Edirne HOTEAD Yıldızlar Ekibi, Bulgaristan’ın Dorkovo kentinde düzenlenen 28. Uluslararası Dorkovo Halk Dansları Festivali’nde fırtına gibi esti. Sahneledikleri Edirne yöresi oyunları ve coşkulu Roman dansı performanslarıyla izleyicileri büyüleyen ekip, festivalin en çok alkış alan gruplarından biri oldu.
Festivalin ardından değerlendirmelerde bulunan Kulüp Başkanı Mehmet Grammeşin, genç dansçıların performansından büyük gurur duyduklarını ve emeği geçen herkese teşekkür ettiğini belirtti. Grammeşin, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Uluslararası düzeyde birçok kültürün buluştuğu bu prestijli festivalde yer alan ekibimiz, organizasyon bünyesindeki sosyal ve kültürel etkinliklere katılarak keyifli anlar yaşadı. Sahneledikleri Edirne yöresi ve Roman dansı gösterileriyle izleyenlere adeta görsel bir şölen sunan Yıldızlar Ekibimiz; seyircilerden büyük alkış ve takdir toplayarak Edirne’mizin kültürünü ve ülkemizi sınır ötesinde bir kez daha gururla temsil etti.”
Sıradaki Durak: Polonya
Başkan Grammeşin ayrıca, 11-17 Ağustos tarihleri arasında Polonya’nın Poznan kentinde düzenlenecek olan 19. Uluslararası Sanat Festivali için hazırlıkların sürdüğünü belirterek, yetişkin grubuyla birlikte ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek için sabırsızlandıklarını dile getirdi.
21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Trakya Birlik yönetiminden üreticinin emeğini koruyan, maliyetleri karşılayan, üretime devam etmesini sağlayacak adil, vicdanlı ve güçlü bir alım fiyatı açıklama çağrısında bulundu.
Eski milletvekili Şimşek, “Ayçiçeği üreticisinin alın teri pazarlık konusu değildir!’ başlıklı yazılı açıklamasında, “Trakya’da binlerce ayçiçeği üreticisi bugün yalnızca ürününü değil, aylarca verdiği emeğin karşılığını Trakya Birlik’ten beklemektedir” diyerek şunları kaydetti:
“Toprağa düşen her ayçiçeği tohumu; umut, emek ve fedakârlıktır. O tarlalarda yalnızca ayçiçeği yetişmiyor; çiftçinin geleceği, çocuklarının rızkı ve ülkemizin üretim gücü yeşeriyor.
Ancak gelinen noktada üreticimiz; artan mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik maliyetleri altında ezilirken, açıklanacak alım fiyatı hayati önem taşımaktadır.
Buradan Trakya Birlik Yönetimine açık çağrıda bulunuyorum: Üreticiyi hayal kırıklığına uğratacak, maliyetlerin altında kalacak veya emeğin karşılığını vermeyecek hiçbir fiyat kabul edilemez.
Trakya Birlik’in varlık sebebi üreticidir. Gücünü üreticisinden alan bir kurum, üreticisinin alın terini korumak zorundadır. Çiftçinin emeğini yok sayan bir anlayış ne kooperatifçilik ruhuna ne de Trakya’nın ortak değerlerine yakışır.
Bugün açıklanacak fiyat sadece bir rakam olmayacaktır. O rakam, Trakya Birlik’in üreticisinin yanında mı, yoksa karşısında mı durduğunu gösterecektir.
Üreticimizin beklentisi ayrıcalık değil, haktır. İstediğimiz destek değil, adalettir. Beklediğimiz lütuf değil, emeğin hakkıdır.
Bir kez daha ifade ediyorum: Alın terinin değeri masa başında değil, tarlada yazılır. Alın teri pazarlık konusu değildir.
Eğer çiftçi kazanamazsa gelecek yıl üretim azalır. Üretim azalırsa sadece çiftçi değil; sanayici, esnaf, ihracatçı ve ülkemiz kaybeder.
Bugün üreticinin yanında durmak, yarının gıda güvenliğine sahip çıkmaktır.
Trakya Birlik Yönetimini, üreticimizin emeğini koruyan, maliyetleri karşılayan, üretime devam etmesini sağlayacak adil, vicdanlı ve güçlü bir alım fiyatı açıklamaya davet ediyorum.
Çünkü; Çiftçi ayakta kalırsa Trakya ayakta kalır. Trakya ayakta kalırsa Türkiye üretmeye devam eder.
Hiç kimse unutmasın: Üretici kaybederse sadece bir hasat değil, bir gelecek kaybedilir.”
Trakya Üniversitesi, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Yurtdışından Öğrenci Kabulü kapsamında kayıt hakkı kazanan adayların sonuçlarını açıkladı.
Kayıt hakkı kazanan adaylar, kayıt işlemlerini 10-14 Ağustos 2026 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Balkan Yerleşkesinde bulunan Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinde yüz yüze gerçekleştirecek.
Kayıtlar, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü Balkan Kongre Merkezi karşısında yer alan Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinde yapılacak. Adayların, kayıt işlemlerini belirtilen tarihler arasında gerekli belgelerle birlikte şahsen tamamlamaları gerekiyor.
Kayıt hakkı kazanan öğrencilerin listesi, kayıt takvimi, gerekli belgeler ve kayıt sürecine ilişkin tüm ayrıntılara https://oidb.trakya.edu.tr/ adresinden ulaşılıyor.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Büyük Millet Meclisi kararıyla Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Başkomutan’ ünvanının verilişinin 105. yıl dönümünü kutladı.
ADD’nin yıldönümü dolayısıyla yayınladığı “Değişmez Başkomutanımız!” başlıklı yazılı açıklamasında, Başkumandanlık Kanunu’nun Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Mustafa Kemal Paşa’ya Türk ordusunun başkomutanlığını verdiği 5 Ağustos 1921 tarihli kanun olduğu anımsatılarak şunlara yer verildi:
“Sevr Antlaşması sonucu parçalanan yurdumuzu yeniden yaşatmak için Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 19 Mayıs 1919 tarihinde kuruluş ve kurtuluş mücadelesi başlamıştır. 1921 yılında düzenli orduya geçilerek I. II. İnönü Muharebeleri kazanılmıştır. Eskişehir-Kütahya Savaşları’nın ardından Türk Ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi ise Mecliste tartışmalara neden olmuştur. Kütahya, Eskişehir ve Afyon’un kaybedilmesi sonucunda Mecliste M. Kemal Paşa’ya karşı muhalefet arttı. Meclis’te bulunanlar orduyu ve memleketi bu durumdan kurtaracak çareler aramaya başladılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bu yenilginin sorumlularını bulmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan bazı üyeler bu kötü durumun sorumlusu olarak O’nu görmüşler ve suçlamaya başlamışlardı.
Mecliste son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesi yolunda bir düşünce ortaya çıktı. Taraftarları gibi karşısında olanlar da Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesini istediler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa 4 Ağustos 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği bir önerge ile Meclis yetkilerini isteyerek Başkomutan olmayı kabul edeceğini bildirdi.
Ancak, Mustafa Kemal Paşa’nın Meclisin yetkilerini kullanma isteğine karşı olan vekiller itiraz ettiler. Meclisin yetkilerinin bir kişi tarafından kullanılmasının söz konusu olamayacağını ileri sürdüler. Fakat düşman karşısındaki cephede vakit geçirilmeksizin en hızlı, en doğru kararları verebilmek, ancak Meclisin yetkilerini anında kullanmakla mümkündü. Zaten Mustafa Kemal Paşa’nın da bu kadar geniş yetkileri üstlenmesinin nedeni, bu olağanüstü durumda çabuk karar alarak yine bu kararları çabuk bir şekilde uygulamak istemesidir. Olağanüstü şartlara rağmen Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık yetkisini üç ayla sınırlı olmasını istemiştir. Bu da O’nun milli iradeye ne kadar saygılı olduğunu açıkça göstermektedir. Sonunda Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın bu isteğini de haklı buldu. 5 Ağustos 1921 tarihinde, meclisin sahip olduğu yetkileri kullanmak koşuluyla Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süreyle Başkomutanlık yetkisini veren kanunu kabul edildi.
Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini ilk olarak ordunun ihtiyaçlarının halk tarafından karşılanması amacıyla Tekalif-i Milliye Emirleri’nin çıkarılmasında kullandı. 7-8 Ağustos 1921’de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Ulusal Mücadele’ye katılmaya çağıran “Tekalif-i Milliye Emirleri”ni yayınladı. On ayrı metinden oluşan bu emirler uygulanmadığı takdirde kurtuluş mücadelesi etkili olamazdı. Ordunun bu savaşı kazanabilmesi için yiyecek, giyecek, cephane ve bunların taşınmasını sağlayacak araçların bulunmasını hazırlayan bu emirlerin Ulusal Mücadele’nin kazanılmasında çok büyük etkisi oldu. Bu emirlerdeki istekleri incelediğimizde, Türk Ordusu’nun ne kadar yokluk içinde savaştığı iyice anlaşılır.
Tekalif-i Milliye Emirleri 7 Ağustos 1921’de yayımlanmış olup toplamı on maddedir.
1-Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
2-Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
3-Her aile bir askeri giydirecek.
4-Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
5-Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
6-Her türlü makineli aracın %40’ına el konacak.
7-Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20’sine el konacak.
8-Sahipsiz bütün mallara el konacak.
9-Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
10-Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km’lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.
Tekâlif-i Milliye karşılıksız bir bağış değildi. Başkomutan Atatürk, 7-8 Ağustos 1921’de ‘Bedeli sonradan ödenecektir’ diyerek halktan zorunlu yardım topladı. 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı kanunla 6.003.663 TL olan borç halka ödendi. Sadece Tekalif-i Milliye borçlarını değil onunla birlikte Osmanlı’nın iç borçları da ödendi. Savaş sonrası Ankara Hükümeti, Tekâlif-i Milliye borçları ve onun dışında savaşta halktan alınmış her şey için, 1923-1937 arasında halka toplam 17.426.409 TL ödedi.
Kurtuluş Savaşı’mızda Mustafa Kemal Paşa’ya geniş yetkilerle ve üç ay süreyle Başkumandanlık veren bu Kanun daha sonra birinci defa 31 Ekim 1921’de, ikinci defa 4 Şubat 1922, üçüncü defa 6 Mayıs 1922’de üçer ay süre ile uzatılmıştı.
Söz konusu kanunun dördüncü defa uzatılması teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922 günkü oturumunda görüşüldü. Bu oturumda söz alan Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, o güne kadar kendisine tanınan geniş yetkilere gerek olmadığı görüşünü savunarak şunları söyledi: “Bugün ordumuzun manevi kuvveti en yüksek derecededir. Ordumuzun maddi kuvveti de fevkalade bir önleme gerek hissetmeksizin milli emelleri tam bir güvenle elde edecek düzeye ulaşmıştır. Bu sebeple artık böyle bir yetkiyi devam ettirmeye gerek kalmadığı görüşündeyim.”
Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, “5 Ağustos 1921‘de kabul edilen Başkumandanlık Kanunu’nun, Başkumandan’a geniş yetkiler tanıyan 2. Maddesini kanun teklifinden çıkardı.
Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Büyük Millet Meclisi kararıyla Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Başkomutan’ ünvanının verilişinin 105. yıl dönümü kutlu olsun!
Edirne’de geçtiğimiz günlerde internet üzerinden çeşitli ürünler satın almak isteyen 3 kişinin toplam 70 bin lira dolandırılmasının ardından merkez, Uzunköprü ve Keşan’da 3 kişi daha aynı yolla yaklaşık 154 bin lira dolandırıldı.
Edinilen bilgilere göre, polis merkezine başvuran Z.Ö. isimli kişi tatil için bungalov kiralamak amacıyla internet sitesinde gördüğü ilan ile ilgili anlaştığı şahsın bildirdiği hesaplara toplam 120.055 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını belirterek şikayetçi olduğunu söyledi.
Uzunköprü ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde ikamet eden M.Y. isimli kişi kedi sahiplenmek için sosyal medya sayfasına bilgi notu yazdığını, kendisi ile bu konuda iletişime geçen şahsa toplamda 13.877 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını belirterek şikayetçi oldu.
Keşan ilçesinde de F.Ç. isimli kişi de bir internet sitesinden emniyet kemeri almak için araştırma yaptığını, irtibata geçtiği şahıslar ile ürünü almak için anlaştığını, akabinde kendilerine toplamda 20.000 TL para gönderdiğini, dolandırıldığını anladığını belirterek şikayetçi olduğunu söyledi. Her üç olayla ilgili nitelikli dolandırıcılık suçundan yasal işlemlere başlandı.
Trakya Üniversitesi, Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yürütülen Erasmus+ KA171 Projesi kapsamında Tanzanya’daki Darüsselam Üniversitesi’nden gelen akademik ve idari personeli misafir etti.
Program kapsamında konuk heyet, Trakya Üniversitesi’nin eğitim, araştırma ve idari yapılanmasını yakından tanıma fırsatı buldu. Bu çerçevede Tıp Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü başta olmak üzere üniversitenin çeşitli akademik ve idari birimlerine ziyaretler gerçekleştirildi.
Görüşmelerde eğitim-öğretim faaliyetleri, bilimsel araştırmalar, uluslararası iş birlikleri ve kurumsal uygulamalar hakkında bilgi alışverişinde bulunuldu.
Erasmus+ KA171 Projesi, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerdeki yükseköğretim kurumları ile uluslararası akademik iş birliğini güçlendirmeyi, öğrenci ve personel hareketliliğini desteklemeyi amaçlıyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilen ziyaretlerin, Trakya Üniversitesi ile uluslararası paydaşları arasındaki akademik ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.
2026-2027 Sezonu Gelişim Ligleri’ne katılım için ön başvuruda bulunan amatör kulüplere gerekli işlemler için tanınan süre 10 Ağustos Pazartesi günü sora ererken U14-15 Liglerine Trakya’dan 7, U16-17 Ligleri’ne 5 ve U19 Ligi’ne 1 kulübün ön başvuruları onaylandı.
Başvuruların Türkiye Futbol Federasyonu tarafından fiziksel yeterlilik, sportif başarı, tesis ve organizasyonel yeterlilik ile fair play kriterleri esas alınarak değerlendirildiği bildirildi.
Ön başvurusu onaylanan kulüplerin, 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 17.00’ye kadar gerekli belgeleri ve ödeme dekontlarını gelisimligleri@tff.org e-posta adresine iletmelerinin zorunlu olduğu belirtildi.
CHP’den 2024 yılında seçilen bazı belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, yanı sıra AKP’ye geçen belediye başkanları: bu partideki yönetsel sorunlar yumağının yansımalarındandır.
Apar topar AKP’ye geçen Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, pek ulusalcı Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal, Keşan’da “Baba” muamelesi gören Mehmet Özcan, güncel geçişler Şile, Çekmeköy, Tuzla belediye başkanları neyin göstergesidir?
Bir sabah operasyonu ile gözaltına alınma ve tutuklanma endişesi olabilir mi?
Kim bilir belki de “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözüne uygun bir vaziyetin, ciddi bir sebebin kabulüne işaret ediyordur.
Ha, evet, iktidarın bu hamlelerinin hukuka uygunluğunu tartışılır görmek, hatta hukuk dışı bulmak, tutuksuz yargılamak varken doğrudan cezalandırma addedilen tutuklu yargı sürecini eleştirmek yadırganmamalıdır.
İktidarın 2024’te yerel yönetimlerdeki kaybından ve dolayısıyla halka ulaşmada yıllardır kullandığı kılcal damarların CHP’ye geçmesinden ötürü yaşadığı hezeyanın yansıması görülen belediye operasyonlarına dair toplumda oluşan algı da gözden kaçacak gibi değil.
İktidarın CHP’nin karpuz gibi bölünmesinde rol oynadığı iddiası da dillendirilenler arasında. Muhalefeti çok yönlü etkisizleştirerek süresini uzatmanın peşinde koştuğu görüşü de yaygın toplumda ve olan bitene bakıldığında anlaşılır bir çıkarımdır.
Fakat tüm bunlara rağmen CHP’deki yönetsel/örgütsel, yapısal sorunların yıllardır görmezden gelinmesi, önemsenmemesi, müesses nizamın konforunda siyasi koltuk/rant peşinde koşan parti muktedirlerinin ve yanaşmalarının yol açtığı bir bölünmeden, güç kaybından öncelikle söz etmek gerektiği tartışma götürmez.
Daha 2023’te genel başkan adaylığını hiç düşünmemesi gerekirken Özgür Özel ile yarışıp yapıştığı koltuktan düşen; fakat utanma duygusunu çoktan kaybetmiş, siyasi ahlak yoksunu ‘proje Kemal’in, şaibeli oturduğu yeni koltukta iler tutar yanı olmayan açıklamalarla halen kendini dayatması, CHP seçmenini açıkça tımarhaneye layık gördüğünün ifadesidir.
Hem de öyle böyle değil: kendi döneminde belediye başkanlığı koltuğuna oturttuğu Özlem Çerçioğlu, Muhittin Böcek, Battal İlgezdi, Rıza Akpolat gibiler; milletvekili yaptığı Özkan Yalım, Aykut Erdoğdu ve niceleri kendi eseri değilmiş gibi arınmadan bahsedecek kadar kendini kaybetmiş, yargı yoluyla yeniden genel başkanlık koltuğuna arkasını yaslayan ‘proje KK’ hakikaten sadece aklımızla alay etmiyor, boylu boyunca hakaret ediyor; yurttaşları tımarhaneye layık görüyor.
Bu kadar fütursuzca hareket etmesindeki özgüven patlamasını yine aynı kadim soruna, CHP’deki oligarşik parti yönetim tarzına bağlamayı lüzumsuz bir tekrar görmüyorum. CHP’deki kök sorunu iyi/doğru kavrayıp çözüm bulmadan –ki CHP’nin içinden çıkan Yeni Parti için de geçerlidir- geleceğe umutla bakmak, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu siyaset kurumunu görünür kılmak olanaklı değildir.
Evet, tahta oturtulan II. Kemal eliyle CHP esaret altındadır artık. Siyasi ikbal/koltuk peşindekilerin hamasete dayalı sözlerle bu durumu makul göstermeye çalışmaları, her daim konu mankeni, dolgu malzemesi muamelesi gören üyenin memnun hali, vasatın tahakkümüne iyi bir örnektir.
CHP’den istifa etmeyenlerin tümünü aynı kefede değerlendirmek, elbette yanlıştır. Ancak pasif üyeliği içlerine sindirmeyi, kâh ulvi kâh nostaljik anlatılar üzerinden muhabbet siyaseti ile oyalandıklarını bilince taşımayı ihmal etmemelidirler.
‘Proje Kemal’ koltuğa oturtuluş şekli ve uygulamalarıyla, eline yol haritası verilen bir surettir.
“Dersimli Kemal” lakabını elbette bilerek, eline verilen yol haritası gereği dillendirmektedir. Güncel konu “Çerçeve yasa” kapsamında dünkü açıklamaları da, görev sadakatinin göstergesidir.
“Laiklik tehlikede değil” diyecek kadar gerçeklerden uzak olduğunu da gördük.
CHP’yi yönetirken sergilediği hesaplı ve kurnaz, partisinin altını oyan tutum davranışların, AKP’nin değirmenine su taşıdığı inkâr edilebilir mi?
KK’nın antidemokratik, hesap vermekten uzak, oligarşik parti yönetimi CHP’nin örgütsel dinamiklerini köreltmedi mi?
Tevazu içinde belirtirsek, Kemal Bey’in CHP’nin başına getiriliş sebebi ve görevi hakkında 2012’den beri uyarıcı, eleştirel yazılara bu köşenin takipçileri aşinadır.
Daha ‘proje Kemal’ başına Ecevit şapkası geçirilerek CHP’yi iktidara taşıyacak lider olarak pompalandığında ihtiyatlı bir yaklaşım içindeydi bu köşe.
‘Sakin gücün’ aslında ‘sinsi güç’, bir proje elemanı olduğu, usta kalem Yılmaz Özdil’in yakıştırmasıyla “Guguk Kuşu” niteliği, bu köşede çoktan ifşa edilmişti.
Kimse aksini söyleyemez: Kemal efendi CHP’ye, ülkede demokratik siyaset çabalarına zarar vermeye devam etmektedir. Zarar verdiği; oturtulduğu koltukta sergilediği tutum ve davranışlardan, hırstan, kendini kabul ettirmek için üfürdüğü ipe sapa gelmez laflardan besbelli.
O dilinde pelesenk ‘CHP’yi arındıracağım’ yüzsüzlüğü yok mu başyapıttır mesela…
Başka örnekler de verilebilir…
Misal, KK’nın proje gereği üstlendiği “takiye siyaseti”…
Bu oportünist siyaset tarzı hem mütedeyyin kesimde karşılık bulmadı, hem de CHP’nin temsil ettiği değerleri erozyona uğrattı.
CHP’nin dünya görüşüyle örtüşmeyen, Atatürk düşmanı damgalı Mehmet Bekaroğlu, Cihangir İslam, Faik Tunay, Abdüllatif Şener gibileri CHP’ye alarak, milletvekili hatta parti meclisi üyesi yaparak, aklı sıra CHP’nin oylarını artıracaktı.
Bu alandaki başyapıt: Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı göstermesidir ki bu da proje gereği aldığı talimat nedeniyledir. CHP seçmenini “Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz“ diyerek ne denli aşağıladığı belleklerde ayrı bir yere sahiptir..
Evet, CHP’yi esir alan bu KK’ya ülkenin sorunlarına çözüm getirecek lider gözüyle bakmak, ya tarafgir/duygusal ya da mülahaza yeteneğini kaybetmiş bir eşref-i mahlûkat yaklaşımıdır.
Siyasette/sahicilik/inandırıcılık/şeffaflık/güvenilirlik gibi değerlerin kulağa hoş gelen sözler muamelesi görmesinin sonuçları yaşanarak görülüyor.
Siyasi partileri güç odaklarının tasallutundan kurtarmak, gerçekten halkın çıkarlarını önceleyen bir siyasi organizasyon niteliğine kavuşturmak gerektiği, ‘proje Kemal’in marifetlerinden açıkça anlaşılıyor değil mi?
İddiamızı komplo teorisi kategorisine sokacaklar için Özgür Özel’in ülke siyasetinin işleyişine dair şu saptamalarına bakalım:
//Türkiye siyasetini ne Bahçeli ne de Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor; onların içinde aktör oldukları ancak senaryosu bir başka yerden yazılan daha derin ve daha güçlü bir akıl yönetiyor. Ciddi bir odağın Türkiye siyaseti üzerinde bir vesayet kurduğuna inanıyorum. Hepsini birden yöneten bir başka dinamik, bir başka mekanizma var.//
Özlem Akarsu Çelik ile yaptığı söyleşide bunları zikretmiş Özel. (Gazete Duvar, Ocak 2019)
Konuya vakıf bir genel başkan var karşımızda. Dünkü ilk Yeni Parti Grup Toplantısı’nda bu önemli hususun altını kuvvetli çizdi Özgür Özel. Sözde kalıp kalmayacağı Yeni Parti’nin icraatlarında kendini gösterecektir. İzlenmelidir.
Yazıya biraz eğlence de katalım…
‘Mizah siyaseti’ne katkı Önder Sav’dan geldi geçen hafta…
İki kızını yanına alarak basın toplantısı yapan, ailecek CHP’den istifa edip Yeni Parti’ye katıldığını ilan eden Sav, çok eğlenceli şeyler savladı.
Yaklaşık 70 yıldır üyesi olduğu CHP’den ayrılarak siyasi yaşamını YENİ Parti’de sürdüreceğini duyuran Sav’ın, siyasi yaşamının önemi soru işaretleri yarattı. Yeni Parti’ye hangi katkıyı sunacağı merak uyandırdı. 88 yaşında ve ülke siyasetinin sorunlarının çözümünde hiçbir olumlu katkı sunmamış Sav’ın, üstelik kendi kendini önemseten bu çıkışı, hakikaten çok eğlenceliydi.
CHP’nin Atatürk ilke ve devrimlerinden, laiklikten, hukuk devleti anlayışından ve hukukun üstünlüğünden uzaklaştığını, 13 yıllık Kemal efendi tahakkümünde değil de bugün fark etmesini, şefkat babında yaşına vermek lazım.
CHP’nin mevcut yönetimine sert eleştiriler yöneltmesi, parti yönetiminin tüzüğü ve üyelerin iradesini yok saydığını savunması ise gülünç ötesiydi. Siyasi yaşamı üye iradesini yok saymakla geçmiş birinin bu sözleri, yaşasaydı hiciv ustası Levent Kırca’nın elinden Türkiye’ye moral olurdu.
Deniz Baykal’ın operatörü Önder Sav , “kapalı sistem” (antidemokratik, bürokratik…) yönetim şeklinin mümtaz bir temsilcisiydi, prototipti. Genel merkez yönetiminde (politbüro) tek karar vericiydi. Örgüt bu yönetim şekline uygun terbiye edilirdi her daim. Disiplin sopası, hizaya girmeyenlerin kafasında sürekli sallanırdı. Çekmecesinde işlem bekleyen yıllanmış üye başvuru formlarının, genel merkezdeki odasını boşalttığında gün yüzüne çıktığı söylenir.
‘Kaset operasyonu’ ile Deniz Baykal’ı indirip KK’yı genel başkanlık koltuğuna oturan güç odakları, geçiş döneminde Önder Sav’ı itina ile kullanmışlardır. Diğer bir ifadeyle, CHP’nin başına musallat edilen KK’nın ilk yılları Önder Sav’ın himmetinde şekillenmiştir.
İnsanların gözünün içine pişkin pişkin bakıp parti değişikliğini bir değermiş gibi sunan Sav’ın Yeni Parti’ye katacakları, geçmişteki hokkabazlıkları olacaksa Özgür Özel’i Allah korusun…
Bu çelişkilere koşut siyasetin demokratikleşmesi için çabalayan yurttaşların kendini nasıl hissettiği de ayrı bir mevzu tabii…
Yeni Parti’yi de etraflı mercek altına alacağız, biraz sabır; önümüzdeki hafta siyasetin finansmanı kanavasında konuyu ele alacağız…
T.C. EDİRNE 1. (SULH HUKUK MAH.) SATIŞ MEMURLUĞU 2025/123 SATIŞ TAŞINMAZIN GAZETE İLANI
Mahkemece satılmasına karar verilen aşağıda cinsi, miktar ve değeri yazılı mal satışa çıkarılmış olup mahcuzun ayrıntılı görsellerine, artırmaya ilişkin şartlara ve ayrıntılı açıklamalara esatis.uyap.gov.tr adresi üzerinden 2025/123 Satış sayılı dosya numarası ile erişim sağlanabilir. Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, bulunduğu yer, kıymeti ve önemli özellikleri: 1 NO’LU TAŞINMAZIN Özellikleri : Edirne İl, Merkez İlçe, YILDIRIM Mahalle, 1062 Ada, 25 Parsel, Taşınmaz tapuda kargir ev olarak kayıtlı olup taşınmaz üzerinde 92,67 m2 büyüklüğünde, tek katlı, sıvalı, boyalı, çatılı, mesken yapı bulunmaktadır. Taşınmazın olduğu bu bölgede sosyal yaşamın gerektirdiği, alışveriş, eğitim, sağlık gibi sosyal ihtiyaçlar yakın mesafede karşılanamamaktadır.Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede, teknik altyapı çalışmaları tamamlanmış olup kamu hizmetlerinden istifadesi tamdır. Bölge Edirne Belediyesi sınırlarında kalmaktadır. Taşınmaz İmar Planı içerisinde Ayrık nizam, 4 katlı, konut alanında kalmaktadır.Binaya isabet eden bedel üzerinden KDV ORANI % 1, Arsaya isabet eden bedel üzerinden KDV ORANI % 10’dur. Taşınmazın tapu kaydında 3402 sayılı kanunun Ek 1’nci maddesi uygulamasına tabidir beyanı vardır. Adresi : Yıldırım Mahalle, Merkez/Edirne Yüzölçümü : 222,00 m2 Kıymeti : 2.775.000,00 TL KDV Oranı :Binaya isabet eden bedel üzerinden KDV ORANI % 1, Arsaya isabet eden bedel üzerinden KDV ORANI % 10’dur. Kaydındaki Şerhler: Tapu kaydındaki gibidir. Artırma Bilgileri
1.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 10/09/2026 – 10:21 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 17/09/2026 – 10:21
2.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 06/10/2026 – 10:21 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 13/10/2026 – 10:21
2 NO’LU TAŞINMAZIN Özellikleri : Edirne İl, Merkez İlçe, YILDIRIM Mahalle, 1062 Ada, 26 Parsel, Taşınmaz tapuda kargir ev olarak kayıtlı olup taşınmaz üzerinde herhangi bir yapı bulunmamaktadır. Yapılaşmanın seyrek olduğu bölgede sosyal yaşamın gerektirdiği, alışveriş, eğitim, sağlık gibi sosyal ihtiyaçlar yakın mesafede karşılanamamaktadır. Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede, teknik altyapı çalışmaları tamamlanmış olup kamu hizmetlerinden istifadesi tamdır. Taşınmazın komşu parsel olan 27 nolu parsel üzerinde kalan yapının dava konusu taşınmaza tecavüzü bulunmaktadır. Taşınmaz İmar Planı içerisinde Ayrık nizam, 4 katlı konut alanında yer almaktadır. Taşınmazın tapu kaydında Aynı ada 27 parsele yapılan inşaatın bu parsele 7,86 m2 tecavüzü vardır beyanı ile 3402 sayılı kanunun Ek 1’nci maddesi uygulamasına tabidir beyanları bulunmaktadır. Adresi : Yıldırım Mahalle, Merkez/Edirne Yüzölçümü : 166,00 m2 Kıymeti : 1.245.000,00 TL KDV Oranı : %10 Kaydındaki Şerhler: Tapu kaydındaki gibidir. Artırma Bilgileri
1.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 10/09/2026 – 11:25 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 17/09/2026 – 11:25
2.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 06/10/2026 – 11:25 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 13/10/2026 – 11:25
3 NO’LU TAŞINMAZIN Özellikleri : Edirne İl, Merkez İlçe, YILDIRIM Mahalle, 1062 Ada, 27 Parsel, Taşınmaz tapuda tek katlı kargir dükkan olarak kayıtlı olup taşınmaz üzerinde 108,00 m2 büyüklüğünde tek katlı, sıvalı, boyalı, çatılı, yapı bulunmaktadır.Yapının komşu parsel olan 26 nolu parsele 7,86 m2 tecavüzü bulunduğu hususunda tapu kaydında beyan vardır. Yapılaşmanın seyrek olduğu bölgede sosyal yaşamın gerektirdiği, alışveriş, eğitim, sağlık gibi sosyal ihtiyaçlar yakın mesafede karşılanamamaktadır. Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede, teknik altyapı çalışmaları tamamlanmış olup kamu hizmetlerinden istifadesi tamdır. Bölge Edirne Belediyesi sınırlarında kalmaktadır. Taşınmaz İmar Planı içerisinde 4 katlı konut alanında kalmaktadır. Taşınmazın tapu kaydında 6785 sayılı kanunun 11’nci madde beyanı ile 3402 sayılı kanunun Ek 1’nci maddesi uygulamasına tabidir beyanları vardır. Adresi : Yıldırım Mahalle, Merkez/Edirne Yüzölçümü : 159,00 m2 Kıymeti : 2.855.000,00 TL KDV Oranı : %20 Kaydındaki Şerhler: Tapu kaydındaki gibidir. Artırma Bilgileri
1.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 10/09/2026 – 12:27 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 17/09/2026 – 12:27
2.Artırma
Başlangıç Tarih ve Saati : 06/10/2026 – 12:27 ———————————————————————————————————– Bitiş Tarih ve Saati : 13/10/2026 – 12:27
(İİK m.114 ve m.126) (*) İlgililer tabirine irtifak hakkı sahipleri de dahildir.
Kalbin bazen hızlanması, yavaşlaması ya da düzensiz attığının hissedilmesi pek çok kişide endişeye neden olabiliyor. Bazı ritim değişiklikleri günlük yaşamın doğal bir parçası olabilirken bazıları ayrıntılı değerlendirme ve düzenli takip gerektirebiliyor.
Girişimsel kardiyoloji ve elektrofizyoloji alanında çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu ile İstanbul’da ritim bozukluğu, çarpıntı şikâyetleri, tanı yöntemleri, teknolojik gelişmeler ve hastaların en çok merak ettiği konular üzerine konuştuk.
Ritim bozukluğu denildiğinde ne anlamamız gerekiyor?
Kalbin kendine ait düzenli bir elektriksel sistemi vardır. Bu sistem, kalbin hangi hızda ve hangi sırayla kasılacağını belirler. Kalp atımlarının normalden hızlı, yavaş veya düzensiz olması durumunu genel olarak ritim bozukluğu, tıbbi adıyla aritmi olarak tanımlıyoruz.
Ancak ritim bozukluğu tek bir hastalığın adı değildir. Çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilen geniş bir durum grubundan söz ediyoruz. Bazı ritim değişiklikleri kısa süreli ve önemsiz olabilirken bazıları kişinin günlük yaşamını etkileyebilir veya daha yakından takip edilmesi gerekebilir.
Bu nedenle hastanın yalnızca “Kalbim düzensiz atıyor” demesi bize önemli bir başlangıç bilgisi verir ancak ritim bozukluğunun türünü anlayabilmek için daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmamız gerekir.
Hastalar ritim bozukluğunu genellikle nasıl tarif ediyor?
Her hasta ritim bozukluğunu farklı şekilde anlatabiliyor. Bazı hastalar kalbinin çok hızlı attığını söylerken bazıları göğsünde kuş çırpması gibi bir his yaşadığını ifade ediyor.
“Kulağımda kalp atışımı duyuyorum”, “Kalbim bir an durup yeniden çalışıyor gibi oluyor”, “Göğsümde ani bir vuruntu hissediyorum” veya “Nabzım birden hızlanıyor” gibi ifadelerle sık karşılaşıyoruz.
Bazı hastalarda çarpıntıya baş dönmesi, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi, halsizlik veya bayılacak gibi olma eşlik edebilir. Bazı hastalarda ise ritim bozukluğu herhangi bir belirti oluşturmadan rutin bir muayene sırasında fark edilebilir.
Ben hastayı değerlendirirken yalnızca çarpıntının varlığına değil, nasıl başladığına, ne kadar sürdüğüne, aniden mi yoksa yavaş yavaş mı ortaya çıktığına ve beraberinde başka bir belirti bulunup bulunmadığına da dikkat ediyorum.
Her çarpıntı ritim bozukluğu anlamına gelir mi?
Hayır. Çarpıntı, kişinin kalp atışlarını normalden daha belirgin hissetmesi olarak tanımlanabilir. Bu his her zaman önemli bir ritim bozukluğundan kaynaklanmaz.
Heyecan, stres, yoğun egzersiz, uykusuzluk, fazla kafein tüketimi, bazı ilaçlar ve hormonal değişiklikler kalp atışlarının daha belirgin hissedilmesine neden olabilir. Kansızlık, tiroit hastalıkları ve bazı metabolik sorunlar da çarpıntı şikâyeti oluşturabilir.
Burada önemli olan, hastanın hissettiği çarpıntı sırasında kalpte gerçekten nasıl bir ritim oluştuğunu belirlemektir. Bunu anlayabilmek için şikâyet anında alınan EKG kaydı oldukça değerlidir.
Hastanın çarpıntı hissetmesi önemlidir ancak yalnızca bu his üzerinden ritim bozukluğunun türünü kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Ritim bozukluğu muayene sırasında mutlaka yakalanır mı?
Ritim bozukluğunun sürekli olup olmadığına bağlıdır. Hasta muayene sırasında aritmi yaşıyorsa standart bir EKG ile ritmi görüntüleyebiliriz. Ancak bazı ritim bozuklukları birkaç saniye veya birkaç dakika sürüp kendiliğinden sona erebilir.
Hasta haftada bir veya ayda birkaç kez çarpıntı yaşıyorsa hastaneye geldiği sırada EKG’si tamamen normal olabilir. Bu durum, hastanın şikâyetinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca ritmi daha uzun süre takip etmemiz gerektiğini gösterir.
Bu nedenle Holter EKG, Patch EKG, akıllı saat kayıtları veya implante edilebilir loop recorder gibi farklı takip yöntemlerinden yararlanabiliyoruz. Hangi yöntemin kullanılacağı, şikâyetlerin ne sıklıkla ortaya çıktığına göre belirlenir.
Benim için amaç yalnızca uzun süre kayıt almak değildir. Hastanın yaşadığı belirtiyle kayıt altına alınan ritim arasında bağlantı kurabilmektir.
Akıllı saat kayıtları ritim bozukluğunu anlamak için yeterli mi?
Akıllı saatler ve taşınabilir EKG özellikli cihazlar, son yıllarda kardiyoloji pratiğinde önemli bir yardımcı hâline geldi. Hasta çarpıntı yaşadığı sırada kısa bir kayıt alabiliyorsa bu kayıt bize değerli bilgiler sunabilir.
Ancak akıllı saat tarafından verilen her uyarıyı kesin tanı olarak değerlendirmemek gerekir. Hareket, temas problemi veya teknik nedenler yanlış ya da yetersiz kayıt oluşmasına yol açabilir.
Akıllı saat kayıtlarını hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve diğer tıbbi incelemeleriyle birlikte değerlendiriyoruz. Gerektiğinde bu kayıtları standart EKG veya daha uzun süreli ritim takip yöntemleriyle destekliyoruz.
Teknoloji doğru kullanıldığında erken farkındalık sağlayabilir. Ancak verinin mutlaka klinik bağlam içerisinde yorumlanması gerekir.
Ritim bozuklukları her yaşta görülebilir mi?
Evet. Ritim bozuklukları yalnızca ileri yaştaki kişilerde görülmez. Çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar farklı aritmi türleriyle karşılaşabiliriz.
Genç hastalarda doğuştan gelen elektriksel yollar veya kalbin elektriksel sistemindeki farklılıklar hızlı kalp atışı ataklarına neden olabilir. İleri yaşlarda ise kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, kalp kapak sorunları ve kalbin yapısal değişiklikleri ritim bozukluğu riskini artırabilir.
Hastanın yaşı bize bazı ipuçları verir ancak tek başına tanı koydurmaz. Aynı şikâyeti yaşayan iki farklı hastada birbirinden tamamen farklı ritim sorunları bulunabilir.
Bu nedenle her hastayı kendi klinik özellikleri içerisinde değerlendirmek gerekir.
Atriyal fibrilasyon neden sık konuşulan bir ritim bozukluğu?
Atriyal fibrilasyon, kalbin kulakçıklarının düzenli kasılmak yerine düzensiz ve hızlı elektriksel aktivite göstermesiyle ortaya çıkan bir ritim bozukluğudur.
Bazı hastalarda çarpıntı, yorgunluk, nefes darlığı veya efor kapasitesinde azalma görülebilir. Bazı hastalarda ise belirgin bir şikâyet olmadan tesadüfen tespit edilebilir.
Atriyal fibrilasyonu önemli kılan konulardan biri, bazı hastalarda pıhtı oluşumu ve buna bağlı inme riskini artırabilmesidir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca ritmi düzenlemeye odaklanmaz. Hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları ve kişisel risk faktörleri de birlikte ele alınır.
Tedavi planı her hastada aynı değildir. İlaç tedavisi, ritim kontrolü, hız kontrolü, ablasyon ve pıhtı riskinin değerlendirilmesi gibi farklı başlıklar kişiye özel biçimde planlanır.
Ritim bozukluğu yaşayan herkes ablasyon yaptırmak zorunda mı?
Hayır. Ablasyon, her ritim bozukluğunda uygulanan standart bir işlem değildir. Öncelikle aritminin türünü, kaynağını, sıklığını ve hastanın yaşamına etkisini belirlemek gerekir.
Bazı hastalarda yalnızca takip yeterli olabilir. Bazı hastalarda ilaç tedavisi tercih edilebilir. Belirli ritim bozukluklarında ise kateter ablasyonu etkili bir seçenek olarak gündeme gelebilir.
Ablasyon işleminde kasık damarlarından kalbe ulaştırılan özel kateterlerle ritim bozukluğuna neden olan elektriksel odak veya iletim yolu belirlenir. Ardından bu bölgenin elektriksel aktivitesi kontrol altına alınmaya çalışılır.
Ben hastayla görüşürken yalnızca işlemin nasıl yapıldığını değil, neden önerildiğini, alternatiflerin neler olduğunu ve işlem sonrasında nasıl bir takip planlandığını da açık biçimde anlatmaya önem veriyorum.
Elektrofizyolojik çalışma ne zaman gündeme geliyor?
Elektrofizyolojik çalışma, kalbin elektriksel sistemini içeriden değerlendirmemizi sağlayan bir yöntemdir. Kasık damarlarından ilerletilen ince kateterlerle kalbin farklı bölgelerindeki elektriksel sinyaller kaydedilir.
Bu yöntem, ritim bozukluğunun nereden kaynaklandığını ve kalp içerisinde nasıl ilerlediğini anlamamıza yardımcı olabilir. Bazı durumlarda tanısal değerlendirme ile ablasyon işlemi aynı seansta gerçekleştirilebilir.
Her çarpıntı yaşayan hastanın elektrofizyolojik çalışmaya ihtiyacı yoktur. Ön değerlendirmeler, EKG kayıtları ve hastanın klinik durumu bu işlemin gerekli olup olmadığını belirler.
Elektrofizyoloji alanında en önemli noktalardan biri, ritim bozukluğunun mekanizmasını doğru şekilde ortaya koymaktır.
Ritim bozukluğu olan bir hastada kalp pili gerekebilir mi?
Bazı ritim bozukluklarında kalp çok hızlı çalışırken bazı durumlarda gereğinden fazla yavaşlayabilir. Özellikle kalbin doğal uyarı merkezinde veya elektriksel iletim yollarında sorun bulunması durumunda kalp pili gündeme gelebilir.
Hastanın nabzının düşük olması tek başına kalp pili gerektiği anlamına gelmez. Şikâyetler, ritim kayıtları, kalpteki duraklamalar ve iletim bozukluğunun seviyesi birlikte değerlendirilmelidir.
Bazı hastalarda hızlı ve yavaş ritim dönemleri bir arada görülebilir. Böyle durumlarda tedavi planı daha ayrıntılı bir yaklaşım gerektirir.
Burada amaç yalnızca nabız değerini değiştirmek değil, hastanın yaşadığı belirtilerle elektriksel problem arasındaki ilişkiyi doğru biçimde ortaya koymaktır.
Bayılma her zaman ritim bozukluğundan mı kaynaklanır?
Hayır. Bayılmanın kalple ilgili nedenlerinin yanı sıra nörolojik, metabolik veya tansiyonla ilişkili nedenleri de olabilir.
Ancak ani başlayan, öncesinde belirgin bir uyarı vermeyen veya efor sırasında ortaya çıkan bayılmalar kardiyolojik açıdan dikkatle değerlendirilmelidir. Bayılmaya çarpıntı, göğüs ağrısı ya da ailede ani ölüm öyküsü eşlik ediyorsa ayrıntılı inceleme önem kazanır.
Bazı hastalarda ritim bozukluğu çok seyrek ortaya çıktığı için standart Holter kayıtlarında yakalanamayabilir. Böyle durumlarda uzun süreli kayıt sağlayan implante edilebilir loop recorder cihazları kullanılabilir.
Bayılma değerlendirmesinde hastanın olay anını ve öncesini ayrıntılı şekilde anlatması bizim için oldukça değerlidir.
Stres ritim bozukluğunu tetikler mi?
Stres, kaygı ve yoğun duygusal değişimler kalp hızını artırabilir ve kişinin kalp atışlarını daha belirgin hissetmesine neden olabilir. Bazı kişilerde mevcut ritim bozukluğu ataklarının ortaya çıkmasını da kolaylaştırabilir.
Ancak her çarpıntıyı yalnızca strese bağlamak doğru değildir. Hastanın şikâyeti tekrar ediyorsa, uzun sürüyorsa veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa ritim kaydı alınması gerekir.
Bazen hastalar daha önce “Strestendir” denildiği için uzun süre değerlendirme yaptırmadan bekleyebiliyor. Stres önemli bir faktör olabilir ancak organik bir ritim probleminin bulunup bulunmadığını araştırmak gerekir.
Ben hastalarıma, psikolojik ve kardiyolojik etkenlerin birbirini dışlamadığını anlatıyorum. Her ikisi aynı anda bulunabilir ve birlikte ele alınabilir.
İstanbul’da ritim bozukluğu konusunda değerlendirme yapılırken nelere dikkat edilmeli?
Ritim bozukluğu değerlendirmesi yalnızca tek bir EKG sonucuna bakılarak tamamlanmamalıdır. Hastanın şikâyetlerinin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve beraberinde başka belirtiler bulunup bulunmadığı ayrıntılı biçimde sorgulanmalıdır.
Ailede ritim bozukluğu veya ani kalp ölümü öyküsü, kullanılan ilaçlar, tiroit hastalıkları, uyku düzeni ve kafein tüketimi gibi konular da değerlendirmeye dâhil edilir.
Gerekli durumlarda ekokardiyografi, kan tetkikleri ve uzun süreli ritim kayıtları kullanılır. Kalbin yapısal durumu ile elektriksel sistemi birlikte ele alınmalıdır.
Benim yaklaşımımda en önemli adımlardan biri hastayı dikkatle dinlemektir. Çünkü ritim bozuklukları bazen yalnızca birkaç saniye sürer ve hastanın olay anını nasıl tarif ettiği tanı sürecine önemli katkı sağlar.
Ritim bozukluğu olan kişiler günlük yaşamlarında nelere dikkat etmeli?
Bu sorunun yanıtı ritim bozukluğunun türüne göre değişir. Her hastaya aynı kısıtlamaları önermek doğru değildir.
Genel olarak düzenli uyku, yeterli sıvı tüketimi, aşırı kafein ve enerji içeceği tüketiminden kaçınılması faydalı olabilir. Reçetesiz kullanılan bazı ilaçlar ve takviyeler kalp ritmini etkileyebilir. Bu nedenle kullanılan ürünlerin hekime bildirilmesi önemlidir.
Egzersiz konusunda da kişiye özel öneri gerekir. Bazı hastalar düzenli egzersize rahatlıkla devam edebilirken bazı ritim bozukluklarında egzersiz öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekebilir.
Hastanın kendi ritmini gözlemlemesi değerlidir ancak sürekli nabız kontrolü yaparak kaygıyı artırmamak da önemlidir. Takip, planlı ve bilinçli şekilde yapılmalıdır.
Ritim bozukluklarında teknoloji nasıl bir değişim sağladı?
Dijital sağlık uygulamaları ritim bozukluklarının takibinde önemli kolaylıklar sağladı. Patch EKG sistemleri, akıllı saatler ve uzaktan cihaz takip yöntemleri sayesinde daha uzun süreli verilere ulaşabiliyoruz.
Kalp pili, ICD ve CRT-D gibi cihazların bazıları uzaktan takip edilebiliyor. Cihazın teknik verileri ve kaydettiği ritim olayları belirli aralıklarla incelenebiliyor.
Yapay zekâ destekli EKG analizleri de giderek gelişiyor. Bu sistemler çok sayıda veriyi hızlı biçimde değerlendirerek hekime yardımcı olabilir.
Bilimsel çalışmalarımın önemli bir bölümünde dijital sağlık, yapay zekâ destekli EKG analizi, kalp yetersizliği ve aritmi öngörüsü üzerine yoğunlaşıyorum. Teknolojinin en değerli olduğu nokta, hekim değerlendirmesini destekleyerek hastanın daha kapsamlı takip edilmesine katkı sağlamasıdır.
Ritim bozukluğu şüphesi olanlara ne söylemek istersiniz?
Öncelikle her çarpıntının tehlikeli bir ritim bozukluğu anlamına gelmediğini söylemek gerekir. Ancak tekrarlayan, uzun süren veya günlük yaşamı etkileyen şikâyetlerin de göz ardı edilmemesi önemlidir.
Hastaların çarpıntının ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde hangi belirtilerin görüldüğünü not etmesi değerlendirme sırasında yardımcı olabilir. Akıllı saat veya taşınabilir EKG kaydı varsa bunların da hekimle paylaşılması değerlidir.
Özellikle çarpıntıyla birlikte bayılma, belirgin nefes darlığı, göğüs ağrısı veya ciddi baş dönmesi yaşanması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Ritim bozukluklarında doğru yaklaşım; hastayı dikkatle dinlemek, şikâyeti kayıt altına almak, ritmin türünü belirlemek ve kişiye özel bir takip planı oluşturmaktır. Kalbin ritmi yalnızca sayılardan ibaret değildir. Bazen hastanın günlük yaşamında fark ettiği küçük bir değişiklik, değerlendirme sürecinin en önemli ipucu olabilir.