Kategori arşivi: Siyaset

Staj mağdurları için kanun teklifi

Edirne Milletvekili Ediz Ün, yıllardır çözüm bekleyen staj mağdurlarının emeklilik hakkına kavuşabilmesi amacıyla hazırladığı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. Teklif, staj sigortası bulunan ancak bu sürelerini sigorta başlangıcında kullanamayan vatandaşlara geriye dönük hak tanınmasını öngörüyor.

“Sosyal adalet açısından büyük eşitsizlik”

Mevcut uygulamada lise ve üniversite dönemlerinde zorunlu staj yapan öğrenciler fiilen çalışmış olmalarına rağmen yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamında değerlendiriliyor. Ediz Ün, bu uygulamanın hem sosyal adalet hem de çalışma hayatında hakkaniyet açısından ciddi bir eşitsizlik yarattığını vurguladı.

Sigorta başlangıcı staj tarihine çekilecek

Ün’ün Meclis’e sunduğu kanun teklifine göre çıraklık, staj ve mesleki eğitim dönemlerinde yapılan sigorta bildirimlerinin uzun vadeli sigorta kollarına dâhil edilmesi sağlanacak. Teklif, geçmişte staj yapmış tüm vatandaşlara üç ay içerisinde başvurmak kaydıyla geriye dönük hak tanınmasını içeriyor. Böylece staj dönemleri emeklilik hesabında dikkate alınabilecek.

Yıllardır süren mağduriyetin giderilmesi hedefleniyor

Staj başlangıçlarının emeklilikte dikkate alınmaması nedeniyle yüzbinlerce vatandaş prim günü ve yaş hesabında kayıp yaşarken, düzenlemenin yasalaşması halinde staj mağdurları olarak bilinen milyonlarca kişi için emeklilik yolu açılmış olacak. Düzenleme ayrıca gençlerin mesleki eğitime olan güvenini artırmayı hedefliyor.

GENEL GEREKÇE

Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren mesleki eğitim kapsamında lise veya yükseköğrenim döneminde zorunlu staj yapan öğrenciler, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve ilgili düzenlemeler uyarınca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamına alınmıştır. Ancak bu kapsamdaki sigorta türü, yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı risklerine karşı koruma sağlamakta, uzun vadeli sigorta kollarını (malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları) kapsamamaktadır.

Bu nedenle milyonlarca vatandaşımız, fiilen çalışarak meslek öğrenip üretim sürecine katkı sundukları staj dönemlerinde sigortalı sayılmalarına rağmen, emeklilik açısından sigorta başlangıç tarihleri bu süreler dikkate alınmadığı için mağdur durumdadır. Kamuoyunda “staj mağdurları” olarak anılan bu kişiler, prim ödenen bir dönemin bulunmadığı gerekçesiyle, sigorta başlangıçlarının staj tarihlerinden başlatılmamasından dolayı emeklilik yaş ve prim gün hesabında ciddi kayıplar yaşamaktadır.

Bugün gelinen noktada bu durum, sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda sosyal adalet, fırsat eşitliği ve çalışma hayatında hakkaniyet ilkeleri bakımından da bir çelişki oluşturmaktadır. Stajyerlerin fiilen işyerlerinde çalıştığı, üretime katkıda bulunduğu, iş disiplini edindiği ve çoğu zaman sigortalı çalışanlarla benzer sorumluluklar üstlendiği dikkate alındığında, bu sürelerin emeklilik başlangıcına dahil edilmesi hem sosyal devlet ilkesinin bir gereği hem de kuşaklar arası adaletin sağlanması açısından zorunludur.

Bu kanun teklifiyle amaçlanan, staj veya çıraklık kapsamında sigortası yapılan kişilerin bu sigorta başlangıç tarihlerinin emeklilik açısından da sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi, böylece geçmişte staj sigortası bulunan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesidir.

Teklifte ayrıca, bu düzenlemeden yararlanacak kişilerin herhangi bir prim borcu ya da yükümlülük altına girmeksizin, yalnızca fiilen yapılmış staj sigortası tesciline dayalı olarak hak kazanması öngörülmektedir. Bu yönüyle teklif, hem bütçeye aşırı bir yük getirmemekte hem de uzun yıllardır toplumun farklı kesimleri tarafından dile getirilen haklı bir talebi karşılamaktadır.

Bu düzenleme, çalışma yaşamında adalet duygusunu pekiştirecek, genç kuşakların mesleki eğitime olan güvenini artıracak ve sosyal güvenlik sistemine olan inancı güçlendirecektir.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Bu madde ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 41’inci maddesine yeni bir bent eklenerek, çıraklık, staj ve tamamlayıcı mesleki eğitim dönemlerinde yapılan sigorta bildirimlerinin uzun vadeli sigorta kollarını kapsamaması nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Mevcut uygulamada, aday çırak, çırak, mesleki eğitim gören öğrenciler ve staj yapan öğrenciler için yalnızca kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primleri yatırılmakta; uzun vadeli sigorta kollarına (malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası) yönelik prim yatırılmadığından bu süreler sigortalılık başlangıcına dahil edilmemektedir. Bu durum, kamuoyunda “staj mağdurları” olarak bilinen önemli bir kesimin emeklilik başlangıç tarihinin fiilen çalışmaya başladıkları tarihten çok daha sonraya ötelenmesine ve eşitsizliğe neden olmaktadır.

Madde ile eklenen (k) bendi, Mesleki Eğitim Kanunu kapsamındaki çırak ve öğrencilerin, mesleki ve teknik ortaöğretim ile yükseköğrenimlerindeki zorunlu staj sürelerinin, tamamlayıcı eğitim dönemlerinin, kamu projelerinde bursiyer statüsünde geçen sürelerinin ve kısmi zamanlı öğrenci çalışmalarının borçlanılabilir hizmet süreleri arasına alınmasını sağlamaktadır. Böylece söz konusu sürelerin sosyal güvenlik sistemi içinde uzun vadeli sigorta kolları bakımından değerlendirilebilmesi mümkün hale gelmektedir.

Aynca dördüncü fikradaki atıf düzenlemesi de (k) bendi eklenerek uyumlu hale getirilmekte, böylece yapılacak borçlanmanın sigortalılık başlangıcına etkisi hukuki açıdan açık ve uygulanabilir bir hale getirilmektedir.

Bu değişiklik, hem çalışma hayatına çok erken yaşta başlayan gençlerin hak kayıplarını gidermekte hem de sosyal güvenlik sisteminin hakkaniyete uygun şekilde işletilmesine katkı sunmaktadır.

MADDE 2- Bu maddeyle, getirilen düzenlemenin yürürlük tarihinden önce çıraklık, staj ve diğer mesleki eğitim kapsamındaki süreleri geçmişte bulunan kişiler için geriye dönük bir hak tesis edilmektedir. Teklifin amacı, geçmişte uzun vadeli sigorta kolları primi yatırılmadığı için sigortalılık başlangıcı sayılmayan çırak ve stajyer sürelerinin hak kaybına yol açmasını önlemektir.

Geçici madde ile, 41’inci maddenin birinci fıkrasına eklenen (k) bendinde sayılan tüm kişilerin, geçmişte gerçekleştirdikleri staj, çıraklık ve eğitim sürelerini borçlanabilmeleri güvence altına alınmış; ayrıca borçlanma işlemi için üç aylık makul bir başvuru süresi öngörülmüştür. Bu yöntem, diğer hizmet borçlanma türleriyle uyumludur ve idari işleyişi kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Borçlanılan sürelerin uzun vadeli sigorta kolları bakımından geçerli sayılması, kişilerin sigortalılık başlangıcının daha erken bir tarihe çekilebilmesine olanak tanımakta, böylece emeklilik şartlarının oluşumu bakımından hakkaniyet sağlanmaktadır. Bununla birlikte, prim borcunun borçlanılan süreye göre aylık taksitler halinde ödenebilmesi, vatandaşların ödeme güçlükleri yaşamamalarını sağlayan sosyal devlet ilkesine uygun bir kolaylık olarak düzenlenmiştir.

MADDE 3- Yürürlük maddesidir. MADDE 4- Yürütme maddesidir.

5510 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1-31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “ve (j)” ibaresi “,(j) ve (k)” şeklinde değiştirilmiştir.

“k) Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çıraklar, işletmelerde meslekî eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim ile yükseköğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler, mesleki ve teknik ortaöğretim sırasında tamamlayıcı eğitim ya da alan eğitimi gören öğrenciler, kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerde görevli bursiyerler ile Yükseköğretim Kanununun 46 ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerin çıraklık ve staj süreleri,”

MADDE 2- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 110- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 41 inci maddenin birinci fıkrasının (k) bendinde sayılanlar için, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki çıraklık, staj ve eğitim süreleri, 3 ay içinde talepte bulunmaları ve geriye doğru borçlanmaları hâlinde, uzun vadeli sigorta kolları ve genel sağlık sigortası bakımından başlangıç tarihinin hesaplanmasında dikkate alınır. Borçlanılan süreye ilişkin prim borcu borçlanılan süre dikkate alınarak aylık taksitler halinde ödenir.”

MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

‘Servet dağılımı; yoksulluğun göstergesi’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, uluslararası istatistik kurumları tarafından yayımlanan 2024 yılı Küresel Servet Eşitsizliği Verileri, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşulların yalnızca geçici bir dalgalanma değil, yapısal bir çöküş ve yanlış birikim modelinin sonucu olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin 32 ülke arasında 11. sırada yer aldığını ve Gini katsayısının 0.73 olarak belirlendiğini belirterek, “Gini katsayısı; Bir ülkenin gelir dağılımını ölçen istatistiksel bir gösterge olup 0 (sıfır) ile 1 arasında değer alır. Bu değerin 1’e yaklaşması demek o ülkenin gelir dağılımının ve gelir eşitsizliğinin ne derece arttığını gösterir. AB için kabul edilen ortalama 0,33, ABD için ise 0,35 iken ülkemizde bu oran 0,73 olarak ölçüldü. Bu oranı daha yalın hale getirmemiz gerekirse kazanılan her 100 birim paranın 73 lirasını yalnızca belli bir bölüm alırken 27 lirası ise milyonlarca vatandaş arasında bölüşülüyor. Oran, ülkemizin servet eşitsizliğinde dünyanın en bozulmuş ekonomilerinden biri hâline geldiğini göstermektedir. Bu veriler, yüzeysel değerlendirmelerle geçiştirilecek nitelikte değildir Türkiye’deki eşitsizlik; iktisadi tercihlerin, siyasi yönetim anlayışının ve kurumsal zafiyetlerin doğrudan sonucudur” dedi. Arda Meriç açıklamasında şunlara yer verdi:.

EKONOMİK MODEL ARTIK ÜLKEYİ TAŞIMAMAKTADIR

Türkiye’de uygulanan ekonomik düzen, uzun yıllardır: Finansallaşmayı, kredi genişlemesini, inşaat ve arsa rantını, ucuz işgücü politikalarını,üretim dışı büyüme mekanizmalarını temel almıştır. Bu modelin ürettiği sonuç bugün açıktır: Çalışan yoksullaşmıştır. Orta sınıf erimiştir. Gençler geleceksiz bırakılmıştır. Servet giderek daha küçük bir kesimde yoğunlaşmıştır.

FİNANSALLAŞMANIN SESSİZ YIKIMI

Türkiye ekonomisi son 15 yılda, üretim artışıyla değil, hane halkı borçlanması ve tüketim kredileriyle ayakta kalmıştır. Bu süreçte: Gelir artışı enflasyon altında yok olurken, hane halkı borcu tüketimi finanse eden ana araç hâline gelmiş, banka bilançoları büyürken, çalışanların gelirleri gerilemiştir. Bu, sürdürülebilir bir büyüme modeli değil; borçla ayakta durmaya çalışan bir toplum modelidir.

KONUT BALONU

Türkiye’de konut fiyatları, gelir artışının çok üzerinde değerlenmiş ve konut, barınma ihtiyacı olmaktan çıkıp bir servet depolama aracına dönüşmüştür. Bu durum: Gençlerin ev sahibi olmasını imkânsızlaştırmış, kiraları astronomik seviyelere taşımış, berveti yalnızca gayrimenkul ve arsa üzerinden biriken sınıflara aktarmıştır. Türkiye’de servet eşitsizliğinin ana kaynaklarından biride üretim değil, arsa-konum rantıdır.

ÜCRETLERİN BASKILANMASI

Reel ücretler izlenilen plansız içi boş ve hatalı ekonomi politiği neticesinde son 10 yılda ciddi oranda gerilemiştir. Ancak bu gerileme ne hikmetse halkın çalışan, emekçi ve emekli kesiminde olurken özellikle iktidara yakın kesim ve kesimlerce hissedilmediği gibi tam tersi yalnızca onların cebine hizmet etmiştir.

Bunun nedeni yalnızca enflasyon değildir, ki bir ülkenin ana iktisadi sorunu da hiçbir zaman tek başına enflasyon değildir; aynı zamanda: Asgari ücretin genel ücret seviyesine dönüşmesi, sendikal yapının zayıflatılması, ucuz ve kayıt dışı işgücü kullanımı, sosyal devlet mekanizmalarının zayıflatılmasıdır. Bu politikaların sonucu: Çalışan kesim gelir artışından değil, enflasyonun altında ezilen ücretlerden pay almaktadır.

KURUMSAL EROZYON

Servet eşitsizliği, yalnızca ekonomik değil kurumsal bir sorundur. Özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişimizden sonra kurumlarımızın temel muhasebe ilkelerinden uzaklaşması, şeffaf, hesap verilebilirlik ilkesinden uzaklaşması, tabiri caizse kararların bir yöneticinin iki dudağı arasında olması ve bozulan adalet ile toplumsal güven anlayışının da etkisi göz ardı edilemez. Maliye sistemi açısından baktığımızda ise Türkiye’de:miras vergisi etkisizdir. Servet vergisi yok denecek seviyededir. Kamusal konut üretimi yetersizdir. Sosyal devlet mekanizmaları zayıflatılmıştır.

Gerek toplumsal gerek kurum mekanizmalarındaki bozulmalar gerekse de mali politikalardaki yetersizlik eşitsizliğin kendisini yeniden üretmesine neden olmakta ve gelir eşitsizliği için kurumsal zemin yaratmaktadır.

ULUSAL GÜVENLİK BOYUTU

İktisat yalnızca gelirin tasarruflara oranı ya da toplumun refah ve mutluluğunu baz almaz iktisat Atatürk’ün de dediği gibi; ‘Ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felâketlerden yakasını kurtaramaz’ ve ‘Tam bağımsızlık ancak iktisadi bağımsızlıkla mümkündür’. Bu durumda servet eşitsizliğinin bu düzeye ulaşması, yalnızca ekonomik refahı değil;

toplumsal uyumu, güvenlik algısını, siyasal istikrarı, gençlerin ülke bağlılığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle servet eşitsizliği, ekonomik bir mesele olmaktan çıkmış, ulusal güvenlik ve sosyal barış meselesine dönüşmüştür.

ZAFER PARTİSİ’NİN ÇÖZÜM PROGRAMI

Zafer Partisi olarak kamuoyuna taahhüdümüz şudur: Üretim ekonomisine dönüş. Reel ücretlerin güçlendirilmesi. Kamusal üretim ve planlama stratejileri. Etkin miras ve servet vergisi düzeni. Yabancı işgücünün denetimi ve ucuz emek sömürüsünün sonlandırılması. Kamu bankalarının üretim dostu yapılandırılması. Rant ekonomisinin sona erdirilmesi.  KOBİ’lerin ve teknoloji girişimlerinin desteklenmesi.

Türkiye üretmeden zenginleşemez; üretmeden eşitlik kuramaz. Bu tablo kader değil, değiştirilebilir bir politik tercihtir. Bugünkü durum kaçınılmaz değildir. Doğru politikalar, adil bir servet dağılımı ve güçlü ve planlı üretim modeliyle Türkiye yeniden ayağa kalkabilir. Zafer Partisi; Türk milletinin emeğini, refahını ve geleceğini koruyan bir ekonomik düzen için mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.”

‘Esnaf dükkân kapatıyor’

Yerli ve Milli Parti Edirne İl Başkanı Mesut Ağırbasan, hem esnafın hem vatandaşın bugüne kadar görülmemiş bir ekonomik sıkışma içinde olduğunu belirtti. Sahada yaptığı görüşmeleri aktaran Ağırbasan, “Asgari ücret 22 bin lira ama aile mi geçindirecek, kira mı ödeyecek, çocuk mu okutacak? İmkânsız. Sahada konuştuğumuz esnaf, ‘hiç böyle bir dönem yaşamadık’ diyor” ifadelerini kullandı.

‘ESNAF BULGAR TURİSTİN SİFTAHIYLA AYAKTA KALAMAZ’

Ağırbasan ekonomik çelişkiye dikkat çekerek şunları söyledi:

“Hafta sonları Bulgar ve Yunan turist alışveriş yapınca nefes alıyoruz, hafta içi tık yok, siftahsız dükkân kapatıyoruz’ diyen esnafı dinliyoruz. Böyle bir fotoğraf Türkiye ekonomisinin özeti hâline gelmiş durumda; içeride tüketim yoksa ülke nefes alamaz.”

‘VERGİ POLİTİKASI ADALET ÜRETMEK YERİNE EZİYOR’

Ağırbasan, esnafın en büyük şikâyetinin vergi adaletsizliği olduğuna dikkat çekti ve şu çağrıyı yaptı:

“Vergi güncellemeleri mutlaka gözden geçirilmeli. Çok kazanan çok, az kazanan az vergi ödemeli. Bu devlet aklıdır. Aksi hâlde küçük işletme, üretici ve esnaf daha da yok olur.”

‘ASGARİ ÜCRET MASASI ADALETSİZ: KARARI İŞÇİ İLE İŞVEREN VERMELİ’

Başkan Ağırbasan toplu ücret görüşmelerindeki yapıyı da eleştirerek şunları söyledi:

“Sendikal masada işçi ve işveren var ama hükümet ağırlığını koyuyor, sonuç hep aynı oluyor. Bu adil değil. Kararı işçi ile işveren almalı, devlet burada taraf değil hakemin kendisi olmalı. Çünkü bugün bu maaşla yaşamak mümkün değil.”

Ağırbasan mesajını şu cümleyle bitirdi:

“Bu millet çalışıyor ama karşılık alamıyor. Sorun büyürken çözümü görmezden gelen hiç kimsenin halkın karşısında meşruiyeti kalmaz.”

‘Çocuklar atölyelerde ölmesin’

Olgay GÜLER

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Gençlik Kolları’nca geçtiğimiz hafta Türkiye İşçi Parti’li (TİP) gençlerin protesto ederken gözaltına alındığı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) konusunda düzenlenen açıklamada, çocukların bu merkezler aracılığıyla geleceksizleştirildiğine yer verildi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in de katıldığı geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi sırasında bir grup TİP üyesi öğrenci, MESEM uygulamasına karşı bakan Tekin’i protesto etti. Protestoyla ilgili öğrencilerden 17 TİP üyesi gözaltına alındı. CHP Edirne İl Gençlik Kolları, TİP’li öğrencilere destek verip, MESEM uygulamasına tepki göstermek amacıyla Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi. TİP İl Başkanı Betül Okuyan’ın da katıldığı açıklamayı, CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata okudu.

‘KARA DÜZENİN GÖRÜNTÜSÜ MESEM’LER’

AK Parti iktidarının uyguladığı eğitim sistemiyle çocukların geleceksizleştirildiğini söyleyen Hata, “AKP iktidarının her geçen yıl parça parça dağıtıp bir kenara attığı eğitim sistemiyle çocuklar işçileştiriliyor, gençler geleceksizleştiriliyor. Sonuç ne? Artan çocuk ölümleri, suça sürüklenen çocuklar, işsiz gençler, madde bağımlılığı, sonu gelmez depresyonlar ve intihar eden gençler. Bunların hiçbiri kendiliğinden olmuyor. Yaşadığımız tüm bu kötülük bir kara düzenin sonucudur. Bu kara düzenin bugünkü görüntüsü ise MESEM’lerdir” dedi.

‘YÜZBİNLERCE ÇOCUĞUN OKULLA BAĞI KESİLİYOR’

Çocukların Meslek Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) eriyip gittiğini kaydeden Hata, “Nedir MESEM? İktidara göre Mesleki Eğitim Merkezleri. Bize göre düzenin kirli çarkları arasında eriyip, giden; okul çağında işçileştirilen yitip giden çocuklar demek. Bu sistemde çocuklar eğitim almıyor, geleceğe hazırlanmıyor. Ucuz işgücü olarak görülüyor ve sömürülüyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında MESEM’e devam eden 392 bin 887 öğrenci var. Bu sistem yüzünden yüzbinlerce çocuğun okulla bağı kesiliyor. Bu ülkede yaşayan milyonlara soruyoruz: Lise çağındaki bir çocuğun haftada 1 gün okula, 4 gün atölyeye, sanayiye, fabrikaya gittiği bir düzene mesleki eğitim denebilir mi? Okulda olması gereken çocukların atölyede, sanayide, fabrikada ucuz iş gücü yapıldığı bir düzende iş güvenliğinden nasıl bahsedilebilir? İnsan canının kıymetli olduğu nasıl söylenebilir? Böyle bir düzende çocukların geleceğe hazırlandığından, eğitim gördüğünden nasıl söz edilebilir?” diye konuştu.

‘2025’te 86 ÇOCUK İŞÇİ KATLEDİLDİ’

MESEM’İN çocukların doğrudan işçileştirildiği, yasalarla sömürüldüğü bir AKP projesi olduğunu dile getiren Özgür Hata, “Bizler CHP Gençlik Kolları olarak ucuz iş gücü olarak görülen çocukların eğitim haklarından mahrum bırakılarak, doğrudan işçileştirildiği bu düzenin tam karşısında duruyoruz. Sermayenin iş gücü ihtiyacı olabilir. Ülkemizde her 4 gençten 1’i ne eğitimde ne istihdamda. Genç işsizliği her geçen gün katlanarak artıyor. Çalışmaya, üretmeye hazır büyük bir genç nüfusa sahipken devlet eliyle çocukların işçileştirildiği, kamu kaynaklarının düzenin çarkları işlesin diye sermayeye aktarıldığı MESEM düzenini kabul etmemiz mümkün değildir. Çünkü bu düzenin kirli çarklarında çocukların hayatları yitip gidiyor. 2025 yılında bu ülkede 86 çocuk işçi katledildi. Sayın Bakan’ın bakanlık yaptığı dönem içerisinde MESEM’lerde hayatını kaybeden çocuk sayısı 16. Bu iktidar için yalnızca bir sayı olabilir. Ama bizim için değil. Onlar bizim her sabah aynı güneşe uyandığımız, aynı sokaklarda yürüdüğümüz, aynı hayalleri paylaştığımız kardeşlerimiz” şeklinde konuştu.

Okulda olması gereken çocukların atölyelerde emeğinin sömürülmemesi gerektiğinin altını çizen Hata, “Çocuklar iş cinayetlerine kurban gitmesin diye mücadele etmek bu ülkede yaşayan biz gençlerin, boynumuzun borcudur. Bizim durduğumuz yer son derece nettir. Tıpkı bizler gibi ses yükselten iktidarın bu kirli düzenini, MESEM uygulamasını protesto ettiği için hukuksuzca tutuklanan Türkiye İşçi Partili 16 arkadaşımızla dayanışma içerisinde olduğumuzu da buradan açıkça ifade etmek istiyoruz. Arkadaşlarımızın yarım bırakmaya çalıştığınız sözleri bize emanettir. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi Gençliği olarak: Çocuklar eğitim hakkından mahrum kalmasın, atölyelerde can vermesin istiyoruz. Parasız, bilimsel, demokratik eğitim istiyoruz. Biz gençlere dayatılan işsizliğe, geleceksizliğe ve baskılara karşı ses yükseltiyoruz. Geleceğimizde umut, hanemizde iş, soframızda ekmek, ülkemizde özgürlük istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Zafer Partisi’nden Vakıflar’a kira tepkisi

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün kira artışının esnaf arasında ayrımcılığa, belirsizliğe, hukuki güvensizliğe, psikolojik baskıya sebep olduğunu belirterek, “Bir kamu kurumunun böylesine öngörülemez ve hesap verilemez bir kira politikası uygulaması devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz” dedi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Vakıf dükkanlarının sessiz küçülüşü” başlıklı yazılı açıklamasında, Vakıflar Edirne Bölge Müdürlüğü tarafından 2026 kira dönemi için uygulanan yüzde 40’lık kira artışı, kent ekonomisinin bel kemiğini oluşturan küçük esnafı derinden yaraladığını beli8terek, “Bu karar, basit bir mali düzenlemenin çok ötesinde; esnafı ekonomik olarak tasfiye eden, şehir merkezimizin tarihi ticari dokusunu zayıflatan ve çarşılarımızı çöküntü alanlarına dönüştürme riski taşıyan ağır bir tercihtir” ifadesini kullandı.

İktidarın uzun yıllardır sürdürdüğü yanlış, öngörüsüz ve içi boş ekonomi politikalarının bir sonucu olarak zaten yüksek maliyetler, kur şokları, sosyal kırılmalar ve büyüyen gelir adaletsizliği altında ezilen esnafın enflasyon ve daralan talep karşısında ayakta kalmaya çalışırken şimdi de kira zammıyla karşı karşıya bırakıldığını belirten Arda Meriç, şunları söyledi:

“Bu koşullar altında esnafın yükünü artıran her adım, yalnızca bireysel işletmeleri değil, Edirne’nin ekonomik ve toplumsal dokusunu da doğrudan tehdit etmektedir. Bu durum kabul edilemez.

ADALETSİZ KİRA ARTIŞI: AYNI ÇARŞIDA FARKLI ORANLAR

Edindiğimiz bilgilere göre bazı dükkânlara doğrudan %40, bazılarında ise TEFE-TÜFE oranında kira artışı uygulanmıştır. Bu farklılaştırmanın temel kriteri esnafa açıklanmamış; hangi dükkânın neden daha yüksek zam aldığı belirsiz bırakılmıştır. Bu uygulama;

Esnaf arasında ayrımcılığa, belirsizliğe, hukuki güvensizliğe, psikolojik baskıya sebep olmuştur. Bir kamu kurumunun böylesine öngörülemez ve hesap verilemez bir kira politikası uygulaması devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.

EKONOMİK GERÇEKLERLE BAĞDAŞMAYAN BİR ZAM

Bugün Edirne’nin Bedesten, Arasta ve diğer Vakıf dükkânlarının çoğunda iş hacmi geçmiş yıllara göre belirgin şekilde düşmüştür. Turist yoğunluğu azalmış, yerel halkın alım gücü enflasyon karşısında erimiş, esnafın cirosu düşmüştür. Bu ekonomik tabloda %40 kira zammı talep etmek; Esnafa ‘kapat dükkânı, çık git’ mesajı vermektir. Tarihi çarşıları özel mülk mantığıyla yönetmektir. Kamu yararı ilkesini tamamen yok saymaktır.

Kira artışı yalnızca esnafın yükünü artırmakla kalmayacaktır zira dükkân sahipleri maliyet artışı karşısında gelirini korumak adına ilk başvuracağı maliyet kalemini kısmaya sürükleyecek ve çalışanların işten çıkarmaya başlayacaktır. Hatta bazı esnaflarımız ise bu maliyet kalemleri altında kar elde edemeyeceğinden dükkanları boşaltmaya başlayacaktır. Bu durum yalnız iktisadi bir gerçekliği değil aynı zaman kentin önemli bir kültürü olan çarşı kültürünün yapısının değişmesine ve çökmesine zemin hazırlayacaktır.

VAKIF MALLARI TİCARETİ CANLANDIRMAK İÇİN YÖNETİLMELİDİR.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün varlıkları, tarihsel olarak; toplum yararına, bölgesel kalkınmaya, kültürel mirasın korunmasına, esnaf ve üreticinin desteklenmesine hizmet etmek için oluşturulmuş yapılardır. Ancak bugün bu mekanlar, tamamen ticari rant mantığıyla işletilmekte; kamusal niteliği göz ardı edilmektedir. Yılın belli döneminde Ahilik Kültürünü hatırlatan ve hatırlayan kurumlarımız ise bu duruma sessiz kalmaktadır.

ENFLASYONUN FATURASI ESNAFA

Hükümet yıllardır yanlış ve içi boş ekonomi politikalarının ürettiği enflasyonu gizlemek için, tüm maliyetleri vatandaşın üzerine yıkmaktadır. Enerji zamları, vergi artışları, kredi maliyetleri derken, esnaf zaten bitme noktasına gelmiştir. Şimdi Vakıflar tarafından yapılan bu zam da aynı zihniyetin devamıdır:

Zafer Partisi olarak bu yaklaşımın karşısındayız. Enflasyonun yükü, toplumsal üretimin en zayıf halkasına değil; kararlarıyla krizi yaratan iktidarın kendisine ait olmalıdır. Zam sonrası birçok Vakıf işyerinin boş kaldığını görmekte ve bir kısmının da boşaltılmaya başlandığını üzülerek görmekteyiz bu durum iki önemli riski gösteriyor:

Kira seviyesi piyasa gerçeklerine uygun değildir. • Esnaf çıkarsa, çarşı ölür; çarşı ölürse şehir merkezi çöker. Edirne gibi tarihi ve turistik bir şehirde, çarşıların boşalması yalnız ekonomik değil, kültürel bir kayıptır.

ZAFER PARTİSİ OLARAK TALEPLERİMİZ NETTİR.

%40’lık kira artışı derhal geri çekilmelidir. TEFE-TÜFE üstü artışlar iptal edilmeli, standart, adil ve hesaplanabilir bir sistem getirilmelidir.

Tarihi çarşılar ‘özel koruma alanı’ kapsamına alınmalıdır. Bedesten ve benzeri mekanlarda yüksek zam uygulamak, bu tarihi dokunun ticari canlılığını yok eder.

Kira artışı yapılmadan önce esnafla zorunlu istişare mekanizması kurulmalıdır.

Kamu kurumlarının kira politikaları şeffaf ve ölçülebilir kriterlere dayanmalı esnafı destekleyecek vergi ve kira teşvikleri oluşturulmalıdır.

Enflasyon karşısında gelirleri eriyen küçük esnafın korunması, sosyal devletin gereğidir.

EDİRNE ESNAFI YALNIZ DEĞİLDİR

Vakıfların bu kararı; Ekonomik gerçeklerden kopuktur, esnafı mağdur etmektedir. Edirne’nin ticari geçmişini ve geleceğini riske atmaktadır.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanlığı olarak açıkça ifade ediyoruz: Bu karar geri çekilene kadar konunun takipçisi olacağız. Esnafımızın yanında durmaya, adil ve şeffaf bir kira politikasını savunmaya devam edeceğiz.

Edirne, tarih boyunca üretimin, ticaretin ve ahilik kültürünün şehir olmuştur.Bugün bu kültürü yaşatmak, esnafı korumak, tarihi çarşıları ayakta tutmak bir siyasi tercih değil, Edirne’ye saygının gereğidir.”

Edirne’nin altı labirent

Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, yıllarca kim hangi kurumu temsil ediyorsa, alt yapı konusunda kent merkezinde istediği gibi kazı yaptığına dikkat çekerek, bunun sonucu olarak Edirne’nin altı birbirine girmiş hatlardan oluşan bir labirente dönüştüğünü söyledi.

Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, ‘’Edirne’nin Altyapı Sorununa Dair Öneriler’’ başlıklı yazılı açıklamasında şunlara yer verdi:

“28 Kasım 2025 Cuma günü, tüm yerel basınımızda Edirne Belediyesi’nin 800’lük ana su boru hattındaki çalışmaları yer aldı. Yayınlanan fotoğraf ve videolardan belediye ekiplerimizin ne kadar özveriyle çalıştığını hep birlikte gördük.

 Çalışmaya bir mühendis gözüyle baktığınızda yerin üstündeki keşmekeşin aynısının yerin altında da olduğunu açıkça görüyorsunuz. Belediye ekipleri; karışmış kabloların, rastgele döşenmiş hatların arasında hiçbir şeye zarar vermeden, vatandaşı en az etkileyecek şekilde görev yapmaya çalışıyorlar.

Sorun: Edirne’nin Altı Birbirine Girmiş Hatlardan Oluşan Bir Labirent

Yıllarca kim hangi kurumu temsil ediyorsa, istediği gibi kazı yapmış;

Kimi 30 cm’de,

Kimi 1 metrede,

Kimi de zeminin hemen altında hat döşemiş.

Yeni dökülen asfalt yeniden kazılmış, kaldırımlar sökülmüş, bir şirket diğerinin hattına zarar vermiş… Bugün bile bazı özel şirketler şehrin göbeğinde sadece 30–40 cm derinliğe hat döşemeye devam ediyor.Bazen bu çalışmalar esnasında su vs. hatlara zarar verebiliyorlar.

Oysa olması gereken neydi?

Dünyanın birçok kentinde yıllardır uygulanan bir yöntem var:

Kollektif altyapı koridorları.

Betonarme hat blokları yeraltına yerleştirilir ve her 200 metrede bir erişim kuyusu olur. Böylece:

Asfalt kazılmaz,

Tretuvar sökülmez,

Yeni telekom, elektrik ya da su hattı döşenecekse kazı yapılmasına gerek kalmaz,

Arıza durumunda vatandaşı rahatsız eden çalışmalar ortadan kalkar.

Bu sistem geçmişte uygulanmış olsaydı, bugün bu karmaşayı yaşamazdık.

Peki geç mi kaldık? Hayır. Hâlâ fırsat var.

Edirne şu anda büyük bir kentsel dönüşüm süreci içinde. Özellikle otoyol tarafındaki gelişen yeni kent bölgesinde, bu altyapı modeli hemen uygulanabilir. Ardından da etap etap tüm şehre yayılabilir. Bugün atılacak bir adım, yarının büyük maliyetlerini ortadan kaldırır. Bazen muhalefette olmak, sorunların çözümüne ortak olmak demektir.

 Ve unutmayın:

 Başlamak, bitirmenin yarısıdır.”

‘Bu millet, bu adaletsizliği hak etmiyor’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen ve yalnızca üst düzey bürokratlara 30 bin TL’ye kadar seyyanen zam öngören düzenlemenin 23 yıllık AKP politikalarının Türkiye’de yarattığı gelir adaletsizliğinin en son, en çarpıcı örneği olduğunu söyledi.

CHP İl Başkanı Balkanlı, TBMM’de kabul edilen ve yalnızca üst düzey bürokratlara seyyanen 30.000 TL zam yapan düzenleme ile ilgili açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

”TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen ve yalnızca üst düzey bürokratlara 30 bin TL’ye kadar seyyanen zam öngören düzenleme, 23 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği noktayı acı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bu teklif; genel müdürleri, başkanları, müfettişleri, valileri, üst kademe bürokratları kapsarken, öğretmeni, polisi, doktoru, hemşireyi, mühendisi, memuru, emekliyi, işçiyi, asgari ücretliyi kapsam dışı bırakmıştır.

Her sabah sınıfa umut taşıyan öğretmen, sokakta canı pahasına görev yapan polis, hayat kurtaran doktor ve hemşire, aylarca proje üreten mühendis ve mimar, akşam eve borç hesabıyla dönen memur… Hepsi bu düzenlemede yok sayılmıştır.

Bu ülkede yoksulluğu önlemek için iktidara geldiğini söyleyen AKP, bugün yoksulluğu yönetilen bir düzene, gelir adaletsizliğini ise kendi eliyle büyütülen bir uçuruma dönüştürmüştür.

Ve bu düzenleme, 23 yıllık AKP politikalarının Türkiye’de yarattığı gelir adaletsizliğinin en son, en çarpıcı örneğidir. Halkı birbirine karşı kutuplaştırmaktadır.Toplumsal barışı yok etmektedir. Kul hakkı yiyorlar.

Yazıklar olsun!

Yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm edilen milyonlara “kaynak yok” diyen iktidar, söz konusu kendi bürokratik düzeni olduğunda kesenin ağzını açmaktadır. Bu, sadece ekonomik bir tercih değil; tam anlamıyla bir adaletsizlik, vicdansızlık ve siyasi körlük örneğidir.

Bugün ülkemizde:

Asgari ücret açlık sınırının altında,

Emekli maaşı insanca yaşamın çok uzağında,

İşsizlik gençleri umutsuzluğa sürüklüyor,

Çalışan kesim borç içinde ayakta kalmaya çalışıyor.

Ve tüm bu tablo ortadayken AKP, bir avuç üst düzey bürokrata 30 bin TL’lik seyyanen zammı Meclis’e getirmiştir.

Açıkça söylüyorum:

Bu halk size hakkını helal etmiyor!

Bu teklifi hazırlayanların da, Meclis’e taşıyanların da, savunanların da yüzüne gözüne dursun!

Milletin alın teriyle dalga geçen bu yaklaşımın adı yönetim değil; adaletsizliktir, insafsızlıktır!

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu düzeni değiştirmeye geliyoruz.

İktidara geldiğimizde;

Bu ülkenin tüm çalışanlarına, emeklisine, işçisine hak ettiği değeri vereceğiz,

Gelir adaletsizliğini bitireceğiz,

Yoksulluğu siyasetin bir aracı olmaktan çıkaracağız,

Hakça paylaşımı, adil ekonomiyi ve sosyal devlet ilkesini yeniden hâkim kılacağız.

Bu ülke, 23 yıllık AKP politikalarının yarattığı ekonomik yıkımı hak etmiyor.

Bu millet, bu adaletsizliği hak etmiyor.

Ve bilinsin ki Türkiye sahipsiz değildir!

CHP olarak bizler halkımızın hakkını, emeğini ve geleceğini savunmaya devam edeceğiz.Kimse umutsuzluğa kapılmasın.Halkımız ilk seçimde bunun hesabını sandıkta en ağır şekilde soracak ve kendi iktidarını kuracaktır.Halkın İktidarı yakındır.”

‘Sosyal yaşam bile artık lüks’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, yeniden gündem olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun kasım ayı enflasyon veriler için “Enflasyonun düştüğü söyleniyor ama vatandaşa sosyal yaşam bile lüks hâline geldi” ifadelerini kullandı.

CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, Türkiye İstatistik Kurumu’nun kasım ayı enflasyon verilerine yönelik ekonomik göstergelere ilişkin tartışmayı farklı bir açıdan ele aldı. Akgüngör, açıklanan verilerin yalnızca market alışverişini değil, toplumun sosyal yaşamdan uzaklaşmasını da göz ardı ettiğini söyledi.

Volkan Akgüngör, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyonun gerilediği yönünde açıklamalar yapılırken, Edirne’de vatandaşın yalnızca gıda değil, sosyal hayatla bağının da koptuğunu görüyoruz. İnsanlar artık sinemaya gitmeyi, dışarıda bir çay içmeyi, çocuklarına küçük bir etkinlik bile yapmayı hesaplayan bir noktaya geldi. Sosyal yaşamın en temel unsurları vatandaşın elinden kayıp giderken, açıklanan ‘düşük enflasyon’ rakamlarının hayatla bir bağlantısı kalmıyor.

Bugün bir aile sadece mutfak alışverişi için değil, günlük yaşamın en sıradan ihtiyaçları için dahi fedakârlık yapmak zorunda. Bu durum, toplumun moralini ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Ekonomik sıkıntı sadece market raflarında değil, insanların gülümsemesinde, çocukların oyun alanlarında, ailelerin hafta sonu planlarında görülüyor.

Edirne gibi kültürel ve sosyal yönü güçlü bir şehirde bile vatandaşlar temel ihtiyaçları karşılayamaz hâle gelmişken, ‘enflasyon düştü’ söyleminin faydası yoktur. Bizim gerçek gündemimiz, halkın yaşam standardının gerilemesidir. CHP olarak, yurttaşlarımızın sadece karnını doyurmasını değil, insanca yaşayabilmesini sağlayacak bir ekonomik düzen için mücadeleyi sürdüreceğiz.”

Zafer Partisi’nden Asgari Ücret Çalıştayı

Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, partisinin Türk milletinin hak ve hukukunu korumaya yönelik çalışmalarına hassasiyetle devam ettiğini, 30 Kasım’daki ‘Emekli Çalıştayı’nın ardından 7 Aralık Pazar günü de Asgari Ücret ve Geçim Standartları Çalıştayı gerçekleştireceğini duyurdu.

Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, ziyaretlerinden dolayı Edirne Emekliler Derneği Başkanı Ahmet Ziya Yaz ve yönetimine teşekkür ettiği açıklamasında  “Zafer Partisi, Türk milletinin hak ve hukukunu korumaya yönelik çalışmalarına hassasiyetle devam etmektedir. Bu çalışmalardan biri de 30 Kasım 2025 tarihinde Genel Başkanımı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın da katıldığı ‘Emekliye Adalet, Dul ve Yetim Ailelerine Ekonomik Güvence Çalıştayı’ olmuştur” diyerek, Genel Başkan Özdağ’ın yapmış olduğu konuşmasından satır başlarını şöyle sıraladı:

“Türkiye’de 16 milyon emekli dul ve yetimden oluşan bir kitle var. Çok büyük bir kitle bu. Bu 16 milyon emekli dul ve yetim kitlesine iki kişiyi daha emekli olarak eklemeliyiz ki, Türk ekonomisi işçisiyle, köylüsüyle yola doğru devam edebilsin.

Siyaset kaynakların nasıl belirleyeceğini nasıl dağıtılacağını belirleme işidir. Çok doğru bir tanı. Çok kestirme ama özü budur. Böyle bir çerçeveden baktığımızda AK Parti siyasetine gördüğümüz şudur: Emekliye para yok. Asgari ücretle çalışana para yok. Çiftçiye para yok. Türk üreticisine para yok. Ama yılda 8 milyar dolara kadar insani yardım diye değişik ülkelere para ve yatırım aktarma var.’’

Biz Zafer Partisi olarak siyasette görevimizin kaynakları Türk milleti lehine yeniden dağıtmak olduğunu düşünüyoruz. Biz, kaynakları Türk milleti için harcamaya hazırlanan ve bunun projelendirilmesini yapan bir partiyiz.

Efendim, emekliler çok uzun yaşıyorlar. Ne düşünüyorsunuz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Kısaltmak için mi çabalayacaksınız? Şimdi bunu söyleyen bürokrat hala görevde. İnanılır gibi değil.

Daha önce partimizin kurulduğu günlerde, yapmış olduğumuz ilk çalıştayda vermiş olduğumuz sözü tekrarlıyoruz. Emekli, bütün hayatı boyunca bu devlete ve bu millete karşı dürüst bir şekilde çalışarak, vergilerini vererek, ortaya koyduğu çalışma performansıyla toplumun sağlıklı bir şekilde işlemesine katkıda bulunarak, topluma ve devlete karşı görevini yerine getirdikten sonra hayatının çalışma hayatı dışındaki bölümünü sağlık, güven ve mutluluk içerisinde yaşamayı hak etmiş insandır.’’

Bütün bunları yapabilmek için de önce yapmamız gereken şey Türkiye’nin erken genel seçime gitmesini sağlayacak bir siyasi atmosferi oluşturmaktır. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir narkoterör örgütünün lideriyle devletin ve cumhuriyetin yasalarının ve karakterinin konuşulduğu bir ortamda ekonomik buhranda yaşam savaşı veren kitlelerin dikkatinden bazı şeylerin kaçırılmaya çalışıldığının da farkındayız. Ama Türk milleti pazarda torbasını doldurmak için, ki dolduramıyor, mücadele verirken başka milletlerde olmayan yüksek devlet şuuruyla karda aç bile olsa devletine sahip çıkmayı ve savunmayı bilen bir millettir. Görüleceği üzere Zafer Partisi, Türk emeklisinin, Türk işçisinin ve Türk çiftçisinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Bu amaçla düzenlediğimiz çalıştaylarımız da devam etmektedir. 7 Aralık 2025 tarihinde düzenlenecek olan ‘Asgari Ücret ve Geçim Standartları Çalıştayı’nı tüm vatandaşlarımızdan takip etmelerini rica ederim.”

‘İthal gıda ürünlerine güvenmeyelim’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek,  TUİK için açıkladığı Türkiye Ekonomisi büyüme verilerine göre teşvik edilmeyen, desteklenmeyen tarım kesiminin %12,7 olarak küçüldüğüne dikkat çekerek, “Önlem alınmadığı takdirde temel gıda üretiminde çok büyük sorun yaşayacağız” dedi.

Eski Milletvekili Şadan Şimşek, “Tarım ve Hayvancılıkta gelinen son durum” notu ile yaptığı yazılı açıklamada, “Ülkemizin geldiği süreçte kaybolan üretimimizin sonucunda balık tutmayı unuttuğumuzu ve balık yemeyi öğrendiğimizi hatırladık” diyerek yapılması gerekenleri tek tek sıraladı. Şimşek, açıklamasında şunlara yer verdi:.

“Yıllarca kendi gıdasını üretmeyen ülkeler bağımsızlıklarını kaybederler. Dışa bağımlı hale gelirler, diye söyledik. Ülkemizde bulunan Tarımsal Araştırma Müdürlüklerine kendi yerli tohumlarımızı üretme konusunda 2001 yılında milletvekilliği dönemimizde çalışmalar başlattık. Üniversitelerimizin Ziraat Fakültelerini devreye girmesinin öneminden bahsettik. Ancak bizler kolay yolu seçtik. Bunun içine siyaset ve ticareti de sokunca rantiyecilerin kazanması için kendi gıdamızın üretimini bıraktık. Dışa bağımlı hale getirildik ki! döviz artışlarından hemen etkilenerek temel gıda fiyatlarımızda ani artışlar olmaktadır.

Ülkemizdeki siyasi anlayışla da Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Fonu’ndan da yaklaşık 43 milyon kişiye nakdi ve ayni yardım sağlayarak, ilk başta dışarıdan ucuz gıda alarak tarımda üretimi bitirdik. Çiftçiyi üretemez hale getirdik.

Başta şeker fabrikaları olmak üzere, süt üreticilerinin, ziraat odalarının, kooperatiflerin geldiği durum ortadadır. Çiftçimizde, halkımızda ne yapacağını bilememektedir. Herkeste bir sessizlik hakimdir.

Ülkemiz tarım ve hayvancılığının geldiği noktada. Biz söyledik demekle bunun olmayacağını herkes biliyor.

Nihayet tarım ve hayvancılıkta yanlış politikaları kabul etmek zorunda kaldık. Bundan sonra ne yapmalı ona bakarak, yerli tohum yetiştiriciliğine, yerli tohum bankası kurulmasını faaliyete geçirilmesine önem verilmelidir. Tarım alanları talan edilmemeli, tohum üretim planlaması yapılmalı, çiftçi kuruluşlarımızı, kooperatiflerimizi, Ziraat odalarımızı, Tarımsal Araştırma Müdürlüklerimizi, Ziraat Fakültelerimizle birlikte zaman kaybetmeden eylem planları hazırlanmalıdır.

Kendi ülkemizin verimli toprakları dururken, yok edilen tarım ve hayvancılığı nasıl canlandırırız. Bununla ilgili başta Ziraat Odalarımız, Üretici Birliklerimiz, Akademisyenler, Meslek Odalarımızla birlikte, sorunları tespitini yaparak, çözüm yollarını nasıl hayata geçiririz.

Tarım ve Orman Bakanlığı bununla uğraşması gerekirken. Başka bir ülkenin toprağına ekip dikmeyi planlıyor. Amacını da tam açıklarsa bizde bilelim. Ne yapmak istediğini anlayalım.

YAPMAMIZ GEREKENLER

1.Çiftçinin girdi fiyatlarının Mazot, Gübre, İlaç vb. gibi.. ÖTV ve KDV’nin kaldırılması,

2.Ürüne Doğrudan Gelir Desteğinin verilmesi,

3.Hasat zamanı ithalatın durdurulması,

4.Ziraat Bankası, Tarım Kredi başta olmak üzere, çiftçi borç faizlerinin silinmesi, yeniden yapılandırılması,

5.Ürün deseni ve planlamasının acilen yapılması, bölgesel tarımsal teşviklerin belirlenmesi,

6.Yerli gıda ürünlerinin geliştirecek politikaların belirlenerek uygulanması,

7.Kendi tohum bankasının kurulması,

8.Süt ve besi hayvancılığının geliştirilmesi,

9.Kırsal Kalkınma Planlarına ağırlık verilmesi gibi… Çiftçi kuruluşlarımız, Meslek Odalarımız ve Akademisyenlerimizle ile birlikte çoğaltabiliriz.

Unutulmamalıdır ki; ‘Elden gelen ile öğün olmaz, o da arandığında bulunmaz’ atasözümüzde olduğu gibi dışarıdan gelen gıda ürünlerine güvenmeyelim. Kendi ürettiğimiz gıda ürünlerine güvenelim.. Ülkemizin bir tarım ülkesi olduğunu unutmayalım. Yerli üreticilerimize destek verelim. Çiftçimizi, tarımı kalkındıralım. Onlara sahip çıkalım. Yoksa bu vebali bizler, çocuklarımız, torunlarımız, gelecek nesillerimiz öder.

Kendi gıdamızı üreten, bağımsızlığını güçlü kılan bir ülkemiz olmayı diliyorum. Ülkemizin ve halkımızın çıkarlarını koruyan çiftçi kuruluşları, siyasetçilerin olmasını temenni ediyorum.

Yerli tohumda ve gıda üretim yaparak, güvenli gelecek, yarınları güvence altına almamız gerekir.”