Çocukluğumuzun Vazgeçilmezi: Pastane Usulü Pastalar

Doğum günlerinin, bayramların ve aile buluşmalarının en tatlı kahramanı şüphesiz pastane usulü pastalardı. Çocukluğumuzda vitrinlerde gördüğümüz rengarenk süslemeleriyle göz kamaştıran, üstü kremayla kaplı, içi meyve veya çikolata dolu o pastalar sadece midemizi değil, kalbimizi de doyururdu. Bugün hâlâ pastane vitrinlerinde o klasik pastaları gördüğümüzde içimizi tarifsiz bir nostalji sarıyor. Üstelik artık büyük boy pasta fiyatları oldukça makul seviyelerde olduğu için, o mutluluğu sevdiklerimizle paylaşmak geçmişe göre çok daha kolay hale geldi.

Pastane Usulü Pastaların Büyüsü

Ev yapımı pastalar elbette ayrı bir keyif verse de, pastane usulü pastaların dokusu, görüntüsü ve tadı bambaşkadır. Yumuşacık pandispanya katları, hafif ve dengeli kreması, mevsim meyveleri ya da çikolata parçalarıyla süslenmiş halleri her dilimde ayrı bir şölen sunar. Çocukken pastane vitrininde gözlerimizi alamadığımız çilekli ya da muzlu klasik pastalar, aslında küçük mutlulukların büyük bir parçasıydı. Pastaneden eve dönerken kutunun içinde hafifçe sallanan pastayı sabırsızlıkla beklemek, sofraya konulduğunda ilk dilimi kapma heyecanı hepimizin aklında hâlâ tazedir.

Klasik Lezzetlerin Zamansızlığı

Zaman ilerlese, tarifler çeşitlense de pastane usulü klasik pastaların yeri hâlâ ayrıdır. Son yıllarda cheesecake, makaronlu pastalar veya minimalist butik tasarımlar trend olsa da; klasik çikolatalı, beyaz kremalı ya da meyveli pastaların hatıralarımızdaki yeri hiçbir şeyle değiştirilemez. Çünkü onlar sadece bir tatlı değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu ve aile sıcaklığını yansıtır. O pastalar, misafirliklerin vazgeçilmez bir parçasıydı. Bir dilimle başlayan sohbet, bazen tüm akşamı güzelleştirirdi.

Ulaşılabilir Mutluluk

Eskiden büyük boy pastalar daha çok özel günlerde alınırken, günümüzde bu lezzeti soframıza taşımak çok daha kolay. Büyük boy pasta fiyatları artık kalabalık sofralarda herkesin yüzünü güldürecek derecede uygun. Bu sayede tek bir pasta ile hem lezzetli bir tatlı ikramı yapmak hem de herkesin doya doya keyif almasını sağlamak mümkün. Özellikle doğum günleri, iş kutlamaları, mezuniyetler veya bayram sofraları için büyük boy pastalar hem ekonomik hem de pratik bir tercih haline geldi. Bir pasta alıp kalabalık bir sofraya koymak, aslında sadece tatlı ikram etmek değil; birlikte geçirilen zamanı daha özel kılmak demek.

Paylaşmanın Tadına Varın

Pastane usulü pastaların en güzel yanı, paylaşıldıkça çoğalan mutluluk yaratmalarıdır. Kalabalık bir masada bir dilim pasta ile başlayan tatlı sohbet, kısa sürede unutulmaz anılara dönüşür. Herkesin eline geçen bir dilim, aslında paylaşmanın ve birlikte olmanın sembolüdür. Büyük boy pastaların bereketi de burada ortaya çıkar; herkese yetecek kadar bol olması, sofradaki mutluluğun eksilmeden sürmesini sağlar. İşte bu yüzden pastane usulü pastalar, çocukluğumuzdan bugüne uzanan ortak bir hatıra zinciri oluşturur.

Geçmişten Günümüze Tatlı Bir Köprü

Bugün birçok pastane, klasik tarifleri modern dokunuşlarla yeniden yorumluyor. Kimi daha hafif krema kullanıyor, kimi mevsimsel meyvelerle pastayı renklendiriyor. Ama özünde o çocukluğumuzun tadını taşıyan klasik lezzet hâlâ aynı. Bu nedenle pastane usulü pastalar sadece bir tatlı değil, geçmişle bugün arasında kurulan tatlı bir köprü.

Pastane usulü pastalar, nostaljik bir tat olmanın ötesinde, hala günlük hayatımızda mutluluğu çoğaltan bir değer. Çocukluğumuzun saf neşesini bugüne taşımak, sevdiklerimizle aynı sofrada buluşup mutluluğu paylaşmak için hâlâ en güzel seçeneklerden biri olmaya devam ediyor. Uygun fiyatları, bereketli yapısı ve zamansız lezzetiyle bu pastalar, her özel günü unutulmaz kılmaya yetiyor.

Yağ fiyatı uçuşta!

CHP Edirne önceki dönem milletvekili Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla artan fiyatlar ve memur maaş zamlarını eleştirdi. Bir pazarcı esnafıyla birlikte çektirdiği fotoğrafı paylaşan Gaytancıoğlu, vatandaşın alım gücünün giderek düştüğüne dikkat çekti.

“Vatandaşın geliri yerinde sayarken, zamların önü alınamıyor” diyen Gaytancıoğlu, özellikle temel gıda ürünlerindeki artışa işaret etti. Son iki haftada 5 litrelik ayçiçek yağına 50 lira zam geldiğini belirten Gaytancıoğlu, fiyatların 450–460 lira aralığına çıktığını söyledi.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulunda alınan kararları da eleştiren CHP’li isim, memur ve memur emeklisine verilen %1’lik ek zammı “yetersiz ve vicdansız” olarak şöyle değerlendirdi:

“Bu zammı alanların da, teklif edenlerin de yüzü kızarmadı maalesef. Emekli ve özel sektörde çalışan işçi zaten zor durumdaydı, memurlar da aynı duruma düştüler.”

Gaytancıoğlu’nun söz konusu paylaşımı, özellikle ekonomik sıkıntılarla boğuşan Edirnelilerden destek buldu.

Gaz tüpünde gaz yerine esrar

Edirne’nin Kapıkule Sınır Kapısı’nın karşısında yer alan Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı’nda bir otomobilin bagajına gizlenmiş gaz tüpünde 6 kilograma yakın uyuşturucu madde ele geçirildi.

Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı’na gelen Bulgar plakalı bir Audi marka otomobil, gümrük muhafaza ekiplerince detaylı kontrole alındı. Aracı tek başına kullanan Bulgaristan vatandaşı sürücü, narkotik kaçakçılığıyla mücadele kapsamında şüpheli görülerek X-ray cihazına yönlendirildi.

Kontrolde, aracın bagaj bölümünde bulunan gaz tüpünde yoğunluk farkı tespit edildi. Ardından devreye giren narkotik dedektör köpeği Raya, tüpe tepki verdi. Tüp sökülerek açıldığında, içerisine gizlenmiş 47 paket hâlinde toplam 5 kilo 900 gram esrar bulundu.

Yapılan ön testlerde, ele geçirilen maddenin marijuana olduğu belirlendi. Uyuşturucunun piyasa değerinin yaklaşık 94 bin 400 leva (48 bin 265 euro) olduğu bildirildi.

Olayla ilgili olarak Haskovo Bölge Savcılığı gözetiminde soruşturma başlatıldı.

‘Kadife’ sahibine kavuştu….


Olgay GÜLER
Edirne otogarında 2 hafta önce taksici esnafı tarafından bulunup durakta bakılan ‘Kadife’ isimli eşek, sahibine kavuştu.


Edirne Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde taksici esnafı, 2 hafta önce başı boş dolaşan eşeği fark etti. Otogarda hareketli tavırlarıyla dikkat çeken eşeği durağa alıp burada bakmaya başlayan taksi şoförleri, yemeğini ve suyunu verdi. Kadife ismini verdikleri eşeğin, taksilerden eşyaları çalıp oyun oynadığı anları da cep telefonlarıyla görüntüleyen esnaf, bu anları sosyal medyadan da paylaştı. Eşeğin görüntülerine rastlayan sahibi Cafer Dalgıçlar, otogara gelerek teslim aldı.


‘İKİ HAFTADAN BERİ KAYIPTI’
Yaklaşık 3 aydır eşeğe baktığını söyleyen Cafer Dalgıçlar, “Ben bunu üç ay önce aldım. Hemen hemen iki haftadan beri kayıptı. Görüntülerini gördüm, görünce gidip eşeğimizi aldık. Görünce çok şaşırdım doğal olarak. Yani ‘benim eşeğimin otogarda ne işi var?’ dedim. Gittik biz de alıp geldik” dedi.


‘DAHA ÖNCE DE KAÇTI’
Eşeğinin normalde çok hareketli bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Dalgıçlar, “Normalde zaten çok hareketli, yerinde durmayan bir hayvan. Durduğu yerde durmuyor. Daha önce de birkaç kez kaçtı. Tekrar bulup getirdik ama yine kaçma-sından endişe ediyoruz. Önlem alsam ne olacak? Yerinde durmuyor. Burada da sürekli yaramazlıklar yapıyor, koyunları kovalıyor” diye konuştu.


‘AYRILIRKEN ÜZÜLDÜK’
Taksici esnafı Hasan Ralto, eşeğe çok alıştıklarını, ayrılmanın kendileri için de zor olduğunu belirtti. Ralto, “Bir akşam otobüs beklerken eşek çıkageldi. Aldık, dolayısıyla sahip çıktık. İki hafta misafir ettik. En son görün-tülenmeden sonra dedik bir yerlerden sahibi çıkar gelir. Yaklaşık 15-20 dakika öncesinde de sahibi geldi. Burada diğer arkadaşlarımız da teyit etti, tanıyormuşlar. Biz de emin olduğumuz için eşeği sahibine teslim ettik. Ayrılırken üzüldük tabi. O bize alıştı, biz ona alıştık ama dolayısıyla sahibi gelince gerçek yerine gitmesi iyi oldu. Onu sürekli besliyorduk. Kesme şeker ve saman gibi şeyler veriyorduk. Kendini sevdirdi burada, otogarın maskotu olmuştu” şeklinde konuştu.

Norveç, ‘En’lerle Anılan Topraklar…

Vadiden 500 metre yüksekteki Stalneim Oteli ve bu manzara UNESCO Dünya Mirası koruması altında

Gönül UYANIKTIR

Eski İskandinavca’da “Düz, yassı toprak parçası” anlamına gelen Flaam ismi: köye 1300’lü yılların ortalarında veriliyor. Dik dağlar arasında bir ova olarak tanımlanan köyde
1942’de, çevre belediyelerle Flaam Hattı’nda buharla çalışan trenler düzenli seferler yapmaya başlıyor, 2000 yılında da MSC Euribia’nın da yanaştığı yeni iskele yapılıyor.
Yaklaşık iki asırdan bu yana turistik bir yer olan Flaam köyünün; günümüzde her yıl yaklaşık 450 bin ziyaretçi ağırladığı belirtiliyor. Flaam demiryolu hattının 20 km’lik bölümü, dünyanın en dik demiryollarından biri olarak gösteriliyor ve maceracı turistlerin ilgisini çekiyor. Aslında Norveç’te her yer ve her şeyin maceracı ruhları ateşlediğini söyleyebilirim.

İrfan Kızanlık ve yağmur altında omlet yapan kampçı


NORVEÇ HAVA VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ İSTEMİYOR
Yılda 200’e yakın yolcu gemisine ev sahipliği yapan Flaam köyü başta gemi sezonu boyunca hava kirliliği; büyük kentlerdeki değerlere yaklaşıyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olan Norveç’teki gemi trafiğinin, ülkenin tüm karayolu trafiğinin toplamından daha fazla kirlilik yarattığını öğreniyoruz.
Konuya vurgu yapan gazete makalelerinde; “Deniz yolculuğu on binlerce arabayı kirletiyor ve en kötü gemiler buraya geliyor. Turistler bozulmamış Norveç doğasını çiğniyor ve UNESCO Dünya Mirası listelerindeki dört maddenin temelini yok ediyor”, “Dünyanın en güzel ulusuna sahibiz, kirleten yolcu gemileri, başka yerlere gidebilir. Bu gürültüyü istemiyoruz. Flaam da Geiranger de kapasite sınırında. Daha seçkin, rahat ve biraz daha az kitle turizmi ve gemi yolculuğu destinasyonu alternatif olabilir” sözleriyle fazla gemi ve sıradan turistleri istemediklerini yazıyor.

Kamp alanları kara anlarla dolu


“TURİSTLER HALKA AÇIK YERLERE DIŞKILIYOR”
Halkla yapılan görüşmelerde de bir çiftçi “Önceden yaz kokusu biçilmiş çimen kokusuydu. Şimdi ise ağır petrol kokusu var” bir emekli de fiyortta kaybolan balıklardan bahsedip, “Norveç’te, yolcu gemilerinin gri sularını kartpostal gibi dar fiyort kollarına boşaltmalarına izin veriliyor. turistlerin halka açık yerlerde dışkılaması sorun yaratıyor, köyün tek umumi tuvaleti tren istasyonunda bulunuyor ama yaz sezonunda 400 bin turistin gelmesi bekleniyor” diye şikayet ediyor. Ayrıca gemi turizmi karının düşük, belediyelere maliyetinin yüksek olduğu vurgulanıyor.

Otobüsümüz tünelde, rehberi dinliyoruz


TÜNELLER ÜLKESİ DÜNYANIN EN UZUN TÜNELİ
Flam limanında gemiden inip otobüsle hareketimizin ilk dakikalarında tünele giremeyip arızanın veya kazanın geçmesini 20 dakika kadar bekliyoruz Ve yarı aydınlık Gudvangen tünelinden geçerken yolun sağına dizilmiş uyarı işaretleri ve dökülen toprak parçalarını görüyoruz. Bu arada da dünyanın en uzun tünelinin Norveç’teki 24.5 km’lik Laerdals tüneli olduğunu öğreniyoruz. Tünelden sorunsuz geçerek, Norveç’in en ünlü şelalelerinden olan ‘Gençlik İksiri’ diye de tanınan “İkiz Şelalede” mola veriyoruz.

Gençlik iksiri İkiz Şelale


İKİZ ŞELALE VEYA GENÇLİK İKSİRİ
Etkileyici dik bir uçurumdan 110 metre aşağıya düşen su, gümüş rengi yakamozlara bölünerek eski kayaçların üzerine yayılıyor. Şelalenin dibindeki muhteşem manzarayı, katıksız güç ve saf güzelliğin büyüleyici gösterisini ve kademeli şelaleleri izleyip fotoğraf çekiyoruz.
Rehberimiz; şelalenin, yüksek dağlarla çevrili büyülü sularıyla ünlü olduğunu ve ününün, sadece yüksekliği veya büyüleyici su akışının yanında; burayı mistik bir aura ile saran efsaneler ve tarihi olduğunu anlatıyor. Birçok ziyaretçi “Gençlik Pınarı” gibi bir takma ismi de olan şelaleden sonra kendilerini tazelenmiş ve enerjik hissediyormuş.
Şelalenin çevresini dolaşırken yağmur çiselemeye başlıyor. Çevrede kamp kuranlar var. Genç bir kampçı çadırın önündeki küçük ocağın üzerinde omlet yapmaya çalışıyor.


HAVADA ASILI HİSSİ VEREN STALHEİM OTELİ
Şelaleden sonra ilginç bir görüntü veren UNESCO Dünya Miras Listesindeki Stalheim Hotel’i görmek için yola devam ediyoruz. Vadi tabanından 500 metre yükseklikte, dik bir uçurumun kenarında eşsiz bir konuma sahip olan otel, yolun ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Nærøydalen vadisinde, 13 keskin virajdan oluşan, yolun en üstünde yer alıyor.
(SÜRECEK)

Erken ve anıza ekim!

Olgay GÜLER

Edirne’de İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından, farklı toprak işleme yöntemleriyle, farklı ekim zamanlarında ekilip, geçtiğimiz günlerde hasadı gerçekleştirilen ayçiçekleriyle ilgili, araştırma tamamlandı.

İl Müdürlüğü tarafından, son 3 yıldır şiddetini arttıran kuraklık nedeniyle ayçiçeği ekimine yönelik başlatılan “Farklı Toprak İşleme Yöntemleri ve Farklı Ekim Zamanlarının Ayçiçeğinin Verim ve Verim Unsurlarına Etkilerinin Belirlenmesi” projesinde önemli aşama kaydedildi. Geçtiğimiz ekim döneminde Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fadul Önemli ile birlikte Dr. Birol Deviren’in tarlasında 15 Şubat, 15 Mart ve 15 Nisan tarihlerinde üç farklı ekim yapıldı. Yürütülen araştırma kapsamında ilk hasat, 22 Ağustos’ta Edirne Valisi Yunus Sezer’in katılımıyla yapıldı. Hasadın ardından ayçiçeklerindeki verimlerin değerlendirilmesine yönelik yapılan araştırma sonuçları İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinde yayınlandı.

ERKEN EKİMDE DAHA YÜKSEK VERİM

Yayınlanan araştırma sonuçlarına göre en yüksek ortalama tane verimi dekar başına 177,54 kg ile 15 Şubat ekiminde elde edildi. Mart ayı ekimiyle arada belirgin bir fark görülmezken, 15 Nisan ekiminde verimde yaklaşık 13 kg düşüş yaşandı. Yağ oranında da benzer tablo ortaya çıktı; Şubat ve Mart ekimleri yüzde 40 civarında yağ oranı sağlarken, Nisan ekiminde yüzde 2’lik düşüş kaydedildi.

ANIZA DOĞRUDAN EKİM ÖNE ÇIKTI

Toprak hazırlığı yöntemleri arasında ise anıza doğrudan ekim en verimli yöntem olarak belirlendi. Ortalama tane verimi 199,60 dekar başına kilogram olarak ölçülen bu yöntem, diğer iki uygulamaya göre yaklaşık 40 kilogram daha yüksek verim sağladı. Yağ içeriği bakımından da anıza doğrudan ekim öne çıktı ve yüzde 41,3 yağ oranıyla ilk sırada yer aldı. Çizel+Kültivatör yöntemi yüzde 39,4, Pulluk+Kültivatör yöntemi ise yüzde 38,5 yağ oranı sağladı. En yüksek verim, 206,40 kg/da ile 15 Şubat’ta yapılan anıza doğrudan ekimde elde edildi. En düşük verim ise 146,10 kg/da ile 15 Nisan’da yapılan çizel+ kültivatör uygulamasında görüldü.

MART’IN İLK HAFTASINDAN İTİBAREN EKİM UYGUN

Çalışmanın raporunda, özellikle su tutma kapasitesi düşük topraklarda ekimlerin Nisan ayına bırakılmaması gerektiği vurgulandı. Mart ayının ilk haftasından itibaren ekim yapılmasının uygun olacağı, yüksek organik maddeye sahip topraklarda ise 15 Nisan’a kadar ekimin tamamlanabileceği belirtildi. Ancak, erken ekimlerde Şubat ve Mart aylarında don riski ile mildiyö (köse) hastalığına karşı dikkatli olunması gerektiği uyarısı yapıldı.

“TOPRAK CANLILIĞI DA KORUNUYOR”

Raporda ayrıca, doğrudan anıza ekim yönteminin yalnızca verim ve yağ oranı açısından değil, toprak nemini koruma, solucan ve yararlı mikroorganizmaları yaşatma ve toprak verimliliğini artırma açısından da önemli olduğu belirtildi. Ayrıca, toprak işleme maliyetlerinin azalmasıyla çiftçiye ekonomik katkı sunduğu ifade edildi.

Köylülerden jeotermal tepkisi!

Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Boztepe, Türkmen, Kılıçköy ve Akçeşme köyleri, bölgelerinde planlanan jeotermal enerji projesine karşı harekete geçti.

Köylüler ve çevre örgütleri, bugün saat 11.00’de Keşan Adliyesi önünde bir araya gelecek. Burada, söz konusu projeye ilişkin “ÇED gerekli değildir” kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan dava dosyası teslim edilecek.

Keşan Kent Konseyi Yürütme Kurulu dosyanın tesliminin ardından saat 11.30’da basın açıklaması yapılacağını duyurdu. Köylüler, “Köyümüze jeotermal istemiyoruz. Havamıza, suyumuza, toprağımıza, meramıza dokunma” çağrısıyla seslerini yükseltmeye hazırlanıyor.

Keşan Kent Konseyi Yürütme Kurulu’nun öncülük ettiği mücadele, Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” sözleriyle simgeleştirildi. Mücadele için tüm emek ve demokrasi güçleri dayanışmaya davet edilirken, köylüler, “Bizim için mücadele yalnızca bir dava dosyası değil; yaşam hakkımızın savunulmasıdır” diyerek kararlılıklarını vurguladı.

“Köyümüze jeotermal istemiyoruz” diyen köylüler, projeyle birlikte tarım arazilerinin, meraların, yeraltı sularının ve doğal yaşamın zarar göreceğini savunuyor. Köylülerin, “Havama, suyuma, toprağıma, merama  dokunma” çağrısı, yalnızca bölge halkının değil, tüm Trakya’nın ortak kaygısını yansıtıyor.

Köyde Felsefe Kampı’na devam

Edirne Belediyesi’nin Tuna Art Akademi ve Uygulamalı Felsefe Derneği iş birliğiyle düzenlenen Felsefe ve Sosyal Bilimler Eğitim Kampı, Eskikadın Köyü’nde devam ediyor.

Edirne Belediyesi Kültür Etkinlikleri kapsamında, Tuna Art Akademi ve Uygulamalı Felsefe Derneği’nin iş birliğiyle 25–30 Ağustos 2025 tarihleri arasında Eskikadın Köyü’nde “1. Felsefe ve Sosyal Bilimler Eğitim Kampı” düzenlenecek.

25 Ağustos Pazartesi günü başlayan ve 30 Ağustos’ta sona erecek kamp, köy yaşamı ve doğayla iç içe bir ortamda felsefe, sosyoloji, tarih, edebiyat, tiyatro ve müzik buluşmalarına sahne oluyor. Etkinlik alanları arasında Eskikadın Köyü İlkokulu, köy kahvesi, çay bahçesi, Edirne Merkez Chapel Cafe ve Eski Belediye Başkanlık Binası bulunuyor.

Çadırını kap ve gel sloganıyla duyurulan etkinlik ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Katılımcılar kamp süresince kendi çadırlarıyla konaklayacak.

Kampın akademik kadrosunda İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nedim Yıldız, Yalova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cengiz Çakmak, Kırklareli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Can Karaböcek ve Doç. Dr. Elife Kılıç, Trakya Üniversitesi’nden Dr. Ali Sertan Beşer ve Doç. Dr. Şaban Cem Tüysüz gibi akademisyenler yer alıyor. Ayrıca tiyatro ve drama sanatçıları Cem Bursalı, Mert Urdal, pandomim sanatçısı Levent Özbozkurt, müzisyen Bülent Örs, film yönetmeni Batuhan Kurt ve Edirneli sanatçılar da atölye ve gösterilere katılıyor.

Kamp boyunca sabah yürüyüşleri, şiir atölyeleri, yaratıcı yazarlık çalışmaları, felsefe panelleri, tiyatro ve stand-up gösterileri, müzik dinletileri ve film gösterimleri gerçekleştiriliyor.

Uzunköprü Kasaba Tiyatrosu’nun dikkat çeken başlıklar arasındaki “İhtiyar Delikanlı” isimli “Antigone ve Ahlak” tiyatro oyunu bu akşam sahnelenecek.

 Programın dikkat çeken başlıkları arasında yer alıyor. Ayrıca Batuhan Kurt’un yönettiği “Kurbağa Avcıları” adlı belgesel de yarın izleyiciyle buluşacak.

‘Bu oyunu bozacağız!’

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu tarafından Ankara’da Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde toplu iş sözleşmesi süreci,  memur ve emeklilere teklif edilen maaş zam oranlarına ilişkin düzenlenen basın açıklamasında emekçinin bu oyunu bozacağı belirtildi. Ankara’daki basın açıklamasına Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Edirne İl Başkanı ve Eğitim-İş Şube Başkanı Nedim Zobar ve Eğitim-İş Edirne Şube Sekreteri Olcay Dal da katılım sağladı..

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Merkez Yönetim Kurulu’nca yapılan basın açıklamasında şunlara yer verildi:

“HAKEM TARAFLI, OYUN HİLELİ: EMEKÇİ BU OYUNU BOZACAK!

Dağ fare bile doğurmadı; Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’ndan kamu emekçilerini açlığa mahkûm eden bir karar çıktı. Hükümetin sefalet zam teklifiyle başlayan 8. Dönem Toplu Sözleşme süreci, zaten hükümetin istediği sonucu çıkarmak üzere kurulmuş Hakem Heyetinin skandal kararıyla noktalandı.

Siyasi iktidarın noter memuru olan Hakem Heyeti, 2026 yılı için yüzde 11+7, 2027 yılı içinse yüzde 4+4 olan zam teklifini yalnızca bir puan artırarak yüzde 5+4 seviyesinde onayladı. Böylece milyonlarca kamu emekçisi bir kez daha yoksulluğa mahkûm edildi.

Birleşik Kamu-İş olarak defalarca uyardık:

Bu hakem kurulunun yapısı bellidir dedik.

Bu kurulun amacı, kamu emekçilerinin haklarını değil, hükümetin politikalarını onaylamaktır dedik.

Sekiz dönemdir bu kuruldan emekçiler lehine tek bir karar bile çıkmadığını söyledik.

Doğru olanın bu kurula üye vermemek, süreci Meclis’e ve alanlara taşımak olduğunu ifade ettik.

Ancak ne yazık ki diğer konfederasyonlar, bu hatalarını örtbas etmek için “kazanımlar da aldık ama yetersiz” gibi açıklamalarla kamuoyunun tepkisini yumuşatmaya çalışmaktadır. Kamu emekçisini açlığa sürükleyen bu sefalet kararında hiçbir kazanım yoktur. Enflasyonun karşısında eriyen maaşlar, süren liyakatsizlik, mobbing ve güvencesizlik gerçeği ortadadır.

Hakem Heyeti, karar vermesi gereken beş günlük sürenin dördüncü gününde apar topar toplanarak bu kararı almıştır. Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in çekildiklerini açıklaması, süreci meşrulaştırmaya hizmet etmekten öteye geçmemiştir. Altısı doğrudan, biri dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen bu siyasi çoğunluk yapısına sahip kuruldan kamu emekçileri lehine karar çıkması zaten mümkün değildi. Alınan kararın da Hakem Heyeti’nden değil, doğrudan Cumhurbaşkanı’ndan geldiği aşikârdır.

Birleşik Kamu-İş olarak, bu sefalet zammını kabul etmiyoruz. Kamu emekçilerinin insanca yaşam hakkını yok sayan, emeğini değersizleştiren bu anlayışa karşı demokratik mücadelemizi büyüteceğiz. Bütçe görüşmelerinde, emek örgütleriyle, emekli dernekleriyle, sivil toplum örgütleriyle ve meclisteki siyasi partiler ile birlikte daha adil bir düzenleme için alanlarda olacağız.

Bugün haklarımızı yok sayan bu düzen, taleplerimizi duymazdan gelen ve taleplerimizi iletmek için yürüyüş yapacağımız gün genel merkezimizi polis kuşatmasına alan bir anlayışla yönetiliyor. Bu nedenle Hakem Heyeti süreci, yalnızca bir formaliteden ibarettir. Hükümet, sefalet ücretlerini bu kurul aracılığıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır. 25 milyonu açlığa ve sefalete mahkûm eden cumhurbaşkanıdır!

Ancak bu oyunu bozacağız!

Birleşik Kamu-İş olarak emeğimizin ve alın terimizin karşılığını alana kadar geri adım atmayacağız. Kamu emekçilerinin insanca yaşam mücadelesine tüm konfederasyonları ve kamuoyunu destek olmaya çağırıyoruz.”