Kategori arşivi: Siyaset

AK Parti Edirne Teşkilatı Kırcasalih’te buluştu

AK Parti Edirne İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Mahalle Başkanları ve Köy Temsilcileri Buluşması” AK Parti Edirne Teşkilatlarının geniş katılımlarıyla Kırcasalih’te gerçekleştirildi. MKYK Üyesi, Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı ve Marmara Bölge Koordinatörü Haydar Ali Yıldız’ın başkanlığında gerçekleştirilen toplantı, teşkilatın her kademesinden gelen yoğun katılımla tamamlandı.

Geniş Katılımlı İstişare Toplantısı

Buluşmaya; AK Parti MKYK Üyesi, Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı ve Marmara Bölge Koordinatörü Haydar Ali Yıldız, Batı Marmara Edirne İl Koordinatörü Hülya Özdağ Özen, AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Edirne Milletvekili Fatma Aksal, İl Gençlik Kolları Başkanı Barış Gündoğdu, İl Yönetim Kurulu Üyelerive İlçe Başkanlarının yanı sıra; toplantıya ev sahipliği yapan Uzunköprü İlçe Başkanı Önder Kuruşar, Kırcasalih Belde Başkanı Abdullah Alko ve Belediye Başkanı Samet Ertaş katıldı. İl ve ilçe yönetimleri, mahalle ve köy muhtarları, mahalle başkanları ve köy temsilcileri ile çok sayıda partilinin yer aldığı toplantıda salon, AK Parti Teşkilatlarının yoğun katılımlarıyla doldu.

Belgin İba: “Edirne’yi Gönül Gönüle İhya Ediyoruz”

Toplantının açılış konuşmasını yapan İl Başkanı Belgin İba, Mahalle Başkanları ve Köy Temsilcilerini “Sahanın sesi ve gönül köprülerimizin asıl mimarları” olarak tanımladı. Edirne genelinde4 bin 581 yeni üye ile birlikte ulaşılan 48 bin 572 üye sayısının büyük bir başarı olduğunu belirten İba, bu ivmenin sahadaki fedakârca çalışmaların bir sonucu olduğunu vurguladı.

Edirne’ye yönelik dev yatırımlara değinen İba, “Sultan II. Murat’ın emaneti Uzunköprü Muradiye Camii’mizi ibadete açtık, inşallah Selimiye Camii’mizde de ilk teravihi hep birlikte kılıp camimizi cemaatiyle buluşturacağız. Edirne Sarayı’nı ihya ediyor, Çömlekköy ve Çakmak Barajları gibi projelerle toprağımızın bereketine bereket katıyoruz. Köylerimizde 155 km sıcak asfalt çalışmasını tamamladık, 180 projeyi başarıyla bitirdik.16 Şubat’ta ise 2 bin 500 sosyal konutumuzun kura çekimini gerçekleştirerek hemşehrilerimizin yüzünü güldüreceğiz.” dedi. İba, konuşmasını “Bizim derdimiz de davamız da bu şehre hizmet etmek; sizlerle birlikte Edirne’nin her bir sokağında iz bırakmaya, her bir gönüle dokunmaya devam edeceğiz.” sözleriyle tamamladı.

Haydar Ali Yıldız: “Teşkilat Bir Deniz Feneridir; Rotayı O Belirler”

MKYK Üyesi Haydar Ali Yıldız, teşkilatın sarsılmaz yapısını ve yol gösterici rolünü anlatırken paylaştığı “Deniz Feneri” hikâyesiyle salondan büyük alkış aldı. Yıldız, teşkilatın bir davanın omurgası olduğunu şu sözlerle ifade etti:

“Denizde ilerleyen bir donanma komutanı, karşıdaki ışığa ‘Rotanı değiştir’ talimatı verir. Karşıdan ise ‘Mümkün değil, siz rotanızı değiştirin’ cevabı gelir. Komutan rütbesini hatırlatıp emrini yineler ancak aldığı cevap sarsılmazdır: ‘Ben deniz feneriyim!’ İşte bizim teşkilatımız da tam olarak budur. Teşkilat bir deniz feneridir; yerinden oynamaz, sarsılmaz ve herkes rotasını bu fenerin ışığına göre belirler. Sizler mahallelerinizde ve köylerinizde bu davanın uç beyleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sahadaki en güçlü sesisiniz.”

Yıldız, AK Parti teşkilatlarının sadece siyasi bir yapı değil, milli iradenin kalesi olduğunu vurgulayarak, bu buluşmanın bir “birlik ikrarı” olduğunu belirtti.

Fatma Aksal: “Hizmet Siyasetimizin Merkezi İnsandır”

Edirne Milletvekili Fatma Aksal ise AK Parti’nin insan odaklı siyaset anlayışına vurgu yaparak, teşkilatın sahadaki varlığının devlet ile millet arasındaki en güçlü bağ olduğunu ifade etti. Aksal, bölgeye ulaştırılan doğal gaz ve altyapı hizmetlerinin vatandaşın hayatına doğrudan dokunan kalıcı eserler olduğunu belirtti.

Coşku ve heyecanın hakim olduğu toplantının son bölümünde, Mahalle Başkanları ve Köy Temsilcilerinin sahadan getirdiği görüş, öneri ve taleplerbizzat dinlenerek tek tek not edildi.AK Parti Edirne Teşkilatı, Kırcasalih’teki bu büyük buluşma ile sahadaki dinamizmini pekiştirirken, Edirne için durmaksızın çalışma kararlılığını bir kez daha tazeledi.

AK Parti Kırcasalih binası açıldı

AK Parti Kırcasalih Belde Başkanlığı binasının açılışı, AK Parti MKYK Üyesi, Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı ve Marmara Bölge Koordinatörü Haydar Ali Yıldız’ın katılımıyla gerçekleştirildi.

Açılışın selamlama konuşmasını yapan Kırcasalih Belediye Başkanı Samet Ertaş, yağmurlu havaya rağmen beldeyi onurlandıran tüm protokole ve hemşehrilerine teşekkürlerini sundu. Konuşmasında misafirlerin gelişiyle beldeye bereket geldiğini vurgulayan Ertaş, katılımlarından dolayı tüm misafirlere şükranlarını ileterek yeni teşkilat binasının Kırcasalih’e hayırlı hizmetler getirmesini diledi.

Belgin İba: “Bu Bina Bir Hizmet Yuvasıdır”

AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, parti binalarının sadece fiziki yapılar olmadığını, halka hizmetkâr olma sevdasının hayat bulduğu birer “gönül durağı” olduğunu vurguladı.İba, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

 “Bugün burada sadece bir bina açmıyoruz; milletimize hizmetkâr olma sevdamızın, samimiyetimizin ve gayretimizin yeni bir merkezini açıyoruz. AK Parti Kırcasalih Belde Başkanlığımız, kapısı her bir hemşehrimize sonuna kadar açık, dertlerin dinlendiği, çözümlerin üretildiği bir ‘hizmet yuvası’ olacaktır. Bizim siyasetimizin merkezinde her zaman milletimiz var. Kırcasalih’imize ve teşkilatımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum”.

Haydar Ali Yıldız: “Türkiye Yüzyılı’nı Hep Birlikte İnşa Edeceğiz”

Açılışta konuşan AK Parti MKYK Üyesi Haydar Ali Yıldız ise AK Parti binalarının “milletin evi” olduğunu belirterek, Türkiye’nin gelecek vizyonuna dikkat çekti. Yıldız, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, ilk günkü aşkla ve heyecanla Türkiye’ye hizmet etme sevdamızı sürdürüyoruz. AK Parti binaları milletin evidir; herkes kendi evine gelir gibi buralara gelmeli, çayını içmeli ve dertleşmelidir. Büyük ve Güçlü Türkiye’yi, Türkiye Yüzyılı’nı teşkilatlarımızın bu kararlı duruşu ve birliğiyle hep birlikte inşa edeceğiz. Edirne ve Kırcasalih, bu yürüyüşte her zaman yanımızda olmuştur”.

Belde Başkanı Abdullah Alko’ya‘Güven ve Teşekkür’

AK Parti Kırcasalih Belde Başkanı Abdullah Alko’ya bugüne kadar gerçekleştirdiği özverili çalışmalar için teşekkür edilerek başarılarının devamı dilendi. Teşkilatın sahadaki en güçlü duraklarından biri olan bu yeni hizmet binasının, Abdullah Alko ve ekibinin öncülüğünde her mahallede ve her sokakta vatandaşla iç içe olmaya devam edeceği vurgulandı. Belde Başkanı Alko’nun, kapısı her bir hemşehrisine açık olan bu “hizmet yuvasında” Kırcasalih’in taleplerine çözüm üretmeye ara vermeden devam edeceği ifade edildi.

Dualar Eşliğinde Açılış Kurdelesi Kesildi

Kırcasalih Belediye Başkanı Samet Ertaş’ın “bereketle geldiniz” sözleriyle karşıladığı yağmurun manevi ikliminde, tüm protokol üyeleri dualar eşliğinde açılış kurdelesini kesti. Haydar Ali Yıldız’ın “milletin evi” olarak tanımladığı AK Parti Kırcasalih Belde Başkanlığı binasının açılışının ardından protokol üyeleri ve vatandaşlar yeni hizmet binasını gezerek istişarelerde bulundu. Program, günün anısına teşkilatın sarsılmaz birliğini simgeleyen hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.

Şimşek’ten akarsu yatağı uyarısı!

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek,son yıllarda yaşanan iklim krizi, ani ve şiddetli yağışları artırdığını; dere ve nehir taşkınlarını ülkenin birçok bölgesi için ciddi bir risk haline getirdiğine dikkat çekerek, dere ve nehir yataklarının temizlenmesi, taşkınlara karşı acil tedbirler alınması gerektiğini bildirdi.

Eski milletvekili Şimşek yaptığı yazılı açıklamada, kış aylarına girerken, can ve mal kayıplarının önlenmesi için nehir ve dere yataklarının temizlenmesi, taşkın koruma tedbirlerinin gecikmeksizin alınmasının hayati önem taşıdığının altını çizerek şunları söyledi:

“Zamanında temizlenmeyen dere yatakları, menfez ve kanallar; yağışlarla birlikte taşkınlara, tarım alanlarının zarar görmesine, yerleşim yerlerinin su altında kalmasına ve ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu riskler “doğal afet” olarak geçiştirilemez; önleyici kamu politikalarıyla büyük ölçüde engellenebilir.

Bu kapsamda; dere ve nehir yataklarının acilen temizlenmesi, taşkın riski taşıyan bölgelerde ıslah ve güçlendirme çalışmalarının yapılması, menfez ve altyapı sistemlerinin bakım ve kontrollerinin tamamlanması, ilgili kurumlar arasında etkin koordinasyonun sağlanması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki; afetlere karşı alınmayan her önlem, ileride çok daha ağır bedeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamunun asli görevi, risk ortaya çıkmadan önce yurttaşın can ve mal güvenliğini korumaktır.

Bu nedenle yetkili tüm kurumları, kış ayları gelmeden gerekli çalışmaları ivedilikle tamamlamaya ve kamuoyunu düzenli olarak bilgilendirmeye davet ediyorum. Önlem almak bir tercih değil, sorumluluktur.

Hata’dan üreticiye ‘Kanal Edirne’ önerisi!

Olgay GÜLER

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata, yaz aylarında kuraklıkla mücadeleyle boğuşan Karaağaç bölgesindeki çiftçiler için, DSİ tarafından yapılan tahliye kanalında (Kanal Edirne) depolanacak suyun yaz aylarında çözüm olabileceğini söyledi.

CHP’li Hata, kentte 2015 yılındaki son taşkından sonra Meriç Nehri’ne alternatif olarak yapılan, kamuoyunda ‘Kanal Edirne’ olarak bilinen tahliye kanalının, kurak mevsimde çiftçilere can suyu olabileceğini belirtti. Hata, konuyla ilgili sosyal medyadan yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:

‘ÜRETİCİ KANAL EDİRNE’YLE NEFES ALIR’
“Artık kuraklığa seyirci değil, çözümün parçası olmalıyız. Yıllar geçtikçe kuraklık bölgemizde içler acısı bir hal almaya başladı. Özellikle son üç yıldır Karaağaç bölgesinde çiftçilik yapan vatandaşlarımız, mahsullerini sulayabilmek için mevcut artezyen kuyularını her seferinde daha derine indirmek zorunda kalıyor. Bu durum hem üreticiyi ekonomik olarak zorluyor hem de yeraltı su kaynaklarımızı geri dönüşü zor bir noktaya sürüklüyor. Karaağaç bölgesinde tarımla geçimini sağlayan vatandaşlarımız için çözüm nettir. Kanal Edirne’nin Meriç Nehri giriş ve çıkış noktalarına yapılacak kapak sistemiyle, kış aylarında pompa destekli su depolanmalı yaz aylarında ise bu su planlı ve adil bir şekilde çiftçilerimize ulaştırılmalıdır. Bu adım atıldığı takdirde hem üreticimiz nefes alacak hem de Edirne tarımı geleceğini güvence altına alacaktır.

‘SUYU YÖNETEN ANLAYIŞA GEÇMELİYİZ’
Kanal Edirne’nin aynı zamanda rekreasyon amaçlı kullanılması, Karaağaç’a ayrı bir katma değer sağlayacaktır. Sulama mevsimi dışında kanalda sürekli su akışı sağlanacak şekilde sistem düzenlendiğinde, bu akışın oluşturacağı enerjiden de yararlanmak mümkün olacaktır. Böylece kanal yalnızca tarımsal sulamaya hizmet eden bir yapı olmaktan çıkacak sosyal, ekonomik ve çevresel fayda üreten çok yönlü bir kazanıma dönüşecektir. Bizim yıllardır kullandığımız ama artık terk etmemiz gereken bir anlayış var; ‘Su akar Türk’ bakar. Artık suyun akmasını izleyen değil, suyu yöneten, depolayan ve doğru zamanda üreticiyle buluşturan bir anlayışa geçmek zorundayız.”

‘Kızılay iktidarın arka bahçesi değil’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Edirne Kızılay Şubesi’nin başına aktif siyasi kimliği bulunan AKP Edirne İl Yönetim Kurulu üyesi bir ismin atanmasına, Kızılay’ın tarafsızlık ilkesine, kendi iç mevzuatına, sivil toplumun temel varlık nedenine açıkça aykırı olduğuna dikkat çekerek sert tepki gösterdi.

Balkanlı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Türk Kızılayı; 1868 yılında, savaşta ve barışta, afetlerde ve yoksulluk koşullarında insan onurunu esas alan, siyasi iktidarlardan bağımsız ve tarafsız bir yardım kuruluşu olarak kurulmuştur. Bu kurumun varlık nedeni; kimseyi siyasi görüşüne, parti kimliğine ya da yakınlığına göre ayırmadan, ihtiyacı olana ulaşmaktır.

Ancak bugün gelinen noktada Kızılay, AKP iktidarı tarafından açık bir siyasi kadrolaşma alanına çevrilmiş, tarihsel misyonundan koparılmıştır. Yardım anlayışı, liyakat ve gönüllülükten uzaklaştırılarak siyasal sadakat ölçüsüne indirgenmiştir.

Son olarak Edirne Kızılay Şubesi’nin başına, AKP Edirne İl Başkanlığı yönetim kurulu üyesi olan Gözde Emel Baytar’ın, bilinen ve aktif siyasi kimliğiyle atanması; yalnızca etik dışı değil, hukuka ve Kızılay’ın kendi Yönetmeliği’ne açıkça aykırı bir işlemdir.

Bu atama; Kızılay’ın tarafsızlık ilkesine, kendi iç mevzuatına, sivil toplumun temel varlık nedenine açıkça aykırıdır.

Üstelik bu görevlendirme, Kızılay Yönetmeliği hiçe sayılarak, dışarıdan ve siyasi olarak yapılmıştır. Kızılay tarihinde bugüne kadar bu denli açık, bu kadar pervasız ve bu ölçüde siyasallaşmış bir atama görülmemiştir. Bu durum, AKP’nin artık sadece etik  sınırları değil, hukuku ve kuralları da tanımadığını, işine gelmediğinde yönetmelikleri yok saydığını bir kez daha göstermiştir.

Buradan açıkça soruyoruz:

Tarafsız olması gereken bir yardım kuruluşunda, aktif siyasi kimliği olan bir ismin görevlendirilmesi hangi hukuk ve hangi etik anlayışla açıklanabilir?

Kızılay’ın Edirne’de yıllardır emek veren gönüllüleri, üyeleri yok mudur da bir siyasi partinin yöneticileri Kızılay’a taşınmaktadır?

AKP iktidarı için artık yardım kuruluşları da devlet gibi partizan kadrolaşma alanı mıdır?

Bu tablo; AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca devlet kurumlarını, sivil toplumu, meslek örgütlerini ve şimdi de yardım kuruluşlarını bile partizanlaştıran anlayışının bir sonucudur. Bugün Kızılay’da yaşananlar, sosyal yardımların dahi ‘kimden yana, kime yakın’ sorusuyla şekillendirildiğini göstermektedir.”

Türkiye tarımda dışa bağımlı

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, AKP iktidarı döneminde Türkiye tarımının dışa bağımlı hale geldiğini belirterek, 2025 yılında tarımda dış ticaret açığının bir önceki yıla göre yüzde 134 arttığını açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı dış ticaret verilerini değerlendiren Ün, 2025 yılında 7 milyar dolarlık tarımsal ihracata karşılık 12,7 milyar dolarlık ithalat yapıldığını belirtti. Bir önceki yıla kıyasla ihracatın yalnızca yüzde 2 arttığını, buna karşın ithalatın yüzde 36 yükseldiğini ifade eden Ün, “2024 yılında tarımda dış ticaret açığımız 2,4 milyar dolardı. 2025’te bu rakam 5,7 milyar dolara çıktı. Yani dış ticaret açığı yüzde 134 arttı. Bu tablo, ülkenin kaynaklarının yabancı şirketlere ve yabancı çiftçilere aktarıldığını açıkça gösteriyor” dedi.

AKP iktidarı döneminde Türkiye tarımının dışa bağımlı hale geldiğini vurgulayan Ün, bu tespitin TÜİK verileriyle sabit olduğunu söyledi. Ün, “Türkiye tarımı dışa bağımlıdır. Bunu ben söylemiyorum, TÜİK’in açıkladığı rakamlar söylüyor. Son 23 yılda 89,3 milyar dolarlık tarımsal ihracata karşılık 148,5 milyar dolarlık ithalat yapılmış. Ortaya çıkan dış ticaret açığı 59,2 milyar dolar. Bu kaynaklar ülke çiftçisine ve tarım sanayisine aktarılsaydı, Türkiye sadece kendini değil, dünyayı besleyen bir ülke konumuna gelirdi” diye konuştu.

Dünyadaki örneklere de dikkat çeken Ün, “Çin, Rusya, Hindistan ve Güney Amerika ülkeleri tarıma ciddi yatırımlar yapıyor. Serbest Ticaret Anlaşmaları yoluyla ürettiklerini birbirlerine satarak hem güçleniyor hem de küresel ölçekte söz sahibi oluyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? İşte bu soruyu artık kendimize sormamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin üretimle hem ekonomik krizden çıkabileceğini hem de çiftçisinin kazanabileceğini belirten Ün, ithalata dayalı anlayışın ülkeyi ileriye taşıyamayacağını söyledi. Ün, “AKP iktidarının 23 yılının 21’inde Türkiye tarımda dış ticaret açığı verdi. Bu anlayış ülke tarımını bir metre bile ileri götüremez. Türkiye’nin ulusal ve uzun vadeli bir tarım politikasına ihtiyacı var. Günübirlik politikalar hayvancılığı çökertti. Bitkisel üretimde yaşanan derin yara ise her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bir an önce değişim şart” değerlendirmesinde bulundu.

‘Bu düdük duyulmazsa, İsrafil’in suru duyulacak’

Olgay GÜLER

Edirne’de Saadet Partisi (SP) İl Başkanlığı tarafından, 6 Şubat depremlerinin yıldönümünde gerçekleştirilen basın açıklamasında, deprem düdükleriyle asrın felaketine dikkat çekildi.

SP İl Başkanlığı tarafından düzenlenen açıklama, Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirildi. Parti il yönetimi ve üyeleri açıklamaya, deprem çantasının vazgeçilmezlerinden deprem düdükleriyle katıldı. Açıklamayı yapan il başkanı Tezcan Karakütük, deprem gerçeğine dikkat çekmek amacıyla deprem düdüğünü çaldıklarını söyledi.

‘ŞEHİRLER RANTA, İNSANLAR İHMALE KURBAN EDİLDİ’

Depremin, ülkenin gerçeği olduğunu söyleyen Karakütük, “Biliyoruz ki deprem ülkemizin bir gerçeğidir. Deprem gerçek ancak yıkılan şehirler tercihtir. Depremlerin afete dönüşmemesi için gerekli tedbirleri hayata geçirmek zorundayız. Her depremden sonra “bu son olacak” denildi. Her depremden sonra, “bundan ders çıkaracağız, aynı hatayı yapmayacağız” denildi. Depremlerin felakete dönüşmemesi için bütün tedbirler alınacak, gereken bütün adımlar atılacak denildi. 18 binden fazla canımızı kaybettiğimiz Büyük Marmara Depremi’nden sonra da ayni sözler sarf edildi ama olmadı. Şehirlerimiz ranta, insanimiz ihmale kurban edildi. İşte bugün bu meydandan bir kez daha haykırıyoruz; ‘Sesimizi duyan var mı?” diye konuştu.

‘DÜDÜK ÇALIYORUZ ÇÜNKÜ SESİMİZ DUYULSUN İSTİYORUZ’

Basın açıklamasına neden deprem düdükleriyle geldiklerini de anlatan Karakütük, “Elimizde su an bir düdük görüyorsunuz, Bunun adı deprem düdüğü. Deprem çantasının olmazsa olmazlarından birisi. İşte bizler bugün burada henüz enkaz altında değilken ve enkazın arasında deprem çantasını aramak zorunda kalmadan deprem düdüğü çalıyoruz. Bugün çaldığımız bu düdük bir uyarıdır, bir ikazdır, dikkatleri deprem üzerine çekmek adına bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki bugün bu düdük duyulmazsa; ülkemizi bekleyen büyük deprem yaşandığında Allah korusun ülkemiz için İsrafil’in ‘sur’u duyulacak. Evet bugün düdük çalıyoruz çünkü enkaz altında kalmak istemiyoruz. Düdük çalıyoruz çünkü sesimiz bugün duyulsun istiyoruz. Düdük çalıyoruz çünkü inşaat değil, insan yaşasın istiyoruz. Düdük çalıyoruz çünkü bugün adalet enkaz altında. Düdük çalıyoruz çünkü bugün liyakat, planlama, denetim, tedbir ve vicdan enkaz altında. Bizler seslerini duyuramayan 86 milyon insanımız adına düdük çalıyor ve sesimiz duyulsun istiyoruz. Rantın, betonun, inşaatın egemen olduğu bir anlayış yerine; yaşanabilir şehirler inşa eden bir anlayış talep ediyoruz. Aziz milletimizin ne depreme, ne yangınlara, ne de sellere verecek canı kalmamıştır; ne de tahammülü kalmamıştır. Bizler bir kez daha düdüğümüzü çalıyor ve karar alanlara sesleniyoruz; Her şey için çok geç olmadan sesimizi duyun, tedbirleri alın, denetimleri eksiksiz yerine getirin. Rantı değil, insanı önceleyin. Ve simdi en sorulması gereken zamanda bir kez daha soruyoruz; sesimizi duyan var mı?” dedi.

Akalın’dan DEM Parti önergesine sert tepki

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, TBMM Genel Kurulu’nda DEM Parti tarafından verilen önergeye sert tepki gösterdi. Akalın, insan hakları söylemi üzerinden Suriye’deki siyasal gerilimlerin Türkiye’ye taşınmak istendiğini ifade etti.

İnsan onurunun herkes için ortak bir değer olduğunu vurgulayan Akalın, “Buna hiçbir itirazımız yok. Ancak samimiyetle sormak zorundayız: DEM Parti’nin verdiği bu önergenin amacı gerçekten Türkiye’de hukuk düzenini güçlendirmek midir, yoksa Suriye’de yaşananların siyasal uzantılarını ülkemize taşıyarak yeni bir kamuoyu üretmek midir?” dedi.

Önergede Türkiye Cumhuriyeti devletini sistematik biçimde suçlayan bir dil kullanıldığını, kolluk güçlerinin töhmet altında bırakıldığını belirten Akalın, daha önceki söylemlerle çelişen bu yaklaşımın insan hakları kaygısından değil, siyasi hesaplardan kaynaklandığını söyledi.

Suriye’de yaşanan trajedilerin etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden yürütülen, Suriye’nin ulusal bütünlüğünü hedef alan projeler olduğunu dile getiren Akalın, bölgeyi istikrarsızlaştıran emperyalist ve siyonist müdahalelerin bugün farklı biçimlerde Türkiye’ye taşınmak istendiğini ifade etti.

Bu sürecin doğal olarak bir güven sorunu yarattığını belirten Akalın, benzer sonuçların yakın geçmişte Nusaybin’de yaşandığını hatırlattı. Mağduriyet dili üzerinden sorunlu politikalar üretildiğini söyleyen Akalın, gerçek problemlerin çözülmek yerine yeni gerilim alanları açıldığını vurguladı.

Her iddianın araştırılması gerektiğini ifade eden Akalın, ölçüsüz güç kullanımı varsa bunun hesabının sorulması gerektiğini belirtti. Ancak bunun Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bütünlüğünü, kurumsal yapısını ve değerlerini hedef alarak değil, kendi kurumları içinde hukuk devleti ilkeleri ve sağduyu çerçevesinde yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Akalın, “Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasal hakkını kullanan vatandaşlara yönelik haksız bir müdahale söz konusuysa gereken cezalar en üst sınırdan verilmelidir. İnsan onurunu elbette savunacağız ancak bunun başka siyasi hesapların aracı hâline getirilmesine de asla müsaade etmeyeceğiz,” dedi.

‘CHP üretti, AKP sattı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, “Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun tarihsel mirasına dönüp, ‘Bu ülkeye ne yaptınız?’ diye soranlara cevabımız nettir, açıktır ve tartışmasızdır. Türkiye Cumhuriyet’ini kurdu. Üreten Türkiye’yi kurmuştur. Borç ödemiştir. Fabrikalar yapmıştır. Çiftçiyi, işçiyi, esnafı korumuştur. AKP ise satmıştır, borçlandırmıştır. Ülkeyi ithalata mahkûm etmiştir” dedi.

CHP İl Başkanı Balkanlı, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarları bugüne kadar ne yaptı/” diyenler için açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun tarihsel mirasına dönüp, ‘Bu ülkeye ne yaptınız?’ diye soranlara cevabımız nettir, açıktır ve tartışmasızdır. Bu ülkeye yapılanların adı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu yapılanların siyasal adı ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP, Atatürk’ün önderliğinde;yoksul, borçlu, işgalden çıkmış bir halktan, bağımsız, onurlu ve üreten bir Cumhuriyet yaratmıştır.

 ATATÜRK’ÜN YOLU: TAM BAĞIMSIZLIK

Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in temelini şu sözle tarif etmiştir: ‘Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.’

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün ekonomi, sanayi ve kalkınma politikaları, işte bu anlayış üzerine kurulmuştur. Bu anlayışla CHP iktidarı, Osmanlı’dan kalan dış borçları altın karşılığıyla ödemiş, son borç taksitini 1950 yılında kapatmış, borçlanarak değil, üreterek Türkiye’yi ayağa kaldırmıştır. Atatürk’ün hedefi; dilenen değil üreten, borç alan değil borç ödeyen, bağımlı değil tam bağımsız bir Türkiye’dir.

 1929 DÜNYA BUHRANI VE ÜRETEN TÜRKİYE

Dünya 1929 yılında ekonomik krizle çökerken Atatürk ve CHP: ‘İthalatla idare edelim’ dememiş, devlet aklıyla planlı kalkınmayı hayata geçirmiştir. Bu anlayışla kurulan başlıca sanayi tesisleri şunlardır.

1925 – Alpullu Şeker Fabrikası, – 1933 – Sümerbank, 1935 – Etibank ve MTA, 1937 – Karabük Demir Çelik Fabrikası, 1937 – Nazilli Basma Fabrikası

 İSTİKBAL GÖKLERDEDİR” DİYEN BİR LİDER

1926 – Kayseri Uçak Fabrikası, 1936 – Nuri Demirağ Uçak Fabrikası

Bu tesislerde: Eğitim uçağı, yolcu uçağı, ambulans uçak üretilmiş, Türkiye, uçak ihraç eden bir ülke olmuştur

 AŞI ÜRETEN TÜRKİYE

1928 – Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, 1930’lu yıllarda Türkiye; çiçek, kuduz, difteri aşılarını kendi üretmiş, hatta başka ülkelere göndermiştir

Sağlık, CHP ve Atatürk için ticaret değil kamusal bir görevdir. Türkiye; tarımda kendi kendine yeten, sanayide üretim yapan bir ülke hâline gelmiştir.

 23 YILLIK AKP İKTİDARI: ÜRETİMDEN İTHALATA

Ne yazık ki bu üretim modeli, son 23 yılda terk edilmiştir. AKP iktidarı boyunca: Üretim yerine ithalat tercih edilmiştir. Tarımda yerli üretici korunmamış. Sanayide ara malı ve hammadde ithalatına bağımlı bir yapı oluşturulmuştur.

Bu anlayışın sonucu olarak: Çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiş. Üretici maliyet altında ezilmiş, Esnaf ayakta duramaz duruma düşmüş, Sanayici yüksek maliyet ve kur baskısıyla rekabet edemez hâle gelmiştir. Türkiye; buğdaydan samanına, mercimekten ete kadar, ithalata bağımlı bir ülkeye dönüştürülmüştür.

 TARIM BİTME NOKTASINA GELMİŞTİR

AKP’nin ithalatçı tarım politikaları: Köylüyü üretimden koparmış, tarım alanlarını boşaltmış, hayvancılığı çökertmiştir.

Köyler yaşlanmış, köy okulları kapanmış, köylerimiz yok olma noktasına gelmiştir. Köyden kente göç artmış; üretimin yerini yoksulluk almıştır.

EMEKÇİLER, EMEKLİLER, GENÇLER

Bu yanlış ekonomi politikalarının bedelini: İşçiler düşük ücretle, emekliler açlık sınırının altında maaşla, gençler işsizlikle, öğrenciler umutsuzlukla ödemektedir

Gençler bu ülkede: İş bulamamakta, gelecek kuramamakta, umudunu başka ülkelere gitmek zorunda bırakılmaktadır. Çocuklar ve öğrenciler, yoksulluğun ve eşitsizliğin yükünü omuzlarında taşımaktadır.

 TOPLUMSAL VE DEMOGRAFİK TAHRİBAT

Üretemeyen bir ekonomi: Umutsuz bir toplum yaratmıştır. Sosyal dengeleri bozmuştur, Demokratik ve demografik yapıyı sarsmıştır. Köyler boşalmış, kentler plansız büyümüş, toplum derin bir geçim krizine sürüklenmiştir

AKP, 2002’de ülkeyi devraldığında, Türkiye’nin dış borcu yaklaşık 130 milyar dolardı. Bugün: Dış borç 470–480 milyar dolar seviyesindedir. Bu borç fabrikaya değil, üretime değil, tarıma değil, ithalata ve betona harcanmıştır.

SON SÖZ

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): üreten Türkiye’yi kurmuştur. Borç ödemiştir. Fabrikalar yapmıştır. Çiftçiyi, işçiyi, esnafı korumuştur. AKP ise satmıştır, borçlandırmıştır. Ülkeyi ithalata mahkûm etmiştir

‘CHP ne yaptı?’ diyenlere cevabımız nettir: Türkiye Cumhuriyet’ini kurdu. Bugün yaşananların sorumlusu ise, AKP’nin uyguladığı 23 yıllık yanlış ekonomi politikalarıdır.

Türkiye’nin birinci partisi CHP’dir. Artık erken seçim zorunluluktur. Milletimiz bir an önce sandığın önüne gelmesini bekliyor. Bu ülke yeniden üretecek. Bu ülke yeniden umudu büyütecek. Ve ilk seçimde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidar olacaktır.”

Nedeni sadece alt yapı mı?

Geçen hafta başında başlayan ve bilhassa da perşembe günü artarak devam eden yağmurlar Edirne’yi de bir kez daha göle çevirdi, malum.
Evlerini, işyerlerini su basanlar, araçlarıyla yollarda kalanlar, mağduriyet yaşayanlar oldu.
Böyle olunca, yaşananların faturası da hala tamamlanmamış olan alt yapı çalışmalarına kesildi gördüğüm kadarıyla.

Peki ya gerçekten de bu taşkınların bütün müsebbibi uzun zamandır çalışmaları devam eden ve hala tamamlanamamış olan alt yapı mı?
Sadece Edirne’de değil, birçok il ve ilçelerde yaşananlara alt yapıdan başka, yerleşim alanlarında ve bu alanlara sınır olup sonradan imara açılmış bazı yerlerdeki derelerin, dere yataklarının, tepelerin doğal halinin bozulması, çoğu site bahçelerinin bile betonlaşması, yolların kilit taş yerine büyük oranda asfaltlanması gibi nedenler yüzünden fazla yağan yağmurlarda suların toprak zemine ulaşamaması vs. hepsi ayrı birer faktör değil mi?
Alt yapı çalışmaları tamamlandığında da buna benzer taşkınlar yaşanırsa çok fazla şaşırmamak lazım bence.
Çünkü gerçek şu ki; doğa, her zaman kendinden alınanı geri almaya, akan sular da yolunu bulmaya çalışacaktır.
Üzücü ama böyle maalesef!