Saros’a ‘mavi bayrak’ hamlesi!

Olgay GÜLER

Sahip olduğu ‘Mavi Bayrak’ sayısıyla dünya genelinde üçüncü sırada bulunan Türkiye’de, dünyanın en temiz körfezlerinden biri olarak gösterilen ve henüz mavi bayrağı bulunmayan Saros Körfezi için sonunda harekete geçildi.

Türkiye 2025 yılında 577 plaj, 29 marina, 18 turizm teknesi ve 8 bireysel yat ile “Mavi Bayrak”ta dünya 3’üncüsü olurken, dünyanın en temiz körfezlerinden biri olarak gösterilen Saros’da ise tek bir “Mavi Bayrak” dalgalanmıyor. Sezonda 1 milyondan fazla ziyaretçisi bulunan, dünya üzerinde kendi kendini temizleyen birkaç denizden biri olan Saros Körfezi’ne ‘Mavi Bayrak’ kazandırılmaması, bölge sakinlerinin de anlam veremediği konuların başında geliyor. Saros Körfezi’nde Mavi Bayrak dalgalanmazken kirliliği dikkat çekmeye başlayan Marmara Denizi’nde dahi Mavi Bayrak çekili plajlar gözden kaçmıyor. Tekirdağ’da 10 ve Kırklareli’nde 1 Mavi Bayrak bulunuyor. Saros’un diğer kıyısı Çanakkale’de 12 Mavi Bayrak varken, İstanbul’da Mavi Bayraklı 3 plaj, Mavi Bayraklı 2 marina yer alıyor.

KONU VALİLİK TOPLANTISINDA GÜNDEME GELDİ

Edirne Valiliği’nin, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği ‘Edirne Tanıtma Geliştirme Kurulu’ toplantısında da konu gündeme geldi. Edirne Valisi Yunus Sezer, bölgede en az bir plajın mavi bayrak alması için öneride bulunurken, turizm paydaşları da destek verdi. Toplantıda Saros için mavi bayrak çalışmalarının hız kazanması konusunda fikir birliği oluştu.

‘SAROS’UN MAVİ BAYRAK ALMAMASI TRAJİKOMİK’

Söz konusu toplantıya katılan paydaşlardan TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Bölge Başkanı Egemen Aydın, mavi bayrağın turizm açısından önemine dikkat çekti. Mavi bayrağın alınabilmesi için çok sayıda kriter olduğuna dikkat çeken Aydın, “Mavi bayrak tabii çok önemli bir kriter. Avrupa Birliği kriterleri gibi kriterleri var. Plajların yüzme suyunun kaliteli olması lazım, can kurtaran lazım, atık su yönetimi olması lazım, çevre ve etkinlik eğitimlerini alması lazım personelin. Engellilerin giriş çıkışlarının kolay olması gerekli. Deniz su analizlerinin geçmesi gibi toplamda 33 tane kriter var. Bu 33 kriterin yerine getirilmesi şartıyla her yıl yenilenerek işleyen bir sistem. Bu kriterleri Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) kontrol ediyor. Trakya bölgesine baktığınızda İğneada geçtiğimiz yıllarda aldı. Baktığınız zaman İğneada’nın alıp da Enez’in almaması aslında trajikomik gibi gözüken, şaka gibi bir şey. Burada İğneada’yı küçümsemiyorum sakın yanlış anlamayın. Çünkü Saros bölgesi biliyorsunuz kendi kendini temizleyebilen çok nadir bir körfez, berrak bir suyu var” diye konuştu.

‘ÖNCE YER BELLİ OLACAK’

Saros’un dünyada çok az sayıda benzeri olduğunun altını çizen Aydın, “Ben dünyanın birçok yerini gezdim. Bu kadar temiz deniz birkaç yerde gördüm. Burada geçtiğimiz hafta Edirne Valiliği’nde bir toplantımız oldu, tüm turizm paydaşlarının katıldığı, Edirne Tanıtma Geliştirme Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Bütün paydaşlar katıldılar. Orada ele alınan konulardan bir tanesiydi bu eksiklik, ‘neden başvuru yapmıyoruz?’ diye. En son iki gün önceki başka bir il kültür turizm müdürlüğündeki başka bir toplantıya katıldığım, orada da konusu geçti. Vali bey Edirne Valiliği’ne ait olan, halk plajlarından bir tanesine almak istiyor. Orasını önerdi o toplantıda. Tabii önce yer belli olacak. Bütün kıyıya vermiyorlar aslında baktığınızda. Ama tabii onu aldığımız zaman bütün kıyı da ondan sebepleniyor” şeklinde konuştu.

‘MAVİ BAYRAK SAROS’U MARKA HALİNE GETİRMEK DEMEK’

Saros Körfezi’ndeki bir çok eksikliğin, yatırımcının bölgeye gelmemesine neden olduğunun altını çizen Aydın, “Çok eksiklik var o tarafta. Ondan dolayı da yatırımcının biraz ‘acaba’ şekline baktığı bir bölge. Ama tabii mavi bayrak çok büyük bir kriter. Yani insanlar, bazı turistler gerçekten mavi bayrak var mı burada bu bölgede? Mavi bayraklı plajı var mı diye bakarak seyahat etmeyi seviyorlar. Çünkü özellikle bu pandemiden sonra daha da arttı bu özellik. Deneyimlemek istedikleri zaman bir şeyi, çok fazla araştırıp, önden bilgi alıp toplayarak gidiyorlar. Siz ne kadar anlatırsanız anlatın; ‘Bu körfez pırıl pırıl’ deseniz de o insanlar, interneti açtığı zaman orada mavi bayraklı plajı göremediği zaman ‘acaba’ diye düşünüyor, çünkü bilmiyor, görmüyor. Öyle olduğu zaman da haliyle çekimser yaklaşabiliyor. Şimdi bunu almak bir marka haline getirmektir; ‘Evet Edirne’de denizimiz var ve mavi bayraklı plajlarımız var’ demektir” ifadelerini kullandı.

‘NİTELİKLİ TURİST VE YATIRIMCI BÖLGEYE GELECEK’

Mavi bayrak alınması halinde, nitelikli turistin de Saros’a geleceğini söyleyen Aydın, “Böylece nitelikli turisti oraya çekebiliriz. Yani hep şikayet ediyoruz günü birlikçiler, çadırcılar, onlar geliyorlar. Tabii ki gelsinler. Onlarla alakalı bir şey yok. Herkes bütçesi doğrultusunda veya zamanı doğrultusunda günübirlik gelip istediği yerde konaklayabilir. Amma velakin nitelikli turist istediğimiz şey geldiği zaman bölgede para bırakan, gerçekten turist özelliği taşıyan turistlerden bahsediyorum. Onlardan dolayı da onu nitelikli turisti oraya çektiğiniz zaman bu taraftan da yatırımcının gözü açılmaya başlayacak; ‘Evet burada bir şey var, ben de buraya gelebilirim’ diyecek. Ondan dolayı mavi bayrak çok önemli. Sayın valimiz zaten iki senedir çok ciddi bir uğraş veriyor Edirne için. Bu uğraşını da ben başaracağını ve yerine getireceğine inanıyorum. Elimizden ne geliyorsa, nasıl katkı sunmamız gerekiyorsa da inşallah katkımızı da sunacağız” dedi.

SAROS KÖRFEZİ

Saros Körfezi, bir körfez olmasına rağmen kendi kendini temizlemesi ve etrafında yoğun yerleşimlerin bulunmaması ile çok uzun yıllar belki de hiç bir zaman kirlenmeyecek nadir denizlerden birisi . Yılda üç defa ve aynı zamanda olmak üzere, şubat, nisan ve temmuz aylarının 15. veya 18. günü başlayıp, 25. veya 28. günü sona eren körfezin kendi kendini temizlemesi işleminde tabanda soğuk su ve yüzeyde sıcak suyun yarattığı akıntılar körfezi içine atılan tüm artık ve atık maddelerden kurtarıyor

Sütte ‘zararına’ fiyat!

Olgay GÜLER

Edirne Genç Çiftçiler Derneği Başkanı Egemen Ilgın, Ulusal Süt Konseyi’nin 24.30 TL olarak belirlediği çiğ süt alım tavsiye fiyatının, beklentinin altında kaldığına dikkat çekti.

Ulusal Süt Konseyi (USK), 30 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen Yönetim Kurulu Toplantısı’nda sıcak çiğ inek sütüne ilişkin yeni tavsiye satış fiyatını açıkladı. Buna göre, yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein içeriğine sahip çiğ inek sütü için tavsiye satış fiyatı, 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, üreticinin eline litre başına net geçecek şekilde 24,30 TL olarak belirlendi.

‘FİYAT DÜŞÜK BULUNDU’

Açıklanan yeni fiyatı değerlendiren Edirne Genç Çiftçiler Derneği Başkanı Egemen Ilgın, fiyatın geç açıklanmasını eleştirerek, “Çiftçinin beklentisi bu referans fiyatının Nisan ayı başında açıklanmasıydı, bu beklenti dolayısıyla üreticimiz bir ay kaybetmiş oldu. Fiyatın açıklanmasının gecikmesinin yanı sıra fiyatta üreticiler tarafından düşük bulunmuştur. Bugün itibari ile 1 litre sütün üretim maliyeti 27 TL’dir.  Açıklanan fiyatın tavsiye fiyatı olması nedeniyle ülkemizin bazı bölgelerinde bu fiyatın altında bir fiyata da süt satılmakta hatta pazarlama sıkıntısı yaşanmaktadır” dedi.

‘ÜRETİCİNİN KAZANCI DEĞİL, ZARARI BÜYÜYOR’

Süt üreticisinin girdi maliyetleri nedeniyle çok zor üretim yaptığının altını çizen Ilgın, “Süt üreticisi başta yem maliyetleri olmak üzere birçok girdi karşısında çok zor bir üretim yapıyor. Dolayısıyla sorun sadece fiyat değil, sistemin kendisidir; sistem üreticiyi koruyamamaktadır. Çiğ süt üreticisinin kazancı değil, zararı büyümektedir. Tüm bu zorluklara rağmen milletini sütsüz, yoğurtsuz, ayransız, peynirsiz bırakmamak adına üretim yapan çiftçimizin emeğinin kıymeti bilinmeli ve ona göre bir fiyat politikası oluşturulmalıdır” diye konuştu.

Çiftçi borçla üretiyor!

Olgay GÜLER

CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, çiftçinin geçinebilmek için artık her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını belirtti.

Eski milletvekili Prof.Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda çiftçilerin üretim aşamasındaki sorunlarına değindi. Gaytancıoğlu çiftçilerin; tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankalara toplamı 1 trilyon 400 milyar lira borç olduğunu söyledi. Çiftçinin üretimini borçla yaptığını kaydeden Gaytancıoğlu, artan enflasyon, akaryakıt ve gübre fiyatları karşısında bankadaki limitlerin artmadığına dikkat çekti. Çiftçiden alınan kredi borçlarında, faizin silinip ana paranın takside bölünmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, böylelikle yeniden üretimin artacağını dile getirdi.

‘TOPLAM BORÇ 1 TRİLYON 400 MİLYAR LİRA’

Çiftçinin her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını söyleyen Gaytancıoğlu, “Çiftçi her türlü tarımsal faaliyeti inanın borçla yapıyor. Ciddi anlamda borcu var çiftçimizin. Tarım Kredi Kooperatiflerine borcu var. Ziraat Bankası’na borcu var. Gübreciye borcu var. İlaççıya borcu var. Tohumcuya borcu var. Birbirine borcu var, herkese borcu var. Çark başka türlü dönmüyor. Peki bu limitler yükseldi mi? Enflasyon arttı. Akaryakıt fiyatı, gübre fiyatı arttı ama çiftçinin limitleri aynı oranda artmadı. Ama gübrenin fiyatı yüzde 40, yüzde 50 arttı. Limitlerin de bu oranda artması gerekli çiftçinin dönebilmesi için. Zaten çiftçimiz o kadar çok borçlu ki, tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankaların toplamı 1 trilyon 400 milyar lira. Çiftçinin borcu dolar bazında da artmış” dedi.

‘ÇİFTÇİYİ BU BORÇTAN KURTARMAK LAZIM’

Çiftçinin, bankalardaki kredi borçlarında faizin silinmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, “2007 yılında çiftçinin yine böyle Ziraat Bankası, Tarım Kredi Özel Kooperatiflere olan borcuna baktım, tam 7.5 milyar dolar. Şimdi tam 27.5 milyar dolara çıkmış. Yani artık çiftçi belki de geçinebilmek için borçlanıyor. Üretimini sürdürebilmek için borçlanıyor. Başka çaresi kalmadığı için borçlanıyor. Çiftçiyi bu borçtan kurtarmak lazım. Ne yapmak lazım? Çok basit; faizini silin, anaparayı dört yıla, beş yıla bölün. Çiftçi yeniden üretsin ülkede bakalım gıda enflasyonu oluyor mu?” diye konuştu.

Aynı dağ, aynı orman, iki ülke

Göksal ÇİDEM

Bir tarafa bahar geliyor. Bir tarafa ise yıkım projeleri geliyor.

Mutlu Dere Bulgaristan Türkiye sınırını çizer. Sınırı çizerken bir tarafı mutlu olsa bile bir tarafı ızdırap içinde

Derenin olmadığı yerde ise sınır taşı var. Bir taraf taş devrini, diğer taraf ise baharı karşılamak için gayda ve davul sesleri ile eğleniyor.

Bizim tarafta ise ağır iş makinaları, dinamit sesleri ve RES’lerin uğultusu var.

Yaban hayatı ve sosyal yaşam be yapacağını nereye gideceğini şaşırmış durumda.

Istrancaların 1/3’ü Bulgaristan’da, 2/3’ü Türkiye’de.

Istrancalar sadece Kırklareli için ve Ergene havzası için önemli değil. Ülke nüfusunun %20-25’inin yaşadığı İstanbul için de çok önemli. İstanbul’un nefes borusu ve içme suyu kaynağıdır.

Bölgede yapılan bilimsel araştırmalarda 2117 bitki türü ve 2062 hayvan türü olmak üzere toplam 4179 tür canlı tespit edilmiştir. Şüphesiz Istrancalar  konumu itibarıyla iki kıta arasında bir köprü vazifesi görmesi, geçmiş buzul dönemlerinde buzul geçirmediği için türlere sığınak görevi görmesi, farklı iklimsel koşullara ve farklı ekosistemlere sahip olması Istrancalar biyoçeşitlilik zenginliğinin başlıca nedenleridir.

Kısacası Avrupa kıtasının önemli doğal ormanlardan olup, doğal yaşamın devam ettiği Avrupa’da mutlak koruma altında bulunan Istrancalar ve ülkemizde ise enerji ve maden alanı olarak kullanılmaktadır.

İki ülkenin Istrancalar’a nasıl baktığı, nasıl koruduğu ise siyah-beyaz kadar farklıdır.

Bulgaristan tarafı  her yıl yaptıkları etkinliklerle, 24 Ocak 1995’te korumaya alınmasının 31. yılını kutladı. Istrancaların her iki tarafını da  doğasıyla, kültürüyle sosyal ve doğal yaşamıyla korunması gelecek nesillere bırakılacak en değerli mirastır.

Herkesin gündeminde olan sürdürülebilirlik, Istrancalar için ne yazık ki geçerli değil.

Bulgaristan Istarnca Park  Bulgaristan ‘ın en büyük korunan  bölgesi, aynı zamanda ülke topraklarının % 1’ ini kapsayan en büyük Bulgaristan Doğal Parkı’dır. Biyosfer rezerv alanıdır. Alan 1161 kilometre karedir. Toplam 21 yerleşim yeri sınırları içinde bulunuyor.

Türkiye Istrancaları  1970 km2’dir  Bu alanın yaklaşık %65’i maden ve enerji alanıdır.

Bulgaristan tarafı Istranca Doğa Parkı, insan ve doğanın, korunmuş çevrenin, korunmuş geleneklerin ve kültürel ve tarihi anıtların başarılı bir şekilde bir arada yaşamasına bir örnek olması nedeniyle, Bulgar biyosfer parkı olma konusunda en büyük potansiyele sahip olup, sosyal yapısı, kültürü, inançları kapsamında asırlardır gelenek ve göreneklerini yaşatmak için yerel ve merkezi yönetimler büyük destek vermektedir.

Bunu da yaparken 7 den70’e dağın yaşayan hazinesini korumak için yapıyorlar.

Ülkemizdeki Istrancaların durumu ise tam bir yıkım. BG de dikkat “Dikkat hayvan çıkar” yazarken, Türkiye tarafında ise “Dikkat kamyon çıkar” yazıyor.

Aynı ormanın bir tarafında hayvan, bir tarafında kamyon çıkar yazıyor.

Bir tarafta  festivaller var. İnsanların eğlenirken duydukları Balkan ezgileri, gayda ve davul sesi, Bizim tarafta ise dinamit sesleri, kamyon ve iş makineleri sesleri. Deyim yerindeyse Taş Devri’ni yaşıyoruz.

Bir an önce Taş Devri’ni bırakıp, komşumuz gibi baykuşu, ağacı, kaplumbağaları, kurt, karaca, karınca, çalıları, kısacası Istrancalar’da yaşayan tüm canlıları bir bütün olarak koruma için acilen adım atılmalı.

Türkiye topraklarındaki Istranca Ormanları acilen Biyosfer Rezervi ilan edilmelidir.

Bununla ilgili tüm plan ve projeler zaten hazır. 2010 yılında AB projesi kapsamında tamamlanan biyosfer rezerv alan çalışması UNESCO’ya sunulmak üzere 16 yıldır bekliyor. Neden beklediğine gelince. Bilgi edinme yasası gereği verilen cevapta “Bizim yasalarımız korumak için yeterli yetkinliğe sahiptir” deniliyor. O zaman sormak gerekmez mi. AB Projesi için yerli ve yabancı  onlarca uzman neden 2 yıl dağda çalıştı..?

Dağın bugün ve gelecek için bir hazine olduğu bir an önce anlamalıyız. İstanbul için hangi planı yaparsanız yapın, Istrancalar yok edilmeye devam ederse, İstanbul için plan yapmaya gerek kalmayacak. Çünkü havası ve suyu kalmayacak. 

Avrupa’nın en önemli alanından biri olan Istrancalar’ın daha fazla tahrip edilmeden, yaban hayatı yok olmadan,  doğal varlıkların gelecek nesillerin yaşam kaynağı  olarak kayıtsız şartsız koruma alanı ilan edilmesi, geleceğe yapılacak en önemli yatırım ve bırakılacak en değerli mirastır. 

Edirne Sümbülü’ne yakın takip

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi kapsamında Edirne’de gerçekleştirilen arazi çalışmasında çalışmalarında endemik ve nesli tehlike altında olan Edirne Sümbülü’nün yaşam alanı ile balıkçıl kuşlarının yuvaları gözlemlendi.

Gölbaba ve Tavuk Ormanı’nda yapılan arazi çalışmalarına Tarım ve Orman Bakanlığı 1. Bölge Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Sulak Alan Şube Müdürü Dr. Merih Uslu, Edirne Şube Müdürü Cüneyt  Emrah Salt ve TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal ile Bölge Müdürlüğü teknik personelleri eşlik etti.

TEMA Vakfı İl Temsilcisi Çoğal, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, “Edirne ilinde biyoçeşitlilik açısından özellikli alanlardan olan Gölbaba ve Tavuk Ormanı’nda yapılan arazi çalışmalarında endemik ve nesli tehlike altında olan Edirne Sümbülü’nün yaşam alanı ile balıkçıl kuşlarının yuvaları gözlemlenmiştir.”

Aramızdan ayrılanlar

RÜKÜŞ ZIMBA VEFAT ETTİ
Menzilahir Mahallesi sakinlerinden Rüküş Zımba, 82 yaşında vefat etti.
Merhum İdris ve merhume Fikriye Örs’ün kızları, merhum Cemali Zımba’nın eşi, Mustafa, Hasan, Yüksel, Arif, Nazmiye, Elif ve eski muhtar Hüseyin Örs’ün kardeşleri, İlknur, Onur, Uğur, Soner, Sibel, Murat, Melisa, Yağmur, Tanju, Ülkü ve Samet Zımba’nın büyük anneleri, Saim, Hami, Şengül, Günnur, Coşkun ve Sami Zımba’nın anneleri Rüküş Zımba için cumartesi günü Muradiye Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Rüküş Zımba’nın cenazesi Acıçeşme Mezarlığı’nda toprağa verildi.
SEBAHAT ELFANİ VEFAT ETTİ
Sebahat Elfani, 82 yaşında vefat etti.
Abdullah Karaman’ın kayınvalidesi, Ahmet Çağatay Elfani ve Serpil Karaman’ın annesi Sebahat Elfani için cumartesi günü Lalaşahinpaşa Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Sebahat Elfani’nin cenazesi Acıçeşme Mezarlığı’na defnedildi.
KADRİYE KARAOĞLU VEFAT ETTİ
Sadi Karaoğlu’nun eşi Kadriye Karaoğlu, 84 yaşında vefat etti.
Sadi Karaoğlu’nun eşi, Erdal Tiryaki’nin ablası, Çağlayan, Altan ve Gürkan Karaoğlu’nun annesi Kadriye Karaoğlu için dün Kırklareli’nin Karahıdır Mahallesi Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Kadriye Karaoğlu’nun cenazesi Karahıdır Mezarlığı’nda toprağa verildi.
RAİF TAŞKIRAN VEFAT ETTİ
Karaağaç Mahallesi sakinlerinden Raif Taşkıran, 62 yaşında vefat etti.
Merhum Mehmet Taşkıran ve merhume Nejla Taşkıran’ın oğlu, İlkay ve Güray Taşkıran’ın babaları Raif Taşkıran için dün Karaağaç Eski Cami’de cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Raif Taşkıran’ın cenazesi Karaağaç Mezarlığı’na defnedildi.

TAKSAV yeni hafta da yoğun

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakfı (TAKSAV) Edirne Temsilciliği, 6–9 Mayıs tarihleri arasında sinemadan akademik söyleşilere, müzikten edebiyata uzanan üç farklı etkinlikle sanatseverleri bir araya getirecek.

Program, 6 Mayıs Çarşamba akşamı saat 20.00’de Before the Rain filmi üzerinden gerçekleştirilecek interaktif film okumalarıyla başlayacak. Etkinlik, TAKSAV Edirne Sinema Kulübü yürütücülüğünde düzenlenecek.

7 Mayıs Perşembe günü saat 20.30’da ise akademik bir söyleşi katılımcılarla buluşacak. Kerem İşcanoğlu, “Ulus Devletin Mekansal İnşası: 1923-1950 Yılları Arası Mimari Üretim ve Modernleşme Süreci” başlıklı sunumuyla Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki mimari ve toplumsal dönüşümünü ele alacak.

Haftanın son etkinliği ise 9 Mayıs Cumartesi günü saat 20.30’da gerçekleşecek. “Sümeyra Çakır Serçelerin Süvarisi” başlıklı müzik dinletisinde, Mavi İz Çok Sesli Halk Türküleri Korosu sahne alacak.

TAKSAV Edirne tarafından yapılan bilgilendirmede, tüm etkinliklerin ücretsiz olduğu belirtildi. Kültür ve sanatın farklı alanlarını bir araya getiren programın, Edirne’de sanatseverlere zengin bir hafta sunması bekleniyor.

Karaağaç Arda Spor 1. Grup’ta

Edirne’den Karaağaç Arda Spor’un geçen sezon 5. Grup’ta mücadele ettiği Kadınlar 3. Ligi’nde  2025-2026 sezonu grupları belli oldu.

Karaağaç Arda Spor yeni sezonda 4 takımdan oluşan 1. Grup’ta yer alırken, diğer 3 takım geçen sezon olduğu gibi aynı isimlerden oluşuyoır.

2025-2026 Sezonu Kadınlar 3. Ligi’ne ülke genelinde başvuru şartlarını yerine getiren toplam 139 takım katılacak. 32 grupta bölgesel olarak düzenlenecek ligin 9-10 Mayıs tarihlerinde başlatılması planlanıyor.

1.GRUP

Karaağaç Ardaspor

Büyük Yoncalı Spor Kulübü

Kapaklı Kartalspor

Lüleburgaz Yıldız SK

2025-2026 SEZONU TFF KADINLAR 3. LİGİ GENEL ESASLAR

2025-2026 sezonu TFF Kadınlar 3. Ligi; takımların coğrafi konumuna bağlı olarak 32 farklı grupta, çift devre lig usulünde gerçekleştirilir ve takımların fikstür çekimi alfabetik sıralamaya göre yapılır. Kadınlar 3. Ligi normal sezonda yol ve konaklama desteği verilmez.

Normal sezon sonunda 32 grupta ilk sırayı alan takımlar Play- Off müsabakalarına katılma hakkı elde ederler. 

Play Off müsabakalarında, müsabaka sonu eşitliğin olması halinde 15’er dakikalık uzatma devrelerinin oynanmasının ardından beraberliğin devam etmesi durumunda penaltı atışlarına geçilir ve galip gelen takım belirlenir.

Eleme usulüne göre oynanan müsabakalarda uzatma devreleri oynanması halinde, takımlar uzatma devrelerinde ilave 1 oyuncu değişikliği yapabilir.

Play-Off müsabakalarında yol ve konaklama desteği sağlanır. Karayolu ile gidilen kilometre başına 10 TL ödeme yapılır. Deplasman müsabakaları için TC karayolları ölçümlerine göre tek yönde 200 km ve üzerindeki mesafelere gidecek olan kulüplere konaklama desteği olarak 13.500 TL verilir.

Play-Off müsabakaları bölgesel olarak 8’er takımdan oluşan 4 ana grupta tek maç eleme usulüne göre oynanır. 

8’er takım 4 ana grup içinde kura çekimi ile eşleşerek Çeyrek Final müsabakalarını oynar. 

Çeyrek final müsabakalarını kazanan takımlar önceden ilan edilmiş Play – Off eşleşme fikstürüne göre gruplarında Yarı Final müsabakası oynamaya hak kazanır.

Çeyrek final ve Yarı Final müsabakaları TFF tarafından belirlenecek sahalarda oynanır.

Yarı Final müsabakaları sonunda kazanan takımlar Final müsabakalarını TFF tarafından belirlenecek tek merkezde oynar.

Gruplarında final müsabakalarını kazanan toplam 4 takım 2025 -2026 sezonu yükselen takımları olur ve 2026-2027 sezonunda TFF Kadınlar 2. Liginde mücadele etmeye hak kazanır. Kadınlar 3. Ligi’nden yükselen 4 takıma  150.000’er TL para ödülü, kupa ve madalya verilir. (12) İşbu 2025-2026 Sezonu TFF Kadınlar 3. Ligi Genel Esaslar’ında yer almayan hususlar, 2025–2026 Sezonu TFF Kadınlar 3. Ligi Statüsü’nde düzenlenmiştir.

PLAY OFF KURA TORBALARI

1. TORBA 1-2-3-4-5-6-7-8 Gruplarını 1. bitiren takımlardan oluşur. 

2.TORBA 9-10-11-12-13-14-15-16 Gruplarını 1. bitiren takımlardan oluşur.

3.TORBA 17-18-19-20-21-22-23-24 Gruplarını 1. bitiren takımlardan oluşur.

4.TORBA 25-26-27-28-29-30-31-32 Gruplarını 1. bitiren takımlardan oluşur.  

KARAAĞAÇ ARDASPOR

Karaağaç Ardaspor, Kadınlar 3. Ligi’nde geçtiğimiz sezon yine Büyük Yoncalıspor, Kapaklı Kartalspor ve Lüleburgaz Yıldız Spor ile birlikte aynı grupta yer aldı.

Edirne temsilcisi 5. Grup’ta 6 maçta 3 galibiyet ve 3 mağlubiyet alarak 9 puanla sezonu ikinci sırada tamamladı. Büyük Yoncalıspor’un 6’da 6 yaparak birinci olduğu grupta Kapaklı Kartalspor sezonu 3,  Lüleburgaz Yıldız Spor ise son sırada tamamladı.

Karaağaç Ardaspor geçen sezon 6 maçta 22 gol sevici yaşarken; kalesinde ise 11 gol gördü.

BENTONİT OCAĞI

Edirne’nin Enez ilçesine bağlı Hasköy, Şehitler ve Işıklı köylerinde kurulması planlanan bentonit ocağı projesine karşı bölge halkı geçtiğimiz hafta sadece üç gün içinde 310’u aşkın itiraz dilekçesi toplayarak Edirne Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne teslim etti.

Şehitler Köyü Muhtarı Adem Dağlı tarafından üst yazıyla sunulan dilekçelerde, projenin hem çevresel hem de sosyo-ekonomik açıdan ciddi riskler barındırdığına dikkat çekildi.

Üç köyde yaşayan insanlar üç gün içinde 310 dilekçe topluyorsa, ortada “küçük bir yatırım” değil, “büyük bir dert var” demektir.

Hani bazen projeler anlatılır ya… “Çevreye duyarlı”, “Bölgeye katkı sağlayacak”, “İstihdam yaratacak”…

Bu bentonit işi de kâğıt üzerinde öyle görünüyor olmalı.

Ama köylü kâğıda değil, toprağa bakıyor.

Çünkü o toprak, lafla değil, alın teriyle işleniyor.

Proje Tanıtım Dosyası hazırlanmış.

İçinde her şey var gibi…

Ama aslında en önemli şey yok: Gerçek hayat.

Mesela diyor ki dosya; sorun yok.

Köylü diyor ki; suyum kirlenir.

Dosya diyor ki; etki sınırlı.

Köylü diyor ki; tarım biter.

Dosya diyor ki; bilimsel.

Köylü diyor ki; gel bir de burada yaşa!

İtiraz dilekçelerine bakıyorsunuz…

Tozdan, gürültüden, kamyon trafiğinden bahsediliyor.

Ama asıl mesele bunlar değil.

Asıl mesele şu:

Bu köylerde insanlar tarım ve hayvancılıktan başka ne yapacak?

Altmıştan fazla ailenin tarım arazilerinin tarımsal vasıflarını kaybedeceğinden söz ediliyor.

Bir de “proje katkı sağlayacak” deniyor.

Kime?

**

Bir başka detay daha var, o da pek “küçük” değil:

Proje alanı doğal sit, orman, koruma alanı…

Ama nedense dosyada bu alanlar biraz “hafifletilmiş”.

Orman az, risk küçük, etki sınırlı…

Kâğıt üstünde doğa da inceliyor anlaşılan.

Kuşlar bile hesaba katılmamış.

Oysa bölge göç yolu üzerinde.

Yani sadece insanlar değil, kuşlar da “itiraz edebilseydi”, dilekçe sayısı uçar giderdi.

Anayasa’nın 56. maddesi hatırlatılıyor:

“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

Güzel madde.

Okuması kolay.

Uygulaması biraz zor anlaşılan.

Köylünün talebi net:

Ya bu dosya bu haliyle iptal edilsin,

Ya da “ÇED Gereklidir” denilsin ve iş ciddiye binsin.

Aslında çok şey istemiyorlar.

Sadece şunu soruyorlar:

“Biz burada yaşamaya devam edebilecek miyiz?”

Üç günde 310 dilekçe…

Bu rakamı küçümsemek kolay.

Ama o 310 imzanın her biri bir kaygı, bir korku, bir gelecek meselesi.

Ve bazen en doğru raporu, en kalın dosyalar değil, en hızlı toplanan imzalar verir.