Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Gala Gölü’nün ekolojik dengesi ve bölge halkının yaşam alanlarının tehdit altında olduğunu ileri sürerek, korunması için iki ayrı bakanlığa iki ayrı soru önergesi verdi.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Edirne’nin Keşan ve Enez ilçeleri sınırlarında yer alan Gala Gölü’nü TBMM gündemine taşıdı. Çevre, Şehirlik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle iki ayrı soru önergesini TBMM Başkanlığı’na sunan Yazgan, Gala Gölü’nün korunması çağrısı yaptı.
“Gala Gölü Milli Parkı, bölgenin en önemli sulak alanlarından ve kuş göç merkezlerinden biridir. 2005 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla milli park olarak ilan edilen Gala Gölü, 46’sı yerli, 117’si göçmen 163 kuş türü gözlemlenebilmektedir ve Türkiye’nin ikinci büyük kuş cenneti olarak nitelendirilmektedir” diyen Yazgan, “Ancak son yıllarda göl çevresinde artan çeltik üretimi, anız yakma uygulamaları, yeraltı suyu kullanımı ve RES projeleri, hem gölün ekolojik dengesini hem de bölge halkının yaşam alanlarını tehdit etmektedir. Ayrıca, göle karışan zirai ilaçlar ve gübre atıkları nedeniyle balık ve kuş türlerinde belirgin azalma yaşandığı belirtilmektedir” ifadelerini kullandı.
‘KORUMA PROJESİ VAR MI?’
Yazgan, bakanlara şu soruları yöneltti:
“Göl çevresindeki çeltik üretimi ve anız yakma faaliyetlerine ilişkin 2024 yılı içinde kaç denetim yapılmıştır?
Bu denetimler sonucunda hangi cezalar uygulanmıştır?
Gala Gölü ekosisteminin korunmasına yönelik rehabilitasyon veya restorasyon projesi planlanmakta mıdır?
Gala Gölü’nün korunması için hangi çalışmalar yürütülmektedir?
RES projelerinin göl çevresindeki doğal yaşam etkileri hakkında hangi çalışmalar yapılmıştır?”
CHP üyelerinden bir grup Merkez İlçe Başkanı Akgüngör’e başarı diledi ve talep dilekçesi iletti.
Bir grup CHP üyesinin 2016 yıllından itibaren ısrarla üzerinde durduğu düzenli danışma kurulu toplantılarının üye katılımıyla ve üyeye söz hakkı verilerek yapılması talepleri geçtiğimiz günlerde yeni yönetime de iletildi. CHP Edirne merkez ilçe üyelerinden Nurhan Işıkseren, Müşerref Gizerler, Cumhur Pekdemir, Bülent Bacıoğlu, Gönül Uyanıktır, partinin yeni Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör’e görevinde başarı diledi ve taleplerini içeren bir dosya sundu.
Müşerref Gizerler üye talep dilekçesini Akgüngür’e sundu
Müşerref Gizerler tarafından önceki Merkez İlçe Başkanı Yücel Balkanlı döneminde verilen 7 Kasım 2023 tarihli dilekçenin de yer aldığı bir dosya halinde güncellenmiş talepler Başkan Volkan Akgüngör’e teslim edildi. 2016 yılından itibaren ısrarla üzerinde durulan düzenli danışma kurulu toplantılarının üye katılımlı ve üyeye söz hakkı verilerek aksatılmadan gerçekleştirilmesi ve örgütsel bütünlük içinde bir örgüt yapısı için aylık örgüt toplantılarının devreye alınması talep edildi..
İlçe başkanı Volkan Akgüngör, mahalle toplantılarının gündeme alınarak aylık örgüt toplantılarının da Aralık ayı itibariyle başlatılacağı sözünü veridi. Akgüngör, “Kasım ayında Kurultay çalışmaları olduğu için ilk aylık örgüt toplantısını Aralık ayında yapacağız” dedi.
İKİ YIL ÖNCE DE TOPLANTI TALEPLERİ VARDI
Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Merkez İlçe üyelerinden bir grup 7 Kasım 2023 tarihinde de bir dilekçe ile Merkez İlçe başkanlığına, yine bir kurultay öncesi şu dilekçeyle taleplerini iletmişti:
“CHP EDİRNE MERKEZ İLÇE BAŞKANLIĞINA
Partimizin 38’inci olağan kurultayı, “değişim” ve “yenilenme” temelinde bir açılım zemini oluşturmuştur.
Genel Başkan Sayın Özgür Özel’in verdiği sözlerin kapsayıcı çerçevesini, partimizde tesis edilecek yeni bir yönetim biçimini çizdiği anlaşılmaktadır.
Demokratik/saydam/dürüst yönetilen bir Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkta daha fazla karşılık bulacağı açıktır.
Genel Başkan Sayın Özgür Özel’in ilan ettiği seferberlik ancak dinamik bir örgüt yapısı ile başarıya ulaşabilir. Bunun için da, parti aidiyetini değerli kılacak, üyeyi motive edecek, örgütsel bütünlüğü sağlayacak çalışmalara vakit kaybetmeden başlanması yerinde olacaktır.
Dolayısıyla bu şekilde 38’nci Olağan Kurultayda görünür olan “değişim” ve “yenilenme” hamleleri karşılık bulacak, partimizin önümüzdeki seçimler ve sonrasında başarılı olmasına dayanak teşkil edecektir.
Genel Merkez’deki yeni yönetim anlayışının işlerlik kazanmasında partililerin “değişim” ve ‘yenilenme’ hakkında bilgi sahibi olması da önem arz etmektedir.
Bu nedenle 38’nci Olağan Kurultay dinamikleri ve doğurduğu sonuçların düzenlenecek bir örgüt toplantısı ile değerlendirmeye alınması, bilgi alışverişinin sağlanması faydalı olacaktır.
Hakeza, üç hafta sonra gerçekleştirilecek Tüzük Kurultayına dair üye öneri, görüş ve beklentilerinin alınması için de böyle bir toplantının gerekliliği ortadadır.
Diğer taraftan, üye katılımlı danışma Kurulu toplantılarının düzenli yapılması, yeni yönetim anlayışının bir icabıdır. En son Danışma Kurulu toplantısı Ekim 2023, önceki ise Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
Bu iki tarih arasında Tüzük gereği yapılması gereken yedi danışma kurulu toplantısı atlanmıştır. Bu kabul edilemez bir parti yönetim tarzıdır.Örgütsel bütünlük, dinamik örgüt yapısı için üye iletişimi ve parti içi çalışmalara üye katılımının sağlanması, dikkate alınmalıdır.
Bunun için de tarih ve saati önceden belirlenmiş ve mutlaka ayda bir gerçekleştirilecek örgüt toplantılarının devreye alınması kaçınılmazdır.
‘Değişim’ ve ‘yenilenme’ kapsamında yeni bir parti yönetim anlayışı ve biçimi için yukarıda belirtilen hususlarda gereğini ve dilekçemizin Genel Merkez’e iletilmesini arz ve talep ederiz.”
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Resmî Gazete’de yayımlanan ve Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) sıfır gümrükle arpa ve mısır ithalatı yetkisi verilmesine ilişkin kararın “miktar güncellemesi” olarak açıklanmasına rağmen, bunun Türkiye tarımında yanlış politikaların sürdüğünün göstergesi olduğunu belirtti.
Ün, “Hububat ve Bakliyat İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar”la ilgili olarak şunları söyledi:“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan bu karar, TMO’nun ithalat yetkilerini genişletiyor. Resmî açıklamada bunun 2019 yılında tahsis edilen kontenjanların miktar güncellemesi olduğu belirtilse de sonuç değişmiyor: Türkiye bir kez daha ithalat kapısını açık tutuyor. Bu, yıllardır süren yanlış tarım politikalarının sonucudur.”
“Üretim var ama ithalat yine gündemde”
Ün, Türkiye’nin mısır ve arpa üretiminde son yıllarda yaşadığı dalgalanmalara şöyle dikkat çekti:
“Türkiye ortalama 8,5 milyon ton mısır üretmesine rağmen, 2021’de 2,1 milyon ton, 2022’de 3 milyon ton, 2023’te 1,9 milyon ton, 2024’te ise 4 milyon ton mısır ithal etti. Bu yıl daha bitmeden 4,1 milyon tonluk ithalat yapılmış durumda. Şimdi de TMO’ya sıfır gümrükle 1 milyon tonluk yeni yetki veriliyor. Bu tablo, ülkemizin üretim planlamasında ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor.”
Arpa üretiminde de benzer bir durum yaşandığını belirten Ün, “Son 41 yılda ortalama 7,6 milyon ton olan arpa üretimi bu yıl kuraklık nedeniyle 6 milyon tona düştü. Buna rağmen Türkiye 2021’de 2,2 milyon ton, 2022 ve 2023’te birer buçuk milyon ton arpa ithal etti. 2024’ün sonu ile 2025’in ilk yarısında 1 milyon ton arpa ihraç edildi. Şimdi yeniden ithalat yetkisi veriliyor. Madem ithal edecektik, neden eldeki arpayı sattık?” diye sordu.
TMO’nun açıklamasına rağmen eleştirisini sürdürdü
Ün, TMO’nun “yeni bir karar değil, 2019’daki tarife kontenjanlarının miktar güncellemesi” açıklamasına değinerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eğer amaç sadece yetkiyi güncellemekse, neden bu yetki sürekli ihtiyaç haline geliyor? TMO, bugün ‘ithalat gündemimiz yok’ diyor ama geçmişte de benzer açıklamalardan kısa süre sonra ithalat yapıldığını gördük. Sorun yetkide değil, ithalatı bir çözüm olarak gören zihniyettedir.”
“Bu anlayışla üretici nefes alamaz”
Açıklamasının sonunda hükümetin tarım politikalarını eleştiren Ün, şu ifadeleri kullandı:
“AKP iktidarı döneminde çiftçi ister üretsin ister afet yaşasın, sonuç değişmiyor; ithalat her zaman masada. Bu anlayış sürdükçe ülke tarımında bir arpa boyu yol alamayız. Üreticiyi güçlendiren politikalar yerine ithalat yetkilerini güçlendiren kararlar alındıkça ne çiftçi ne de vatandaş rahat nefes alabilir.”
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesi görüşülürken, İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın dikkat çeken bir konuşma yaptı. Akalın, Cumhuriyet tarihinin en yüksek bütçesi olarak sunulan 8 trilyon 840 milyar liralık Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin “bir kalkınma değil, borç servisi bütçesi” olduğunu vurguladı.
“Bütçenin yüzde 63’ü cari transferlere, yüzde 31’i faiz giderlerine ayrılmıştır” diyen Akalın, her 100 liralık kaynağın 94 lirasının faize ve cari harcamalara, yalnızca 6 lirasının ise yatırıma, üretime veya sermaye birikimine yönlendirildiğini belirtti.
“2025’te faiz gideri 2 trilyon 53 milyar liraydı, 2026 teklifiyle 2 trilyon 742 milyar liraya çıkıyor. Bu sadece bir yılda yüzde 40’lık bir artış demektir. Artık toplanan her 100 liranın 20 lirası faize gidiyor. 2016’da bu oran yüzde 10’du. Faiz yükü iki katına çıktı.”
Vergi adaletine de dikkat çeken Akalın, gelir vergisinin payının yüzde 25’e yükselmesine karşın kurumlar vergisinin yüzde 11’e düştüğünü hatırlatarak, “Vatandaşın yükü artarken sermayenin yükü hafifliyor. Bu tablo adaleti değil, ayrıcalığı büyütüyor.” dedi.
Tarım Kanunu’nun açıkça ihlal edildiğini vurgulayan Akalın, milli gelirin yüzde 1’inin tarımsal desteklere ayrılması gerekirken bu oranın 2026 bütçesinde yalnızca yüzde 0,22’ye düştüğünü belirtti:
“Bu durum üreticiyi ve gıda güvenliğini tehlikeye atıyor. Çiftçi tarımdan uzaklaşıyor, köyler boşalıyor. Tarımsal destekleri kısmak, ülkenin geleceğini kısmaktır.”
Enerji Arz Güvenliği ve Verimliliği Programı’ndaki yüzde 18’lik kesintiye karşılık, Hazine Varlıkları ve Yükümlülükleri Yönetimi Programı’na yüzde 49 artış yapılmasını da eleştiren Akalın, “Üretimden alınan pay faize ve borca aktarılıyor, bu tablo kalkınma değil kriz yönetimidir.” ifadelerini kullandı.
Son olarak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelttiği sorularla konuşmasını tamamlayan Akalın şu soruları yöneltti:
“- 2025 bütçesinde öngörülen faiz tahminleri neden tutmadı?
– Borçlanma stratejisinde hangi değişiklikleri planlıyorsunuz?
– Kurumlar vergisi tahsilatında yüzde 27’lik sapmanın nedeni nedir?
– Büyük sermaye grupları için yeni bir vergi affı veya yapılandırma planı var mı?
– Tarımsal desteklerin milli gelir içindeki payı neden yüzde 0,22’ye geriledi?”
Akalın konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Bu bütçe üretimi değil borcu, istihdamı değil faizi büyütüyor. Türkiye’nin ihtiyacı borç servisi değil, üretim ve kalkınma bütçesidir.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Avrupa Birliği’nin yeni üye adaylarının yer aldığı haritasında Türkiye’nin “adaylık süreci durduruldu” ibaresiyle kırmızı renkle gösterilmesinin ülkemizin uluslararası alandaki konumunun geldiği acı tabloyu gözler önüne serdiğini söyledi.
CHP İl Başkanı Balkanlı, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilgili yayınlanan rapor üzerine açıklama yaptı. Balkanlı; AB’nin geçtiğimiz günlerde resmi internet sitesinde “2025 Aktüel Durum” başlığıyla yayımladığı açıklamada, genişleme sürecine ilişkin son tabloyu kamuoyuyla paylaştığını anımsatarak. şunları kaydetti:
“Yeni üye adayları arasında yer alan Türkiye’nin haritada “adaylık süreci durduruldu” ibaresiyle, kırmızı renkle gösterilmesi ise ülkemizin uluslararası alandaki konumunun geldiği acı tabloyu gözler önüne serdi.
Balkanlı: “Bu tablo, 23 yıllık AKP iktidarının dış politika ve demokrasi karnesinin iflas belgesidir. 2005 yılında başlatılan tam üyelik müzakereleri; yıllar içerisinde hukuk, demokrasi, basın özgürlüğü ve insan hakları alanlarında yaşanan büyük gerilemeler nedeniyle tamamen durma noktasına gelmiştir. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik ‘ifade özgürlüğü kısıtlamaları, yargı bağımsızlığının zayıflığı, akademisyenlere ve eleştirmenlere yönelik siyasi baskılar kabul edilemez’ açıklaması, AKP iktidarının ülkemizi nasıl bir otoriterleşme sürecine sürüklediğinin en net kanıtıdır. AKP, iktidara geldiği günden bu yana “Avrupa Birliği Hedefi” söylemini iç politika malzemesi olarak kullanmış; reform, demokrasi ve insan hakları sözlerini yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamıştır. Bugün Türkiye; Avrupa’nın demokratik standartlarından, hukukun üstünlüğü ilkesinden, kadın-erkek eşitliğinden ve sendikal haklardan her geçen gün biraz daha uzaklaşmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, Türkiye’nin çağdaş uygarlık yolundaki hedefinden yani Avrupa ailesine tam üyelik idealinden asla vazgeçmeyeceğiz. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ ilkesi doğrultusunda; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak Avrupa Birliği standartlarını yakalamanın, Türkiye’nin hem iç barışına hem de ekonomik kalkınmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.
CHP iktidarında; Yargı bağımsızlığını güçlendiren,ifade özgürlüğünü koruyan, kadın ve çocuk haklarını genişleten, sendikal özgürlükleri ve sivil toplumu destekleyen, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda kararlı adımlar atılacak bir türkiye yeniden inşa edilecektir.
Türkiye, Avrupa’nın dışına itilmiş bir ülke değil, Avrupa’nın demokratik değerlerinin öncüsü olmalıdır. AKP’nin yıllardır sürdürdüğü kutuplaştırıcı ve içe kapanmacı dış politika anlayışı sona erdiğinde, Türkiye yeniden Avrupa Birliği ile güvene dayalı, saygılı ve eşit bir ortaklık zemini yakalayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu hedefi kararlılıkla savunmaya ve Türkiye’yi yeniden ‘demokratik dünyanın onurlu bir üyesi’ haline getirmeye hazırdır.”
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, resmî günlerde yalnızca Türk Bayrağı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bayrakları kullanılabileceğini belirterek, resmî olmayan hiçbir talimatın bağlayıcı olmadığını bildirdi.
Zafer Partisi İl Başkanı Konak, Bayrak Kanunu ve ilgili tüzüğünü anımsattığı açıklamasında şunları kaydetti:
“Resmî günlerde yalnızca Türk bağımsızlığının simgesi olan Türk Bayrağı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bayrakları kullanılabilir.
Ne var ki, son günlerde gayri resmî kanallardan bazı kurum müdürleri ve amirlerine farklı bayrakların da asılması yönünde talimatlar iletildiği duyulmaktadır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Resmî olmayan hiçbir talimat bağlayıcı değildir. Üstelik bu tür talimatlar yasalara aykırılık içeriyorsa, yerine getiren kişiler de aynı suça ortak olma riski taşır.
Unutulmamalıdır ki, bugün sizlere gayri resmî yollardan talimat gönderenler, yarın şartlar değiştiğinde sizi yalnız bırakacak, hatta adalet önünde sorumlu kılacaktır.
Biz inanıyoruz ki Edirne’de görev yapan değerli kurum amirleri, bu tür usulsüz baskılara boyun eğmeyecek, kanunların ve Cumhuriyetin gereğini yerine getireceklerdir.”
Edirne Milletvekili Ediz Ün, Trakya’da yeniden görülmeye başlayan şap hastalığı ve bu nedenle Edirne Ticaret Borsası Canlı Hayvan Satış Tesisleri’nin kapatılması üzerine Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi verdi.
Uzun yıllardır “şap hastalığından ari bölge” statüsünü koruyan Trakya’da hastalığın yeniden görülmesinin hem üreticiler hem de bölge ekonomisi açısından ciddi endişelere yol açtığını belirten Ün, alınan karar doğrultusunda Edirne Ticaret Borsası Canlı Hayvan Satış Tesisleri’nin bir kez daha kapatıldığını hatırlattı. Ün, yaklaşık iki haftadır şartlı olarak sürdürülen büyükbaş ve küçükbaş hayvan satışlarının, hastalığın yeniden yayılması nedeniyle ikinci bir emre kadar durdurulduğunu ifade etti.
Hastalığın yeniden ortaya çıkmasının nedenlerinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Edirne Milletvekili Ediz Ün, Trakya gibi ari bölge statüsüne sahip bir bölgede şap hastalığının nasıl ortaya çıktığını, hastalığın kaynağı ve bulaşma yollarının tespit edilip edilmediğini sordu. Bakanlığın bu süreçte hangi acil önlemleri aldığına da değinen Ün, aşılama oranları ve uygulamalarda yaşanan olası aksaklıklar hakkında da bilgi talep etti.
Hastalığın kısa sürede bu denli hızlı yayılmasının nedenlerinin araştırılması gerektiğini belirten Ün, yapılan laboratuvar incelemeleri ve saha tespitlerinin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasının önemine dikkat çekti. Canlı hayvan pazarlarının ve satış tesislerinin kapatılmasıyla birlikte üreticilerin büyük ekonomik kayıplar yaşadığına işaret eden Ün, üretici zararlarının tespit edilip edilmediğini ve mağduriyetlerin giderilmesi için herhangi bir destekleme ya da tazminat planı uygulanıp uygulanmayacağını da sordu.
Edirne Milletvekili Ediz Ün ayrıca, Trakya’nın “şap hastalığından ari bölge” statüsünün korunmasının ülke hayvancılığı açısından büyük önem taşıdığını belirterek, bu statünün yeniden tehlikeye girmemesi için alınan uzun vadeli önlemlerin kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, çalışanların çoğunun açlık sınırında, memurların geçim sınırında, emeklilerin ise yoksulluk sınırının çok altında yaşadıklarına dikkat çekerek, “Bu tablo, ekonomik bir tercihin değil, bilinçli bir siyasi yönelimin, Türk milletini yoksullaştırarak egemenliğine karşı kastetmenin bir sonucudur” dedi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Asgari ücret tahminleri ve geçim krizi” başlıklı yazılı açıklamasında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yapısal tıkanmanın artık rakamlarla gizlenemeyecek boyuta ulaştığını belirterek, şunları kaydetti:
“TÜRK-İş’in Ekim 2025 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 29.412 TL, yoksulluk sınırı ise 96.041 TL olurken bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti de 36.984 TL’dir. Buna karşılık iş dünyası temsilcileri, 2026 yılı için asgari ücretin “25-26 bin TL bandında olacağı” öngörüsünde bulunmaktadır. Bu tablo, asgari ücretin açlık sınırına dahi yetişemediğini, milyonlarca emekçinin yalnızca hayatta kalma mücadelesi verdiğini göstermektedir. Üstelik TÜİK verilerine göre Ekim 2025 itibarıyla yıllık enflasyon %32,87, 12 aylık ortalamaya göre ise %37,15 düzeyindedir. ENAG verilerine göre de gerçek enflasyonun %60 seviyelerinde olduğu dikkate alındığında, çalışanların alım gücü her ay sistematik biçimde erimektedir. Bu noktada da bir diğer eleştirim ise bazı oda, borsa vs temsilcilerinin terminolojiye olan hakimiyetinin yetersiz olmasıdır. Zira bu temsilciler enflasyon rakamlarına ilişkin değerlendirmelerinde enflasyonun düşme trendinde olduğunu söylemektedirler. Lakin ‘’trend’’ yalnızca pozitif yönlü eğilimlerde kullandığımız bir terminolojidir. Evet enflasyonda görece bir düşüş söz konusudur ama ‘’trend’’ olan şey halkın mutfağındaki ve sofrasındaki yangının giderek büyümesi, temel gıda fiyatlarının çift hanede devam etmesi, kiraların vatandaşın gelirini her ay yutmasıdır.
Emekçinin Gelirini Enflasyona Göre Değil, Yaşam Gerçekliğine Göre Belirleyin
Zafer Partisi olarak, hükümetin “asgari ücret artışıyla refah sağlanıyor” propagandasını reddediyoruz. Enflasyonun temel nedeni ücretler değil, yanlış para-kredi politikaları, üretim kapasitesinin daralması ve dışa bağımlı ekonomi modelidir. Emekçinin ücretini bastırarak enflasyonla mücadele edilemez; tam tersine, iç talep daralır, reel sektör küçülür ve verimlilik düşer. Türkiye ekonomisi, ithalata dayalı tüketim büyümesi ve sıcak para girişleriyle sürdürülen “döviz-faiz-ücret sarmalı” içinde sıkışmıştır. Asgari ücretin açlık sınırında tutulması, bu modeli geçici olarak ayakta tutsa da ülkenin uzun vadeli kalkınma kapasitesini yok etmektedir.
Zafer Partisi’nin Ekonomik Yaklaşımı
Zafer Partisi; milli üretime, verimliliğe ve güçlü devlet planlamasına dayalı planlı bir kalkınma yaklaşımını savunmaktadır.
Bu çerçevede: Asgari ücret, açlık sınırı değil, yoksulluk sınırı referans alınarak belirlenmelidir. Ücret artışları TÜFE’ye değil, “yaşam maliyeti endeksi” ne göre yapılmalıdır. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı hedefi yalnızca enflasyonla değil, “reel ücret istikrarı” ile ölçülmeli ve Merkez Bankası aynı zamanda finansal istikrarı da hedeflemelidir. Tarım ve sanayi entegrasyonunu güçlendirecek kamu yatırımlarıyla bölgesel gelir uçurumu kapatılmalıdır.
Edirne’de Gerçek Sorun: Gelir Dağılımı Adaletsizliği;
Edirne, turizm ve tarıma dayalı ekonomisine rağmen, düşük ücretli istihdamın en yoğun olduğu illerden biridir. Kiralar, ulaşım, enerji ve gıda fiyatları hızla artarken, ücretler bu artışı karşılayamamaktadır.
Bu durum, genç nüfusu büyük şehirlere ve yurtdışına göç etmeye zorlamaktadır. Edirne’mizin içinde bulunduğu bu ekonomik yıkıma ilişkin ise İlçe Başkanlığımız olarak “Geçim Kampanyası” ve “Edirne Yaşam Maliyeti Analizi” ile Gelir-Yaşam Koşulları Anketi çalışması başlattığımızı duyurmak istiyorum.Bu çalışmamızın sonuçlarını ve ilgili değerlendirmeyi de en kısa sürede kamuoyu ile paylaşacağız.
Biz Zafer Partisi olarak Edirne’de yerel üretim ekonomisini, yüksek katma değerli tarımsal sanayiyi ve yerinde istihdamı savunuyoruz.
Türkiye, bugün bir asgari ücret toplumuna dönüşmüştür. Çalışanların çoğu açlık sınırında, memurlar geçim sınırında, emekliler ise yoksulluk sınırının çok altında yaşamaktadır. Bu tablo, ekonomik bir tercihin değil, bilinçli bir siyasi yönelimin, Türk milletini yoksullaştırarak egemenliğine karşı kastetmenin bir sonucudur. Biz Zafer Partisi olarak bu yönelimi reddediyoruz. Ekonomik bağımsızlık, yalnızca üretimle değil, emeğin onurunu koruyan gelir politikalarıyla mümkündür.
Açık çağrımız şudur:
Ücreti enflasyona göre değil, insanca yaşama standardına göre belirleyin. Halkın cebindeki alım gücünü, kendi rakamlarınızdan değil, market raflarından okuyun.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, AKP Edirne İl Başkanı Belgin İba’nın Edirne İl Tarım Müdürü İslam Köse’yi yanına alarak İpsala ilçesinde köy köy dolaşıp siyasi parti faaliyeti yürütmesinin açıkça devlet geleneğine, kamu ciddiyetine ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğunu bildirdi.
CHP İİ Başkanı Balkanlı, “Devletin memuru partinin propaganda aracı olamaz!” başlığı altında yaptığı yazılı açıklamada, “Son günlerde Edirne’de yaşanan bir olay, devlet geleneği ve kamu ahlakı açısından son derece vahim bir tabloyu ortaya koymuştur” diyerek şunlara yer verdi:.
“AKP Edirne İl Başkanı’nın, Edirne İl Tarım Müdürlüğü’nde görevli bir bürokratı yanına alarak İpsala ilçemizde köy köy dolaşıp siyasi parti faaliyeti yürütmesi, açıkça devlet geleneğine, kamu ciddiyetine ve tarafsızlık ilkesine aykırıdır.
Bir kamu görevlisinin, herhangi bir siyasi partinin faaliyetinde yer alması, devletin tarafsızlığına gölge düşürür. Kamu görevlileri, milletin memurudur, partilerin değil.
Bir bürokratın siyasi parti temsilcileriyle birlikte köy köy gezmesi, yurttaşlara parti propagandası yapması, ‘parti devleti’ anlayışının tipik bir yansımasıdır ve yasal değildir.
AKP iktidarı döneminde devlet kurumlarıyla parti teşkilatlarının iç içe geçmesi, bürokratik kadroların partisel çıkarlar için kullanılması artık olağan hale getirilmiştir.
Ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yozlaşmış anlayışa asla alışmayacağız, susmayacağız!
Devletin kurumları, tüm yurttaşlara eşit mesafede durmakla yükümlüdür. Hiçbir kamu görevlisi, hangi partiden olursa olsun, bir siyasi partinin saha çalışmasına, propagandasına, ya da ziyaret programına katılamaz.
Bugün AKP’nin yaptığı bu hukuksuzluğu eleştiriyoruz; aynı durum CHP ya da herhangi bir başka parti için söz konusu olsa, aynı kararlılıkla karşı çıkarız. Bu görüntüler, sadece kamu düzenine değil, devlete olan güvene de zarar vermektedir.
Edirne İl Tarım Müdürlüğü’nden ve ilgili bakanlıktan derhal açıklama bekliyoruz: Bu bürokrat, hangi yetkiyle, hangi talimatla siyasi parti programına dahil olmuştur?
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, devletin saygınlığını, tarafsızlığını ve kamu etiğini korumak için konunun takipçisi olacağız. Kamu kurumları, partilerin değil; milletin evidir.”
KOCAHIDIR KÖYÜ MUHTARLIĞI
Bu arada İpsala ilçesine bağlı Kocahıdır Köyü Muhtarlığı’nca sosyal medya hesabından gerçekleştirilen fotoğraflı paylaşımda “Edirne AK Parti İl Başkanı Belgin İba ve Edirne İl Tarım Müdürü İslam Köse’nin köyümüze yaptığı ziyaret için teşekkür ederiz” ifadelerine yer verildi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Demirtaş’ın tutukluğu hakkındaki ihlal ve tahliye kararına itiraza ret kararının ardından Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti.
DEM Partili Hatimoğulları ve İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Edirne F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti. Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, 3 saat süren görüşmenin ardından cezaevi önünde açıklama yaptı.
‘AİHM KARARI UYGULANMALI’
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Demirtaş’ın tutukluğu hakkındaki ihlal ve tahliye kararına itiraza ret kararının hatırlatan Hatimoğulları, “Arkadaşlarımız haksız ve hukuksuz bir şekilde çoğu 10 yıla yakındır hapishanede. Bununla ilgili bütün Türkiye kamuoyu ve dünya kamuoyunun bildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok önemli bir kararı var. Hatta bir değil, 3 tane kararı var AİHM’in. Birinci karar 20 Kasım 2018, ikinci karar 22 Aralık 2020 ve üçüncü karar 8 Temmuz 2025. Bu en son ki, yani 8 Temmuz’daki kararın itiraz süresinin son gününde Türkiye’nin bir itirazı gerçekleşti ama bu itiraz AİHM tarafından reddedildi, böylece 8 Temmuz’da alınmış olan AİHM kararı artık kesinleşmiştir. Bununla ilgili parti avukatlarımız sevgili Selahattin Demirtaş’ın ve diğer arkadaşlarımızın avukatları gerekli girişimlerde bulunmuşlardır ve şimdi bizler bir sonuç beklemekteyiz. Beklediğimiz sonuç Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olan bir ülke olarak kesinleşmiş olan AİHM kararının hayata geçirilmesi ve bir saat dahi beklemeden, 1 dakika dahi beklemeden sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobani davasından tutuklu bulunan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.
‘DEMOKRATİK SİYASET SUSTURULMAMALI’
AİHM kararının bir an önce hayata geçirilmesinin önemli olduğunu dile getiren Hatimoğulları, “Silahların susacağı, demokratik siyasetin konuşacağı bugünlerde toplumun böyle bir beklentisinin oluştuğu bugünlerde AİHM kararının bir an önce hayata geçmesi acildir, elzemdir, önemlidir, hayatidir ve topluma bir güven sağlayacaktır. Bu sürecin gelişebilmesi, barışın toplumsallaşabilmesi için son derece önemli bir güven sağlayacaktır. Demokratik siyaset susturulmamalıdır bu ülkede. Bizler 4 Kasım darbesini demokratik siyasetin susturulma aracı olarak görüyoruz. Bugün arkadaşlarımızın serbest kalmasıyla birlikte; bu darbeden ve kumpastan vazgeçilmesiyle beraber atılacak mühim adımlar vardır ve bu Türkiye’de hem bu barış sürecinin önünü, hem de demokratik siyasetin önünü ardına kadar açmasına vesile olacaktır” diye konuştu.
‘MİLLETVEKİLLERİ İMRALI’YA GİTMELİ’
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı’ya ziyarette bulunması gerektiğini söyleyen Hatimoğulları, “Buradan bir kez daha bizler diyoruz ki; sevgili Selahattin Demirtaş’ın da mesajında ilettiği gibi, barış ve demokratik toplum sürecinde yol alabilmek, savaşın ve çatışmaların bu topraklarda kalıcı bir şekilde son bulabilmesi için, onurlu bir barışı bu topraklarda tesis edebilmek için parlamento, meclis, milletvekilleri bütün riskleri göze alarak İmralı’ya gitmeli ve yep yeni bir barış sayfasının açılması için tarihi rollerini oynayabilmelidir. Son sözüm şu olsun ki; biz bugün Edirne’den bütün Türkiye’ye ve dünyaya sesleniyoruz. Hapishanelerde siyasetçiler kalmamalı ve başta AİHM kararı olmak üzere bir an önce uygulanması ve siyasi tutsakların özgürlüğü için bütün kapıların açılması gerektiğinin altını bir kez daha buradan çiziyoruz” şeklinde konuştu.
‘BUGÜN DENENMEYEN DENENMELİDİR’
Hatimoğulları, konuşmasının sonunda Demirtaş’ın mesajını da okudu. Demirtaş mesajında, “Öncelikle bütün değerli halklarımıza ve basın emekçilerine selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Meclis çözüm komisyonunun cesur bir karar alarak en kısa zamanda sayın Abdullah Öcalan’la görüşmeye gitmesini umuyor, bekliyor ve diliyorum. Çünkü 50 yıllık çatışma köklü ve kalıcı olarak bitiyor. 50 yıldır bu meselede güvenlik politikaları öncelendi ve bunun sonucunda ne yazık ki bu ülke 10 binlerce gencini, canını kaybetti. Şimdi de, bugüne kadar denenmeyen denenmelidir ve milletvekilleri, gerekirse siyasi riskler göze alarak, barış için yeni bir sayfayı açmak için İmralı’ya gitmelidir” ifadelerini kullandı.