Gurbetçilik zor demedi, uzun yıllar Almanya’da çalıştı babaları. Anneleri sabırla bekledi yılda bir defa gelecek, birkaç hafta yanlarında kalacak üç kızının babalarının yolunu. Kızları büyürken yalnız geçen gecelerin, adamsız, kocasız geçen yıllara meydan okudu evin hanımı, kızların anaları.
Fırsatını bulup ilk önce karısını yanına aldı Almanya’ya baba. Sonraki yıllarda kızlarını da. Kızları büyürken anneleri de çalışmaya başladı Almanya’nın gurbet ellerinde. Artık bir araya gelmişlerdi ya, her şeye katlanacaklardı.
Kızlar hem büyüdüler, hem de eğitimlerini sürdürürken yıllar yılları kovaladı. Kızların hepsi ayrı huylarda bazen sevindirdiler, çokça da üzdüler ana babalarını.
İlki kaçtı kocaya 18’ine girmeden bir kızan yaptı, boşandı, olmadı ikinciye evlendi, bir kızan daha haydi o kocayı da bıraktı, kızanlar ninede hepsi bir evde. Yıllarca torunları büyütmeye çalıştılar.
İkincisi okudu, hiç evlenmedi, en akıllıları çıktı, yazdı çizdi Dünya’nın her yerini gezdi. Kardeşleriyle tartıştı, olmadı araya mesafesini koydu, eleştirdi, yerden yere vurdu onları ama ana babasının her zaman yanında oldu, destek verdi onlara.
Sonuncusu bir tarikatçının kölesi oldu. Kapandı, peçelere büründü, arka arkaya 5 kızan yaptı ailesiyle bütün bağları kopardı. Neymiş anası, ablaları başını örtmezmiş, babaları rakı içermiş diye.
Arttırdıkları üç beş bin Alman markıyla miras kalan eski evi yıkarak Edirne’nin en eski semtlerinden birinde inşaat başladı baba.
Önce temeli, sonra betonları, duvarları derken yıllar içinde bitirdi dört katlı binasını. Üç evladı vardı sonunda, hepsine bir daire, kendilerine de en alt katı. He yaşlılığı var bu ömrün, evlerine girip çıkmak zor olmasın diye.
Kızlarının hallarinden iyice yılan ana ve baba vurdular kıspete, aynı yıl işten ayrılarak döndüler Edirne’ye yeni biten evlerine yerleşmek için. Nasılsa kızanları büyümüş, yollarını çizmişlerdi artık yaşları da kemala ermişti artık, haklarıydı emekli yıllarını memleketleri Edirne’de geçirmeye.
İlk yılları Edirne’ye, çevreye, komşularının yeni hallerine alışmakla geçti. Onlar artık komşularının, eski arkadaşlarının gözünde Almancıydılar. Tuzları kuruydu çevredekilerinin gözünde. Oysa ikisi de emekli bütçeleriyle gelmişlerdi memleketlerine, akrabalarına, arkadaşlarına. Bulamadılar aradıklarını, artık ne onlar eski onlar, ne Edirne eski Edirne’ydi.
Evlerinde kendileri, üst katlarında Almanya’da yaşayan kızlarının yollarını bekleyen üç boş daire. Gelmediler bir türlü. Ziyaretlerine bile. Arada telefonla aradılar, hallerini hatırlarını sordular. Yıllar yılları kovaladı yine, önce baba hastalandı, ardından anneleri. Bir süre sonra bakıma muhtaç duruma geldiler. Şanslıydılar, uzak akrabalarından birisi asgari ücret karşılığında bakımlarını üstlendi. Yanlarında kalmayı da kabul etmişti.
İki yıl sürdü hastalıkları, bakımları. Hastaneler, aciller, yoğun bakımlar derken ard arda 6 ay içinde önce baba sonra anne huzura kavuştular. Babalarının cenazelerinde bile bir araya gelemeyen üç kız kardeş annelerinin ölümü sonrasında iş bilir genç bir avukatın yazıhanesinde bir araya geldiler.
Ortada bir miras vardı sonuçta ve halledilmeliydi. Acelece avukatın önerilerini dinledikten sonra bastılar imzaları evraklara ve yollarına gittiler.
……….
Geçen ay satıldı o ev. Alt katta bütün eşyalar apar topar ikinci elciler tarafından sokağa çıkarılarak kamyonetlere yüklendi götürüldü. Götürülmeyerek yolun karşısına atılanın ne olduğunu kimse bilemedi.
Onlar kızların çeyizleri için alınan hiç kullanılmayan üç sandık ve rahmetlilerin evlendiklerinde kullandıkları iki yastık ile bir yorgandı.
