Kategori arşivi: Siyaset

Suda yönetim zafiyeti!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, su kaynaklarını planlamak, nehirlerde boşa akan suyu depolamak, baraj, gölet ve sulama altyapısını kurmak Devlet Su İşleri’nin (DSİ) asli görevi olduğuna dikkat çekerek,  “DSİ, Meriç ve Tunca’da boşa akan bu suyu depolamak için hangi baraj, gölet veya regülatör çalışmalarını yürütmektedir?” diye sordu.

CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı, son günlerde yağan yağışlarla dolan barajlar ve nehirlerden boşa  akan suyla ilgili olarak açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı “Akıl ve bilim yerine ihmal. Meriç’in suyu yine boşa denize akıyor” başlıklı açıklamada, şunları söyledi:

“Geçtiğimiz yıl yaz aylarında Edirne’de barajlarımız kuraklık nedeniyle neredeyse sıfır seviyesine gerilemiş, Edirneli hemşerilerimiz içme suyu tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, çiftçilerimiz Meriç ve Tunca havzalarında sulama yapamaz hale gelmiştir. Yağışların yetersizliği nedeniyle binlerce üreticimiz ürününü tarlada bırakmak zorunda kalmış, verim düşmüş, emek ve alın teri heba olmuştur. Bu kış aylarında ise yağışlar sevindirici düzeyde gerçekleşmiş, barajlarımızın doluluk oranı yaklaşık yüzde 50 seviyesine ulaşmış ve içme suyu açısından geçici bir rahatlama sağlanmıştır. Temennimiz yağışların devem etmesi ve doluluk oranının yüzde 100 olmasıdır.  Ancak asıl sorun hâlâ çözülmemiştir. Unutulmasın ki Edirne’de karasal iklim yaşanmaktadır. Yani yazları kurak, kışları yağışlıdır. Bu nedenle  küresel iklim değişikliği nedeniyle ilkbahar ve yaz aylarında yağış belki yine istenilen düzeyde olmayacak ve kuraklıkla karşı karşıya kalacağız.”

SUDA YÖNETİM ZAFİYETİ

Bugün Meriç ve Tunca nehirlerinde oluşan yüksek debinin hiçbir planlama yapılmadan denize aktığını bu suyun yaz aylarında yeniden ihtiyaç duyulacağı halde akıl ve bilime aykırı biçimde boşa harcandığının altını çize Balkanlı şöyle devam etti:

“Kışın taşan nehirler, yazın kuruyan tarlalar. Bu tablo bir kader değil, yönetim zafiyetidir. Su kaynaklarını planlamak, nehirlerde boşa akan suyu depolamak, baraj, gölet ve sulama altyapısını kurmak Devlet Su İşleri’nin (DSİ) asli görevidir.

Belediyelerin görevi ise kendi sınırları içinde mevcut kaynaklardan elde edilen içme suyunu halka sağlıklı ve adil biçimde dağıtmaktır. Nehirler taşarken suyu denize akıtan, yaz aylarında ise çiftçiyi susuz bırakan anlayış, sorumluluktan kaçamaz.

YANIT BEKLEYEN SORULAR

AKP iktidarına ve AKP Milletvekili Fatma Aksal’a ve DSİ yetkililerine soruyoruz:

DSİ, Meriç ve Tunca’da boşa akan bu suyu depolamak için hangi baraj, gölet veya regülatör çalışmalarını yürütmektedir?

Yaz aylarında yaşanacağı şimdiden belli olan kuraklık için hangi somut plan devrededir?

Sulamalı tarıma geçiş için Edirne özelinde hangi projeler hayata geçirilmiştir?

Yaz aylarında kuraklık nedeniyle yaşanacak su sıkıntısında Belediyeleri mi suçlayacaksınız?

23 yıldır iktidardasınız. Edirne çiftçisi için bu alanda hangi kalıcı yatırımı yaptınız?

Bugün çiftçiye sulama ile ilgili  vereceğiniz somut bir müjde var mıdır?

DEVLET AKLI

Buradan açıkça ifade ediyoruz:

Kuraklık küresel bir sorun olabilir, ancak önlem almak iktidarın görevidir. Yağan yağmuru toplamak, suyu doğru zamanda doğru yerde kullanmak, çiftçiyi kaderine terk etmemek devlet aklının gereğidir.

Buradan AKP Edirne Milletvekili Fatma Aksal’a tavsiyemdir. Boş gündemlerle, toplumun gerçek sorunlarından uzak tartışmalarla vakit harcamak yerine; çiftçinin sulama sorunuyla, emeklinin ve tüm kesimlerin geçim derdiyle, üretimin sürdürülebilirliğiyle ilgilenin.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, suyun bilimsel planlamayla yönetildiği, çiftçinin alın terinin korunduğu,  tarımda öngörülebilirliğin sağlandığı bir Türkiye’yi savunuyoruz.

23 yıllık AKP İktidarını ve DSİ’yi görevini yapmaya, iktidarı ise yağan suyu izlemekle değil, yönetmekle sorumluluk almaya çağırıyoruz.

Edirne’nin suyu Edirne çiftçisinin hakkıdır. Bu suyun denize akmasına, çiftçinin kuraklığa mahkûm edilmesine sessiz kalmayacağız.”

‘Ürünü almayan akıl, suyu yönetmeye kalkıyor’

CHP Edirne 28. Dönem Milletvekili Aday Adayı Namık Kemal Oğuz, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) “çeltik alacağım” dediğini ancak bölgede en çok ekilen ince tane çeltiği almadığına dikkat çekerek, “Şimdi de üreticinin elinden suyunu alıyorlar. Bunun adı tarım politikası değil, üreticiyi köşeye sıkıştırmaktır” dedi.

Oğuz, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sulama kooperatiflerinin Merkez Su Birliklerine devredilmesinin yerel yönetimleri ve üreticiyi yok sayan, sahadan kopuk bir karar olduğunu, bu uygulamanın Edirne ve Uzunköprü tarımını ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktığını söyledi.

MASA BAŞI KARARI

“Açık söylüyorum: Bu karar masa başında alınmıştır. Yıllardır suyla mücadele eden, toprağı tanıyan, ürünün ne zaman suya ihtiyaç duyduğunu bilen yerel tecrübe devre dışı bırakılmaktadır” diyerek açıklamasını sürdüren Oğuz, şunları aktardı:

“Çakmak Barajı ve Çakmak Sulama Kooperatifi bu bölge için hayati öneme sahiptir. Son 10 yılda örnek işler yapılmış, Meriç’ten Ergene Ovası’na su getirilmiştir. Bugün ise bir kararnameyle bütün bu emek ve bilgi yok sayılmaktadır.

SORULAR

Soruyorum: Bölgeyi tanımayan bir memur, çeltiğin ne zaman su isteyeceğini nasıl bilecek?

Çeltik tarımı takvimle değil, araziyle ve tecrübeyle yapılır. Bir gün geciken su verimi düşürür, yanlış zamanda verilen su hastalığı artırır. Bunu masa başından kim yönetecek?

Su birliği merkezde kurulabilir, buna itirazımız yok. Ama neden yereldeki sulama birlikleri kendi yönetimleriyle devam edemiyor?

Neden üretici söz sahibi olmuyor? Bu anlayış yereli güçlendirmek değil, yereli susturmaktır.

Herkes şunu iyi bilsin: Türkiye’de üretilen pirincin yaklaşık %80’i bu bölgede yetişiyor. Burada yapılacak yanlış bir planlama sadece Edirne’yi değil, ülke genelinde gıda güvenliğini etkiler. Üreticinin menfaatini korumak bir lütuf değil, devletin asli görevidir.

Bu süreç adil, şeffaf ve yerel iradeyi esas alan bir anlayışla yeniden planlanmalıdır. Yerel güçler devreye sokulmaz, suyun etkin kullanımı göz ardı edilirse Edirne’de büyük bir verim kaybı yaşanır. Bunun siyasi ve ekonomik sorumluluğu da bu kararı alanlara ait olacaktır.”

‘Sivillere yönelik şiddet suçtur’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’nda ALDE Grubu adına yaptığı konuşmada Türkiye’nin çevre coğrafyasındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Akalın, bölgeye yönelik değerlendirmelerde sömürgeci dilin terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak, her ülkenin kendi adıyla anılması ve dayatılmış kimliklerden kaçınılmasının önemine dikkat çekti. Her ülkenin kendine özgü koşulları bulunduğunu ifade eden Akalın, tartışmaya konu olan ülkelerin egemen devletler olduğunu belirtti.

Konuşmasında İran’a özel bir parantez açan Akalın, binlerce yıllık bir medeniyete sahip olan İran’ın insanlığa yaptığı katkıların, mevcut rejimin uygulamalarına rağmen göz ardı edilemeyeceğini söyledi. Ancak ülkede ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığını, protestoların şiddetle bastırıldığını ve göstericilerin öldürüldüğünü dile getiren Akalın, sivillere yönelik şiddetin kabul edilemez ve suç olduğunu vurguladı.

Suriye’de devlet kurumlarının zayıflamasıyla birlikte, dış aktörlerin de silah desteğiyle körüklediği rakip gruplar arasında bir silahlanma yarışının ortaya çıktığını ifade eden Akalın, zorla ele geçirilen toprakların sık sık farklı silahlı gruplar arasında el değiştirdiğini belirtti. Bu şiddet döngüsünde en büyük bedeli ise her zaman en küçük ve en savunmasız azınlıkların ödediğini söyledi.

Toprak bütünlüğü ve siyasi birliğin yalnızca istikrar için değil, insan haklarının etkin biçimde korunması açısından da vazgeçilmez olduğunu kaydeden Akalın, zayıf veya parçalanmış devlet yapılarının toplumun hiçbir kesimi için kalıcı güvenlik ya da hak güvencesi sağlayamayacağını ifade etti. Bölgede terör örgütleri ve silahlı grupların varlığının parçalanmayı derinleştirdiğini ve acıları uzattığını belirten Akalın, daha fazla silah sağlamanın koruma değil, daha fazla bölünme getirdiğini söyledi.

İsrail ile Filistin arasındaki çatışmaya da değinen Akalın, sürdürülebilir ve acil bir çözümün Gazze’nin bombalanmasının sona ermesi, iki devletli çözümün tanınması ve uluslararası hukuka tam saygı ile başlaması gerektiğini dile getirdi.

Bölgedeki istikrarsızlığın yalnızca ilgili ülkelerle sınırlı kalmadığını ifade eden Akalın, yerinden edilme, güvensizlik ve büyük ölçekli göç yoluyla komşu ülkeleri etkilediğini ve Avrupa’ya kadar ulaştığını belirtti.

Konuşmasının sonunda Akalın, azınlık haklarının ve İran, Irak, Suriye, İsrail ve Filistin halklarının gerçekten önemsenmesi halinde barışın, devlet bütünlüğünün, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve insan onurunun birlikte ve çifte standart olmadan savunulması gerektiğini vurguladı.

‘Nükleer Santral Trakya’nın ölüm fermanı’

CHP Kırklareli Milletvekili, TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Vecdi Gündoğdu, Trakya’ya nükleer santral dayatmasının bölgenin geleceğine ve canlı yaşamına vurulmak istenen ağır bir darbe  olduğunu bildirdi.

Gündoğdu yaptığı açıklamada, söz konusu kararın bilimi, hukuku, halk sağlığını ve kamu yararını hiçe sayan, kapalı kapılar ardında alınmış bir dayatmanın açık göstergesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Doğasıyla, tarımıyla ve su kaynaklarıyla yalnızca Trakya’nın değil, İstanbul’un da yaşam güvencesi olan Kırklareli Kıyıköy – Kışlacık mevkiinde planlanan nükleer santral projesinin yer seçiminin onaylandığı ilgili bakanlık tarafından açıklanmak durumunda kalınmıştı.

Yine son aldığımız bilgi ve duyumlar çerçevesinde anılan bölgede sismik ölçüm ile meteorolojik veri toplama çalışmalarının başlatıldığını kaygıyla öğrenmiş bulunuyoruz.

Daha önce defalarca TBMM kürsüsünden, ilgili komisyonlarda uyarılarımızı ilgili bakanlıklılara aktarmış ve yer seçiminin doğru olmadığını ısrarla belirtmiştik.Tüm uyarılarımıza rağmen bakanlıklar bölgede çalışmalarını sürdürüyor olması kabul edilmez.

Bu karar; bilimi, hukuku, halk sağlığını ve kamu yararını hiçe sayan, kapalı kapılar ardında alınmış bir dayatmanın açık göstergesidir.

Söz konusu saha, Trakya’nın içme ve kullanım sularını besleyen Mutlak Koruma Alanı içerisinde yer almaktadır. Bu alanlara en küçük müdahale dahi yapılması mümkün değildir.

Buna rağmen projede ısrar edilmesi; milyonlarca ağacın kesilmesi, sayısız canlının yok olması, habitatların parçalanması ve büyük bir orman ekosisteminin geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesi anlamına gelmektedir.

Kırklareli’nin ve Istranca Dağları’nın yalnızca bir ‘arazi’ değil; longozlarıyla, subasar ormanlarıyla, tarım alanlarıyla Trakya’nın ve İstanbul’un yaşam pınarı olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Ergene Havzası Trakya Alt Bölgesi 1/100.000 ölçekli revizyon çevre düzeni planında orman alanı ve tarım arazisi olarak tanımlanan anılan bölgenin, rant uğruna gözden çıkarılması Trakya’nın ölüm fermanına onay vermektir.

Kırklareli’ne nükleer santral dayatması, Trakya’nın geleceğine ve canlı yaşamına vurulmak istenen ağır bir darbedir.

Trakya halkının iradesi yok sayılamaz! Bizler; Yaşam hakkını, temiz çevre hakkını, halkın katılımını, bilimsel ve şeffaf planlamayı, Hukukun üstünlüğünü savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. “

‘Çiftçinin suyu merkezileştiriliyor’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, tarım ve su yönetiminde başarının merkezi kararlarla değil, sahadaki tecrübe ve çiftçilerin aktif katılımıyla mümkün olduğunu söyledi.

Eski milletvekili Şimşek, yaptığı “Çiftçinin Suyu Merkezileştiriliyor” başlıklı yazılı açıklamasında, 21998 yılında kurulan sulama kooperatifleri su işini DSİ 1999 yılında devir aldılar işi bugüne kadar yürüttüler” diyerek şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sulama kooperatiflerinin Merkez Su Birliklerine devredilmesi kararı, tarımın kalbinde yer alan çiftçilerimizi doğrudan ilgilendirmektedir. Sulama kooperatifleri, yıllardır çiftçilerin kendi su ihtiyaçlarını yönetebildiği, yerel karar mekanizmalarıyla tarım üretimini destekleyen kritik yapılardır.

Bu yapıların merkezi bir birime devri, yerel deneyim ve ihtiyaçların göz ardı edilmesine, çiftçilerin karar alma süreçlerinden uzaklaşmasına ve tarımsal verimliliğin düşmesine yol açabilir. Çiftçimizin emeği ve alın teri, bu değişim sürecinde korunmalıdır.

Tarım ve su yönetiminde başarı, merkezi kararlarla değil, sahadaki tecrübe ve çiftçilerin aktif katılımıyla mümkündür. Bu nedenle; geçiş süreci şeffaf, adil ve planlı bir şekilde yürütülmeli, çiftçilerimizin hak ve menfaatleri korunmalı, tarımsal verimlilik ve suyun etkin kullanımı göz ardı edilmemelidir.

Edirne ve Türkiye çiftçisi, üretimde tek başına bırakılmamalıdır. Merkezileşme adı altında yerel haklar gasp edilmemeli, sulama yönetiminde çiftçinin söz hakkı mutlaka korunmalıdır.

Alım gücü 29 günde %21 eridi!

CHP Edirne İl Gençlik Kolları, 4 bin lira KYK bursu 2 Ocak’ta 0,63 gram altın ederken bugün 0,49 gram altın seviyesine, 28.075 lira asgari ücret yılın başında 4,43 gram altın alabilirken bugün 3,49 gram altına, 20.000 lira olan en düşük emekli maaşının ise 3,16 gram altından 2,49 gram altına düştüğüne dikkat çekerek, daha yılın ilk 29 gününde; emeğin, öğrencinin ve emeklinin geliri kâğıt üzerinde aynı kalırken, hayat karşısında beşte bir oranında küçüldüğünü bildirdi.

CHP Edirne İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, “2026 yılına girerken açıklanan rakamlar ortadadır. Asgari ücret 28.075 TL, KYK bursu 4.000 TL, En düşük emekli maaşı 20.000 TL. Ancak asıl mesele bu rakamların kaç TL olduğu değil, bu parayla ne alınabildiğidir” diyerek şunları aktardı:.

“2 Ocak 2026’da 1 gram altın 6.330 TL iken, 29 Ocak 2026’da 8.039 TL’ye yükselmiştir. Yalnızca 27 günde yaşanan bu artış, iktidarın ‘ekonomi düzeliyor’ söyleminin gerçeği yansıtmadığını bir kez daha göstermiştir. Vatandaşın alım gücü adeta buharlaşmıştır.

Asgari ücret, yılın başında 4,43 gram altın alabilirken bugün 3,49 gram altına düşmüştür.

Asgari ücretlinin alım gücü yaklaşık %21 erimiştir.

KYK bursu, 2 Ocak’ta 0,63 gram altın ederken bugün 0,49 gram altın seviyesine gerilemiştir.

Öğrencinin cebindeki para %21’den fazla değer kaybetmiştir.

En düşük emekli maaşı ise 3,16 gram altından 2,49 gram altına düşmüştür.

Emeklinin alım gücü de yaklaşık %21 azalmıştır.

Daha yılın ilk 29 gününde; emeğin, öğrencinin ve emeklinin geliri kâğıt üzerinde aynı kalmış, ama hayat karşısında beşte bir oranında küçülmüştür.

İktidar, rakamlarla algı yönetmeye devam ederken; pazara çıkan yurttaşın filesi küçülmekte, öğrenci barınamaz hale gelmekte, emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz noktaya sürüklenmektedir.

Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor: Sorun maaşların rakamsal artışı değil, hayat pahalılığı karşısında korunmamasıdır. Altın yükselirken, döviz artarken, fiyatlar her gün zamlanırken ücretler yerinde sayıyorsa, bunun sorumlusu bu ülkeyi yöneten anlayıştır.

İktidar, ekonomik krizin faturasını yine halka kesmektedir. Emeğiyle geçinenler, öğrenciler ve emekliler her geçen gün biraz daha yoksullaştırılmaktadır.

Bu düzen değişmeden, bu ekonomi anlayışı terk edilmeden, açıklanan hiçbir maaş vatandaşın sofrasına gerçek bir refah getirmeyecektir.”

‘Çömlekköy, Çakmak’a benzemesin!’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün Çömlekköy Baraj ve Sulaması için 2026 Yılı Yatırım Programında ayrılan paranın yeterli olmadığına dikkat çekerek, mutlaka ek kaynaklar sağlanarak yapımının hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Edirne’de sulama yatırımlarının hızla bitirilmesinin siyasi bir tercih değil yaşamsal bir zorunluluk olduğunu belirten Ün şunları söyledi:

“Edirne kuraklığı en ciddi şekilde yaşayan illerin başında geliyor. Uzun vadeli meteoroloji raporlarında bunu net olarak görebiliyoruz. İçme suyunda, tarımsal suda yaşanan sıkıntı hepimizin malumudur. Şimdi mevsimsel olarak yaşanan yağışlar ya da nehirlerin debisindeki artışlar hiçbirimizi kandırmasın. Çiftçimiz ciddi ürün kaybı yaşadı, yeraltı sularımız her yıl biraz daha derine çekiliyor.

Bu sıkıntıları aşmak için su kaynaklarını iyi yönetmeli uzun vadeli su yönetimleri oluşturmalıyız. Ancak gördüğümüz manzara bunun böyle olmadığını net olarak ortaya koyuyor. Maalesef sulama yatırımlarının tamamlanması uzadıkça uzuyor. Bunu, bölgemiz için çok önemli olan Çömlekköy Baraj ve Sulamasının yapımında da görüyoruz.

Edirne’de 56 bin 500 dekar tarım arazisini suya kavuşturacak Çömlekköy Barajı ve Sulaması 2022 yılında ek yatırım programına alınmıştı. 2023 yatırım programında o yılın birim fiyatlarıyla 30 milyon ayrılmış, baraj ve sulamasının bitiş tarihi 2027 yılı olarak belirtilmişti. 2024 yatırım programında bitiş tarihi bir yıl uzadı ve 2028 oldu. 2025 yatırım programında ise bitiş tarihi 2029 olarak belirtiliyor. İstikrarlı bir şekilde her yıl için bitiş tarihi uzuyor. 4 yıl sonrası için bitiş tarihi gösteriliyor.

2026 yılı yatırım programına baktığımızda bir arpa boyu yol alamadığımız görülüyor. Baraj ve sulamasının bitim tarihi 2030 yılına uzatılmış. 2026 fiyatlarıyla 400 milyon para ayrılmış ancak işin tamamlanması için gerekli miktar 4 milyar 376 milyon. Bu parayla bu baraj ve sulaması bitmez. Çömlekköy Barajı için şu ana kadar harcanan para 115 milyon lira olarak görülüyor.

Çömlekköy Baraj ve Sulamasının kaderi Çakmak Baraj ve Sulamasına benzemesin. Her yıl bir arpa boyu yol bile alamadan sulama yatırımları tamamlanamaz. Sulama yatırımlarının tamamlanmasından çiftçimiz kazançlı çıkar,vatandaşımız, ülkemiz kazançlı çıkar. Bunun için mutlaka ek kaynaklar hızlı bir şekilde sağlanıp Çömleköy ile diğer baraj ve sulamalar bitirilmelidir.”

Uzunköprü’ye bitmeyen hastane!

Edirne Milletvekili Ediz Ün, Sağlık Bakanlığı’nın 2026 Yılı Yatırım Programı’na göre Uzunköprü’de yapımı süren Devlet Hastanesi’nin 2027 yılında tamamlanması öngörülmesine rağmen aynı programda yer alan bütçe kalemleri bu hedefin gerçekçi olmadığını gösterdiğini söyledi.

Milletvekili Ün, “Şehir Hastanelerine 565 Milyar, Uzunköprü’ye Bitmeyen Hastane” başlığı ile yaptığı yazılı açıklamada, Edirne’nin en büyük ilçelerinden Uzunköprü’de yapımı süren Devlet Hastanesi’nin yıllardır tamamlanamayan kamu yatırımlarının en çarpıcı örneklerinden biri olmaya devam etiğini söyledi. “Yapımına 2015 yılında başlanan ve 2018’de tamamlanması planlanan Uzunköprü Devlet Hastanesi, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ hizmete açılamadı” diyen Ün, şöyle devam etti:

“Sağlık Bakanlığı’nın 2026 Yılı Yatırım Programı’na göre hastanenin 2027 yılında tamamlanması öngörülüyor. Ancak aynı programda yer alan bütçe kalemleri bu hedefin gerçekçi olmadığını gösteriyor. Hastanenin tamamlanabilmesi için güncel birim fiyatlarla yaklaşık 1 milyar 100 milyon TL gerekirken, 2026 yılı için ayrılan ödenek yalnızca 165 milyon TL oldu.

Bu tablo, hastanenin 2027 yılında da bitirilemeyeceği yönündeki endişeleri artırırken, her geçen yıl uzayan inşaat süreci artan maliyetler nedeniyle kamu zararına yol açıyor. Uzunköprü halkı ise yıllardır temel bir sağlık hizmetine kavuşmayı bekliyor.”

Edirne Milletvekili Ediz Ün, yaşanan gecikmeler ve bütçe yetersizliği nedeniyle konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Ün, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi verdi. Önergede, hastanenin bitiş tarihinin kaç kez ertelendiği, gecikmelerin gerekçeleri, kamu zararı oluşup oluşmadığı ve hastanenin kesin olarak ne zaman hizmete açılacağı soruldu.

2018–2025 yılları arasında hazine garantili şehir hastanelerini yapan müteahhitlere 565 milyar TL’den fazla ödeme yapıldığına dikkat çeken Edirne Milletvekili Ediz Ün Uzunköprü Devlet Hastanesi için yıllardır yeterli ödeneğin ayrılmaması eleştirildi.

Ediz Ün, “Şehir hastaneleri için milyarlarca lira kesintisiz ödenirken Uzunköprü Devlet Hastanesi’nin yıllardır sürüncemede bırakılması kabul edilemez. Sağlık hizmeti bir lütuf değil, haktır. Uzunköprü halkı artık erteleme değil, net bir tarih ve gerçekçi bir bütçe görmek istiyor” dedi.

Uzunköprü Devlet Hastanesi’nin neden bir türlü tamamlanamadığı, bunun bir planlama hatası mı yoksa siyasi bir tercih mi olduğu sorusu ise kamuoyunda yanıt beklemeye devam ediyor.

‘Vatandaş borç batağında’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, son verilerin vatandaşın borç yükünün vahametini açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Halk borçla değil, onuruyla yaşamak istemektedir. Vatandaş borç batağında, ekonomi alarm veriyor” dedi.

Eski milletvekili Şimşek yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de milyonlarca vatandaşın bugün borçla yaşamaya, borcu borçla kapatmaya mahkûm edildiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

“Gelirler temel ihtiyaçları karşılamaya yetmezken, hayat eksi borç bakiyesi üzerinden sürdürülmektedir. Son veriler, vatandaşın borç yükünün vahametini açıkça ortaya koymaktadır. Geçen yıla göre vatandaşın eksi borç bakiyesi 3 kat artarak 848 milyar TL’ye ulaşmıştır.Bu tablo, geçici bir ekonomik dalgalanma değil; yanlış ve ısrarla sürdürülen ekonomi politikalarının doğrudan sonucudur. Borçlanma artık tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.

Bugün Türkiye’de: Kredi kartı borçları gıda ve fatura ödemeleri için kullanılmaktadır.İhtiyaç kredileri kira ve temel yaşam giderlerini karşılamak için çekilmektedir. Yeni borçlar, yalnızca eski borçların faizini ödemek amacıyla alınmaktadır. Bu, klasik bir borç sarmalıdır ve her geçen gün daha fazla vatandaşı içine çekmektedir. Borç artık yatırım ya da refah aracı değil, hayatta kalma mekanizması haline gelmiştir.

ENFLASYON VAR, GELİR YOK; VERGİ VAR, ADALET YOK

Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, artan dolaylı vergiler ve kontrolsüz hayat pahalılığı;emekçiyi, emekliyi, esnafı ve dar gelirliyi sürekli borçlu hale getirmiştir.

Ücretler artmıyor, alım gücü düşüyor, sosyal destekler yetersiz kalıyor, vatandaş her ay daha fazla borçlanıyor. Bu koşullarda vatandaşın bütçe yapması, geleceğini planlaması, hatta nefes alması bile zorlaşmıştır.

BU TABLO KADER DEĞİLDİR.

Buradan açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Bu tablo ne kaçınılmazdır ne de doğal bir sonuçtur.

Bu tablo üretimi değil tüketimi, geliri değil borcu, refahı değil faiz düzenini büyüten anlayışın ürünüdür. Ekonomi, rakamlarla değil insan hayatlarıyla ölçülmelidir. Bugün gelinen noktada milyonlarca insanın geleceği ipotek altındadır.

ACİL YAPILMASI GEREKENLER;

Bu gidişata karşı derhal; Vatandaşın kredi ve kredi kartı borçlarını hafifletecek kalıcı yapılandırma modelleri hayata geçirilmelidir. Gelirler, gerçek enflasyon karşısında koruma altına alınmalıdır. Temel tüketim maddeleri üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır.Borçla ayakta duran değil, emeğiyle geçinebilen bir ekonomik düzen kurulmalıdır.

ÖNLEM ALINMALI

Borçla sürdürülen bir yaşam düzeni ne ekonomiyi ne de toplumsal yapıyı taşıyabilir. Bu borç düzeni devam ederse yalnızca ekonomik kriz değil, derin bir sosyal kriz kaçınılmaz hale gelecektir. Vatandaşın sabredecek gücü kalmamıştır. Borç büyüyor, çaresizlik büyüyor, adaletsizlik büyüyor.Bu sese kulak verilmelidir.”

Uzunköprü Adliyesi yatırım programında yok!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 2026 yılı yatırım programına alınacağı açıklanan yeni Uzunköprü Adalet Sarayı binasının yatırım programında yer almadığını bildirdi. Yazgan, “Bu yıl 19 adet Adalet Sarayı programa alınmış. Müjde diye duyurulan Uzunköprü ise programda yok. Edirne’yi sahipsiz sanmayın” tepkisini gösterdi.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 1 Ağustos 2025’te, yeni Uzunköprü Adalet Sarayı binasını TBMM gündemine taşıdığını anımsattı. Yeni adalet sarayı binası için Adalet Bakanlığı’na bağışlanan yerin akıbetini ve çalışmaların hangi aşamada olduğunu soran Yazgan, soru önergesine yanıt alamadığını vurguladı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un ekim ayında Edirne’ye gerçekleştirdiği ziyareti hatırlatan Yazgan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, ekim ayında Edirne’mize geldi ve Uzunköprü’nün beklediği yeni adalet sarayı binasının projesinin tamamlandığını, 2026 yatırım programına alınacağını müjde olarak duyurdu. Ancak AKP’nin her müjdesi gibi bu müjdesi de asılsız çıktı. Uzunköprü’nün yıllardır beklediği yeni adalet sarayı, bu yıl da yatırım programına alınmadı. Üstelik yatırım programında, bu yıl farklı iller için tam 19 adet yeni adalet sarayı binası var. Bir tek Uzunköprü’yü mü çok gördünüz? Sayın Bakan, Edirne’ye gelip ‘müjde’ veriyor ama Ankara’ya dönünce Edirne unutuluyor. Bu sadece bir yatırım ihmali değil, Edirne halkının sabrıyla oynamaktır. 19 farklı yere ödenek bulan iktidar, konu Uzunköprü olunca neden bütçeyi kısıyor? Uzunköprü’yü siyasi tercihlerinden dolayı cezalandırmaktan vazgeçin. O adliye binası buraya yapılana, verilen sözler tutulana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Kimse Edirne’yi sahipsiz, Uzunköprü’yü unutulmuş sanmasın. Tasarruf tedbirleri bahanesinin arkasına sığınıp halkın hizmet almasını engelleyemezsiniz.”