Edirne’den Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda bir araçta, nesli tehlike altında olan ve yasadışı yollarla yurda sokulmak istenen 2 vaşak ve 2 serval kedisi ele geçirildi.
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekipleri, kaçakçılık girişimlerinden birini daha engelledi. Türkiye’ye giriş yapmak üzere Hamzabeyli Gümrük Sahası’na gelen ve risk analizi kapsamında şüpheli bulunan bir araç, Hamzabeyli Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince detaylı aramaya alındı.
Yapılan arama sonucunda, sağlıksız koşullarda gizlenerek yasa dışı yollarla Türkiye’ye getirilmeye çalışılan ve Türkiye’nin taraf olduğu Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) kapsamında yer alan 2 vaşak ve 2 serval kedisi olmak üzere toplam 4 yaban hayvanı ele geçirildi.
Olayla ilgili Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Edirne, 92 yıl boyunca Osmanlı Devletine başkentlik yapmış, padişahların yönetim ve iskân ettikleri bir merkez olmuştur. 1453 İstanbul’un fethi sonrası yönetim merkezinin İstanbul’a taşınmasıyla Edirne Sarayı eski cazibesini kaybetti. Edirne’nin ilk işgali 1829’da Rus askerlerinin Edirne’ye girmesiyle saray Rus birlikleri tarafından ordugâh olarak kullanılmış ve yapı tahrip edildi.
İkinci işgal, ‘93 Harbi’ olarak bilinen, 1876-1877 Rus Savaşı’nda düşmanın Edirne’ye yaklaşması nedeniyle Vali Cemil Paşa ile Edirne Kumandanı Ahmet Eyüp Paşa’nın anlaşamamaları üzerine Bab’üs Sa’âde (Saadet Kapısı) civarında yığılan cephanenin üç gün süren patlamalar sonucu sarayın birçok yapısı yıkılmıştır.
Özetle; sarayın son sağlam kalan kısımlarını biz kendi ellerimizde bombaladık, iki paşanın fikir uyuşmazlığı sayesinde kendi tarihimizi yok ettik.
Osmanlı’nın zamanla tükenen askeri, mali ve yönetim sorunları yüzünden Balkanlar’daki topraklar elimizden kayıp gitti. Kayıp topraklardaki değerlerimizden biri de Kırkpınar Güreşleri’ydi. Bugün Yunanistan sınırlarında kalan Kırkpınar Güreşleri geleneği, 1924 yılında Edirne’nin ileri gelenlerin kararı ile Edirne Sarayiçi bölgesine taşındı. Edirne 1912-1913 Balkan Savaşı’nda Bulgar saldırılarına uğramış, Sarayiçi bölgesine topladığı Türk askerlerine ve sivil halka zulümler etmişlerdi. Yaşanan üzücü hadiseler sonucunda bu bölgede ölenlerin / öldürülenlerin olduğunu biliyoruz.
Son 15 yıl içinde Kırkpınar alanında yapılan farklı festivaller nedeniyle (Hıdrellez ve Kakava kutlamaları) manevi ruha uymadığı gerekçe gösterilerek tartışma konusu haline getirildi. Ayrıca Güreş etkinliklerin yapıldığı alanda alkol kullanımına yönelik haklı eleştiriler gündemden hiç düşmedi. Eleştirilere de saygı duyulması gerekir. Bu alanın içinde dramlar, ölümler olmuştur. Tüm mesele bu alan üzerinde alkol tüketilmesi ise, alınacak bir kararla sorun çözülebilir.
2022’de alınan bir kararla, Milli Saraylar Başkanlığı tarafından Edirne Yeni Saray İhya Projesi kapsamında eski sarayın olduğu alanlar korumaya alınarak restorasyon çalışmaları başlatıldı. Sarayın tarihi sit alanı olması ve taşkın riskleri nedeniyle, yer değişikliğine gidilmesi yönünde kararlar alınmasının önü açılmıştır. Kırkpınar alan değişikliğini savunanların arasında bazı akademisyenler oldu. Yakın bir zaman içinde, alanın olası bir yer değişikliğinde fikir ortaya koyanlar oldu. Edirne Kent Konseyi ve çok sayıda kentin sivil toplum dinamikleri Kırkpınar alanının değiştirilmesinde yaşanacak sıkıntıları bilimsel, çevresel, hukuki zeminde açıklamışlardır. Bir anlamda feryat ettiler, ‘Kırkpınar güreş alan değişikliği’ yapmayın dediler. Bazı sivil toplum örgütleri tespit edilen yeni Kırkpınar alanının olası risklerini tek tek sıraladı. Feryat figan ediyorlar. Anlayana saz, anlamayana davul zurna az!
Bu tartışmalı süreç tıpkı; Vali Cemil Paşa ile Edirne kumandanı Ahmet Eyüp Paşa’nın fikir uyuşmazlığını çağrıştırmaktadır. Buradaki tek fark sivil toplum refleksidir. Maalesef iki paşanın fikir ayrılığı sarayın bombalanmasıyla neticelendi.
KIRKPINAR ALANI SADECE EDİRNE BELEDİYESİ’NİN DEĞİL, EDİRNE HALKININ TAPULU MALIDIR
Kırkpınar 2010 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bu gelişme sadece Edirne halkı için değil, Türkiye için büyük bir kültür kazanımın zaferidir, kültür mirasımızın haklı gururudur. UNESCO’ da yazılı taahhütname de “Güreş alan değişikliği yapılmaması” hükmü bulunmaktadır. Yer değişikliği UNESCO Dünya Kültür Mirası’ndan çıkmamızı sağlayacaktır.
Kırkpınar Güreş alanının değiştirilmesinde diğer bir gerekçe de; Kırkpınar alanının Hasbahçe sınırları içinde olması olarak gösterilmektedir. Oysa sarayın sınırları belirsizdir. Peki, Hasbahçe nedir? Osmanlı padişahlarına ait saraylar sınırları içinde yer alan, köşkler, kasırlar ve çeşitli rekreasyon alanlarıyla donatılmış özel bağ ve bahçelere verilen isimdir
Sarayiçi bölgesinin tapusu Edirne Belediyesi’ne ait olmakla birlikte, Edirne halkının ortak malıdır. Şayet bu bölgenin Hasbahçe sınırları içinde kaldığı yönünde bir görüş çıkarsa, saraya devredilmesini kolaylaştıracaktır. Bir anlamda Edirne halkının malına çökülecektir.
Diğer bir tehlike; UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kakava ve Hıdırellez Şenlikleri bu alanın saraya eklenmesi, etkinliklerin kutlanmasında yeni bir arayışı yaratacaktır. Umarız böyle sorunlar yaşamayız.
KIRKPINAR ALAN DEĞİŞİKLİĞİ SARAYI BOMBALAMAKTAN FARKSIZDIR
Kırkpınar’ın başka bir alana taşınmasına akademisyenler, bürokratlar, siyasetin karar vermesi yetmez, Edirne halkına sorulmalıdır. Ali Cengiz oyunlarıyla ‘ben yaptım’ demekle olmaz! Edirne halkının rızası olmadan alan değişikliğine gidilmesi sarayın bombalanmasından farkı yoktur. Kırkpınar alanı sadece bir güreş alanı değildir; tarihi dokusu, toplumsal kimlik hafızası, iki kollu su akışıyla, ağacıyla, bitki örtüsüyle vücut bulmuş halidir. Bu vücudu bozanlar toplumsal hafızada hayırla değil, beddua ile anılacaktır.
Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği’nin(DOÇEK) 4 bisiklet sporcusundan oluşan ekibi “Dünyanın Çatısı” olarak anılan Pamir Dağları’na uzanacak rotada pedal basıyor.
Uzun yıllara yayılan doğa sporları faaliyetleri, uluslararası ölçekte bisiklet festivalleri ve sayısız keşif turuyla önemli bir deneyim birikimi oluşturan Keşan DOÇEK, şimdi bu birikimini dünyanın en zorlu bisiklet rotalarından biri olan Pamirler’in zorlu coğrafyasında bir üst seviyeye taşıdı
Mehmet Erkul, Kenan Taşkın, Rahman Ketenciler ve Hakan Eşme’den oluşan ekip; derneğin yıllar içinde geliştirdiği saha deneyimini ve kurumsal organizasyon gücünü de yanlarına alarak 40 gün boyunca “Pamir Highway” rotasında, Wakhan Koridorunda, Hindikuş Dağlarının kıvrımlarında pedallayacak.
Hakan Eşme, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği son iki paylaşımında şunlara yer verdi:
“Dünyanın Çatısına Yolculuk: Pamir Highway. (Tacikistan-Kırgızistan) Pedallar dönmeye başladı. Pamirlerde.
Wakhan Koridoru, Pamir Platosu ve Kırgızistan olarak üç ana bölüme ayırdığımız bu yolculuğun ilk menzilinden, birkaç kareyi duvarıma eklemek istedim. Bu muhteşem coğrafyada pedal çevirmenin coşkusunu ne yazık ki hiç bir kare tam olarak yansıtamaz. Pamirlerden kucak dolusu selam ve saygı.
‘Wakhan – Pamir – Kırgız’ etaplarından Wakhan bölümü sorunsuz bir şekilde bitti. Şimdi, önümüzde ‘Dünyanın Çatısı’ da denilen Pamir Platosu yer alıyor.
Bu noktadan sonra iletişim imkanı neredeyse yok, coğrafya olarak adeta başka bir gezegenin sınırları içine gireceğiz!
Belirlediğimiz programdan bir gün ilerideyiz.
Bu ana kadar süreç sorunsuz ve kazasız ilerledi, umarız ki böyle devam eder.
Herkese Pamirlerden kucak dolusu selam ve saygılar diliyorum.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca düzenlenen Anadolu Yıldızlar Ligi Basketbol 1. Etap Marmara Grubu müsabakaları Edirne’de start aldı. .
Kızların Edirne Spor Salonu’nda, erkeklerin ise Mimar Sinan Spor Salonu’nda kozlarını paylaştığı müsabakalara kızlarda 10, erkeklerde 11 takım katılıyor. İlk karşılaşmalar dün saat 10.00’da Edirne Spor Salonu’nda kızlarda Çanakkale – Balıkesir, aynı saatte Mimar Sinan Spor Salonu’nda Balıkesir – Yalova takımları arasında yapıldı. Kızlarda ilk gün olduğu gibi bugün de 4, erkeklerde ilk günkü gibi bugün de 5 karşılaşma yapılacak. Karşılaşmalar yarın sona erecek.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, 12 Temmuz 1932’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türk Dil Kurumu’nun 94. kuruluş yıldönümünü kutladı.
ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Celil Özcan, yıldönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, “Türk Dil Kurumu (Türk Dili Tetkik Cemiyeti) Türkçe’yi incelemek ve Türkçe’nin gelişmesi amacıyla çalışmak için 12 Temmuz 1932’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur” diyerek şunlara yer verdi:
“Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurucuları, dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif’at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri’dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif’at’tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, ‘Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek’ olarak tespit edilmiştir.
Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan 1.Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun ‘Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın’ adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.
Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür: Birincisi; Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak; İkincisi; Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.
Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Divan-u Lügâti’t-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt halinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü’yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir. Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.
Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk’ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951’de değiştirilmiş; Cumhurbaşkanlarının Kurumu koruyuculuk özellikleri, Millî Eğitim Bakanlarının doğal Kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılmış, Yönetim Kurulunun kendi içinde başkan seçmesi kuralı getirilmiştir. Böylece Kurumun 1951 yılına kadar süren devlet himayesindeki dernek statüsüne son verilmiştir. Bu tarihten sonra bir dernek yapısındaki TDK’nin Başkanı, hemen her meslekten kişilerin bulunduğu üyeler tarafından seçilen Yönetim Kurulu içerisinden seçilecektir. Bu hüküm, izleyen kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde yer almıştır.
İkinci önemli yapı değişikliği 1982 Anayasası ile gerçekleşmiştir. 1982’de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış, Anayasanın 134. Maddesine bağlı olarak kabul edilen 2876 Sayılı Kanun ile Türk Dil Kurumu; Atatürk, Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi ile birlikte kamu tüzel kişiliğine sahip dört kurumdan biri olarak tanımlanmıştır. Bu yeni dönemde Türk Dil Kurumu başkanı artık atama yoluyla göreve getirilmektedir.
Türk Dil Kurumu’nun 94. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.
Edirne’de bir süre önce yapılan açılış töreniyle hizmete giren Hero Pet Grossmarket’i ziyaret eden Edirne Bakkallar ve Tekel Bayiileri Esnaf Odası Başkanı Okan Mano, oda olarak her zaman esnafın yanında olduklarını belitti.
Edirne Bakkallar ve Tekel Bayiileri Esnaf Odası Başkanı Okan Mano, ziyaret sırasında seçim sürecinde her zaman esnafın yanında olmayı kendilerine hedef olarak bildirdiklerini hatırlatarak, şunları söyledi:
“Odamız üyesi Ece Karagöz ve Ezgi Karagöz Kendi’nin geçtiğimiz günlerde hizmete giren işyerinin açılışına Edirne dışında bulunmam dolayısıyla katılamamıştım. Bugün Yönetim Kurulu Üyemiz Tülay Gülşen ile birlikte, Şükrüpaşa Mahallesi Lefkoşe Sokak’ta bulunan Hero Pet Grossmarketi ziyaretimizde oda üyemiz Karagöz kardeşlere başarı ve hayırlı kazançlar dileklerimizi ilettik. Esnafın yalnız olmadığını ve dayanışmacı bir anlayışla göreve talip olduğumuzu açıklamıştık. Söylemlerimizin arkasındayız.
Edirne’mizde hizmete giren her iş yeri kentimizin ekonomik hayatına katkı sağlıyor. Her geçen gün hizmet çeşitliliği artıyor. Evcil dostlarımıza ve hayvan dostları müşterilerine hizmet sunan bu işyerinin kaliteli ve başarılı şekilde faaliyetini sürdürmesini diliyorum. İşletme sahiplerinin işlerine gösterdikleri saygı ve ilgileriyle başarılı olacakları zaten anlaşılıyor.”
Mano’nun ziyaretini memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Ece ve Ezgi Karagöz kardeşler, işle ilgili konularda Edirne Bakkallar ve Tekel Bayiileri Esnaf Odası’nın yanlarında olduğunu bilmenin önemli olduğunu ve bugünkü ziyarette bunun teyit edildiğini söyledi.
Süloğlu’nda köyler arası gerçekleşen turnuva kapsamında Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran’a isminin yazılı olduğu forma hediye edildi.
Süloğlu Spor Takımı üyeleri verdiği desteklerden dolayı Başkan Ormankıran’a teşekkür etti.
Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran’da yaptığı açıklamada; “Süloğlu’muzda düzenlenen Köyler Arası Turnuva kapsamında mücadele eden Süloğlu Spor takımımız belediyemizi ziyaret etti. İlçemizde gençlerimizin sporun her branşında yer almaları bizleri gururlandırıyor. Biz de imkânlarımız dâhilinde onların yanında olmaya devam ediyoruz. Hediyeleri ve ziyaretleri için de çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
11 Temmuz Cumartesi günü Sn. Hüseyin ERKİN’den Enez’de çok yararlı bir sunum izledik. Enez’de yaşadığımız pek çok olumsuzlukların hepimiz farkında olsak da bunların nedenlerini ve çözümlerini bilmediğimiz gibi öğrenmeye de galiba hiç niyetimiz yok. Umutsuzluğumuzun, çaresizliğimizin en önemli noktası da burası… Bu çok yararlı toplantıyı sadece 15 -16 kişinin izlemesi bu konudaki vurdum/duymazlığımızın en güzel göstergesi… Evinin önündeki iki çukur için feryat edip Belediyeye çemkirenlerden hiç kimsenin umursamadığı ve katılmadığı bu toplantıda neyse ki CHP İlçe Başkanı Hüseyin Çavuşoğlu, İYİ P. İlçe Başkanı Tuncay Taşkın ve MHP İlçe temsilcisi Adnan Çatalbasan’ın katılımını ben umut verici bir gelişme olarak nitelendirdim.
***
Konu özetle sadece “SU” idi. 3 saat SU konuştuk tartıştık. 1950’li yıllar ve hatta daha öncesinden başlayan HARZA Projesi nedir, bunu öğrendik. Tarımı kurtarırken balıkçılığın nasıl tüketildiğini anladık.. Çeltik tarımının ve Ergene Nehri’nin tüm olumsuzluklarının Enez’i nasıl etkilediğini ve en büyük zararı Enez’in gördüğünün farkına vardık.. Enez’in ne kadar sahipsiz, ne kadar devletin nazarında önemsiz, eski / yeni siyasetçilerimizin ne kadar yararsız ve başarısız olduklarına ne kadar bilgisiz olduklarına şahit olduk.
Üzüldük.
***
Çaresiz değiliz… Ya da çaresini bulmalı bu yeryüzü cennetini hak ettiği yerlere taşımalıyız. Enez’in kaderini; gelip de Enez’i görmeden giden valilerin, kuradan çıkıp birkaç ay sonra başka bir ilçeye atanan kaymakamların gayretine bırakamayız. Onlardan elbette yararlanmalıyız ama onları bir kurtarıcı olarak görmemeli, bizi fark etmelerini beklememeli ve kendi söküğümüzü kendimiz dikebilmeliyiz..
***
Öncelikle siyasetin halkla birlikte yapılmasına inanan siyasetçiler ve o siyasetçilere inanan, bir toplum yaratmalıyız.. Belediye Başkanı Özkan Günenç’in geçen hafta sürpriz katılımıyla yapılan Sahil Sakinleri toplantısı bu konuda ümit verici bir başlangıç olsun.. Bizim tonton halkımız devlet büyükleri ile muhatap olmayı pek sever. Sonraki sahil toplantısına katılacağı düşünülen Başkan’la sorunları ve çözüm yolarını birebir tartışmayı önemserler. Böylece bu kitlesel toplantılara halkın ilgisi artar, beşe katlanır… Bu buluşmalarda yeni insanlar yeni ve ilginç öneriler ortaya çıkar.
Geçtiğimiz SU Toplantısı’na keşke yeni Kaymakamımız da katılabilseydi. Hem kendisi için hem de onun katılımıyla aratacak ilgi ile toplantının yararı çok değişecekti.
***
Kısacası öncelikle kasaba önderlerinin bu toplantılara bizzat katılarak halkın ilgisi ve katılımın artırılması ile siyasetin cehaletin, çeyrek altın hesaplarının, kasabanın her kişisi ile poz verip resim çektirerek populist kurnazlıklarla yapılmasının önemli ölçüde önüne geçilebileceğini anlamalıyız.
Enez’de siyaseti örgütlenerek, bilgilenerek, projeler üreterek, kaynak yaratarak, mücadele biçimimizi gözden geçirip yenileyerek bir yerlere taşıyabiliriz.. Bizler parti siyasetinin Enez’deki tetikçileri, papağanları değil sesini, sorunlarını Ankara’ya kadar duyurabilen, bilgili, güçlü, kişilikli insanları olabilmeliyiz.
***
Şarap ve çeyrek altın hesaplarıyla değil Enez’in ve torunlarının gelecek hesapları ile oy kullanmayı NAMUS sayan bir seçmen kitlesi yetiştirmeliyiz. Bilgi sahibi olmadan siyasetçi hatta sıradan insan bile olunamayacağını kafamıza sokmalıyız. Özellikle Sahildeki 29 bin civarındaki çok nitelikli, deneyimli ama duyarsız kitlenin bu ülkede ne işe yaradıklarını sorgulamalıyız.. Klavye başında kahramanlık yaptığını sanan, bir öneri getirmeden, elini cebine atmadan sorunların çözülmesini bekleyenleri uyarmalıyız.
YOZLAŞMA- YOBAZLIK: İkisi de aynı şey!.. Bir toplumun ÇOĞUNLUKLA, akıl dışı işlerine; Gerçek inanca, bilime, sanata sırt çevirmesine; Eğitimi, sulandırmalarına; Bilimi, sanatı kötüye kullanmasına; Doğa ve tabiat valıklarını bozmalarına; Doğal yaşama sırt çevirip, şehrin suniliğine kaçış; Hayvanlara, ormanlara merhametsizliğe; Torpil, rüşvet, lüks, israfı çok sevmelerine; Emaneti ehil ellere vermemelerine; İnsanlara, hayvanlara, ağaçlara, vicdan, merhametten yoksun oluşlarına; Okumaya, öğrenmeye emek vermeyişlerine; Küfrü, bedduayı çoğaltmalarına; Adaletsizliği, haksız çıkarcılığı arttırmalarına; “Adletsizliklere karşı, “Bana ne” umursamazlığına; Giyimden, baslenmeye, barınmaya karşı her işi, akıl dışı yapmalarına; insanlık, inanç, bilim, sanat eğitimlerinin sığlığından; Yalanı, dolanı, aldatmayı ÇOĞUNLUKLA pek sevmelerinden; SAYGISIZLIK, SEVGİSİZLİK, ZALİMİK, EMPATİSİZLİK, DUYARSIZLIKLA; O TOPLUMU, AHLAKEN ÇÖKMÜŞ, YOZLAŞMIŞ, YOBAZLAŞMIŞ görürsünüz!.. Dahası da var!..
*Görüp, bildiklerinizi siz de ilave edebilirsiniz…
Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 98, 99,100: Kuran’ı okumak istediğin zaman, kovulmuş şeytanın vesvesesinden Allah’a sığın. Çünkü inananlara ve Rab’lerine dayananlara onun bir gücü yoktur. Onun gücü, sadece kendisini dost tutanlara ve Allah’a ortak koşanlaradır.