Kategori arşivi: Siyaset

Akgün’dan Aksal’a ‘zam’ salvosu

Olgay GÜLER
CHP Edirne eski merkez ilçe başkanı ve il genel meclis üyesi Erdal Akgün, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın ETUS zammıyla ilgili eleştirilerine cevap verip, “Senin iktidarın bir yılda akaryakıta yüzde 120 zam yapıyor. Çiftçinin de, ulaşım sektöründe olanların da en çok canını yakan bunlar ama sen gemiyi bırakmışsın balıkçının kayığıyla oynuyorsun” dedi.
CHP’li Akgün, AK Parti Edirne Milletvekili Aksal’ın, geçtiğimiz gün Edirne Belediye Baş-kanı Filiz Gencan Akın’a yönelik yaptığı ETUS zammı eleştirisine cevap verdi. AK Parti iktida-rında son 1 yılda akaryakıtla birlikte diğer girdi kalemlerine yapılan zamlara dikkat çeken Ak-gün Aksal’a, “Sen gemiyi bırakmışsın balıkçının kayığıyla oynuyorsun” sözleriyle yüklendi.
‘EDİRNE ESNAFINA SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUM’
Kendisinin de zamlara karşı olduğunu anlatan Akgün, “Zamlara karşı olan bir insanım. Çünkü zamların en çok içini yaktığı birisiyim, her şeyden önce çiftçiyim AKP milletvekili Sayın Fatma Aksal birkaç günden beri Edirne yerel basınında bazı demeçler veriyor. ETUS’a verilen yüzde 37’lik zamma karşı çıkıyor. Senin iktidarın bir yılda akaryakıta yüzde 120 zam yapıyor. Çiftçinin de ulaşım sektöründe olanların da en çok canını yakan bunlar. Ben zammı falan savunmuş bir insan değilim ama senin iktidarın, senin genel başkanın petrol ürünlerine yüzde 120 zam yapacak bir yılda ki yine büyük bir zamla karşı karşıya kaldık, neredeyse zam olmadığı gün yok. ETUS’a yüzde 37 zam yapılmış, keşke hiç olmasa. bunlara gerek duyulmasa ama Fatma Aksal sen gemiyi bırakmışsın balıkçının kayığıyla oynuyorsun. Ben seni, için yanan Edirne esnafına sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.
‘KAYIKLA UĞRAŞMAYI BIRAK, GEMİYE DÖN’
Özellikle tarımda yaşanan olumsuzluklara dikkat çeken Akgün, “Edirne’miz ve Trakya’mız yüz ölçüm olarak küçük ama üretimde çok büyük söz sahibi bir bölgedeyiz. Çünkü biz tarımın kralını yapıyoruz. Bakın hava şartlarıyla birlikte buğdayda gerçekten çok büyük bir verim kaybı yaşadık. Ama bizde verim kaybı var diye mazota, benzine, gübreye, ilaca, tohuma zamlar gelmeye devam ediyor. O tutturmuş ETUS. Bırak kayıkla uğraşma dön gemiye. Ben iktidar partisi milletvekiline, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sade bir üyesi olarak, eski il genel meclis üyesi, eski Ziraat Odası Meclis Başkanı olarak, özellikle Edirne merkez ilçenin 37 köyüne ikimiz gidelim halkın karşısına çıkalım, bakalım halkın karşısında neler konuşulacak? Kemalköy’de, Avarız Köyü’nde, Değirmenyeni’nde yaşayan insanlar ETUS’la mı oynuyor? Kurumuş Tunca Nehri’yle mi? Mazota gelen yüzde 120 zamla mı, ilaca gelen yüzde 150 zamla mı oynuyor? Onlar mı konuşuluyor? Bir an önce milletvekillerini asli görevlerini yapmaya yapmasına davet ediyorum” diye konuştu.

‘Sahiller halkındır, kiralanamaz!’

SOL Parti Keşan İlçe Örgütü,7’si Erikli Köyü sahilinde, 1’i ise Mecidiye Köyü Sahili’nde olmak üzere Saros Körfezi’nde toplam 8 adet müstakil plaj alanının ihaleye çıkarılmasının Anayasa madde 43 ve 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerine aykırı olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü yapılmak istenen bu işlemlerde kamu yararı yoktur. Bunun anlamı kıyıları parası olanlara açıp, halka kapatmaktadır” dedi.
SOL Parti Keşan İlçe Örgütü’nce ‘Sahiller halkındır, kiralanamaz!’ başlığı altında yapılan açıklamada, Saros Körfezi kumsalları ile ilgili tartışmalar ve mücadelenin 2019 yılı Temmuz ayından beri sürdüğünün altı çizilerek şöyle denildi:


“Saros Körfezi kıyıları 17.07.2019 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ihaleye çıkarıldı. Keşan Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi bu yerlerin belediyeye alınmasında aynı düşüncede olmalarına karşın yerler alındıktan sonra yerler hakkındaki tasarruf yetkisinde anlaşma sağlanamadığından ihaleye girilip yerler alınamadı. Başkan yerler alındıktan sonra tasarruf yetkisinin kendisine verilmesinde ısrar etmiş, Meclis yetki devri yapmamıştı. Bakanlık da ihaleye giren olmadığından ihaleyi iptal etmişti.
Daha sonra Bakanlık 21.10.2019 tarihinde Saros Kıyılarını “Muğla’ya Hizmet Vakfı” MUÇEV’e pazarlık usulüyle kiraya verdi. 2021 yılı başlarına kadar MUÇEV bu yerleri kiraya veremediği gibi kendisi de 3 aylık yaz sezonu olan Saros Körfezini karlı görmediğinden bir şey yapmadı. Saros Körfezi’nde kiraladığı yerleri Bakanlığa iade etti. Bakanlık bu yerleri Edirne Valiliği Edirne İli Çevre Koruma Vakfına “EÇEV”e verdi. EÇEV Saros Sahilinde Enez’den Mecidiye’ye kadar 14 parsel kıyıyı 23.06.2021 günü 3 yıllığına ihaleye çıkardı. O gün için 14 parselin 8 parseli alıcı buldu. Ancak 3 alıcı dışında alıcıların bir çoğu teminatlarını yaktı, kalanlarında bu gün için süreleri doldu. Şu an Keşan Belediyesine Erikli Sahilinde verilen 7 parsel ile Mecidiye sahili 2021 haziranında da ihaleye çıkarılmıştı ama alıcı bulamamışlardı. 3 yıldır boş duran parseller neden şimdi Keşan Belediyesi’ne ihale koşullu verildi?
2019 yılından bu yana ticarete açılıp talan edilmek istenen Saros Körfezinde ki sahillerimize sahip çıkıldı.. ‘Sahiller Halkındır, Kiralanamaz’ diyerek sahillerin kiralanmasına karşı ciddi direnç gösterildi ve mücadele edildi. Bugün ve bu günden sonrası da farklı olmayacak.
ANAYASA VE KIYI KANUNU’NA AYKIRI
Sahiller ile ilgili dün yapılmaya çalışılanlar da bu gün yapılmak istenen ihale de Anayasa madde 43’e ve 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. Ve 6. Maddelerine aykırıdır. Çünkü yapılmak istenen bu işlemlerde kamu yararı yoktur. Bunun anlamı kıyıları parası olanlara açıp, halka kapatmaktadır.
Edirne Valiliğinin 24.04.2024 tarihli yazısından ‘Saros Körfezi Alan Yönetimi’ oluşturulduğunu ve bu yönetimin hazırladığı ‘Yönergeye’ göre de ihale ve sonrası işlemlerin yapılacağı belirtiliyor. Alan Yönetiminin yasal dayanağı 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunudur. Ancak görev, yetki ve sorumlulukları yönetmelikle belirlenmiştir. Bu yönetmelik Saros Körfezi Alan Yönetimine sadece sahilleri parselleyip ticarete açın görevi vermiyor.
Keşke Saros Körfezi Alan Yönetimi Saros Körfezi’nde Edirne ili sınırları içinde Anayasa madde 43 ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 5. Ve 6. Maddelerine aykırı olarak yapılan uygulamaları görüp gereklerini yapsaydı.
Örneğin; Sazlıdere’de denizin doldurulup ticarete açılmasını, Saros’un ölüm fermanı olan FSRU Liman inşaatını, Gökçetepe sahilinde Milli parkın sınırlarının İbrice Limanına kadar uzatıldığını, tel örgülerle çevrildiğini, yapılaşmaya açıldığını, yerli halkın yakınından geçemediğini ve badigartlar tarafından engellendiklerini, Geçen yaz yapılan kazı ile görünür kılınan ama bu yıl ekip hazır olduğu halde göreve çağırılmayan ve hiçbir şey yapılmayan, şu an için defineciler tarafından yağmalanan Mecidiye Kalesini, Yayla Sahilinin en güzel kumsalı olan sahilin kale duvarları ile çevrildiğini, 1. Derece tarihi ve doğal sit olan Enez’de kurulan RES’leri, taş ve Betonit Ocaklarını görse ve kamudan yana taraf olsaydı. Zaman zaman Saros için alan başkanlığı telaffuz ediliyor. Alan başkanlığı da”Saros Körfezi Alan Yönetimi anlayışı ile yapılacaksa Saros’dan uzak dursun. Zira “Alan başkanlığı, Talan Başkanlığı” demektir. Bu iddia Kapadokya ve Uludağ’daki uygulamalar ile sabittir.
BELEDİYEYE ÇAĞRI
25 Haziran Salı günü Erikli sahilinde 7 ve Mecidiye sahilinde 1 parsel yeri ihaleye çıkaracak olan Sayın Belediye Başkanına çağrımızdır!
Kamucu, katılımcı, paylaşımcı, sosyal belediyecilik anlayışından ödün vermeyiniz. Lütfen! Bu ihaleyi geri çekiniz. Sahilleri parası olanlara değil halka açacak projeleri katılımcı bir anlayış ile oluşturabilirsiniz. Bu projeler ile Erikli ve Mecidiye sahillerinin en az elli yılı sorunsuz bir şekle dönüştürülebilir. Erikli ve Mecidiye sahillerine yapılacak planlı bir müdahale şu an sahillerde sorun yumağına dönüşmüş durumu bir daha yaşanmayacak şekilde ortadan kaldırabilir. Ülkemizin yaşamakta olduğu bu atmosferde; yöre halkını, kendi parti tabanınızı, doğa severleri, yaşam savunucularını kısacası tüm demokrasi güçlerini karşınıza almayınız.
Ayrıca Engelliler Parkının süresi dolan eski işletmecisine yeniden verilmesi ve sonrada parkın eski işlemecisi tarafından üçüncü şahısa devredilmesi konusunun bir çok şaibeyi içerdiği iddiaları ortalığı sarmıştır. Belediye yönetimi töhmet altına sokulmuştur. Bu konuda da kamuoyunu ikna edici bir açıklama yapılır umarız.”

Saadet’te kongre heyecanı

Saadet Partisi Edirne İl Başkanı ve Genel İdare Kurulu Üyesi Av. Sinan Tekin, yapılan istişareler sonucunda Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan’ın, genel başkan adayı olarak ilan edildiğini ifade etti.
Saadet Partisi’nin 30 Haziran’da gerçekleştireceği kongreye ilişkin açıklamalarda bulunan Tekin; “Yapılan uzun istişareler ve toplantılar neticesinde Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan’ı Genel Başkan Adayı olarak ilan etmiştir. Saadet Partisi’nin tüm teşkilat mensupları olarak yeni Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’ın etrafında kenetlenerek Milli Görüş prensiplerinin ülkemizde ve tüm dünyada hakim olması için çalışacağız. Pazar günü yapacağımız kongrede Edirne’den büyük bir katılım göstereceğiz” dedi.


MAHMUT ARIKAN
1977 yılında Kayseri’de doğan Mahmut Arıkan, ilk ve ortaöğrenimini Kayseri’de tamamladı. Erciyes Üniversitesi İnşaat Mühendisliğinden mezun oldu. Serbest ticaret ve inşaat mühendisliği yapmaktadır.
Üniversite yıllarında Millî Gençlik Vakfı okul başkanlığı, Saadet Partisi’nin kuruluşundan itibaren Gençlik Kolları başkanlığı, ilçe başkanlığı ve il başkanlığı görevlerinde bulundu. MÜSİAD, ASKON, İMO, Cansuyu, AGD başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunda görev alan Arıkan, 2019 yerel seçimlerinde Saadet Partisi Kayseri Büyükşehir Belediye başkan adayı oldu. Saadet Partisi Teşkilat Başkanı ve TBMM 28. Dönem Kayseri Milletvekili olan Arıkan; evli ve 3 çocuk babasıdır.

‘Hizmetin de bir bedeli var’

Olgay GÜLER
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Musabeyli Korusu’nda eleştirilere konu olan girişlerin ücretli olmasını ‘hizmetin de bir bedeli var’ sözleriyle yorumladı.
Milletvekili Aksal, parti il başkanlığında vatandaşlarla gerçekleştirilen buluşma öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kentte yapımı devam eden millet bahçesinden, ETUS zammına kadar bir çok konuya değinen Aksal, Musabeyli Korusu’nda eleştirilere konu olan girişlerin ücretli olmasını ‘hizmetin de bir bedeli var’ sözleriyle yorumladı.
‘HİZMETİ GÖRDÜKLERİNDE ŞİKAYET ETMEYECEKLERDİR’
Girişlerin paralı olmasından şikayet edenlerin, içerideki hizmetleri görünce şikayet etmeyeceklerini düşündüğünü belirten Aksal, “Gönlümüz ister ki aldığımız hizmetin hiçbir karşılığı olmasın ama hizmetin de bir bedeli var. Oraya gerçekten çok güzel bir koru yaptık, tertemiz. Önceki halini de biliyorum; çöp içerisindeydi. Herkesin çöpünü bıraktığı, içecek şişelerinin, çöplerin olduğu bir yerde özel idaremiz eliyle, sayın valimizin başkanlığında orada 3-4 ay gibi kısa bir sürede çok güzel bir mesire alanı yaptık. Kişi başı 30 lira ve araç başına da 100 lira gibi bir ücreti var. Ama karşılığında tuvaletler, çocuklar için aktivite alanları, spor alanları, bisiklet yolları yapıldı. Yani gününüzü geçirebileceğiniz tertemiz bir ortamda çok makul bir ücret. Bu hizmetin de bir bedeli var. Bence çok makul. Giren vatandaşlarla da konuşuyoruz, temiz bir yere gitmekten, çöplerin toplanmasından, güvenliklerin olduğu bir ortamdan memnunlar. Şikayetçi olanlar da var. Eminim ki onlar da aldıkları hizmeti gördüklerinde şikayet etmeyeceklerdir” dedi.
‘MİLLET BAHÇESİ’NE GİRİŞLER ÜCRETLİ OLMAYACAK’
Söğütlük İzzet Arseven Kent Ormanı’nda yapımında sona gelinen millet bahçesine girişlerin ise ücretli olmayacağını ifade eden Aksal, “Belki de Türkiye’nin ve Balkanların en güzel Millet Bahçesi’ni Edirne’de yapıyoruz. Çünkü içinden 3 tane nehir geçen başka bir şehir yok. Ama maalesef biz bu nehirlerin değerini çok bilemedik. Millet Bahçemiz çok güzel olacak. Türkiye genelinde Millet Bahçelerimize girişler ücretli değil. Bundan dolayı Edirne’deki girişlerin ücretli olacağını düşünmüyoruz. Millet Bahçesi’ni Edirne Valiliği ve İl Özel İdaresi eliyle yapmıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle TOKİ idaresinde yapıyoruz. Takdir tabii ki onlarındır ama ben Millet Bahçesi’ne girişlerin ücretli olacağını düşünmüyorum. Orada alacağınız kafe gibi hizmetler varsa ücretli olacaktır ama ben genel olarak girişlerin ücretli olacağını düşünmüyorum” diye konuştu.
ETUS ELEŞTİRİSİ
Kentte şehir içi toplu ulaşıma yapılan zammı da değerlendiren Aksal, “Belediye Başkanımız sayın Filiz Gencan Akın, ETUS için toplu indirim vaadi vermiş, fakat üstünden 2 ay gibi bir süre geçtikten sonra bir bakıyoruz toplu ulaşıma yüzde 37 zam yapılıyor ve gerekçe olarak da ekonomik durumu gösteriyor. Ama siz bu seçim vaadini yaptığınızda ekonomik durum çok da farklı değildi. Hatta muhalefeti dinlediğinizde seçim öncesi ‘dolar 70 lira olacak, mazot 100 lira olacak’ gibi, bundan çok daha kötü bir senaryo çiziyorlardı. Siz seçim vaatlerinizi verirken ileriye dönük beklentilerinizi hesaba katarak vermeniz gerekiyor. Filiz Hanım, o gün bu seçim vaadini verirken ekonominin daha iyi olacağını düşünmüyordu” şeklinde konuştu.
‘ULAŞIM PROBLEMİ MASAYA YATIRILMALI’
Belediyenin bir an önce Edirne’deki ulaşım konusuna çözüm bulması gerektiğini dile getiren Aksal, “Vatandaşlardan ETUS konusunda inanılmaz şikayet var. Bence belediyenin bir an önce Edirne’deki ulaşım konunu ele alması ve bir çözüm bulması gerekiyor. Yolla, suyla, çöple ilgili tabii ki söyleyecek sözlerimiz var ama başkanımıza biraz süre tanımamız gerekiyor. Birçok ilimizde belediyeler ulaşımın içerisinde. Belediye otobüslerini görüyorsunuz, vatandaşlara bir alternatif sunuyor. Raylı sistem Edirne’de düşünülebilir. Daha önce de gündeme gelmişti. Yaklaşık 45 bin öğrencinin olduğu Edirne’de, çok ciddi bir ulaşım problemi var. Başta belediye olmak üzere Edirne’deki ulaşım problemi masaya yatırılmalı. Bugün Edirne’deki ulaşım en pahalısı hem de hizmet kalitesi anlamında gerçekten çok kötü. Vatandaşların, ödedikleri ücretten çok araçların durumu ve gelme saatleri konusunda ciddi şikayetleri var” ifadelerini kullandı.

‘AKP için kılımız kıpırdamaz’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, siyasette yumuşama tartışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Devrilecekse AKP iktidarı devrilecek, Türkiye Cumhuriyeti ise ilelebet payidar kalacak. Ülkemiz için taşın altına elimizi değil, gövdemizi koyarız ancak AKP için kılımız kıpırdamaz. CHP, kimsenin kurtarıcısı, payandası, stepnesi değildir, olamaz” dedi.
CHP Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, yaptığı yazılı açıklamada, “siyasette yumuşama” olarak da anılan sürecin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in girişimiyle başladığını anımsattı.
CHP’nin, başta emekçiler, işçiler, emekliler olmak üzere tüm kesimlerin haklarını savunmak için siyasetini sürdüreceğini, kutuplaşmayı engellemek için de makul zeminde siyasi partilerle görüşmeler yaptığını belirten Yazgan, şunları kaydetti:
“Ne Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, kültürel ve siyasi durumu açık yüreklilikle anlatmaktan geri duruyoruz ne de siyasi iktidarın ve küçük ortağının bundaki sorumluluğunu görmezden geliyoruz. Partimiz CHP’nin attığı adımlar, yalnızca eleştirmenin değil, yapıcı siyasetin de gereğidir. Yanlışları düzeltmek, ülkemizi Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin ışığında yeniden muasır medeniyetler seviyesine yükseltmek için yaptığımız çalışmaları kimse yanlışları üstlenmek, sorumluluğu muhalefete yıkmakla karıştırmasın. İktidarın sorumluluğunu üstlenmiyoruz. Siyaseten iktidar olmayı devlet olmakla karıştıran, siyasi ikballerini devletle birleştirmeye çalışanlara sesleniyoruz; devrilecekse AKP iktidarı devrilecek, Türkiye Cumhuriyeti ise ilelebet payidar kalacak. Ülkemiz için taşın altına elimizi değil, gövdemizi koyarız ancak AKP için kılımız kıpırdamaz. CHP, kimsenin kurtarıcısı, payandası, stepnesi değildir, olamaz. Yurttaşlarımızın sorunlarını tüm çıplaklığıyla, sinmeden gündeme taşımaya, çözüm yollarını anlatmaya devam edeceğiz. 31 Mart’ta kendisine güvenerek CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi yapan halkımıza güzel günler sözümüz var.”

Gencan Akın’a otobüs al çağrısı!

Zafer Partisi Edirne İl Başkanlığı, toplu ulaşım konusunda Edirne Kent Konseyi tarafından yapılan çağrıyı desteklediklerini belirtirken, Belediye Başkanı Avukat Filiz Gencan Akın’a 25 Haziran 2024 tarihinde yapılacak olan ve muhtelif belediye taşınmazlarının satışa çıkarıldığı ihaleden elde edilecek gelirin bir kısmı ile belediye otobüsü alınmasını ve kendi araçları ile ulaşım sistemine dahil olmasını önerdi.
Zafer Partisi İl Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri öncesi Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Belediye Başkan adayı vukat Filiz Gencan Akın’ın seçildiği taktirde toplu ulaşımda %20 indirim vaat etmesine rağmen Haziran meclisinde toplu ulaşıma %37 zam yapmasının ve Edirnelilere zam ile ilgili tatminkâr bir açıklama yapmamasının yankılarının halen devam ettiğinin altı çizilerek şunlara yer verildi:
“4 Haziran 2024 tarihli belediye meclisinde oy çokluğu ile kabul edilen zamma ilk savunma ulaşım komisyonu başkanı tarafından ‘mevcut ekonomik şartlar’ gösterilerek yapılmış ve sayın Belediye Başkanı da bunu onaylayarak seçim öncesi ‘eli öpülesi yaşlılarımız ‘ olarak tanımladığı 65 yaş üzeri vatandaşlarımızı ‘yük’ olarak ifade etmişti.
İkinci bir savunma da bir meclis üyesi tarafından sosyal medyada ‘indirim sözünü biz vermedik başkan vermiş’ şeklinde yapılmıştı. Son zam savunması da yine ‘mevcut ekonomik şartlar’ öne sürülerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin Edirne milletvekili tarafından yapıldı. Sayın Başkan’ın meclis grubuna tam olarak hâkim olmadığını gösteren ‘biz indirim sözü vermedik, Başkan vermiş’ savunmasını bir kenara bırakırsak şunu hatırlatmak isteriz ki %20 indirimi vaadi verildiği zaman da ‘ekonomik şartların’ bugünden bir farkı yoktu.
Zam kararından bu yana gerek sosyal medyada gerekse yüz yüze iletmiş olduğunuz toplu taşıma ve zam ile ilgili olan istek ve şikayetlerinizi büyük bir hassasiyetle takip ettik ve de etmekteyiz. Sizlerin belediye tarafından yapılmasını istediğiniz rahat, ucuz ve de kaliteli ulaşım hizmeti alabilme hakkınızın ve de hakkımızın sonuna kadar takipçi olacağımızı sizlere bildiririz.
Bu suretle Edirne Kent Konseyi tarafından yapılan ve de ana hatlarını ‘tekelci ulaşıma son’, ’12 yıllık mahkeme kararını uygulama çağrısı’, ‘zammın iptali’ gibi konuların oluşturduğu açıklamayı desteklediğimizi ifade eder ve Edirne Belediye Başkanı Sayın Avukat Filiz Gencan Akın’a, 25.06.2024 tarihinde yapılacak olan ve muhtelif belediye taşınmazlarının satışa çıkarıldığı ihaleden elde edilecek gelirin bir kısmı ile belediye otobüsü alınmasını ve de bu alımların peyderpey devam ederek Edirne Belediyesi’nin kendi otobüsleri ile ulaşım sistemine dahil olması çağrısında bulunuruz.
Son olarak 5 Haziran 2024 tarihli basın açıklamamızda sayın Başkan’a yönelttiğimiz soruları tekrar kamuoyunun dikkatine sunarız; Sayın Başkan,
1- Mensubu bulunduğunuz partinin sahip olduğu belediyelerin kaç tanesinde en temel belediyecilik hizmeti olan ulaşım tamamen özele havale edilmiştir?
2- Zammı savunurken söylemiş olduğunuz ”bu sistemi bir şekilde devam ettirmeliyiz” sözü sosyal demokrat belediyeciliğin sağına mı yoksa soluna mı düşmektedir?
3- Edirnelilerin mevcut ulaşım sisteminden memnun olup olmadıklarını öğrenmek için şeffaf bir anket düzenlemeyi düşünür müsünüz?
Takdir Edirnelilerindir.”

‘İslam Alemi kenetlenmeli’

Saadet Partisi Edirne İl Başkanı ve Genel İdare Kurulu Üyesi Av. Sinan Tekin, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde kurulan gelişmekte olan 8 İslam Ülkesi Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (D-8), 27. kuruluş yıldönümü münasebetiyle bir mesaj yayınladı.
Yeni bir dünyanın kurulabilmesi adına gerçekleştirilen önemli bir çalışma olan D-8’in, tüm mazlumlar için de büyük bir öneme sahip olduğuna vurgu yapan Av. Sinan Tekin, “Dünyada, bugün barış yerine savaş, diyalog yerine çatışma, eşitlik yerini üstünlük, tevazu yerine kibir, adalet yerine sömürü hâkimdir. İnsan hakları ve özgürlükler rafa kaldırılmış, baskı, tahakküm ve çifte standart hiçbir dönemde olmadığı kadar belirgin hale gelmiştir. Bugün dünya genelinde irili ufaklı yüzlerce yerde çatışma, iç savaş veya karışıklık var. Maalesef bunların yüzde 90’ı İslam coğrafyasına ait bölgeler” ifadesini kullandı. Avukat Sinan Tekin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer Necmettin Erbakan’ın, 27 yıl önce D-8’leri kurarken sergilediği heyecan ve azim devam ettirilebilseydi, bugün İslam dünyası bu durumda olmazdı. Medeniyetin, huzurun ve güvenin hâkim olması gereken topraklar, kargaşa ve terörün mekânı haline gelmezdi. Milyonlarca insan mülteci durumuna düşmezdi. Yüz binlerce masum yaşlı ve kadın evinden, yurdundan, vatanından uzakta, tanımadığı ve bilmediği sokaklarda hayata tutunmaya çalışmazdı. Parklarda, salıncaklarda oynaması gereken çocuklar ülkelerinden kaçarken şişme botlarda can vermezdi. İslam dünyası olarak bizim, günübirlik hamasi nutuklara değil, bundan 27 yıl önce D-8’lerin kuruluşunda ortaya konan ufuk ve vizyona ihtiyacımız var. 22 yıllık AK Parti iktidarında Maalesef D-8 projesine sahip çıkılacağına Batı’nın emperyalist düzenine ram olundu. D-8’ler aktif hale getirilseydi daha onlarca İslam Ülkesi buna eklenecek, yeni bir ‘Dünya Düzeni’ kurularak “BOP”un (Büyük Orta Doğu Projesi) önü kesilerek bu gün İslam ülkelerinde yaşanan insan kıyımı da olmazdı” açıklamasını yaparak, D-8’in ilkelerini hatırlattı:
“Savaş değil, barış. Çatışma değil, diyalog. Çifte standart değil, adalet. Üstünlük değil, eşitlik. Sömürü değil, adil düzen. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları ve hürriyet.”
İslam âleminin her türlü şahsi, etnik, mezhepsel veya bölgesel ihtilafları bir kenara bırakarak, bir zincirin halkaları gibi birbirine kenetlenmeleri gerektiğine vurgu yapan Av. Sinan Tekin, bunun da ancak Türkiye’nin harekete geçerek önderlik etmesi ile olacağını ifade ederek, “Bu vesileyle D-8’in 27. kuruluş yıldönümünde Cenab-ı Hakk’tan bütün İslam ve insanlık âlemine barış, huzur ve refah sağlayacak olan ‘Yeni Bir Dünya’ düzeninin en kısa zamanda kurulmasını diliyorum” dedi.

Özel’den buğday isyanı!

Olgay GÜLER
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesinde düzenlenen ‘Buğday Mitingi’nde hükümete seslenip, açıklanan buğday fiyatının çiftçiyle alay etmek anlamına geldiğini söyledi.
Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesinde CHP’nin ”Buğday Mitingi”ne katılan çiftçiler, hububat alım fiyatının düşük açıklanmasını traktörlü konvoyla protesto etti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bu konvoya dahil olarak çiftçilere destek verdi. Özel, konvoyun ardından Hayrabolu’da düzenlenen mitingde konuştu. Açıklanan buğday fiyatını eleştiren Özel, açıklanan fiyatla çiftçinin belinin doğrulamayacağını söyledi. Hükümete çağrıda bulunan Özel, buğdayın fiyatının en az 15 lira olması gerektiğini söyledi. Özel şöyle konuştu:


‘BUĞDAY FİYATI 15 LİRA OLMALI’
“Biz bu rakamları duyduktan sonra tam 2 hafta boyunca herkesle görüştük. En son geçen hafta sayın cumhurbaşkanıyla yaptığımız görüşmede şunu söyledim; ‘Geçen hafta Rize’de memleketinizdeydim. Çaya verilen fiyat 17 lira maliyetin 3 lira altında. Buğdaya verilen 9 lira 25 kuruş, Ziraat odalarının hesapladığı maliyetin 2 buçuk lira altında. Yarın fındık gelir, üzüm gelir diğer ürünler gelir ama çiftçiye bu hesap doğru gelmez, bu hesap tutmaz. Bu borçlar ödenmez, bu iş böyle yapılmaz. Çiftçiye bunu yaparsanız, bu memleketin beli doğrulmaz’ dedim. Mutlaka, taban fiyatların maliyetlerin çok üzerinde makul bir karla belirlenmesi lazım. Desteklemelerin zamanında verilmesi, bugün madem ki böyle bir taban fiyat açıklandı, hiç değilse kilo başına 4 lira destekleme verilerek bu fiyatın telafi edilmesi ve buğdayın gerçekten para kazandırması için çocukları okutması, karınları doyurması, borçları ödemesi için buğday fiyatının 15 lira olması lazım.


‘5 TEKİRDAĞ BÜYÜKLÜĞÜNDE TOPRAK DAHA AZ EKİLİYOR’
Bakınız Türkiye kişi başı yıllık ekmek tüketiminde 200 kiloyla dünya birincisi. Bu bir gerçeklik. Bunun bir sebebi alışkanlıklarımız ama önemli bir sebebi de yoksulluğumuz. Ekmek garibanın katığı ve ekmek fiyatları bu Türkiye’nin en önemli en meselelerinden bir tanesi bugün buğdayın ekim alanları 1998’de 9.8 milyon hektarken bugün 6.8 milyon hektara geriledi. Yani 25 yıl geçti, nüfusumuz 25 milyon arttı ama buğday tarımı yaptığımız alan üç milyon hektar azaldı. Bakın 3 milyon hektar alan ne demek? Beş tane Tekirdağ demek. Beş Tekirdağ büyüklüğünde toprağımız 25 yıl öncesine göre daha az buğday ekiliyor. Oysa nüfus arttı, boğaz hattı, ihtiyaç arttı. 2002 yılında, 67 milyon nüfusumuz vardı AK Parti iktidarı geldiğinde ve o tarihte 20 milyon ton buğday üretiyorduk. Şimdi nüfusumuz 83 milyon, yine 20 milyon ton buğday üretiyoruz. Ama o günden bugüne 48 milyon ton buğday ithal ettik. Türkiye kendi kendine yeten, kendi karnını doyurabilen bir ülkeyken şimdi buğdayı bile, samanı bile ithal eden bir ülke haline geldi. 2023 yılında geçen sene 11.7 milyonla cumhuriyet tarihinin en yüksek buğday ithalatı gerçekleşti. Şöyle bir düşünün; 11.7 milyon ton buğdayı ithal etmek yerine o buğdayı iç piyasadan karşılamak, o parayı size vermek, destekleme yapmayı tercih etseler 5 Tekirdağ büyüklüğündeki alan buğday ekilebilir, herkes para kazanabilir. Memlekette boşu boşuna dünyanın parasını kaybetmezdi.


‘BUĞDAYA YÜZDE 10 ZAM VERENLERE YAZIKLAR OLSUN’
Maalesef Trakya’da tarım yeniliyor. Gayri safi milli hasıla içinde tarımın payı Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğimde yüzde 13.9. Oysa bu sene 6.3’e geriledi. Yani esas bütün paradan yüzde 14’ü tarıma giderken şimdi yüzde 6’sı tarıma gidiyor. Ekmeklik buğdayın taban fiyatını yüzde 12’lik artışla geçen sene 8.25’ti, 9.25 yaptılar. Makarnalık buğdayı yüzde 11’lik 10.25 yaptılar. Arpanın zammı ise yüzde 3 buçukla sadece 7 lira 50 kuruş oldu. Eskiden taban fiyatları başbakanlar açıklardı, tarım bakanları açıklardı. Benim memleketim Manisa’da gelirdi Tarım Bakanı, ya da başbakan Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Allah hepsine rahmet eylesin, milletin gözünün içine bakardı; aha böyle otobüsün üstüne çıkardı, milletin gözünün içine bakardı ve tütün taban fiyatını açıklardı, üzüm taban fiyatını açıklardı. Millet beğenirse kasketi alır havaya atardı. Gazeteler havadaki kasketin fotoğrafını çekerdi, ‘Taban fiyat beğenildi, kasketler havada’ diye. Oradan güle oynaya dağılınırdı. Yok fiyat yeterince iyi değilse alırdı çiftçi kasketini yere çalardı. Bu sefer yerdeki kasketin fotoğrafı çıkardı; ‘Fiyat beğenilmedi’ denirdi. Hafta içinde fiyata ilave düzenleme yapılırdı. Çünkü o günküler devlet adamıydı. Gözünüzün içine bakarlardı, Ecevit bakardı gözünün içine, İnönü bakardı gözünün içine. Fiyatı onlar açıklardı. Şimdi gecenin 11 buçuğunda tweet atıyorlar. Tweet atarak, fiyat verenlerin, mazot yüzde 110 artmışken, gübre yüzde 35 artmışken bütün masraflar ikiye katlamışken buğdaya yüzde 10 zam verenlere, bunu da tweet atarak söyleyenlere yazıklar olsun.”


‘ÇİFTÇİNİN CEBİNDEN 7 ÇEYREK ALTINI ÇALDILAR’
Açıklanan fiyatla, 20 yıl öncesine göre 1 ton buğdayla 7 çeyrek altın daha az alındığını anlatan Özel sözlerine şöyle devam etti:
“2005’te bir ton buğday 9 buçuk kilo çeyrek altın alıyordu. Hesap ortada. Bu açıklanan fiyatla bugün bir ton buğday sadece 2 buçuk çeyrek altın alabiliyor. Yani 1 ton buğdayı koy önüne içinden 7 tane çeyrek altın kayıp. Her bir Trakya’lının, Tekirdağ’lının, Hayrabolu’lunun bir ton buğdayının içinden 7 tane çeyrek altın çaldılar. Alnınızın terini çalanlara, evladınız rızkını çalanlara ve size bunu reva görenlere yazıklar olsun. Hakkınızı hep beraber arayacağız.
Halkın hesabından anlamayan, ekmeğe baksın. 200 gram ekmek geçen sene 6 buçuk liraydı, şimdi 10 lira. Yani yüzde 55 arttı. Geçen sene 1 kilo buğdayla 1 ekmek alabiliyordunuz, artık alınamıyor. Artık bir kilo buğdayla 1 bardak çay içilemiyor. Geçen yıl 1 ton buğday 375 litre mazot alırdı, şimdi 1 ton buğday 225 litre mazot alıyor. 1 yılda çiftçinin deposundan 1 ton buğday için 150 litre yani 2 depo mazot çalındı. 1 ton buğdayda 2 traktör deposu mazot kayıptır. Geçen yıl 52 ton buğday satan 1 traktör alabiliyordu, şimdi aynı traktör almak için 110 ton buğday satmak lazım. 1 yılda gübre yüzde 35, mazot yüzde 109, yem yüzde 49, ilaç yüzde 57 zam gördü ama hükümetimiz size yüzde 12’lik fiyat artışını yeterli gördü. Bunu kabul etmiyoruz, buna itiraz ediyoruz. Sesinizi hep birlikte yükselteceğiz.


‘BU FİYAT ÇİFTÇİYLE ALAY ETMEKTİR’
Çiftçi örgütleri 11 lira diyor maliyete. Ziraat Odaları Birliği 10 lira 87 kuruş hesap çıkarmış, aynı hesap. Ancak Toprak Mahsulleri Ofisi dün yaptığı açıklamada buğday fiyatı ile birlikte destekleme de eklense maliyetin altında kalıyor. Bu açıklama çiftçimizle alay etmektir. Bu fiyat kesinlikle 15 liranın altında olmamalıdır. Tarımda kendi kendimize yetiyorduk şimdi ithalat muhtaç hale geldik. 2003’te çiftçi sayısı 2.8 milyondu, bugün 2.3 milyon. AK Parti döneminde nüfusumuz 20 milyon arttı ama 500 bin yani yarım milyon çiftçi kayıp. Normalde bir o kadar daha çiftçi gelmesi gerekirken o kadar eksilmiş. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu daha önce tarım yapılan 25 milyon hektar alanın, yani Hollanda devletinin toprakları kadar artık ekilemez, dikilemez hale gelmesidir. Çiftçilerin bankalara borcu 1 yılda yüzde 88 artmıştır ve hep beraber görüyoruz ki 670 milyar lira çiftçilerin bankalara borcu vardır. Ortalama çiftçi yaşı 58’dir. Yani gençler artık tarımla geçinemiyor, gençler gidiyorlar fabrikalara, gençler gidiyorlar hamallık yapmaya, gençler aç kalmaya, işsiz kalmaya büyük şehirlere gidiyor. Herkes seneye tarlada çalışmam, fabrikada işe girerim diyor”

Vatan’dan hububat uyarısı!

Vatan Partisi Edirne İl Başkanı Gürol Bora Ateş, açıklanan hububat alım fiyatlarıyla çiftçinin emeklerinin yine hiçe sayıldığını belirterek, “Hiçe sayılan yalnızca üreticimizin emeği değil Türkiye’mizin gıda güvenliğidir” dedi.
Vatan Partisi İl Başkanı Ateş, yaptığı yazılı açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın geçen hafta 2024 senesi için Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından yapılacak hububat alım fiyatlarını ton başına ekmeklik buğday alım fiyatı 9 bin 250 TL artı bin 750 TL primle birlikte 11 bin TL, makarnalık buğday alım fiyatı 10 bin TL artı yine bin 750 TL primle birlikte 11 bin 750 TL, arpa alım fiyatı ise 7 bin 250 TL artı 750 TL primle birlikte 8 bin TL olarak açıkladığını hatırlatarak, “Bu sene açıklanmış olan hububat alım fiyatlarına baktığımızda ne yazık ki çiftçimizin emekleri yine hiçe sayılmıştır. Hiçe sayılan yalnızca üreticimizin emeği değil Türkiye’mizin gıda güvenliğidir” dedi.
Ateş, “Milletimizin ekmeğiyle, çiftçimizin emeğiyle oynamayın!” başlıklı açıklamasında şunlara yer verdi:
“TÜİK verilerine göre üretici fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60; tüketici fiyatları yüzde 75’in üzerinde artmıştır. Geçen yıldan beri mazot yüzde 90, tarımsal ilaçlar yüzde 100’ün üzerinde zamlandı. Çiftçiye verilen kredi faizleri yüzde 100 arttı. Bu ortamda çiftçinin buğdayına prim dahil verilen yüzde 20, arpada ise prim dahil yüzde 7 zam ne anlama gelmektedir? Bu gıda güvenliğimize kasıttır, hububat ekim alanlarının daralmasıdır, çiftçiyi tarladan bahçeden uzaklaştırıp işsizliğe mahkûm etmektir. Üreticiyi kendi kârını düşünen tüccara karşı boynu bükük bırakmaktır. Türkiye’yi stratejik tarım ürünlerinde dışa bağımlı, ithalatçı bir ülke haline getirmek demektir. Buradan iktidara soruyoruz: Son 10 yılda buğday ekim alanlarındaki yüzde 15’lik azalma size bir şey ifade etmiyor mu? Son yirmi yılda yarım milyon vatandaşımızın üretimden uzaklaşması, tarımsal nüfusun yaşlanması sizi endişelendirmiyor mu?
Trakyalı üretici, ürettiği 1 kilo buğday ile 1 bardak çay içemiyor, 2 kilo buğdayla şehir içi ulaşımı kullanamıyor, 5 kilo buğdayla 1 tavuk döner bile yiyemiyor. Bu fiyatlar üreticimizle dalga geçmek anlamına gelmektedir.
Keşke tarımda tek sorunumuz hububat fiyatları olsa. Randevu sistemiyle çalışan TMO, çiftçiye 1 ay sonrasına gün veriyor. Mahsulün tesliminden 45 gün sonra yapılan ödeme de çiftçi için bir başka dert. Çiftçinin ton başına alacağı prim ise bir sonraki yılın başında enflasyon yüzünden hiç olmuş olarak veriliyor. Ancak gübre, ilaç, yem, kredi, sigorta borcu olan çiftçinin bekleyecek durumu yok. Bütün bu sorunlar yetmiyormuş gibi TMO, depoların yetersizliği gerekçesiyle üreticiyi torpilli ‘lisanslı’ depocu şirketlerin insafına bırakıyor. Çiftçinin ürünü yakınındaki TMO depoları yerine daha uzak ve birçok şart öne süren ‘lisanslı’ depolara yönlendiriliyor. Bir yandan ulaşım giderleri, öte taraftan TMO ve depocu şirketlerin tutumu çiftçinin ürününü tüccara ucuza teslim etmesine sebep oluyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere iktidarı uyarıyoruz. Hiç kimse milletimizin ekmeğiyle, çiftçimizin emeğiyle oynamasın! Bölgemizin çok zorlu koşullara doğru gittiği bir dönemde ülkemizin Gıda Güvenliğini zaafa uğratacak siyasetlerden vazgeçin. Vatan Partisi olarak çözüm önerilerimiz şunlardır;

  1. Hububat alım fiyatlarının üretici enflasyonu dikkate alınarak tekrar belirlenmesi gerekir. Buna göre ekmeklik buğday ton başına 15 bin TL + prim, makarnalık buğday 16 bin TL + prim, arpa ise 12 bin TL + prim olacak şekilde güncellenmelidir.
  2. Toprak Mahsulleri Ofisi kapısına ürününü getiren çiftçinin ürününü bekletmeden almalıdır.
  3. Bir hafta içinde primlerle beraber tüm ürünün parası ödenmelidir.
  4. Bakanlık ve TMO, üreticinin yanında olmalıdır. Piyasada tüccarın taban fiyat altında hububat alması önlenmelidir.
  5. TMO, hızla depolama kapasitesini arttırmalıdır. Yetki verdiği ‘lisanslı’ depocuların üreticiye zorluk çıkarması engellenmelidir. ‘Lisanslı’ depoların saklama koşulları sıkı bir şekilde denetlenmelidir. Lisanslı depoculuğa vergide, nakliyede, stopajda, depolamada kolaylıklar, destekler ve indirimler sağlanmasına rağmen çiftçimiz mağdur olmaktadır. Bu durumda lisanslı depoculuk yerine TMO’ların işletmeleri desteklenmelidir.
    İktidarın, sıcak paraya ve borçlanmaya dayalı liberal ekonomi politikaları sadece tarımımızı değil toptan bütün ekonomimizi yıkıma götürüyor. Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programı Türkiye’mizi bu bocalama ortamından çıkartacak biricik çözümdür. Vatan Partisi’nin kamucu, milli ve devrimci programı sayesinde üreticiler baş tacı olacaktır. Üreticilerimizi Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programına destek olmaya, güç vermeye davet ediyoruz.”

Saadet’ten ormanlar için kanun teklifi

Saadet Partisi Edirne İl Başkanı ve Genel İdare Kurulu Üyesi Av. Sinan Tekin; parti olarak yangın, sel, heyelan vb. afetler sonucunda zarar gören ormanlık alanların “ormanlık alan” statüsünün değiştirilemeyeceğine, bu alanların imara açılamayacağına ve üçüncü kişilere devredilemeyeceğine ilişkin kanun teklifinde bulunduklarını söyledi.
Saadet Partisi İl Başkanı Av. Sinan Tekin; konuya ilişkin açıklamasında şunlara yer verdi:
“Ülkemiz orman varlığı açısından ciddi bir zenginliğe sahipken son yıllarda orman alanlarımız ciddi oranda azalmaktadır. Türkiye’de 2022’de ormansızlaşma 2021 yılına göre 4 kat artmış, Belçika ülkesi büyüklüğündeki ormanlık alan sadece bir yılda yok edilmiştir. Bu alanların yerine maden ocakları, oteller ve betonarme binalar inşa edilmiştir. Ormanlarımız korunamamakta ve ne yazık ki hızla azalmaktadır. Yangın, heyelan ve sel gibi afetler sonucu ormanlık alanlar zarar görebiliyor, bu alanların statüsü değiştirilerek yok edilebiliyor. Özellikle yangınlar sonucunda, yanan bölgede kısa süre içerisinde maden ocaklarının kurulduğu, otellerin ve betonarme ucube binaların yapıldığı birçok örnek sayabiliriz. Bütün bu örnekler, yangınların bilinçli olarak çıkartıldığı ve ormanların kasten yakıldığına dair şüpheleri güçlendirmektedir. Ormanlık alanlara yönelebilecek saldırıları engelleyebilmek amacıyla; gerekli denetimlerin yapılması, yangınlar sonucunda yasal soruşturma süreçlerinin şeffaflıkla yürütülmesi, cezai yaptırımların arttırılması ve zarar gören bölgenin ormanlık alan statüsünün korunması gerekmektedir.”