Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Mevsime Göre Kapadokya Tatil Planı Nasıl Değişir? Neye Hazırlıklı Olmalı?

Ülkemizdeki en popüler destinasyonlardan biri olan Kapadokya’da manzara, kültür ve deneyim seçenekleri son derece geniştir. Buna rağmen Kapadokya’da her tatilin otomatik olarak iyi geçeceğini varsaymak risklidir. Çünkü mevsim değiştiğinde, aynı plan aynı sonucu vermez.

Hava ve gün ışığı günün temposunu belirler, kalabalık seviyesi bekleme sürelerini değiştirir, konaklama düzeni ise dinlenme ihtiyacını karşılayıp karşılamadığını gösterir. Bu üç başlık doğru okunmadığında, iyi niyetle yapılan program yorucu bir rutine dönebilir. Doğru hazırlık ise aynı süreyi daha dengeli ve daha yüksek memnuniyetle geçirmenizi sağlar.

İlkbaharda Planı Esnek Tutun

İlkbaharda Kapadokya’nın en belirgin özelliği değişkenliktir. Güneşli başlayan hava, kısa sürede rüzgâr veya yağışa dönebilir. Bu da açık hava ağırlıklı programı yeniden kurgulamanızı gerektirir. Bu yüzden tüm beklentiyi tek bir aktiviteye yüklemek, günün geri kalanını şansa bırakmak demektir.

En akılcı yaklaşım, kesin saatlerle plan yapmak yerine günün doğal ritmine ayak uydurmaktır. Sabahın erken saatlerini dışarıdaki keşiflere, öğlenin yakıcı güneşini daha korunaklı ziyaretlere, akşamı ise sakin bir kapanışa ayırmak size esneklik kazandırır. Bu esneklik aynı zamanda tatilinizin sigortasıdır. Gün içinde kısa bir mola verme ihtimalini baştan kabul ettiğinizde, küçük hava değişimleri veya aksaklıklar planınızı bozamaz; yalnızca yönünü değiştirir. Özellikle bahar aylarında hedef daha çok yere yetişmek değil, hava değişse bile keyfi koruyacak bir akışta kalmak olmalıdır.

Yazın Sıcağını ve Kalabalığı Konforla Dengeleyin

Yaz aylarında tatilin iki belirleyicisi vardır: Sıcaklık ve kalabalık. Öğle sıcağı enerjinizi düşürürken, kalabalık bekleme sürelerini uzatabilir. Bu yüzden yazın en verimli strateji, siesta mantığıyla hareket etmektir. Dışarıdaki deneyimleri sabahın serinliğine denk getirmek, öğlenin en yoğun saatlerinde otelinizin havuzunda veya serin bir odasında dinlenmek, akşamı ise dinlenmiş bir zihinle karşılamak günü kurtarır.

Kalabalığın etkisi sadece çok insan görmek değildir, ulaşım ve servis hızını da yavaşlatır. Bu yüzden yaz planında en yoğun saatlerde kendinize dinlenme alanları açarak tatil keyfinizi koruyabilirsiniz.

Sonbaharda Kısalan Günlerin Tadını Yavaşlayarak Çıkarın

Sonbahar, Kapadokya’nın en romantik zamanıdır. Ancak sonbaharda günler kısaldığı için fark etmeden programı sıkıştırma riski doğar. Hava kararmadan her yeri görme telaşı, sonbaharın benzersiz güzelliğini bir koşturmacaya çevirebilir. Doğru olan ise daha az noktaya daha nitelikli zaman ayırmak ve günü erken başlatmaktır.

Bu mevsimde otelinizin konumu daha da önemlidir. Gün ışığı azaldığında otele dönmek ve akşamı otelde geçirmek isteyeceğiniz için, seçtiğiniz yerin size sunduğu atmosfer tatilinizin kalitesi üzerinde belirleyici olur. Unutmayın, sonbaharda doğru plan, saatin değil günün ritminin sizin kontrolünüzde olmasıdır.

Kışın Tatil, Otelin İçinde Başlar

Kışın dışarıda geçirilen sürenin doğal olarak azalması, konakladığınız yerin tatildeki rolünü başrole taşır. Yazın sadece uyumak için kullandığınız oda, kışın tatilin ana sahnesi olur. Kapadokya otel seçenekleri arasından beklentilerinizi ve ihtiyaçlarınızı en iyi şekilde karşılayacak bir seçim yapmak, tatilinizin hem konforunu hem de kalitesini artırır.

Kışın birçok çiftin aradığı şey daha fazla aktivite değil, Kapadokya’yı mevsim şartlarına en uygun şekilde keşfetmek ve konforlu bir ortamda dinlenmektir. Bu yüzden Kapadokya balayı otel seçimi yapılırken kriter sadece manzara değil; otelin size sunduğu yaşam kalitesi, konfor ve lüks olmalıdır. İç mekân konforunu ve dinlenme alanlarını merkeze alan Alden Hotel Cappadocia, kış aylarında planladığınız balayı tatilini dört duvar arasına sıkışmaktan çıkarıp ruhunuzu dinlendirdiğiniz keyifli bir inzivaya dönüştürür. Kış masalınızı kusursuz bir deneyime çevirmek için, sizi Alden Hotel Cappadocia’nın sıcaklığına davet ediyoruz.

Silivri mektuplarına zaruri cevap ve birtakım nasihatler (2)

İmamoğlu’nun Silivri’den CHP mitinglerinde okunmak üzere gönderdiği mektuplar ve basına verdiği açıklamalar, hiç kuşku yok ki hem dolaylı savunma hakkının hem de sınırlandırılmış bir siyasi yaşamın tezahürüdür.

Dolaylı savunmadan kasıt: Ekrem Bey’in mahkeme sürecinde doğrudan halkın vicdanına seslenerek adalet terazisini sadece yargıya bırakmama; mahkemelerin “Türk milleti adına” verdiği kararlarda muhataba kendini anlatma çabasıdır.

Nitekim yargı kararlarının isabet sorunu doğurduğu hallerde maşeri vicdan (topluma ait vicdan) kavramına yer açılır.

Yargıçların toplum adına karar verirken vicdan özgürlüğüne sahip olmaları gerekir.

Vicdan özgürlüğünden anlamamız gerekeni, Av. Dr. Başar Yaltı’nın “Yargıç ve Vicdan” başlıklı yazısından alıntılayalım…

//Vicdan özgürlüğü; özünde, irade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü demektir. Bu özgürlük, yargıcın yasaları uygularken bağımsız davranıp davranmadığının göstergesi olarak önem taşır. Vicdan özgürlüğü; mensup olunan inanç sistemi dâhil, her türlü bireysel bağlılık ve aidiyeti, karar verirken bir yana itmek, taraflar karşısında eşit tutum takınmak, maddi ve manevi hiçbir etki ve tahakküm altında kalmadan dürüstçe karar verebilme yetisini / becerisini gösterebilmektir.//

Yargı sistemi-vicdan özgürlüğü ilişkisine dair Yaltı’nın şu saptamaları da dikkate değer:

//Ancak son zamanlarda yargıç kararlarının kamu vicdanı ile evrensel değerlerle çatıştığına sıkça rastlamaktayız. Evrenseli kavramaktan uzak, kamusal duyarlığı kalmamış, kendi yetiştiği çevrenin anlayışı ve değerlerine hapsolmuş yargıç kararları hukukun gelişimine ve özgürlüklere engel olmaktadır. Yargılama sürecinde denge ve uyum gözetmeyen mahkeme karar ve uygulamaları kamuoyuna yansıdıkça, yürekler sızlamakta, yargı sistemine olan güven duygusu hızla erimektedir.//

İmamoğlu’nun toplumun vicdanına seslenen Silivri mektupları, basın açıklamaları bu çerçevede de okunabilir.

İmamoğlu’nun Silivri mektupları ve basın açıklamalarına ilişkin ismiyle müsemma köşemizin analizi ise, özde siyasi niteliktedir.

Geçen hafta T24’teki İmamoğlu’nun Cansu Çamlıbel’e verdiği mülakat üzerinden yürümüştük, sözünü ettiğimiz Cumhuriyet gazetesindeki soru-cevap ‘yazılı söyleşi’ ile devam edelim…    

19 Mart’tan beri tutukluluğunun Türkiye siyasi tarihinde nasıl bir kırılma yarattığı sorusuna İmamoğlu’nu cevabı şöyle…

//Türkiye’nin siyasi tarihi, kesim veya siyasi görüş fark etmeksizin, milletimiz için büyük umutların ve hayal kırıklıklarının tarihidir. Türkiye, huzurlu bir ülkeye kavuşmanın, birlik olma iradesiyle yaşamanın ve demokrasiyle yönetilmenin umut edildiği, fakat gücü ele geçirmek ve elinde tutmak isteyenlerin sürekli olarak bu umutları engellediği bir ülkedir. İnanın bizim insanımız, topraklarımız iktidar hırsını değil, gerçek ve kapsayıcı bir demokrasiyi hak ediyor.//

Genel doğruların güzelce ifade edildiği bu satırlar, şüphesiz önemli. Ancak ülkede demokratik siyaset sorununun çözümünde siyasi partilerin içyapılarında demokratik bir işleyişin gerekliliği de ortada ve bu köşede sıkça işlenmiş bir konudur.

Madem Silivri’den bize sesleniyorsunuz, biz de o sese kayıtsız kalmayalım ve antidemokratik yönetilen CHP’de payınıza düşeni belirtelim Ekrem Bey.

‘Değişim Kurultayı’nın lafta kaldığı ayan beyan ortada; CHP’ye demokrasi gelmemiştir.                

Mahalle delege seçimlerinden itibaren genel merkez kurgulu kongreler zaten CHP’deki sözde demokratik yönetim tarzını anlamak için yeter artar da kurultayda çarşaf liste esas deyip delegelere genel başkanın anahtar listesini dayatmak, büyük iddialarla yola çıkıp daha ilk kilometrede duvara taslamak değil midir?

Benim dahlim yok demeyin, A’dan Z’ye size angaje bir genel merkez yönetimi olduğu aşikâr.

Örgütsel bütünlüğü, örgüt dinamiğini, kolektif parti pratiklerini umursamayan, CHP üyesini yük taşıyıcı varlık yerine koyan yeni genel merkez oligarkları, elbette sizin eseriniz.  

Üyenin dolgu malzemesi, konu mankeni olduğu, oligarşik yapıda yönetilen CHP’de demokratik bir örgüt yapısından bahsedilemez. Örgütten anlaşılan ise; genel merkez hizmetlisi memurlar, il, ilçe yönetimleri olmamalıdır.

Mahalle delege seçimlerinde neden çarşaf liste üzerinden nispi temsil yöntemi uygulanmadığını, anahtar liste utanmazlığına yol verildiğini de sorgulamayı ihmal etmeyiniz Ekrem Bey.

Belirttiğiniz gibi; ülkeye demokrasi gelecekse önce CHP’ye uğraması şart. Gücü ele geçirenlerin iktidar hırsından arındırılmış, gerçek ve kapsayıcı bir demokrasinin önce CHP’de tesis edilmesi lazım ki mektuplarınızın içeriği inandırıcı ve güvenilir bulunsun Ekrem Bey.

Cumhuriyet’teki soru-cevap yazılı söyleşide belirttiğiniz; “Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP, iktidara geleceği için yok edilmek veya ele geçirilmek isteniyor” endişenizin çaresi, Silivri’den talimatla yönlendirilmeyen, oligarşik değil demokratik/saydam/dürüst yönetilen,  gücünü örgütten alan bir CHP’dir.

Cumhuriyet’teki İmamoğlu açıklamalarının tamamına ilgi duyanlar için linki veriyorum: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imamoglu-secim-kaybetmekten-korkanlarin-butun-kotulukleri-yaptigini-soyledi-iktidardakiler-rakip-tercih-etmeden-yapamazlar-2472157

“Vazgeçmeyenlerin Cumhuriyeti” başlığı altında İmamoğlu’nun Sözcü gazetesi için kaleme aldığı, dün yayınlanan makaleden söz edelim biraz.

(Sözcü Gazetesi)

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablonun sıradan bir yönetim zafiyeti değil, devleti, milleti ve demokrasiyi zayıflatarak iktidarı kalıcı hale getirme projesi iddiasında bulunan İmamoğlu, projenin adını da korku düzeni, hukuksuzluk rejimi koymuş.

“Devlet, adalettir, liyakattir, ahlâktır, akıldır” diyen Ekrem Bey, tutukluluğunu rakibi saf dışı bırakma operasyonu görüyor; yaşadıklarını bağımsız yargı ile bağdaşmadığını, bunun düpedüz bir siyasi darbe, Türkiye’nin geleceğine bir darbe olduğunu iddia ediyor.

 Makalenin tamamı bu linkte: https://www.sozcu.com.tr/vazgecmeyenlerin-cumhuriyeti-p290560

Açıktır ki İmamoğlu basına düzenli açıklamalarla kendini unutturmamanın peşindedir ve içinde bulunduğu koşullarda siyasi mücadelesini bu şekilde vermektedir. Anlaşılır bir durumdur.

Ancak, İmamoğlu’nu kendini merkez alan açıklamalarının içeriği etraflı bir ele alışı da icap ettiriyor çünkü mevzu siyasi bir derinliğe de sahip.

Daha 2019’da yedi bölümden oluşan “İmamoğlu bir proje midir” başlıklı yazı dizisinde bu derinliğe işaret etmiştik.

Ekrem Bey’in seçim kazanma başarısında konjonktür önemli bir yer tutsa da iyi tasarlanmış, organize edilmiş kampanyaların arkasında donanımlı bir yönetici kadronun varlığı açıktır.

Bugün bunu daha iyi görüyoruz zira halkla ilişkiler uzmanlarının halen görevde olduğu besbelli. Örneğin, Silivri mektuplarının ve basında çıkan açıklamaların sunulduğu/sanıldığı gibi Ekrem Bey’in kaleminden çıkmadığını düşünüyoruz. Bir kere cezaevi koşullarında böylesi kapsamlı yazılar her babayiğidin harcı değildir. Entelektüel potansiyel de ister.

Siyasi aktörlerin metin yazarları olabilir, olması da iyidir. Açıklamaların kolay anlaşılır, derli toplu, tutarlılık içinde kamuoyuna ulaşması sağlanır. Prompter de bunun için vardır,

Ancak, Ekrem Bey’in bizzat kaleme almadığı yazıları sanki onunmuş gibi kamuoyuna sunmanın sorunlu yanı da geçiştirilecek gibi değil.

Bir siyasi aktörü böylesi yöntemlerle diri tutmaya çalışmanın tuhaflığı apaçık ortadadır.

Halkla ilişkiler uzmanlarının başarı için gerçekleri maharetle çarpıtabileceğini, siyaset-etik ilişkisinde duyarsız davranabileceklerini gözden kaçırmamak, bir liderin çapına ilişkin önemli bir veridir.

Başarı için her şey mubahtır anlayışı, kazanımları bir çırpıda yok edebilir.

Erdoğan’a karşı alternatif ve Kılıçdaroğlu kenara çekilerek CHP’nin başına getirilen İmamoğlu’nun bekleme odasındaki serüveni ne kadar sürer kestirmek zor.

Lakin toplumsal devinime bağlı süreçler bittabi yeni gelişmelere gebedir ki Ekrem Bey’in toplumsal hafızada yerini korumak, diri tutmak için gösterdiği çabayı da izah etmektedir.

Nedeni sadece alt yapı mı?

Geçen hafta başında başlayan ve bilhassa da perşembe günü artarak devam eden yağmurlar Edirne’yi de bir kez daha göle çevirdi, malum.
Evlerini, işyerlerini su basanlar, araçlarıyla yollarda kalanlar, mağduriyet yaşayanlar oldu.
Böyle olunca, yaşananların faturası da hala tamamlanmamış olan alt yapı çalışmalarına kesildi gördüğüm kadarıyla.

Peki ya gerçekten de bu taşkınların bütün müsebbibi uzun zamandır çalışmaları devam eden ve hala tamamlanamamış olan alt yapı mı?
Sadece Edirne’de değil, birçok il ve ilçelerde yaşananlara alt yapıdan başka, yerleşim alanlarında ve bu alanlara sınır olup sonradan imara açılmış bazı yerlerdeki derelerin, dere yataklarının, tepelerin doğal halinin bozulması, çoğu site bahçelerinin bile betonlaşması, yolların kilit taş yerine büyük oranda asfaltlanması gibi nedenler yüzünden fazla yağan yağmurlarda suların toprak zemine ulaşamaması vs. hepsi ayrı birer faktör değil mi?
Alt yapı çalışmaları tamamlandığında da buna benzer taşkınlar yaşanırsa çok fazla şaşırmamak lazım bence.
Çünkü gerçek şu ki; doğa, her zaman kendinden alınanı geri almaya, akan sular da yolunu bulmaya çalışacaktır.
Üzücü ama böyle maalesef!

GEÇTİ BİTTİ SANILIR

Haçlı savaşları, pardon, haçlı talan, tecavüz, köleleştirme, sömürme, katletmeleri eskiden oldu da, şimdi bitti mi sanılır!.. Bu haçın,
*Çanakkale savaşları haçlı seferi sayılmaz mı?..
*Anadolu’yu sevr ile işgal edip paylaşmaları, haçlı seferi sayılmaz mı?..
*Tüm orta doğu ülkelerini, kan ve gözyaşına boğmalar, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
*Türkiye’yi Avrupa Birliğine almamaları, haçlı savaşı sayılmaz mı?..

  • “Bedava uçak veririz size” deyip Türk’ün uçak fabrikasını kapattırıp, düdüklü tencere fabrikasına dönüştürme kandırmaları, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Atamızın kurdurduğu, sanat okullarından çıkan bütün teknik eğitimli gençlerimizi, usta bir kandırma ile yurt dışından kapılması, EĞİTİMLİ İSİTHDAM GÜCÜMÜZÜ, kendi güçlerine katıp, Türkleri üretecek güçten mahrum bırakmak, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Genç ve dinamik, üretim gücümüzü Avrupa’ da, zor, kirli, zehirli, en alt işlerde heder etmeye yollamak, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Ata tohumlarının kıymetini bilmemek, genleri bozulmuş tohumları elin oğlundan, altın fiyatına almak, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Genleri bozulmuş ekin, sebze ve baklagillerle, kimyasal zehirli tarımla, kirlenen hava ve sularla, her yıl YAKLAŞIK, 250.OOO TÜRK’ÜN KANSERDEN ÖLMESİ VE DE 250.000 TÜRK’ÜN DE KANSERE YAKALANMASI, haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Hastane sayılarının artması, hastalık çeşitlerinin artması, hastanelerin çarşı ve marketlerden daha yoğun olması; hasta muayeneleri için, iki, üç ay sonrasına randevu verilmesi, milyarlarca doların elin oğluna, ilaçlara harcanması, obezitenin aşırı yaygınlaşması haçlı savaşı sayılmaz mı?..
    *Türk ürünlerini elli kat daha aşağı fiyatla, satın almaları, HAÇLI SEFERİ SAYILMAZ MI?
    *Kart ile borçlanıp, lüks, süs, püs israfına dalmak, haçlı savaşı sayılmaz mı?
    *Eğitimi bozmak, dikine sitelerin peydası, köylerin boşlaması, doğaya sırt çeviriş… doğa ve tabiat varlıklarını katlediş…(Of yoruldum ya, say say bitmiyor be kardeşim!..)
    HAÇLI SAVAŞI SAYILMAZ MI?..
    Sayılı zaman çabuk geçer. Bir gün gelir, mutlaka HAK galip gelir!..
    İçerde ki ve dışarıda ki hainler, yaptıkları haksızlıkların cezasını bulacaklardır, kimsenin şüphesi olmasın!..
    “BEYİN İPTAL, BANA NECİ” ” İNANÇ, BİLİM, ZAFİYETİ İÇİNDE OLMAK, TARİKATLARA BÖLÜNMEK, ALLAH YOLUNDAN AYRILIKLAR, HAÇLILARI, “GELİN BİZİ KÖLE EDİN!” DİYE, DAVET ETMEK DEĞİL Mİ?
  • (Yolundan sapanları,sömürüye boyun eğenleri Allah korumaz ki)

Kuran’ı Kerim. Sure 7/Ayet 129:
Kavmi Musa’ya: “Sen bize peygamber olarak gelmeden evvel de geldikten sonra da biz eza gördük” dediler.
Musa: “Üzülmeyin, olabilir ki Rabbiniz düşmanlarınızı helak eder, sizi de onun yerine getirir. Artık nasıl işlediklerinize bakar” dedi.
22/48: Nice ülke var ki, zulmederken ona biraz mühlet vermişiz, sonra onu yakalamışızdır. Dönüş ancak banadır.

‘Trakya sözün değil, suyun bittiği yer!’

DOKU Derneği Başkanı Göksal Çidem, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Trakya’da su bittiğini, bölgede obruklar oluşmaya başladığına dikkat çekerek, “Ergene kaynakları mutlak koruma altına alınmadan yapılan her yatırım beyhudedir” dedi.

Çidem, 2 Şubat 1971 yılında imzaya açılan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesini Türkiye’nin 17 Mayıs 1994 tarihinde imzaladığını anımsatarak, “2 Şubat  kutlama değil, kaybettiğimiz sulak alanlardan ders alma, kalanlar için ise, nasıl kurtarırız diye hesap yapma  günüdür. Ülkemiz de son 50 yılda Marmara Denizi kadar bir sulak alanı kaybettik. Hani  Doğada her canlının yaşama hakkı vardı? Yaklaşık 40 yıldır, günlük çıkarlar uğruna  milyonlarca canı yok ettik. Bölgemizdeki en çarpıcı örnek Ergene’dir” ifadelerini kullandı. Çidek açıklamasında şunlara yer verdi:

ERGENE ÖRNEĞİ

Yaşı yarım asrı devirenler, doğaya  çıktıklarında ‘ bizim zamanımızda şurada pınar, şurada kaynak vardı, pırıl pırılsu akardı’ diye söze başlarlar. Ergene de tutulan yayın ve sazan balıklarını anlatırlar. Yüzmeyi orada öğrendik derler. Peki şimdi neden balık yok? Neden yüzemiyorsunuz dediğinizde. Verilen cevap ‘çok kirli’, ‘çok kötü kokuyor’.  Çünkü Ergene’den su değil, sıvı akıyor..

İyi de, temiz olan su ve içinde ki yaşam  neden yok oldu? Kim yok etti?  Asıl sorun da burada.

Ergene yok edilirken, herkes  temizlenecek diyor. Ergene kurtulacaksa  kurtarmaya önce kaynaklarından başlanmalı. Ergene kaynaklarının bulunduğu Istrancalar’da yüzlerce taş ocağı, binlerce RES var.

Ergene kaynakları mutlak koruma altına alınmadan yapılan her yatırım beyhudedirPlanlama doğru olmalı. Bilimsel olmalı.

Doğal varlıkların yok  olmasındaki en büyük etken yanlış planlamalar ve bu planları yapanlar ve onaylayanlardır. Yanlış planlara dava açınca da ‘Bunlar her şeye karşı çıkıyor’ hemen bir uyduruk yafta takıyorlar. Yatırım düşmanı, bölücü, marjinal guruplar v.b. diyorlar. Bizler sadece ‘yaşamı savunuyoruz’. Yaşam için de milyonlarca yıldır, yaşam kaynağı olan doğal varlıklarımızı korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir Dünya  bırakma derdindeyiz.

RAMSAR

Dünyanın en  önemli sulak alanlarından İğneada Longozu’nun 2012 yılında RAMSAR kapsamına alınacağı ilan edilmiş, ancak daha sonra  İğneada unutulmuş, yok sayılmış ve yok sayılmaya devam etmektedir. 2012’den sonra, termik, nükleer, liman ve barajlar ile gündeme gelmektedir. İğneada RAMSAR kapsamına alınmalı, tüm Dünyaya tanıtılmalıdır. Çünkü, Dünya’da Amazon ve Afrika Kongo’sundan sonra bu ölçekte en büyük subasar (longoz) ormanı,  ülkemizde, İğneada beldemizdedir.

İğneada bölgesinde Küresel Çevre Fonu ve AB katkılarıyla milyon dolarlık projeler yapıldı. Hazırlanan dosyalar UNESCO ya sunulacaktı. Sunulmadı. Yıllardır  sunulmuyor. Sorduk, Neyi bekliyoruz? Cevap. ‘Proje sahasının biyosfer alan olarak kabul edilmesine yönelik bir Biyosfer Alan Adaylık Dosyası hazırlanmış ancak UNESCO MAB Komisyonuna sunulmamıştır’ deniyor. Gerekçe ne?

ISTRANCALAR’IN HER TARAFI PARAMPARÇA

Ülkemizin koruma değeri olan sahalarının etkin korunması yönetimi gereken etki ve yetkiyi sağladığından UNESCO’ya sunup Biyosfer Rezervi statüsü verilmesine gerek duyulmamış.

Buna gerek duyulmadığı için Istrancalar’ın her tarafı paramparça oldu. 1/3 Bulgaristan’da olan Istrancalar bir bütün olarak korunurken, Bizim 2/3 Istrancalar talan ediliyor.

İğneada longoz ormanları için de verilen cevaplarda RAMSAR kapsamına alınma çalışması devam ediyor muş..

Yıllar geçti. Geçmeye devam ediyor. Yok edildikten sonra, Ergene misali nasıl temizleriz, nasıl kurtarırız için milyonlar harcamak gerekiyor. Aslında korumanın maliyeti sıfır. Hiçbir şey yapma. Doğayı kendi haline bırak.

Turizm bölge planı, Doğa Turizm Master Plan, Biyosfer Rezev Alan projesi, İğneada longoz Ramsar projesi akıbeti? Bilmiyoruz.

Şimdi bir daha sormak gerekiyor.. O halde bu projeler  kapsamındaki dosyalar neden hazırlandı.? Neden sunulmuyor..?

Trakya’da su bitti. Trakya topraklarında Çorlu ve Malkara’da obruklar oluşmaya başladı. Su, bulunduğu havzaya ve oradaki canlılara aittir. Doğal bir varlıktır. Su, tüm canlılar için yaşamın temel koşuludur. Yerin altında da, üstünde de su kalmadı. Su bitti. Söz bitti. Tuz koktu. Trakya sözün bittiği yer değil, suyun bittiği yer. “

Hobisinin ustası oldu!

Olgay GÜLER

Edirne’de sanayi sitesinde 20 yıl boyunca oto yıkama işi yapan Yusuf Dobranyalı (48), gelişen teknolojiyle birlikte artan elektrikli bisiklet ve skuter gibi araçların tamirini öğrenip, kendi işletmesini açtı.

Edirne Sanayi Sitesi’nde, elektrikli araç tamiri yapan evli ve 2 çocuk babası Yusuf Dobranyalı, çocukluğunda elektrik ve elektroniğe merak saldı. 2003 yılında sanayi sitesinde oto yıkamacı olarak çalışma hayatına giren Dobranyalı, teknolojinin gelişmesiyle 2023 yılında çocukluk hobisini mesleğe dönüştürmeye karar verdi. Sanayide elektrikli bisiklet ve skuter gibi araçların tamirini öğrenerek kendi işletmesini açan Dobranyalı zamanla ustalaşarak, aranan isim haline geldi.

‘TEKNOLOJİYE AYAK UYDURMAYA KARAR VERDİM’

Teknolojiyle birlikte ihtiyaçların da arttığını, bu nedenle çalışma alanını değiştirdiğini anlatan Dobranyalı, “Oto yıkama sektörüne 2003 yılında girdim. 2003’ten 2023’e kadar da yıkama ve oto kuaför hizmeti verdim. Bu yıllar içerisinde teknolojimiz ilerledi. Bataryalı ürünler, şarjlı ürünler, hayatımızın her alanına, her yönüne girmeye başladı. Baktım ki elektrikli araçlar, skuterlerde, bisikletlerde bir devrim, bir gelişme yaşanacak. Ben de buna bir ayak uydurayım dedim. Ufak araştırmalarla, çalışmalarla bu sektöre adapte oldum. Şu anda elektrikli araçlar her geçen gün artmaya başladı. Onların üzerine de çalışmalarım var. Her geçen gün de çalışmalarımı arttırmaya ettiriyorum” dedi.

‘YAPILAMAYACAK HİÇBİR İŞ YOK’

Elektrik ve elektronikli aletlere çocukluğundan beri ilgi duyduğunu anlatan Dobranyalı, “Elektronik altyapım hobi amaçlı başladı. Hobi olarak girdim bu sektöre. Tabi altyapım, yani elektronik üzerinde çalışmışlığım da vardı. Her ne olursa olsun bir insanın içinde bir merak varsa, bir heves varsa, ‘Ben bu işi yapacağım, ben bu işin üstesinden geleceğim’ derse yapılamayacak hiçbir iş yoktur. Bütün ürünlerin, bütün markaların yetkili servisleri Edirne’de mevcut ama benzinli ağırlıklı servisler oldukları için elektrikli dönüşümüne ayak uydurabilen de var, uyduramayan da var. Biz burada o arkadaşlarımıza da yardımcı olabiliyoruz. Yapılamayan veya yapılamayacak olanları da kendi işlerimizde yapmaya gayret ediyoruz” diye konuştu.

‘İNSANLAR ŞARJLI ÜRÜNLERE TAM ADAPTE OLAMADI’

Toplumda elektrikli araçların nasıl kullanılacağı konusunda henüz tam bilinç oluşmadığını dile getiren Yusuf Dobranyalı, “Bizim ürünlerimiz soğuk havalara, yağmurlu havalara, yağışlı havalara uygun değil. O yüzden yağmurda elektronik aksamlar arıza verebiliyor, arızaya geçebiliyor. Koşullar buna şu an için uygun değil. Şarjlı ürünlere insanlarımız tam adapte olamadılar. Ürünü nasıl kullanacakları konusunda tam bir teknik bilgiye sahip değiller. Ürünü kışın kenara koyuyorlar, ‘Nasılsa kış geldi, dursun yaza binerim’ diye bir hataya kapılıyorlar. Bu ürün her ne olursa olsun kullanılsın veya kullanılmasın, 15 günde bir şarj edilmesi gerekiyor. Şarj etmedikleri ürünlerin bu sefer arızaya geçmesi kaçınılmaz oluyor. Batarya veya pil şarj edilmezse, çökme dediğimiz, sülfatlaşma dediğimiz tepkimelerle ürün şarjını ve kapasitesini kendi kendine kaybediyor. Siz ürünü her ne kadar şarja da taksanız, sonuç vermiyor” ifadelerini kullandı.

Berat Kandili bu gece

Üçüncü kandil olan ve Şaban ayı içerisinde yer alan Berat Kandili bu gece idrak edilecek.

Müslümanlar bu gece bolca ibadet ederek, af dileyecek. Berat Kandili gecesi ibadetlerin faziletinin çok büyük olduğuna inanılıyor.

Ramazan ayı 19 Şubat 2026 Perşembe günü başlayacak. Kadir Gecesi 16 Mart 2026 Pazartesi günü idrak edilecek. Üç günlük Ramazan Bayramı 20 Mart 2026 Cuma günü başlayacak.

EDİRNE BELEDİYE BAŞKANI GENCAN

Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Berat Kandili vesilesiyle bir mesaj yayımlayarak tüm hemşehrilerinin ve İslam aleminin mübarek gecesini kutladı.

Başkan Gencan, yayınladığı mesajında şunlara yer verdi:

“Ramazan ayının müjdeleyicisi olan Berat Kandili’ne ulaşmanın huzurunu yaşıyoruz.

Toplumsal hayatımızda önemli bir yeri olan bu özel günler; birliğimizi güçlendirmek, dayanışma ruhumuzu tazelemek ve birbirimize olan bağlarımızı kuvvetlendirmek için kıymetli birer fırsattır.

Edirne Belediyesi olarak, şehrimizin her köşesinde huzurun ve kardeşliğin egemen olması için çalışmaya devam ediyoruz. Bu anlamlı gecenin, kırgınlıkların yerini hoşgörüye bıraktığı, toplumsal barışın ve sevginin arttığı bir iklime vesile olmasını temenni ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, tüm hemşehrilerimin Berat Kandili’ni kutluyor; bu mübarek gecenin şehrimize, ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlik getirmesini diliyorum.”

AK PARTİ EDİRNE İL BAŞKANI İBA

AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Berat Kandili dolayısıyla mesaj yayımladı. Mesajında, kandillerin dostluk ve kardeşliği pekiştiren önemli günler olduğuna değinen İba, bu mübarek gecenin affın, arınmanın ve manevi yenilenmenin bir fırsatı olduğunu belirtti.

Kurtuluş, af ve arınma gibi anlamlara gelen Berat Kandili’nin önemine değinen İba, “Af ve şükür vesilesi olan kandiller, müminler için de manevi bir arınmanın yanında, hayat muhasebesi yapma fırsatı sunan müstesna gecelerdir. Berat Kandili de bu önemli gecelerden biridir.

Bu gece Yüce Mevla’mızdan beratımızı isteyelim. Sorumluluklarımızı yeniden hatırlayalım. Maneviyat duygularımızı en üst düzeyde yaşayacağımız bu mübarek gecenin; bizleri birlik, dirlik, kardeşlik ve barış içinde yaşamaya ulaştırmasını diliyorum.” ifadelerine yer verdi.

Toplumsal dayanışma ve kardeşliğin önemine de değinen İba, özellikle zor zamanlardan geçen dünyada manevi değerlerin daha da anlam kazandığını belirtti.

Berat Kandili’nin, sadece bireysel ibadetlerle değil; yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularının güçlendirilmesiyle büyük ölçüde anlam kazandığını söyleyen İba, bu mübarek gecenin, millet olarak birlik ve beraberliği pekiştirmesine vesile olması temennisinde bulundu.

11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerifin habercisi olan Berat Kandili’ne erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşadıklarını söyleyen İba, Edirneli hemşerilerinin ve tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni tebrik etti.

Kandilin sağlık, huzur, barış ve bereket getirmesi temennisinde bulunan İba, “Bu vesileyle, başta Edirneli hemşerilerimiz olmak üzere aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni en kalbi duygularımla tebrik ediyor; bu mübarek gecenin hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Rabbim hep birlikte Ramazan’a ulaşmayı nasip etsin” ifadelerine yer verdi.

CHP MERKEZ İLÇE BAŞKANI ANGÜNGÖR

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Angüngör, Berat Kandili mesajında şunları kaydetti:

“Ramazan ayının müjdeleyicisi ; birlik ,beraberlik, dayanışma kültürümüzü güçlendirmek ve ortak değerler etrafında kenetlenmek için kıymetli bir fırsat olan bu  anlamlı gecenin; kırgınlıkların yerini hoşgörüye, umutsuzlukların yerini umuda bıraktığı, sevgi, saygı ve kardeşlik duygularının çoğaldığı bir iklime vesile olmasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle tüm hemşehrilerimin ve İslam âleminin Berat Kandili’ni en içten dileklerimle kutluyor; bu mübarek gecenin şehrimize, ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, barış ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.”

Aramızdan ayrılanlar

SEDAT ARIDAĞ VEFAT ETTİ
Devlet Su İşleri’nden emekli Sedat Arıdağ 92 yaşında vefat etti. Merhume Nahide Arıdağ’ın eşi, Aytül – Yavuz Arıdağ’ın babaları, Berk Arıdağ ve Hande-Altuğ Yaşar’ın dedeleri olan merhum, dün Fatih Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
DAVUT IRMAK VEFAT ETTİ
Kartaltepe Fabrikasından emekli Davut Irmak 70 yaşında vefat etti. Nergis Irmak’ın eşi, İsmail ve Niyazi Irmak’ın babaları olan merhum, dün Ayşekadın Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.