Edirne Belediye Başkanı Filiz Filiz Gencan, 5 Eylül Cumartesi günü Yeni Parti Genel başkanı Özgür Özel’in ziyaret edeceği Çarşamba pazarını gezerek esnaf ve vatandaşlarla biraraya geldi.
Gencan, “Çarşamba Pazarımızı ziyaret ederek esnafımız ve hemşehrilerimizle bir araya geldik. Merkez İlçe Başkanımız Volkan Akgüngör, Edirne Pazarcılar, Manavlar ve Seyyar Satıcılar Esnaf Odası Başkanımız Şeref Hasır, belediye başkan yardımcılarımız ve birim müdürlerimizle birlikte tezgâhları tek tek gezdik; pazarcı esnafımızla ve alışverişini yapan hemşehrilerimizle sohbet ettik” dedi.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Filiz Gencan, “Güler yüzünü ve samimiyetini bizden eksik etmeyen tüm hemşehrilerime teşekkür ediyor, alın teriyle çalışan esnafımıza hayırlı işler, bol ve bereketli kazançlar diliyorum” şeklinde konuştu.
Edirne’nin Keşan ilçesinde bağlı Yayla Köyü’nde otomobilin takla attığı kazada, 4 kişi yaralandı.
Kaza, Salı günü akşam saatlerinde Yayla köyü sahili yakınlarında meydana geldi. Yayla köyünden sahil yönüne giden F.A. (21) yönetimindeki 34 HG 0146 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkarak takla attı.
Kazada, sürücü F.A. ile yanındaki O.G. (18), H.K. (19) ve Ş.A. (23) yaralandı. İhbar üzerine olay yerine jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ambulanslarla kaldırıldıkları Keşan Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.
Edirne Belediyesi tarafından emekli vatandaşların sosyal yaşamını desteklemek amacıyla hayata geçirilen Vefa Edirne Emekli Evi, 5 Eylül Cumartesi günü saat 10.30’da YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla düzenlenecek törenle hizmete açılacak. Fatih Mahallesi İzzet Arseven Caddesi üzerinde, eski Şirinler Parkı alanında tamamlanan merkez, emekliler için yeni bir buluşma ve dayanışma noktası olacak.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın seçim döneminde sözünü verdiği projeler arasında yer alan Vefa Edirne Emekli Evi, yaklaşık 300 kişilik kapasitesiyle hizmet verecek. Merkezde kafeterya, toplantı salonu, masa tenisi alanı, müzik etkinliklerine uygun ortak kullanım alanları ve Kent Berberi hizmeti bulunacak.
Emeklilerin sosyalleşebildiği, üretebildiği ve dayanışma içerisinde bir araya gelebildiği bir yaşam alanı olarak tasarlanan merkezde çeşitli kültürel ve sosyal etkinlikler de düzenlenecek.
Konuya ilişkin açıklamada bulunan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, emeklilerin yaşam kalitesini artıracak sosyal projeleri hayata geçirmeye devam ettiklerini belirterek, “Yıllarca emek vererek bu kente ve ülkemize değer katan büyüklerimizin sosyal yaşamdan kopmadan, dostluklarını güçlendirerek keyifli vakit geçirebilecekleri bir alan oluşturduk. Vefa Edirne Emekli Evi’nde hemşehrilerimiz bir araya gelecek, sohbet edecek, etkinliklere katılacak ve ortak çalışmalar yürütecek. Burası emeklilerimiz için dayanışmanın ve birlikte üretmenin merkezi olacak” dedi.
Başkan Gencan, emeklilerin yaşamın her alanında aktif olmalarını önemsediklerini vurgulayarak, “Kentimizi herkes için daha yaşanabilir hale getirirken emeklilerimizi de sosyal hayatın merkezinde tutuyoruz. Vefa Edirne Emekli Evi’nin kentimize ve tüm emeklilerimize hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. Başkan Gencan 5 Eylül Cumartesi günü saat 10.30’da gerçekleştirilecek açılış törenine YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de katılacağını vurgulayarak tüm hemşehrilerini açılış programına davet etti.
Edirne’nin Keşan ilçesinde gurbetçi ailenin içinde bulunduğu otomobilin, kavşak duvarına çarpması sonucu meydana gelen kazada, 4 kişi yaralandı.
Kaza, öğle saatlerinde Keşan-Uzunköprü kara yolu üzerindeki Kozköy mevkisinde meydana geldi. Keşan’dan Uzunköprü yönüne giden M.B. yönetimindeki N HM 117 plakalı otomobil Kozköy mevkisinde duble yolu ayıran su kanalına girerek, kavşak duvarına çarptı.
Kazada sürücü M.B. ile otomobilde bulunan eşi H.U.B., çocukları L.B. ve L.B. yaralandı. İhbar üzerine olay yerine polis, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ambulanslarla Keşan Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak, tedaviye alındı.
Yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenilirken, kazayla ilgili inceleme sürüyor.
Benoniyerim’in yaprak galeta çeşitleri, klasik galetadan farklı katmanlı dokusuyla ikram ve meze sunumlarında ayrı bir alan açıyor. Kat kat açılan hamurun fırında ayrışması, ürüne daha ince ve elde kolay kırılan bir yapı kazandırıyor. Bu özellik, ürünü tek başına atıştırmalık olmanın ötesine taşıyor; peynir tabağında, dip sos eşliğinde ya da çay yanında farklı bir eşlikçi hâline getiriyor. Sunumda kaba ve sert bir ürün yerine hafif bir doku arayan işletmeler için bu ayrım belirleyici olabilir.
Lezzet Profili Tabaktaki Diğer Unsurlarla Uyumlu Olmalı
Yaprak galeta seçiminde ilk soru ürünün neyle servis edileceğidir. Susamlı ve çörekotlu çeşitler daha tanıdık bir tat çizgisi sunarken, anasonlu ya da acılı seçenekler daha belirgin bir karakter taşır. Çekirdekli ve haşhaşlı çeşitler ise dokuyu öne çıkarabilir. Bu nedenle tüm çeşitleri aynı anda sunmak zorunlu değildir. Menüdeki peynir, zeytin, dip sos veya sıcak içecekle uyumlu iki ya da üç seçeneğin belirlenmesi daha kontrollü bir deneyim verir. Sunumda denge, çeşidin çokluğundan daha değerlidir.
Kırılgan Yapı İçin Kabul Kriteri Ayrı Kurulmalı
Katmanlı ürünlerin taşınma davranışı klasik galetadan farklıdır. Yaprakların ayrışması ürünün niteliği olabilir; buna karşılık aşırı toz ya da ezilme, servis standardını bozabilir. Toptan alım yapan işletmenin numune aşamasında görünüm, kırık oranı ve ambalaj açıldığındaki ürün duruşunu birlikte incelemesi gerekir. Sadece lezzete bakmak yeterli olmaz. Ürün, servis tabağına alındığında da beklenen etkiyi vermelidir. Bu nedenle teslim alım kontrolünde yaprak galeta için ayrı bir madde açmak, daha gerçekçi bir uygulamadır.
Ambalaj ve Koli Düzeni Önem Kazanıyor
İnce ürünlerde koli içindeki boşluk, istif yönü ve taşıma sırasında oluşan baskı doğrudan sonuca yansır. İşletmeler sevkiyat geldiğinde kolileri tek noktada üst üste bırakmak yerine, ürünün depodaki yerleşimini önceden tasarlayabilir. Paket açıldıktan sonra ise kalan ürünün nemden korunması gerekir. Kuru ürünlerde gevreklik, saklama koşullarından etkilenir. Açık paketlerin kısa sürede kullanılacağı miktarlara ayrılması, hem hijyen hem de servis kalitesi açısından daha pratik bir yol sunar. İnce doku, dikkatli depolama ister.
Kafeden Meze Tabağına Farklı Kullanım Alanları
Bir kafede yaprak galeta kahve yanında küçük bir ikram olarak yer alabilir. Restoranda peynir ve zeytin tabağını tamamlayabilir; şarküteri köşesinde ise paketli atıştırmalık olarak sunulabilir. Aynı ürünün her kullanım noktasında farklı porsiyon ihtiyacı oluşur. Bu yüzden mutfağa giden koli ile perakende rafına giden paketin aynı şekilde düşünülmemesi gerekir. Benoniyerim’in yedi çeşitlik ürün grubu, işletmelere menüye uygun bir seçim yapma imkânı verirken sunum düzeninin baştan kurulmasını da kolaylaştırıyor.
Fotoğraf ve çeşit adı ilk izlenim için yararlıdır, ancak katmanlı bir üründe gerçek karar ürün elde görüldüğünde verilir. Numune değerlendirmesinde yaprağın kalınlığı, kolay kırılıp kırılmadığı, tabağa yerleşimi ve eşlik ettiği ürünle tat uyumu incelenebilir. Servis ekibinin yorumu da bu aşamada kıymetlidir; ürünün porsiyonlanması ne kadar kolay olursa günlük akış da o kadar rahatlar. Toptan sipariş, numuneden gelen net gözlemle planlandığında hem menü hem depolama tarafındaki belirsizlik azalır.
Yaprak Galeta İçin Doğru Yer Belirlenmeli
Her ürün en iyi sonucu doğru konumda verir. Yaprak galeta için de soru, ürünün sadece satılacağı değil nasıl sunulacağıdır. Açık büfe, aperatif tabağı, sıcak içecek yanı veya hediyelik paket gibi her seçenek ayrı bir hazırlık gerektirir. Benoniyerim’in ürün grubu bu farklı kullanım biçimlerini düşünerek değerlendirilmelidir. İşletme ürünün tabağa mı, rafa mı, yoksa pakete mi gideceğini belirlediğinde gerisi daha kolay planlanır. İnce ürün, doğru bağlamı arar.
Sunum Ekibi Ürünü Önceden Tanımalı
Yaprak galetayı servis edecek ekibin ürünün katmanlı yapısını bilmesi, günlük kullanımda fark yaratır. Ürünün porsiyon kabına sert biçimde boşaltılmaması, gereğinden fazla elle temas etmemesi ve küçük partilerle hazırlanması kırıkların azalmasına yardımcı olabilir. Ekip aynı zamanda hangi çeşidin hangi tabağa gideceğini de bilirse sunum daha tutarlı görünür. İlk gün yapılan kısa bir uygulama denemesi, yoğun saatte yaşanabilecek karışıklığı önler. İnce ürün, özenli bir el alışkanlığı ister.
Doğru Eşlikçi Ürünü Daha Anlaşılır Kılar
Yaprak galeta tek başına servis edilebileceği gibi, doğru eşlikçiyle birlikte farklı bir anlam da kazanabilir. Hafif peynirler, zeytin çeşitleri, dip soslar veya sıcak içecekler için ayrı ayrı deneme yapılması işletmenin kendi sunum dilini oluşturmasına yardım eder. Burada tek bir evrensel eşleşme yoktur. Ürünün aroması, menünün geri kalanı ve hedeflenen porsiyon birlikte değerlendirilmelidir. Küçük bir tadım oturumu, katalog üzerinden yapılan tahminden daha güvenilir sonuç verir.
İnce Üründe Ayrıntı Etkiyi Büyütür
Yaprak galeta ile yapılan sunumlarda farkı çoğu zaman büyük dekorlar değil küçük uygulamalar yaratır. Ürünün kırılmadan taşınması, tabağa sıkıştırılmaması, çeşidinin görünür biçimde belirtilmesi ve doğru eşlikçiyle verilmesi bütün deneyimi değiştirir. Benoniyerim’in farklı aromaları arasından seçim yapan işletme, önce kendi servis dilini tanımladığında daha tutarlı bir sonuç alır. Aynı ürün bir kahve yanında hafif kalabilir, başka bir tabakta çok güçlü görünebilir. Deneyerek kurulan denge, ürünün doğasını daha doğru yansıtır.
Sunum Kararı Deneyimle Netleşir
Yaprak galeta için en doğru sunum biçimi, ürünü gerçek servis anında izleyerek bulunur. Tabakta kalan kırıklar, tercih edilen çeşitler ve servis ekibinin çalışma hızı aynı anda değerlendirilmelidir. İlk düşünce her zaman son karar olmak zorunda değildir. Küçük düzenlemelerle ürünün daha iyi yerleştiği bir sunum bulunabilir. Katmanlı yapının verdiği hafif etki, ancak rahat kullanılan bir servis biçimiyle korunur.
Uygulamada Son Kontrol
İşletme bu ürün grubunda servis kabındaki görünümü ile kırık miktarını düzenli olarak değerlendirdiğinde kararını daha rahat güncelleyebilir. Her değişiklik büyük bir stok revizyonu gerektirmez; bazen hangi çeşidin hangi eşlikçiyle sunulacağını gözden geçirmek yeterlidir. Bu küçük kontrol, ürünün günlük kullanımına dair net bilgi verir ve ihtiyaç dışı siparişi önlemeye yardım eder. Servis ekibinin uygulama notlarını paylaşılması, değerlendirmeyi tek bir kişinin yorumuna bağlı olmaktan çıkarır. Kısa ama sürekli gözlem, ürünün işletmedeki gerçek yerini ortaya koyar.
Kararı Güçlendiren Küçük Adımlar
Bu kısa kontrol tamamlandığında işletme servis kabındaki görünümü ile kırık miktarını daha net görür ve hangi çeşidin hangi eşlikçiyle sunulacağını için daha güvenilir bir çerçeve kurar. Kararların yazılı bir notla desteklenmesi, sonraki sipariş veya servis gününde aynı ayrıntıların yeniden tartışılmasını önler. Bu nedenle ürün yönetiminde küçük ama düzenli takip, büyük bir kolaylık sağlar.
Kolajen, vücutta doğal olarak bulunan yapısal proteinlerden biridir. Takviye ürünleri söz konusu olduğunda ise tüketicinin karşısına farklı hayvansal kaynaklar, kolajen tipleri, dozlar ve ürün formları çıkar. Bu çeşitlilik nedeniyle ürünleri yalnızca marka adına göre değil içerik özelliklerine göre karşılaştırmak gerekir.
Temel Kavramları Doğru Okumak
Takviyelerde balık, sığır ve tavuk gibi farklı kaynaklardan elde edilen kolajen peptitleri kullanılabilir. Kaynak değiştikçe üründe öne çıkan kolajen tipleri de farklılaşabilir. Örneğin balık kaynaklı ürünlerde tip 1, sığır kaynaklı ürünlerde ise tip 1 ve tip 3 formlarına sık rastlanır.
Bu konuda ürün ve içerik seçeneklerini karşılaştırmak isteyenler kolajen başlığı altında yer alan bilgileri inceleyebilir. Seçim yapılırken ürün etiketindeki kullanım ve içerik bilgilerinin esas alınması önemlidir.
Ürün Etiketinde Nelere Bakılmalı?
Tablet, kapsül, toz veya saşe gibi kullanım formları günlük rutine uyum açısından farklı avantajlar sunabilir. Toz ürünler porsiyon başına daha yüksek miktarların alınmasına imkân verebilirken tablet formu taşıma ve kullanım kolaylığı nedeniyle tercih edilebilir. Burada doğru seçim kişinin kullanım alışkanlığına bağlıdır.
Kullanım Tercihini Belirleyen Unsurlar
Kolajen ürünlerini karşılaştırırken porsiyon miktarı, kaynak, ek bileşenler ve etiket bilgileri birlikte okunmalıdır. Ürünün kullanım talimatına uyulması ve özel sağlık durumlarında sağlık profesyoneline danışılması önemlidir.
Genel Değerlendirme
Takviye seçimini tek bir iddia veya popülerlik ölçütüne dayandırmak yerine içerik, porsiyon, kaynak ve kişisel ihtiyaçları birlikte değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır. Dengeli ve çeşitli beslenme sağlıklı yaşamın temelidir; takviye edici gıdalar normal beslenmenin yerine geçmez. Hamilelik, emzirme, hastalık veya ilaç kullanımı durumunda sağlık profesyoneline danışılmalıdır.
Hizmet kesintisi dijital dünyada doğrudan kayıp yaratıyor
E-ticaret sitelerinden kurumsal portallara kadar çevrim içi hizmetlerin önemli bölümü günün her saatinde erişilebilir olmak zorunda. Sunucu tarafında yaşanan performans sorunları yalnızca teknik ekipleri değil, hizmetten yararlanan kullanıcıları ve işletmenin itibarını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kaynakların daha kontrollü kullanıldığı VDS çözümleri, sürekli erişim gerektiren projelerde önemli bir altyapı seçeneği haline geliyor.
Altyapının tüm bileşenleri birlikte değerlendirilmeli
BirSunucum’un sanal sunucu seçenekleri değerlendirilirken işlemci ve RAM’in yanı sıra NVMe SSD depolama, ağ kapasitesi, lokasyon ve yönetim özgürlüğü de öne çıkıyor. Özellikle Türkiye’deki kullanıcılara hitap eden projelerde yerel sunucu konumu gecikme sürelerinin düşük tutulmasına katkı sağlayabilir. Yönetici erişimi ise sistem servislerinin uygulamaya göre yapılandırılmasını mümkün hale getirir.
İhtiyacın üzerinde değil, ihtiyaca uygun kaynak
VDS satın al kararı, en yüksek paketi seçmek anlamına gelmemeli. Asıl önemli olan uygulamanın gerçek iş yükünü doğru analiz ederek yeterli işlemci, RAM ve disk kaynağını belirlemek. Trafik büyüme beklentisi, yedekleme kapasitesi ve dönemsel yoğunluklar hesaba katıldığında daha sürdürülebilir bir altyapı planı ortaya çıkar.
Kiralama modeli işletmelere hareket alanı sağlıyor
VDS kirala seçeneği, fiziksel donanım yatırımı yapmadan sunucu altyapısını kullanmayı mümkün kılıyor. Bu modelde proje büyüdükçe kaynakların artırılabilmesi, başlangıçta maliyeti düşük tutarken ilerleyen dönemde performans ihtiyacına cevap vermeyi kolaylaştırıyor. Böylece işletmeler altyapıyı sabit bir donanım sınırına bağlı kalmadan geliştirebiliyor.
Dijital hizmetin temeli doğru altyapı
Kullanıcı deneyimi çoğu zaman tasarım ve yazılımla ilişkilendirilse de arka plandaki sunucu performansı bu deneyimin temel parçalarından biri. BirSunucum’un farklı kullanım senaryolarına göre sunulan sanal sunucu çözümleri, web ve uygulama projelerinin daha kararlı, yönetilebilir ve büyümeye açık bir altyapı üzerinde çalışmasını hedefliyor.
Neşet Ertaş’ın kültürel profilini oluşturan en önemli yanlarından birisi, onun üretici/türkü yakıcısı kimliğidir. Anadolu halk kültürünü, sanat geleneğini, edebiyatını ve Türkmen dilini iyi bilmesi ve halkın duygularını iyi tanıması nedeniyle Ertaş, ülkemiz müzik kültürünün en seçkin örnekleri arasında yer almış birbirinden değerli çok sayıda eser üreten bir türkü yakıcısı olmuştur. Daha çocukluk yıllarında başlayıp günümüze kadar 60-65 yıl gibi uzun bir süreçte kesintisiz olarak sürdürdüğü yaratıcı yani ile ürettiği eserler ve bağlı olarak sanatının derinliği, Neşet Ertaş’ı sanat dünyasında farklı bir kategoriye oturtmuştur.
Yaratıcı beyin ve dehalık konusunda çalışmalar yapan ilgili bilim dallarına mensup uzmanlar, bilimsel çalışmalar sonucu gelişen çeşitli bakış açıları ve yaklaşımlar yoluyla konuya ışık tutmaktadırlar. Biz; bunlar içerisinden birkaç temel yaklaşımı model alarak, Neşet Ertaş’ın özeline onun yaratıcı yönü ile ilgili çıkarımlar yapacağız.
Yaratıcılığın boyutsal bir özellik değil, daha çok, seyrek rastlanan, yüksek yetenekli, kendine özgü ve olağan dışı az sayıdaki bireyde bulunan süresiz bir özellik ya da özellikler bütünü olduğunu belirten Andreasen; bu bakımdan yaratıcılığın, Tanrı’nın bağışladığı ya da mucizeye yakın bir biyolojik veya sosyal bir rastlantı sonucu meydana gelen bir armağan olduğunu söylemektedir.
Sıra dışı yaratıcılığa sahip olanların, sıradan olanların başaramayacağı şekillerde görüp düşünmelerine olanak sağlayan, serbest çağrılırtan yaratabilen ender rastlanır beyinlerle ödüllendirildiklerini de belirtiren Andreasen, bu tip insanların genelde zaman içinde kendiliğinden ortaya çıkmadıklarını vurgulamaktadır. Tarihin belli dönemlerinde bu tip yaratıcılığa sahip çalışma ve fikirlerin çok az yer aldığını, kimi dönemlerde insanın yaratıcı ruhunun, sanki dizginlerinden kopmuşçasına koşmaya başladığının da altını çizen Andreasen, bu durumu; “Bir anda ortaya çıkan insanlar, yaratıcılıkta, insan zihni ve beyninin ulaşabileceği en yüksek noktalara ulaşır.”46 sözleriyle belirtmektedir.
Andreasen’in ortaya koyduğu bu yaklaşımlar göz önüne alındığında; uzun bir tarihsel süreç içerisinde, belli bir seyirde akıp gelen ve yalnızca kendisinin de bağlı olduğu sanat geleneğinde değil, aynı zamanda Anadolu Müziği içerisinde adeta birdenbire ortaya çıkarak kısa sürede ülkeye mal olmuş, değerli varlığı ile tarihi bir sima özelliğini kazanmış Neşet Ertaş’ın sergilediği profil, bu yaklaşıma konu olan özellikleri yapısında barındırmaktadır.
Daha duyulmaya başlandığı ilk günden başlayarak, alanındaki dönemin icralarını aşan ustalık düzeyi, müzik anlayışı ve üzerinden 60 yıl geçmesine karşı çözülememiş, aşılamamış yaratım gücü ve eserleri ile sonraki her dönem içerisinde benimsenmişliği ve hem bu benimsenmenin alandaki yaygınlığı hem de vazgeçilmezliği gibi gösteriler, Neşet Ertaş’ın olağanüstü bir yeteneği, beyni ve yaratıcılığı olduğu konusunda somut sonuçlardır. Onda can bulan ve üstün yaratım çizgileri taşıyan bu olağanüstü yetenek ve yaratıcı kişilik, eşsiz sanatının ve benzersiz üretimlerinin de ana kaynaklarındandır.
İnsan beyninin, nasıl bir yaratıcı süreçten geçerek bir müzik eseri ya da denklem yaratığının, üzerinde düşünülmesi gereken en büyüleyici sorulardan birisi olduğunu belirten Andreasen’a göre yaratıcılık; birey, süreç, ürün olarak üç bileşenden oluşup bu bileşenler doğrusal, yinelemeli ya da yalnızca gizemli bir şekilde bir araya gelebilir.”
Sanat yolunda, kendine özgü bir birey olup yarı yüzyılı aşan uzun bir süreçte olağanüstü ürünler ortaya koyabilme başarısını göstermiş Neşet Ertaş’ın; doğal oluşum, doğanın kendisini üretmesi ya da bir başka deyişle doğal doğurganlık olgusu içinde açıklanabilecek yaratıcılığı da bu sürecin birebir örneğini yansıtmaktadır.
Başta Semavi dinler olmak üzere, dünyadaki inanç ve felsefeler; neredeyse, her bir noktası akıl almaz gizemler, kusursuz güzellikler ve sırlarla dolu doğa ile olağanüstü yaratıcının arasındaki güçlü bağın varlığından söz ederler. Kâinat gibi bir mükemmelliği yaratan Tanrı’nın, yaratıcılık özelliğini az sayıdaki insana bahsettiği, böylece yaratıcılık özelliğinin dünyada en az bulunan özellik olduğuna inanılır. Bu nedenle de, yaratıcılığı üst düzeyde olanlar için; yaratıcılığın en üst sınır olan ilahi (tanrısal) yetenek benzetmesi kullanılır. Anadolu’da da; akıl, yetenek, beceri vb. temel olgular; Allah/Hak vergisi deyimi ile dile getirilmekte olup yeteneği ve buna dayalı başarısı için övülenler de, bu anlayış ve görüş içerisinde, Hakk’a şükür! ifadesini dile getirirler.
Kendini sürekli bir biçimde üreterek var edebilen ve yenileyebilen, doğurganlık özelliği nedeniyle de doğa ana olarak adlandırılan tabiatın/Tanrı’nın, yaratıcı insanlara, özgün şekillerde algılayıp düşünebilmeleri için tasarlanmış sıra dışı beyinler verdiği bir gerçektir. Bu nedenle, üreten insanlarda görülen yaratıcı yönün, doğadan gelen ve kuşaklar arası aktarılan kalıtsal bir yatkınlık özelliği olduğu düşüncesi de akla uygundur. Bedenen doğanın parçası olan insanoğlu, yaratım sürecinde, ruhen de kaynağını doğadan alan etkileşimler yolu ile kendisini doğanın yönlendirmesine bırakarak, duygularının anı (ya da anları) yaşar ve böylelikle üretimlerde bulunur. Bir yönüyle, aslında istem dışı gelişerek ilerleyen bu süreçte yaratılan özün olgunlaşma süreci başlar ve sonunda ürün tamamlanarak biçimlenir. Her sanatçıda farklı bir akış izleyen bu süreç sonrası gelişen ürün, her ne kadar kişinin kendisininmiş gibi görünse de, aslında doğanın malı olup doğanın insan ruhunda belirmiş bir biçimi ve dile gelişidir. Bu yönüyle bir eser ne kadar doğal ise; o denli güzel, vazgeçilmez ve uzun ömürlüdür. Çünkü doğa; kusursuz güzelliğin, vazgeçilmezliğin ve sonsuzluğun ta kendisidir.
Anadolu coğrafyasının, dünyada eşine az rastlanır bir doğası vardır. Üzerinde yaşayan farklı ırk, dil, din ve geleneklere sahip çok sayıda insan topluluklarının iç içe geçip kaynaştığı bereketli topraklar, birçok alanda olduğu gibi sanatla uğraşanlar için de adeta cennet niteliğinde olup sınırsız olanaklar sunar. Bu bağlamda Anadolu’nun kültürel ürünleri de, tıpkı üzerinde sayısız çeşitlilikte türü barındıran florasına ait rengârenk çiçekler gibi bin bir çeşitliliktir. Anadolu’nun neresine gidilirse gidilsin, karşılaşılan ortalama insan tipi; kendine özgü bir duyumaya sahip hoş bir şive ile konuşan, güzelliğe tutkun, duygu ve düşüncelerini deyimlerle, özlü sözlerle, şiirlerle, türkülerle ortaya koyan, çok sayıda hikâye, masal, küçük öykü, kıssalar vb. sözlü kültür ürünlerini belleğinde gezdirerek bunları yolu-yordamıyla anlatabilen, canlı, şen, esprili bir yapıdadır.
Anadolu toprağının engin gönüllü, yankı yürekli topluluğu Abdallar soyundan gelen Neşet Ertaş da; kendisinde can bulan, sevgi ve aşk dolu yüreğini, ruhundaki güzelliğe ve gerçeğe olan bitmez tükenmez tutkusunu, ruhundaki, duygu ve düşüncelerindeki derinliğin kaynağı Anadolu toprağı ve kültüründen alır. Bu nedenle onun Anadolu ile bütünleşmiş, yarım asırdan fazla zamandır dimdik ayakta duran sanatını ve yarattığı eserlerini Anadolu’dan, Anadolu müzik sanatını da ondan ayrı düşünmek olanaksızdır.
Kaynağını Anadolu’nun bereketli doğasından alan Neşet Ertaş’ın yaratım gücü ile Anadolu toprağı ve kültürü arasında köklü bir bağ vardır. Ruhunun derinliğinden gelen duygu, düşünce ve sezgilerle tıpkı bir arı gibi bin bir çiçekten topladığı özleri inleyerek bal yapan, ürettiklerini de bir bülbül gibi içli avazlarla, feryatlarla dillendiren Ertaş; böylelikle kendisini var eden Anadolu toprağının doğasına, onun dilinden yanıt vererek yeniden üretmiştir. Onun doğal yaratıcılığına dayalı ürettiği sözler, ezgiler de kendisini var eden bu olağanüstü doğanın bir parçası olarak kusursuz güzelliğe, vazgeçilmezliğe ve sonuçta ölümsüzlüğe kavuşmuş böylelikle Neşet Ertaş’ın sanatı, doğallığın üst sınırına erişmiştir.
Bir yaratıcı birey ortaya çıktığında, onun çevresel unsurlardan beslenmesi gerektiğini, ancak böylelikle gelişebileceğini vurgulayan Andreasen; bu olguyu; “Doğa, ne kadar önemliyse; yaratıcılığın filizlenebilmesi için, çevre de o kadar önemli, hatta gereklidir.”48 sözleriyle açıklamaktadır. Gerçekte, Neşet Ertaş da, kendisini besleyen özgün bir sosyokültürel çevre içerisinde biçim kazanmıştır. Ertaş; kendisini üreten yegâne çevre olarak gördüğü aşiretini, özgünlük ve yaratıcılık temeline şöyle tanımlar: “Bizlere âşık derler, ozan derler. Biz halk âşığımız, halkın âşığımız; üretenleriz, kaynak kişileriz. Kaynak kişi, türkü üreten demektir. Biz, halk için türkü üretiriz; türkü yakarız, türkü söyleriz.”
Anadolu toprağının Hak ve halk aşığı türkü üreticisi kaynak kişileri Abdallar, bireylerin birbirini beslediği ve yeni düşüncelerin doğabileceği alanlar açan olağanüstü verimlilikte bir topluluktur. Öyle ki doğduğu günden başlayarak, başta babası olmak üzere, bağrında yetiştiği bu topluluğun bireyleri ile karşılıklı etkileşim içerisine girmiş Neşet Ertaş’ın, manevi ve kültürel evrenini doğrudan etkileyerek biçimlendiren bu sosyal çevre, onun yaratıcılığını daha küçük yaşlardan beri tetikleyerek üretmeye itmiştir.
Yaratıcı beynin tek başına gelişmesinin de zor olduğunu, her ne kadar yaratıcı sürecin yaratıcı bir ürünle sonuçlanabilmesi için yalnızlığın gerekli olsa da, etkileşimin de zorunlu olduğunu belirten Andreasen, bu durumu; “Bu süreci tetikleyen asıl öge, başkalarıyla etkileşim ve düşünce alışverişi içinde bulunmaktır.”50 sözleriyle saptamaktadır. Ertaş da, çocukluk yıllarından başlayarak -ve en başta babası olmak üzere- kendi aşiretindeki ustalar ile etkileşim ve düşünce alışverişinde bulunup buradan beslenerek yaratıcı yönünü geliştirmiştir.
Yaratıcı kişiliğin bağımsız ve bireysel olma eğilimi taşıdığını ancak buna karşı yaratıcı yönün gelişebilmesi için doğrudan eğitim ve destek yoluyla yardım görmesi gerektiğini belirten Andreasen; usta-çırak ilişkisine dayalı eğitim öneminden söz ederek bunun günümüzde de, çağdaş yüksek bilimle de temel bir eğitim yöntemi olarak varlığını ve önemine vurgu yapmaktadır. Ustalık olgusunun, başı başına bir sanat olduğunu belirten Andreasen’e göre; “Bu yöntemde bilgi, görgü ve deneyimlerle birey desteklenerek yaratıcı yönü geliştirilir.”
Özellikle 14-15 yaşına gelinceye kadar Neşet Ertaş da, babası gibi ustalar ustası bir rehberin gözetiminde eğitilerek yaratıcılık yönü geliştirilmiş, üretim biçimi ve ürünlerinin ana yapısıyla ilgili yön çizilmiştir. Ancak Muharrem Ertaş, kendisini aşan yeni bir usta yetiştirmesine karşın, Neşet Ertaş; gurbet ellerde geçen yaşamı ve bu zorlu yaşamın koşulları gereği bunu yapamamış ve birebir çırak yetiştirememiştir.
Yaratıcı beynin, doğuştan yetenekli insanlarda beklenmedik şekilde ortaya çıkabileceğini, bunun belki de kalıtımsal olarak yaratıcılığı miras almış insanlarda görülebilme olasılığının güçlü olduğunu belirten Andreasen, bu olguyu da; “Kalıtımsal anlamda onlar, yaratıcılıkları bir anda ortaya çıkan ve çok küçük yaşlarda bile doğuştan yetenekli görünen insanlardır. İçlerinde, bastırılamaz bir yaratıcı güdü ve tutku vardır.” sözleriyle belirtmektedir. Nitekim bu bilgiye denk düşecek bir biçimde Neşet Ertaş’ın da, çocuk denilebilecek yaşlarda türküler üretmeye başladığı, onda, erken dönemde ortaya çıkan yaratıcılık kapasitesinin gelişerek 14-15 yaşına geldiğinde; Anam ağlar başucumda oturur gibi sanatsal çıtası çok yukarılarda bir eseri üretebilecek bir düzeye ulaştığı görülür.
Andreasen; olağanüstü yaratıcılık özelliği taşıyan beynin, insanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü olan huyu ile onu başkalarından ayıran temel belirti ve davranış biçimlerini yansıtan niteliğini de belirlediğini söylemektedir. Ona göre, olağanüstü yaratıcılık bu yönüyle hem bir iyilik, hem de kötülüktür. Çünkü bu özellik, kişiyi yalnızca yaratıcı değil, aynı zamanda ince düşünceli, başkalarına karşı duyarlı, kırılgan, inatçı, dirençli, saplantılı, en iyiyi arayan, kendi aklı ve anlayışına yönelmiş, fikirlerle dolu, sürekli çalışan ve ancak ürettiğinde rahat edebilen biri yapar.
Andreasen’in ortaya koyduğu bu saptamalar, Neşet Ertaş’ta da birebir görülür. Ertaş da, kişilik özellikleri yönünden; duygulu, duyarlı, kırılgan, en iyiyi arayan, kendi aklı ve anlayışına yönelmiş, sürekli fikirlerle dolu, öz güveni yüksek biri olup onun bu yönleri, yaratım sürecinde eserlerinin niteliğini belirleyen temel unsurlardandır. Son derece duygusal ve bir o kadar da sevgi dolu bir yüreğe sahip olan, her duyguyu dolu dolu yaşayan Neşet Ertaş’ın dolu yüreği, her eserinin her bir sesinde kendini hissettirir.
Gerek günlük yaşam içerisinde, gerekse sanat icrası sırasında gönüllere seslenirken sergilediği doğallığı, içtenliği ve engin gönüllülüğü; boş durmayı ve boşa vakit geçirmeyi sevmemesi nedeniyle, yaşamı boyunca zamanının çoğunu sanat çalışmalarıyla geçirmesi, işini bitirmeden rahat edememesi, kendine duyduğu yüksek öz güven ile teslimiyetliğe asla ödün vermeden daima mücadele ve üretim içinde olması, sanat konusunda olabileceğin ve yapılabileceğin en iyisini amaçlayan, buna ulaşmaya çabalayan mükemmeliyetçiliği eserlerinden kulaklara yansıyan kişilik özelliklerinin bazılarıdır. Neşet Ertaş’ın kişilik yapısındaki inatçı ve ısrarcılığa varan kararlılığı ise, dehasının verdiği güven duygusu ile üretimlerin yansımalarını özümseniş olmasındandır.
Neşet Ertaş’ın sürekli sorgulamalarla, fikirlerle dolu olması; onun akıl kavrayışının ve kendi aklına, anlayışlarına yönelmesinin bir sonucudur. Her zaman kendi aklının ve düşüncelerinin peşinden giden Ertaş, yaratılarının ana kaynağının kendi özü, kendi sözü olduğunun altını çizer.
Neşet Ertaş’ın yaşamsal ve sanatsal tavrına etki eden ve neredeyse tüm üretimlerine damgasını vuran en belirgin kişilik özelliklerinden bir diğeri, gerçekçiliğidir. Kâinatta akıl dışı hiçbir şeyin olmayacağını, her şeyin akıl ve gerçeklik içerisinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Neşet Ertaş’a göre, her durumda gerçeği söylemek en önemli şeydir. İnsanda başka bir keramet arayanlara karşı dile getirdiği; İnsanın gerçek kerameti, her durumda gerçeği söyleyebilmesidir; sözü ise bu anlayışın zirvesini ortaya koyar. Yaşamı boyunca bunu gözeten Ertaş, kişilik yapısında belirgin olarak ortaya çıkan bu özelliğini üretimlerine de yansıtmıştır. Eserlerinde aklın almayacağı hiçbir şey söylemeyen Ertaş; olanı, daima olduğu gibi ve abartıdan uzak olarak dile getirmeye özen göstermiştir.
Her durumu ve her olguyu akıl süzgecinden geçirerek eserlerine yansıtan Ertaş, bunu bir de mantık terazisinde tartar. Ertaş’taki mantık kavrayışının; bir yandan gerçekçilik ve akılcılık çizgisinde gelişen, öte yandan da her olgu ve durumun kendine özgü doğasını da göz ardı etmeden yürüyen bir işleyişi vardır. Gerek günlük yaşamın yönlendirilmesinde, gerekse yaşamsal felsefesini biçimlendirmede daima akıl, mantık ve fikir ilişkisini kuran Ertaş; aklın ve mantığın almayacağı bir düşünce dile getirmez. Bu olgu, Ertaş’ın sanatsal felsefesi ve yaratımlarında da aynı yönde kendini gösterir. Öyle ki, Neşet Ertaş’ın tüm eserleri incelendiğinde; içlerinde akıl ve mantığa aykırı hiçbir düşünce olmadığı gibi, biriyle çelişen bir yan bulmak da olanaksızdır. Kavramlar, yaklaşımlar ve yorumların tümü birbiriyle uyumlu, tutarlı, açık-seçik bir ifadedir. Türkünün anası hava, ömrü sözdür; deyip mantıksız sözler katmanın ya da yanlış okumanın türkünün anlamını ve bütünlüğünü bozarak ömrünü kısalttığını belirten Ertaş; bu nedenle kendi eserlerinin, özellikle söz yönünden yanlış icra edilmesine tepkilidir. Çünkü ona göre, söylenen her şey insanların anlayıp bilmesi ve yaralanması için olup bu tip yanlışlarla niteliği bozulmamalıdır.
Toplumsal yapı içerisinde; düşünce üretme, görüş ve tavır belirleme, söz söyleme, öğretici aktarma gibi yönler; dünyaya câhil eğitmek için gönderildiklerine inanılan ozanların, bilgelerin işidir. Neşet Ertaş’ın insana, topluma ve toplumsal olaylara karşı duyarlılığı; sorumluluk bilinci içinde, bilgisini eserleri yoluyla iletmesi, böylelikle de doğruları arifçe bir tavırda aktarmaya çalışması da, onun bilgelik dolu sezgisinin, arif kişiliğinin ve ozan/aşık kimliğinin yansımalarıdır.
Ertaş’ın; geçmişi bilen, yaşadığı çağı ve getirilerini kavrayan, olayların ve durumların ne yönde ilerlediğini görüp geleceğe yönelik bu yönde düşünceler üretebilen bir görüşü vardır. Kendisini doğuştan aşık olarak tanımlayan Ertaş, bu yolda çok sayıda ürün vermiştir. Ertaş, kendisinin bu yönü ile ilgili olarak: “Ben gariban birisiyim. Benim ahım yok, şahım yok. Ben ozanım, gezenim, tozanım demedim. Çabamız; şurada üç-beş türkümüz var ise, bunları gelecek kuşaklara bırakmak için.” diye belirtmektedir. Ancak o, her ne kadar bu konuda da kendisi ile ilgili olarak enginlik içerisinde konuşmalar yapsa da; onun ozanlığı, aktardığı öğretiler ve toplum belleğinde yarattığı etki azımsanmayacak ölçüdedir.
Neşet Ertaş eserlerinde, Türk Halk Edebiyatı’ndaki ezikliğin bir dışa vurumu olan ve gurbete düşmüş anlamını taşıyan Garip mahlasını (takma adını) kullanır. Bu mahlas, zaman zaman Kul Garip ya da Garip Kul biçimine dönüşse de, özü ve anlamı aynıdır. Ertaş, bu durumu şöyle açıklıyor: “Ben usta malı söylemiyorum. Kırşehir türküsü olarak hepsi babamdır veya onun babasındır. Ben onları da söyledim ama, yüzde onu-on beşi geçmez. Söylediğim türkülerin geriye kalan yüzde seksen beşi benim türkülerimdir, bana aittir bu türkü sözleri. Bunları da hâliyle kendime göre söylüyorum.”
Usta malı okumayan Ertaş, kendinden önceki ustaların havalarına yönelmeyişinin gerekçelerini de şöyle anlatmaktadır: “Gelmiş geçmiş ozanların ne dediğini, Allah’ım sayesinde bana kimse söyleyemez. Usta malı; bundan bin sene, bin beş yüz sene evvel ozanların üstü kapalı olarak, arifçe söylemiş oldukları sözlerdir; deyiştir. Herkes arif olsa, dünyada cehalet kalmazdı. Ömür kısa. Dünyaya gelen, hiçbir şey bilmeden gelip gidiyor; bunun için cehalet duruyor. Öyleyse bunları eğitmek gerekiyor. Eğitmek için de bunlara doğrusunu söylemek gerekiyor ki, aysın, ayıksın; aklına, mantığına uysun!”
Bir yaz fırtınasının ardından çalışmayan modem, aniden bozulan televizyon ya da kombi kartındaki açıklanamayan arıza… Bu senaryolar birçok ev ve iş yeri için tanıdıktır. Çoğu zaman “cihaz eskimişti” ya da “şanssızlık” olarak yorumlanan bu arızaların büyük bölümü, aslında elektrik hattından gelen ani gerilim darbelerinin sonucudur. Evlerimiz ve ofislerimiz artık onlarca elektronik cihazla dolu; her biri de aşırı gerilime karşı son derece hassas mikroişlemciler barındırıyor.
Konut ve ofis tesisatlarında aşırı gerilim, en çok üç kaynaktan gelir. Birincisi yakın çevreye düşen yıldırımlardır; yıldırımın binaya doğrudan düşmesi gerekmez, birkaç kilometre uzaktaki bir çarpma bile havai enerji hatları üzerinden konuta ulaşan darbeler oluşturur. İkincisi şebeke tarafındaki anahtarlama işlemleridir; trafo merkezlerinde yapılan manevralar ve büyük tüketicilerin devreye girip çıkması, hat üzerinde küçük ama tekrarlayan darbeler yaratır. Üçüncüsü ise bina içindeki cihazların kendisidir; asansör motorları, klima kompresörleri ve hatta buzdolabı kompresörü bile devreye girerken hatta darbe gönderir.
Bu darbelere karşı en etkili ve en ekonomik çözüm, sayaç panosuna ya da daire içindeki dağıtım tablosuna monte edilen kompakt bir koruma cihazıdır. Konut uygulamalarında genellikle Tip 2 sınıfı bir parafudr yeterli olur; enerjinin havai hatla geldiği ve yıldırım riski yüksek olan bölgelerde ise Tip 1+2 kombine cihazlar önerilir. Cihaz, ray montajlı olduğu için mevcut panoya kolayca eklenebilir ve tesisatta büyük bir değişiklik gerektirmez.
Peki kendi konutunuz ya da ofisiniz için hangi cihazın uygun olduğunu nasıl belirleyeceksiniz? Enerji giriş tipi, panonuzun konumu, topraklama sisteminin yapısı ve korumak istediğiniz cihazların türü, bu kararı belirleyen faktörlerdir. Bu değişkenleri kolayca değerlendirmek için parafudr seçim aracını kullanabilirsiniz; birkaç basit soruya yanıt vererek tesisatınız için uygun koruma sınıfına ulaşmanız mümkündür. Elektrikçinizle konuşmadan önce bu ön bilgiye sahip olmak, doğru ürünü doğru fiyata almanızı kolaylaştırır.
Panoya monte edilen cihaz, ana koruma kademesini oluşturur; ancak özellikle değerli ya da hassas cihazlar için ikinci bir kademe düşünülmelidir. Bilgisayar, ev sinema sistemi, ağ ekipmanı ya da ofisteki sunucu için priz tipi Tip 3 koruma cihazları kullanılabilir. Piyasada “aşırı gerilim korumalı priz” adıyla satılan ürünlerin bir kısmı gerçek bir koruma sağlamaz; bu nedenle ürünün deşarj kapasitesi ve koruma seviyesi belirtilmiş, standartlara uygun olduğu belgelenmiş modelleri tercih etmek gerekir.
Konutlarda sıkça unutulan bir nokta, enerji hattı dışındaki giriş yollarıdır. İnternet için gelen fiber ya da bakır hat, uydu anteni kablosu ve telefon hattı, aşırı gerilim için birer giriş kapısıdır. Modemlerin fırtına sonrası bozulmasının en yaygın nedeni, enerji hattından değil iletişim hattından gelen darbedir. Bu hatlar için tasarlanmış küçük sinyal koruma cihazları, çok düşük maliyetle bu riski ortadan kaldırır.
Topraklama, konut korumasının en zayıf halkası olabilir. Eski binalarda topraklama hattı ya hiç bulunmaz ya da yıllar içinde bağlantıları gevşemiştir. Parafudr, fazla enerjiyi toprağa aktardığı için topraklaması olmayan bir tesisatta işlevsiz kalır. Koruma cihazı takmadan önce topraklama direncinin ölçülmesi ve gerekiyorsa topraklama tesisatının yenilenmesi, yatırımın boşa gitmemesi için ön koşuldur. Ayrıca kaçak akım rölesi ile parafudrun birbirini etkilemeyecek şekilde konumlandırılması, elektrikçinizin dikkat etmesi gereken teknik bir ayrıntıdır.
Cihazın takılmasından sonra periyodik kontrol basit ama gereklidir. Çoğu konut tipi parafudrun ön yüzünde yeşil ya da kırmızı bir gösterge bulunur; kırmızı, cihazın ömrünü tamamladığını ve değiştirilmesi gerektiğini gösterir. Yılda bir kez, tercihen bahar aylarında yapılacak bir bakış, koruma sisteminin çalışır durumda olduğunu doğrular.
Ofis ortamlarında koruma ihtiyacı konutlara göre bir adım daha ileridir. Sunucu, ağ anahtarı, güvenlik kamerası kayıt cihazı ve santral gibi ekipmanların arızalanması yalnızca cihaz kaybı değil, iş sürekliliğinin kesintiye uğraması anlamına gelir. Bu tür ofislerde, kesintisiz güç kaynağının önüne ve arkasına ayrı koruma kademeleri yerleştirilmesi, hem UPS’in kendisini hem de arkasındaki ekipmanı güvence altına alır. Kamera hatları ve ağ kabloları için de sinyal koruma cihazları planlanmalıdır.
Kiracı ya da site yönetimi konumunda olanlar için de pratik bir not: apartman ana panosuna monte edilecek tek bir Tip 1+2 cihaz, tüm daireler için ilk koruma kademesini sağlar ve maliyeti daireler arasında paylaşıldığında son derece düşük kalır. Bu ortak koruma üzerine her dairenin kendi tablosuna ekleyeceği Tip 2 cihaz ile kademeli koruma tamamlanmış olur. Site yönetimlerinin yıllık bakım planına bu kalemi eklemesi, tüm bina için toplu bir güvence oluşturur.
Konut ve ofislerde aşırı gerilim koruması, birkaç bin liralık bir yatırımla on binlerce liralık cihaz parkını güvence altına alır. Doğru seçilmiş, doğru topraklanmış ve düzenli kontrol edilen bir koruma sistemi, fırtınalı günleri endişe kaynağı olmaktan çıkarır.
Edirne Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası tarafından, kentteki taksi durak başkanlarıyla gerçekleştirilen toplantıda, artan akaryakıt maliyetleri nedeniyle Eylül ayı belediye meclis toplantısında gündeme alınması beklenen taksimetre tarife ücretleri masaya yatırıldı.
Edirne Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası tarafından, Edirne Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (EDESOB) toplantı salonunda, taksi durak başkanlarıyla belirli aralıklarla gerçekleştirilen değerlendirme toplantısı yapıldı. Oda Başkanı Aytaç Dilci ve yönetim kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda, taksimetre ücretlerine yönelik Edirne Belediyesi’ne verilen zam talebi de gündeme geldi.
‘YILLARCA FEDAKARLIK YAPTIK’
Konuyla ilgili açıklama yapan Oda Başkanvekili Erdal Çağlayan, Edirne’nin yıllardır Türkiye genelinde en düşük taksimetre fiyatlarıyla hizmet verdiğine söyledi. Çağlayan, “Şimdi taksi esnafı olarak biz, önümüzdeki Eylül Meclis toplantısında belediyeden zam talebinde bulunuyoruz. Burada tabii zam talebinde bulunmadan önce özellikle şunun altını çizmekte fayda görüyoruz: Biz yıllardan beri her zaman Türkiye genelinde en düşük taksimetre fiyatıyla çalışan il özelliğimizi koruduk. Şu anda buna örnek verirsek, büyükşehir olmayan 51 tane şehir vardır Edirne düzeyinde. 30 tane de büyükşehir vardır. Toplamda bu 81 il arasında, 2 tanenin haricinde en düşük taksimetreyle çalışan il hâlâ biziz. Biz niye bu zam talep etmeyen bir esnaf grubu olduk yıllarca? Edirne’de ayrıca Türkiye’de kişi başına düşen nüfusa kıyasladığımız zaman en fazla taksi sayısına sahip iliz. Dolayısıyla bu yoğunluk bizim işlerimizi de aksattı. Bu kadar fedakârlık içinde, düşük ücretle de işlerimizi kazanalım düşüncesiyle yıllarca böyle bir yol izledik” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında yaşanan gerilim nedeniyle artan akaryakıt fiyatlarının taksici esnafını nefes alamayacak noktaya getirdiğini dile getiren Çağlayan, “Fakat şu yaşadığımız son dönemde, mazota gelen akaryakıt zamları, ÖTV’nin sıfırlarının tekrar her ay değişmesi, her ay 3 lira, 6 lira, 9 lira şeklinde mazota zam gelmesi esnafı nefes alamayacak hâle getirdi. Herkes takdir eder ki taksiciler hiçbir zaman zam istememiştir. Mesela biz geçtiğimiz Haziran ayında yine makro 80 liraya yükseldiği zaman zam talep dilekçesini belediyemize iletmiştik. Fakat Hürmüz Boğazı’nda yaşanan olaylarda bir barış durumu oldu, mazot 64 liraya kadar düştüğünde zam talep dilekçemizi geri çektik. Şimdi şartlar çok anormal derecede arttı. En son zam aldığımızda mazot 62 lira bandındayken şu an 83 lira bandında ve her ay da yükselerek devam edeceğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla zam almamız kaçınılmaz” diye konuştu.
‘ZAMDAN BAŞKA ÇAREMİZ KALMADI’
Esnafın önceliğinin hiçbir zaman zam olmadığını belirten Çağlayan, “Hizmetin sürekliliği için esnafın para kazanması şart. Esnafın ayrıca zam talebi hiçbir zaman, ‘Biz zam alalım’ şeklinde önceliğimiz olmadı. Ama şu an öyle bir duruma geldik ki zam almaktan başka çaremiz kalmadı. Dolayısıyla bu alacağımız zamdan sonra bile biz hâlâ ve hâlâ Türkiye’de en düşük fiyatla taksi ücreti, taksi hizmeti vermeye devam edeceğiz. En basit örnekle bizim yanımızdaki ilçelere, illere baktığımız zaman bile bizden her zaman 10-15 sene geride olmuşuzdur. Bakın, geçmişte hep onların altında çalışmışızdır. Dolayısıyla bizim taksici esnafı yüksek zam talep eden bir esnaf grubu hiçbir zaman olmamıştır. Fakat şu anda talep etmeyi de bu gerekçelerden dolayı hakkımız olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.
‘İNDİ-BİNDİ TALEBİMİZ MİNİMUM 200-220 LİRA’
Talep ettikleri zam miktarını da açıklayan Çağlayan, “Şu an taksimetre açılışımız 65 lira. İndi-bindi 160 lira. Talebimiz; minimum 200-220 lira civarındadır. Açılış ücreti de 100 lira. Tabii belediyemizle bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşeceğiz. Arkadaşların da görüşlerini alacağız. Belediye meclisinde bunun ayarlaması yapılacak. Kilometre ve açılış belirli bir yüzde oranında değerlendirilecek. Şu an net rakam söyleyemeyiz tabii bununla alakalı. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp Belediye Meclisinde onaylanacak” ifadelerini kullandı.