Kategori arşivi: Siyaset

‘Geri Kabul Anlaşması iptal edilsin’


Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması&nın derhal iptal edilerek Türkiye’nin Avrupa’nın göçmen park alanı olmaktan çıkarılması gerektiğini bildirdi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Duvar değil Anadolu Kalesi gerek ” başlıklı açıklamasında son yıllarda Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı düzensiz göç sorununun ülkenin güvenliği, demografik yapısı ve ekonomik dengeleri açısından ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Ancak mevcut hükümetin izlediği yanlış göç ve sınır güvenliği politikaları, bu sorunu daha da derinleştirmiştir yapımı açıklanan Yunanistan sınırına 8.5 kilometrelik yeni bir duvar örülmesi kararı da bu politikaların bir sonucudur. Hükümetin Avrupa Birliği ile yaptığı Geri Kabul Anlaşması, Türkiye’yi Avrupa’nın göçmen deposu haline getirmiş, sınırlarımızdan giren milyonlarca kaçak ve düzensiz göçmenin ülkemizde kalmasına neden olmuştur. AB, bu anlaşma sayesinde düzensiz göçü Türkiye’ye ihraç ederken, hükümet ise Türk milletinin güvenliğini ve refahını hiçe sayarak bu anlaşmayı sürdürmeye devam etmektedir. Doğu sınırlarımızdan milyonlarca kaçak göçmeninin düzensiz girişlerine göz yumanlar izlenilen yanlış politikalar sonucunda Türkiye Avrupa için düzensiz göçmen deposu olmaya devam edecektir.
Sınırlarımıza örülen duvarlar geçici çözümler sunarken, asıl mesele olan Geri Gönderme Politikası tamamen ihmal edilmektedir. Bu vatanın kaderi, ülkeyi göçmen deposu haline getirmek isteyenlerin ellerinde değil, duvarları doğru sınıra çekenlerin ellerinde yazılacaktır.
Önümüzde bunun için bir yol var. Bu yol, yalnızca sınırları kapatmak değil, bu istilanın kökünü kurutacak adımları atmaktır. Göçmen akınına karşı etkili ve kesin çözümler üretilmediği sürece, sınır duvarları yalnızca göstermelik tedbirlerden öteye gidemez. Bu konuda ise tavrımız ve düşüncemiz ise; Anadolu Kalesi Projesi, Türkiye’deki kaçak göçmenlerin tespit edilerek, uluslararası hukuka uygun şekilde ülkelerine geri gönderilmesini öngören kapsamlı bir planlamadır. -Türkiye’nin sınır güvenliğini artırmak için pasif savunma yöntemleri yerine, aktif önleme politikaları uygulanmalı yasa dışı sınır geçişleri daha en başından engellenmelidir.
AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilerek Türkiye, Avrupa’nın göçmen park alanı olmaktan çıkarılmalıdır.
Türk vatandaşlarının güvenliği, ekonomik geleceği ve toplumsal huzuru için göçmenlerin vatanlarına dönmesi zorunludur.
Duvar, hükümetin geri kabul anlaşmasına ne kadar sadık olduğunun bir işaretidir ve bu duvarın asıl örülmesi gereken yer Doğu sınırlarımızdır. Ancak sınır duvarları da yalnızca bir tedbirdir; gerçek çözüm ülkemize kontrolsüzce giren göçmenlerin geri gönderilmesi ve sınırların tam anlamıyla korunmasıdır.
Zafer Partisi olarak, Türk milletinin iradesini esas alarak Anadolu Kalesi Projesi’ni hayata geçirecek, ülkemizi yeniden güvenli ve müreffeh bir hale getireceğiz. Türkiye, Türk milletinindir ve öyle kalacaktır!”

’23 Mart, demokrasinin gücünü gösterecek’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Lalapaşa İlçe Başkanı Zafer Ergen, 23 Mart’ta yapılacak Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için düzenlenecek ön seçimle ilgili açıklamasında, “23 Mart, Lalapaşa’dan başlayarak Türkiye genelinde güçlü bir demokrasi zaferine imza atacağız” dedi.
“DEMOKRASİ İÇİN SANDIK BAŞINDA”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “1 milyon 700 bin üyemizi sandık başına bekliyoruz” çağrısına atıfta bulunan Zafer Ergen, “Lalapaşa olarak 23 Mart’ta CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için hep birlikte sandık başına gideceğiz. Demokrasiye olan inancımızı bir kez daha göstereceğiz” diye konuştu.
PARTİ İÇİ DEMOKRASİ
Ergen, 23 Mart’ta yapılacak ön seçimin, yalnızca bir aday belirleme süreci değil, aynı zamanda parti içindeki demokrasi anlayışını pekiştirecek bir fırsat olduğunu belirterek, “Bu süreç, Lalapaşa’dan tüm Türkiye’ye demokrasiye olan bağlılığımızı güçlü bir şekilde göstereceğimiz bir dönem olacak” ifadelerini kullandı.
Zafer Ergen, Lalapaşa halkının ve CHP üyelerinin yüksek katılım sağlayarak güçlü bir demokrasi mesajı vereceklerine dikkat çekerken,. “Lalapaşa’dan Türkiye’nin geleceği için önemli bir adım atılacak. Sandık başına giden her bir üyemiz, demokrasinin güçlenmesine katkı sağlayacak” dedi.
LALAPAŞA’DAN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMA MESAJI
Zafer Ergen, 23 Mart’ta yapılacak ön seçimin, Türkiye’nin geleceği açısından tarihi bir öneme sahip olduğunu vurguladı. “Lalapaşa’dan çıkan ses, Türkiye’nin geleceğine yön verecek. Her bir üyemiz, demokrasiye sahip çıkarak, güçlü bir Türkiye için önemli bir adım atacak” diye konuşan Ergen tüm Lalapaşalıları ve CHP üyelerini 23 Mart’taki ön seçimde aktif olarak yer almaya çağırarak, “Demokrasiyi savunmak ve geleceğe yön vermek için sandık başına gidelim” dedi.

Enez Kalesi’nde ‘tık’ yok!


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Enez Kalesi’nin restorasyon projesinin 2024 yatırım programına alındığını ancak çalışmaların halen başlamadığını söyleyerek, “Proje süresi başlamadan saptı, başlanmayan projenin maliyeti şimdiden katlandı. Bakanlıksa sadece ‘ödenek’ diyor. Enez Kalesi başka bahara mı kaldı?” tepkisini gösterdi.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 21 Ekim 2024’te TBMM Başkanlığı’na sunduğu yazılı soru önergesi ile Enez Kalesi’ni Meclis gündemine taşıdı. Önemli bir tarihsel varlık olduğunu vurguladığı Enez Kalesi’nin restorasyon ve çevre düzenlemesinin 2024 Yılı Yatırım Programına alındığını anımsatan Yazgan, “Buna karşın kalede restorasyon çalışmalarının başlamadığı görülmektedir. Bölge halkı yıkık durumdaki surların can ve mal güvenliğini tehdit ettiğini vurgulamaktadır” dedi.


Yazgan, 2024 yılında neden restorasyon çalışmalarının başlamadığını sordu. Önergeye 4 ayı aşkın süre sonra yanıt geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtında “Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından bakanlığımız mülkiyetinde ya da bakanlığımıza tahsisli tescilli kültür varlığı yapıların proje ve restorasyonları, ilgili mevzuatı çerçevesinde ve yıllık yatırım programları kapsamında etaplandırılarak, ödenekler nispetinde değerlendirilmeye çalışılmaktadır” denildi.
‘Yanıt tam bir itiraf’
CHP’li Yazgan, bakanlığın yanıtına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Edirne’nin altı tarih, üstü tarih. Dünyada tarihi bakımdan saygın bir yerde olan Edirne’ye bir tek iktidar değer vermiyor. Kültür varlıklarımız, iktidarın öngörüsüz politikaları yüzünden yıkılmaya yüz tutuyor. Başlanılan restorasyon çalışmaları da bir türlü bitirilemiyor. Tarihi varlıklarımızın neden bir türlü restore edilemediğini bakanlığın verdiği yanıtla öğrenmiş olduk; ödenek yokmuş! Bu yanıttan çıkacak tek sonuç budur. 2024’te yatırım programına alınan Enez Kalesi Restorasyonu ve Çevre Düzenlemesi için geçtiğimiz yıl hiçbir adım atılmadı. 2026’da bitecek denilen restorasyon projesinin bitiş tarihi, daha başlamadan 2027’ye uzadı. Proje süresi başlamadan saptı. 125 milyon liralık öngörülen toplam maliyet ise 200 milyon liraya çıktı. Başlanılmayan projede maliyet şimdiden katlandı. Bakanlığa ‘Neler yapıyorsunuz?’ diye soruyoruz, bize sadece ‘ödenek’ diyor. Biz anlıyoruz sizi. Bilinenin dışında bir şey söylemeyen bakanlık, konuya daha fazla açıklık getiremiyor. Bu eser yıkılırsa, tarihi-kültürel açıdan yıkımın sorumlusu kim olacak? Dahası, çevrede yaşanacak tahribatı, can ve mal güvenliğine yönelik riski ve sorumluluğu kim üstlenecek? Bakanlık bile ne zaman biteceğini söyleyemiyor. Böyle yönetim anlayışı mı olur? Tarihi-kültürel varlıklarımız korunmalı, bölge sakinlerinin can ve mal güvenliği de sağlanmalıdır.”

‘İmar değişikliğinden vazgeçin’


Edirne CHP Taban Hareketi, Edirne Belediye Meclisi’nin İslami Vakıf arsaları için yapmış olduğu imar değişikliklerinin hukuki ve teknik aksaklıklarının Edirne Barosu ve Dr. Osman İnci’nin iptal talebi ile verdiği itiraz dilekçelerinde belirtildiğine dikkat çekerek, bu itiraz ve taleplere katıldıklarını açıkladı.
Edirne CHP Taban Hareketi, “Biz unutanlardan olmayacağız ve hep hatırlatacağız” başlıklı yazılı açıklamasında, ilave olarak, yapılmış olan arsaların imar değişikliklerinin, TC’nin kuruluş değerleri ve CHP’nin uzun vadeli siyaseti ve yararları açısından ilkeli ve doğru bir yaklaşım olmadığını düşündüklerini belirterek, “CHP seçmeninde ve CHP üye olmalarda ciddi bir tepkiye dönüşmüştür,bazı arkadaşlarımız son yaşananlardan dolayı partiye üye olmaktan vazgeçmişlerdir” şeklinde ayrı bir parantez” açtı.
İktidara yürüyen CHP’nin Edirne de düşmüş olan oy oranını son yaşanan imar gelişmelerinin daha da düşüreceği muhakkak olduğunun altı çizilen açıklamada özetle şunlara yer verildi:
“Partimiz yönetiminin, laik ve milli olması gereken eğitimimizin, şehrimizdeki ihlali anlamına gelen bu ‘tarikat yurt ve okullarının’ oluşumu önünde, güçlü bir irade ve siyasi öngörü ile karşı durabilmiş olmasını beklerdik.
Ki bu anlamda Edirne CHP il başkanlığının, ilçe örgütlerinin ve yönetimlerinin hiçbir sorumluluk almadıkları ve bu konuda hiçbir açıklama yapmamaları da manidardır.İl başkanı CHP meclis üyeleri ile yapılan toplantıda belediye başkanı ile bulunmaktadır.
Bunun yapılamamış olması, toplumun güven duygusunu kalıcı olarak yaralayacak temel bir yanılgı olacaktır.
Bu uygulamadan vazgeçilerek, düzeltilmesini talep ediyoruz. Burada Edirne CHP il başkanlığının, meclis üyelerinin ve belediye başkanının bu sorumluluğu almasını bekliyoruz.”

‘Çiftçinin geliri yarıya düştü!’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, tarım sektörünün kısır döngüden çıkması için köklü bir politika değişikliğinin şart olduğuna dikkat çekerek, “Ancak mevcut iktidarın politikaları devam ettiği sürece ne çiftçi kazanır ne de ülke kazanır” dedi.

Milletvekili Ün, tarımsal hasıla, Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içinde tarımın payı ve tarımsal büyüme rakamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, 2024 yılında tarım sektörünün %3,9 büyüdüğünü, bu rakamın önemli olduğunu belirten Ün, şöyle devam etti:

“Ancak asıl mesele, bu büyümenin sürdürülebilir olup olmadığıdır. 2023 yılında sektör yalnızca %0,2 büyüyerek neredeyse yerinde saymıştı. Dolayısıyla, 2024’te doğal bir toparlanma bekleniyordu. AKP iktidarında tarım sektörü yıllık ortalama %2,46 büyürken ülke ekonomisi %5,31 oranında büyüdü. Tarım ve Orman Bakanı Sayın Yumaklı, sektörün Türkiye ortalamasının üzerinde büyüdüğünü iddia ederken aslında kendisinden önceki bakanları başarısız bulduğunu itiraf ediyor. Dahası, kendisini atayan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da başarısız olarak değerlendiriyor. Gerçek şu ki, ortada büyük bir başarısızlık var. Eğer işler yolunda olsaydı, Avrupa’nın en pahalı gıdasını tüketen ülke konumuna gelmezdik.”.

Tarımsal üretimin ekonomik içindeki payına da dikkat çeken Ün, “AKP iktidara gelmeden önce, 2002 yılında tarım sektörünün milli gelir içindeki payı %10,2 idi. Bugün ise %5,6’ya geriledi. Yani çiftçinin ekonomideki yeri neredeyse yarı yarıya azaldı. Bu şu anlama geliyor: AKP döneminde çiftçinin geliri reel olarak yarıya düştü. Çiftçi daha az kazanıyor ve giderek fakirleşiyor. Kişi başına milli gelire baktığımızda, çiftçilerin geliri 5 bin dolar civarında iken ülke ortalaması 15 bin 463 dolar seviyesinde. Çiftçimizin geliri, ülke ortalamasının yalnızca üçte biri kadar. Bu tabloya rağmen, çiftçiye verilmesi gereken destekler de sağlanmıyor. Kanunen 615 milyar lira olması gereken destekleme ödemeleri, 135 milyar lirada kaldı. Yani çiftçinin hakkı olan 480 milyar lira gasp edildi. Eğer bu destek verilmiş olsaydı, çiftçimiz en azından ülke ortalaması seviyesinde bir gelire sahip olabilirdi. Ancak AKP’nin böyle bir önceliği yok. Gıda enflasyonundaki başarısızlıklarını çiftçiye yükleyerek sorunu çözmeye çalışıyorlar. Oysa bu politikalar, ülkenin ekonomik çöküşünü hızlandırıyor” diye konuştu.

Tarımsal hasılanın Türk lirası cinsinden %48 artmasına rağmen çiftçilerin borç yükünün de aynı oranda arttığını vurgulayan Ün, şunları söyledi:

“Bu büyümenin ardında yatan asıl neden, çiftçinin borçlanarak üretim yapmaya mecbur bırakılmasıdır. Son bir yılda çiftçimizin borcu %48 oranında arttı. Yani tarımsal hasılanın artışı, gerçekte bir refah artışını değil, daha fazla borçla ayakta kalma çabasını gösteriyor. Çiftçi ürettiğinden para kazanamıyor, kazandığını da kredi faizine yatırıyor. Bugün çiftçi, adeta faiz ödemek için çalışıyor. Tarım sektörünün bu kısır döngüden çıkması için köklü bir politika değişikliği şart. Ancak mevcut iktidarın politikaları devam ettiği sürece ne çiftçi kazanır ne de ülke kazanır. Krizden çıkışın tek yolu, bir an önce sandığa giderek bu yanlış yönetimi değiştirmektir.”

‘İktidar yerel basını yok etmeye kararlı’


Edirne Milletvekili Ediz Ün’ün, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca 13 Mayıs 2024 tarihinde açıklanan “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” kapsamında yerel basının abonelik, reklam ve resmi ilanlar verilmesine getirilen kısıtlamalarla ilgili vermiş olduğu soru önergesine 8 ay sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan yanıt geldi. Gelen yanıtta kısıtlamaların kaldırılmasıyla ilgili bir açıklama yapılmazken soru önergesinde bulunmayan 2025 yılı resmi ilan tarifesi yazıldı.
Gelen yanıtı değerlendiren Edirne Milletvekili Ediz Ün, bunun bir yanıt değil yerel basını bitirme itirafı olduğunu söyledi. Zor şartta halkın gerçek gündemini yansıtmaya çalışan yerel basının iktidar için artık “istenmeyen” bir duruma geldiğini ifade eden Ün açıklamasını şöyle sürdürdü:
“2024 yılı Mayıs ayında sözde bir tasarruf tedbirleri paketi açıklandı. Bu paket nasıl yandaşa, zengine dokunmadıysa iktidarın besleme basınına da dokunmadı. Ancak emeğiyle geçinenleri vurduğu gibi gerçek basın emekçileri olan yerel basınımızı da vurdu. Her şey bitmiş gibi buralara giden ve bütçe içinde görünmeyecek kadar düşük kalan resmi ilan, abonelik ve reklamları kısıtladılar. Oysa bu miktarlar hem yerel haberciliği ayakta tutuyor hem de binlerce basın emekçisinin evine ekmek götürmesine, işini yapmasına destek oluyordu.
Artık büyük medyayı tekeline almış ve istediği gibi kullanan iktidar yerel basını olmazsa da olur hatta olmaması daha iyi bir unsur olarak görüyor. Olur ya herhangi biri yerelde olsa bile olumsuz bir şey yazmasın istiyor.
Öte yandan 8 ay önce vermiş olduğumuz soru önergesine 8 ay sonra tamamen ilgisiz biçimde cevap verilmesi içinde yaşadığımız sistemin ucubeliğini bir kez daha göstermektedir. Biz tasarruf tedbirlerini sorduk gelen cevapta bu tedbirlere ilişkin hiçbir şey yok. İlgisiz ve yararsız bir cevap var. Demek ki bu sistem sadece eğitim, ekonomi, sağlık gibi temel konularda değil ilkokulun konusu olan okuduğunu anlama konusunda da sorunlara yol açıyor.”

SOL Parti yeniden ‘Türkoğlu’ dedi

Olgay GÜLER

SOL Parti Edirne il örgütü tarafından gerçekleştirilen 12’nci olağan genel kurulda, tek listeyle seçime giren mevcut başkan Nazım Türkoğlu, yeniden il başkanlığına seçildi.

Partinin il teşkilatı tarafından, seçimli 12’nci olağan genel kurul, parti il başkanlığında gerçekleştirildi. Partililerin katılım gösterdiği genel kurulda, mevcut il başkanı Nazım Türkoğlu, tek listeyle yeniden yönetim kurulu başkanlığına aday oldu. Genel kurulda başka aday çıkmayınca, Türkoğlu’nun listesi yönetim kuruluna seçildi.

SOL Parti Edirne il örgütünde yeni yönetim kurulu listesi şu şekilde oluştu:

İl Başkanı Nazım Türkoğlu

Yönetim Kurulu (asil):

Şebnem Güner, Nevzat Çolak, Fevzi Genç, Osman Gönül, Erhan Avcu, Hüsnü Altıneller, Erol Meriç

Yönetim Kurulu (yedek):

Mustafa Günay, Behlül Şanlı, İsmail Demiray

İl Disiplin Kurulu (asil):

Ali İhsan Uysal, Turgut Çakır, İsmail Çallı

İl Disiplin Kurulu (yedek):

İsmail Hakkı Gümüş, Özkan Koruyucu

Üst Kurul Delegeleri:

Nazım Türkoğlu, Ali İhsan Uysal, Turgut Çakır, A.Levent Ceylan, Nevzat Çolak, A.Erol Durmaz, Cengiz Tekin, Vedat Bulut

‘Çocuk evliliklerinin önüne geçilmeli’

Cumhuriyet Hak Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, “Çocuk evliliği tanımı bile başlı başına bir ülkenin en büyük utancıdır. Çocuk evliliğine en çok kız çocuklarının maruz kalması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ataerkil yapının halen kırılamadığının göstergesidir. Kız çocuklarımız eğitimden koparılmakta, gelecekleri karartılmaktadır. Geçmişten ders alarak, geleceğe güvenle bakmamız için çocuk evliliklerinin önüne geçilmesi bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor” dedi.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, çocuk yaşta evlilikleri TBMM gündemine taşıdı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi sunan Yazgan, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi çağrısı yaptı. Önergesinde, yasal evlilik yaşının 18 olmakla birlikte 17 yaşındaki çocukların ailelerinin veya yasal vasilerinin izniyle evlenebildiğine işaret eden Yazgan, “Yasal düzenlemeler, 16 yaşındaki çocukların ise istisnai durumlarda ve hayati önem arz eden bir gerekçenin olması şartıyla mahkemeden alınan özel izinle evlenebilmesine olanak tanımaktadır. Günümüzde her ne kadar evlilik yaşı yükselse de çocuk evliliği sorunu geçmişten bu yana devam etmektedir. Kız çocuklarının eğitimlerine engel olan, sağlığını riske sokan, şiddet ve yoksulluk riskine maruz bırakan bu durum, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileriyle de gözler önüne serilmiştir” dedi. Yazgan, şu vahim verilere işaret etti:

“TÜİK’in 2024 yılına ilişkin evlilik ve boşanma istatistiklerine göre 2024 yılında 16-17 yaş grubundaki 9 bin 354 kız çocuğu ile 617 erkek çocuğu evlendirilmiştir. 9 bin 66 kız çocuğu ilk evliliğini gerçekleştirirken, 4’ü eşi öldükten sonra, 160’ı ise boşandıktan sonra yeniden evlendirilmiştir. Bu yaş grubunda evlendirilen kız çocuklarının 495’inin 30-34 yaş grubuyla, 65’inin 35-39 yaş grubuyla, 10’unun 40-44 yaş grubuyla, 6’sının 45-49 yaş grubuyla, birinin ise 50-54 yaş arası bir erkekle evlendirildiği istatistiklere yansımıştır. Son 5 yılda evlendirilen kız çocuğu sayısı ise 57 bin 618 olmuştur.”

‘En büyük utanç’

“Mevcut yasal düzenlemeler ve istatistikler, çocuk evliliklerinin önlenmek yerine meşrulaştırıldığını ortaya koymaktadır” diyen Yazgan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Çocuk evliliği tanımı bile başlı başına bir ülkenin en büyük utancıdır. Yasal düzenlemelerin çocuk evliliğinin önünü açması, bu yasal düzenlemelerin istismarına gözlerin kapatılması asla kabul edilebilir bir durum değil. Çocuk evliliğine en çok kız çocuklarının maruz kalması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ataerkil yapının halen kırılamadığının göstergesidir. Kız çocuklarımız eğitimden koparılmakta, gelecekleri karartılmaktadır. Sağlıkları riske atılmaktadır. Çocuk evlilikleri şiddet riskini artırırken, ekonomik olarak dezavantajlı yaşama muhtaç etmekte, yoksullukla karşı karşıya getirmektedir. Kadınların kendi ayakları üzerinde durması, birey olarak var olması, ekonomik özgürlüklerini kazanması, henüz çocuk yaşta evlilikle engellenmektedir. Mevcut tablo, kadın hakları yönünden dünyaya örnek olmuş ülkemize yakışmamaktadır. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin ilanından 9 ay önce, Ocak 1923’te ‘Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmalve kusurun sonucudur’ tespitinde bulunmuştu. Geçmişten ders alarak, geleceğe güvenle bakmamız için çocuk evliliklerinin önüne geçilmesi bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.”

Yazgan, önergesinde şu soruları yöneltti:

“Çocuk evliliklerin önlenmesi için ne gibi çalışmalar yapılmaktadır? Bakanlığınız, aile, yasal vasi ya da özel izinle evlendirilen çocukların durumlarını takip etmekte midir?Bu çocukların eğitime devam durumları, yaşadıkları şartlar incelenmekte midir?Kadına yönelik şiddet de göz önüne alındığında evlendirilen kız çocuklarına yönelik şiddet vakaları takip edilmekte midir?Evlendirilen kız çocuklarının ne kadarı şiddete maruz kalmaktadır?Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçilmesi için mevcut yasalarda değişiklik öngörülmekte midir?”

Ramazan’a buruk merhaba!

Olgay GÜLER
Yeniden Refah Partisi (YRP) İl Başkanı Hakan Çalışkan, ülke genelinde yaşanan gıda enflasyonu nedeniyle, dar gelirli ve yoksul vatandaşın Ramazan ayına sıkıntı içerisinde girdiğini söyledi.
YRP İl Başkanı Çalışkan, Ramazan ayı dolayısıyla düzenlediği basın açıklamasında, ülkedeki yüksek gıda enflasyonuna dikkat çekip, dar gelirli ve yoksul vatandaşların yaşadığı sıkıntılara değindi. Ramazan ayını buruk şekilde karşıladıklarını söyleyen Çalışkan, dünyada, milyonlarca Müslüman’ın ise, toprakları işgale uğramış, evleri başlarına yıkılmış, aç, biilaç olarak Ramazan ayına girdiğini kaydetti.
‘BAKAN ÇOK, VATANDAŞIN HALİNİ GÖREN YOK’
Ülke genelinde Ramazan öncesi ekonomik durumun hiç iç açıcı olmadığını söyleyen Çalışkan, “Ramazan öncesi iyice tırmanışa geçen gıda fiyatları, dar gelirli ve yoksul milyonlarca insanımızın belini maalesef büktükçe büküyor. İnsanlarımız, mübarek oruç ayı öncesi hurma, zeytin, kayısı gibi iftarlıkları bile ne yazık ki camın gerisinden, ancak vitrinden izleyebiliyor. Ramazan pidesi, et, kıyma, kuruyemişler almış başını gidiyor. Sucuğun, pastırmanın televizyon reklamları dışında yüzüne bakılmıyor. Ramazan fırsatçıları da bu arada işbaşında. Gıda fiyatları, fırsatçıların tekelinde, tırmandıkça tırmanıyor. Piyasayı kontrol altında tutması gereken Ticaret Bakanlığı da Ticaret Bakanı da ortalıkta görünmüyor. Tarıma destek sağlayarak, çiftçiye sahip çıkarak gıda arzını yüksek tutması; sebze ve meyve hallerini, toptancıları denetleyerek gıda fiyatlarını kontrol altına alması gereken Tarım Bakanı’nı gören var mı? Maalesef Tarım Bakanı da Bakanlığı da yok. Bakan çok, vatandaşın halini gören yok” diye konuştu.
‘FAKİRİN PAYINA DÜŞEN 300 GRAM KIYMA PARASI’
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı 180 liralık fitre rakamını da eleştiren Çalışkan, “Harca harca bitmez. Türkiye’nin anlata anlata bitiremedikleri ekonomik ve sosyal gelişmesinden, kalkınmasından, refahından; garip gurebanın, fakir fukaranın payına düşen, 300 gram kıyma parası. Şimdi gelin, kişi başı 180 lirayla, 4 kişilik bir ailenin, 30 günlük gıda harcamasının, Mübarek Ramazan ayında iftar ve sahur hesabıyla kaç lira tuttuğuna bakalım:
4 kişi 180 liradan 1 sahur 720 lira.
4 kişi 180 liradan 1 iftar 720 lira.
4 kişilik ailenin 1 günlük iftar ve sahurunun toplamı 1440 lira.
4 kişilik ailenin 30 günlük iftar ve sahurunun toplamı 43 bin 200 lira.
Asgari ücret ne kadar? 22 bin 104 lira.
En düşük emekli aylığı ne kadar? 14 bin 469 lira.
Nasıl çıkacağız bu hesabın içinden? İnsanlarımız Ramazan’ı nasıl geçirecek? Askıda ekmek uygulamasını biliyoruz. Şimdi Ramazan vesilesiyle askıda pide uygulaması da başlar. Bu arada, Cumhur İttifakı ortağı MHP askıda buğday uygulamasını başlattı. Askıda 9 gülek buğday diyorlar, yani 225 kilo. Cumhur İttifakı da bu çağrısıyla artık itiraf ediyor ki; kırsaldaki vatandaşımız, köylümüz bile öğütülmemiş buğdaya muhtaç durumda” şeklinde konuştu.
‘ÇIKIŞIN YOLU, HEKİMİ DE REÇETEYİ DE DEĞİŞTİRMEKTİR’
Yaşanan ekonomik dar boğazdan çıkışın yolunun erken seçim olduğunu dile getiren Çalışkan, “Bu ekonomik darboğazdan, geçim darlığından çıkışın yolu, alınacak erken seçim kararıyla, hekimi de reçeteyi de değiştirmektir. İlk seçimde Yeniden Refah Partisi’ni iktidara getirmek, Milli Görüş ve Adil Düzen reçeteleriyle, yolsuzluğu da yoksulluğu da bitirmektir. Sözlerime burada son verirken; Ramazan-ı Şerif’in, maddi manevi kurtuluşumuza ve sürekli huzura vesile olmasını diliyor, sizleri bir kez daha sevgi ve saygılarımızla selamlıyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’li Şahin’den şok iddia!

Olgay GÜLER

İYİ Parti Edirne İl Başkanı Hasan Hakan Şahin, geçtiğimiz günlerde Edirne Belediyesi’ne ilişkin ortaya atılan 370 milyon usulsüz ödeme iddialarını bir adım ileri taşıdı.

İYİ İl Başkanı Şahin ve Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, basın mensuplarıyla bir araya gelerek, ülke ve Edirne gündemine dair açıklamalarda bulundu. İkilinin gündeminde, önceki gün İstanbul’da okunan, İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın bildirisi ve Edirne Belediyesi’nin 370 milyon liralık usulsüz ödemesi konuları yer aldı. 

‘BEBEK KATİLİNİN KAHRAMANCA ÜLKENİN ÖNÜNE SUNULMASI BİZİ DERİNDEN YARALADI’

Terör Örgütü PKK ele başı Abdullah Öcalan’ın bildirisinin okunmasını değerlendiren Şahin, “Dün gerçekleşen üzücü, kırıcı bir haberle gündemi değerlendirdik. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki; terörden, teröristten medet uman anlayışı asla kabul etmiyoruz. Barışın olduğu güzel bir ülke tabii ki hepimizin hayalidir. Fakat 50 bin insanımızın kanını döken bebek katillerinin kahramancasına ülkenin önüne sunulması bizleri derinden yaralamıştır” dedi.

‘USÜLSÜZ ÖDEME 370 DEĞİL 641 MİLYON’

Şahin, daha önce gündeme getirdiği, Edirne Belediyesi’nden 370 milyonluk ödeme yapıldığına yönelik iddiasına da değinerek, “Verdiğim eksik bilgileri telafi etme açısından sizlerle daha önce paylaştığım Edirne Belediyesi’ndeki 370 milyonluk kayıp olduğu iddia edilen, fazladan ödendiği, iddia edilen rakamla ilgili bazı bilgiler geldi bana. Bu paylaşımdan sonra sağ olsun telefonlarım susmadı ve dediler ki kıymetli başkanım haklısın, Edirnelinin bir kuruşunun hesabını sormakta, Edirneliye harcanması gereken paranın başkalarına harcandığının görüyoruz. Gerçek rakam 370 milyon değil, 641 milyon 701 bin 820 lira, 49 kuruştur dediler. Buradan kıymetli belediye başkanımız, avukat Filiz Gencan’a bir kere daha sesleniyorum; kıymetli başkanım, Edirne’nin borçları nedir? İç denetim yaptınız mı? İç denetim sonucunda çıkan raporlar nelerdir? Şeffaf bir belediyecilikle Edirne’yi yöneteceğinizi söylemiştiniz, Neden Edirne halkına gerçekleri açıklamıyorsunuz?” diye konuştu. 

‘KÖRLE YATTINIZ ŞAŞI KALKTINIZ’

Edirnelilerin bir kuruşunun dahi hesabını sormakla mükellef olduklarının altını çizen Şahin, “Biz muhalefete muhalefet etmiyoruz. Biz bu mevcut 20 küsur yıldan beri ülkeyi yöneten ve kötü yönettiğine, yanlış yönettiğine, yolsuzlukların arttığına inandığımız, bunu söylediğimiz sisteme karşı muhalefet partileri olarak diyoruz ki siz bu yanlışı yapmayacaksınız. Siz yolsuzluk içerisinde bulunamazsınız. Çünkü biz karşı taraf dediğimiz tarafı bununla suçluyoruz. Siz aynı şeyleri yerelde yaparsanız, sizin onlardan ne farkınız kaldı? O zaman ben de size şunu derim; 25 yılın sonunda körle yattınız, şaşı kalktınız. Edirnelinin bir kuruşunun dahi hesabını soracağız. Bir kuruşunun dahi nereye gittiğini sormakla mükellefiz” şeklinde konuştu.

‘KORKUMUZ YPG VE PYD’NİN MEŞRULAŞTIRILMASI’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Akalın da, PKK’nın muhatap alınmasıyla, YPG ve PYD terör örgütlerinin de meşrulaştırıldığını belirterek, “Biz kan akmasına, insanlarımızın ölmemesi için gayret gösteren bir siyasi partiyiz. Hiçbir zaman için ne şehit haberini, ne insanlarımızın ölmesini istemeyiz. Ancak şu gerçeklik de var ki; PKK bir terör örgütüdür ve siz bu terör örgütünü silah bırakmasıyla yok edildiğini söylüyorsunuz. Peki şunu sormak istiyorum ben; PKK eşittir YPG, PYD’yi diyen ben miyim? Toplumun bütün kesimleri bunu söylüyor. Yani biz diyoruz ki PKK nasıl terör örgütüyse YPG, PYD de terör örgütüdür. Peki PKK bütün dünya tarafından terör örgütü olarak tanınıyor mu, biliniyor mu? Amerika ve Avrupa dahil, evet. Peki PYD, YPG’nin durumu nedir? Özgürlük savaşçısıdır, dünya nezdinde, bizim nezdimizde değil. Dolayısıyla yarın öbür gün PYD, YPG’yi muhatap alıp konuşabileceklerdir, bizim terör örgütü dediğimiz bir yapıya. Evet biz insanlarımızın ölmesine karşıyız ama bunun samimiyetini sorguluyoruz. PKK nasıl bir terör örgütü ise YPG, PYD de bir terör örgütüdür. Yani ne yapıyorsunuz siz? PKK’yı yok etmekle PYD ve YPG terör örgütünü legalize etmiş oluyorsunuz, yani meşrulaştırmış oluyorsunuz. Bizim korkumuz bundan. Her ne kadar PKK’nın yok olması için mücadele vermiş bir siyasi partiysek bunun dengi olan YPG, PYD’nin legalize edilmesine de karşı olduğumuzu söylemek istiyorum” dedi.

‘ÜLKENİN GÜNDEMİ SEÇİM DEĞİL’

Cumhuriyet Halk Partisi’nin son dönemde sıkça dile getirdiği ‘erken seçim’ konusuna da değinen Akalın, “Tabii ki ülkemizin gündemi çok yoğun. Sürekli gündem değiştiriyoruz sağ olsun iktidar ve ana muhalefet sayesinde. Konuştuğumuz konu seçim. Ülkemizin gündeminde olmayan, olmaması gereken bir konu bence. Çünkü seçime karar verecek olan makam iktidar makamıdır. Yani Tayyip bey karar verecek. Seçimin nasıl ve kiminle olacağına da Tayyip bey karar verecek. Çünkü bütün güç onların elinde. Bu ortamda seçimi konuşmanın ben doğru olmadığını düşünüyorum. Ülkemin sorunlarının seçim olmadığını düşünüyorum. Ülkenin yıllardır, bu iktidarın iktidara gelme sebebi de biliyorsunuz  yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar. Ülkenin bu sorunları katlamış vaziyette devam ediyor. İnsanların karnı aç, bizim konuştuğumuz konuya bakın. Efendim Cumhurbaşkanı adayı şu mu olsun? Bu mu olsun? Bunları konuşuyoruz. Yoksulluğu konuşamıyoruz. Bizim emeklimiz aç geziyor, onu konuşamıyoruz. Dar gelirlilerin, fakirlik sınırının altında yaşayanların oranı yüzde 70’leri bulmuş, bunu konuşamıyoruz. İşçiyi konuşamıyoruz, dar gelirliyi konuşamıyoruz, esnafı, çiftçimizi konuşamıyoruz” diye konuştu.