Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Örgütü, Enez’de vatandaşlarla bir araya geldi. İl Başkanı Yücel Balkanlı, İl Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte Enez İlçe Başkanlığını ziyaret ederek güncel siyasi gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Ziyaretin ardından halk pazarını gezen CHP heyeti, vatandaşların ekonomik kriz karşısında yaşadığı sıkıntıları dinledi. Balkanlı, “Vatandaşlarımızın her gün biraz daha derinleşen ekonomik krizin etkisi altında olduğunu yerinde gördük” dedi.
CHP heyeti daha sonra esnaf ziyaretlerinde bulunarak ekonomik sorunlara ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Balkanlı, “AKP iktidarının yarattığı ekonomik darboğazı her gittiğimiz yerde görüyoruz. Esnafımızın, üreticimizin, emeklimizin, gençlerimizin sorunları büyüyor. Biz CHP olarak bu sorunların çözümü için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
İl Başkanı Balkanlı, Enez İlçe Başkanı Hüseyin Çavuşoğlu’na, Belediye Başkanı Özkan Günenç’e, Kadın ve Gençlik Kollarına, İl Genel Meclisi üyelerine ve emeği geçen tüm partililere teşekkür etti.
Balkanlı, CHP’nin her zaman halkın yanında olduğunu vurgulayarak, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak halkın sesi olmaya, sorunlarını çözmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan dış ticaret verilerini değerlendirerek, tarım sektöründe her geçen gün dış ticaret açığının büyüdüğünü söyledi. Ün, “AKP yönetiminde Türkiye tarımda net ithalatçı ülke konumuna düştü” dedi.
Ün, yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:
“En son açıklanan TÜİK verilerine göre, bu yılın ilk dokuz ayında tarım sektöründe 4,7 milyar dolarlık ihracata karşılık 9,4 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yalnızca yüzde 3 artarken, ithalat yüzde 27 yükseldi. En çarpıcı veri ise dış ticaret açığındaki artış: Geçen yılın ilk dokuz ayında 2,6 milyar dolar olan açık, bu yıl yüzde 83 artarak 4,7 milyar dolara ulaştı. Bu tablo, AKP’nin tarım politikalarının ülkeyi üretimden uzaklaştırdığının açık göstergesidir.”
Balıkçılıkta ihracat artıyor ama ithalat da hızla yükseliyor
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin balıkçılık sektöründe ihracatçı bir ülke olduğunu hatırlatan Ün, sektördeki dengelerin bozulmaya başladığına şöyle dikkat çekti:
“Son yıllarda yetiştiricilik faaliyetlerinin artmasıyla balıkçılıkta ihracatçı bir ülke konumundayız. Ancak dış ticaret verileri uyarıcı nitelikte. Geçen yılın ilk dokuz ayında 46,5 milyon dolar olan ithalat, bu yıl yüzde 22 artışla 56,8 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde ihracat 661 milyon dolardan yüzde 2 artışla 672 milyon dolara yükseldi. İhracattaki artış olumlu olsa da ithalatın artış hızını mutlaka düşürmemiz gerekiyor.”
Gıda sektöründe ithalat artıyor, ihracat yerinde sayıyor
Gıda sektöründe de benzer bir tablo olduğunu vurgulayan Ediz Ün, şunları söyledi:
“Geçen yılın ilk dokuz ayında 14,4 milyar dolar olan ihracat bu yıl da aynı seviyede kaldı. Ancak ithalat 6,3 milyar dolardan yüzde 13 artışla 7,2 milyar dolara yükseldi. Yani gıda sektöründe üretim yerinde sayarken, ithalat giderek hızlanıyor.”
“AKP ülkeyi ithalata mahkûm ediyor”
Sektör bazında ithalat artışlarının çok yüksek olduğuna dikkat çeken Ün, şu ifadeleri kullandı:
“Tarım, balıkçılık ve gıda sektörlerinde ihracatta çok sınırlı artışlar görülürken, ithalat tarafı adeta patladı. AKP ülkeyi ithalata mahkûm ediyor. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da tıpkı kendinden önceki bakanlar gibi üretimi desteklemek yerine ithalatı tercih ediyor.Tarımda başarısızlığın adı İbrahim Yumaklı olmuştur. Başarısız iktidarın başarısız bakanıdır.”
“Üreten Türkiye’nin gücünü dünya yeniden görecek”
Üretime verilecek destekle Türkiye’nin dünyanın sayılı ihracatçı ülkeleri arasına girebileceğini vurgulayan Ediz Ün, sözlerini şöyle tamamladı:
“Dört bir yanı bereketli topraklarla çevrili bu cennet vatanda AKP eliyle ithalata mahkûm ediliyoruz. Bu veriler TÜİK’in kendi rakamlarıdır. TÜİK bile artık gerçeği gizleyemiyor. Gizlemeye çalışsalar da dünya verileri ortada. Halk da gerçeği biliyor. Bu düzen değiştiğinde, yeniden üreten Türkiye’nin gücünü tüm dünya görecek.”
SOL Parti Edirne İl Örgütü, su sorunun nedeninin yönetim ve planlama eksikliğinden kaynaklandığını belirterek, kamu kurumlarının yetkisizleştirilmesi, su yönetiminin parçalanması ve özel şirketlerin kontrolüne bırakılmasının suyun adil paylaşımını ortadan kaldırdığını bildirdi.
SOL Parti İl Sözcüsü Nazım Türkoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, “Edirne bir süredir su yokluğunu yaşıyor. Suyun nasıl bir yaşam kaynağı olduğunu yaşayarak öğrendik. Bizi yönetenler bu konuda nasıl bir öğretiye sahip oldular bilmiyoruz. Gördüğümüz şudur: Bir çukurun içinde çalışan emekçilerin başında fotoğraf çektirip su sorununu çözüyoruz açıklamalarıdır. Belediyenin en önemli görevi suyu sağlıklı bir şekilde yurttaşlara ulaştırmak, şebekelerdeki kayıp ve kaçağı en aza indirerek su israfının önüne geçmektir” dedi..
YAŞADIĞIMIZ KRİZ BİR SİSTEM KİRİZİDİR
Türkoğlu, kuraklık, iklim değişikliği ve nüfus artışının önemli olduğunun altını çizdiği açıklamasında şunlara yer verdi:
“Aancak asıl neden yanlış politikalarla yaratılmış sistemsel çöküştür. Doğanın ve kamusal kaynakların yağmalanması, plansız kentleşme, denetimsiz sanayileşme ve rant politikalarıdır.
Tarım politikaları plansızdır; suyu en çok tüketen ürünler yanlış bölgelerde desteklenmektedir.
Kentler beton yığınlarına dönüştürülmüş, yağmur suyu toprakla buluşamaz hale gelmiştir.
Yeraltı suları denetimsiz biçimde çekilmiş, maden ve inşaat faaliyetleriyle ekosistem dengesi bozulmuştur.
Kamu kurumları yetkisizleştirilmiş, su yönetimi parçalanmış ve özel şirketlerin kontrolüne bırakılmıştır. Suyun adil paylaşımı ortadan kaldırılmaktadır
Bugün yurttaşlara ‘musluğu kapatın’ denirken, sanayi tesisleri ve rant projeleri tonlarca suyu sorgusuzca tüketmektedir.
SU POLİTİKASINDA KÖKLÜ DEĞİŞİM ŞARTTIR
Sol Parti olarak diyoruz ki:
Gerçek çözüm bireylere su tasarrufu çağrısı yapmakta değil, bu sömürü düzenini değiştirmektedir.
Suyu, havayı, toprağı, yaşamı korumak ancak kamucu, planlı ve demokratik bir düzenle mümkündür.
Bu nedenle:
Su yönetimi kâr amacıyla değil, kamu yararı gözetilerek yürütülmelidir.
Havza bazlı planlama ve ekosistem bütünlüğü esas alınmalıdır.
Kararlara yerel halk, meslek odaları, çevre örgütleri ve bilim insanları katılmalıdır.
Suyun özelleştirilmesine, enerji ve maden şirketlerinin su hakkı gaspına son verilmelidir.
YAŞAMI SAVUNMAK, SUYU SAVUNMAKTIR
Bugün suyu savunmak;Doğayı, emeği, yaşamı ve geleceğimizi savunmaktır.
Bizler biliyoruz ki bu düzen, sadece suyumuzu değil, yaşam hakkımızı da gasp etmektedir.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin, Türkiye’de sorunun adının yönetimsizlik, sebebinin ise liyakatsizlik olduğuna dikkat çekerek, “ Bir ülkenin tezgâhlarını susturursanız, ülkenin geleceğini yok edersiniz. Bir ülkenin suyunu kurutursanız, geleceğini de kurutursunuz. Bir ülkenin adaletini kirletirseniz, toplumsal vicdanı yok edersiniz” dedi.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Tekin, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin içinde bulunduğu zorlu şartlara dikkat çeken Tekin, “Bugün ülkemizin kalbi sayılan tekstil sektörü çökmenin eşiğine gelmiştir. Diğer yanda yaşanan büyük kuraklık ve vatandaşı illallah ettiren su kesintileri ve şimdi de futbolumuzu sarsan bahis skandalı.” dedi.
SON İKİ YILDA 177 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ
Her üç sorun da farklı gibi görünse de köklerinin plansızlık, ilgisizlik, liyakatsizlik ve vicdansızlık olduğunu ifade eden Tekin, şunları söyledi:
“Türkiye’de istihdamın lokomotifi olan tekstil sektörü can çekişiyor. Bir zamanlar milyonlarca insana iş, on binlerce aileye ekmek sağlayan bu sektör; bugün kapanan atölyelerle, boşalan fabrikalarla anılıyor. Rakamlar çok net: Son iki yılda 177 bin insan işini kaybetti. Kapasite kullanımı yüzde 77’den yüzde 69’a geriledi. Her dört üretim hattından biri sessiz, her dört tezgâhtan biri durmuş durumda. Sanayici artık ‘makineyi çalıştırmak zarar etmek demek’ diyor. Enerji fiyatları iki yılda yüzde 135 artmış durumda. Sonuç ortada: Son iki yılda 200’den fazla Türk firması üretimini Mısır’a, Bangladeş’e, Fas’a taşıdı.”
HEM TOPRAĞIMIZI HEM GELECEĞİMİZİ KURUTUYORUZ
Türkiye genelinde özellikle büyükşehirlerde yaşanan su kesintilerine değinen Tekin, Türkiye’nin bugün su fakiri bir ülke olma eşiğini çoktan geçtiğini belirtti.
Kişi başına düşen su miktarının 1.300 metreküpün altına indiğini dile getiren Tekin, şöyle devam etti:
“Ciddi bir krizle karşı karşıyayız. Ülkenin birçok şehrinde planlı su kesintileri yaşanıyor. Barajlar boşalıyor, yeraltı suları çekiliyor, göller kuruyor. DSİ başka söylüyor, belediyeler başka yapıyor, hiçbiri aynı masaya oturmuyor. Tarımdaki suyun yüzde 70’i yanlış yöntemlerle harcanıyor. Pamuk, mısır gibi suyu seven ürünler kurak bölgelerde teşvik ediliyor. Bu plansızlıkla, hem toprağımızı hem geleceğimizi kurutuyoruz.”
EKONOMİDEN SPORA HER ALANDA ÇÖZÜLMELER VAR
Dün Türk futbolunun adaletine gölge düşüren bir bahis skandalı ortaya çıktı. Federasyonun açıklamasına göre 571 hakemden 371’inin bahis hesabı var; 152’si aktif olarak bahis oynamış. Bazı hakemlerin on binlerce kez bahis oynadığı ortaya çıkmış. Bütün kulüpler peş peşe açıklama yapıyor. Galatasaray isimlerin açıklanmasını, Beşiktaş son dört sezonun yeniden incelenmesini istedi.
Fenerbahçe, bu olayı ‘temizlenme fırsatı’ olarak değerlendiriyor. Federasyon Başkanı: ‘Ne pislik varsa temizleyeceğiz.’ diyor. Ülkemizde adalet büyük oranda zedelenmiştir. Toplumun güveni sarsılmıştır. Ekonomiden spora her alanda çözülmeler var.
Sanayi çöküyor, suyumuz kuruyor, adalet çürüyor. Sorunun adı belli: Yönetimsizlik. Sebebi belli: Liyakatsizlik. Bir ülke, üretmeden büyüyemez. Bir ülke, suyunu koruyamadan var olamaz. Bir ülke, adalet olmadan yaşayamaz.
Biz sadece eleştirmek için değil, çözüm sunmak için buradayız. Ekonomide üretimi ayağa kaldırmak zorundayız. Enerji maliyetlerini düşürülmeliyiz, üreticiye nefes aldırmak gerekiyor. KOBİ’lere faizsiz kredi sağlanmalı, istihdamı koruyacak destekler verilmelidir.
Çevre konusunda, artık kaybedecek vaktimiz yok. Su Kanunu hemen çıkarılmalıdır. Her ilin kendi ‘kuraklık eylem planı’ hazırlanmalı. Suyu kirleten sanayiciye, atık bırakan madene caydırıcı cezalar uygulanmalı. Ve toplumda, her alanda şeffaflık tesis edilmeli. Spor, siyaset, ekonomi… Her alanda…
Türkiye bu krizleri aşabilir. Yeter ki, sorunları sümenaltı etmeyelim, gerçeklerle yüzleşelim.
Bugün Türkiye’nin önünde iki yol var. Ya bu krizlere alışacağız ve yeni krizlerle boğuşacağız ya da üretimden ahlaka kadar her alanda yeniden kalkınacağız. Biz inanıyoruz, bu topraklar yeniden üretir, yeniden yeşerir. Yeter ki emeğe, alın terine, suya ve adalete sahip çıkalım.
Bir ülkenin tezgâhlarını susturursanız, ülkenin geleceğini yok edersiniz. Bir ülkenin suyunu kurutursanız, geleceğini de kurutursunuz. Bir ülkenin adaletini kirletirseniz, toplumsal vicdanı yok edersiniz. Biz buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Türkiye bunu hak etmiyor. Milletimiz bunu hak etmiyor.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Milli Eğitim Müdürlükleri kanalıyla WhatsApp uygulaması üzerinden okul müdürlüklerine gönderdiği Milli Bayramlarda Atatürk posterinin yanına Cumhurbaşkanı posterinin asılması yönündeki talimatının milli bayramları bile parti devleti anlayışıyla şekillendirme çabasının yeni bir örneği olduğunu bildirdi.
CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı, okul müdürlüklerine gönderilen Milli Bayramlarda Atatürk posterinin yanına Cumhurbaşkanı posterinin asılması yönündeki talimatı ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Cumhuriyetimizin sembolleri şahısların değil, milletin ortak değeridir.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından illere gönderilen ve milli bayramlarda, resmi bayramlarda, Atatürk’ü anma ve kurtuluş günlerinde Türk Bayrağı’nın yanına Cumhurbaşkanı posterinin asılmasını öngören yazı, Cumhuriyetimizin kurucu ilkelerine, devlet geleneğine ve yürürlükteki mevzuata açıkça aykırıdır.
Milli bayramlarımız; kişilerin değil, milletin ortak değerlerinin kutlandığı, bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi simgeleyen günlerdir. Bu nedenle bu günlerde devletin ve milletin sembolü yalnızca Türk Bayrağı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Ancak AKP iktidarı 23 yıldır, Cumhuriyetimizin temel direkleri olan laiklik, eşitlik ve tarafsızlık ilkelerini sistemli biçimde aşındırmakta; devlet kurumlarını partizan bir anlayışla yönetmekte, eğitim sistemini de siyasal propaganda aracına dönüştürmektedir.
PARTİ DEVLETİ ANLAYIŞI
Bu son uygulama, milli bayramlarımızı bile parti devleti anlayışıyla şekillendirme çabasının yeni bir örneğidir.
Cumhurbaşkanı posterinin Atatürk ve Türk Bayrağı’nın yanına asılması talimatı, sadece bir protokol hatası değil; Cumhuriyetin ruhuna, devletin tarafsızlığına ve çocuklarımızın temiz bilincine yönelik bir saygısızlıktır.
Bu uygulamaya karşı yalnızca veliler değil, öğrenciler de tepkilerini dile getirmektedir.
Velilerimiz çocuklarının siyasete alet edildiğini, okulların parti propagandasına dönüştürülmeye çalışıldığını açıkça ifade etmektedir.
Öğrencilerimiz ise Atatürk’ün mirasına sahip çıkarak bu dayatmayı sessiz protestolarla ve tepkileriyle reddetmektedir.
Bu durum, halkın vicdanının ve gençliğin Cumhuriyet bilincinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunun en somut göstergesidir.
“DERHAL GERİ ÇEKİLMELİDİR”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, eğitimin;
Siyasetten uzak,
Bilimsel, laik ve çağdaş temellerde,
Atatürk’ün gösterdiği aydınlanma yolunda yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Devletin okullarında Atatürk’ün ve Türk Bayrağı’nın yanına hiçbir siyasi figürün posteri asılamaz.
Bu tutum yalnızca bir yönetmelik ihlali değil, Cumhuriyetin ortak değerlerine ve Atatürk’ün hatırasına yapılmış bir saygısızlıktır.
Bu yanlış uygulama derhal geri çekilmelidir.
Cumhuriyetimizin sembollerine, çocuklarımızın geleceğine, laik eğitime ve gençliğimizin özgür iradesine sahip çıkmak hepimizin ortak görevidir.
CHP olarak; Atatürk’ün mirasına, halkın iradesine ve Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkmakta kararlıyız.”.
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, UNESCO UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camisi’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verdiği tartışmalara konu olan yeni kalem işi uygulamalarıyla ilgili konuştu.
Edirne’de restorasyonu süren, Mimar Sinan’ın ‘Ustalık eserim’ dediği Selimiye Camisi’nde, 2023 Haziran’da Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu onayıyla ana kubbe kalem işleri uygulaması başlatıldı. Uygulamalar devam ederken kurul, Temmuz ayında Selimiye Camii Tetkik ve Tahkik Heyeti’nin önerdiği yeni kalem işi projesini kabul ederek, mevcut 18’inci yüzyıla ait uygulamalarını ‘hatalı’ olduğu gerekçesiyle iptal etti. Kurulun kararının bilimsel verilerden yoksun olduğunu savunan ve kimliği açıklanmayan bir kişi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla ilgili Edirne İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma davası açtı. Bölge İdare Mahkemesi, 26 Eylül’de toplanarak davayı görüştü. Duruşmada ara kararını açıklayan mahkeme; davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden savunma ve belgelerin cevaplarını göndermeleri için 30 gün süre vererek, yürütmeyi durdurma kararı aldı.
‘SELİMİYE’NİN 100 YILINI KURTARACAK BİR RESTORASYON YAPILDI’
Tarihi camide devam eden süreçle ilgili konuşan AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, restorasyonun güzel yapıldığını söyleyerek, “Çok güzel bir restorasyon yapıldı. Yani Selimiye’nin yaklaşık 100 yılını kurtaracak, Selimiye’yi 100 yıl daha ileriye taşıyacak bir restorasyon yapıldı. İlk defa bu kadar kapsamlı bir restorasyon yapılıyor. Daha önce minareler restore edilmiş, sadece kubbe restore edilmiş ama bu defa minarenin en tepesinden temeline kadar çok ciddi bir restorasyon geçirdi. Bu aşamada tabii bu bir tarihi eser. UNESCO Dünya Mirası Listesinde bir bilim kurulu var ve o bilim kuruluyla birlikte hareket ediliyor. Yani burada bir siyasetçinin, Fatma Aksal’ın ne düşündüğü veya başka bir siyasetçinin ne düşündüğü değil bilim adamlarının, bilim insanlarının ne düşündüğü önemli. Ve o bilim kurulunun çalışmalarıyla doğru orantılı bir şekilde restorasyon yapıldı” dedi.
‘EN DOĞRUSU NEYSE O OLSUN’
Yargıya taşınan kalem işleriyle ilgili süreci de değerlendiren Aksal, “Aslında restorasyon tamamlanmak üzere, son aşamaya gelindi. Kubbedeki yazılarla, hat sanatıyla ilgili bir fikir ayrılığına düşüldü. Bir grup hocamız mevcut kubbenin mevcut haliyle kalmasını savunuyor, diğer yandan da diğer bir grup hocamız bu mevcut yapının orijinal yapı olmadığı, orijinal hali olmadığı, onun için daha orijinale yakın bir kalem işi olması gerektiğini savunuyor. Bakın her iki tarafta da çok değerli insanlar var ve ben bu işin uzmanı değilim. Onun için hangisi doğrudur, hangisi yanlıştır? Bu konuda bir yorum yapmam doğru olmaz. Bu siyasetçinin verebileceği bir karar değildir. Burada idare mahkemesine gidildi. Mahkeme durdurma kararı verdi. Eminim yargıya gittiği için her iki taraf da kendi tezlerini savunacaklardır. En doğrusu neyse o olsun” diye konuştu.
‘BİR AN ÖNCE AÇILMALI’
Selimiye Camisi’nin bir an önce ibadete açılması gerektiğini söyleyen Aksal, “Arzu ettiğim bir şey varsa o da; Edirne’de Selimiye Camii’nin bir an önce ibadete açılması, vatandaşlarımızın ziyaretine açılması. Çünkü biliyorsunuz Edirne’ye gelen insanlar mutlaka Selimiye Camii’ni görmek istiyor. Sadece Türkiye’den gelmiyor ziyaretçilerimiz. Dünyanın her bir köşesinden geliyor. Bütün Balkanlar’dan geliyor. Balkanlar’dan gelen ziyaretçilerimiz Ramazan’da Hacca gidemeyen herkes buraya gelir. Bütün Balkanlar için Edirne bir merkezdir, başkenttir. Bu başkentin göbeğinde de Selimiye Camii vardır. Hepimizin ortak dileği bir an önce bir karar verilip Selimiye’nin vatandaşların ziyaretine, ibadetine açılması. Edirneliler müsterih olsunlar. Herkes çok yakından takip ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız da çok yakından takip ediyor. İnşallah bir an önce kubbeyle ilgili fikir ayrılığında bir uzlaşmaya varılır, bir karar verilir ve tamamlanır diyorum” şeklinde konuştu.
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan’ın TBMM’de yaptığı, AK Partili bürokratları hedef alan konuşmasına sert tepki gösterdi.
AK Parti’li Aksal, partisinin vatandaş buluşmaları kapsamında dün AK Parti İl Başkanlığı’nda Edirnelilerle bir araya gelerek sorunlarını dinledi. Burada, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Aksal, kent gündemindeki konulara da değindi.
‘BELEDİYE HAZİRAN AYINA KADAR HİÇBİR ÖNLEM ALMADI’
Kentte bir süredir yaşanan su sorununa yönelik Edirne Belediyesi’nin Haziran ayına kadar önlem almadığını söyleyen ve eleştirilerde bulunan Aksal, “Ocak sonundaydı sanıyorum. İşte Kayalı Barajı’nda bir su sıkıntısı yaşandı. O zaman Edirne valimizin başkanlığında burada DSİ Genel Müdür Yardımcımızın da katıldığı bir toplantı yapılıyor. Kırklareli’nde de Kırklareli Valisi’nin başkanlığında yine DSİ Genel Müdür Yardımcımızın başkanlığında bir toplantı yapılıyor. Ve o toplantıda bazı kararlar alınıyor. Edirne Belediyesi’ne suyla ilgili çok büyük bir sıkıntı olduğu acil olarak önlem alınma alması gerektiği, Süloğlu Barajı isale hattının bakımının yapılması, yeni içme kuyularının açılması o toplantıda, belli kararlar alınıyor. Daha sonra DSİ, Edirne Belediyesi’ne üç defa uyarı yazısı yazıyor bir an önce kuyuların açılması konusunda. Haziran ayına kadar belediye hiçbir önlem almıyor, hiçbir şey yapmıyor. Haziran ayında Devlet Su İşleri’nden talepte bulunuyorlar yeni bir hat yapılması için. Kamuda yapılan ihalelerin belli bir prosedürü var. Buna rağmen DSİ çok hızlı bir şekilde bu ihaleyi yaptı ve daha ihaleyi yapar yapmaz da boruların imalatına başlanıldı, hattın yapılmasına başlanıldı. DSİ isale hattını yapıyor ama siz suyu şehre getirseniz ne olacak? Bugün Edirne’de söylenen odur ki kayıp kaçak oranı yüzde 52’nin üzerinde. Yani siz şehre getirdiğiniz suyun yarıdan fazlası patlak borulardan sokaklara akıyorsa gerçekten hem suya yazıktır, hem emeğe yazıktır, hem de bunun çok ciddi belediyeye, dolayısıyla da vatandaşa çok ciddi bir maliyeti vardır” dedi.
‘HAKARET ETTİĞİNİZ İNSANLARDAN GİDİP DESTEK İSTİYORUZ’
CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) konuşmasında, bürokratlara yönelik sözlerine tepki gösteren Aksal, “Belediye başkanıyla ben İller Bankası’na Edirne’ye destek istemeye gitmemden iki saat önce Edirne CHP Milletvekili Baran Yazgan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde akla ziyan bir açıklama yapıyor. AK Parti’ye veriyor veriştiriyor tamam siyasilere söyleyin de, ‘nemrutlaşmış AK Parti bürokratları’ gibi çirkin bir ifadeyle DSİ’ye, başta sayın valimize ve bürokratlara laf söylüyor. Gecesini gündüzüne katan bir valimiz var burada. 2 saat sonra biz o hakaret ettiğiniz insanlardan gidiyoruz Edirne için destek istiyoruz. Benim İller Bankası’na gidip Edirne’ye destek istediğim saatlerde bir bakıyorsunuz Edirne’de CHP İl Başkanı diyor ki; ‘Biz siyasete malzeme ettirmeyiz.’ Tamam kardeşim, o zaman gelip siyasilerden destek istemeyeceksiniz. İstiyorsanız da bu kadar çirkin açıklamaları yapmayacaksın. Nemrutlaşmış bürokrat dediğiniz DSİ Genel Müdürü’ne gidiyorsunuz, Edirne’nin suyunu yapın diyorsunuz” diye konuştu.
‘NEYİN KAFASINI YAŞADIKLARINI ANLAMIYORUM’
CHP’li Yazgan’ın, konut projesiyle ilgili paylaşımına da tepki gösteren Aksal, “Konut yapılacağının açıklamasını yapıldı. Cumhurbaşkanımız açıklar açıklamaz biz de paylaştık. İlk önce Edirne’yi, arkasından ilçeleri paylaştık. Edirne’ye kaç tane konut yapılacağını paylaştık. Bir bakıyorsunuz Baran Yazgan, ‘Edirne’ye yine konut yok’ gibi açıklamalar yapıyor. Neyin kafasını yaşadıklarını bütün samimiyetimle söylüyorum anlamıyorum. Bana yorum yapıyorsunuz, o zaman beni takip edeceksiniz. Beni takip etmiyorsanız Edirne basınını takip edin. Bunları da gözden kaçırdıysanız zerre kadar da samimiyetiniz varsa algı yaratmadan, basında algı yapmadan samimiyseniz de sorabilirsiniz. Sosyal medyadan sormanız gerekmiyor. Bizim öyle bir birbirimizi arayıp bir şeyler soracak bir hukukumuz var. Her zaman da oldu. Ben gerçekten son günlerde bütün verdiğimiz desteğe rağmen hadi siyasileri geçin, şahıslarımızı geçin ama gece gündüz çalışan başta sayın valimiz olmak üzere Edirne’de gece gündüz çalışan bürokratlarımıza, Ankara’da gece gündüz çalışan bürokratlara bu kadar çirkin ifadeler kullanılmasını son derece yakışıksız buluyorum” şeklinde konuştu.
‘SEVİYENİN BU KADAR DÜŞTÜĞÜNE ŞAHİT OLMADIM’
Siyasette seviyenin düştüğünü dile getiren Aksal, “Kalkıp ucuz siyaset yapacağım diye Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu tür açıklamalar yapmak, siyasileri de geçtim, bürokratlara hakarete varan sözler sarf etmek gerçekten çok yakışıksızdır. Doğru bir yol değildir. Yani ben ikinci dönem milletvekilliği yapıyorum. Sekiz yıldır milletvekiliyim. 2009’dan beri de siyaset yapıyorum. İnanın seviyenin bu kadar düştüğüne hiç şahit olmadım. Genç kardeşlerimiz belki siyaseten bunu artı olarak düşünüyorlar. Siyaset yaptıklarını zannediyorlar ama işin özü samimiyettir” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Edirne başta olmak üzere Trakya’daki çeltik üretimine ilişkin sorunların ve çözüm önerilerinin tespit edilmesi, vahşi sulama yönteminin etkileri ile alternatif sulama yöntemlerinin araştırılması, devlet desteklerinin gözden geçirilmesi için TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi sundu.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, ayçiçeğinin ardından çeltik üretimini de TBMM gündemine taşıdı. Edirne’nin çeltik üretiminde başı çektiğini verilerle ortaya koyan ve çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını Edirne’nin karşıladığını vurgulayan Yazgan, “Edirne’nin İpsala, Meriç ve Uzunköprü gibi ilçeleri özellikle verimli çeltik ovalarına sahiptir. Nitekim yalnızca İpsala ilçesi, tek başına Türkiye çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 18,6’sını gerçekleştirmiştir. Bu veriler Edirne ve çevresinin çeltik tarımındaki kritik ağırlığını açıkça ortaya koymaktadır” dedi.
‘Gıda arz güvenliği’ vurgusu
Tüketim artışı, kuraklık ve ekim alanı daralması gibi etmenlerin ithalat ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Yazgan, “Bu tablo, çeltik tarımında yaşanan sorunların milli gıda arz güvenliği açısından önemini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı. Çeltik üretiminin uzun yıllardır vahşi sulama yöntemiyle yapıldığına dikkat çeken Yazgan, “Bu geleneksel yöntem, yüksek su tüketimi ile karakterizedir. Uzmanların belirttiğine göre 1 kilogram çeltik üretmek için en az 1000 ila 1200 litre su tüketilmektedir. Trakya bölgesinde sadece bir üretim sezonunda çeltik tarlalarını sulamak için gereken su miktarının en az 178 – 214 milyon metreküp civarında olduğu hesaplanmaktadır. Özellikle Meriç, Tunca ve Ergene nehirleri havzalarında çeltik tarımı suya yoğun şekilde bağımlıdır.Ancak iklim değişikliği, kuraklık ve su kaynaklarının giderek daralması, sulama yöntemlerinde değişim ihtiyacını gündeme getirmiştir” dedi
‘Destekler hayati önemde’
Vahşi sulama dışındaki yöntemlerin de çeltik üretiminde kullanılabileceğine işaret eden Yazgan, şunları kaydetti:
“İklim kriziyle birlikte su kıtlığı riski artarken, çeltik üretiminin sürdürülebilirliği için su verimliliği şart hale gelmiştir. Bu alanda daha kapsamlı araştırmalar yapılarak, damla sulama veya kontrollü sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması için gereken adımlar belirlenmelidir. Vahşi sulamanın çevresel sonuçları ile modern yöntemlerin sağlayacağı çevresel faydalar bilimsel verilerle ortaya konulmalıdır. Öte yandan, çeltik üreticileri özellikle son birkaç yılda artan girdi maliyetlerinin baskısı altındadır. Tarımsal girdi fiyatlarındaki hızlı artış, üretim maliyetini ciddi ölçüde yükseltmiştir. Artan maliyetler ekim kararlarını da etkilemektedir. Bu zor koşullarda çiftçi destekleri hayati önem kazanmaktadır. Edirne ve Trakya’nın çeltik üretimindeki payı ve stratejik konumu dikkate alındığında, bölgedeki sorunların araştırılması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca devlet desteklerinin etkinliği ve ihtiyaçlar araştırılmalıdır. Fark ödemesi desteğinin artırılması, girdi desteklerinin enflasyon karşısında erimemesi için düzenli güncellenmesi önemlidir. Sonuç olarak, Edirne ve Trakya’daki çeltik üretiminin durumu sadece bölgesel bir tarımsal konu değil, Türkiye’nin gıda arz güvenliği ve su kaynaklarının yönetimiyle de yakından ilgilidir.”
Başlıktaki kavramlar her ne kadar iktidar açısından geçerli görünse de muhalefetin kendi içindeki pratiklerde de azımsanamayacak örneklerle kendisini göstermektedir. Ülkemiz dahil bir çok ülkede, ağırlıklı olarak sağcı baskıcı siyasal iktidarların yönetimde olduğu somut bir olgu olarak karşımızdadır. Kitleleri milliyetçilik ve din propagandası ile konsolide etme, muhalefeti başta yargı olmak üzere her türlü yol ve yöntemle sindirme, baskı altına alma, terörize etme, kendisi dışındaki tüm siyasal aktörleri vatan ve devletin düşmanı veya casus olarak göstererek iktidar aygıtını tahkim etme, biz ve onlar algısını güçlendirerek; iktidarı asla bırakmama üzerine kurulu bir pratik, baskıcı ve yaygın kullanımı otoriter siyasal iktidarların genel durumunu ifade etmektedir.
Siyasal iktidar tüm bu süreçlerde kendisi için daha rahat bir hareket alanı yaratmak ve güvende hissetmek için çok yaygın bir yönteme başvuruyor: “kayırmacılık” Ülkemizde yoğun tepkilere yol açan liyakatsizlik uygulamaları bunun en dikkat çekici örnekleridir. Siyasal iktidar denetiminde olan kamu kurumlarında, iktidar referansı veya onayı olmadan bir iş ya da mevkii sahibi olmak neredeyse olanaksız hale gelmiştir.
Durum iktidar açısından böyle iken, muhalefetin merkezinde ya da yerelde iktidar olduğu şehirlerde kendi içindeki muhaliflere uygulaması nasıldır? Açık söyleyelim, iktidar pratiğinden çok da farklı değildir. Muhalefet tarafında çok tepki alan; bir çok dönem milletvekili ve belediye başkanı olma durumları özellikle dikkat çekicidir. Bununla birlikte kayırmacılık da azımsanamayacak düzeydedir. Konumunu korumak isteyen, yeniden seçilememe kaygısı ve aslında özgüven eksikliği yaşayan milletvekili ya da belediye başkanları bu yola başvurmaktadır.
Partinin il örgütlerine doğrudan müdahale etme, buyurganlık, yönetimleri belirleme, kontrol altında tutma ve parti içi muhalefeti baskı altına alma ve kendisine yakın olanları kayırma gibi tutumlar sıradanlaşmıştır.
Delege sistemi ile yürüyen parti mekanizmasında, delegelerin belirlenmesi süreci başta olmak üzere, kongrelerde yaşanan pratik; kimi durumlarda iktidarın uygulamalarına dahi rahmet okutmaktadır. Delege seçimleri demokratik olarak yapılmamakta, çoğu zaman isimler tepeden belirlenmekte, akrabalık ve biat öne çıkmaktadır. Öyle ki bu sayede bir tekrara dönüşen milletvekillikleri ve belediye başkanlıkları sağlanmaya çalışılmaktadır. Yaşanan bu süreç sonunda partiye yeni katılmış olanlar da “nasıl olsa bir şey değişmeyecek” anlayışı hakim olmakta, özne olma isteği dışlanan partili, aidiyet duygusunu ve siyasete ilgisini yitirmektedir. Bu döngü nedeniyle parti içindeki iktidar odakları yıllarca mevcut yerlerini korumaktadır.
Bireyin özneliği yitirme süreci aslında muhalefet için de bir yıkımdır. Muhalefet bu nedenle gelişme ve büyüme dinamiklerini kaybetmektedir. Bir İl Kongresinde, 5 dönemdir milletvekili için bir belediye başkanının sarf ettiği sözler ibretliktir: “Milletvekili listesi yazılır, “Sayın Vekilimiz.” Büyükşehir Belediye Başkan Adayı belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” İlçe Belediye Başkanları belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” İl Başkan Adayı belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” Burası Cumhuriyet Halk Partisi, şirket değil!” Söz konusu vekilin yalnızca kendi seçim bölgesinde değil Trakya bölgesinde ve hatta ülkenin bir çok bölgesinde seçimleri domine ettiği ve adayların belirlenmesi konusunda belirleyici olduğu hatta belediyelerde ihaleler kovaladığı da kamuoyunda bilinmektedir.
Benzer durum yaşadığımız şehir olan Edirne’de görüldü. Delege listesinin hazırlanmasında demokratik bir süreç olmadığı gibi listede belediye başkanının birinci dereceden yakınları ve milletvekilinin bir çok akrabası, kendisine ait işyerinin çalışanları, belediye çalışanları ve aynı soyadları taşıyan bir çok insanın delege listesinde yer alması da dikkat çekicidir. Delege olanların bir kısmının delege olduğunu dahi bilmediği, sonradan öğrendiği konuşulmaktadır. “Dönem birlik beraberlik dönemi, örgütte taban temsil edilecek” denilip seçenek listeler engellendikten sonra, tanıdık çevre dışına bir tek delege dahi verilmemiş ve mahalle sorumlularının “bizden, bizden değil” şeklinde çalışarak belirlediği delegeler listelerde yer bulmuştur. Örgüte ve kendine güvenmemekten kaynaklanan bu tedbirci tavır, iktidarı kaybetme korkusu yaşanan siyasal iktidarın, muhalefete karşı yaptığı uygulamalar bir benzeridir.
Tüm bu “tedbir” uygulamalarına rağmen üyelerin bu tablo karşısında delege seçimlerine katılım oranı çok düşük kalmıştır. Katılım yönünden meşruiyet açısından sorunlu olan delege seçimleri sonrasında söz konusu delegelerle, tek adayla merkez ilçe başkanlığı ve yine tek adayla il başkanlığı genel kurulları yapılarak bu durumdan istenilen sonuç elde edilmiş, tek adayları belirleyenlerin istediği olmuştur. Buna karşın il başkanı seçiminde, kendi belirledikleri delegelerin dahi önemli bir çoğunun desteğini alamayan tek aday, yalnızca delegelerin % 61’in oyunu alarak ayrı bir meşruiyet sorunu olmuştur.
Siyasal iktidarın anti demokratik pratiğini eleştiren muhalefet aynı yol ve yöntemlerle yürümemelidir. Hiçbir yönetici, belediye başkanı ya da milletvekili konumunun garanti olmasını sağlamak adına sistemi kendisi için kurgulayamamalıdır. Kendisinden liyakatli olan ve mücadele etmek isteyenlerin önünü kesememelidir. Kayırmacı tutumların ve kendisine eleştiri getirenler ile muhaliflere karşı buyurgan ve baskıcı anlayışların çözülmesi kaçınılmazdır.
Muhalefet büyümek ve iktidar olmak istiyorsa, halkı siyasetten uzaklaştıran bu pratiği durdurmalı, tüm görevlerde süre sınırlaması yapmalı, katılımcı seçenekleri çoğaltmalı, liyakati dikkate almalı ve parti içi demokrasinin önünü açmalıdır. Ezcümle iktidardan devşirdiği baskıcı ve kayırmacı anlayışlardan arınmalıdır. Mevcut siyasal iktidar yenildikten sonra yine baskıcı nitelikte ve benzer kayırmacı pratikler sergileyecek bir muhalefet iktidarı daha yaşamak istemiyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin Milli Bayramlarda Atatürk posterinin yanına Cumhurbaşkanı posterinin asılması yönündeki talimatı ile ilgili açıklama yaptı. Balkanlı, ‘Okullar Siyaset Değil, Cumhuriyet’in ve Bilimin Yuvasıdır’ dedi.
Başkan Balkanlı yaptığı açıklamada, ”MEB İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin Milli bayramlarda okullara Türk Bayrağı’nın yanına Cumhurbaşkanı posterinin asılması yönündeki yazısı yönetmeliklere aykırıdır ve kabul edilemez bir uygulamadır” dedi. ‘Bu dayatma, devletin tarafsızlık ilkesine, kamu kurumlarının siyaset üstü yapısına ve Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine açıkça aykırıdır’ diyen Balkanlı açıklamasında şunlara yer verdi: Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir makamla, hiçbir kişiyle kıyaslanamaz. Atatürk, bu ülkenin kurucusu, bağımsızlığın ve çağdaşlığın simgesidir. Onun posteriyle partili bir Cumhurbaşkanı’nın posterini aynı düzleme koymak, hem tarihsel gerçeklerle hem de devlet geleneğiyle bağdaşmaz. Ulusal bayramlarımız, milletimizin ortak sevinci ve gururudur. Bu özel günlerde, asılması gereken semboller bellidir: Türk Bayrağı ve Atatürk posteri. Bu semboller, Cumhuriyetimizin temelidir. İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin okullara gönderdiği bu siyasi içerikli yazının derhal geri çekilmesi ve soruşturma açılması gerekmektedir. Okullar, hiçbir partinin propaganda alanı değildir. Eğitimin merkezinde siyaset değil; bilim, laiklik ve Cumhuriyet sevgisi olmalıdır. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olarak; Atatürk İlke ve Devrimlerini,laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetini, tarafsız bir devlet anlayışını sonuna kadar savunucağız.
Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti!