CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Kanal İstanbul güzergahında, Sazlıbosna Barajı’nın yakınında başlanan inşaatın görüntülerinin Araplara yönelik reklamlarda kullanıldığını söyledi. Yazgan, “Yeşili sevin; paranın yeşilini değil, doğanın yeşilini sevin” dedi. CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 18 Nisan’da Kanal İstanbul güzergahında yer alan Sazlıbosna Barajı’nın yakınındaki usulsüz inşaata giderek açıklama yapmıştı. Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranının yüzde 100’den yüzde 0’a indirildiğini anımsatan Yazgan, TOKİ eliyle yürütülen inşaatın Araplara yönelik reklamlarda kullanıldığını açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yayınlanan tanıtım videolarına ilişkin TBMM’de yaptığı açıklamada Yazgan, şu ifadeleri kullandı: “Özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum, bu ranta, bu talana ortak olanlara sesleniyorum; ranta, talana ortak olmayın. Yeşili sevin; paranın yeşilini değil, doğanın yeşilini sevin. Burayı Araplara peşkeş çekmek üzerine kurulmuş bir düzen var. Sakın, oradaki tarlaları insanlara pazarlamayın. İmar izni olamayan, gayrı yasal şekilde inşaat yapılan yerleri insanlara pazarlayıp, rant elde etme peşine düşmeyin çünkü bundan sonra siz de bu işten karlı çıkamayacaksınız. Sizin de evlatlarınız geleceğinden olacak. Sizler de bu ülkenin talan edilen dünyasında yarın öbür gün 5 parasız, vatansız kalma riskiyle karşı karşıya kalacaksınız” ifadelerini kullandı.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, Esenler ve Sancaktepe ilçe kongrelerine katılarak teşkilat mensuplarına seslendi. Toplumsal kriz alanlarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Tekin, özellikle tarım politikaları, sağlık sistemi, gıda güvenliği, konut krizi ve ruh sağlığı sorunları üzerinden çarpıcı mesajlar verdi. Türkiye’nin ahlaki, sosyal ve ekonomik açıdan “çoklu bir çöküş tablosuyla” karşı karşıya olduğunu belirten Tekin, “Bu toplumu ayakta tutan; ahlaktır, adalettir ve alın teridir” ifadelerini kullandı.
“Şehitlik bir makamdır, peki biz nasıl bir miras bırakacağız?” Konuşmasına Şehitler Haftası’nı anarak başlayan Tekin, “Bu topraklar sadece savaşarak değil; iffetle, sabırla, inançla ve adaletle vatan yapılmıştır” dedi. Şehitliğin bizim inanç dünyamızda en yüce mertebe olduğunu vurgulayan Tekin, “Şehitler, canlarını sadece bugünü kurtarmak için değil; bize istikamet bırakmak için feda ettiler. Peki biz onlara layık bir gelecek kurabilecek miyiz?” sorusunu yöneltti. Ahlaki ve vicdani bir uyanışın zaruretine dikkat çekti. Zirai don felaketi ve çiftçinin dramı: “Destek değil, sadaka veriliyor!” Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan zirai don felaketinin üreticiye büyük darbe vurduğunu belirten Tekin, hükümetin bu felakete karşılık verdiği desteklerin yetersizliğine sert tepki gösterdi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, sadece masraf ödemesiyle süreci geçiştirmeye çalıştığını ifade eden Tekin,“Bu insanlar sadece bir ürün değil, tüm umutlarını kaybetti. Sadaka verir gibi yapılan masraf ödemeleriyle değil; doğrudan ve koşulsuz nakdi destekle, faizsiz krediyle, borç ertelemeleriyle destek olunmalıdır!” dedi.
2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nu hatırlatan Tekin, “Bu yasa diyor ki: Çiftçiye GSYH’nin en az %1’i oranında destek verilmelidir. 2025 bütçesinde bu oran %0,22’de kaldı. Aradaki fark tam 500 milyar lira! Peki bu 500 milyar nerede?” diyerek çiftçiye yapılan haksızlığı açıkça ortaya koydu. Kıbrıs uyarısı: “Bu sadece diplomatik zaaf değil, milli bir kırılmadır” Kıbrıs meselesine de geniş yer ayıran Tekin, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıyan ülkeler karşısında Türkiye’nin pasifliğini eleştirdi. “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnız bırakılmıştır. Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler Güney Kıbrıs’ı tanırken, biz sadece seyrediyoruz” diyen Tekin, Kıbrıs’ın stratejik önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Kıbrıs sadece bir ada değildir. Doğu Akdeniz’in kilididir. O kilit zayıflarsa, Anadolu’nun güvenlik hattı çöker. Kıbrıs’a sahip çıkmak demek, vatanın geleceğine sahip çıkmak demektir!” Saadet Partisi’nin bu konuda tavrının net olduğunu ifade eden Tekin, “Kıbrıs, bize emanet edilen vatan toprağıdır. O emanete sadakatle sahip çıkmak da bu milletin namusudur” dedi. Sağlıkta sistem krizi: “Diyaliz çetesi tek bir şehrin değil, bir zihniyetin ürünüdür” Kahramanmaraş’ta ortaya çıkan “diyaliz çetesi” skandalına da değinen Tekin, ölü hastaların “yaşıyor” gibi gösterilip devletten milyonlarca lira haksız fatura kesildiğini hatırlatarak, “Bu sadece bir şehirde yaşanmış münferit bir olay değildir; bu, denetimsizliğin ve sağlık sisteminin özel çıkar gruplarına teslim edilmesinin sonucudur” dedi. Ayrıca Muğla’da yaşanan radyoaktif madde vakasında sorumluların birbirini suçlayarak süreci kapatmaya çalıştığını belirten Tekin, “Halk sağlığını hiçe sayan her kurum ve kişi, adalet önünde hesap vermelidir!” çağrısında bulundu. Gıda güvenliği uyarısı: “Vatandaşın sofrası korunmuyor!” Türkiye’nin önde gelen gıda firmalarından birinde tespit edilen Listeria bakterisi olayına da değinen Tekin, “19 milyar lira cirosu olan bir firmaya 210 bin liralık ceza kesildi. Bu mudur caydırıcılık? Bu mudur adalet?” dedi. Tekin, Avrupa’da benzer durumlarda firmalara cirolarının %10’u kadar ceza kesildiğini, ürünlerin toplatıldığını ve sorumluların cezalandırıldığını hatırlattı ve “Halkın sofrasına konan her lokma, bu milletin geleceğidir. Bu lokmaya ihanet eden, vatana ihanet etmiştir!” diyerek gıda güvenliğinin artık milli güvenlik meselesi haline geldiğini vurguladı. Konut krizi ve sosyal çöküş: “Barınma artık bir hak değil, lüks hâline geldi!” OECD verilerine göre Türkiye’nin son üç yılda kira artışında açık ara dünya birincisi olduğunu hatırlatan Tekin, “Türkiye’de kiralar %409 oranında artarken, OECD ortalaması sadece %22. Bu tablo bir ekonomik veri değil, bir sosyal felaketin resmidir!” dedi. İstanbul’da bazı ilçelerde 60 bin TL’ye ulaşan kira bedellerinin, sadece dar gelirlileri değil, orta sınıfı da şehir dışına ittiğini belirten Tekin, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Konut piyasası serbest piyasanın insafına bırakılamaz! Sosyal konut seferberliği ilan edilmeli; barınma hakkı anayasal güvence altına alınmalı; TOKİ lüks değil, halk için üretmelidir.” Ruh sağlığı alarmı: “Millet yoruldu, yalnızlaştı, tükenmeye başladı” IPSOS’un 2024 verilerine göre Türkiye’de anksiyete bozukluğu oranının %38’e ulaştığını, Türkiye’nin bu oranla dünya ikincisi olduğunu belirten Tekin, “Bu tablo yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyal bir çöküştür” ifadelerini kullandı. Gençlerin umutsuz, ailelerin tükenmiş olduğunu belirten Tekin şöyle devam etti: “İnsan yalnızca et ve kemik değildir. İnancı, maneviyatı ve dayanışması olmayan bir toplum, ne kadar zenginleşirse zenginleşsin çöker! Bu nedenle eğitimde, sosyal politikada, gençlik çalışmalarında maneviyatı merkeze almalıyız.” “Görevimiz büyüktür, ama Rabbimiz bizimledir” Konuşmasının sonunda ilçe teşkilatlarına teşekkür eden Tekin, “Her biriniz bu milletin vicdanını temsil ediyorsunuz. Bu yürüyüş kolay bir yürüyüş değil; ama haklı bir yürüyüş. Ve biz biliyoruz ki, zafer inananlarındır; zafer yakındır!” diyerek sözlerini tamamladı.
Memleket Partisi Edirne İl Başkanı Süheyl Tunçyürek, “Kadınların bir doğumuna karışmamıştınız, ona da karışıyorsunuz!” dedi. Memleket Partisi İl Başkanı Tunçyürek, yaptığı yazılı açıklamada, devletin sezaryen doğumları engellemeye, kadınları zorla normal doğuma yönlendirmeye çalışmasının akıl ve bilim dışı, skandal niteliğinde bir yaklaşım olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu karar, sadece tıbbi değil, aynı zamanda toplumsal bir gerilemenin göstergesidir. Gençlere karıştınız, yaşlılara karıştınız. Öğrenciye ne okuyacağını, emekliye neyle geçineceğini, küçüğe nasıl konuşacağını, büyüğe nasıl davranacağını siz belirlemeye kalktınız. Şimdi bir de kadınların doğumuna karışıyorsunuz! Yeter! Bu halk sizin özel yaşamımıza müdahale alanınız değildir. Unutulmamalıdır ki doğum şekli; hekimin tıbbi değerlendirmesiyle ve kadının özgür iradesiyle birlikte belirlenmelidir. Sezaryen; bir tercih değil, birçok durumda anne ve bebek hayatını kurtaran bir zorunluluktur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; bebek ölümlerinin %75’i normal doğum sırasında ya da hemen sonrasında yaşanmaktadır. Özellikle riskli gebeliklerde sezaryen, modern tıbbın sağladığı bir can simididir. Bu gerçeği göz ardı eden zihniyetin amacı sağlık değil, kadının bedenini denetim altına almaktır. Kadınlar yalnız değildir. Kimsenin yaşam tarzına, sağlığına, tercihlerine karışamayacağınızı size her alanda göstereceğiz. Bilime, özgürlüğe, insan onuruna müdahale eden bu çağ dışı anlayışa karşı hep birlikte duracağız. Yeter artık!”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Merkez İlçe Başkanı Yücel Balkanlı, AKP iktidarının bilinçli olarak yarattığı 22 yıllık ekonomik tahribatın bedelini halk ve gençlerin ödediğini belirterek, “Tüm bu çöküşün üstüne, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası geçtiğimiz günlerde politika faizini 350 baz puan artırarak yüzde 50’ye çıkarmıştır. Bu, yıllarca ‘düşük faizle enflasyon düşer’ tezini savunan AKP iktidarının kendi söylemleriyle çeliştiğinin, ekonomik gerçeklerden ne kadar uzaklaştığının açık kanıtıdır” dedi.
CHP Merkez İlçe Başkanı Yücel Balkanlı, Merkez Bankası’nın faiz arttırmasının halka yansıması ile ilgili açıklama yaptı. Balkanlı açıklamasında, 22 yıldır ülkeyi yöneten ve halkı yoksullaştıran, toplumu birbirine düşüren AKP iktidarının ekonomi politikalarında yaptığı ısrarlı hatalarla Türkiye’yi ağır bir yoksulluk ve üretimsizlik girdabına soktuğunu söyledi. “Uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle bugün milyonlarca vatandaşımızı geçim derdine düşürmüş, üreticilerimizi toprağından koparmış, emekçilerimizi ise alın terinin karşılığını alamaz hale getirmiştir. Gençlerimiz hayal bile kuramaz hale gelmiştir. Kadınlarımız, anneler, babalar ne yapacağını bilemez durumdadır” diyen Balkarnlı, şunları kaydetti:
‘HALKIN SOFRASINDAKİ EKMEĞİ KÜÇÜLTMÜŞTÜR’
“İşçiye, memura, emekliye enflasyon oranında dahi zam yapılmamış, halk göz göre göre yoksullaştırılmıştır. Asgari ücret yılın başında açlık sınırının altına düşmüş, emekliler ise ay sonunu getiremez hale gelmiştir. AKP, her fırsatta yoksulun yanında olduğunu iddia ederken, uyguladığı politikalarla zengini daha zengin etmiş, halkın sofrasındaki ekmeği küçültmüştür.
Üstelik tarım ve hayvancılığa gerekli destek verilmemiş, bilinçli bir şekilde üretimden uzaklaşılarak ithalata bağımlı bir yapı kurulmuştur. Çiftçimiz yüksek girdi maliyetleri altında ezilmiş, hayvancılık yapan üreticimiz hayvancılık yapmayı bırakmıştır. Et ve süt fiyatları almış başını gitmiş, vatandaş için temel gıda maddeleri dahi lüks hale gelmiştir. Bugün Türkiye, kendi kendine yeten bir ülkeyken, kendi kendini bitirerek ithalata mahkûm edilmişse, bunun tek sorumlusu AKP’nin üretimi bitiren bilinçli ve ranta dayalı politikalarıdır.
YÜKSEK FAİZ POLİTİKASINA GERİ DÖNÜŞ
Tüm bu çöküşün üstüne, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası geçtiğimiz günlerde politika faizini 350 baz puan artırarak yüzde 50’ye çıkarmıştır. Bu, yıllarca ‘düşük faizle enflasyon düşer’ tezini savunan AKP iktidarının kendi söylemleriyle çeliştiğinin, ekonomik gerçeklerden ne kadar uzaklaştığının açık kanıtıdır. ‘Nas ne diyorsa o’ diyerek yıllarca faiz indirimiyle inatlaşanlar, bugün yüksek faiz politikasına geri dönmüş; ancak geçmişin hatalarının bedelini yine halkımıza ödetmiştir. Küçük esnaf, üretici ve vatandaş bugün hem krediye ulaşamamakta hem de ağır faiz yüküyle baş başa kalmaktadır. Halkımızın dayanacak gücü kalmamıştır. Vatandaşlarımız huzursuz ve mutsuzdur. Bu durum sosyal yaşama olumsuz etki yapmaktadır. Aile hayatımız, geleneklerimiz, değerlerimiz tamamen bozulmaktadır. Durum vahim boyutlardadır.
‘AKP’NİN EKONOMİK YÖNETİMİ İFLAS ETMİŞTİR’
Kur korumalı mevduat sistemiyle bir avuç zengin mevduat sahibine servet aktaran bu iktidar, Merkez Bankası’nın kasasını boşaltmış, döviz rezervlerini eritmiştir. Son üç haftada yalnızca dövizi baskılamak için 43 milyar dolar harcanmış; bu da yaklaşık 1.6 trilyon liralık kamu kaynağının heba olması anlamına gelmektedir. Merkez Bankası 2023’te 818 milyar TL, 2024’te ise 700 milyar TL zarar açıklamıştır. Bu zararların büyük kısmı, bilim dışı ekonomi politikalarının ve kur korumalı mevduat gibi halkın sırtına yük bindiren uygulamaların sonucudur.
AKP’nin ekonomik yönetimi iflas etmiştir. Bugün ülkemizde fiyat istikrarı sağlanamamış, güven kalmamıştır. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı zedelenmiş, ekonomi siyasi müdahalelerle yönetilir hale gelmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) olarak biz, alın teriyle yaşayan her yurttaşın hakkını savunmaya devam edeceğiz. Üretimi teşvik eden, emeği koruyan, bilime dayalı bir ekonomi yönetimini bu ülkeye geri getireceğiz. Tarımı ve hayvancılığı yeniden ayağa kaldıracak, emekliyi, işçiyi enflasyona ezdirmeyeceğiz. Halkın vergisini yandaşa değil, halka harcayacağız!
Çünkü biz, halk için varız! Çünkü biz, bu ülkenin kaynaklarını 85 milyonun refahı için kullanacağız!”
21’nci Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, ülkenin 23 yıl sonucunda geldiği noktada; ekonomik sıkıntı, geçim derdi, borç batağında vatandaş, her geçen gün kendi ülkesinde yabancı durumuna getirilen halkın bulunduğunu söyledi. Eski Milletvekili Şimşek, yaptığı yazılı açıklamada, kamu kurumlarında liyakat yerine biat, sadakat kültürünün almasının hak, hukuk ve adalet anlamında çözümsüzlük getirdiğine dikkat çekterek şunları söyledi: “Bu da makam koltuklarından güç alan, güç veren kişiler gelmektedir. Siyaset kurumları bürokratla oynama, bürokrat ise siyasi yelpaze haline gelmiştir. Ülkemizde bir yandan her geçen gün ağırlaşan ekonomik kriz, alım gücünün azalması, işsizliğin artması, diğer taraftan kuraklık, ileri ki yıllarda yaşanacak gıda ve su krizidir. Ülkemizde başta karar vericiler olmak üzere, kamu kurum kuruluşları, ziraat odaları, üretici birlikleri ve akademisyenlerimizle toplanarak gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Edirne il, ilçe, belde, köy ve mahalle ziyaretlerimizde, halkımızın tek gündemi geçim olup, üreticilerimiz girdi fiyatlarının yüksekliği ile üretim yapamamaktadır. Defalarca, yıllarca siz değerli yerel basınımız aracılığı ile, ziyaretlerimizde dile getirdiğim; üretim odaklı ekonominin yerine 23 yıldır uygulanan tüketim odaklı ekonomi programının uygulanması ile, her şeyimizi ithal eder, dışa bağımlı hale getirdik. ÜRETMEDEN TÜKETİYORUZ… Ülkemizde 23 yıldır yönetenlerin halkımıza balık tutmayı değil, balık yemeye alıştırdı. Üretim merkezlerimiz, iktidarın yanlış politikaları nedeniyle bir bir kapatmak zorunda kaldı. İşletme-ler, üreticiler çalışarak batmakta, borç batağında yaşamaktadır. Ülkemizde uygulanan yanlış ekonomik, sosyal ve kültürel politikalar sonucunda; sosyal gelir dağılım dengesizliği oluşarak, orta gelir grubu yok oldu. Zengin çok zengin… Fakir çok fakir hale geldi… Bir de başta Suriye’den ve diğer ülkelerden gelen mülteciler ile demografik ve üniter devlet yapımız tehlikeye girdi. İşsiz olan gençlerimizin sayısı gittikçe artmaktadır. Ülkemizin 23 yıl sonucunda geldiği noktada; ekonomik sıkıntı, geçim derdi, borç batağında vatandaş, her geçen gün kendi ülkesinde yabancı durumuna getirilen halkımız var. Bir de bunun üzerinde yaşanan ve yaşanacak olan kuraklık ve gıda krizi… Umutsuz değiliz. Umutluyuz. Gücünü Halk’tan ve Hak’tan alan seçilmişlerimiz, Özünde dürüst, namuslu ve ahlaklı halkımız ile güzel günler yakında… Tek ses… Tek yürek… olarak hep birlikte çok çalışarak başaracağız… Halkımızın iktidarını kuracağız…”
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, faiz artırımının; borçla dönen bir ekonomiyi aha da kısır döngüye sürüklemek, üretimi boğmak ve Türk halkını daha da yoksullaştırmak demek olduğunu söyledi. Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Faiz artışı kararı, Türk Milleti’nin ekonomik bekasına zarar vermektedir” başlığı altındaki yazılı açıklamasında şunları kaydetti: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından alınan son faiz artışı kararı, ekonomik bağımsızlığımıza ve Türk milletinin refahına yönelik yeni bir açmaz anlamına gelmektedir. Bugüne kadar izlenen etkisiz politikalar ile faiz enflasyon sarmalı arasındaki bilimsel anlayış bozulmuş ve artık faizlere duyarsız bir ekonomik durum söz konusu olmuştur. Faiz artırımı; borçla dönen bir ekonomiyi daha da kısır döngüye sürüklemek, üretimi boğmak ve Türk halkını daha da yoksullaştırmak demektir. Türk milletinin sırtına yüklenen faiz kamburu, milli bir ekonomik kalkınma vizyonundan uzak, günü kurtarma anlayışının ürünüdür. TCMB’nin bağımsız olması gerektiğini her fırsatta vurgulayanlar, bugün küresel sermayenin baskılarına teslim olarak milli egemenliğimizi zedelemekte ve TCMB’yi fiyat istikrarı, enflasyon hedeflemesi gibi odak noktasını değiştirerek kalkınma için itici güç olma unsurundan uzaklaştırmaktadır. Atatürk’ün de dediği gibi ‘Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz ve sürekli olamaz’ bu doğrultuda Zafer Partisi olarak; Türk milletinin alın terine dayalı, üretim odaklı bir ekonomi modelini savunuyoruz. Faiz lobisine teslim olmuş anlayışa karşı, milli ve bağımsız bir ekonomi yönetimi istiyoruz. Tarımda, sanayide ve enerjide tam bağımsızlık olmadan gerçek kalkınma olamayacağını biliyoruz. Bu vesileyle, hükümeti ve ilgili tüm kurumları; Türk milletinin çıkarlarını öncelemeye, milli, planlı ve kalkınmayı önceleyen ekonomik vizyona dönmeye davet ediyoruz. Milletimizin ekonomik bağımsızlığını savunmaya ve her türlü sömürü düzenine karşı dimdik durmaya devam edeceğiz.”
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk Delegasyonu üyesi ve İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Avrupa’nın en prestijli platformlarından biri olan AKPM’de önemli bir göreve getirildi. Prof. Dr. Akalın, AKPM Kültür, Bilim, Eğitim ve Medya Komisyonu Başkan Vekilliği görevine oy birliğiyle seçildi. AKPM çatısı altındaki bu kilit komisyon, Avrupa genelinde kültürel mirasın korunmasından bilim politikalarına, eğitim standartlarından medyanın özgürlük alanlarına kadar geniş bir yelpazede politika geliştirilmesinde belirleyici rol oynuyor.
Saadet Partisi Edirne İl Başkanı Tezcan Karakütük, Edirne’nin emeklilerin çalışanları geçtiği iller arasına girmek üzere olduğuna dikkat çekerek, “Bu tablo, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından son derece riskli bir noktaya yaklaştığımızı göstermektedir” dedi.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2024 verilerine göre, Türkiye genelinde sosyal güvenlik sisteminde kritik bir döneme girildiği belirtildi. Emekli sayısının çalışanları geçtiği iller arasına girmeye hazırlanan Edirne için Saadet Partisi’nden önemli bir uyarı geldi.
Saadet Partisi Edirne İl Başkanı Tezcan Karakütük, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, SGK’nın il bazlı verilerine göre Edirne’de 117 bin 604 aktif çalışana karşılık 114 bin 975 emekli bulunduğunu hatırlatarak, “Bu tablo, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından son derece riskli bir noktaya yaklaştığımızı göstermektedir” dedi.
Karakütük, özellikle üretimden kopan ekonomi, genç işsizliği, kırsal göç ve nüfus yaşlanması gibi yapısal sorunların bu tabloyu derinleştirdiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“Türkiye, çalışan değil adeta emekli ülkesine dönüşüyor. Bu sadece bir emeklilik meselesi değil, sosyal güvenlik sisteminin çöküşüdür. Bugün her 1,5 çalışana 1 emekli düşüyor. Böyle bir sistem uzun vadede sürdürülemez.”
Açıklamasında hükümetin ekonomi politikalarını da eleştiren Karakütük, “İthalata, tüketime ve borca dayalı bir anlayış yerine; üretim, istihdam ve sosyal adalet odaklı politikalar benimsenmelidir. Edirne’de gençler iş bulamadığı için göç ediyor, üretim azaldıkça çalışan sayısı düşüyor. Bu, şehrimiz için de Türkiye için de büyük bir tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Saadet Partisi olarak çözüm önerilerini de paylaşan Karakütük, “Edirne’de tersine göçü teşvik edecek yerel kalkınma hamlelerine ihtiyaç var. Genç nüfus üretime yönlendirilmelidir. Yerel istihdamı artıracak projeler, sadece ekonomik değil sosyal güvenlik açısından da birer yatırımdır” dedi.
Karakütük son olarak, “Saadet Partisi olarak biz, emeklilerimizin de çalışanlarımızın da insanca yaşayabileceği bir düzenin kurulması için mücadele ediyoruz. Milletimiz emin olsun, bu tükenişin karşısında dimdik duran bir kadro var” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.
İYİ Parti Edirne Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk Delegasyonu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akalın, Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu ve Dünya Ahıskalı Türkler Birliği (DATÜB) heyetleri ile AKPM’de görüştü.
Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu’nu AKPM Liberal Grup toplantısına davet eden Akalın, Batı Trakya’daki Türk azınlığın başta eğitim olmak üzere karşılaştığı temel sorunları gündeme taşıdı. Federasyon Başkanı Halit Habipoğlu ve beraberindeki heyetin yaptığı kapsamlı sunumun ardından, Avrupa’daki liberal milletvekillerinden destek talep edildi. Akalın, katkılarından dolayı başta Halit Habipoğlu olmak üzere tüm federasyon temsilcilerine teşekkür ederek, mücadelelerinde başarılar diledi.
Ardından, DATÜB heyetiyle birlikte Ahıska Türklerinin sorunlarını Liberal Demokrat Grupta masaya yatıran Akalın, Liberal Grup Başkanı Lulian Bulai ile yapılan görüşmede Ahıska Türklerinin vatana dönüş sürecine destek istedi. Akalın, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “DATÜB heyetine gayretlerinden ötürü, Lulian Bulai’ye ise verdiği destekten dolayı teşekkür ediyorum,” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Mehmet Akalın’ın bu girişimleri, yurtdışındaki Türk topluluklarının hakları ve sorunlarının uluslararası platformlarda daha görünür hale gelmesi adına önemli bir adım olarak değerlendirildi.
Olgay GÜLER Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanı Hakan Çalışkan, ülkenin gerçek gündemlerden uzaklaştırıldığını, halkın mutfağındaki yangının her geçen gün artarak büyüdüğünü belirterek, “Bu ülkenin kaynakları vardır, çözüm mümkündür, bereketli bir ekonomi mümkündür. Ancak bunun için öncelikle bu faizci, rantiyeci zihniyetten kurtulmak gereklidir” dedi. YRP’li Çalışkan, ülke gündemine dair parti il başkanlığında basın toplantısı düzenledi. Ülkenin gerçek gündemlerin dışında oyalandığını, halkın ekonomisinin giderek daha da kötüleştiğini kaydeden Çalışkan, son dönemde elektrik ve doğalgaza yapılan zamlara da dikkat çekti. Çalışkan, ekonomi üzerinden hükümete yüklenerek, “Gıda fiyatları bir ayda yüzde 4.2; bir yılda yüzde 42.4 oranında artmış. Giyim harcamaları yüzde 61; eğitim giderleri yüzde 91 oranında zamlanmış. Yani evladını okula göndermek, üstüne başına kıyafet almak, artık milyonlarca vatandaşımız için bir hayale dönüşmüş durumda. Dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda için yapması gereken aylık harcama 23 bin 615 lirayı bulmuştur. Ancak bugün milyonlarca insanımıza reva görülen 22 bin 104 lira asgari ücret, bırakınız giyimi, barınmayı, faturayı, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcamalarına bile yetmemektedir” dedi. ‘AÇLIĞIN VE SEFALETN SORUMLUSU HÜKÜMET DEĞİL MİDİR?’ Gıda ile birlikte diğer tüm temel ihtiyaçlar için bir hanenin, ayda en az 76 bin 922 lira gelire ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Bu ne demektir? Bu, bir hanenin ancak üç buçuk asgari ücretle ayakta kalabileceği anlamına gelir. Dört kişilik bir ailede üç kişi çalışsa bile bu maaşlarla kimseye muhtaç olmadan, borçsuz bir şekilde ev geçindirmek mümkün değildir. Ülkemizde insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek, bırakınız işsiz kardeşlerimizi, çalışanlar için bile artık hayal haline gelmiştir. Şimdi soruyorum sizlere: Bu adaletsiz düzenin sorumlusu kimdir? Bu fiyatlara, bu enflasyona,bu geçim sıkıntısına bizi mahkûm eden ekonomi yönetimi değil midir? Daha açık soruyorum: Açlığın, sefaletin, geçinememenin sorumlusu hükümet değil midir? Hükümet değilse kimdir?” diye konuştu. ‘MALİYET ARTMADIĞI HALDE ELEKTRİĞE ZAM YAPILDI’ Elektriğe geçtiğimiz hafta yapılan yüzde 25’lik zamma da değinen Çalışkan, “Geçen hafta yapılan yüzde 25’lik yeni elektrik zammı, elektrik üretim maliyeti artmadığı halde yapıldı. Yani bu zam, elektrik üretimi pahalandığı için değil, yandaş dağıtım şirketlerinin kârı artsın diye yapıldı. Peki, kimdir devletten elektriği ucuza alıp, yine devletin döşediği hatlardan geçirip, halka zamlı satan iktidar destekli şirketler. Bu zamla birlikte, milletimizin cebinden her ay çıkacak 5,3 milyar lira, doğrudan bu şirketlerin kasasına akacaktır. Bu parayla kaç işsize iş bulunur, kaç evsize ev yapılır. Milletin alın teriyle kazandığı helal para, elektrik tüketim bedeli adı altında; hiçbir üretim yapmayan, devletin ürettiği elektriği devletin döşediği hatlardan geçirip “dağıtım” yapan şirketlere aktarılmaktadır” ifadelerini kullandı. ‘BU FAİZCİ, RANTİYECİ ZİHNİYETTEN KURTULMAK GEREKİR’ Yeniden Refah Partisi olarak, adaletsiz düzene “dur” diyeceklerini de kaydeden Çalışkan, “Biz, ‘önce millet’, ‘önce adalet’, ‘önce ahlak’ diyoruz. Bu ülkenin kaynakları vardır, çözüm mümkündür, bereketli bir ekonomi mümkündür. Ancak bunun için öncelikle bu faizci, rantiyeci zihniyetten kurtulmak gereklidir. Elektrikte, doğalgazda, gıdada, her alanda milletimizin sırtına yük olan bu adaletsiz sistemi sona erdirmek, hakkı ve adaleti hâkim kılmak için geliyoruz. Yeniden Refah iktidarında vatandaşımız fatura öderken ezilmeyecek, kamu kaynakları yandaşa değil, vatandaşa kullanılacaktır” şeklinde konuştu.