Yeni Parti Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, parti olarak; güvenli kentler, sağlam yapılar, etkin yapı denetimi, bilimsel şehircilik anlayışı ve afetlere hazırlıklı bir Türkiye için mücadele edeceklerini söyledi.
Balkanı, Marmara depreminin 27.yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada şunlara yer verdi:
“17 Ağustos 1999… Türkiye’nin hafızasında derin acılar bırakan, binlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz Gölcük merkezli Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle, yakınlarını ve tüm depremzedelerimizi saygı ve şükranla anıyorum.
17 Ağustos bize bir kez daha gösterdi ki deprem değil, plansızlık, denetimsizlik ve ihmaller can alır. Aradan geçen 27 yıla rağmen deprem gerçeğiyle yüzleşmek ve kentlerimizi depreme dirençli hale getirmek konusunda hâlâ ciddi eksikliklerimiz bulunmaktadır.
6 Şubat depremlerinde yaşadığımız büyük acılar, bu konunun siyasi tartışmaların ötesinde, devlet politikası ve toplumsal bir seferberlik olarak ele alınması gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Yeni Parti olarak; güvenli kentler, sağlam yapılar, etkin yapı denetimi, bilimsel şehircilik anlayışı ve afetlere hazırlıklı bir Türkiye için mücadele edeceğiz.
Depremi unutmamak, kaybettiklerimizi anmak kadar; aynı acıların yeniden yaşanmaması için sorumluluk almak da hepimizin görevidir.
Bu vesileyle 17 Ağustos Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyor, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.”
Yeni Parti Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, “Bugün yapmamız gereken yalnızca depremlerin yıl dönümlerinde acılarımızı hatırlamak değil; aynı acıların yeniden yaşanmaması için gerekli tedbirleri kararlılıkla hayata geçirmektir” dedi.
Akgüngör, yaptığı yazılı açıklamada, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara Depremi’nin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, o gece yaşanan acı ve kayıpların hafızalardaki yerini koruduğunu belirterek şunları söyledi:
“Saat 03.02’de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren deprem; Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Düzce ve çevre illerde büyük yıkıma ve ağır can kayıplarına neden oldu. Resmî kayıtlarda binlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, on binlerce vatandaşımızın yaralandığı ve yüz binlerce konut ile iş yerinin hasar gördüğü belirtilmektedir.
Aradan geçen yıllara rağmen 17 Ağustos’un bize hatırlattığı en önemli gerçek şudur: Deprem bir doğa olayıdır; can kayıplarını büyüten ise hazırlıksızlık, dayanıksız yapılar ve ihmallerdir.
Bugün yapmamız gereken yalnızca depremlerin yıl dönümlerinde acılarımızı hatırlamak değil; aynı acıların yeniden yaşanmaması için gerekli tedbirleri kararlılıkla hayata geçirmektir.
Depreme dayanıklı kentler inşa etmek, riskli yapı stokunu hızla tespit etmek ve dönüştürmek, bilim insanlarının ve uzmanların uyarılarını dikkate almak, afet öncesi hazırlıkları güçlendirmek ve toplumda deprem bilincini yaygınlaştırmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
17 Ağustos, bizlere ‘unutma, hazırlıklı ol ve önlem al’ demektedir.
Bu vesileyle 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; ailelerine, yakınlarına ve milletimize bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
Unutmayacağız. Unutturmayacağız. Aynı acıların yeniden yaşanmaması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Trakya Üniversitesi öğrencilerinden oluşan ITDC Trakya Roket Takımı, TEKNOFEST 2026 Roket Yarışması’nda önemli bir başarıya imza atarak 400 takım arasından ilk 20’ye girdi ve finalist olmaya hak kazandı.
Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim elemanları Doç. Dr. Deniz Taşkın ve Dr. Öğr. Üyesi Pınar Aydan Demirhan danışmanlığında çalışmalarını sürdüren takım, yarışmanın değerlendirme aşamalarını başarıyla tamamlayarak final etabına yükseldi.
Tasarım, üretim ve test süreçlerini ekip çalışmasıyla yürüten ITDC Trakya Roket Takımı, geliştirdiği roketle 7-13 Eylül 2026 tarihlerinde Aksaray’da düzenlenecek TEKNOFEST 2026 Roket Yarışması finalinde Trakya Üniversitesi’ni temsil edecek.
Öğrencilerin mühendislik bilgi ve becerilerini uygulamaya dönüştürdüğü ITDC Trakya Roket Takımı, final hazırlıklarını sürdürüyor.
Edirne Belediyesi tarafından, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’inci yıldönümünde, kentte 25 nokta ‘Afet ve Acil Toplanma Alanı’ olarak belirlenirken, Kaleiçi bölgesi için belirlenen Polis Parkı’na asıldı.
Belediyenin kentin afetlere karşı hazırlık düzeyini artırmak amacıyla hayata geçirdiği program kapsamında, kent genelinde 25 nokta ‘Deprem Toplanma Alanı’ olarak belirlendi. Belirlenen noktalardan Kaleiçi semtindeki Polis Parkı’nda tören düzenlenerek ‘Afet ve Acil Durum Toplanma Alanı’ tabelası asıldı.
Etkinliğe; Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Edirne İl Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürü Cengiz Karakuş, belediye başkan yardımcıları, belediye meclisi üyeleri, kurum müdürleri, Yeni Parti Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.
‘SAYILARINI ARTTIRMAYI PLANLIYORUZ’
Törende konuşan Belediye Başkanı Gencan, belirlenen alanların sayının artırılacağını belirterek, “25 noktada afet anında toplanma alanlarımızı belirlemiş durumdayız. Ancak tabii şehrin büyümesi, gelişen koşullar ve önümüzdeki günlerde yapacağımız planlamalarla özellikle bu alanların sayısını artırmayı planlıyoruz. Şu anda bu alanlar bir tabela gibi gözüküyor olabilir ama afet anında, gerçekten kriz anında vatandaşların nerede toplanacaklarını, nereden hizmet alacaklarını bilmeleri çok kıymetli. Dediğim gibi, şu anda şehrimizde 25 noktada toplanma alanımız mevcut. Ancak önümüzdeki günlerde AFAD’la birlikte yapacağımız çalışmalarla toplanma alanlarımızın sayısını artırmayı planlıyoruz” dedi.
‘VATANDAŞLARIMIZI BİLGİLENDİRECEĞİZ’
Geleceğe yönelik kent planlamalarında afet güvenliğini odağa alacaklarını vurgulayan Başkan Gencan, “Diğer taraftan bundan sonra şehrimizde özellikle planlamalarımızda önceliğimiz tabii ki her zaman yeşil alanlarımız ve sosyal donatılarımız olacak. Ancak çok daha önemlisi, afet anında kullanılabilecek toplanma alanlarımızın oluşturulması. Bu konudaki hassasiyetimizi sürdürüyoruz ve vatandaşlarımızı da bu konuda bilgilendiriyoruz. Önümüzdeki günlerde yine bu alanlarla ilgili bilgilendirmelerimizi yapacağız. Dediğim gibi, kriz ve afet anlarında aslında en önemli konu vatandaşın nerede toplanacağını, verilen hizmeti nereden alacağını ve kriz alanlarının nerede oluşturulacağını biliyor olması. O yüzden bu çok kıymetli. Dediğim gibi, önümüzdeki günlerde de bu çalışmayı daha da geliştireceğiz. Daha çok toplanma alanı oluşturacak, vatandaşlarımızın afet anında daha kolay ulaşabileceği alanlar yaratacağız” diye konuştu.
BELEDİYE LOKMA DAĞITTI Öte yandan, Edirne Belediyesi tarafından Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın da katılımı ile 17 Ağustos depreminde hayatını kaybedenler anısına lokma dağıtıldı.
Olgay GÜLER Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıldönümü dolayısıyla düzenlenen anma programı ve fotoğraf sergisinde, Edirne’nin olası bir İstanbul depremindeki kilit rolüne dikkat çekti.
Belediye Başkanlığı’nın Saraçlar Caddesi’ndeki programına; Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Edirne İl Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürü Cengiz Karakuş, belediye başkan yardımcıları, belediye meclisi üyeleri, kurum müdürleri, Yeni Parti Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör ile sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar katıldı. Programda, arama kurtarma araç gereçlerinin yanı sıra İtfaiye Müdürlüğü, EDAK, MAG-AMEDER tarafından gönüllü olarak gidilen depremlerde yapılan arama ve kurtarma işlerine ait fotoğraflar sergilendi.
‘ACISI HALA TAZE’ Programa katılan belediye başkanı Gencan, açıklamalarda bulundu. Gencan, 17 Ağustos felaketinin acısının halen taze olduğuna dikkat çekerek, “Üzerinden 27 yıl geçti ama bu anlamda acımız hala taze. Öncelikle depremde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabırlar diliyorum. Tabii bu anma programlarının sadece bir anma programından ibaret olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda sorumluluklarımızı birbirimize hatırlattığımız programlar olduğunu düşünüyorum. Biz Edirne olarak, Edirne Belediyesi olarak tüm kurumlarla iş birliği halinde şehrimizi depreme hazırlıklı hale getirmek ve bir afet anında, sadece şehrimizde meydana gelebilecek afetlerde değil, hemen yakın çevremizde bulunan İstanbul ve Saros gibi bölgelerde meydana gelebilecek afetlere nasıl müdahale edebileceğimiz noktasında çalışmalar yürütüyoruz” dedi.
‘EN ÖNEMLİSİ ŞEHRİMİZİ AFETLERE HAZIRLIKLI HALE GETİRMEK’ Kurumlar arası yürütülen iş birliğinin önemine değinen Gencan, “AFAD koordinasyonunda, sayın valimizin yapmış olduğu toplantılar neticesinde şehrimizi birçok açıdan depreme ve depremin yanı sıra diğer afetlere de hazırlamaya çalışıyoruz. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Deprem anındaki müdahaleler çok kıymetli. Bunun farkındayız. Burada fedakârca tüm kurumlar, belediyeler, AFAD ve ilgili kurum ve kuruluşlar mücadele ediyor, müdahale ediyoruz. Ancak bir adım öncesine gitmemiz gerekiyor. Bundan daha önemlisi, afet olmadan önce hazırlık yapmak; şehirlerimizi ve ülkemizi afetlere hazırlıklı hale getirmek” ifadelerini kullandı.
‘DİRENÇLİ KENTLER OLUŞTURMAK BİRİNCİ ÖNCELİĞİMİZ’ Gencan, dirençli kentler oluşturmanın birinci öncelikleri olduğunu belirterek, “Biz, bir taraftan Afet İşleri Müdürlüğümüzle, diğer taraftan İtfaiyemizle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İtfaiyemiz birçok afete müdahale eden, Edirne’nin çok köklü bir organizasyonu ve kurumu. Bunun yanı sıra afet anında vatandaşlarımızın yanında olabilmek, acil ihtiyaçlarını karşılayabilmek için de çalışmalar yürütüyoruz. Şehrimizdeki toplanma alanları ve yapı stoklarımızla ilgili devam eden çalışmalarımız var. Bu anlamda Edirne’nin şanslı bir şehir olduğunu düşünüyorum. Sayın valimizin geçmişten gelen AFAD tecrübesi de bizleri çok güçlendiriyor” dedi.
İSTANBUL DEPREMİNDE EDİRNE’NİN ÖNEMİ Olası İstanbul depremine karşı, Edirne’nin rolünün önemine vurgu yapan Gencan, “AFAD koordinasyonunda, sayın valimizin de katılım sağladığı birçok toplantı gerçekleştiriyoruz. Bir kriz anında, özellikle İstanbul depreminde, en önemli faktörlerden biri müdahale edebilecek şehirlerden birinin Edirne olması. Bu anlamda hem toplanma alanlarımızı hem fiziki düzenlemelerimizi hem de afet anında İstanbul’dan etkilenen vatandaşlarımızın buraya gelmesi noktasında oluşturacağımız altyapıyı hazırlıyor ve programlıyoruz. Bütün kurumlar bu konuda üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getiriyorlar. Tabii ki böyle bir afetin hiç yaşanmamasını diliyoruz. Ancak bir afet anında Edirne en azından bu anlamdaki sorumluluklarını biliyor ve neler yapması gerektiğinin farkında. Her geçen gün de bunun üzerine koyarak devam eden bir süreç. Evet, şu anda bir hazırlığımız var. İlerleyen günlerde de bunun üzerine daha fazla koyarak şehrimizi bu anlamda hazırlamaya devam edeceğiz” diye konuştu.
‘KENTSEL DÖNÜŞÜM İÇİN SOMUT ÇALIŞMALARI PAYLAŞACAĞIZ’ Edirne’deki kentsel dönüşüm süreci ve mevcut yapı stoğunun durumuna ilişkin soruya da cevap veren Gencan, “Sayın bakanımız Edirne’yi ziyaret ettiğinde de özellikle sunmuş olduğumuz dosyalarda yerinde dönüşüme ve kentsel dönüşüme çok kıymet verdiğimizi ifade ettik. Edirne belki birinci derecede deprem bölgesi olarak görünmüyor ama aslında büyük ve yıkıcı deprem geçmişimiz çok da eski değil. O yüzden yapı stoklarımız konusunda da ciddi sıkıntılarımız var. Eski yerleşim bölgelerimizi bu konuda önceliklendiriyoruz. Bununla ilgili hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Sağ olsun sayın bakanımız da bu konuya çok kıymet veriyor ve hazırlıklarımızda bizlere destek oluyor. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili somut çalışmalarımızı vatandaşlarımızla da paylaşacağız. O yüzden şehrimizi hem yapı stoklarıyla hem afet anındaki toplanma alanlarıyla hem de altyapısıyla hazır hale getirmek için yoğun bir çalışma ve gayret sarf ediyoruz” şeklinde konuştu.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz, Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine ve büyük bir depremde yapı stoğunun ağır darbe alacağının bilinmesine rağmen, halen hangi yapıların riskli olduğuna yeterli yanıt verilemediğini söyledi.
Edirne’de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıldönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilciliği tarafından bir basın açıklaması düzenlendi. İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz ile Temsilci Yardımcıları Memduh Kula, Ahmet Uğur Akyol, Ece Çil ve Abdulkadir Gülmez’in katılım sağladığı toplantıda basın metnini Eren Eryılmaz okudu.
‘HANGİ YAPILAR RİSKLİ HALA BİLMİYORUZ’
Eryılmaz, 17 Ağustos Marmara depreminin, gerekli önlemler alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açan yapı üretimi ve kentleşme anlayışının asıl sorun olduğunu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan her deprem, bu gerçeği yeniden hatırlattı. 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ülkemizin deprem tehlikesiyle birlikte kırılgan yapı stokunu da gözler önüne serdi. Her depremde, vaktiyle yapılması gerekenlerin yapılmadığını tekrar tekrar gördük. Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl yanıtlanması gereken soru şudur: Ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu biliyor mu? Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz” dedi.
‘YAKLAŞIK 6 MİLYON YAPI RİSK ALTINDA’
Türkiye’de milyonlarca yapının deprem açısından risk taşıdığının altını çizen Eryılmaz, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmî açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğu, bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında olduğu ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak dönüştürülmesi gerektiği belirtilmektedir. İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam 1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiği de ifade edilmektedir. Ancak riskin büyüklüğünü tahmin etmek ile riskin nerede olduğunu bilmek aynı şey değildir. Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu, bu açıdan önemli bir tablo ortaya koymaktadır. Rapora göre 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30.007 yapı için riskli yapı tespiti yapılmıştır. Bu yapıların içerdiği toplam bağımsız bölüm sayısı 194.381’dir; bunun 167.560’ı konut, 26.821’i işyeridir. Aynı yıl 11.940 riskli yapı yıktırılmış, bu yapıların içerdiği 59.329 bağımsız bölüm yıkım kapsamına girmiştir” diye konuştu.
‘TAMAMLANMIŞ BİR YAPI ENVANTERİNE SAHİP DEĞİLİZ’
Halihazırda riskli görülen 6 milyon bağımsız bölümün 13 yılda yalnızca 1 milyon civarının bölümün yıkılmasının, kat edilen mesafenin çok düşük olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Eryılmaz, “13 yılda yıkılanın 6 katı kadar daha yapının yıkılması ya da dönüştürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı, yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit edilen yapıların kayıt altına alınması değildir. Türkiye’nin bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulmasıdır. 27 yıl önce milat kabul edilen 17 Ağustos’un ardından hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanması öngörülmüştü. Ancak bugün hâlâ tamamlanmış ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip değiliz. Yıllardır dile getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir” şeklinde konuştu.
‘KULLANIM SÜRECİNDE DÜZENLİ DENETİM ŞART’
Yapının güvenliği yalnızca binanın yapım yılı üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyleyen Eryılmaz, “Bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiği kadar, kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine herhangi bir müdahale yapılıp yapılmadığı da belirleyicidir. Zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatlar yapı güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir. Buna rağmen yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik bir teknik denetimden geçirilmemesi önemli bir güvenlik açığı yaratmaktadır. Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi kadar, bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesini engellemek de zorunludur. Nitekim 6 Şubat depremlerinde yeni sayılan bazı binaların da yıkılmış olması kamuoyunda endişeleri daha da artırmıştır. Güvenli yapı üretimi; doğru zemin araştırmasından doğru projelendirmeye, nitelikli malzeme ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bütünlüklü bir mühendislik sürecidir. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki eksiklik, yapı güvenliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamusal yarar ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması, proje ve uygulama süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin ve gerçek anlamda uygulanması, yapı denetiminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi ve yapı üretim sürecinin bütün aşamalarının kamusal denetim altında olması zorunludur” ifadelerini kullandı.
‘ÜRETİM VE DENETİMDEKİ SORUNLARI ORTADAN KALDIRAMIYORUZ’
Gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini dile getiren Eryılmaz, “17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yıl, Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması için fazlasıyla uzun bir süredir. Bilim insanları uyardı, mühendisler uyardı, meslek odaları, üniversiteler ve daha nice kamu kurumu onlarca rapor hazırladı. Meclis araştırma komisyonları sorunları ortaya koydu. Ancak ne yazık ki yaşanan her büyük depremde, aynı gerçeklerle yeniden karşı karşıya kaldık. Buna rağmen hâlâ milyonlarca riskli yapıdan söz ediyor, ancak bu yapıların hangileri olduğunu çoğunlukla bilmiyoruz. Hâlâ kentsel dönüşümden söz ediyor, ancak dönüşümü riskin en yüksek olduğu alanlardan başlatacak tüm yönleriyle ve şeffaf bir sistem kuramıyoruz. Hâlâ yeni yapılar üretiyor, ancak yapı üretim ve denetim süreçlerindeki sorunları bütünüyle ortadan kaldıramıyoruz” dedi.
‘MESLEK ODALARIYLA BİRLİKTE HAREKET EDİLMELİ’
Yapılması gerekenleri de sıralayan Eryılmaz şöyle devam etti:
“Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanteri derhal oluşturulmalıdır.
Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmalıdır.
Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçleri, riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmelidir.
Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli yurttaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynakları sağlanmalıdır.
Kentsel dönüşüm, rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir.
Yapıların kullanım sürecinde güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı kontrolü yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmelidir.
Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesi sağlanmalı, bunun için meslek odalarıyla birlikte hareket edilmelidir.”
Özer Bilal 79 yaşında vefat etti. Merhum dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.
EMİNE BEYHAN ŞAHİNLER VEFAT ETTİ Emine Beyhan Şahinler 92 yaşında vefat etti. Merhume dün Fatih Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.
TÜİK’in yanlış hesaplamaları nedeniyle emeklilerin uğradığı maddi kayıplar konusunda ülke çapında hukuk mücadelesini başlatan Yargıtay Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz, geçtiğimiz günlerde onur konuğu olduğu Enez Kartopu Derneği’nce düzenlenen “Günbatımı Gecesi”nde Hudut Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, adli tatil sonunda karar beklediklerini söyledi.
Cumhuriyet Savcısı olarak 1978 yılında ilk göreve başladığı yer olan Enez’den 1982 yılında ayrılan Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’i 12 Ağustos Çarşamba gecesi Enez’de Kartopu Gönüllüleri Derneği’nin Geleneksel Gün Batımı Gecesi’nin bir konuğu ile tanışma onuruna eriştim.
Seyfettin Çilesiz emekliler, emekli haklarıyla ilgili açtığı dava, davalar nedeniyle Türkiye’nin gündemine oturmuş. 1 milyon imza peşinde şimdi ve kendisine destek çığ gibi büyüyor.
1950 yılı Ünye doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Hukukçu ve yaşamı boyunca hep hukuk kuralları içinde yaşamış.
2015 yılında yaş haddinden emekli olduktan sonra emekliliğin ne olduğunu öğrenmiş, emekliler dünyasıyla tanışmış.
Seyfettin Çilesiz ile sohbet ettik emekliler ve emekli hakları konusunda, en çok da bunlara ilişkin dava sürecini. Şunları söyledi:
“2015 yılında yaş haddiyle emekli olduktan sonra emekli dünyasını keşfettim. 2022 yılına kadar devam etti bu sakin yaşamım. Aynı yıl TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranı gerçek enflasyona göre çok düşük olduğunu gözlemledik.
Memur ve işçi emekli aylıklarına TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranına göre zam yapılıyor. TÜİK düşük açıkladığı enflasyon oranları nedeniyle maaşlarımız da çok düşük kaldı.
Emeklinin hakkı gasp ediliyor düşüncesiyle Avukat Ali Erdem Gündoğan’la iletişime geçip dava açmak istediğimi söyledim.
2024 yılı ilk altı aylık enflasyon toplamı TÜİK oranına göre düşük kaldığı için dava açtık.”
MAHKEME TÜİK’TEN BELGE İSTİYOR
2025’te mahkeme TÜİK’ten enflasyon belgelerini ister. TÜİK başka belge gönderir, mahkeme isteğini yeniler.
TÜİK; “Belgelerim gizlidir gönderemem” deyince mahkeme davayı ret eder. Dava istinafa taşınır, itiraz eder davacılar, şimdi oradan dosya bekleniyor; “Bir iki ay içinde sonuç bekliyoruz” diye ekliyor Seyfettin Çilesiz.
İkinci dava seyyanen zam davasıdır Seyfettin Çilesiz’in hukuk mücadelesinde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimler öncesinde yaptığı bir konuşmada memurlara seyyanen 8087 lira zam verileceğini, bundan emekli memurların da faydalanacağını belirtir.
Memurlar seyyanen zam alırlar. Emekliler?
Seçim öncesi verilmiştir o söz, unutulur gider.
Ama Seyfettin Çilesiz unutmaz o verilen söze, bekler, söz yerine getirilmeyince yine hukuk yollarına düşer, davasını açar.Şöyle devam etti:
“Memur emeklileri çeşitli sendikalar ile hak arama mücadelesi yapıyorlardı. Bana onlardan bu konuda dava teklifi gelince avukatımla görüşerek bu davayı açtık. Seyyanen zam düzenlemesi Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.”
Davayı açarlar, idare mahkemesi davayı red eder. Red kararını istinafa taşırlar. İstinafta oy çokluğu ile red edilen davaya bir şer düşer mahkeme başkanı; “Haklı davadır”
Seyfettin Çilesiz, söyleşimizi şöyle noktaladı:
“İç hukuk yolları tükendiği için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel baş vuruda bulunduk, bu dava için bir milyon imza kampanyası başlattık. İmza kampanyasından ve sonuçlarından umutluyuz. İki dava açmıştık Adli Tatil sonunda karar bekliyoruz.”
Edirne’nin entelektüel ve kültürel hayatına yön veren önemli etkinliklerden biri olan Edirne Düşünce Günleri, bu yıl 4’üncü kez kapılarını açıyor. 21-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan etkinlik serisinde bu yıl ana tema “Zaman ve Mekan” olarak belirlendi.
Edirne Belediyesi, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakfı (TAKSAV) Edirne Temsilciliği ve Dönüşüm Logos ortaklığıyla hayata geçirilen organizasyon; felsefeden sanata, mimariden müziğe ve hukuk mücadelesine kadar geniş bir yelpazede kentin tarihi ve ruha sahip mekanlarında vatandaşlarla buluşacak.
DÜŞÜNCE YOLCULUĞU
3 gün sürecek yoğun program kapsamında akademisyenler, yazarlar, hukukçular ve sanatçılar Edirne’nin simge mekanlarında söyleşi ve dinletiler gerçekleştirecek. Edirne Belediyesi Tarihi Binası, Anıt Park Kafe, Müzik Müzesi ve Konak Edirne gibi alanlarda düzenlenecek oturumlarda kent halkı düşünce insanlarıyla bir araya gelecek.
DOLU DOLU 3 GÜNLÜK PROGRAM
Etkinlik maratonu 21 Ağustos Cuma günü saat 16.45’te Edirne Belediyesi Tarihi Binası’ndaki Açılış Töreni ile başlayacak. İlk gün Dr. Banu Gökmen’in “Mekanın Zamanda Yolculuğu” ve Prof. Dr. Kerem İşcanoğlu’nun “Edirne’de Anıt Kültürü: Tarihsel Katmanlar ve Çağdaş Öneriler” söyleşileri gerçekleşecek.
22 Ağustos Cumartesi günü Müzik Müzesi’nde araştırmacı-yazar Murat Meriç’in “Müzik Tarihi” söyleşisinin ardından Can Tutuğ ve Serkan Yürük’ün “Bir Saat Caz” dinletisi müzikseverlerle buluşacak.
23 Ağustos Pazar günü ise Konak Edirne’de Av. Selin Nakıpoğlu “Her Zaman, Her Yerde: Kadın Mücadelesi” ve Dr. Arda Telli “Zamanın ve Mekanın Üretimi: Modern Kent Üzerine” başlıklı söyleşileriyle yer alacak. Program aynı gün saat 17.30’daki Kapanış Töreni ile sona erecek.
Tüm etkinliklerin halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirileceği belirtildi.
Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV) tarafından, Edirne’de yaşayan lösemili çocuklar ve ailelerinin buluştuğu dayanışma pikniği gerçekleştirildi.
LÖSEV’in Edirne’de düzenlediği piknik tarihi Sarayiçi yarımadasında gerçekleştirildi. Etkinliğe Edirne ve ilçelerinden lösemili çocuklar, aileleri ve eski Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Tanrıkulu katıldı. LÖSEV İstanbul Avrupa Ofisi Sosyal Hizmet Koordinatörü Ayşenur Beyazıt her yıl Edirne’de bu tür etkinlikler düzenlediklerini söyledi.
‘PSİKOSOSYAL DESTEK ÖNEMLİ’
Beyazıt, Edirne’de yaklaşık 200’e yakın kayıtlı kanser hastası olduğunu belirterek, “Bunlar çocuk ve yetişkin hastalar. Maalesef bu sayı da her geçen gün artmakta. Tabii ki kanser ve lösemi tedavisinde ihtiyacı olan şey ailelerimizin sağlık hizmetleri, bu konuda bilinçlenecekleri eğitim hizmetleri, nakdi yardımlar, ayni yardımlar. Fakat bunlar kadar çok önemli bir destek varsa bu da psikososyal destekler. O yüzden tedavi sürecinden geçen, tedavisi biten tüm ailelerimizin bu tarz etkinliklerle yanlarında olmaya gayret ediyoruz. Bugün çeşitli ilçelerden gelen ailelerimizle bir aradayız. Ailelerimiz için ikramlıklarımız olacak, aynı zamanda onların da imkanları doğrultusunda kendilerinin yanlarında çeşitli ikramlıklar getirmelerini istedik. Birlik beraberliği tadacağımız bir piknik etkinliği olacak. Müzikler, çocuklar için etkinlikler olacak” dedi.
Kendisi de LÖSEV gönüllüsü olan Dr. Ertuğrul Tanrıkulu da, LÖSEV’in tüm etkinliklerinde yer almaya çalıştığını dile getirip, LÖSEV’e destek çağrısında bulundu.