandaş, Doku Derneği’ne ulaştı. Ardından Doku Derneği Başkanı Göksal Çidem tarafından DKMP ye bilgi verildi. Dernek Başkanı Çidem, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımda, “Ekipler gelene kadar muhafaza altına alınan leyleğin su ve yiyeceklerini karşılayan hayvan sever Talat Abcı ya ve DKMP Edirne Şube Müdürlüğü ne teşekkür ederiz” ifadelerine yer verdi.

İpsala’ya bağlı Yenikarpuzlu kasabasında yaşayan Aysel Solak da yolda bulduğu yaralı leyleğe duyarsız kalamadı.

Yuvadan düştüğü tahmin edilen leylek ilgili konuşan Solak, “Bitkin halde yerde yatıyordu. Muhtemelen yuvadan düştü ya da annesi atmış olabilir. O halde yüreğim el vermedi. Kucağıma alıp eve getirdim. Su verdim solucan verdim. Sonra milli parkları arayıp ihbarda bulundum” dedi.

Görevlilerin kısa sürede ihbara geldiklerini ifade eden Aysel Solak, “Onu öyle bırakmaya gönlüm el vermedi. Milli Parklar kısa sürede gelip leyleği aldılar. Duyarlı davranışlarından yetkililere teşekkür ederim Umarım kısa sürede iyileşir” şeklinde konuştu.

FATURA

Kahvenin önünden geçerken her masaya teker teker soruyordu yaşlı kadın; “Evladım Tredaş’a nasıl gidebilirim, burdan minibüs geçiyor mu?” Kahvedekiler de hep aynı şekilde yanıtlıyorlardı “Yukarıdaki duraktan teyze…”

Belki kırk yıl olmuştu ilk ve son elektrik faturasını ödediğinde.

Yeni evliydiler daha, bütün gün çalışan kocası faturayı ve elektrik parasını eline tutuşturmuş, “Belediye arkasında elektrik kurumu var, git oraya öde” demişti.

Bir daha da hiç fatura ödemeye göndermedi kocası onu. Fırsat mı vardı sanki göndermeye. Arda arda gelen iki oğullarıyla ilgilenmiş, onları büyütmüş ama fakirlikten okutmayı başaramamışlardı. Oysa iki oğlu da çok akıllı çocuklardı ve öğretmenleri onların okuması için defalarca konuşmuştu çocukların anneleriyle.

İşte şimdi bir ay önce ölen kocasının arkasından eve gelen elektrik faturasını ödemesi gerekiyordu. “Elektriğini keserler ödemezsen” demişti komşusu.

Kocası girdiği işlerde eninde sonunda mundar çıkarır, kavga eder ve atılırdı işinden. Emekli olana kadar yapmadığı iş kalmamış, en son bir çay ocağında çalışarak ancak evin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştı.

Az mı yalvarmıştı çocukları okula başlayınca “Adaammm bende gireyim fabrikaya be, bak kızanlar büyüyü, anam gelir arada ilgilenir kızanlarla ben de para kazanırım evi katıklarım, günü gelince de emekli olurum.”

Kime anlatmıştı ya? Herif nuh demiş peygamber dememişti; “Bi karıya mı bakamaycam ben be? Millete rezil mi olayım seni fabrikaya göndereyim de. İki kızanımız var Allah onların rızkını verir” demişti her defasında. Rızkı veren Allah çocukların okumasına nedense izin vermemişti.

Çocuklardan büyük olanı sanayiye çırak verdi babaları. Zeki çocuktu çıraklığı ve kalfalığı kısa sürdü, askerden geldiğinde kendi dükkanını açtı, Edirne’nin kazalarda yamulan arabaların kaportalarını en iyi düzelten ustalardan birisi haline geldi, işleri her yıl biraz daha büyüdü, babasının eksik kalan sigortalarını bile ödeyerek emekli olmasını sağladı.

Küçük oğlu babasına benziyordu, her girdiği yerde sorunlar yaşadı, askerden geldikten sonra fabrikaya girdi, ordan bi kızla evlendi erken emekli olup köye yerleştiler, kızanları olmadı ama anlayışlı gelin işte idare etti kocasını, yaşayıp gidiyler şimdi sakin sakin.

Yaşlı kadın bunları düşünürken önünde duran minibüs şoförüne de sordu; “Evladım Tredaş’a nasıl gidebilirim” diye. “Bir üst duraktan teyze…”

Yürüdü yaşlı kadın bir üst durağa kadar. Önünde duran bisikletliye dikkatli bakınca tek torunu olduğunu gördü, sevinçle doldu yüreği. Toruna bisikletten inmesine bile izin vermeden “Paşaammmm” diyerek sarıldı.

Trakya Üniversite’sinde Tıp Fakültesi’nde okuyordu bi tanecik torunu, doktor olacaktı o. Sonra babaannesine bakacaktı hastalandığında, gurur duyuyordu torunuyla.

Sevgi dolu gözlerle babaannesini süzüyordu torunu. Elindeki faturayı görünce anladı torunu babaannesinin durumunu. Faturayı eline alarak babasına bir mesaj gönderdi, iki dakika sonra gelen mesaja bakarak;

“Babaannem, faturanı ödemiş babam, artık bütün faturalarını otomatik ödemeye almış, sen dert etme artık” diyerek babaannesinin elinden tutarak karşıdaki dondurmacıya girdiler. En sevdiği dondurmanın beyazıydı, dondurmasını yerken gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi yaşlı kadının.

Osmanlı Sahil Kervansarayı ne olacak?

2006 yılıydı.

Görenlerde öyle bir merak uyandı ki, önünden geçenler “artık bir şeyler olacak galiba” diyerek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Yıllardır atıl durumda bulunan “İngiliz Kışlası” diye anılan kervansarayda böyle bir çalışma yapıldığını görmek herkesi heyecanlandırmış ve sevindirmişti.

Şüphesiz bir turizm bölgesi için çok çok önemliydi.

Birde tabela asılınca, yeşeren umutlar bir o kadar daha çoğaldı.

Tabela da; “Osmanlı Sahil Kervansarayı” yazıyordu.

Ve altında da, Trakya Üniversitesi’nin imzası.

Anlaşılan o ki; Trakya Üniversitesi buranın restorasyonunu üstlenmişti.

Başlatılan hummalı bir çalışma ile iğne oyası gibi kazılar ilerledikçe, yavaş yavaş kaybolan tarihte ortaya çıkıyordu.

Hem toprak altında kalan bu tarih ortaya çıkarılacak, hem de burası Trakya Üniversitesi tarafından bir çarşı ve alışveriş merkezine dönüştürülecekti.

Bahçesine bir büfe, masalar kondu.

Işıklandırıldı.

Umutlar, büyük bir beklentiye dönüştü.

Fakat her ne olduysa da o kadar oldu.

Her şey bir anda durdu.

Yeniden bir harabeye dönüşmeye başladı.

O gün bu gündür hiç bir şey yapılmadı.

Hatta eskisinden de kötü durumda şuan.

Edirne Valiliği, Trakya Üniversitesi, Vakıflar ve Enez Belediyesi’nin yapacağı ortak bir çalışma ile yaz aylarında her gün önünden binlerce araç geçen bu kervansarayın ayağa kaldırılması hiç de zor değil bence.

Bu görüntüler bir turizm kentine hiç ama hiç yakışmadığı gibi, önemli bir tarihi eser de yok oluyor maalesef!

Naçizane hatırlatmak istedim bir kez daha.

Umarım gereken yapılır.