ENVER AVCU VEFAT ETTİ Saraçhane semti sakinlerinden Resmiye Avcu’nun eşi, Ender, Erdem ve Mustafa Avcu’nun babaları, Ahmet ve Metin Avcu’nun kardeşleri Enver Avcu 76 yaşında vefat etti. Merhum dün Çakır Ağa Camisinde İkindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin, Saadet Partisi eski İl Yönetim Kurulu üyelerinden Emsal Çelebi’nin annesinin cenaze törenine katılarak Çelebi ailesine taziyelerini iletti.
Millî Görüş hareketinin köklü ailelerinden olan Çelebi ailesi, kıymetli bir büyüğünü kaybetmenin üzüntüsünü yaşadı. Gümüşhaneli merhum Osman Çelebi’nin eşi, Şevki, Emsali, İsmail ve Murat Çelebi’nin anneleri, Yunus, Kadir ve Furkan Çelebi’nin babaanneleri, Kerim Bulut, Mustafa Sözen ve Tavsiye İnci’nin Kayınvalideleri, Sevim, Suat Bulut, Samet ve Sefa Sözen’in anneanneleri Hatice Çelebi 93 yaşında vefat etti.
Saadet Partisi Eski İl Yönetim Kurulu Üyesi Emsal Çelebi’nin annesi dün Hoca Ahmet Yesevi Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı.
Merhume dün Hoca Ahmet Yesevi Camisinde öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
Cenaze törenine katılan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin, aynı zamanda baba dostu olan Emsal Çelebi ve ailesinin acısını paylaşarak başsağlığı dileklerini iletti.
“Çelebi Ailesinin Millî Görüş Hareketimizde Ayrı Bir Yeri Var”
Çelebi ailesinin Millî Görüş hareketi açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Tekin, “Çelebi ailesi, yıllardır Millî Görüş davamıza gönül vermiş, bu hareketin köklü ve kıymetli ailelerinden biridir. Emsal ağabeyimiz de bizim için yalnızca bir dava büyüğü değil, aynı zamanda kıymetli bir baba dostumuzdur. Bugün muhterem annesini ebediyete uğurlamanın hüznünü hep birlikte yaşadık. Merhumeye Cenab-ı Allah’tan rahmet, Emsal ağabeyimize, Çelebi ailesine ve bütün sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.” ifadelerini kullandı.
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) elektrikte yeni tarifenin milyonlarca haneye yeni bir fatura yükü getireceğini ileri sürerek, “Tüketiciyi tüccar gören anlayıştan vazgeçin. Konut aboneleri için yıllık 3.000 kWh olarak belirlenen Son Kaynak Tedarik Tarifesi sınırı kararı geri çekilmeli, konut tüketicileri ticari piyasa fiyatlandırmasının dışında tutulmalıdır” çağrısında bulundu.
TÜKODER Edirne Şubesi Başkanı Tarık Kenan Parlar tarafından paylaşılan dernek genel merkezinin açıklamasında, tüketicinin tüccar olmadığı, elektriğin ticari kazanç aracı olamayacağına dikkat çekildi. “Elektrik dağıtımı kâr odaklı değil, kamusal hizmet olmalıdır” diyen TÜKODER’in açıklamasında elektriğin temel hak olduğu, piyasanın insafına bırakılamayacağı belirtilerek şunlara yer verildi:
“Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren konut aboneleri için yıllık elektrik tüketim sınırını 4.000 kilovatsaatten (kWh) 3.000 kilovatsaate düşürme kararı almıştır.
2025 yılında 5.000 kWh olan sınırın iki yılda yüzde 40 azaltılması, yaklaşık 6,5 milyon konut abonesinin piyasa koşullarına bağlı, daha yüksek ve değişken elektrik faturalarıyla karşı karşıya kalması riskini doğurmaktadır.
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) tespitlerine göre, dört kişilik bir ailenin asgari elektrik ihtiyacı aylık yaklaşık 230 kWh’dir. Üstelik bu hesaba ısınma, soğutma ve sıcak su ihtiyacı dahil değildir. Yeni düzenlemede belirlenen sınır ise aylık ortalama 250 kWh’ye karşılık gelmektedir.
Soruyoruz: Bir ailenin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı elektrik ne zamandan beri lüks tüketim sayılmaktadır?
Yeni düzenlemeyle yıllık 3.000 kWh sınırını aşan konut aboneleri, ticari faaliyetlerin fiyatlandırılmasında da esas alınan piyasa maliyetlerine bağlı bir tarife anlayışıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Evinde ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için elektrik kullanan yurttaş ile ticari kazanç amacıyla elektrik tüketen işletme aynı anlayışla değerlendirilemez.
Tüketiciyi tüccar gibi gören, temel yaşam ihtiyaçlarını piyasa koşullarına terk eden bu anlayıştan vazgeçilmelidir.
Bu düzenleme yalnızca yüksek tüketimli aboneleri değil; kalabalık aileleri, dar gelirlileri, emeklileri, elektrikle ısınan haneleri ve sağlık nedeniyle elektrikli cihaz kullanmak zorunda olan yurttaşları da etkileyecektir.
Üstelik 2027 yılı tarifesinin belirlenmesinde 2026 yılı tüketiminin esas alınması ve kararın yılın bitimine yalnızca iki ay kala açıklanması, tüketicinin önceden bilgilendirilmesi ve hukuki öngörülebilirlik açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır.
Bugün milyonlarca yurttaş gıda, kira, ulaşım, sağlık ve enerji giderleri arasında tercih yapmak zorunda kalırken, elektrik faturalarına yeni yükler getirilmesi yoksulluğu daha da derinleştirecektir.
Enerji yoksulluğu yalnızca faturayı ödeyememek değildir. Fatura korkusuyla evini ısıtamamak, yazın serinleyememek ve temel ihtiyaçlarından vazgeçmek zorunda kalmaktır.
Elektrik tüketimini azaltmak her zaman tasarruf değildir; kimi zaman yoksulluğun dayattığı zorunlu bir vazgeçiştir.
Enerjinin verimli kullanılması ve israfın önlenmesi elbette önemlidir. Ancak üretim ve dağıtım maliyetleri, kayıp-kaçaklar, şirketlerin kârları ve piyasa koşulları yeterince sorgulanmadan artan maliyetlerin bütün sorumluluğu tüketiciye yüklenemez.
Elektrik dağıtım hizmetlerinin özel şirketlerin kâr beklentilerine göre yürütülmesi yerine, kamu yararı esas alınarak yeniden kamusal hizmet anlayışıyla düzenlenmesi gerekmektedir.
Elektrik dağıtımında özelleştirme politikalarından vazgeçilmeli, dağıtım hizmetleri doğrudan kamu eliyle yürütülmelidir. Elektrik bir ayrıcalık değil; herkesin eşit, güvenli ve ekonomik koşullarda erişmesi gereken temel bir ihtiyaçtır.
Bu nedenle 86 milyon tüketici adına taleplerimiz;
1. Konut aboneleri için yıllık 3.000 kWh olarak belirlenen Son Kaynak Tedarik Tarifesi sınırı kararı geri çekilmeli, konut tüketicileri ticari piyasa fiyatlandırmasının dışında tutulmalıdır.
2. Hane geliri, ailede yaşayan kişi sayısı, iklim koşulları ve zorunlu enerji ihtiyaçları dikkate alınarak adil bir sosyal tarife uygulanmalı; herkesin temel elektrik ihtiyacına ekonomik koşullarda erişimi güvence altına alınmalıdır.
3. Tüketicilerin yıllık elektrik tüketimleri faturalarında açıkça gösterilmeli, faturalarda ücretler detaylı ve açık olmalı, tarife değişikliklerinden önceden haberdar edilmeleri sağlanmalı dır.
4. Elektrik dağıtımında özelleştirme politikalarına son verilerek hizmetin kamu eliyle yürütülmesi sağlanmalı; enerji üretim ve dağıtım maliyetleri şeffaf biçimde denetlenerek kamu yararı esas alınmalıdır.
ELEKTRİK TEMEL HAKTIR, PİYASANIN İNSAFINA BIRAKILAMAZ!
Sosyal devletin görevi, yurttaşları enerji piyasasındaki fiyat dalgalanmalarına karşı korumasız bırakmak değil, herkesin güvenli, kesintisiz ve ekonomik enerjiye erişimini sağlamaktır.
Tüketicinin sofrasından, sağlığından, eğitiminden ve temel ihtiyaçlarından kısarak elektrik faturası ödemek zorunda bırakıldığı bir düzen kabul edilemez!
Elektrik ticari meta değil, temel haktır! Tasarrufa evet, enerji yoksulluğuna hayır!”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, “Engelli Emekliliğinde Uyardığımız Mağduriyetler Gerçekleşiyor” başlığıyla; 7538 sayılı Kanun’la engelli emekliliğinde yapılan değişikliklerin yol açtığı hak kayıpları, emeklilik başvuruları reddedilen veya emekli aylıkları kesilen vatandaşların yaşadığı mağduriyetler ele alındı.
Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin
Raporda; engelli çalışanların haklarının ve haklı beklentilerinin korunması, mağduriyetlerin giderilmesi, sağlık kurulu kararlarında şeffaflığın sağlanması ve TBMM’de gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine dikkat çekilerek şunlara yer verildi:
“15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7538 sayılı Kanun’la engelli emekliliğinde yapılan değişiklikler, yıllardır çalışarak emekliliğini bekleyen birçok vatandaşımızı mağdur etmiştir.
Özellikle Ekim 2008 öncesinde sigortalı olan engelli çalışanların vergi indirimi esasına dayalı emeklilik sistemi değiştirilmiş, SGK sağlık kurullarının belirlediği çalışma gücü kaybı esas alınmaya başlanmıştır.
Saadet Partisi olarak kanun henüz teklif aşamasındayken bu düzenlemeye karşı çıktık. TBMM’ye sunduğumuz muhalefet şerhinde, değişikliğin hak kayıplarına, belirsizliklere ve adaletsizliklere yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunduk.
Bugün yaşanan mağduriyetler, o gün yaptığımız uyarıların ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Emeklilik başvurusu reddedilen, emekli aylığı kesilen ve ağır sağlık sorunlarına rağmen yeniden çalışmak zorunda kalan vatandaşlarımız bulunmaktadır. Yaşanan sorun yalnızca emeklilik hakkıyla sınırlı kalmamakta; vatandaşlarımızın gelirlerini, sağlıklarını, aile düzenlerini ve gelecek planlarını da olumsuz etkilemektedir.
Yıllarca devletin belirlediği kurallara güvenerek çalışan insanların, emeklilik aşamasında değişen şartlarla karşılaşması devlete duyulan güveni de zedelemektedir.
Saadet Partisi olarak, engelli çalışanların haklarının ve haklı beklentilerinin korunmasını, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini ve sağlık kurulu kararlarında şeffaflığın sağlanmasını istiyoruz. TBMM’de yapılacak yeni bir düzenlemeyle soruna kalıcı çözüm bulunması gerektiğini savunuyoruz.
Biz kanun çıkmadan önce uyardık. Bugün ise yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini istiyoruz.”
Raporda konuya ilişkin “Engelli Emekliliğinde Uyardığımız Mağduriyetler Gerçekleşiyor!” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:
“Bugün, binlerce engelli vatandaşımızı yakından ilgilendiren, sosyal adalet ve sosyal güvenlik hakkı açısından son derece önemli bir meseleyi kamuoyunun gündemine taşımak istiyoruz.
15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7538 sayılı Kanun’la engelli emekliliğinde yapılan değişiklikler, yıllarca çalışmış, prim ödemiş ve emekliliğini bekleyen vatandaşlarımızı ciddi mağduriyetlerle karşı karşıya bırakmıştır.
Özellikle Ekim 2008 öncesinde sigortalı olan engelli çalışanlarımızın vergi indirimi esasına dayalı emeklilik sistemi değiştirilmiş, emeklilik değerlendirmelerinde SGK sağlık kurullarının belirlediği çalışma gücü kaybı esas alınmaya başlanmıştır.
Bu değişiklik nedeniyle, yıllardır emekliliğini bekleyen bazı vatandaşlarımız bugün emekli olamamakta, bazı vatandaşlarımızın ise emekli aylıkları kesilmektedir.
Üstelik bu insanların arasında kanser tedavisi gören, görme veya uzuv kaybı yaşayan, ağır sağlık sorunlarına rağmen çalışmak zorunda kalan vatandaşlarımız bulunmaktadır.
Saadet Partisi olarak biz bu kanuna daha teklif aşamasındayken karşı çıktık.
Yapılacak değişikliklerin engelli vatandaşlarımız açısından ciddi hak kayıplarına yol açabileceğini açıkça ifade ettik.
Devletin belirlediği kurallara güvenerek yıllarca çalışan insanların emeklilik beklentilerinin korunması gerektiğini söyledik.
Engellilik ile çalışma gücü kaybının aynı şey olmadığını, bu iki kavram arasındaki farklılığın vatandaşlarımızın aleyhine sonuçlar doğurabileceğini anlattık.
Sağlık kurullarının değerlendirmelerinde yaşanabilecek belirsizliklere ve adaletsizliklere dikkat çektik.
Biz o gün uyardık. Ne yazık ki bugün yaşanan mağduriyetler, uyarılarımızın ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.”
Edirnespor, Profesyonelliğe Geçiş Ligi’nin (PGL) 3. haftasında ilk yenilgisini alırken, galibiyet sayılarını 2’ye çıkaran Edirne’nin diğer iki ekibinden Keşanspor ikinci, Uzunköprüspor da dördüncü sıraya yükseldi.
Edirne ekiplerinin yer aldığı PGL 5. Grup’ta 3. hafta oynanan maçlarda fileler tam 12 kez havalandı. Vizespor haftayı bay geçince Edirnespor’u 3-0 yenen Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü 9 puanla liderliğe yükseldi.
Edirnespor ligin 4. haftasında 8 Kasım Pazar günü Küçükçekmece Spor’a, Keşanspor Ergene Velimeşe Spor’a ve Uzunköprüspor da Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü’ne konuk olacak.
Lider Levent Futbol Spor Kulübü ise haftayı bay geçecek.
PGL 5. GRUP 3. HAFTA SONUÇLAR
Uzunköprüspor 2-1 Tekirdağspor
Levent Futbol Spor Kulübü 2-1 Ergene Velimeşe Spor
Marmara Ereğlisi Belediye Spor 0-1 Göktürk Saray Spor
Edirnespor 0-3 Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü
Edirne Bölgesi Süper Amatör Futbol Ligi’nde 2026-2027 Futbol Sezonu 4 karşılaşma ile start alırken, fileler 15 kez havalandı.
YENİİMARETSPOR
Ligin ilk haftasında 4 maçtan 1’i merkezde oynanırken, diğer 3’ü ise İpsala, Osmanlı ve Uzunköprü’de yapıldı.4 maçta beraberlik yaşanmazken deplasmanda tek galip gelen ekip Osmanlıspor’u evinde 1-0 geçen Lalapaşaspor oldu.
Lalapaşaspor’un Süper Amatör Lig’de sezonun ilk maçında deplasmanda Osmanlıspor’u 1-0 yenmesi ilçede bayram sevinci yaratırken, Lalapaşa Belediye Başkanı Zafer Sezgin Geldi de takım oyuncularını kutladı.
Başkan Geldi, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, “Tebrikler Lalapaşaspor’um!” diyerek şöyle devam etti:
“Şehir dışı programım nedeniyle bugün tribünde yer alamadım ancak Lalapaşaspor’umuzun Osmanlıspor karşısında aldığı galibiyet haberiyle büyük bir mutluluk ve gurur yaşadım.
Sezona galibiyetle başlamak hepimiz için ayrı bir sevinç ve moral kaynağı oldu.
Sahada mücadele eden futbolcularımızı, teknik ekibimizi ve kulüp yönetimimizi yürekten kutluyorum.
Lalapaşaspor’umuzun her zaman yanında olmaya, desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Ümit Kocasakal İstanbul Barosu’na yeniden başkan seçildi. Bu tercih, Türk avukatlarının hukuk anlayışı ve bilgi seviyesinin ortak göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bir hukuk adamı olmaktan çok, ırkçı bir kafa yapısı ile kendisi ile bile kavgalı Kocasakal muhtemelen kendi icat ettiği bir anlayışla “Cumhuriyet Hukuku” diye bir kavramla zaten çökmüş bir hukuk sistemine katkıda bulunuyor; bir yandan da çaktırmadan Cumhur iİttifakı’na göz kırpıyor..
Bir hukukçu, vatan, millet, bayrak, ezan gibi kavramları hukuka, adalete meze ve malzeme yapamaz… İnsan hakları yerine bu kavramları savunmayı hukuki bir görev sayamaz. Hukuk dünyasını bu kavramlar üzerine bina edenlerin adalet terazisi ne yazık ki doğru tartmaz. Yaptıkları iş engizisyon hukuku ile özdeşleşir.
Bir baro başkanının görevini yaparken savunacağı yol, yöntem ve sorumluluğunun temeli, insan hakları ve çağdaş hukuktur. Bu çerçevede görevi, devlete karşı, egemenlere karşı vatandaşı ve insan haklarını savunmaktır. Ülke çıkarlarına ters düşse bile hukukçunun görevi dil, din, ırk, mezhep gözetmeksizin haklıdan yana, doğrudan yana, mağdurdan yana olmaktır. Ama bu anlayış ve özellikle böyle bir bakış açısı için elbette yürek ister, hukuk kavramı ile özdeşleşmiş olmak ister. Çağdaş hukuka adanmışlık ister..
Neyse ki geçen defa %60 oyla seçilen Kocasakal bu defa %30’luk bir zaferle yeniden seçildi. Bu hukuk camiasının “Yerli ve Milli hukuk” anlayışından, yani bir yanlıştan % 50 dönme oranı sayılabilir… Kısmen de olsa sevindiricidir.
Kısacası faşist düşüncenin soft söylemi olan ulusalcı kavramının en tipik örneklerinden biri olan Kocasakal, dürüstlüğüne, mücadeleci kimliğine, kariyerine, derin hukuk bilgisine, sıfatlarına rağmen hukukun gerektirdiği, terazisi doğru tartabilecek biri değildir.. Bir hukuk adamı fanatik olamaz. Her daim ve her koşulda hukuktan yana olur..
Yani sonuçta “Duvardaki resim başka Kocasakal başka…”dır… Hukuk insanı olabilmek, her şeyden önce hukukun ne için var olduğunu anlayabilecek bir yaradılış gerektirir. “Türk hukuku, Cumhuriyet hukuku” gibi “Yerli ve milli hukuk” gibi mesnetsiz kavramlarla övünülecek, savunulacak bir hukuk anlayışı populizmdir, ırkçılıktır. Çağdaş hukuk evrenseldir. Özellikle kişileri iktidarların zulmüne karşı korumak için vardır.
Bu derin ulusalcı siyaset anlayışı ile Kocasakal, örneğin Bahçeli sonrası MHP Genel Başkanlığı’na çok yakışır.. Ama dünyanın en büyük barosunu temsil etmesi ülkemizin makus talihidir..
Artık dünyaya gelen yeni nesiller, ÖYLE BİR DÜNYANIN İÇİNDE DOĞUYORLAR Kİ, ASLA ESKİ İNSANLIĞI BİLMEYECEKLER, maalesef!.. Biz 60, 70 yaş üstü nesiller, İKİ AYRI YAŞAMA ŞAHİT OLDUK. Birincisi, köylerimizin capcanlı olduğu, şehirlere yığılma olmadığı, doğayla uyumlu, sade, sakin, mütevazi yaşam tarzı!.. Gerçek ve samimi sevgilerin, misafirperverliğin, özlemlerin, yardımlaşmaların, yaşandığı eski dönem!.. Bir de bilimin gelişip, daha çok kötüye kullanıldığı, etrafın araçlarla dolduğu, paranın ve araçlarla oyalanmanın yaşamın merkezine çöktüğü, şimdiki MODERN dönem!.. Bahçeli, mahallelerdeki komşuluğun yerini, katlı sitelerde, birbirinden habersiz, birbirine kayıtsız, yalnızlaşıp, hissizleşen nesillerin modern yaşam tarzı, devri!.. Eski devirde ki gerçek sevgileri, dostlukları, insanlığı bilen bizim eski nesil, yeni neslin devrinde ki sahte sevgileri, sahte dostlukları, sahte, insanlıkları hemen fark ediyor. Yeni nesil eskiyi yaşamadığı için, insanlığını tatma şansı bu modern yaşam tarzında çok az maalesef!.. Yeni nesiller, ruhsal yaşamı iptal edip, sadece fiziki yaşama daldılar. Sevgiler sahte, saygılar sahte, yüzlerde maske!.. “Hep, hevesim, zevkim, çıkarım nerde?..” deyip, tüketmede, talanda, yağmada gözler…
Biz öyle bir devrin nesliydik ki, mahallede arakadaşlarla saklambaç oynarken bile, ÜÇE kadar sayarken, araya 1,5′ ğu— 2,5′ uğu sığdıracak kadar VİCDAN SAHİBİYDİK!..
Kuran’ı Kerim. Sure 6/Ayet 43—44: Hiç olmazsa, kendilerine ikaz baskılarmız geldiğinde yalvarsalardı. Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Kendilerine yapılan uyarıları unuttular. Biz de onlara her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen, bu hürriyet ve rafahla tam ferahladıkları sırada ansızın onları alıverdik. Birdebire bütün ümitlerini yitirdiler.