Aramızdan ayrılanlar

REMZİ BİŞİ VEFAT ETTİ
Merhum Hasip Bişi ve merhume Fatma Bişi’nin oğulları, Nahide Bişi’nin eşi, Gamze Can’ın babası, Sebahat Tekel, Mithat Bişi, Mehmet Bişi ve Sebahat Atsüren’in kardeşleri, Nisa Can’ın dedesi, Ahmet Can’ın kayınpederi Remzi Bişi 60 yaşında vefat etti. Merhum; dün Sarı Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.


MEHMET ALİ CERAN VEFAT ETTİ
Turizm İl Müdürlüğünden emekli; Nagihan Ceran’ın eşi, Nur Ceran’ın babası, Mehmet Ali Ceran 68 yaşında vefat etti. Merhum; dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.


NAİL AÇAN VEFAT ETTİ
Kıyık semti esnaflarından; Yaşar Açan’ın eşi, Göksel Açan, Gürsel Açan ve Necmiye Yılmaz’ın babaları Berber Nail Açan 79 yaşında vefat etti. Merhum; dün Kıyık Yeni Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

‘Savaş bir an önce sonlanmalı’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, ABD-İsrail ve İran savaşının gün geçtikçe başta ülke ekonomisi olmak üzere Türkiye gibi dışa bağımlı diğer ülkeleri derinden etkilediğine dikkat çekerek, sorunun sadece fiyat artışı değil; ekonominin tüm halkalarının kırılma noktasına geldiğini söyledi.

Eski milletvekili Şimşek yaptığı yazılı açıklamada, “Savaş sonlanmadığı sürece 2030 yılına kadar başta gıda ve temiz su krizi olmak üzere her alanda sorunlar ile karşı karşıya kalınacaktır. Savaşın bir an önce sonlanması gerekir” diyerek şunlara yer verdi:.

“MAZOT ZAMLARI.

Ülkemizde mazota gelen zamlar ve küresel savaşların etkisiyle halkımızın geçimi ciddi şekilde zorlaşmıştır. Bu yük, doğrudan üretici, çiftçi, nakliyeci ve şoför esnafının omuzlarına binmiş, nihayetinde tüketiciye yansımıştır. Artık sorun sadece fiyat artışı değil; ekonominin tüm halkaları kırılma noktasına gelmiştir.

Genel Soruna baktığımızda sistemsel kriz olarak görüyoruz. Şöyle ki; Mazot ve enerji maliyetleri hızla artıyor. Üretim ve taşımacılık maliyetleri yükseliyor. Gıda ve temel ihtiyaç fiyatları halkın alım gücünü düşürüyor.

Destek mekanizmaları yetersiz, kalıcı çözüm yok. Özetle, savaşlar ve enerji fiyatları nedeniyle ekonomik sistem kırılgan hale gelmiş, halk geçinemiyor.

ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER;

Sosyal ve ekonomik olarak alınması gereken önlemler;

1. Kısa Vadeli Önlemler (Acil Müdahale)

Mazot üzerindeki vergi yükü derhal azaltılmalı. Çiftçi ve üreticiye düşük maliyetli yakıt sağlanmalı. Nakliyeci ve şoför esnafına destek paketleri uygulanmalı. Fiyat denetimleri ve temel ihtiyaç koruması yapılmalı.

2. Orta Vadeli Önlemler (Sistemi Güçlendirme)

Kooperatifleşme ve toplu alım mekanizmaları yaygınlaştırılmalı. Lojistikte rota ve taşıma optimizasyonları teşvik edilmeli. Yerli enerji ve tarım üretim kapasitesi artırılmalı.

3. Uzun Vadeli Strateji (Sürdürülebilir Çözüm)

Ekonomik krizlere dayanıklı ulusal politikalar ve stratejik rezervler oluşturulmalı. Savaş durmazsa enerji fiyatları artacak, mazot pahalanacak, hayat zorlaşacak. Çözüm için sadece kısa süreli destek değil, yapısal ve kalıcı adımlar şarttır.

Çiftçi üretmek, nakliyeci taşımak, halk geçinmek istiyor. Bu mümkün, yeter ki doğru politikalar hızla uygulamaya geçilsin. Halk geçinemiyor, sistem kırılgan, çözüm ise açık ve uygulanabilir.”

ADD’den şehitlere anma

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Balkan Savaşları’nda ve savaşları takip eden yıllarda cephede ve cephe gerisinde şehit düşenleri bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla andı.

ADD Edirne Şubesi’nce yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

“Balkan Savaşları tarihin gidişatını değiştiren savaşların başında gelmektedir. Özellikle son dönemlerini yaşayan Osmanlı Devleti 1. Balkan Savaşı’ndan sonra oldukça büyük zarar görmüş ve özellikle Balkan topraklarındaki birçok bölgesini kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını yeni elde etmiş olan Balkan devletleri 1912 yılında birleşerek Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmaya başlamışlardır. Bu savaş Osmanlı Devleti’nin çok büyük kayıplar verdiği savaşların başında gelmektedir.

Balkan Savaşları, Osmanlı Devletinin Balkan topraklarında Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’a karşı giriştiği savaşlar dizisidir. Çatışmaların temel nedeni Çarlık Rusya’sının kışkırtması ve desteğiyle Bulgaristan Krallığı ile Sırbistan Krallığı’nın Balkanlarda hızlanan yayılma faaliyetleridir.

Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik ve özgürlük havası içinde bütün çok uluslu devletler yıkılma sürecine girmişti. Osmanlının çok uluslu yapısı nedeniyle özgürlük ateşi Balkan topraklarında alevlenmeye başladı. Gayrimüslim halkın ayrılıkçı faaliyetleri Boğazlar ve Anadolu topraklarında ebedi emelleri olan yabancı devletlerin iştahını kabartmıştı. 19. yüzyılda Osmanlı devleti bütünüyle bu kaos ortamını ve ayaklanmaları bastırmakla uğraştı. Rusya, Balkanlardaki çatışmaların içine Panslavist propaganda ile nifak tohumları ekmiştir. Balkan ulusları topraklarını genişletmek için Osmanlının güçsüz durumundan faydalanmak istediler.

Balkan ulusları Trablusgarp savaşından destek alarak Makedonya için ıslahat istediler. Osmanlı Devleti yapılan bu istekleri reddetti. 8 Ekim 1912 tarihinde Karadağ Osmanlıya savaş açtı. Bu savaş ilanının ardından Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan’ın destek açıklamaları geldi. Osmanlı ordusu düzen olarak bozulduğu için yeterli ikmal yapılamadı. Savaşa katılacak 5 kolordu “Şark Ordusu” namıyla Balkanlara müdahaleye girişti. Yunanistan’a karşı ise Selanik’te bulunan kolordu ve Yanya Kalesi’ndeki kuvvetler harekete geçirildi. Sırbistan’a karşı ise Garp Ordusu kumandanı Ferik Ali Paşa savunmaya geçti.

Savaşın ilk çatışmaları Bulgarlara karşı yapıldı. Fakat orduların başında bulunan Nazım Paşa’nın hazırlıksız yakalanması nedeniyle büyük bir hezimet yaşandı. Osmanlı orduları bütün Trakya’yı bırakarak Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan’a karşı da Kumova’da büyük bir yenilgi alındı. 6 Kasım tarihinde ise Yunanlılar Preveze’yi alarak diğer kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdi. Yunan ordularının saldırısıyla birlikte Osmanlı kuvvetlerini komuta eden Tahsin Paşa tek kurşun dahi atmadan bütün orduyu silahlarıyla birlikte Yunan birliklerine teslim etti. Selanik ele geçirildikten sonra Yunanlılar Ege adalarına Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdi. Kuzey Arnavutluk ise Sırbistan ve Karadağ tarafından ablukaya alındı.

1912 yılında Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı giriştiği Balkan Savaşı’nda Çatalca’ya kadar geri çekilen Osmanlı ordularından yardım alamayan Şükrü Paşa, Edirne’yi güçlükle müdafaa ederken kurşun ve erzak eksikliğine rağmen, 155 gün kahramanca savunmasına karşın Edirne’yi teslim etmek zorunda kaldı. Edirne, 26 Mart 1913’de Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. İşgalle birlikte Sarayiçi’nde esir tutulan binlerce vatan evladı günlerce hayatta kalma mücadelesi vermiş, ancak açlık ve salgın hastalık nedeniyle şehit düşmüştür. Osmanlı Devleti Bulgaristan’dan ateşkes istedi. Balkan Devletleri ve Osmanlı arasında Londra’da 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra Barış Antlaşması imzalandı.Bu antlaşmaya göre; Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez hattı oldu. Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a verildi. 8 Ekim 1912’de başlayan Birinci Balkan Savaşı, bölgede yaşayan Türk ve Müslüman ahalinin katliama varan baskı ve şiddete maruz kalmasına neden oldu.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Edirne’nin tarihine unutulmaz iz bırakan Balkan Savaşları’nda ve savaşları takip eden yıllarda cephede ve cephe gerisinde hayatlarını kaybeden insanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz”

Sahte bankacı 552 bin lira çarptı

Keşan ilçesinde bir kişi, banka adına kendisini arayan kişi tarafından verilen talimatları yerine getirmesi üzerine 552 bin lira dolandırıldı.

Edinilen bilgilere göre, İspat Cami Mahallesi Mine Sokak’ta ikamet eden M.G. isimli kişinin banka adına kendisini arayan şahıs tarafından verilen talimatları yerine getirdiği, daha sonra kendisini arayan bu kişinin banka personeli olmadığını anladığı öğrenildi. Dolandırıldığını anlayarak Keşan Polis Merkezi Amirliği’ne başvuran  M.G.’nin talimatlar üzerine hesabından 552.000 TL para transferi gerçekleştiği belirtildi. Olayla ilgili F.M. isimli şüpheli hakkında Nitelikli Dolandırıcılık suçundan yasal işlemlere başlandı.

DÜN BAYRAMDI!

Dün bayramdı. Birkaç günlüğüne edinilen umut ve sevincin acısı bayram sonrası ceplerimizi ve yarına olan umudumuzu sarsmaya devam ediyor. Daha kötüsü var deyip de şükür etmek daha beter duruma devam etmektir. Önemli olan bizlerin sessizliği sayesinde haksız kazanç elde edenleri sorgulamak. Çünkü onlar çaldıkça, adalet sağlanmadıkça bizlerin mutluluğu olmuyor ve olmayacak.

Dün bayramdı. Eşiyle birlikte Ankara’dan anne-babasını ziyarete giden gazeteci İsmail Arı bayram günü babasının gözü önünde jandarma tarafından alınıp Ankara’ya getirildi. Bayram sonrası da tutuklandı. İsmail Arı doğru ve gerçek haberleri, yalanlanamayan haberleri yaptı. Haberleri o kadar gerçekti ki muhatapları kendilerini savunmadılar, savunamadılar. O nedenle de tutukluyorlar, susturmaya çalışıyorlar.

Dün bayramdı ve İsmail Arı “gel” deseler gelecek iken ve avukatının durumu söylemesi üzerine bayram günü yola çıkıp ifade verecekti. Bayram günü gözaltına alındı. Çünkü çok kızmıştı birileri. Devlete sızarak hibe, yardım, protokol gibi nakit aktarım yapan iktidar dostu dernek, vakıf veya şirketleri ortaya çıkarmıştı. Yunus Emre Vakfı’ndaki 630 milyon TL’lik yolsuzluk bunlardan sadece birisiydi.

Dün bayramdı. İsmail Arı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan tutuklandı. Oysa İsmail’in haberi sonrasında yetkili makamlar gazeteciyi yalanlayarak doğru bilgiyi verebilirdi. Ama doğru bilgi İsmail’in yazdıklarıydı. Bu nedenle İsmail gibi gerçek gazeteciler sayesinde bizler Kızılay eski başkanının Maraş depremi sırasında Kızılay çadırı ve gıda sattığını, yaşanan skandalları öğrendik. Bunun üzerine görevden alınan eski başkanın kızının kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden 17 yaşındaki gencin ailesinin adalet mücadelesini de İsmail yazdı.

Dün bayramdı.İnançlı insanların arınma günüydü. Dini söylemlerle halkın içinde dolaşan ama beynine dolanmış örümcek ağı ahlaksızlığı iç dünyalarından atamayan iktidar destekçisi vakıfların çocuklarımızın geleceğine ektikleri kötülük tohumlarını ortaya çıkaran İsmail tutuklandı. Çünkü İstanbul’da şeriat iltisaklı ve iktidar yanlısı bir vakfın sorumlusunun dört yaşındaki kızını istismara maruz bıraktığını ve devamında hukuki süreçleri İsmail duyurmuştu kamuoyuna. Ve dört yaşındaki kız çocuğunu karanlık gelecekten kurtarmıştı.

Dün bayramdı. İsmail Arı suç örgütlerini ve tarikatları yazdığı için tutuklandı. Örneğin Bora Kaplan suç örgütü davasını yazmıştı. Veya Fetullahçıların devletten arındırılması ile kamuda boşalan yerleri hızla dolduran ve ülkenin en kitlesel cemaatine dönüşen Menzil’in çalışmalarını, para kaynaklarını ve siyasi ilişkilerini yazmıştı.

Dün bayramdı. İsmail Arı Maraş depremi sonrasında mağdur olan ailelerin adalet mücadelesini yazdığı için tutuklandı.

Dün bayramdı. Gazeteciler Sendikasının bilgisine göre son 6 yılda 3.480 gazeteci yargılanmış, 420 gazeteci gözaltına alınmış, 145 gazeteci tutuklanmış ve an olarak da 15 gazeteci içeride bu güzelim ülkede.

Dün bayramdı. İsmail Arı’nın ne ilk ne de son örnek olmayacağını hepimiz biliyoruz. Biliyoruz çünkü yalanın, sahtekarlığın, aymazlığın, hırsızlığın, kamudan zenginleşmenin, dini inançları kullanarak sermayelerine sermaye katanların azınlık egemenliğine gidiyoruz. İktidar bu kirlenmişliğin önünü açıp pay alanları desteklediğinde yapacağı tek çıkış yolu kalıyor; suçlamak ve içeri almak.

Dün bayramdı.Gözaltına alınmadım, tutuklanmadım diyerek sevinilecek gün değil. Yeni gözaltı ve tutuklamaların önüne geçmenin, sıranın bize gelmesini önlemenin tek çaresi hepimizin her haksızlık karşısında birleşerek itirazlarımızı yapmaktır. Korkup susmamaktır. Susmamalıyız çünkü biz çoğunluğuz ama bunun farkında değiliz.

Dün bayramdı.Biz yine boşuna bekledik iyi niyetli söz ve dileklerin gerçeğe dönüş müjdesini görmeyi. Yurttaş olarak hepimizin anayasal görevi olan idareleri denetleme, sorgulama ve doğru bilgiye ulaşma olanağı verdiği için İsmail ve diğer gerçek gazetecileri ödüllendireceği yerde gözaltına alıp tutukladı İsmail.

İktidarlar tutuklayarak, hapse atarak kazandıklarını sanabilirler. Ama insanlık tarihinde gerçeklerden koparak iktidarını daim kılan yoktur.

Balkanlı’dan Balkan Şehitlerini Anma Günü mesajı


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı “ 26 Mart Balkan Şehitlerine Anma Günü “nedeniyle basın açıklaması yaptı.

Balkanlı yaptığı açıklamada şunları söyledi:

”Milletimizin hafızasında derin izler bırakan Balkan Savaşları’nın acılarını ve o topraklarda canlarını vatan uğruna feda eden aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Balkan Savaşları, yalnızca bir toprak kaybı değil; aynı zamanda milyonlarca insanımızın yerinden edildiği, büyük acıların yaşandığı bir tarihtir. Ancak bu acıların içinden doğan dayanışma, milli birlik ve vatan sevgisi, bugün de yolumuzu aydınlatan en güçlü değerlerimizdir.
Edirne, bu tarihsel sürecin en önemli tanıklarından biri olarak, direnişin, fedakârlığın ve millet olma bilincinin simgesi olmuştur. Atalarımızın bizlere bıraktığı bu miras, yalnızca geçmişi anmak değil; aynı zamanda geleceğimizi daha güçlü, daha adil ve daha özgür bir şekilde inşa etme sorumluluğunu da yüklemektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tarihimizin bu önemli gününde; bağımsızlık uğruna can veren tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, onların bizlere emanet ettiği Cumhuriyet’e ve milli değerlere sahip çıkma kararlılığımızı yineliyoruz.
Unutulmamalıdır ki; milletlerin gücü, tarihine sahip çıkması ve geçmişinden aldığı derslerle geleceğini kurabilmesidir. Bizler de bu bilinçle, hak, hukuk ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Balkan şehitlerimiz olmak üzere tüm aziz şehitlerimiz ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

Sezer’den Balkan Savaşı Şehitleri’ni anma mesajı

Edirne Valisi Yunus Sezer,  26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü mesajında,  “Edirne’yi Balkan Savaşları’nda işgalden kurtararak yeniden Türk yurdu yapmak için canlarını feda eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum” dedi.

Vali Sezer’in mesajı şöyle

Barışın, huzurun ve medeniyetlerin buluşma noktası olan Edirne’yi Balkan Savaşları’nda işgalden kurtararak yeniden Türk yurdu yapmak için canlarını feda eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

1912 yılında Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlattığı savaşta Edirne, Edirne Müdafii Mehmet Şükrü Paşa’nın kumandasında 155 gün boyunca kahramanca savunulmuştur. Tüm imkânsızlıklara rağmen gösterilen bu destansı direnişe rağmen şehrimiz, 26 Mart 1913 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır. İşgal sürecinde Sarayiçi mevkiinde esir tutulan binlerce vatan evladı açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle şehit düşmüş, Edirne acı dolu günler yaşamıştır. Ancak 21 Temmuz 1913’te Enver Paşa komutasındaki birliklerimizin şehri yeniden teslim almasıyla Edirne’miz tekrar vatan topraklarına katılmış ve bu kara günler sona ermiştir.

VATANDAŞLARA DAVET

Bizler, bu yıl ilk defa Edirne Müdafii Mehmet Şükrü Paşa’nın tüm imkânsızlıklara rağmen aylarca süren şanlı direnişini unutmamak ve aziz şehitlerimizin hatırasına layık olabilmek adına düzenlenen anma etkinlikleri kapsamında, ecdadımızın aziz hatırasına yakışır şekilde yerli ve millî savunma envanterimizde yer alan teçhizatlarımızı vatandaşlarımızla buluşturuyoruz. Selimiye Meydanı’nda öz kaynaklarımızla, kendi mühendislerimiz tarafından üretilen ATAK helikopteri başta olmak üzere zırhlı kara araçları, insansız hava araçları ve yerli savunma sistemlerimizi vatandaşlarımızın ziyaretine açacağız. İHA ve SİHA’larımızın yer alacağı bu anlamlı buluşmada ayrıca F-16 ve ATAK saygı uçuşları ile gösteri uçuşları gerçekleştirilecek; mehteran ve bando konserleri, 57. Alay gösteri yürüyüşü ve komando yemini gibi etkinliklerle program zenginleşecektir. Tüm Edirneli vatandaşlarımızı göğsümüzü kabartan savunma sanayimizin ürünlerini görmek üzere Selimiye Meydanı’na davet ediyoruz.

Bu vesileyle başta Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Serhat şehri Edirne’miz ve aziz vatanımız uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi, 26 Mart Balkan Şehitleri Anma Günü münasebetiyle bir kez daha şükran, rahmet ve minnetle anıyorum.

Vatan size minnettardır. Ruhlarınız şad olsun.

Akgüngör: Hafızasını yitiren milletler, geleceklerini inşa edemezler

CHP Edirne Merkez İlçe Maşkanı Volkan Akgüngör, 26 Mart Balkan Savaşı şehtileri’ni anma günü nedenyile yayınladığı mesajda, “Hafızasını yitiren milletler, geleceklerini inşa edemezler” dedi.

Başkan Akgüngör yazılı mesajında şunlara yer verdi:

Tarihin en hüzünlü yapraklarından biri olan 26 Mart 1913, takvimlerde sadece bir tarih değil; bir imparatorluğun Rumeli’deki son kalesinin, Edirne’nin düşüşünün ve on binlerce vatan evladının şehadetinin hüzünlü yıl dönümüdür. Bugün, Balkan coğrafyasının her köşesinde can veren, vatan toprağını namusu bilen kahramanlarımızı yâd etme günüdür.

Balkan Savaşları’nın o karanlık günlerinde, Edirne sadece bir şehir değil; İstanbul’un anahtarı ve Anadolu’nun sarsılmaz kalkanıydı. Mehmed Şükrü Paşa komutasındaki kahraman ordumuz, kuşatma altındaki bu kadim şehirde tam 155 gün boyunca imkansızın sınırlarını zorladı. Mehmetçik, sadece düşman hatlarına karşı değil; açlığa, dondurucu soğuğa ve salgın hastalıklara karşı da bir irade savaşı verdi. Süpürge tohumu yiyerek mevzisini terk etmeyen o kutlu askerler, askeri literatüre geçecek bir direniş destanı yazdılar.

26 Mart günü şehir düştüğünde, Sarayiçi mevkii bir esaret kampına dönüşmüş; burada binlerce askerimiz ve sivilimiz açlıktan ağaç kabuklarını kemirerek şehadete yürümüştü. O gün Tunca ve Meriç nehirleri, sadece su değil; bir medeniyetin gözyaşlarını ve nehir yataklarına sığmayan kederini taşıyordu.

Bizler için bu anma günü; o acılardan ders çıkararak birliğimizi ve beraberliğimizi pekiştirme günüdür. Ecdadımızın kanıyla suladığı bu toprakların tapusu, onların gösterdiği eşsiz fedakârlık ve vatan sevgisidir. Unutmamalıyız ki; hafızasını yitiren milletler, geleceklerini inşa edemezler.

Bu duygu ve düşüncelerle; başta Edirne Müdafii Şükrü Paşa ve onun “Ölürsem etimi kargalar yesin ama şehri teslim etmeyin” diyen iman dolu askerleri olmak üzere, Balkanlar’ın her karışında can veren aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Onların sustuğu yerde bugün bizler konuşuyor, onların düştüğü yerde bizler dimdik duruyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

‘Suyu korumak ve yönetmek şart’!

Olgay GÜLER

TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu (İKK) tarafından gerçekleştirilen ‘Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi’ panelinde konuşan Edirne İKK Sekreteri Birce Altay, İstanbul’un plansız büyümesi, kirletici sanayinin saldırısı karşısında başta su kaynakları olmak üzere Trakya’yı adeta savunmaya çalıştıklarını belirtti.

‎Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Edirne İl Koordinasyon Kurulu tarafından, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi, Edirne Barosu ve Edirne Tabip Odası destekleriyle “Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi” paneli düzenlendi. ‎Edirne Barosu Av. Hayrettin Belli Konferans Salonu’nda düzenlenen panele Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, Edirne Barosu Başkanı Gökhan Karakoç, TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay, Edirne Kent Konseyi Başkanı Özer Demir, Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Yasemin Ertaş, oda, sendika ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile vatandaş ve avukatlar katıldı.

‘SU AYNI ZAMANDA ÇOK ÖNEMLİ HUKUKİ BİR SORUN’

Panelin açılış konuşmasını yapan Edirne Barosu Başkanı Gökhan Karakoç, suyun yalnızca doğal bir kaynak değil, aynı zamanda temel bir insan hakkı olduğunu, suya erişimin de yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Karakoç, “Bu yönüyle su meselesi sadece teknik ve çevresel bir konu değil aynı zamanda çok önemli bir hukuki sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu tarafından inşa edilmiş tüm kadim yerleşimlerde olduğu gibi mazisi birkaç bin yıla dayanan güzel şehrimiz de kuruluşundan bu yana suyla şekillenmiş bir tarih ve kültüre sahiptir. Ancak bugün geldiğimiz noktada iklim değişikliği, nüfus artışı ve çevresel baskılar su kaynaklarının korunması ve adil şekilde yönetilmesi gerekliliğini her zamankinden daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkarmaktadır. Bu kıymetli maddenin özenle korunması ve gelecek nesillere aktarılması hususunda omuzlarımıza da büyük bir sorumluluk yüklediği hususu her türlü izahtan varestedir. Bu panel kapsamında yeraltı su kaynaklarına, suyun sağlık açısından öneminden, en temel insan hakkı olan su hakkına kadar her bir çerçevede değerlendirmeler yapılacak olması son derece kıymetlidir” dedi.

‘TRAKYA’YI SAVUNMAYA ÇALIŞIYORUZ’

TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay da, kentin su bütçesinin, su yönetiminin geçmişten geleceğe sürdürülebilir bir planlama ve uygulama ile sağlanabileceğini söyleyerek, “Sekteye uğradığında alınacak önlemler, günü kurtarma anlayışıyla yapılan çalışmalar çözüm değildir. Suyumuzu bir değer olarak algılayamayıp, kullanılacak bir sarfiyat kalemi olarak gören anlayışı yıkmak için su bilincini, kültürünü oluşturmada geç kalındığını bile görememek en önemli eksiğimizdir. İçme-kullanma suları, tarımsal sulama bir bütün olduğu gibi Trakya coğrafyasındaki su varlığı da bir durumdur. İllerarası, bölgelerarası koordinasyon ile sağlıklı bir biçimde yönetilebilir. Bizler bu sempozyum ile İstanbul’un plansız büyümesi, kirletici sanayinin saldırısı karşısında başta su kaynakları olmak üzere adeta Trakya’yı savunmaya çalışmaktayız. Bu da göstermektedir ki; Edirne’yi Trakya’dan ayırarak koruyamayız. Suyunu da yalnızca ilimiz boyutunda yönetemeyiz” diye konuştu.

‘YAŞAM MÜCADELESİ İÇİNDE ÇEVRE VE DOĞA UNUTULDU’

Yeraltı kaynaklarını, ülke ve halkın yararına savunamamakla sermayenin emrine verildiğini dile getiren Altay, “Başta suyumuz olmak üzere çevremizi ve doğamızı korumak unutulmuş, gittikçe yoksullaşan orta ve dar gelirli kesimlerimiz, halkımız yalnızca yaşam mücadelesi verebilmektedir. İşte suyumuzun önemi ve değeri bu zor koşullar altında belirgin biçimde öne çıkmaktadır. TMMOB olarak görevimiz, suyumuzu, halkımızın, ülkemizin, gelecek kuşakların sağlıklı yaşama için toplumcu, kamucu anlayış ile bilimin ve teknolojinin gereklerine göre yönetimini sağlamak üzere çalışmak, yol gösterici olmaktır” şeklinde konuştu.

‘SUYU KORUMAK, YAŞAMI KORUMAKTIR’

Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, Edirne’nin suyla kurulmuş bir şehir olduğuna dikkat çekerek, “Bugün asıl mesele şu; suyun kurduğu bir şehirde suyu doğru yönetebiliyor muyuz? Artık biliyoruz ki su meselesi yalnızca ve yalnız teknik bir konu değil. Savaşların petrol için yaşandığı bugünlerde; yarın bu savaşların su için yaşanacağı çok aşikar. Bu adalet, planlama ve kamu sorumluluğunun doğrudan yansımalarıyla ele alınması gereken bir konu. Plansızlık, denetimsizlik, günü kurtaran, noktacı yaklaşımlarla suyu koruyamayacağımız gibi geleceği projeksiyonlarımızı da sağlıklı oluşturamayacağımız açık. Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi su kaynaklarımızın üzerindeki baskı, koruma anlayışı gitgide iklim kriziyle de birlikte derinleşmekte. Kuraklık bu konuda çok önemli bir faktör olarak ortaya çıkmakta. Asıl mesele şu; bilimden uzaklaşmamak, bilim içerisinde bu mücadeleyi sürdürmek gerektiğini, şeffaflıktan uzaklaşmamak ve güveni kaybetmemek, planlamadan uzaklaşmamak, geleceği kaybetmemek. Edirne Belediyesi olarak suyu bir hak olarak görüyor, bu doğrultuda somut adımlar atmak üzere gayret gösteriyoruz. Burada sadece suyu değil, nasıl bir yönetim anlayışıyla geleceği kurtaracağımızı da tartışmamız gerekmektedir. Bu anlamda Edirne olarak biz hazırız. Bilime dayanan, halktan yana ve uzun vadeli düşünen bir anlayışla yol yürümeye kararlıyız. Çünkü suyu korumak sadece doğayı korumak değil bir şehri, bir vicdanı, yaşamı korumak, hayatı korumaktır” ifadelerini kullandı.

‘SU TASARRUFU KÜLTÜRÜNÜ OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ’

Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı da, bugün petrol kaynakları için yaşanan savaşların, gelecekte su için yaşanabileceğine dikkat çekerek, “Bugün dünyamızda baktığımızda yaşadığımız savaşta belki petrol şu anda ön planda ama esas belki de su savaşları onu takip edebilecektir. Çok önemli bir kıymettir. Su bildiğiniz gibi üç ana unsuruyla kullanılıyor. İçme suyu, kullanma suyu ve sulama suyu. Yaklaşık bir buçuk senedir Edirne görevimi yürütüyorum. Şu bir buçuk senede suyla haşır neşir olduk. Şöyle söyleyeyim ki Tunca Nehri’nde üst tarafı kapatıyorsunuz, alt tarafa suyu bırakıyorsunuz. Meriç’te bugün İpsala’ya, yarın farklı bir ilçeye gönderiyorsun. Çiftçilerimizin de rızasını alıp, onlarla da iş birliği yaparak su yönetimi gerçekleştirmeye çalıştık. Ama şunu anladık ki hakikaten su hem merkezi yönetimin, hem mahalli yönetiminin birlikte bakması gereken önemli bir konu. Bu bir milli servet, milli kaynak. Suyumuzu tasarruflu kullanmak, bu etkinliklerle, panellerle özellikle genç nesile bunun bilincini aktarmak zorundayız, bu kültürü oluşturmak zorundayız” dedi. 

Konuşmaların ardından panel Jeoloji Yüksek Mühendisi Osman Candeğer’in yönetiminde, Makina Yüksek Mühendisi Hüseyin Erkin’in “Edirne Su Kültürü Geçmişi ve Geleceği”, Meteoroloji Mühendisi Bilhan Dalkılıç’ın “Edirne İli Su Yönetimi” ve Jeoloji Mühendisi Can Yılmaz’ın “Edirne Yeraltı Su Kaynakları” konulu sunumlarıyla devam etti.