Kategori arşivi: Siyaset

Zafer Partisi’nden yurt uyarısı!


Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, Edirne’de bakanlığa ait ve özel yurtları denetleyen komisyonun raporunda tespit edilenlerin adeta tüyleri diken diken eden cinsten olduğunu söyledi. KYK yurdunda iki yangın merdiveni olması gerekirken hiç bulunmadığını, bir yurdun tüm katlarında yangın çıkışı yer almadığını belirten Konak, yurtların güvenlik tesisat ve sistemlerinin vahim bir durumda olduğunu bildirdi.
Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, “Edirne’deki Öğrenci Yurtlarının Denetimi” başlığı altındaki yazılı açıklamasında, “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Konya’da 1 Ağustos 2008 tarihinde, 17 öğrenciyle 1 eğitmenin öldüğü, 29 kişinin de yaralandığı ruhsatsız 3 katlı kız Kuran kursu binasının gaz sıkışması sebebiyle patlamasının üzerinden 6 bin 115 gün, Adana’nın Aladağ ilçesinde özel bir kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, 10’u öğrenci 12 kişinin hayatını kaybettiği faciadan bu yana 3 bin 73 gün, Aydın’da 25 Ekim 2023 tarihinde Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdu’nda arızalanan asansörün düşmesi sonucu Adnan Menderes Üniversitesi öğrencisi Zeren Ertaş’ın vefatından bu güne 552 gün, 21 Ocak 2025 günü Bolu Kartalkaya Grand Kartal Otel’de 78 kişinin yaşamını yitirdiği yangın faciasının üzerinden ise tam 99 gün geçti. Bu faciaların ortak noktaları ise ruhsatsızlık ve denetimsizlikti!” geçmişte yaşanan acı olayları anımsatarak şunları kaydetti:
“2 haftadır bir yazı dizisinden Edirne’deki yurtların hali pür melalini okumaktayız. Edirne’de bakanlığa ait ve özel yurtları denetleyen komisyonun raporunda tespit edilenler adeta tüyleri diken diken eden cinsten. Rapora göre bazı eksikliler şöyle;
Yangın merdivenleri bütün katlara hizmet vermemektedir.
Yangın çıkışları yetersiz ve uygun değildir.
Koridorlarda doğal havalandırma yoktur.
Yurt genelinde yağmurlama sistemi bulunmamaktadır.
Acil çıkış kapları plastikten yapılmıştır.
Yangın dolaplarındaki boruların bazılarına su gelmemektedir.
Yangın merdivenlerine klimaların dış üniteleri konulmuştur.
Bir yurdun yangın çıkış merdivenine ahşap ayakkabılık yapılmıştır.
Bir yurdun tüm katlarında yangın çıkışı bulunmamaktadır.
Yangın butonu çalışmamaktadır.
KYK yurdunda iki yangın merdiveni olması gerekirken hiç yoktur.
Asansörler ile ilgili sıkıntılar mevcuttur.
Bir yurtta yangın pompalarını besleyecek jeneratör bulunmamaktadır.
Bir yurtta kaçış yolları halı ile kaplanmıştır.
Bir yurdun elektrik tesisatında uygun amperde sigorta kullanılmamaktadır. Yangın algılama ve uyarı sistemi çalışmamaktadır. Risk anında elektriği kesen butonlar mevcut değildir.
Görüleceği üzere yurtların güvenlik tesisat ve sistemleri vahim bir durumdadır. Bu vahim durum akıllara bazı soruları getirmektedir;

  1. Yurtların denetlenmesi kimin yetki ve sorumluluğundadır?
  2. Yurtlar hangi sıklıkla denetlenmektedir?
  3. Son denetlemeden bir önceki denetleme hangi tarihte yapılmıştır?
  4. Raporda ortaya çıkan eksiklikler bir önceki denetlemede yoktur da o günden bugüne mi ortaya çıkmıştır?
  5. Komisyon raporundan bu yana bu eksikliklerin giderilmesi için ne yapılmıştır?
  6. Raporda belirtilen yurtların kaç tanesi mevzuata uygun hale getirilmiş ve kaç eksiklik giderilmiştir?
  7. Giderilen eksikliklerin kontrolleri yapılmış mıdır?
    Zafer Partisi olarak konuyu takip edeceğimizi kamuoyuna ilan eder sorduğumuz sorulara ilgililer tarafından cevap verilmesini tüm Edirneliler adına talep ederiz.”

‘Edirne’den yayılan bir kıvılcım yeter’


28’inci Dönem CHP Milletve-kili Aday Adayı ve iş insanı Namık Kemal Oğuz, CHP’nin sadece doğruyu söyleyen değil, aynı za-manda halkın duygularına dokunan ve onları harekete geçiren bir siyaset anlayışıyla sahada olması gerektiğini söyledi.
CHP’li Namık Kemal Oğuz, olası bir genel seçim öncesinde yaptığı açıklamalarla dikkatleri üzerine çekti. Oğuz, Türkiye siyasetinin zorlu bir dönemden geçtiğini, mevcut siyasi atmosferin toplumsal gerilimleri artırdığını belirtti. Oğuz, CHP’nin ve Edirne halkının bu zorlu süreçte umudu yeniden yeşerteceklerini vurguladı.
“Türkiye siyaseti, önemli bir yol ayrımında. Mevcut politikalar, ekonomik ve sosyal alanlarda bazı zorluklara neden oluyor. Bu durum, toplumda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açıyor” diyen Oğuz, CHP’nin bu süreçte halkın yanında olması gerektiğini ifade etti.


“CHP, Harekete Geçiren Bir Siyaset Anlayışıyla Halkın Karşısında Olmalı”
Namık Kemal Oğuz, “Bugün sokakta olan seçmen, artık sadece miting ya da afiş istemiyor. Kendisine dokunacak, yaşadığı mahallede, köyde ya da ilçede değişimi başlatacak bir enerji arıyor. Uzunköprü’de bir vatandaş ‘Ben oy verdim ama hâlâ yollarım çukur’ diyorsa, bu durum sadece yerel yönetimleri değil, genel siyasi yapıyı da etkiliyor demektir. CHP, bu sesi duymalı. Çünkü sandığa çıkan ayakları ikna edecek olan şey, yalnızca büyük vaatler değil, küçük ama gerçek adımlardır” dedi.
“Edirne’den Türkiye’ye Yayılan Bir Kıvılcım Yeter”
Mevcut siyasi ortamın bazı endişelere yol açtığını belirten Oğuz, Edirne’nin Türkiye için bir umut merkezi olabileceğini ifade ederek, “Edirne, her zaman Türkiye’nin önemli bir parçası olmuştur. Eğer Edirne’de olumlu bir değişim yaşanırsa, bu durum Türkiye’nin diğer bölgelerinde de etkili olabilir. Bu yüzden CHP Edirne Örgütü, değişimin öncü kolu olabilir” şeklinde konuştu.
Oğuz, olası bir genel seçimde her sandığa bir gönüllü, her kahveye bir umut taşıyan insan yerleştirme hedefinde olduklarını söyledi. Gençlik ve Kadın Kollarının aktif rol alması gerektiğini vurgulayan Oğuz, “Gençlik Kolları yeni fikirlerle mahalleye inmelidir. Kadın Kolları sadece evleri değil, toplumun her kesimini etkilemelidir” dedi.
“Birlikte Yürüyeceğiz”
Mevcut siyasi atmosferin bazı endişelere yol açtığını belirten Oğuz, “Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden giden bir toplumuz ve bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Unutmayın: Sandığa giden yol, halkın umududur. Uzunköprü’den başlayarak, Edirne’ye, oradan tüm Türkiye’ye olumlu bir etki yaratabiliriz. Yeter ki inanalım, çalışalım ve hep birlikte yürüyelim” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Tekin: Depremlerden gereken dersler çıkarılmadı

Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı, Edirne eski İl Başkanı Sinan Tekin, geçmiş depremlerden gereken derslerin çıkarılmadığının, 6.2’lik İstanbul depremiyle yaşayarak görüldüğünü belirtti.
SP Genel Başkan Yardımcısı Tekin, parti genel merkezinde, ülke gündemine yönelik basın açıklaması gerçekleştirdi. Tekin toplantıda, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ülke genelindeki çocuk yoksulluğu, 6.2’lik İstanbul depremi ve sağlık alanındaki sorunlara değindi.
‘HER İKİ ÇOCUKTAN BİRİ SAĞLIKSIZ BESLENME RİSKİ ALTINDA’
TÜİK’in 2024 verilerine değinen Tekin, “Bakınız, her dört aileden biri çocuğuna bir öğün et, tavuk ya da balık içeren yemek veremiyor. Her beş aileden biri çocuğunu okul gezisine gönderemiyor. Her on aileden biri çocuğuna ders çalışacak bir masa bile sağlayamıyor. OECD’ye göre Türkiye, çocuk yoksulluğunda ikinci sırada. Ülkemizde her üç çocuktan biri yoksul; her iki çocuktan biri sağlıksız beslenme riski altında. Yayınlanan raporlar, yoksulluğun yalnızca bir maddi mahrumiyet değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. Yetersiz beslenme, gelişim gerilikleri, öğrenme güçlükleri, sosyal dışlanma ve psikolojik sorunlar; yoksulluğun çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin sadece birkaçı. Daha da acısı, bu tabloyu yaşayan çocukların önemli bir kısmı, imkânsızlıkların içinde büyürken hayatları daha baştan sınırlanıyor. Eğitime, sağlığa ve güvenli bir çevreye erişemeyen bu çocuklar; toplumun dışına itilmiş, potansiyeli bastırılmış, sesi kısılmış bireyler hâline geliyor” dedi.
‘ÇOCUK YOKSULLUĞU, ADİL OLMAYAN BİR DÜZENİN SONUCUDUR’
Bugün ülke genelinde uygulanan sosyal yardımların, sadece pansuman görevi gördüğünü dile getiren Tekin, “Artık kanayan yaraya pansuman değil, köklü bir tedavi zamanı gelmiştir. Sosyal devlet; sadece yardım eden değil, çocukları koruyan, güçlendiren ve onlara eşit imkânlar sunan bir mekanizma olmalıdır. Biz Saadet Partisi olarak diyoruz ki: Çocuk yoksulluğu adil olmayan düzenin bir sonucudur. Yoksulluğun kaynağı bireyler değil, toplumu kuşatan adaletsiz sistemdir. Her çocuk; karnını doyurma, eğitim görme, oyun oynama ve güven içinde büyüme hakkına sahiptir. Toplumsal refahın ölçüsü, zenginlerin ne kadar kazandığı değil; çocukların ne kadar güldüğü olmalıdır. Gerçek kalkınma, ekonomik büyüklükle değil; çocukların hayata eşit başlayabildiği bir ülke kurmakla mümkündür. Çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, bugünümüzdür. Ve bugün görmezden geldiğimiz her çocuk, yarının sessiz çığlığı olacaktır. Saadet Partisi olarak biz; güçlü aile, sağlıklı çocuk, adil toplum hedefiyle bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz. Çünkü bu ülkenin çocuklarına borcumuz, sadece bayramlarda şeker uzatmak değil; her gün, her koşulda onların yanında olmaktır” diye konuştu.
‘DEPREMLERDEN GEREKEN DERSLER ÇIKARILMADI’
Geçen hafta İstanbul’da meydana gelen, en büyüğü 6.2 şiddetindeki depremlere değinen Tekin, “Can kaybı olmaması tesellimiz olsa da, yaşanan kargaşa ve toplanma alanı yetersizliği, yaklaşan büyük tehlikenin habercisi olmuştur. İstanbul, tarih boyunca büyük depremler nedeniyle çok ağır kayıplar vermiştir. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Maraş depremlerinden gereken derslerin çıkarılmadığını yeniden yaşayarak gördük. İstanbul’da bugün yüz binlerce insan riskli yapılarda yaşamaya devam ediyor. Hastaneler, okullar ve kamu binalarının önemli bir kısmı olası büyük bir depreme karşı hazırlıksız durumda. Bu durum, sadece ihmalkârlık değil, açık bir yönetim krizinin olduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu.
‘SAĞLIK PERSONELİ YORGUN VE MUTSUZ’
Depreme hazırlığın sadece bina sağlamlığıyla değil, sağlık sisteminin direnciyle de mümkün olduğunu kaydeden Tekin, “Bir konuda vatandaşımızdan çok yoğun şikayetler alıyoruz: Türkiye’de yoğun bakım yatak sıkıntısı artık bir krize dönüşmüştür. Her geçen gün daha fazla hasta, yer bulamamaktan şikayetçi. Bu durum hastalar için hayati risk oluşturuyor. Aileler çaresiz, sağlık personeli yorgun ve umutsuz. Resmî açıklamalarda ‘doluluk oranı %71’ deniyor ama sahada durum çok daha kötü. 2002’de 869 olan yatak sayısı bugün 25 bin. Ancak bu sayı, artan nüfus ve hastalık yükü karşısında yetersiz kalmaktadır. Ülkedeki yoğun bakım uzman sayısı ise sadece 549. Bu rakamlar sistemi ayakta tutamaz” ifadelerini kullandı.
‘YARIN ÇOK DAHA BÜYÜK ACILARIN YAŞANMASI KAÇINILMAZ’
Deprem gerçeğiyle yüzleşilen günlerde, sağlık sistemindeki yoğun bakım krizinin öneminin bir kat daha arttığını söyleyen Tekin, “Olası bir İstanbul depreminde binlerce yaralıya aynı anda müdahale edilmesi gerekebilir. Bugün yoğun bakımda yer bulamayan vatandaşlar varken, yarın çok daha büyük acıların yaşanması kaçınılmazdır. Deprem oldu. İnsanlar korkuyla kendini sokağa attı. Evine dönemeyen vatandaş, çadır aramaya başladı. Deprem çantası almak isteyenler çoğaldı. Peki sonra ne yaşandı? Fiyatlar bir gecede patladı.
Çadırlara 8 bin lira zam geldi. İlk yardım setlerinin fiyatı %77 arttı. Allah aşkına sorarım size: Bu, nasıl bir vicdansızlıktır? Kıymetli arkadaşlar, Çok üzülerek söylüyorum. Bazıları deprem korkusunu fırsat bilmiştir. İnsanların acısını kazanca dönüştürmeye çalışmıştır. Bu, ticaret değil; apaçık bir sömürüdür. Afet anında zam yapmak, hakkaniyetsiz ve gayri ahlakidir” dedi.
‘VATANDAŞINI YALNIZ BIRAKAN SİSTEM KABUL EDİLEMEZ’
Deprem anında GSM operatörlerin hizmet vermemesine de değinen Tekin, “Her afette aynı manzara ile karşı karşıyayız: Hatlar çöküyor, iletişim kesiliyor, milyonlarca insan sevdiklerine ulaşamıyor. Devlet kurumları koordine olamıyor, hayati bilgiler iletilemiyor. Neden? Çünkü GSM operatörleri, en çok ihtiyaç duyulan anda ortada yok. Astronomik faturalarla vatandaşı soyarken, en pahalı interneti, en kalitesiz şekilde sunarken, afet anında tamamen hizmet dışı kalan bu operatörler, hiçbir etkili denetim ve yaptırımla karşılaşmıyor. Kıymetli arkadaşlar, güler misin ağlar mısın? Bu tablo sadece teknik değil, ahlaki bir çöküştür. Saadet Partisi olarak diyoruz ki: Bu düzen böyle gitmez, vatandaşını en zor anında yalnız bırakan bir sistem kabul edilemez. İktidar, artık üç maymunu oynamayı bırakmalı, denetim görevini yerine getirmelidir” diye konuştu.

‘TSK’nin afetteki rolü geri plana atıldı’

Olgay GÜLER
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, 6.2’lik Silivri depreminin ardından, önemi yeniden öne çıkan arama kurtarma faaliyetlerine dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bu noktada geri plana atıldığını söyledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bağcıoğlu, bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere Edirne’ye geldi. İlk olarak CHP İl Başkanı Harika Taybıllı ve il yönetimine giden Bağcıoğlu burada basın toplantısı da gerçekleştirdi. Bağcıoğlu toplantıda, ülke gündemine dair açıklamalarda bulundu.

‘DÖRT KONUDA DESTEK BEKLİYORUZ”
Ülke genelinde şehit ve gazi ailelerinin birçok sorunu var olduğunu söyleyen Bağcıoğlu, “Er gazi maaşlarının ve özlük haklarının yetersizliği, sağlıkta karşılaştıkları sorunlar, terörle mücadele sırasında yararlanan gazilerin durumları gibi. Bunları gündeme getirip milletvekillerimiz vasıtasıyla Milli Savunma Komisyonu aracılığıyla ki 18 kanun teklifi şu anda mecliste bekliyor Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen. Biz özellikle şunu vurguluyoruz; bunun siyaseti olmaz. Bizler de dört konuyu siyaset dışı tutuyoruz. Atatürk, Türk Silahlı Kuvvetleri, savunma sanayi ve şehit aileleri ve gazilerimiz. Siyaset dışı olarak yaklaşılsın. Bu kanunlar, üzerine daha da katma değerler katılarak, daha da iyileştirici tedbirler katılarak yasalaşsın diye bekliyoruz. Bunda da diğer siyasi partilerden destek talep ediyoruz” dedi.

‘TSK’DEN EMEKLİ OLAN PERSONELİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA MAAŞ ALIYOR’
Emekli subay ve astsubayların sorunlarına değinen Bağcıoğlu, “Emekli astsubaylarımızın sıkıntıları var. Aşağı saysak 10 tane, 20 tane madde yazabilirim. Tazminatlarını alamıyorlar. Şunu özellikle vurgulamak lazım. Burada basından da bunu talep ediyoruz. Şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekli olan askeri personelinin büyük çoğunluğu yoksulluk sırrının altında, emekli astsubaylarımız da, emeklilik binbaşılarımız da açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Bunları gündeme getirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

‘İNTİKAM UYGULAMALARIYA BELEDİYELER YIPRATILIYOR’
Mahalli İdareler Genel Seçimleri’ndeki başarılarının ardından CHP’li belediyelerin, iktidar eliyle yıpratılmaya çalışıldığını söyleyen Bağcıoğlu, “Dolayısıyla bizim sıkıntımız bu haksızlıkların, hukuksuzlukların, adalet dışı uygulamanın, demokrasi karşıtı uygulamanın sona ermesi. Ekonomik sıkıntılar varken, adalet, eğitim, güvenlik bu konularda zafiyetler yaşanırken, sadece yerel seçimdeki başarının, birinci parti olmanın arkasından gelen intikam ifadesini kullanacağım ağır kaçabilir ama, bir çeşit uygulamalarla halk gözünde, milletimiz gözünde belediyelerimizin yıpratılmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Bu konuda da gerekli tepkimizi gösteriyoruz. Hatırlayın İzmir’de 5 tane çocuğundan 4’ü yanarak ölen, bir hurda toplamaya giden kadının dramını hatırlayın. Sokakta donarak ölen engellinin dramını hatırlayın. 14-15 yaşında fabrikada çalışıp, kolunu kaptırıp, zarar gören, vefat eden çocuğun durumunu hatırlayın. Dolayısıyla esas uygulanması gereken bunlar. Milli Eğitim’in tarikatlarla anlaşmalarını hatırlayın. Adalette yaşanan sıkıntıları hatırlayın. Dolayısıyla bunlarla uğraşılmayıp, yıllar öncesinin kumpas döneminin suçlamalarını hatırlatan şekilde algı harekatlarıyla belediyelerimizin, belediye başkanlarımızın, çalışanlarımızın hedef alınmasını kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

‘AFETLERDE TSK’NIN ROLÜ GERİ PLANA ATILDI’
Son olarak Silivri açıklarında meydana gelen 6.2’lik depremin ardından önemi bir kez daha ortaya çıkan arama kurtarma faaliyetleriyle ilgili TSK’nın çok önemli rolü olduğunu kaydeden Bağcıoğlu, “Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti’nde en etkin organize koordineye hazır ve insan gücüyle bu konuyu destekleyebilecek bir kurum. AFAD’ın teşkil edilmesiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin afetlerdeki rolü bir alt seviyeye indirgendi, geri plana atıldı. Afet deyince sadece doğal afet değil, insan yapımı kazaları ve diğer faciaları da değerlendirin. En son örneğin bir örnek vereyim; orman yangınlarına mücadelede ağustos ayında müdahale eden helikopterlerin yüzde 60-70’i Türk Silahlı Kuvvetleri’ne aitti. İmkan kabiliyeti var, yapabilir. Bunda kesinlikle en ufak bir şey yok ama buna rağmen bu kabiliyetleri, bu etkinliğe rağmen Türkiye afet müdahale planı var. İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmış. Burada Ticaret Bakanlığı bile esas çözüm ortağı, Türk Silahlı Kuvvetleri destek çözüm ortağı. Bu kabul edilemez. Bu bile bir sembolik eşik. Esasında bakmayın, destek çözüm ortağı veya esas çözüm ortağı olarak nitelendirmesi önemli değil. İdarenin, yürütmenin direktifiyle, talebiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri ister destek olur, ister esas çözüm ortağı olur. Ama bu bir sembolik bir nitelendirme. Yani her türlü bakanlık esas çözüm ortağı olacak ama Türk Silahlı Kuvvetleri destek çözüm ortağı olacak” ifadelerini kullandı.

‘TEĞMENLERİN TAZMİNATLARI CHP TARAFINDAN ÖDENECEK’
TSK’dan ihraç edilen 9 teğmenin tazminatlarını, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in önerisiyle, CHP’li vekillerin ödeyeceği sözünü hatırlatan Bağcıoğlu, “Şöyle bir haber yapılmış; ‘çok zor durumda kaldılar, bireysel emeklilik hakkını bozdurdu.’ Sanki Cumhuriyet Halk Partisi’nden hiçbir destek gelmemiş gibi bir haber yapıldı. Bir gazetemiz de bunu almış o da devam ettirmiş bu haberi. Biz gerekli açıklamaları yaptık. Dolayısıyla teğmenlerimizin, bir teğmenimiz hariç, o da babası kendisi ödemek istediği için diğer tüm teğmenlerin ödeme emirleri tamamlandıktan sonra bu tazminatları Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, milletvekillerimiz tarafından ödenecekler. Bu da hani yanlış anlaşılma olmasın. Hani bazıları yarıda bıraktı, bazıları yarı yolda bıraktı falan gibi yorumlar yapılmış. Hiç alakası yok. Bizi en baştan beri teğmenlerin yanındayız” dedi.

‘Gençler evlenmekten korkuyor’

Olgay GÜLER
Yeniden Refah Partisi (YRP) Edirne İl Başkanı Hakan Çalışkan, ülke genelinde artan kira ve evlenme masrafları nedeniyle gençlerin aile kurmaktan korktuğunu belirterek, “Gençler artık evlenmekten korkuyor, çünkü mutluluk ve huzur kapısı olan evlilik artık maalesef borç ve geçim yükünün kapısı olmuş” dedi.
YRP İl Başkanı Çalışkan, ülke gündemine yönelik basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, deprem, yeni evlenecek gençlerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve çiftçilerin problemlerine değinen Çalışkan, iktidara yüklendi. Marmara Denizi’nin Silivri açıklarında meydana gelen sarsıntıyla yeniden gündeme oturan deprem konusunu hatırlatan Çalışkan, “Hükümet ve Belediyelerde daha tarihi bile belli olmayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarını bir kenara bırakıp depreme karşı dayanıklı yapılar, kentsel dönüşümler konusuna artık öncelik verilmelidir. Kazananı belli olmayan kayıkçı kavgalarından bıktık usandık. Bugün başta büyük kentlerimiz olmak üzere depreme hazırlıksız şehirlerden, hükümet kadar bu kentleri yöneten belediyeler de sorumludur. Ve tabii bu belediye başkanlarının seçildiği partiler de sorumludur. Hiç kimse, ‘sorumlusu ben değilim’ diyerek sağa sola bakmasın. Sorumlu hepinizsiniz” dedi.
‘GENÇLER 3+1’İN YANINA YAKLAŞAMIYOR’
Ülke genelindeki artan kira fiyatları ve düğün masraflarına dikkat çeken Çalışkan, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama üzerinden başlayalım. Diyor ki: ‘Anadolu’daki nüfus azalıyor, bu bir beka meselesidir. Aile kurumu tehdit altındadır. Gençler artık evlenmiyor, çocuk yapmıyor. Gençler artık 1+1 evlerde yaşıyor, çünkü yalnız kalmayı tercih ediyorlar…’ Evet, Sayın Cumhurbaşkanı, doğru söylüyor ama lafın yarısını söylüyor. Neden evlenmiyor bu gençler? Neden 1+1 evlerle yetiniyorlar? Neden aile kurmaktan kaçınıyorlar? Sayın Cumhurbaşkanı, bu milletin evlatları lüks olsun diye mi 1+1 evlerde yaşıyor sanıyorsunuz? Hayır, 3+1’in yanına yaklaşamıyorlar da ondan. Bugün İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, Şanlıurfa’da 3+1 bir dairenin kirası asgari ücretin neredeyse iki katı. Genç, evlenecek de ev tutacak da eşyasını alacak da düğün yapacak da çocuk büyütecek öylemi? Bunları görmek için Beştepe’den bakmak yetmez. Halkın arasına girmek, mahalle aralarında bir çay içmek, kiralık daire ilanlarını incelemek gerekir” diye konuştu.
‘GENÇLER ARTIK EVLENMEKTEN KORKUYOR’
Gençlerin evlenmekten korktuğunu belirten Çalışkan, “Bugün üniversite mezunu gençler, işsizliğin pençesinde. İş bulanlar, asgari ücrete mahkûm. Aldıkları ücret, bir evin sadece mutfak masrafına yetmiyor. Ev kurmak, aile geçindirmek bir yana, sabah işe gidip akşam eve dönmek bile önemli bir maliyet kalemi haline gelmiş durumda. Gençler artık evlenmekten korkuyor, çünkü mutluluk ve huzur kapısı olan evlilik artık maalesef borç ve geçim yükünün kapısı olmuş. Bunun sorumlusu kim sayın Cumhurbaşkanı? 23 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor?” şeklinde konuştu.
‘NAFAKA ZULMÜNE SON VERİN’
Süresiz nafaka uygulamasını da eleştiren Çalışkan, “Bu tabloda bir başka can yakıcı mesele var: Süresiz nafaka uygulaması! Gençlerimiz sadece ev masraflarından değil, hukuki belirsizliklerden de korkuyor. Kimi zaman bir yıl süren bir evlilik sonrası, erkek tarafı ömrünün sonuna kadar nafaka ödemek zorunda kalıyor. Bu adalet midir? Bu hakkaniyet midir? Bu, boşanmış çiftleri ömür boyu süren bir kavganın içine itmek değil midir? Biz Yeniden Refah Partisi olarak ne dedik? ‘Bir yıl evli kalıp bir ömür boyu nafaka ödemek zulümdür’ dedik.”

‘Kanal İstanbul, felaket projesidir’


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, Keşan’da da şiddetli hissedilen 6,2’lik Silivri depremine ilişkin açıklamasında, iktidarın yıllardır süregelen ihmalkârlığına, rant odaklı politikalarına ve özellikle Kanal İstanbul projesine sert eleştirilerde bulundu.
İlçe Başkanı Çakır, 23 Nisan gibi anlamlı bir günde yaşanan depremin, çocukların bayram sabahına korkuyla uyanmasına neden olduğunu hatırlatarak, bunun siyasi sorumluluğunun iktidarda olduğunu belirtti. “Bu bir ilk değil, ne yazık ki son da olmayacak” diyen İlçe Başkanı Çakır, AKP iktidarının 23 yıllık sürecinde depreme karşı ciddi hiçbir adım atmadığını ifade etti.
Çakır,“1999 Marmara Depremi’nden ders alınmadı. DASK fonları amacı dışında kullanıldı. Kentsel dönüşüm ranta dönüştürüldü. Bilim insanlarının uyarıları yok sayıldı. 2020 Elazığ, 2020 İzmir, 2023 Kahramanmaraş ve son olarak 2025 İstanbul depreminde halk yine çaresizlikle baş başa bırakıldı. Bu bir hata değil; bir tercihtir” ifadelerini kullandı.
“KANAL İSTANBUL, BİR FELAKET PROJESİDİR”
Açıklamasında Kanal İstanbul projesine de değinen İlçe Başkanı Çakır, deprem gerçeği bu kadar yakıcı şekilde ortadayken, milyarlarca dolarlık bütçenin Kanal İstanbul gibi “felaket” projelere harcanmasının büyük bir akıl tutulması olduğunu söyledi.
“İstanbul’da milyonlarca insan depreme dayanıksız binalarda yaşarken, okullar ve hastaneler hâlâ güçlendirilmemişken, hükümet betondan bir kanal inşa etme inadında. Bu nasıl bir vicdandır?” diye soran Çakır, bu projenin sadece çevre felaketi değil, aynı zamanda Trakya’nın su kaynaklarını tehdit eden bir güvenlik sorunu olduğunu vurguladı.
“TRAKYA KURURSA, TÜRKİYE SUSAR”
CHP Keşan İlçe Başkanı Çakır, Kanal İstanbul’un Trakya’ya olan etkilerine de dikkat çekti. İstanbul’un ekolojik dengesinin bozulmasının, Trakya’nın tarımına, su kaynaklarına ve yaşam alanlarına doğrudan zarar vereceğini belirtti.
“Trakya kurursa, İstanbul susar. Trakya zehirlenirse, Türkiye aç kalır. Trakya’yı betona boğarsanız, bu ülkenin ciğerini sökersiniz” diyen İlçe Başkanı Çakır, Trakya’nın yalnızca bir coğrafya değil, Türkiye’nin gıda güvencesi ve ekolojik sigortası olduğunu söyledi.
“BİZİM SİYASETİMİZ RANTA DEĞİL, GERÇEĞE DAYANIR”
Açıklamanın sonunda CHP’nin deprem konusundaki politik yaklaşımı net bir şekilde ortaya kondu. İlçe Başkanı Çakır, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bilime, liyakate ve toplumsal faydaya dayalı bir anlayışı savunduklarını belirtti:
Çakır, depremle mücadelede bilimi ve planlamayı esas alacaklarını, her kuruşu halk için harcayacaklarını, İstanbul’un yükünü Trakya’ya yıkmayacaklarını ve Kanal İstanbul’u durduracaklarını açıkladı.
“Toprağın, suyun, emeğin, halkın ve bilimin yanındayız. Bu halk yeniden güvenle, umutla, huzurla yaşayacak” diyen CHP Keşan İlçe Başkanı AnılÇakır, sözlerini şu çağrıyla tamamladı:
“23 Nisan’da çocuklar bayram yerine korkuyla uyanıyorsa, bunun sorumlusu halk değil, yönetimdir. Ve halk, günü geldiğinde bunu unutmaz!”

‘Hükümetler yolcu, millet hancı’


Memleket Partisi Edirne İl Başkanı Süheyl Tunçyürek, AKP Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın açıklamalarının kendilerini artık adeta “devlet” zannettiklerini açıkça gösterdiğine dikkat çekerek, “Devlet ile hükümet arasındaki farkı hatırlatmak görevimizdir” dedi.
Memleket Partisi İl Başkanı Tunçyürek, Milletvekili Fatma Aksal’ın açıklamalarını anımsattığı paylaşımda, devlet ile hükümetin aynı şey olmadığının altını çizerek şunları kaydetti:
“Hükümetler gelip geçer, millet ise kalıcıdır. Kendilerini devletin yerine koyan bu zihniyet, milletin sabrını sınamaktadır.
AKP iktidarı yıllardır ekonomik yükü vatandaşa yüklemiş, zamlarla, vergilerle halkı ezmiştir. Örnak olarak zamanında yapılan çift MTV uygulamasıyla tarihe geçmiş, vergi adaletsizliğinde yeni bir sayfa açılmıştır. Bu karar, ekonomik çaresizlik içindeki milyonların sırtına yük bindirmiş, halkın tepkisini hiçe saymanın en açık göstergesi olmuştur. Bu örneklerden sadece biridir unutulmuş olabilir ama biz yine hatırlatalım.
Bugün açlık sınırı, hem emekli maaşlarının hem de asgari ücretin çok üzerindedir. Vatandaş geçinememekte, adeta hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Sayın Aksal ise yapılan her icraatı sanki kendi cebinden karşılamış gibi anlatmaktadır. Oysa yapılan hizmetlerin tamamı vatandaşın ödediği yüksek vergilerle yapılmakta, halkın alın teri siyasi şovlara malzeme edilmektedir.
Her seçim öncesi ‘müjde’ diyerek doğalgaz buldular, petrol buldular, zengin yeraltı kaynakları keşfettiler. Ancak bu müjdelerin hemen ardından zam haberleri geldi. Bu milletle adeta alay edercesine yapılan bu açıklamalar, güveni sıfırlamış, sabrı taşırmıştır.
Bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de yeniden ‘Kürt Açılımı’ gibi toplumda derin yaralar açan bir süreci gündeme getirmeye çalışıyorlar. Terörist başını masaya getirmek ne vicdana ne de bu milletin değerlerine sığar. Şehit ailelerinin yüzüne nasıl bakacaklar, merak ediyoruz.
Bu noktada Edirne İYİ Parti İl Başkanı Sayın Hakan Şahin’in sözlerine katılıyoruz. Fatma Aksal halktan bu kadar kopmuşken, bir gün sokağa çıksın da milletin gerçek halini görsün. Sandık günü geldiğinde, bu millet ayrıştırıcı, kibirli ve halkı yok sayan bu anlayışa en net cevabı verecektir.
Unutmayın: Bu millet neyi affeder, neyi affetmez çok iyi bilir.
Eğer yürekleri varsa kendilerine güveniyorlarsa erken seçime hemen gidelim o zaman ne olacağını hep beraber görelim.”

O yolun sonu görünmüyor!

Edirne Milletvekili Ediz Ün’ün soru önergesine cevap veren Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu Edirne Kırklareli bölünmüş yolunun bitimi için tarih vermedi ve bütçeyi işaret etti. Yapımına 2016 yılında başlanan ve 2020 yılında tamamlanması öngörülen bölünmüş yol belirtilen sürenin üzerinden 5 yıldan daha fazla zaman geçmesine rağmen halen tamamlanamadı.

Bakan Uraloğlu’nun verdiği cevabı değerlendiren Edirne Milletvekili Ediz Ün, “Edirne – Kırklareli yolunun hikayesi daha da uzayacak gibi duruyor. Karayollarının bütçesi geçiş garantili yollara gittiği için buraya para kalmıyor. İktidarın Edirne’ye bakışının bir yansıması bu yoldur. İki il arasındaki bölünmüş yolu 10 yılda bitirmeyenler Keşan – Enez Yolu’nu nasıl tamamlayacak?” diye sordu.

Edirne Milletvekili Ediz Ün açıklamasının devamında şunları söyledi:

“2024 yılında yap işlet devret modeli ile yapılan köprü ve otoyollara 60.2 milyar TL ödeme yapıldı. Vatandaşın ödediği milyarlarca geçiş ücretleri bunların dışında. Milyarlarca lirayı oluk oluk yandaşlarına aktaran iktidar Edirne Kırklareli bölünmüş yolunu yıllardır tamamlamaktan aciz. Üstelik coğrafi yapının yolun yapımını zorlaştıran bir tarafı da yok.

Biz 2025 yatırım programına baktığımızda ve ayrılan paraları gördüğümüzde yeni hedef olarak gösterilen 2028 yılında da bu yolun tamamlanamayacağını söylemiştik.Edirne Kırklareli bölünmüş yolunun tamamlanması için bütçe ödeneklerini gösteren ancak bütçeyi de yandaşa aktaran Bakanlığın cevabına bakacak olursak bu yolun tamamlanması için altından çok sular daha akacak. Bizlerde uzun zaman daha bu konuyu gündeme getirmek zorunda kalacağız.”

BAKAN URALOĞLU’NUN YANITI

“Edirne-Kırklareli yolu; 47,5 km uzunluğunda bölünmüş yol bitümlü sıcak karışım kaplama (BY-BSK) olarak projelendirilmiş olup bugüne kadar yapılan çalışmalar ile 41 km’lik kesim ile proje kapsamındaki 11 adet köprünün 10 tanesi tamamlanmıştır.

Kalan 6,5 km uzunluğundaki yolda ve 2×26 metre uzunluğundaki Hasköy Köprüsü’nde çalışmalar, belirlenen bütçe ödeneği ve iş programı doğrultusunda devam etmektedir.”

‘Emekliye sefalet dayatması’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, bugün Türkiye’de yaklaşık 13 milyon emekli, dul ve yetimin 14.469 TL ya da daha düşük maaşlarla yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, “Bu bir maaş değil, açıkça sefalet dayatmasıdır” dedi.
Zafer Partisi Edirne İlçe Başkanı Arda Meriç, ” Emekliler açlığa mahkum, iktidar ise şatafata” dediği yazılı açıklamasında şunları kaydetti:
“Emeklilerimizin büyük bölümü temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamaz, elektrik ve doğalgaz faturasını ödeyemez, torununa harçlık veremez hale gelmiştir. Sarayın ışıkları altında şatafatla yaşayan iktidar, halkı karanlıkta bırakmıştır! Her geçen gün, emekliler bankalara, kredi kartlarına ve borç batağına daha fazla sürüklenmektedir. Bu tabloyu görmeyen, görse de umursamayan AKP iktidarı, vatandaşını açlığa mahkûm eden bir ekonomik düzenin mimarıdır.
Zafer Partisi olarak altını kalın harflerle çiziyoruz:
İntibak düzenlemesi ve seyyanen zam, artık bir lütuf değil, bir mecburiyettir!
En düşük emekli maaşı, asgari ücretin altında olamaz!
Asgari ücret yılda sadece bir kez değil, en az iki ya da üç kez yeniden değerlendirilmeli, çalışanların alım gücü korunmalıdır!
İktidarın halktan kopmuş politikaları, bu ülkenin emekçisini, emeklisini, dulunu, yetimini ezmeye devam etmektedir. Sırtını saraya yaslayanlar, sırtını millete dönmüştür! Her fırsatta ‘yerli ve milli’ olduğunu söyleyenler, kendi halkına bu hayatı reva görmekte hiçbir sakınca görmemektedir. İsraf düzenine milyarları ayıran iktidar, emekliye gelince ‘bütçe yok’ yalanına sığınmaktadır.
Zafer Partisi olarak söz veriyoruz: Emeklilerimizin alın terini çiğnetmeyeceğiz! Bu halkı yoksullaştıran, süründüren düzeni yıkacağız! Devleti yeniden milletin devleti yapacağız!”

Yazgan: Paranın değil, doğanın yeşilini sevin

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Kanal İstanbul güzergahında, Sazlıbosna Barajı’nın yakınında başlanan inşaatın görüntülerinin Araplara yönelik reklamlarda kullanıldığını söyledi. Yazgan, “Yeşili sevin; paranın yeşilini değil, doğanın yeşilini sevin” dedi.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 18 Nisan’da Kanal İstanbul güzergahında yer alan Sazlıbosna Barajı’nın yakınındaki usulsüz inşaata giderek açıklama yapmıştı. Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranının yüzde 100’den yüzde 0’a indirildiğini anımsatan Yazgan, TOKİ eliyle yürütülen inşaatın Araplara yönelik reklamlarda kullanıldığını açıkladı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yayınlanan tanıtım videolarına ilişkin TBMM’de yaptığı açıklamada Yazgan, şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum, bu ranta, bu talana ortak olanlara sesleniyorum; ranta, talana ortak olmayın. Yeşili sevin; paranın yeşilini değil, doğanın yeşilini sevin. Burayı Araplara peşkeş çekmek üzerine kurulmuş bir düzen var. Sakın, oradaki tarlaları insanlara pazarlamayın. İmar izni olamayan, gayrı yasal şekilde inşaat yapılan yerleri insanlara pazarlayıp, rant elde etme peşine düşmeyin çünkü bundan sonra siz de bu işten karlı çıkamayacaksınız. Sizin de evlatlarınız geleceğinden olacak. Sizler de bu ülkenin talan edilen dünyasında yarın öbür gün 5 parasız, vatansız kalma riskiyle karşı karşıya kalacaksınız” ifadelerini kullandı.