Çeltik cenneti duman altı!

Keşan’da faaliyet gösteren 4 sivil toplum kuruluşu, son haftalarda bölgemizin farklı noktalarında çıkan anız yangınlarının sadece birkaç tarlayı değil, doğayı, insan sağlığını ve yaşamı tehdit eder hale geldiğine dikkat çekerek, başta Çeltik Üreticileri Birliği, Keşan ve İpsala Kaymakamlıkları, yerel yönetimler, sağlık kurumları, ziraat odaları ve tüm çiftçi örgütleri, bu konuda acil, etkin ve kalıcı önlemler almaları konusunda çağrıda bulundu.

Keşan Kent Konseyi Başkanı Dr. Uğur Özdağlı, Temiz Keşan Derneği Başkanı Ekin Öztürk, Tema Keşan Temsilcisi Gülay Ardalı ve Keşan Sokak Hayvanları Koruma Derneği (KEHAYKO) Başkanı Sevinç Cebeci başkanı oldukları 4 sivil toplum kuruluşu adına  ”Anız Yakmak Suçtur-Doğaya, İnsana Ve Geleceğe Zarardır” başlığıyla ortak bir basın duyurusu yayınladı. Yapılan ortak açıklamada  “Defalarca söyledik, defalarca uyardık. Artık bu çağrımızı yalnızca bir uyarı olarak değil, bir çağrı, bir vicdan sesi olarak yineliyoruz: Anız yakmak suçtur” uyarısında bulunularak şunlara yer verildi:

“Son haftalarda bölgemizin farklı noktalarında çıkan anız yangınları, sadece birkaç tarlayı değil, doğayı, insan sağlığını ve yaşamı tehdit eder hale gelmiştir.

İpsala’da, Esetçe’de ve çevre köylerde yaşanan yangınlar sonucu yollar kapanmış, görüş mesafesi azalmış, trafik kazaları meydana gelmiş, duman kokusu günlerce bölgemizi kaplamıştır.

Bu yangınlar yalnızca ürünleri değil, toprağın altındaki canlı ekosistemi, yaban hayatını ve havayı da yok etmektedir. Oysa toprağın bereketi ateşle değil, emekle ve bilinçle korunur. Toprak bizim üretim gücümüz, yaşam kaynağımızdır.

Anız yakmak toprağın içinde yaşayan milyonlarca mikroorganizmayı, solucanı, arıyı, böceği öldürür. Bu canlılar yok olduğunda toprak verimini kaybeder, erozyon artar, organik madde azalır ve yıllarca sürecek bir çoraklaşma başlar.

Bir tarlayı kısa yoldan ‘temizlemek’ için yakılan bir kıvılcım, bazen ormanlara sıçrar, evleri kül eder, hayvanların yaşamını ve insanların sağlığını tehdit eder. Bu durum artık yalnızca çiftçilerin değil, hepimizin ortak sorunudur.

Bizler, bölgenin duyarlı kurumları olarak Keşan Kent Konseyi, Keşan TEMA Vakfı, Temiz Keşan Derneği, Keşan Hayvanları Koruma Derneği olarak, bütün kurum ve vatandaşlarımızı sağduyulu davranmaya, doğayı koruma bilinciyle hareket etmeye çağırıyoruz.

Anız yakmak bir alışkanlık değil, bilinçsizliktir. Bu bilinci dönüştürmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Başta Çeltik Üreticileri Birliği, Keşan ve İpsala Kaymakamlıkları, Yerel yönetimler, Sağlık kurumları, Ziraat odaları ve tüm çiftçi örgütleri, bu konuda acil, etkin ve kalıcı önlemler almalıdır. Denetimler artırılmalı, cezai yaptırımlar uygulanmalı, üreticiler alternatif anız işleme yöntemleri (sürme, malçlama, toprak karıştırma) hakkında bilgilendirilmelidir. Çiftçimizin emeği, toprağımızın bereketi, çocuklarımızın geleceği bu bilinçle korunabilir.

Haftalar önce ilgili kurumlara sunduğumuz dilekçelerde de belirttiğimiz üzere, anız yakmak yalnızca bir çevre sorunu değil, Türk Ceza Kanunu ve Çevre Kanunu’na göre açıkça suçtur. Bu eylemi gerçekleştiren kişiler hakkında hem idari para cezası, hem de adli işlem uygulanmaktadır.

2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca:’Anız yakmak suretiyle çevreye zarar veren kişilere idari para cezası verilir; fiil suç teşkil ediyorsa ayrıca adli işlem yapılır.’

Biz, doğanın sesi olmayı sürdüreceğiz. Yakılan her anız, çocuklarımızın geleceğinden çalınan bir nefes, toprağın kalbine saplanan bir bıçaktır. Artık susmayacağız; çünkü doğa sustuğunda biz de nefessiz kalırız.

Gelin, hep birlikte bu tabiat felaketine dur diyelim. Toprağı yakarak değil, yaşatarak üretelim. Yeşeren her filiz, bilinçli her davranış, geleceğe atılmış bir umuttur. Doğayı korumak, yalnızca çevrecilik değil, insan olmanın sorumluluğudur.”

Uludağ: Tüm suç iklimde değil!

Olgay GÜLER

Trakya Üniversitesi (TÜ) Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, aşırı sıcaklar ve yetersiz yağışlar nedeniyle meydana gelen kuraklığın iklim değişikliğinin sonucu olduğunu, suya olan ihtiyacın artmasının ise yanlış kullanımdan kaynaklandığını söyledi.

Ülke genelinde özellikle son 2 yıldır yaz aylarının aşırı sıcak ve yağışsız geçmesi, kuraklığın şiddetli hissedilmesine neden oldu. Artan kuraklığın beraberinde getirdiği su sorunu günlük yaşamı olumsuz etkilerken, yerel yönetimleri de yeni alternatifler bulmaya itti. Edirne’de, kentin içme suyunun sağlandığı Kırklareli’ndeki Kayalıköy Barajı’nda su seviyesi sıfırın da altına düşerek, ölü hacmine yaklaştı. Edirne Belediyesi, alternatif olarak Süloğlu Barajı’ndan su almaya başladı. Trakya genelinde toplam 14 barajda doluluk oranları, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9 oranında azalarak yüzde 24’e geriledi.

‘YAĞIŞIN BARAJLARA ETKİSİ SÖZ KONUSU OLAMAZ’

TÜ Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ,  kentte geçtiğimiz günlerde yağan son yağışların, barajların doluluk oranını olumlu yönde etkilemeyeceğini belirtti. Uludağ, “Kuraklık uzun süreçli bir periyot. Bunu defaten söylüyoruz. Kuraklıkları biz meteorolojik kuraklık, tarımsal kuraklık, hidrolojik kuraklık ve en sonunda da ekolojik kuraklık olarak tanımlıyoruz. Şu an ülkemizin birçok bölgesinde hidrolojik kuraklık önemli bir etkiye sahip. Fakat bir de geçtiğimiz Ekim ayı içinde Eylül ayı sonunda güzel yağışlar oldu. Bu yağışların, barajların doluluğuna herhangi bir etkisi söz konusu olamaz. Çünkü barajlar özellikle yeraltı su rezervlerin dolması, yüzey akarsularının akışa geçmesi ve buna bağlı olarak yüzey akarsuları ve yer altı su kaynaklarıyla beslenen ve kaynağını alan su depolarıdır. Ancak geçtiğimiz ay yağan yağışın, elinize bir çapa alıp baktığınızda büyük bir kısmının beş santim alttaki toprağa geçmediğini fark etmiş olursunuz. Bu bütün yaz boyunca kurak geçen zeminin belli bir kısmının neme doymasını ancak sağladı. Bunun büyük kısmı da arkasından meydana gelen buharlaşmayla büyük kısmı tekrar atmosfere döndü. Dolayısıyla özellikle barajlar ve su yönetimi bir aylık yağış, geçen yılın yağışı, bu yılın yağışı ve birkaç yıllık yağış verilerine bakarak planlamak, değerlendirmek ve karar vermek imkansız. Böyle bir düşünce içerisinde olmak da sadece kendimizi kandırmak olur. Çünkü iklim uzun süreçli, su yönetimi uzun süreçli bir konu” dedi.

‘BÜTÜN SUÇU İKLİME ATIYORUZ AMA KULLANIM DA ARTIYOR’

Edirne’nin yıllık yağış ortalamasının metrekareye 600 milimetre olduğuna dikkat çeken Uludağ, bunun yanında sulama amaçlı kullanımın da arttığına dikkat çekerek, “Edirne Meteoroloji İstasyonu’nun verilerini alırsak uzun yıllar ortalamalara baktığımız zaman Edirne’nin yıllık yağışı 600 milimetre civarındadır. Bu bazen yukarı çıkar, bazen düşer ama ortalama değer olarak aynıdır. Burada dikkat etmemiz gereken en önemli nokta son yıllarda yağışın çok azalması yönünde değil de yağışın karakterin değişmesi yönünde bir problem var. Bu da yağmur şeklinde daha fazla düşmesi, kar yağışlarının ise neredeyse son 10 yıla yakın süre içerisinde çok sınırlı bir şekilde düşmesi. Bu da neyi etkiliyor? Özellikle yeraltı sularını etkiliyor. Yeraltı sularını etkilemesi sonucu barajlar yeteri kadar beslenmiyor. Tabii bunun diğer önemli bir faktörü de biz bütün suçu iklime ve yağışlara atıyoruz ama kullanım da artıyor. Örneğin Kayalı Barajı yapılırken Edirne’nin 2040 yılına kadar su ihtiyacı olmayacak diye yapıldı. Evet belki yapılan matematiksel hesaplamalar doğru söylüyordu. Ancak artan nüfus, Kayalı Barajı’nın sulama amaçlı aşırı şekilde kullanılması, bir de son yıllarda meydana gelen küresel ısınmaya bağlı olarak buharlaşmanın hesaba katılmadığını görüyoruz. Dolayısıyla su yönetimi multidisipliner bir konudur. Birçok açıdan çok değişkeni olan bir konudur. Bir yıllık, bir aylık veriye bakarak sorun çözmeyi beklemek hayalden öte geçmez” diye konuştu.

‘SU YÖNETİMİ PLANLI YAPILMALI’

Su tasarrufunun önemine dikkat çeken Doç.Dr. Uludağ, “Temel yaklaşımımız nasıl olmalı? En iyi su tasarruf edilen ve doğru kullanılan sudur. Dolayısıyla verimli bir kullanım en önemli bizim argümanımız olmalı. Su yönetimi siyaset üstü olmalı. Su yönetimi planlı olmalı. Bir yıla, iki yıla göre değil uzun yıllara göre olmalı. Türkiye’de her zaman söylüyoruz; tüketilen suyun yüzde 70’inden fazlası sanayi ve tarım alanında kullanılıyor. Öncelikle tarımsal sulamadan, vahşi sulamadan daha ekonomik sulama yöntemlerine veya su ihtiyacı az olan türlere geçmek durumundayız” şeklinde konuştu.

‘KURAKLIK İKLİMİN, SU İHTİYACIYSA YANLIŞ KULLANIMIN SONUCU’

Kuraklığın yanında, suya olan ihtiyacın artmasının, suyun yanlış kullanımından kaynaklandığının altını çizen Uludağ, “Bir yerde bir azalma varsa tüketim vardır. Ama tüketirken yerine yenisini koyamıyorsak işte küresel ısınmaya bağlı olarak buharlaşma artıyor. Gelen suyun bir kısmı buharlaşıyor. Kontrol etmediğiniz suyu yönetemezsiniz. Bizim su yönetimi açısından kendi havzalarımız üzerindekini kendimiz planlıyoruz gibi olsa da küresel sistemlerden, iklim değişimlerden bunu soyutlamamız mümkün değil. Sınırı aşan sularda da ülkeler arası ortak yönetimin muhakkak devreye girmesi gerekiyor. Bilimsel anlamda kuraklık iklimin bir sonucu. Ancak kuraklığa bağlı olarak su ihtiyacımızın aşırı şekilde artması suyu yanlış kullanmamızın bir sonucu. Nüfusun artması ve suyu yeterli şekilde planlayamamamız, suyu kullanım planını düzgün yapmamamızla alakalı” ifadelerini kullandı.

‘Çiftçinin takipteki borcu üç kat arttı’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, son iki yılda tarım sektöründe yaşanan krizlerin çiftçiyi borç sarmalına sürüklediğini belirterek, “Artık üretici değil, borç üreten bir sistem var. Çiftçi ürettiğinden kazanamıyor, borçla ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.

“Çiftçi borcu bir trilyon lirayı aştı”

Ün, çiftçi borçlarının 1 trilyon lira eşiğini geçtiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Geçen yıl Ağustos ayında 738 milyar lira olan tarım sektörünün kredi borcu, bir yılda yüzde 47 artarak 1 trilyon 83 milyar liraya ulaştı. Geçen yıl çiftçi aylık ortalama 19 milyar lira kredi kullanıyordu; şimdi bu rakam 27 milyar liraya çıktı. Bunun tek nedeni var: Çiftçi ürettiğinden para kazanamıyor. Her geçen ay daha fazla borçlanıyor ve bu borcu çeviremez hale geliyor.”

“Takipteki borç yüzde 215 arttı, çiftçi icrada”

Ün, çiftçinin borcunu ödeyemediğini ve her geçen gün daha fazla icra dosyasının açıldığını belirterek,“Geçen yıl Ağustos ayında 2,9 milyar lira olan takipteki borç, yüzde 215 artışla 9 milyar lirayı geçti. Çiftçinin takipteki borcu üç katın üzerine çıktı. Üretici borcunu ödeyebilmek için tarlasını, traktörünü, hayvanını, hatta evini satmak zorunda kalıyor. Kimisi ise icra yoluyla kaybediyor. Bu tablo, AKP’nin yanlış tarım politikalarının doğrudan sonucudur. Tarımı desteklemek yerine ithalatı teşvik eden bir anlayış yüzünden bugün çiftçinin kapısını icra memurları çalıyor” ifadelerini kullandı.

“Çiftçi başına borç 250 kat arttı”

Çiftçi başına düşen borç miktarının 2004’te 1.844 liradan 2025’te 471 bin liraya çıktığını belirten Ün, şöyle devam etti:

“Bu rakam tam 250 kat artış demek. Eğer AKP’nin tarım politikası gerçekten ‘milli’ bir politika olsaydı, bugün çiftçi borçlu değil, bankada mevduatı olan bir üretici olurdu.Hükûmet, kanunen çiftçiye 773 milyar lira destek vermek zorundayken sadece 168 milyar lira destek sağlıyor. Eğer çiftçi hak ettiği desteği alsaydı, üretim maliyetleri düşer, halk da ucuz gıdaya ulaşırdı. Ama iktidarın derdi bu değil. Onlar, çiftçi icralık olsun, üretim dursun, sonra ithalat yapılsın istiyor.”

“Tarım ülkesi ithalatçıya dönüştü”

Ün, Türkiye’nin tarım potansiyeline dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye bir tarım ülkesidir. Ancak AKP’nin ‘üretme, borçlan’ politikası, bizi kendi toprağında üretmeyen, dışa bağımlı bir ülke haline getirdi. Bugün çiftçi borç batağında, yarın bu gidişle topraklarımız da el değiştirecek.

Eğer bu bozuk düzen değişmezse, yakın gelecekte yabancılar tarlalarımızı, bahçelerimizi satın alırsa kimse şaşırmasın. Bu ülkenin kurtuluşu, yeniden üretimle, çiftçiye sahip çıkmakla olur.”

‘Ekonomik kriz neden değil sonuç’

Edirneli iş insanı ve siyasetçi Serkan Liznak, ülkede ağır şekilde yaşanan ekonomik sorunlarla ilgili bir açıklama yaptı. İnşaat sektöründe ticari faaliyetlerini sürdüren Liznak, “Ülkemizin yaşadığı finansal bir krizden çok siyasal bir krizdir” dedi.

Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de ekonomik kriz ve alım gücünün piyasa dengelerini alt üst ettiğinin altını çizen Serkan Liznak, açıklamasında şunları kaydetti:

“Kış ayları yaklaşırken zamlar peşi sıra gelmeye devam ediyor. Alım gücü zaten erimiş olan vatandaşlarımız artan döviz kurunun kıskacında bir parça nefes alabilmek için direniyor. Bilinmesi gereken şudur ki ekonomik kriz bir neden değil ‘sonuçtur’. 2001 sonrası kazanımları, yapısal reformları ve finansal disiplini kenara bırakmanın acı sonuçlarını yaşıyoruz. Şeffaflık, Merkez Bankası bağımsızlığı, yargı bağımsızlığı ve temel hak özgürlüklerin önemini biraz daha anlamaya başladığımıza inanmak istiyorum. Bu noktada ülkemizin yaşadığı finansal bir krizden çok siyasal bir krizdir. Herkes şapkasını önüne koyarak aklıselim düşünmeli. Değişim yakın.. Güzel günler yakın..Hepimiz için herkes için CHP..”

TKBL’de durmak yok!

İsmail DEMİRAY

Halkbank Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde 5. hafta perdesi Çarşamba günü oynanan 4 karşılaşma ile açılırken, dün deplasmanda Seçil Kauçuk Mersin Basketball ile karşı karşıya gelen Edirne DSİ Spor 1 günlük aranın ardından yarın lider Zorlu Koleji Samsun Basketbol’u konuk edecek.

Edirne DSİ Spor, Halkbank Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nin 5. haftasında dün deplasmanda Seçil Kauçuk Mersin Basketball ile karşı karşıya geldiği kaç gazetemiz baskıya girdiği saatlerde oynanması sebebiyle skoru ile toplam maç sonuçları ve son puan durumunu yarınki nüshamızda vereceğiz.

Halkbank Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde 6. hafta programı ise 1 günlük aranın ardından hemen başlayacak. Edirne DSİ Spor, bundan dolayı Mersin deplasmanından  Edirne’ye döndükten 1 gün sonra lider Zorlu Koleji Samsun Basketbol’u konuk edecek. Mimar Sinan Spor Salonu’nda 25 Ekim Cumartesi günü oynanacak karşılaşma saat 17.00’de başlayacak. konuk ekip hafta içi oynanan maçta  ikinci sıradaki Fenerbahçe Gelişim’i 95-68’lik skorla geçmişti.

TKBL’DE 5. HAFTA SONUÇLARI

Darıca Basketbol Feneri 75-68 Turgutlu Belediyespor

İstanbul Gençlik Spor 71-59 Adana Nova Basketbol

Yalova Vip 65 68- Mersin Gençlerbirliği         

Zorlu Koleji Samsun Basketbol 95-68 Fenerbahçe Gelişim       

Emlak Konut Gelişim – Kırklareli Belediyesi Kırklareli Fen Bilimleri   

Seçil Kauçuk Mersin Basketball – Edirne DSİ

Urla Belediyesi – Aslan Yol Burhaniye Belediyespor

(Oynanmadı)

Aramızdan ayrılanlar

ABDULVAHAP TAKUR VEFAT ETTİ
Maliyeden emekli Abdulvahap Takur, 70 yaşında vefat etti.
Meral Takur’un eşi, Sibel Çavuş’un babası, Çağlayan Çavuş’un kayınpederi, Hanife Ertuğrul ve Abuzer Takur’un babası Abdulvahap Takur için dün Akmescit Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Abdulvahap Takur’un cenazesi Yıldırım Mezarlığı’nda toprağa verildi.
MÜNEVVER BOZBAYKAL VEFAT ETTİ
Basir Bozbaykal’ın eşi Münevver Bozbaykal, 87 yaşında vefat etti.
Merhum Hüseyin Öz ve merhume Münevver Öz’ün kızları, merhum Basri Bozbaykal’ın eşi, Yaşar Pehlivancık, Nurten Namar ve Fatma Altaş’ın kardeşleri, Serhat Bozbaykal, Ahmet Tahsin Bozbaykal ve Ayda Sehtap Savaş’ın anneleri Münevver Bozbaykal için dün Darül Hadis Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Münevver Bozbaykal’ın cenazesi Buçuktepe Mezarlığı’na defnedildi.
İLHAMİ YORULMAZLARDAN VEFAT ETTİ
Merhume Zeliha Yorulmazlardan’ın eşi İlhami Yorulmazlardan vefat etti.
Merhume Zeliha Yorulmazlardan’ın eşi, Hikmet Çardaklı ve Siyami Yorulmazlardan’ın babaları İlhami Yorulmazlardan için dün Darül Hadis Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra İlhami Yorulmazlardan’ın cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Türkiye turuncuya boyanacak

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da LÖSEV’in öncülüğünde 2-8 Kasım tarihleri arasında düzenlenen “Lösemili Çocuklar Haftası” ile çocukluk çağı kanserleri içerisinde en sık görülen lösemiye dikkat çekilmesi sağlanarak, lösemi konusunda kamuoyunun bilinçlendirilmesi hedefleniyor.

Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Özel Haftalar ve Günler” arasında yer alan bu anlamlı haftada LÖSEV, tüm kurumlar, kuruluşlar, okullar, üniversiteler ve halkın desteklerini bekliyor.Bu yıl haftanın 25. yılı olması dolayısıyla etkinlikler 15 Ekim – 15 Kasım tarihleri arasında yapılacak.

8 Kasım 1998’de kurulan LÖSEV; 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftasını lösemili çocuklara ve ailelerine armağan etti. LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı; lösemi hastalığına dair toplumsal farkındalığı artırmak, löseminin tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çekmek ve lösemili çocukların verdikleri zorlu mücadeleye destek olmak amacıyla her yıl düzenlediği etkinliklerle bu yıl da farkındalık yaratacak.LÖSEV “Lösemi Olmak İstemiyoruz!” mesajını vurgulamak amacıyla, löseminin sembol rengi olan turuncu ile bir farkındalık hareketi başlatacak. Bilinçlendirme çalışmaları kapsamında hafta boyunca öğrencilere löseminin belirtileri, tedavi yöntemleri ve önlenebilirliği hakkında bilgi verilecek. İl ofisleri, gönüllüler ve sağlık profesyonelleri tarafından gerçekleştirilecek seminerlerle kamuoyu bilgilendirilecek. Özel sektör ve kamu kurumlarının desteğiyle düzenlenen etkinliklerle, lösemili çocuklara moral ve destek sağlamak da hedefleniyor.

TÜRKİYE TURUNCUYA BOYANACAK

LÖSEV’in konuya ilişkin açıklaması şöyle:

“LÖSEV, bu yıl ‘Umut Varsa İyileşme de Vardır’ sloganı ile tüm Türkiye’yi ‘turuncuya boyamaya’ çağırıyor. Siz de lösemiye dikkat çekmek ve lösemili çocukların yanında olduğunuzu göstermek için turuncu kıyafetler, aksesuarlar, okul ve kurumlarda oluşturacağı turuncu köşeler ile farkındalık yaratabilir, lösemili çocukların verdikleri mücadeleye destek olabilirsiniz.

LÖSEV, halkın ve kurumların yanı sıra sosyal sorumluluk sahibi birçok markanın mağaza ve vitrin mankenleri ile çalışanlarının hafta boyunca turuncu aksesuarlarla destek vereceğini şimdiden duyurmaya başladı. Etkinlik kapsamında destekleyenlerin çektikleri fotoğrafları sosyal medya hesaplarında#UmudunAdıLÖSEVve @losev1998etiketleriyle paylaşmaları bekleniyor.

Lösemili çocuklar ve ailelerinin yaşadıkları zorlu süreçlerde onların yanında olmak, hem maddi hem de manevi anlamda büyük önem taşıyor. LÖSEV, 1998 yılından bu yana lösemili çocuklara tedavi, eğitim ve psikososyal destek sağlayarak, çocukların mücadelesinde yanlarında oluyor.

LÖSEV’in bu anlamlı haftada verdiği mesaj net: lösemi, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalıktır. Lösemi olmak istemiyoruz. Tüm Türkiye’yi, lösemili çocukların yanında olmaya ve onların tedavi süreçlerine destek olmaya davet ediyoruz.”

Sanatçı Suavi de jüride

Kartopu Enez Gönüllüleri ve Enez Sahil Sakinleri Derneklerinin birlikte düzenledikleri Öykü Yarışması’nda eserlerin kabulüne başlandı.

Yarışma şartnamesinde son yapılan düzenlemelerle yarışmanın seçici kurulu da (Jüri) belli oldu. Buna göre Emekli Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Zerrin Boratav Bağçivan, Sanatçı Suavi ve önceki öykü yarışmasının birincisi Nur İpek Önder Mert’in bu görevi kabul ettiği açıklandı.

Yarışma Şartnamesi’nin ve Katılım Formu’nun facebook’ta Enez Gönüllüleri Grubu ( https://www.facebook.com/groups/enezkartopu ) ve yine bu gruba bağlı facebook sayfalarında yayınlandığı, gerekiyorsa Ulaş Demiray’ın 0533 621 82 84 nolu telefonundan daha fazla bilgi alınabileceği belirtildi.

Yarışma sonunda ödül alsın ya da almasın, yarışmaya katılsın ya da katılmasın derlenecek öykülerden Enez Öyküleri başlıklı bir kitap yapılacağını hatırlatan yetkililer yarışmaya son katılım tarihinin 30 Aralık 2025 olduğunu hatırlattı…