Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Evden Eve Nakliyat Firması  – ÇOLAKOĞULLARI NAKLİYAT

İSTANBUL – Bir taşıma firmasının kaç yıldır durduğu, ilanda kolay yazılır ve kapıda zor ispat edilir. Araç o sabah kiralanmış olabilir, ekip bir günlüğüne çağrılmış olabilir, sözleşme ise hiç olmayabilir. Kalıcı bir düzen, ancak aynı işi yıllarca aynı usulle yapan yerde görülür. Çolakoğulları Nakliyat, 1956’da İstanbul’da aile şirketi olarak kurulduğunu, ev, iş yeri ve depolamayı o günden beri tek çatı altında topladığını belirtiyor. Fiyatı evi görmeden konuşmadığını, her dosyada yazılı kontrat ve poliçe düzenlediğini söylüyor.

Evden Eve Nakliyat Şirketi arayanların önüne çıkan duyurular birbirine benzer. Hız, uygun bedel ve sağlam paket, neredeyse aynı cümlelerle sıralanır. Ayrım, keşfin yapılıp yapılmamasında ve kalemlerin bölünüp bölünmemesinde ortaya çıkar. Çolakoğulları Nakliyat yetkilileri, telefonda kestirilen rakamla işe başlamadıklarını ifade ediyor. 444 65 02 arandığında oda sayısı, kat ve yeni adres alınıyor. Usta aynı gün ya da ertesi gün geliyor. Merdiven boşluğu, asansör ve sokağın araca uygunluğu görülüyor. Dolap, beyaz eşya ve kırılacaklar not ediliyor. Ekip, araç ve süre bu nottan sonra yazılıyor. Görülmeyen parça, sabah başka bir hesap açıyor. Keşif için ücret yok. İmza atılmadan ekip çıkmıyor.

İstanbul’da iki dairenin oda sayısı aynı olsa da işi aynı olmuyor. Kadıköy’de sahanlık dönüşü geniş bir konsolu durduruyor. Ataşehir’de site, aracı belirli bir saatten sonra içeri almıyor. Beşiktaş’ta yokuş ve park, kamyonun kapıya yanaşmasını engelliyor. Yüksek katta bina asansörü yetmezse dışarıdan yük asansörü kuruluyor. Ağaç, tel ya da bariyer bu kurulumu keserse merdiven planı baştan değişiyor. Firma, bu kararın yola çıkılacak sabah verilmesini kabul etmediğini, sürprizi sevmediğini söylüyor.

Paketleme, “koliler hazır, siz yükleyin” diye aileye bırakıldığında hem süre hem hasar artıyor. Kitaplar küçük kolilere ayrılmazsa kutu merdivende açılıyor. Mutfaktaki yağ, baharat ve bulaşık makinesinin suyu ayrı kapatılmazsa bütün takım ıslanıyor. Perde ve nevresim ilk gece bulunacak torbada durmazsa kasanın dibinde kalıyor. Çolakoğulları Nakliyat, kırılacakları ayrı kolilediğini, her kutuya oda adı yazdığını belirtiyor. Yeni evde arama, bu yazıyla kısalıyor. Yağmurlu günde kapalı kasa, ince kartonun dağılmasını önlüyor. Bu tercih ilanda bir sıfat değil, keşifte seçilen araç.

Mobilya kapıdan zorlanarak geçirildiğinde duvar da takım da çiziliyor. Raylı dolap, baza ve çocuk odası yerinde sökülüyor. Vidalar poşetlenip aynı parçanın yanında tutuluyor. Yeni adreste kurulum, eksik menteşe yüzünden ertesi güne kalmıyor. Cam, ayna ve tablo kasada baskı görmeyecek yere konuyor. Yatak, kumaşı yırtılmayacak biçimde sarılıyor. Firma, söküm, taşıma ve kurulumu ayrı işletmelere bölmediğini söylüyor. Ailenin ayrıca marangoz ya da elektrikçi araması gerekmiyor. Beyaz eşyanın bağlantısı ve avize, baştan konuşulan işin içinde.

Sigorta adı, poliçenin kendisi değil. Kapsam imzadan önce paylaşılmazsa teslimden sonra tartışma büyüyor. Çolakoğulları Nakliyat, her dosyada poliçe düzenlediğini belirtiyor. Nakit, takı ve evrak kamyona binmiyor. Aile yanında götürüyor. Piyano, antika ve özel tablo keşifte ayrıca kayda geçiyor, mümkünse fotoğraflanıyor. Teslim oda oda ve listeyle yapılıyor. Eksik aynı gün belli olursa iz sürülüyor. Üç gün sonra hatırlanan kutu, başka bir işe çıkmış kasada bulunmuyor. Sözleşmesiz düzende bu iz de çoğu zaman tutulmuyor.

Evden Eve Nakliyat talebi yalnız bir sokaktan diğerine değil, başka bir ile de kuruluyor. İş tayini, üniversite ve emeklilik, İstanbul ile Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Kocaeli arasındaki evleri yıl boyu yola çıkarıyor. Kent içinde öğleden sonraya biten iş, iller arasında anahtar saati ve yol ile birlikte planlanıyor.

Şehirler Arası Evden Eve Nakliyat tarafında eşyanın açıkta kalmaması ayrıca konuşuluyor. Maltepe’deki ana yerleşke, İkitelli’deki ara depo, İzmir sevkiyat noktası ve Ankara’daki transfer üssü bu bekletme için kullanılıyor. Yeni dairenin teslimi gecikirse yük, site kapısında değil depoda duruyor. Süre sözleşmede yazılı. Aile, bir hafta bütün evi değil, ilk gece lazım olan yatağı ve mutfak kolisini isteyebiliyor. Kışlık ile acil çanta aynı rafa konmuyor. Kayıt etiketli. “Bir köşeye bırakırız” cümlesi, depo düzeninin yerine geçmiyor.

Kurumlar, evin boşaldığı güne sığmıyor. Banka şubesi, kamu birimi, muayenehane ya da çağrı merkezi mesai bitmeden kapanamıyor. Dosya, ekran ve yazıcı pazartesi sabahı çalışır olmak zorunda. Ofis Taşıma bu yüzden konut saatinden ayrı kuruluyor. Kablolar etiketleniyor. Kurum evrakı ile çalışanın kişisel eşyası ayrı kolide duruyor. Cuma akşamı sökülen masa, yeni adreste ekranı takılı teslim ediliyor. Çolakoğulları Nakliyat, 1978’de banka ve kamu kurumları için sözleşmeli yerleşim düzenine geçtiğini, bu işi ev dosyasıyla karıştırmadığını belirtiyor. Keşif, mesai saatine göre yapılıyor.

Firmanın anlattığı kurumsal hat, tek bir duyurudan ibaret değil. 1956’da Anadolu yakasında, Bağlarbaşı çevresinde başlayan düzen, sonraki yıllarda depolamayı da aynı çatıya almış. 1998’de Maltepe’de açılan yerleşke, eşyanın iki adres arasında bekletildiği yer olarak kullanılıyor. 2014’te Evden Eve Nakliyeciler Derneği yönetiminde görev alındığı, 2023’te teklif, keşif ve raporlamanın tek panelde toplandığı firma kayıtlarında duruyor. Bu tarihler, bir ilan cümlesinin değil, dosyanın nasıl işlediğinin parçası. Panel, hangi kolinin hangi odada olduğunu ekibe gösteriyor. Özel parça fotoğrafla duruyor. Teslim, aynı liste üzerinden kapanıyor.

Sözleşmede durması gereken maddeler kısa. Keşif yapıldı mı. Fiyat görülen envantere mi bağlı. Asansör, söküm, paketleme ve kurulum dahil mi. Poliçe çıkacak mı. Varış saati yazıyor mu. Depo gerekirse günlüğü nerede. Site izni yüzünden bekleme olursa kim karşılıyor. Bu soruların telefonda verilen cevabı ertesi gün değişiyor. Kâğıttaki cevap değişmiyor. Çolakoğulları Nakliyat, kalemleri kapıda çoğaltmadığını, çünkü işi görmeden rakam yazmadığını söylüyor. Düşük sözlü fiyatın içinde çoğu zaman asansör, kat farkı ve paket yoktur. Aile bunları ayrıca tutunca ilk rakam anlamını yitirir.

Günün sırası da bu kâğıdın uygulanmasıdır. Önce kırılacaklar ve küçük kutular çıkar. Sökülmüş mobilya ardından yüklenir. Beyaz eşya en sona kalır. Kasada ağır parça altta, hassas parça üstte bağlanır. Varışta sıra tersine döner. Çocuklu evde ilk inen torba yatak, ilaç ve iki günlük mutfaktır. Evin her rafı o akşam dolmasa da uyunabilir. Firma, gün içinde aileyi aşama aşama bilgilendirdiğini, tek bir haberle bırakmadığını belirtiyor.

Ayıklanmayan eşya, hem kasayı hem yeni odayı doldurur. Kırık sandalye, şişmiş baza ve yıllardır açılmayan koli, bedeli ve süreyi yükseltir. Ayıklama keşifte yapılırsa program bozulmaz. Sabaha kalırsa ekip bekler, site saati kaçar. Büyüklerin vitrini, fotoğrafı ve dikiş makinesi sorulmadan “eski” diye ayrılmaz. Listede duran her parça aynı özenle sarılır. Yeni eve gitmeyecek parça ise kamyona hiç binmez.

İstanbul içindeki bir kat farkı ile başka bir ile giden ev, aynı dikkatsizliğe gelemez. Birinde hata aynı gün düzeltilebilir. Diğerinde araç ertesi sabah başka bir şehirdedir. Çolakoğulları Nakliyat, bu yüzden her dosyada aynı kontrolü kullandığını söylüyor. Avrupa’daki belirli şehirlere uzanan hat da aynı listenin daha uzun hâlidir. Değişen, gümrük ve varışın evrakı. Değişmeyen, eşyanın etiketlenmesi, sigortanın yazılması ve teslimin listeyle kapanması.

Ulaşım 444 65 02 numarasında toplanıyor. Yazışma bilgi@colakogullari.com.tr adresine gidiyor. Hizmetin başlıkları colakogullarinakliyat.com üzerinde duruyor. Arayana önce adresin iki ucu soruluyor. Keşif günü sonra belirleniyor. Rakam, usta evi gördükten sonra netleşiyor. Aynı sokaktaki bir kat çıkışı da başka bir ile giden yük de bu sıradan geçiyor. Değişen, kilometre ve anahtarın teslim saati.

Sonbahar, hem evlerin hem büroların adres değiştirdiği dönem. Okul, kira ve mesai aynı haftaya düşünce acele edilen ekip, eksik liste yüzünden kapıda süre kaybettiriyor. Görülerek yazılan sözleşme, haber verilen saatte bitiyor. Çolakoğulları Nakliyat, bu farkın kaç yıl önce kurulduğuyla değil, o günkü dosyada keşif olup olmadığıyla anlaşıldığını belirtiyor. Eşyasını ya da masasını yeni bir adrese teslim etmek isteyenlerin ilk adımı, günü ilan etmek değil, gezilecek saati konuşmak.

 Hatipler’den Ankara’da ziyaret trafiği

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, 2026-2027 Yükseköğretim Akademik Yıl Açılış Töreni’ne katılım gösterdiği Ankara’da bir dizi ziyarette bulundu.

Trakya Üniversitesi’nin sosyal medya hesabından gerçekleştirilen paylaşımda, Rektör Hatipler’e, Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ’ın da eşlik ettiği belirtilerek şöyle denildi:

YTB

“Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdulhadi Turus’u makamında ziyaret etti.

Görüşmede, Trakya Üniversitesi ile YTB arasında yürütülen iş birlikleri ve önümüzdeki dönemde gerçekleştirilebilecek ortak çalışmalar ele alındı. Uluslararası öğrenciler başta olmak üzere Türk dünyası ve akraba topluluklarla ilişkilerin geliştirilmesi, öğrencilerin eğitim süreçlerinin desteklenmesi ve akademik iş birliği imkanlarının artırılmasına yönelik görüş alışverişinde bulunuldu.

TÜSEB

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan’ı makamında ziyaret etti.

Görüşmede, Trakya Üniversitesi ile TÜSEB arasındaki iş birliği imkanları ile sağlık alanında yürütülebilecek çalışmalar değerlendirildi. Bilimsel araştırmalar, sağlık hizmetleri ve akademik alanda geliştirilebilecek ortak çalışmalar üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

GSS

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü ve SGK Başkan Yardımcısı Vekili Doç. Dr. Eren Usul’u makamında ziyaret etti.

Görüşmede, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik alanındaki güncel gelişmeler ele alınırken, Trakya Üniversitesi ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında geliştirilebilecek iş birliği imkanları ve ortak çalışma alanları üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.

‘Siyasi Ahlak Yasası derhal çıkarılmalı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Özlem Becan, sandıkta ortaya konulan millet iradesinin siyasi pazarlıklara konu edilemeyeceğini belirterek, “Türkiye’nin daha fazla siyasi pazarlığa değil, daha fazla siyasi ahlaka ihtiyacı vardır” dedi.

Becan, yaptığı yazılı açıklamada, demokrasinin en temel güvencesinin milletin sandıkta ortaya koyduğu irade olduğunu belirterek, “Yurttaşlarımız seçim günü yalnızca bir adaya oy vermez; aynı zamanda bir siyasi anlayışa, bir programa ve kendilerine verilen sözlere güvenerek tercihlerini yapar. O güvenin korunması, seçim kazanmak kadar önemli bir siyasi sorumluluktur. Ancak bugün Türkiye’de, siyasete duyulan güveni derinden sarsan bir tabloyla karşı karşıyayız. Halkın sandıkta yaptığı tercihlerin, seçimlerin ardından yaşanan parti değişiklikleriyle farklı bir noktaya taşınması, demokratik temsil anlayışını ve siyasetin ahlaki sorumluluğunu yeniden tartışmaya açmaktadır” dedi.

BELEDİYE BAŞKANLIĞI HALKIN EMANETİDİR

Son dönemde belediye başkanlarının ve milletvekillerinin AK Parti’ye geçişleriyle yeniden gündeme gelen bu meselenin yalnızca siyasetçilerin parti değiştirmesinden ibaret olmadığının altını çizen Becan, “Asıl mesele, yurttaşlarımızın oy verirken ortaya koyduğu iradeye ne ölçüde saygı gösterildiğidir!” diyerek şunları kaydetti:

“Bir belediye başkanı, halkın karşısına belirli bir siyasi kimlikle çıkar. O kimlikle güven ister, destek ister ve yetki alır. Seçildikten sonra başka bir partiye geçerek kazandığı makamı da beraberinde taşıması, yalnızca kişisel bir tercih olarak değerlendirilemez.

Çünkü belediye başkanlığı kişisel mülk değil, halkın emanetidir. Halkın emaneti de siyasi pazarlıkların konusu olamaz.

Bugün yurttaşlarımızın zihninde son derece haklı bir soru vardır: Biz sandıkta bir siyasi tercihte bulunurken, verdiğimiz oyun seçimden sonra başka bir siyasi partinin hanesine yazılmasına mı onay verdik?

Bu sorunun cevabı, demokrasinin geleceği açısından son derece önemlidir. Çünkü seçmen iradesi yalnızca sandıkların açıldığı gece hatırlanacak bir değer değildir. Seçimden sonraki her gün korunması gereken demokratik bir sorumluluktur.

Bir siyasi partinin sandıkta kazanamadığı belediyeleri, seçimlerin ardından yaşanan parti değişiklikleriyle kendi siyasi başarısı gibi sunması, halkın tercihine duyulan saygıyla bağdaşmamaktadır.

SİYASETE DUYULAN GÜVEN ZEDELENMEKTE

Sandıkta kazanılamayan bir siyasi irade, seçimden sonra yapılan pazarlıklarla kazanılmış sayılamaz. Üstelik bu tablo, yalnızca bir seçim sonucunun tartışılmasına neden olmamaktadır. Siyasete duyulan güveni zedelemekte, yurttaşlarımızın temsilcilerine yönelik inancını sarsmakta ve demokratik kurumların saygınlığına zarar vermektedir.

Siyasetçinin hangi partide yoluna devam edeceğine karar verme hakkı elbette vardır. Ancak bu hakkın kullanılması, seçmenin verdiği yetkinin siyasi ve ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hukuken mümkün olan her davranışın, siyasi ahlak bakımından da doğru kabul edilmesi beklenemez.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak uzun yıllardır savunduğumuz Siyasi Ahlak Yasası’nın artık daha fazla ertelenmemesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.

Türkiye’nin ihtiyacı, siyasi etik ilkelerinin kişilerin tercihine bırakıldığı bir düzen değil; herkes için geçerli, açık, denetlenebilir ve yaptırımı olan kurallardır.

Siyasetin finansmanından çıkar çatışmalarına, kamu kaynaklarının kullanımından görev ve yetkilerin kötüye kullanılmasının önlenmesine kadar kapsamlı bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir. Seçmenin iradesini tartışmalı parti değişiklikleri karşısında koruyacak, demokratik temsilin meşruiyetini güçlendirecek hukuki mekanizmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

SİYASİ AHLAK YASASI DERHAL ÇIKARILMALIDIR

Siyasi ahlak, yalnızca rakiplerimizden beklediğimiz bir erdem değil, hepimizin uymakla yükümlü olduğu ortak bir sorumluluk olmalıdır.

Bugün hangi siyasi partinin kazançlı çıktığından daha önemli bir mesele vardır: Halkın siyasete olan güvenini nasıl koruyacağız?

Çünkü yurttaşlarımızın siyasetten beklentisi, seçimlerden sonra değişen siyasi hesapları izlemek değil; verdiği oyun, gösterdiği iradenin ve kendisine sunulan vaatlerin arkasında durulduğunu görmektir.

Siyaset, makamların ve kişisel gelecek hesaplarının pazarlık alanı değildir. Halkın verdiği yetki, kişisel siyasi kariyerlerin güvencesi olarak görülemez.

Bizim tavrımız, parti değiştiren kişinin kimliğine ya da geçtiği partinin adına göre değişmeyecektir. Söz konusu olan milletin iradesiyse, aynı demokratik ve ahlaki ilkelerin herkes için geçerli olması gerektiğine inanıyoruz.

Milletin oyu pazarlık konusu yapılamaz. Seçmenin iradesi transfer edilemez. Sandığın sonucu siyasi hesaplarla yeniden yazılamaz.

Türkiye’nin daha fazla siyasi pazarlığa değil, daha fazla siyasi ahlaka ihtiyacı vardır. Bu nedenle çağrımız açıktır: Siyasi Ahlak Yasası derhal çıkarılmalıdır!

Siyasette güveni yeniden tesis etmenin yolu, kişilere ve dönemsel siyasi çıkarlara göre değişen anlayışlardan değil, herkes için bağlayıcı ilkelerden geçmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak milletin iradesini yalnızca seçim gecesi değil, seçimden sonraki her gün savunmaya devam edeceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki demokrasinin gerçek gücü, yalnızca sandıkta kimin kazandığında değil, sandıktan çıkan sonuca ne kadar saygı gösterildiğinde saklıdır. Sandık milletindir. İrade milletindir. Hiç kimse milletin iradesini kendi siyasi hesabının malzemesi hâline getiremez.”

Çocuğumuza da öğretmenimize de sahip çıkalım!

Hürriyetçi Eğitim Sen Edirne İl Başkanı Yakup Öz, çocuğun hayatındaki ilk ve en önemli eğitim kurumunun aile olduğunu belirterek, dijital çağda çocukların odalarının bazen sokaktan daha büyük riskler taşıyabildiğine dikkat çekti.

Hürriyetçi Eğitim Sen İl Başkanı Öz, “Çocuğumuza da, öğretmenimize de sahip çıkalım!” başlıklı yazılı açıklamasında, son dönemde okullarda yaşanan bazı istenmeyen olaylar üzerinden bütün sorumluluğu Valiliğe, Millî Eğitim Müdürlüğü’ne, okul yöneticilerine, öğretmenlere veya emniyet teşkilatına yüklemenin doğru olmadığını söyledi. Açıklamasında, “Evet; devlet kurumlarının, okul yönetimlerinin ve öğretmenlerimizin elbette görev ve sorumlulukları vardır. Ancak bugün geldiğimiz noktada çok daha önemli bir gerçeği konuşmak zorundayız” diyen Öz, şunları kaydetti:

“Çocuğun hayatındaki ilk ve en önemli eğitim kurumu ailedir. Dijital çağda çocuklarımızın odaları bazen sokaktan daha büyük riskler taşıyabiliyor. Çocuğumuz odasına çekiliyor. Elinde telefon, karşısında bilgisayar. Peki biz anne ve babalar olarak gerçekten biliyor muyuz;

Çocuğumuz internette ne yapıyor? Kimlerle arkadaşlık ediyor? Kimlerle yazışıyor? Hangi içerikleri izliyor? Nelerden etkileniyor? Kimi kendisine örnek alıyor? Hangi sosyal medya hesaplarını takip ediyor? İnternette kimlerle iletişim kuruyor? Birçoğumuzun bu sorulara vereceği cevap maalesef ‘Tam olarak bilmiyorum.’

Peki internet kullanımını denetlemek, gerekli filtreleri oluşturmak, çocuğumuzun dijital dünyadaki faaliyetlerini takip etmek için kaçımız gerçekten çaba gösteriyoruz? Çocuğumuzun her istediğini yapmak, eline telefonu vermek, bilgisayarı önüne koymak ve sonrasında ortaya çıkan her sorunun çözümünü okuldan, öğretmenden, idareden veya devletten beklemek doğru değildir.

BİZLER DE SORUMLULUK ALMALIYIZ.

Çocuğumuza sadece maddi imkân sunmak ebeveynlik değildir. Çocuğumuzu dinlemek, onunla konuşmak, arkadaşlarını tanımak, dijital dünyasını takip etmek, doğru ile yanlışı anlatmak, gerektiğinde “Hayır” diyebilmek ve yanlış yaptığında onun karşısında durabilmek de ebeveynliğin gereğidir.

Bir başka önemli konu ise öğretmenlerimizin ve okul yöneticilerimizin yalnız bırakılmamasıdır. Öğretmen, sınıfta öğrencisine sınır koyabilmelidir. Disiplini sağlamak zorundadır. Gerektiğinde öğrencisini uyarmalı, gerektiğinde sert ve kararlı bir şekilde müdahale edebilmelidir.

Elbette hiçbir eğitimcinin öğrencisine karşı hukuka, insan onuruna ve meslek etiğine aykırı davranmasını savunmuyoruz. Ancak meşru sınırlar içerisinde yapılan bir uyarı, sınıf yönetimi veya disiplin uygulaması nedeniyle öğretmenin sürekli şikâyet edilmesi, soruşturma tehdidi altında bırakılması ve yalnızlaştırılması da kabul edilemez.

Bugün öğretmene; ‘Öğrenciye dokunma, sesini yükseltme, uyarma, disiplin uygulama, veliye karşı dikkatli ol…’ denildiğinde, yarın o sınıfta öğretmenin otoritesini nasıl koruyacağız? Öğretmenin otoritesi yok edilirse sınıf yönetimi zayıflar, okul kültürü bozulur ve bundan en büyük zararı yine öğrencilerimiz görür.

Çocuğunun söylediği her şeyi doğru kabul eden, öğretmeni dinlemeden okul yönetiminin karşısına çıkan, en küçük disiplin probleminde öğretmeni suçlayan anlayıştan artık uzaklaşmalıyız. Önce dinlemeliyiz. Önce anlamalıyız. Sonra karar vermeliyiz. Ve özellikle eğitimcilerimizin görevini yapmasını zorlaştıran, onları sürekli şikâyet ve soruşturma baskısı altında bırakan anlayışın da yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

ÖĞRETMEN YALNIZ KALIRSA, EĞİTİM YALNIZ KALIR.

Bir öğretmen, arkasında okul yönetiminin, Millî Eğitim teşkilatının ve gerektiğinde ilgili kurumların olduğunu bilmelidir. Bir öğretmen, öğrencisinin eğitimi ve güvenliği için görev yaptığında “Acaba yarın hakkımda bir şikâyet gelir mi?” endişesi taşımamalıdır.

Eğitimciyi korumak, yanlış yapan eğitimciyi korumak değildir. Görevini hukuk ve meslek ilkeleri içerisinde yapan öğretmenin arkasında durmak; eğitim sisteminin, okul düzeninin ve öğrencinin geleceğinin arkasında durmaktır. Bugün öğretmenlerimizin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de budur:

GÜVEN. DESTEK. MESLEKİ OTORİTE.

Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak öğretmenimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak şunu da açıkça söylüyoruz: Çocuklarımızın geleceğini yalnızca öğretmenden bekleyemeyiz. Aile, okul, öğretmen, idare, Millî Eğitim, emniyet ve toplum birlikte hareket etmelidir.

Anne ve babalar çocuklarının elinden tutacak. Öğretmen sınıfına sahip çıkacak. Okul yöneticisi öğretmeninin yanında duracak. Kurumlar görevini yapacak. Ve devlet, görevini yapan eğitimcisini yalnız bırakmayacak. Çünkü mesele sadece bugün yaşanan bir olay değildir. Mesele çocuklarımızın nasıl bir toplumda, nasıl bir eğitim ortamında ve hangi değerlerle yetişeceğidir.

Artık herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir. Çocuğumuza sahip çıkalım. Öğretmenimize sahip çıkalım. Okulumuza sahip çıkalım. Eğitime sahip çıkalım. Çünkü öğretmeni yalnız bırakırsanız, bir süre sonra sınıfı da yalnız bırakırsınız.”

Sanayide Pilates Workshop

Edirne Pilates organizasyonuyla gerçekleşecek olan “Sanayide Pilates” etkinliği, spor ile endüstriyel yaşam alanlarını bir araya getirerek Edirne’de alışılmışın dışında ve yenilikçi bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.

Sağlıklı yaşam bilincini ve sporu şehrin farklı dokularına taşımayı hedefleyen etkinlik, 10 Ekim Cumartesi günü saat 17:00’de Edirne Sanayisi’nde bulunan CCL Otomotiv tesisinde gerçekleştirilecek.

Sıra Dışı Bir Deneyim ve Farkındalık

Edirne Pilates’ten yapılan konuya ilişkin paylaşımda şunlara yer verildi:

“Sert hatları ve yoğun iş temposuyla tanınan sanayi ortamını, zihin ve beden dengesini hedefleyen pilates disipliniyle buluşturan bu workshop; katılımcılara hem farklı bir atmosferde spor yapma imkânı sunacak hem de kent kültürüne renkli bir dokunuş katacaktır.”

Söz konusu paylaşımda, katılımın kontenjanla sınırlı olduğu,  katılımcıların yanlarında kendi pilates matlarını getirmelerinin gerektiğinin altı çizildi.

Pekdemir’den adaylık açıklaması

Makina Mühendisi Cumhur Pekdemir, YENİ Parti Edirne İl Başkanlığı’na adaylığını açıkladı. Pekdemir, “Ayrıştıran değil, birleştiren bir anlayışla hareket edeceğiz ” dedi.
YENİ Parti Edirne İl Başkanlığı kongresi öncesinde il başkanlığı adaylığını açıklayan ikinci isim Makina Mühendisi Cumhur Pekdemir oldu. Pekdemir’in il binası önünde yaptığı adaylık açıklamasına Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı, Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, Belediye Meclis üyeleri ile partililer katıldı.


İl Başkanlığı adalığı açıklamasında hedeflerini anlatan Pekdemir, “Bugün buraya bir makam istemek için değil, bir sorumluluğa talip olmak için geldim. Yeni Parti Edirne İl Başkanlığına adaylığımı huzurlarınızda açıklıyorum” dedi.
Adaylık kararının bir günde verilmiş bir karar olmadığına işaret eden Pekdemir, “Yıllardır bu şehrin sokaklarında, ilçelerinde, köylerinde, esnafının kepenginde, çiftçisinin tarlasında dinlediklerimin, gördüklerimin bir sonucudur. Bu şehrin geleceğini değiştirecek güç ancak güçlü, birleşik ve ilkeli bir örgütle ortaya çıkabilir” şeklinde konuştu.
“Örgüt bizim omurgamızdır” diyen Makina Mühendisi Cumhur Pekdemir açıklamsında şunlara yer verdi:

Siyaset masa başında değil, sahada yapılır. Bir partinin gücü, salonlardaki kalabalıkla değil, her mahallede, her köyde yüreğiyle çalışan insanlarla ölçülür.

Göreve geldiğimizde ilk işimiz örgütümüzü ve örgütsel çalışmayı önceleyerek Edirne’nin dört bir yanında faaliyet göstermek olacaktır. Merkezden Keşan’a, Uzunköprü’den İpsala’ya, Enez’den Lalapaşa’ya, Havsa’dan Meriç’e ve Süloğlu’na kadar her ilçemizde, her köyümüzde partimizin bir kapısı, bir temsilcisi olacaktır. Bunuda tüm sahaya yayılan parti örgütümüzün yanında yer alarak gerçekleştireceğiz.

Gençlerimize ve kadınlarımıza örgütümüzde söz hakkı değil, karar hakkı vereceğiz. Eğitimli, donanımlı, sahada çalışan bir kadro inşa edeceğiz. Ve bu kadro yalnızca bize oy verenin değil, her Edirnelinin kapısını çalacak; bizi henüz tanımayanı dinlemeyi, bize uzak duranı anlamayı görev bilecek.

Ayrıştıran değil, birleştiren bir anlayışla hareket edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, benim bu adaylıktaki rakibim bir isim ya da isimler değil; Edirne’nin sorunlarıdır.

Partimize emek vermiş herkes Yeni Partinin sahibidir. Bize yol göstermiş büyüklerimiz de, yarın bayrağı devralacak gençlerimiz de bu ailenin parçasıdır. Hiçbir arkadaşımızı kırgın, küskün ya da dışarıda bırakmayacağız. Seçim bir yarıştır, ama seçimden sonra tek bir takım vardır.

Bu anlayışı yalnızca parti içinde değil, siyasetin bütününde savunacağız. Farklı düşünen bir komşumuz, farklı partiye oy veren bir hemşehrimiz bizim rakibimiz olabilir, ama asla düşmanımız değildir. Edirne’nin meselesi söz konusu olduğunda kim doğru bir şey söylüyorsa onunla aynı masaya oturmaktan çekinmeyeceğiz. Çünkü bölünen toplum kaybeder, birleşen toplum kazanır.

Önceliğimiz Edirne

Edirne; Selimiye’siyle, Kırkpınar’ıyla, Meriç’i ve Tunca’sıyla, köklü tarihiyle bu ülkenin batıya açılan kapısıdır. Ama bu güzel şehir bugün ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

Gençlerimiz iş bulamadığı için memleketini terk ediyor. Çiftçimiz girdi maliyetleri altında eziliyor, emeğinin karşılığını alamıyor. Esnafımız ayakta kalmaya çalışıyor. Sınır kenti olmanın sunduğu ticaret ve turizm fırsatları yeterince değerlendirilemiyor.

Bu sorunların rengi yoktur, partisi yoktur. Mazot fiyatı herkese aynı yansır, işsiz kalan gencin acısı her evde aynıdır. Biz bu sorunları sadece dile getiren değil, çözüm üreten bir örgüt olacağız. Çiftçimizin, esnafımızın, işçimizin, öğrencimizin, emeklimizin dertlerini dosya dosya hazırlayacak, Ankara’ya taşıyacak, takipçisi olacağız.

Siyaset bizim için bir kariyer değil, hizmet yoludur. Ve o hizmetin tek adresi Edirne’dir.

Pusulamızda Atatürk ilkeleri ve Devrimleridir

Kıymetli dostlar, değişen şartlara uyum sağlamak başka şeydir, yolumuzdan sapmak başka şey.

Bu ilkeler bir grubun ya da bir partinin malı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak mirasıdır. Biz bunları bir kavga aracı olarak değil, milletimizi bir arada tutan harç olarak görüyoruz.

Yenilikçi olacağız, yeni yöntemler deneyeceğiz; ama hangi görevde olursak olalım bu değerlerden ödün vermeyeceğiz. Bu ilkeler, Cumhuriyet’imize gönül veren herkesin emanetidir.

Son söz

Değerli arkadaşlar, bu yola tek başıma değil, sizlerle birlikte çıkıyorum. Bu adaylık benim değil, Edirne’ye gönül vermiş hepimizin adaylığıdır.

Tüm yol arkadaşlarımı, üyelerimizi ve hangi görüşten olursa olsun Edirne’nin geleceğine inanan herkesi bu yolculuğa davet ediyorum. Birlikte örgütleneceğiz, birlikte büyüyeceğiz, Edirne’yi birlikte kazanacağız.

Şahin, İYİ Parti Trakya Teşkilat Koordinatörü

İYİ Parti Edirne il Başkanı Hakan Şahin, parti yönetimi tarafından Trakya Teşkilat Koordinatörü olarak görevlendirildi. Şahin, “İYİ Parti’nin güneşini Trakya’dan yükseltecek, bu ışığı Türkiye’nin dört bir yanına taşıyacağız” dedi.
Başkan Şahin, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun takdirleri ve Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yasin Öztürk’ün teklifleriyle Trakya Teşkilat Koordinatörü olarak görevlendirildiğini duyurdu
şahin, “Bu önemli görevi şahsıma layık gören Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’na ve Genel Başkan Yardımcımız Sayın Yasin Öztürk’e teşekkürlerimi sunuyorum. Bu görevi bir makamdan öte, milletimize ve teşkilatımıza karşı büyük bir sorumluluk olarak görüyorum. Başta memleketim Edirne olmak üzere Kırklareli ve Tekirdağ’da güçlü, çalışkan ve birlik içerisinde hareket eden teşkilatlarımızla , milletimizin sesini daha gür duyurmak için var gücümüzle çalışacağız” şeklindekonuştu.
Şahin açıklamsında şunlara yer verdi:

İYİ Parti’nin güneşini Trakya’dan yükseltecek, bu ışığı Türkiye’nin dört bir yanına taşıyacağız. Daha çok çalışacak, daha çok sahada olacak, milletimizin derdiyle dertlenecek ve çözüm için mücadele edeceğiz.

İnanıyorum ki milletimizin teveccühüyle İYİ Parti’nin yetkin ve liyakatli kadroları iktidar olacaktır. Bu yüce millet, hak ettiği güzel günlere İYİ Parti iktidarında kavuşacaktır.

Vatanımız, milletimiz ve geleceğimiz için verdiğimiz bu kutlu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bizim hedefimiz sadece bir siyasi başarı değil milletimizin huzur ve refah içerisinde yaşayacağı güçlü ve güzel bir Türkiye’dir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi

“Hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla yorulmazlar.”
Biz de hiç dinlenmemek üzere yola çıktık.
Trakya’dan Türkiye’ye, İYİ Parti iktidarına!

Diş Taşı Temizliği: Rutin Bakım ve Derin Temizlik

Diş taşı temizliğinin mineyi aşındırdığı düşüncesi yaygındır; oysa uygun teknikle yapılan temizlikte amaç diş dokusunu koruyarak birikintileri uzaklaştırmaktır. Diş taşını yerinde bırakmak, üzerinde tutunan bakterilerin diş etindeki iltihabı sürdürmesine zemin hazırlar. Bu nedenle işlem sırasında duyulan titreşim veya sonrasında hissedilen hassasiyet, tek başına mine hasarı anlamına gelmez. Temizliğin kapsamını ise diş taşının miktarı kadar diş etlerinin durumu belirler.

Yumuşak plak nasıl sertleşir?

Diş yüzeyinde sürekli oluşan, bakteriler içeren yapışkan tabakaya plak denir. Plak, yemek artıklarından farklıdır; gözle belirgin bir kalıntı görünmese de diş yüzeyine tutunur. Düzenli olarak uzaklaştırılmadığında tükürükteki mineraller bu tabakanın içinde birikmeye başlar ve yumuşak yapı giderek sertleşir. Ortaya çıkan diş taşı, yüzeye sıkıca bağlanan mineralize bir birikintidir. Oluşma eğilimi, tükürüğün özellikleri ve günlük temizliğin hangi bölgelere ulaştığına göre kişiden kişiye değişir.

Birikim özellikle diş ile diş etinin birleştiği kenarda ve diş aralarında görülür. Alt ön dişlerin dile bakan yüzleri ile üst arka dişlerin yanağa bakan yüzleri, tükürük kanallarının yakınlığı nedeniyle sık karşılaşılan bölgelerdir. Diş taşı, diş eti çizgisinin altında da oluşur. Bu yüzden aynada görünen birikintinin az olması, diş eti altında temizlik ihtiyacı bulunmadığını göstermez.

Fırça kılları yumuşak plağı dağıtır, sertleşmiş diş taşını yüzeyden sökemez. Daha fazla bastırmak veya sert kıllı bir fırçaya geçmek bu farkı ortadan kaldırmaz; diş etini tahriş eder ve zamanla diş yüzeyinde aşınmaya katkıda bulunur. Evde sivri bir araçla taşı kazımaya çalışmak da dokuları zedeleme riski taşır. Profesyonel temizliğin amacı, bu sert birikintileri kontrollü biçimde uzaklaştırmaktır.

Temizlik randevusunda yapılanlar

Randevu, doğrudan cihazın çalıştırılmasıyla başlamaz; hekim önce ağız içini inceler ve sağlık geçmişini sorar. Diş etlerinde kanama olup olmadığına bakar, gerektiğinde ince bir ölçüm aletiyle diş çevresindeki aralıkların derinliğini ölçer. Kullanılan ilaçları ve daha önce temizlik sırasında yaşanan hassasiyeti paylaşmak, işlemin planlanmasına yardımcı olur. Bu muayene, hangi bölgelerin nasıl temizleneceğini ve ek inceleme gerekip gerekmediğini belirler.

Ultrasonik cihazın ince ucu titreşerek diş taşını parçalar; beraberinde gelen su, ucu soğutur ve kopan birikintileri ortamdan uzaklaştırır. İşlem sırasında su sesi ve dişe iletilen titreşim hissedilir. Hekim, el aletleriyle de yüzeyleri kontrollü hareketlerle temizler ve kalan birikintileri kontrol eder. Kullanılan araçların sırası ve birlikte kullanılıp kullanılmayacağı, birikintilerin yerine ve dokuların durumuna bağlıdır.

Temizliğin ardından gerekli yüzeylere polisaj, yani parlatma işlemi uygulanır. Hekim bunun için döner bir lastik uç veya küçük fırçayla özel bir pat kullanır. Amaç, kalan yumuşak birikintileri ve yüzey lekelerini gidermektir; polisaj sert diş taşını uzaklaştırmanın yerine geçmez. Dilin diş yüzeylerini daha pürüzsüz hissetmesi de işlemin ardından sık fark edilen bir değişikliktir. Polisajın kapsamını hekim yüzeylerin ihtiyacına göre belirler.

Diş eti altında derin temizlik

Rutin temizlik, dişlerin görünen yüzeylerindeki ve diş eti kenarındaki birikintileri hedefler. Diş eti hastalığında ise dişi çevreleyen dokuların tutunması bozulduğunda diş ile diş eti arasındaki aralık derinleşerek cep oluşturur. Bu ceplerin içindeki plak ve diş taşına günlük fırçalamayla ulaşmak mümkün değildir. Böyle bir durumda yalnızca görünen yüzeylerin temizlenmesi, diş eti altındaki birikintilerin giderilmesi için yeterli olmaz.

Derin temizlikte hekim, diş eti altındaki kök yüzeylerinde bulunan birikintileri uzaklaştırır. Bölgenin hassasiyetine ve yapılacak işlemin kapsamına göre lokal anestezi kullanılır; temizlik gerektiğinde ayrı randevulara bölünür. Her diş taşı birikimi, derin temizlik gerektiği anlamına gelmez. Rutin temizlik ile diş eti altına yönelik tedavi arasındaki karar, hekimin muayenesine ve cep ölçümleri gibi bulgulara dayanır.

Planı anlamak için hangi bölgelerde cep bulunduğunu ve önerilen temizliğin kök yüzeylerini kapsayıp kapsamadığını sormak yararlıdır. Bu açıklamaları hastanın kendi dilinde takip etmesi, randevuya hazırlanmasını ve bakım önerilerini anlamasını kolaylaştırır. Seren Klinik, her hastayı kendi dilini konuşan kişisel bir asistanla eşleştiriyor; bu destek hakkında bilgi için bağlantıya tıklayabilirsiniz. Görüşmede anlaşılmayan bir terimin günlük dille açıklanmasını istemek de iletişimin doğal bir parçasıdır.

İşlem sonrası hisler ve günlük bakım

Temizlikten sonra özellikle iltihaplı diş etlerinde kısa süreli hafif kanama veya dokunmaya hassasiyet görülebilir. İltihaplı doku kolay kanar; işlem sırasında bu dokuyla temas edilmesi de geçici kanamaya katkıda bulunur. Birikintiler uzaklaştırıldığında ve şişlik azaldığında açıkta kalan kök yüzeyleri soğuğa daha duyarlı hissedilebilir. Bu hisler çoğunlukla zamanla hafifler. Kanama sürüyorsa veya ağrı giderek artıyorsa, durumu olağan kabul etmek yerine işlemi yapan hekimle görüşmek gerekir.

Evde bakımın hedefi, yeni oluşan plağı sertleşmeden uzaklaştırmaktır. Dişleri sabah ve akşam yumuşak kıllı bir fırçayla, diş eti kenarına da ulaşacak şekilde temizlemek günlük bakımın temelidir. Fırçayı bastırmadan küçük hareketlerle kullanmak, hassas bölgelere daha kontrollü temas sağlar. Diş araları için diş ipi ya da aralığa uygun boyutta ara yüz fırçası kullanılır. Hekimden bu araçların ağız içinde nasıl kullanılacağını göstermesini istemek, tekniği öğrenmeyi kolaylaştırır.

Kanama korkusuyla diş eti kenarını tamamen temizlemeden bırakmak, plağın aynı bölgede birikmesini sürdürür. Hassasiyet varsa bakım tekniği hekimin önerileriyle uyarlanır. Sonraki kontrolün zamanı, yeniden birikme eğilimi ve diş etlerinin tedaviye verdiği yanıta göre kişiye özel belirlenir. Kontrolde kanamanın sürüp sürmediği ve ceplerin durumu yeniden incelenir. Temizlik randevusunun amacı dişlerin rengini değiştirmek değil, diş etlerinin sağlığını korumaya yardımcı olmaktır.

Filo Kiralama İçin Şirket Seçimi Kriterleri

Filo kiralama, şirketlerin ihtiyaç duyduğu bütün araçlara güvenli, devamlı ve sorunsuz biçimde sahip olmasını sağlıyor. Filo araç kiralamanın avantajları değerlendirildiğinde, konunun yalnızca araç temininden ibaret olmadığı görülebiliyor. Sermayenin değerlendirilmesi, servis ve bakım süreçleri, özellikle gibi sektörde ön plana çıkan firmalar için ön planda tutuluyor. Filo araç kiralama süreci bireysel kiralamadan farklı çalışıyor. Şirketlerin kaç araca ihtiyacı olduğu, araçların hangi departmanlarda ve hangi kullanım profilinde çalışacağı, yıllık kilometre beklentisi ve sözleşme süreci bu aşamada netleşiyor.

Şirketler ihtiyaçlarını netleştirdikten sonra segment ve model seçimi bu doğrultuda yapılıyor. Sözleşme imzalandıktan sonra araçlar plakalarıyla teslim ediliyor. Sözleşme sürecinde de bakım randevuları, lastik değişimi, hasar süreçleri firma tarafından yürütülüyor.

Filo Kiralamada Düzenli Takip Edilen Süreçler

 Filoda araç sayısı arttıkça yönetilmesi gereken süreçlerin de arttığı da görülüyor. Araç sayısı arttıkça düzenli takip gerektiren faktörler de şunlar oluyor:

  • Bakım tarihleri
  • Lastik değişimi
  • Servis işlemi
  • Sigorta yenileme
  • Muayene süreçleri

Profesyonel kiralama hizmetiyle takip edilmesi gereken bütün süreçlerin önemli bir kısmının profesyonel olarak takip edilmesi, şirketlerin araç yönetimine ayırdığı zamanı en aza indiriyor. Böylece işletme çalışanları kendi görevlerine daha fazla zaman ayırıyor.

Otomotiv sektöründeki gelişmelerle beraber şirketlerin kullandığı araçları belirli dönemlerde yenileme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Uzun dönem filo kiralama hizmeti alındığında sözleşme sürecinin sonunda yeni araç planlaması yapılabiliyor. Bu durum, şirketlerin filosunun hep güncel olmasına ve değişen operasyonel ihtiyaçlara daha kolay uyum sağlamasına olumlu etkide bulunuyor.

Filo Yönetiminde Araç Kullanım Planlamasının Önemi

Araçların şirket operasyonlarındaki rolünün artmasıyla filo yönetimi de işletmeler açısından oldukça önemli hale geliyor. Doğru araç belirleme, bakım ve servis süreçlerinin zamanında aksatılmaması, operasyonların düzenli devam etmesi filo araç kiralama hizmetinin stratejik bir konu olduğunu ön plana çıkarıyor. Kullanım sürecinin tamamına odaklanmak burada devreye girerken CVN Filo standart bir araç planlaması yapmak yerine şirket ihtiyaçlarını ön planda tutarak süreci düzenliyor.

Farklı departmanlarda araç kullanan şirketler için her bir aracın kullanım amacı ve yıllık kilometresi değişebiliyor. Bu nedenle çalışan sayısı, operasyon yoğunluğu, çözüm üretmede etkili oluyor. Filo araç kiralama hizmetinin kapsamıyla ilgili soru ve değerlendirmeler için 0(216) 445 46 46 numarasından firmaya ulaşılabiliyor.

Balkan Şampiyonu Çiftçi’ye görkemli karşılama

Hırvatistan’da düzenlenen Balkan Güreş Şampiyonası’nda 85 kilo kategorisinde altın madalya kazanan 15 yaşındaki Ahmet Çiftçi, memleketi Edirne’de Türk bayrakları ve meşalelerle coşkuyla karşılandı. Bir üst sıklette mücadele ederek tüm rakiplerini teknik üstünlükle mağlup eden milli sporcu, zaferini Filistin halkına adadı.

29 Eylül – 5 Ekim tarihleri arasında Hırvatistan’ın Koprivnica kentinde gerçekleştirilen Balkan Güreş Şampiyonası’nda, Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Sporcu Eğitim Merkezi (SEM) güreşçisi Ahmet Çiftçi, 85 kiloda mindere çıktı. Kendi ağırlığı 76 kilo olmasına rağmen bir üst sıklette boy gösteren 15 yaşındaki genç sporcu, tüm rakiplerini teknik üstünlükle geride bıraktı. Çiftçi, yarı finalde İsrailli rakibini 44 saniyede 10-0, finalde ise Bulgar rakibini 11-1’lik skorla mağlup ederek Balkan Şampiyonluğu’na ulaştı.

EVİNİN ÖNÜNDE GÖRKEMLİ KARŞILAMA

Şampiyon güreşçi Ahmet Çiftçi, Abdurrahman Mahallesi’ndeki evinin önünde ailesi, yakınları ve arkadaşları tarafından Türk bayrakları ve yaktıkları meşalelerle karşılandı. Genç sporcu, araçtan iner inmez anne ve babasının elini öptü.

“ZAFERİ FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİME HEDİYE ETTİM”

Şampiyonluk sürecini ve hedeflerini aktaran Ahmet Çiftçi, “15 yaş kategorisinde Balkan Şampiyonası’nda 85 kiloda şampiyon oldum. Bana olan desteklerinden dolayı aileme, hocalarıma teşekkür ederim, özellikle hocalarıma çok teşekkür ederim, bu salonun desteklerinden dolayı. Çok güzel çalıştık takımca. Hocalarımızla, takım arkadaşlarımızla birlikte çok çalıştık. Emek verdik ve şampiyon olduk. Hedeflerim, Avrupa, dünya şampiyonluğu ve başpehlivanlığa çıkmak. Yağlı güreş de yapıyorum Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda da Ayak boyunda 3’üncü oldum. Ben 76 kilo geliyorum. 85 kilo rakiplerimle yarıştım. İsrailli rakibime karşı yarı final maçına çıkmadan önce çok başka bir heyecan vardı. Maçı direkt 10 saniyede 10-0 yaparak bitirdim. Filistinli kardeşlerim için, onlara hediye ettim. Hiç zorlanmadım” dedi.

‘OĞLUMU BAŞPEHLİVAN OLARAK GÖRMEK İSTERİM’

Oğlunun başarısıyla gurur duyduğunu belirten baba Resul Çiftçi ise, “Çok gururluyum, çok mutluyum. Hocalarına ve emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çok başarılar diliyorum. Allah razı olsun herkesten. Çok teşekkür ederim. Çok heyecanlıyım. Oğlumu şampiyon olarak, ileride başpehlivan olarak görmek isterim” dedi.

‘HEDEFİMİZ OLİMPİYATLAR VE KIRKPINAR BAŞPEHLİVANLIĞI’

Hazırlık sürecini ve gelecek planlarını değerlendiren Sporcu Eğitim Merkezi Güreş Antrenörü Habil Kara da, “Ahmet Çiftçi bizim gururumuz. Ahmet’in ilk başarısı değil. Daha önce birçok uluslararası şampiyonada şampiyon oldu. Türkiye’de de birçok derecesi var. Bu şampiyonadan önce de iki haftalık bir hazırlık dönemi geçirdik. Çok iyi bir kamp dönemi geçirdik. Zaten şampiyonluk bekliyorduk. Artı Ahmet, 76 kilo geliyor. Buna rağmen rakipleri 85-90 kilodan düştüler. Yani buna rağmen çok rahat bir şekilde şampiyon oldu. Özellikle İsrail rakibini çok kısa bir sürede 10-0 yapması bizi ayrı bir gurur yaşattı. Bu Balkan şampiyonluğunu da biz Filistin’deki kardeşlerimize hediye olsun diyoruz. Hediye ediyoruz onlara. İnşallah bundan sonra hedeflerimiz büyük. Hedeflerimiz bundan sonra Avrupa ve dünya şampiyonalarında başarılı olmak. İnşallah olimpiyatlara gidecek. Edirne’de, Kırkpınar’da kendini tescil edip başarılı olacak ve başpehlivanlığa çıkacak. Başpehlivanlık bekliyoruz” şeklinde konuştu.