Edirne’den 1 Mart 2024 tarihinde Kırklareli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü görevine atanan Bilgin Özbaş, yaklaşık 3 yıllık sürecin ardından Bakanlık Özel Kalem Müdürlüğü emrinde görevlendirildi.
Edirne’de 2012 yılında Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdür Vekilliği görevine getirilen Bilgi Özbaş, Kırklareli İl Müdürlüğü’ndeki veda programının ardından sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği veda paylaşımında şunlara yer verdi:
“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız Özel Kalem Müdürlüğü emrinde görevlendirilmem dolayısıyla, büyük bir onur ve gururla yürüttüğüm Kırklareli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü görevimi, değerli meslektaşım Eda Kumaş Hanımefendi’ye devretmiş bulunuyorum.
Yaklaşık üç yıl boyunca Kırklareli’mizde; devletimizin şefkat elini ihtiyaç sahibi her vatandaşımıza ulaştırabilmek için, birbirinden kıymetli çalışma arkadaşlarımla büyük bir özveri ve samimiyetle çalıştık. Attığımız her adımda insanı merkeze alan hizmet anlayışını rehber edindik. Birlikte sevindik, birlikte mücadele ettik, birlikte başardık.
Görev yaptığım süre boyunca desteklerini esirgemeyen başta Sayın Valimize, milletvekillerimize, kurum amirlerimize, yerel yöneticilerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza ve birlikte omuz omuza çalıştığım tüm mesai arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.
Görevi devralan kıymetli kardeşim Eda Kumaş’a yeni görevinde üstün başarılar diliyor; Kırklareli Aile ve Sosyal Hizmetler ailesinin aynı azim ve heyecanla çok daha güzel hizmetlere imza atacağına yürekten inanıyorum.
Kırklareli benim için artık sadece görev yaptığım bir şehir değil; dostlukların, emeklerin ve unutulmayacak hatıraların şehridir.
Hakkınızı helal edin. Benden yana hakkım varsa helal olsun. Muhabbet ve saygılarımla…”
Olgay GÜLER Edirne’de, polisin takibi sonucu durdurulan minibüste, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24 kaçak göçmen yakalandı, sürücü gözaltına alındı.
Kentin Dilaverbey Mahallesi’nde rutin devriye görevi yürüten polis ekipleri, şüphe üzerine E.U.’nun sürücülüğünü yaptığı minibüsü durdurmak istedi. Dur ihtarına uymayan araç, takip sonucu durdurulurken, sürücü kaçtı.
Araçta yapılan kontrolde, 22’si Afganistan, 2’si Myanmar asıllı aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24 kaçak göçmen yakalandı. Kaçan sürücü, polisin takibi sonucu yakalanarak gözaltına alındı.
Göçmenler ve sürücü A.U., Edirne Sultan 1’inci Murat Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Edirne’de üniversite öğrencilerinin sokakta hasta halde bulup evlerinde baktığı, veterinere götürüp ilaçlarını gıdalarını alıp beslediği üç ayaklı bir kediciğin sadece dört günlük ömrü kaldı. Öğrenciler mezun olup 11 Temmuz’da evlerine dönecek olmaları nedeniyle bir hayvansever sahiplenmediği takdirde veteriner tarafından uyutulacak. Bu da kedinin ölmesi demek.
“EDİRNE’DE BİR SAHİPLENİCİ BULABİLİR MİYİZ?”
Sağlığının iyi olduğu, tuvalet probleminin bulunmadığı kedinin uyutulmasının nedeni ise fiv hastalığı. Bu hastalık insana bulaşmıyor. Sadece evde başka kendi bulunması halinde evdeki diğer kedilere, sokağa bırakılması halinde hastalığın sokak kedilerine bulaşma riski taşıyor. Gazetemizi İstabbul’dan aradığını belirten Pınar isimli bir hayvansever, bu olaya ilişkin yüzlerce paylaşım yapıldığını ancak dönüş olmadığını üzüntüyle takip ettiğini belirtti. “Êdirne’de kedisi olmayan vicdanlı bir sahiplenici hayvansever bulunabilir mi acaba? diye yardım çağrısında bulunan Pınar hanım şu bilgiyi verdi.
HASTALIĞI İNSANA BULAŞMIYOR
“Kedinin üç ayağı var ama problemi yok, tuvaletini gidip kumuna yapıyor. Fiv hastası olduğu için her gün bağışıklık destekleyici kullanması gerekiyor, o da pahalı bir sey değil. Her gün vitamin verilmesi gerekli. Eğer alamayız derlerse ben alıp gönderirim. Bu hastalık insana bulaşmıyor ama evde başka kedinin olmaması gerekiyor. “
Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesinin 2025-2026 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni, Balkan Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Bu yıl fakülteden toplam 180 öğrenci mezun olmanın heyecanını yaşadı.
Tören, Edirne Belediyesi Bandosunun sunduğu Balkan müzikleri dinletisiyle başladı.
Törende konuşan Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesinin ulusal ve uluslararası alanda başarı grafiğini her geçen gün daha da yükselttiğini ifade etti. Bu başarının elde edilmesinde emeği bulunan akademik ve idari personele teşekkür eden Hatipler, mezunlara hitaben yaptığı konuşmada asıl ve en büyük beklentisinin mesleki unvanlardan önce iyi insan olmaları olduğunu vurguladı. Hizmet edecekleri varlığın insan olduğunu hatırlatan Hatipler, iyi bir beden eğitimi öğretmeni, antrenör ya da rekreasyon lideri olmanın temelinin önce iyi insan olmaktan geçtiğini belirterek mezunlara meslek hayatlarında başarılar diledi.
Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nurper Özbar, bilginin öğrenilebileceğini, başarının kazanılabileceğini ancak ahlakın, vicdanın ve insani değerlerin gerçek eğitimin temel unsurları olduğunu vurguladı. Mezun öğrencilere seslenen Özbar, bu değerleri meslek yaşamları boyunca daima yanlarında taşımaları gerektiğini belirterek tüm mezunlara başarılarla dolu bir gelecek diledi.
Programda fakülte birincisi Taylan Türkkan, mezunlar adına yaptığı konuşmada ailesine ve akademik personele teşekkür etti. Ardından kütük çakma seremonisi gerçekleştirildi.
Konuşmaların ardından dereceye giren öğrencilere başarı belgeleri ve plaketleri takdim edildi.
Tören, mezun öğrencilerin meslek andını okuması ve kep atmasıyla sona erdi.
Törene, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Tan ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, dekanlar, akademisyenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez ““Türkiye’de Gelir Dağılımı Eşitsizliği ve Yoksulluk konusu ele alındı.
Gelir dağılımındaki bozulmanın ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçları da kapsamlı şekilde değerlendirildiği raporda, “Gelir adaletsizliğinin aile yapısı, toplumsal huzur, fırsat eşitliği, eğitim ve istihdam üzerindeki etkileri incelenmiş; çalışan ve çocuk yoksulluğu başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlar analiz edilerek, üretimi, istihdamı ve sosyal adaleti esas alan çözüm önerilerine yer verilmiştir” ifadelerine yer verildi.
Söz konusu rapora ilaveten yapılan “Gelirde adalet olmadan toplumda huzur sağlanamaz” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:
“Ekonomik büyüme, ancak toplumun tüm kesimlerinin refahını artırdığı ölçüde anlamlıdır. Üretilen zenginliğin adil paylaşılmadığı, emeğin karşılığını bulmadığı ve milyonlarca insanın geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği bir düzende gerçek kalkınmadan söz etmek mümkün değildir.
Bugün ülkemizin en önemli sorunlarından biri, gelir dağılımındaki adaletsizliğin her geçen gün daha da derinleşmesidir. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki gerileme en ağır yükü dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın omuzlarına yüklemektedir. Çalışanlar, emekliler, çiftçiler, küçük esnaf ve gençler, artan yaşam maliyetleri karşısında her geçen gün daha fazla zorlanmaktadır.
Gelir dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda sosyal adaleti, fırsat eşitliğini, aile yapısını ve toplumsal huzuru doğrudan etkileyen önemli bir sorundur. Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir. Yoksulluğunun yaygınlaşması, çocukların eğitim imkânlarından yeterince yararlanamaması ve gençlerin gelecek kaygısıyla yaşaması, bu adaletsiz tablonun en somut göstergeleridir.
Saadet Partisi olarak biz, ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşlarımızın yaşam kalitesi, alım gücü ve sosyal refahıyla ölçülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ekonominin merkezinde insanın yer aldığı, üretimin desteklendiği, emeğin hakkının korunduğu ve herkesin insanca yaşayabileceği bir düzenin mümkün olduğuna inanıyoruz.
Milli Görüş hareketi, yıllardır adil bir ekonomik düzenin gerekliliğini savunmaktadır.
Bizim anlayışımızda ekonomi, belirli bir kesimin zenginleşmesine değil; milletin tamamının refahına hizmet etmelidir. Üretimin, istihdamın ve paylaşımın esas alındığı; faiz, rant ve spekülasyon yerine yatırımın, sanayinin, tarımın ve emeğin desteklendiği bir ekonomik model, gelir adaletinin sağlanmasının temel şartıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtaran geçici tedbirler değil; üretimi artıran, istihdamı güçlendiren, vergide adaleti sağlayan, bölgesel kalkınmayı destekleyen ve sosyal devlet anlayışını güçlendiren kalıcı politikalardır. Çiftçinin üretmeye, sanayicinin yatırım yapmaya, esnafın ayakta kalmaya, gençlerin umutla geleceğe bakmaya ihtiyacı vardır.
Saadet Partisi olarak inanıyoruz ki; güçlü devlet ancak güçlü milletle mümkündür.
Güçlü millet ise ancak adil gelir dağılımı, sosyal adalet ve fırsat eşitliği ile inşa edilebilir. Hiç kimsenin kendisini dışlanmış hissetmediği, emeğin değer gördüğü ve herkesin alın terinin karşılığını alabildiği bir Türkiye mümkündür.
Biz, Milli Görüş’ün “Adil Düzen” vizyonuyla; üreten, paylaşan ve adaleti esas alan bir ekonomik anlayışın ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına inanıyoruz. Gelirde adaletin sağlandığı, yoksulluğun değil refahın paylaşıldığı bir Türkiye için çalışmaya ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”
Vatan Partisi Edirne İl Başkanı Gürol Bora Ateş, Ankara’da bugün başlayacak NATO liderler zirvesi öncesi, “NATO’nun Türkiye’yi koruduğu, güvenliğini sağladığı lafları çok büyük yalanlardır. NATO Türkiye’ye düşmanıdır. NATO’nun patronları ABD ve İsrail Türkiye’ye düşmandır. NATO, bir savunma örgütü değildir” dedi.
Vatan Partisi İl Başkanı Ateş, yaptığı “Ankara’da NATO’nun cenaze töreni toplanıyor” başlıklı azılı açıklamada, “Ankara’mızda NATO liderler zirvesi toplanıyor. Dünyada ve ülkemizde sayısız suç işlemiş, on binlerce cana kıymış olan Amerika’nın ve İsrail’in sopası NATO, AK Parti hükümeti tarafından Başkentimizde ağırlanıyor. Geçen sene yanı başımızda Dedeağaç’ta Türkiye’ye karşı tatbikat yapan NATO’ya karşı sesimizi yükseltip bir miting yapmıştık ve NATO’nun Meriç’ten ancak ölüsü geçer demiştik, bugünse ülkede herkesin NATO güzellemesi yaptığı bu şartlarda NATO zirvesine karşı mücadele bayrağını Vatan Partisi olarak yine biz yükseltiyoruz” dedi..
Ateş, açıklamasında, “Peki NATO ne durumda?” diye sorarken şöyle devam etti:
“Trump NATO için ‘kağıttan kaplan’ dedi, Macron ise’beyin ölümü gerçekleşti’ dedi. Üç büyük bozgunla Ankara’ya geliyor NATO. Önce Afganistan’da yenildi, sonra Rusya’da, son olarak da İran NATO’yu yerle bir etti. Ve bu bozgunlar sonucu NATO bitkisel hayata girdi. Hükümet, ölü NATO’da keramet arıyor. NATO’nun Türkiye’nin güvenliği için çok önemli olduğunu söylüyor. Hatta, Türkiye’nin bu NATO’nun lideri olacağını, NATO içinde yeni roller alacağını iddia ediyor. Hatta bununla şişiniyor, caka satıyor. AK Parti hükümetine sesleniyoruz. NATO öldü. NATO, mezarına gidiyor. Bu tüm dünyanın artık tespit ettiği gerçeğe arkanızı dönemezsiniz. Türkiye’nin geleceğini ölmüş NATO’ya bağlayamazsınız. Geleceğini NATO’ya bağlayanlar da siyaseten aynı kaderi paylaşırlar, onlar da NATO ile birlikte tarihin mezarlığında koyun koyuna yatarlar.
NATO’nun Türkiye’yi koruduğu, güvenliğini sağladığı lafları çok büyük yalanlardır. NATO Türkiye’ye düşmanıdır. NATO’nun patronları ABD ve İsrail Türkiye’ye düşmandır. NATO, bir savunma örgütü değildir. NATO, ABD’nin diğer NATO ülkelerini gütme örgütüdür. NATO, ABD’ye bağımlılıktır. NATO, borçlanma ekonomisidir. NATO, İran, Irak, Rusya gibi komşularımıza düşman edilmektir. NATO, yalnızca bir askeri örgüt değildir. NATO, devletimizin içine yerleştirilen gladyodur. NATO o gladyonun faili olduğu darbelerdir, suikastlerdir, cinayetlerdir,tertiplerdir, katliamlardır. NATO, FETÖ’dür. NATO, PKK’ya verilen silahlardır.
NATO, Ege kıyılarımızdan, Doğu Akdeniz’den vatanımıza doğrultulmuş silahlardır. NATO’da kalmak Türkiye’miz açısından cinayettir. Bugün NATO üyesi olmayan ülkeler kendilerini koruyor ve gelişiyor. NATO’ya boyun eğenler ise geriliyor, kendini savunamaz hale geliyor. NATO; Org. Eşref Bitlis’in, Uğur Mumcu’nun, Muammer Aksoy’un, Gaffar Okkan’ın, Hrant Dink’in ve nice aydınımızın, Sivas Madımak’ın, Erzincan Başbağlar’ın, 12Mart, 12 Eylül darbelerinin, 15 Temmuz’un, Çorum’da, Maraş’ta, 1 Mayıs 77’de Taksim’de katledilenlerin baş failidir.
Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, Yugoslavya’da, dünyanın farklı köşelerinde ve son olarak Filistin’de katledilen insanların katilidir NATO. NATO’nun bu ülkede başkentin tüm imkanlarıyla ağırlanmasını bırakın, şehit kanlarıyla sulanmış bu mübarek topraklarda gömülecek 1 metrekare bile toprağı olmaması gerekir. Hükümete sesleniyoruz. Alın götürün NATO’nuzu Ankara’mızdan. Zirve mirve istemiyoruz. Ölmüş, bitmiş, tükenmiş Batı-NATO ittifakı ‘liderler zirvesi’ falan düzenleyemez. Bu olsa olsa hortlaklar zirvesidir. Gitsinler çürüyen, yozlaşan, sapkınlaşan, kokuşmuş medeniyetlerinin zirvelerini Brüksel’de,Washington’da yapsınlar. Artık Batı egemenliğinin sonuna gelindi. Artık emperyalizmin, siyonizminzincirleri parçalandı. Yeni bir dünya kuruluyor. Asya’dan yeni, adil, eşitlikçi, saygılı, insancıl bir medeniyet yükseliyor. Türkiye de bu medeniyetin en önünde yer alacaktır.Vatan Partisi olarak bunu milletimizle ve ülkemizin milli kuvvetleriyle birlikte yapacağız. Söz veriyoruz.”
Merhum Ahmet ve merhume Rabia Drozbay’ın kızları, merhum Beytullah Simsar ve merhum Fethiye Simsar’ın gelinleri, Şaban Simsar’ın esi, Furkan ve İrem’in anneleri Ayşen Simsar 64 yaşında vefat etti. Merhume dün Kıyık Kıyak Baba Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Hacıumur Köyü Mezarlığında toprağa verildi.
CUMHURİYET DÖNEMİ KURUMSALLAŞMA VE YAYGINLAŞMA Cumhuriyet’in ilanıyla tiyatro, yeni kurulan devletin kültürel politikalarının önemli bir parçası haline gelmiştir. Tiyatro, modernleşme sürecinin bir aracı olarak görülmüş ve kurumsal bir yapı kazanmıştır. Devlet tiyatrolarının kurulması ve konservatuar eğitiminin başlatılması, bu sürecin temel adımları arasında yer alır. Cumhuriyet döneminde tiyatro, modernleşme ve ulus inşa sürecinin bilgilendirme aracı ve en somut taşıyıcı gücü olmuştur (Temel, 2016, s. 1771-1774). 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanı ile esneyen yasakçı zihniyet ile Türk Tiyatrosunun etkinliği başlar (Sokullu, 1978, s. 172). 1913 yılında Darülbedayi’nin kurulması ile tiyatro form ve statü kazanma uğraşına girecektir (Nutku, 2018, s. 54). 1914-1918 I’nci Dünya Savaşı ve 1919-1922 Kurtuluş savaşı süreçlerinde duraksayan tiyatro etkinlikleri 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmesi ile yeniden oluşmuştur. Sokullu’ya göre; “Kültür tarihimizde Türk Cumhuriyeti’nin ilk evresi gerçekleştirilen zaferin ve yeniden kurulan modern devletin atak ve ülkücü ruhunu yansıtır.” (Sokullu, 1979, s. 195). Osmanlı’nın çok kapsamlı sosyolojik yapı temellerinin çözülmesiyle, çöken imparatorluk ardından cumhuriyete geçişle ulus devletin yeni yapılanma evresini başlatmıştır. Türkiye Cumhuriyeti; inşa, modernleşme ve toplumsal dönüşüm stratejileriyle sanatı yeniden tasarlayarak, Türk tiyatrosunu bu değişimin temsili ve icrası noktasında işlevsel bir araç olarak kullanmıştır (Uçman, 1972, s. 112-125). Bu süreçte geleneksel olan ile modern olanın mukayesesi, birey-toplum ilişkileri ve aile yapısındaki dönüşümler temel yönelimler olarak belirlenmiştir. Dönüşen ekonomik ve sosyokültürel yapı da bireylerin “kolektif ve ulusal kimliği” içselleştirmesi hedeflenmiştir (Banarlı, 1983, s. 850-855). Türk tiyatrosu bu dönemde, geçmişin geleneksel/sanrısal etkisini, modern rasyonalitenin deneysel ve bilgisel gerçekliğiyle devam ettirme rolünü üstlenmiştir. Devlet Tiyatroları’nın teşkili ve konservatuar eğitiminin kurumsallaşması, tiyatronun “devlet destekli bir kültür politikası aracı” olarak yapılandırıldığını teyit etmektedir (Konur, 1987, s. 307-320). Cumhuriyet’in bu kurumsal hamlesi, tiyatro sanatı aracılığıyla ideal “Cumhuriyet Yurttaşı”nı inşa etme gayesini taşır. Nihayetinde Cumhuriyet ideolojisi, sanatın “sembolik sermayesini” devlet eliyle yöneterek kamusal bir bilinç inşasını hedeflemiştir. Bu dönemde Ertuğrul etken rollerle tiyatronun disiplinli ve sistemli bir şekilde gelişmesi için çalışmış ve modern sahne anlayışının Türkiye’de yerleşmesine katkı sağlamıştır. Onun yaklaşımında tiyatro, sanat etkinliği ile eğitim ve toplumsal gelişim aracıdır. Cumhuriyet Tiyatrosu, Osmanlı’dan devir alınan mirası ret etmemiş, bu birikimi kurumsal çerçeve içinde yeniden düzenleyerek, Cumhuriyet ilkeleri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yorumlamıştır. Ertuğrul, Muhsin Ertuğrul’un Moskova Notları’nda belirttiği üzere (Ertuğrul, 2023) “Tiyatroda yeni bir çığır açan adam Meyerhold’un ‘konstrüktivizm ve biyomekanik’ ve ‘Stanislavski yöntemiyle Gerçekçi Tiyatrosu’nu benimsemiştir” (Ertuğrul, 1975, s. 44-47). Geleneksellikten gelen ve modern anlamlarla yapılan rol seçimleri ile tiyatro ve tiyatro sanatı anlayışı geleneksel Türk tiyatrosu biçimlerinden beslenerek, modern sahne teknikleri eklenmiştir. Sanatın diyalektiği, sanatın örgüsü ve ananelerin sahne gösterimi, Cumhuriyetin disipliner ilkeleri ile bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Ertuğrul Türk tiyatrosunun kurumsal örgüsünde idare ve sanat otoritesini kurarak Sovyet Sanat estetiğini ideal olarak benimsemiştir (Ertuğrul, 2023, s. 34). Ertuğrul Rusya gezisinin ardından Vsevolod Meyerhold’un (1874-1940) Devrim Tiyatrosunda sahnelediği (1922) Fernand Crommelynck’in Le Cocu Magnifique piyesini Ercüment Lav çevirisi ile hazırlamış ve Deyyus adı ile sahnelemiştir (Ertuğrul, 2023, s. 34). Ertuğrul Deyyus oyununu şu şekilde değerlendirir: “Deyyus dekoru İstanbul’un birinci defa gördüğü ‘konstrüktivizm’ denilen mektebin bir numunesidir” (Ertuğrul, 2023, s. 34). Meyerhold’un konstrüktivist tarzı; sahne ile seyirci arasındaki iletişimde deneysel yaklaşımlarla toplumu tiyatro anlayışının temellerinde yeniden eğiterek, inşaa etme düsturunu serimlemiştir (2014: s. 6-9). (SÜRECEK)