Edirne’de bugün ve yarın 37 dereceye çıkması beklenen sıcaklıkla yeni haftaya merhaba derken, yarından başlayacak sağanak yağışlarla birlmikte birkaç gün içerisinde termometreler 9-10 dereceye kadar gerileyecek.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre, Edirne’de bugün az bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 21°C, en yüksek 37°C, nem (%) 35-83, rüzgar (km/sa) güneydoğudan 11
Yarın gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 23°C, en yüksek 37°C, nem (%) 37-63, rüzgar (km/sa) kuzeyden 11
22 Temmuz 2026 Çarşamba günü kuvvetli gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 22°C, en yüksek 28°C, nem (%) 67-92, rüzgar (km/sa) kuzeyden 18
23 Temmuz 2026 Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 19°C, en yüksek 30°C, nem (%) 39-773, rüzgar (km/sa) kuzeyden 15
24 Temmuz 2026 Cuma günü bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 16°C, en yüksek 29°C, nem (%) 42-94, rüzgar (km/sa) doğudan 14 olarak tah9min ediliyor.
Edirne’de, Sabuni Mahallesi’nde ‘Bat Pazarı’ olarak adlandırılan bölgede, geri dönüşümü modayla buluşturduğu dükkanı, geçtiğimiz yıl yangında kullanılamaz hale gelen Emine Ayaz, onarımı tamamladığı iş yerinin kapılarını yeniden açtı.
Edirne’de yaşayan moda tasarımcısı Emine Ayaz’ın Sabuni Mahallesi Medrese Sokak üzerindeki dükkanı, geçtiğimiz yıl meydana gelen yangında hasar görerek kullanılamaz hale geldi. Yılların emeğini bir anda kaybeden Ayaz, yılmayıp iş yerini yeniden elden geçirdi. ‘Sürdürülebilirlik’ temasıyla, kullanılmayan elbise ve eşyaları yeniden tasarlayan ve geri dönüşüme kazandıran Ayaz, iş yerinin kapılarını Cumartesi günü yeniden açtı.
‘İNSANLARA ÖRNEK OLMAK İSTİYORUM’
Yaklaşık dört yıldır küçük bir butik işlettiğini dile getiren Ayaz, “Ne yazık ki birçok ürün yandı, kullanılamaz hale geldi. Yılların emeği bir anda çöp oldu diyebilirim. Ama pes etmedim. Dükkanı yeniden kurdum ve tekrar başlıyorum. Bu yüzden de bugün dostlarımızla bir araya gelerek ‘yeniden merhaba’ demek istedik. Bu etkinliğin amacı da tamamen bu; yeniden başladığımızı, yeniden burada olduğumuzu paylaşmak. Dostlarımızla buluşacağız, sohbet edeceğiz ve yeniden işe döndüğümü paylaşacağım. Biraz da insanlara örnek olmak istiyorum. Yaşadığım kötü olaya rağmen hızlı bir şekilde toparlanıp yeniden üretmeye başladığımı göstermek istedim” dedi
SÜRDÜRÜLEBİLİR MODA: KIYAFETLERE İKİNCİ BİR HAYAT
Emine Ayaz, iş yerinde sıfırdan ürün tasarlayıp diktiğini ve boyadığını, tamamen yeni ürünler de ürettiğini kaydetti. Asıl odak noktasının “ileri dönüşüm” ve sürdürülebilirlik olduğunu söyleyen Ayaz, “İnsanların hasar görmüş ya da artık kullanmadıkları kıyafetlerini dönüştürerek bambaşka ürünler ortaya çıkarıyorum. İnsanların severek kullandığı ama artık dolapta bekleyen kıyafetlerini yeniden değerlendiriyorum. Eğer bir kıyafet yırtılmışsa, lekelenmişse ya da kullanılmayacak durumdaysa onu dönüştürüyor, yeniden kullanılabilir hale getiriyorum. Kıyafetlere ikinci bir hayat veriyorum” diye konuştu
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yayınlanan verilerin yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koyduğuna dikkat çekerek, rant ekonomisinin üretim ekonomisine tahakküm ettiğini bildirdi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Bütçe nefes alamıyor: Halk açlığa, bütçe rantçılara” başlıklı yazılı açıklamasında, “Geçtiğimiz günlerde Merkezi Yönetim Bütçesi’ne ilişkin veriler ve tablolar yayınlandı. Gerek bir iktisatçı gerekse de bir siyasi olarak ben de bu verileri inceleyerek sizler ile paylaşmak istedim, ancak bu verilere baktığımda ilk aklıma gelen iktidarın oluşturduğu gündemlerle halkı ve siyasi partileri bir kez daha asıl sorundan uzaklaştırarak yarattığı yapay gündeme hapsetmesi oldu bütçeye ilişkin tablolar aslında, iktidarın tercihiyle bir ‘talan’ mekanizmasına dönüşmüş durumda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor” diyerek şunlara yer verdi:.
“Yayınlanan veriler, yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koymaktadır. Peki, bu devasa rakamın sizin hayatınızdaki karşılığı nedir? Hemen söyleyelim: Ödediğiniz her 100 TL’lik verginin 22,12 TL’si, doğrudan finansal rantiyelere aktarılmıştır. Aynı dönemde yatırımlara ayrılan pay ise sadece 464 milyar TL’de kalmıştır.
Siz mutfağınızda ‘kemer sıkarken’, iktidar bu parayı kimlere veriyor? İşte bu tablonun perde arkası:
RANTİYEYE HİBE, HALKA ÇİLE:
1,46 trilyon TL’lik faiz ödemesi, bir kamu hizmeti değil, toplumun genelinden alınıp bir avuç varlıklı kesime yapılan bir transferdir. Siz yüksek vergi yükü altında ezilirken, bu kaynaklar tüketim eğilimi düşük olan “rantiyelere” aktarılmaktadır. Kendi cebinizden çıkan paranın, refahınız için değil de sermaye gruplarının faiz geliri için kullanıldığını hiç düşündünüz mü?
‘MALİ DİSİPLİN’ YALANI:
İktidar, ‘faiz dışı fazla’ verdiklerini söyleyerek bunu bir başarı hikâyesi gibi sunuyor. Oysa bu, sizin sosyal harcamalarınızdan ve ülkemizin yatırım potansiyelinden çekilen paraların finansal sektöre ‘hibe’ edilmesi demektir. Yani sizin sofranızdan eksilen, tefecinin kazancına eklenmektedir.
VERGİ YÜKÜYLE BOĞULMAK:
Dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV ve yeni türetilen araç vergileri gibi) hane halkı harcamalarınız kısıtlanırken, ekonomi ‘kısır bir döngüye’ sokulmuştur. Bu adaletsiz vergi düzeniyle, iktidar ekonominin motoru olan sizlerin alım gücünü kendi elleriyle zayıflatmaktadır.
PLANLAMA ŞART:
Biz ‘Fonksiyonel Maliye’ diyoruz; yani bütçenin tek amacı rantı beslemek değil, tam istihdamı sağlamak olmalıdır. Mevcut bütçe açığı yatırıma değil, sadece faiz yüküne çarpmaktadır. Faiz oranlarının sınırlandırılıp, kaynakların üretime ve istihdama yönlendirilmesi varken, neden hâlâ bu ‘rantiyeci’ düzeni destekleyenlere oy veriyorsunuz?
Bu tabloya baktığınızda şunu görmenizi istiyoruz: Rant ekonomisi, üretim ekonomisine tahakküm etmektedir. Devletin elini kolunu bağlayan bu yüksek faiz yükü, ülkemizin etkin bir üretici olma kapasitesini zayıflatmaktadır. Maliye politikası, sizleri canlandırmak yerine finansal sistemin dengelerini koruyan bir ‘dengeleme aracı’ olarak kullanılmaktadır.
Zafer Partisi olarak, bu yapay gündemlerle dikkatiniz dağıtılmadan, gerçek sorun olan ‘rant düzeninin’ yıkılması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye, bir avuç faizcinin değil; üreten, çalışan ve hakkını alan Türk milletinin olacaktır.
Sandık, sadece bir parti seçimi değil, kendi emeğinizin ve alın terinizin kimin cebine gireceğine karar vereceğiniz yerdir.”
Edirne Kent Konseyi Genel Sekreteri Arif Kuday ile Yıldız Kuday’ın kızları Kardelen Kuday ile Meryem ve Hüseyin Aytav’ın oğulları Berkay Aytav geçtiğimiz 17 Temmuz Cuma akşamı yaşamlarını birleştirdi.
Yeniimaret Fesleğen Kır Bahçesi’nde düzenlenen düğün törenine başta Babaanneleri Hayriye Kuday olmak üzere Kuday ve Aytav ailelerinin yakınları, siyasetçiler, sendikacılar, bazı belediye meclis üyeleri katıldı.
Edirne Milletvekili Baran Yazgan, görevden alınan CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör’ün de hazır bulunduğu düğün törenine Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da bir çiçek gönderdi. Yeniimaret semti sakinleri de her iki ailenin ve gençlerin mutluluğuna ortak oldu.
Hudut Gazetesi’nde spor yazıları ve haberleri ile yer alan Cemal Kuday, Cengiz Kuday. Tamer Kuday ile Neşe ve Melike’nin yeğenleri olan Kardelen’in mutluluğuna ailesi de birliktelikleri ile mutluluk kattı.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Mustafa Kemal Paşa’nın, 20 Temmuz 1920’deki demecine yer verdiği açıklamasında, “En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir’’ şeklindeki sözlerini anımsattı.
ADD Edirne Şubesi’nce paylaşılan dernek genel merkezinin açıklamasında, 4-11 Eylül 1919 tarihinde tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nden sonra çıkan ‘İrade-i Milliye’ gazetesinden sonra Mustafa Kemal’in Anadolu’da çıkardığı ikinci gazetenin ‘Hâkimiyet-i Milliye’ olduğu belirtilerek özetle şunlara yer verildi:
Mustafa Kemal Paşa, 20 Temmuz 1920’de Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ne demecindeki ‘En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir’’ sözleriyle ve 1 Aralık 1921’de TBMM’de ‘Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız’ diyerek, daha yolun başında, neyle mücadele ettiklerini ve hedeflerini iyi bildiklerini ortaya koymuştur.
Milli Mücadele, Büyük Zafer, Lozan, Cumhuriyet, Aydınlanma Devrimleri ve sonrası hep kurgulanan bu yol haritasının planlanmış aşamaları, öngörülmüş sonuçlarıdır. Böyle bir bilincin, böyle bir iradenin ürünüdür, emperyalizmi ilk defa yenmek. Bu bilinçle yürütülen bir mücadelenin eseridir, Türkiye Cumhuriyeti.
Türk Devrimi de, her devrim gibi karşıtının doğduğunu görmüş, etkilerini yaşamıştır, yaşamaktadır.
Milli Mücadele ve kuruluş yıllarında İngiltere’nin güdümüyle çıkartılan şeriatçı isyanlarla başlatılan, Zafer’i Saray’a teslim etme çabaları, ihanetler ve suikast girişimleriyle sürdürülen Karşı Devrim; Atatürk’ün erken kaybı sonrası ABD emperyalizminin ve işbirlikçilerinin desteğiyle Cumhuriyetimiz’in altını oyma eylemlerini sürdürmüştür.
Bu nedenle zaman; yıllardır unutturulmaya çalışılan Kemalizm’i, yani Atatürkçülüğü, yani Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni anımsama, gerçek anlamıyla anlama ve uygulama zamanıdır. Çünkü; Karşı Devrim bir zehirdir, panzehiri de Kemalizm’dir.
Kemalizm (Atatürkçülük); Türk Milleti’nin, 600 yıl konuştuğu dilin alfabesinden yoksun, cahil bırakılmışlığına, 400 yıl boyunca “Etrak-ı bi idrak” denilerek aşağılanmışlığına, 3 asır cepheden cepheye koşturularak yoksullaştırılmışlığına ve 239 yıl süren yenilgilerle ezilmişliğine karşı, 18. yüzyıldan itibaren tam 200 yıl çabaladıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kadını, erkeği ve çocuğuyla yazabildiği tek doğru reçetedir. Ulusumuz, o doğru reçeteyi yazıncaya kadar çok acılar çekmiş, uygulamak için de çok bedel ödemiş, çok can vermiştir.
Kemalizm; Anadolu insanının “yurdunu ve kasasını Batı’nın, vicdanını ve kafasını Doğu’nun pençesinden kurtarıp” geleceğin dünyasında yerini alma pusulası, varoluş manifestosudur.
Kemalizm; kuldan birey, tebaadan yurttaş, ümmetten millet, memalikten vatan, kadından insan, sömürgeden tam bağımsız memleket, enkazdan devlet, yokluktan varlık yaratma felsefesidir. Devleti namusla, akıl ve bilimle, ahlak ve liyakatle yönetme iradesidir.
Kemalizm; tutkalı laiklik olan bir ilkeler bütünüdür. Dünyanın dilinden düşürmediği “Demokrasi” de, ancak laiklik varsa, vardır. Laik olmayan bir devlet; rejimi ne olursa olsun, ne demokrasi olabilir, ne bağımsız yaşayabilir, ne bütün kalabilir, ne iç barışını koruyabilir, ne kalkınabilir, ne de vatandaşlarını huzur ve refah içinde yaşatabilir. Örneklerini görmek için sadece coğrafyamıza bakmak yeterlidir.
Kemalizm; antiemperyalist özü, tam bağımsızlık hedefi ve eserleriyle dünyaya, özellikle mazlum milletlere umut olmuş, çağını aşmış, gelecekte de geçerli olduğunu ispatlamış bir ideolojidir.
Büyük Atatürk, 29 Ekim 1933’de Ankara Hipodromu’nda, Kemalist politikalarla sadece on yılda, dünyada eşi görülmemiş siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel başarılara imza atmış olmanın haklı gururu içinde 10. Yıl Nutku’nu,’Türk Milleti!Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.Ne mutlu Türk’üm diyene!’seslenişiyle tamamlamıştı.
93 yıl sonra bugün;Muasır medeniyet seviyesini aşma hedefinden uzaklaşmışsak,Krizden krize sürüklenmekten harap ve bitap düşmüşsek,“Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişi ırkçı bulunup reddedilmişse,Ulusal bayramlarımız unutturulmak isteniyorsa,“Andımız” yasaklanmış, “TC” tabelalardan kaldırılmış, “Atatürk” adı statlardan, meydanlardan silinmişse,10. yıldaki coşku ve gururu hissedemiyorsak nedeni;
Kemalizm’i ırkçılıkla, faşistlikle yaftalayıp yok sayma cehaleti, Atatürkçülüğe yağmurda açılacak şemsiye gözüyle bakma gafleti, başarısı kanıtlı Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni terk edip emperyalizmin mucizevi (!) kalkınma modeli haplarını yutma dalaletidir.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; siyaset kurumunu esir alan bu cehalet, bu gaflet artık son bulmalıdır diyor, en yüksek sesimizle haykırıyoruz;
Yeniden laik, bilimsel, kamusal, ücretsiz ve Milli bir eğitim sistemi şarttır. Yeniden tarikat ve cemaatlerden, din istismarcısı rant baronlarından, ‘Din kisvesi altındaki küfür ve melanetten’ arınmış bir devlet ve toplum düzeni şarttır. Yeniden toplumcu, kamucu ve ulaşılabilir bir Sağlık Sistemi şarttır. Yeniden4 denge esasına dayanan, yüksek teknolojili mal üreten, kamu ve özel sektörü üretim temelinde bir araya getiren bir Karma Üretim Ekonomisi şarttır. Yeniden ülkemizin özgün koşullarını ve bölgesel dengeleri gözeten bütüncül bir Planlı Kalkınma Modeli şarttır. Yeniden bölge merkezli, karşılıklılık esaslı, büyük devletlerle onurlu ve dengeli ilişkiler kuran bir Dış Politika şarttır. Yeniden kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı şarttır. Yeniden özgür basın, özgür sanat, özgür bilim, baş tacı öğretmen ve özerk üniversite şarttır. Yeniden kadınlarımızı omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyık gören bir yönetim anlayışı şarttır. Yeniden ‘Hudut namustur’ diyen, BOP’un 21. yüzyılın Sevr’i olduğunun farkında olan, “geçici sığınmacı” adlandırmasıyla meşrulaştırılmaya çalışılan yabancı istilasının, demografik yapımızı tarumar edip iç çatışma yaratma amaçlı yeni bir emperyal tuzak olduğunu gören bir devlet aklı şarttır. Yeniden kendi eğitim, sağlık ve yargı sistemlerine, komuta bütünlüğüne, liyakat esaslı terfi ve atama düzenine sahip, siyaset ve tarikat etkisinden arınmış bir ordu şarttır.Yeniden emeği en yüce değer bilen bir çalışma hayatı şarttır. Yeniden insanı, hayvanı, doğayı koruyan bir çevre bilinci şarttır. Yeniden adil bir vergi düzeni şarttır. Yeniden güzel sanatlara, edebiyata, müziğe, bilime, kültüre değer veren, yaratıcılığa saygılı bir iktidar anlayışı şarttır. Yeniden yer altı ve yer üstü kaynaklarımıza, adalarımız dahil vatan topraklarımıza, mavi vatanımıza, hava sahamıza, karasularımıza sahip çıkma kararlılığı şarttır. Yeniden “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımını içselleştirmiş bir siyaset kurumu şarttır. Yeniden laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti şarttır. Yeniden Kemalist Devlet, Yeniden Laik Cumhuriyet şarttır. Ne mutlu Türk’üm diyene!”
Gençlik ve Spor Bakanlığı Eğitim Araştırma ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü Gönüllülük Çalışmaları Daire Başkanlığı tarafından yürütülen Damla Gönüllülük Hareketi, Edirne’de başladı.
İnsan odaklı ve gönüllülük esasına dayanan proje kapsamında, ülkemizin farklı üniversitelerinde öğrenim gören yerli ve uluslararası öğrencilerden oluşan 40 kişilik gönüllü ekip, Edirne’de çeşitli sosyal sorumluluk faaliyetleri gerçekleştirecek. Proje ile dezavantajlı çocuklar, gençler ve ailelerle bir araya gelinmesi, kültürel değerlerin paylaşılması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi hedefleniyor.
Programın ilk gününde gönüllüler, Lalezar’da düzenlenen kahvaltının ardından Cumartesi Pazarı esnafını ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. Günün devamında ise Özgür Çocuklar Parkı’nda gerçekleştirilen oryantiring etkinliğine katılarak takım çalışması ve dayanışmayı pekiştiren etkinliklerde yer aldı.
İkinci gün programında ise gönüllüler, Sarayiçi’nde bulunan tarihi Kırkpınar Er Meydanı çevresinde çevre temizliği gerçekleştirerek çevre bilincine dikkat çekti. Doğal ve kültürel mirasın korunmasına katkı sunan etkinlik, toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik önemli bir çalışma olarak öne çıktı.
Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında gönüllüler, program süresince Edirne’nin farklı noktalarında sosyal, kültürel ve gönüllülük temelli faaliyetlerini sürdürecek.
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal, buğdayda hasat sezonunun devam ettiği Edirne’ye gelerek inceleme ve değerlendirmelerde bulundu.
TMO Genel Müdürümü Güldal, beraberindeki heyetle birlikte Edirne’yi ziyaret etti. İl Tarım Müdürlüğü’nde il tarım müdürü İslam Köse’yle bir araya gelen Güldal, hasat sezonuna yönelik incelemelerde bulundu. Ziraat Odası başkanlarıyla hasat sezonuna ilişkin toplantı gerçekleştiren Güldal’a, İl Müdürü İslam Köse ve İl Müdür Yardımcısı Volkan Diriker de eşlik etti.
TMO Genel Müdürü Güldal daha sonra alım noktalarını ziyaret ederek, üreticilerle bir araya geldi. Hasat süreci, verim, kalite ve rekolteye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Güldal, üreticilerin sorularını yanıtladı.
TRAAKYA BİRLİK’E ZİYARET
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal, Mali İşler Daire Başkanı Özgür Özkan, Destek Hizmetleri Daire Başkanı Murat Canpolat ve Edirne Baş Müdürü İbrahim Duman, Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç ile Genel Müdür Hakan Çalen’i makamlarında ziyaret etti.
Gerçekleştirilen nezaket ziyaretinde, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunulurken, karşılıklı görüş alışverişi yapıldı.
Gençlik ve Spor bakanlığı Anadolu Yıldızlar Ligi (ANALİG) Badminton Grup müsabakaları Edirne‘de gerçekleştiriliyor.
Edirne Spor Salonu’nda geçtiğimiz Cumartesi günü düzenlenen ANALİG Badminton Grup Müsabakaları, açılış töreniyle başladı.
Marmara Bölgesi’nden Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova illerinden çok sayıda sporcunun katıldığı organizasyonda, sporcular grup birinciliği için mücadele ediyor.
Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bugün sona erecek müsabakalara ilişkin paylaşımında, “Müsabakalara katılan tüm sporcularımıza ve antrenörlerimize başarılar diliyoruz” ifadelerine yer verdi.
GRUPLAR:
ERKEK A Grubu
1.Kocaeli, 2.Yalova, 3.İstanbul Avrupa Yakası, 4.Balıkesir
ERKEK B Grubu
1.İstanbul Anadolu Yakası, 2.Sakarya, 3.Tekirdağ, 4.Bursa
Enez’de geçtiğimiz cuma önemli bir gelişme yaşandı.
Sultaniçe-Gülçavuş Sahili Çevre ve Dayanışma Yurttaş Platformu, göreve yeni başlayan Enez Kaymakamı Yunus Emre Fırat’ı ziyaret ederek bölgenin yıllardır çözülemeyen sorunlarını içeren kapsamlı bir dosyayı teslim etti.
Ardından da ilçe meydanında basın açıklaması yaparak taleplerini kamuoyuyla paylaştı.
Aslında ortada yeni bir sorun yok.
Sultaniçe-Gülçavuş sahil köylerinin sorunlarını Enez ile soyutlamamak lazım.
Enez’i bilen bilir…
Yaz aylarında nüfusu katlanan, Trakya’nın en önemli turizm merkezlerinden biri olmasına rağmen her yaz aynı sorunlarla gündeme gelen bir ilçedir.
Bozuk yollar, bitmeyen altyapı çalışmaları, çalışıp çalışmadığı sürekli tartışılan arıtma tesisi, sahil işgalleri, karavan ve çadır düzensizliği, yetersiz aydınlatma, otopark sıkıntısı, yüksek su ve çöp bedelleri…
Liste uzayıp gidiyor.
Üstelik bunların hiçbiri dün ortaya çıkmadı.
Kimisi yıllardır konuşuluyor, kimisi her yaz yeniden gündeme geliyor, kimisi ise artık kronikleşmiş durumda.
Platformun hazırladığı dosyaya bakınca dikkatimi çeken nokta, sadece sorunların sıralanmış olması değil.
Her başlığın yanında çözüm önerilerinin de bulunması.
Yani yalnızca “şikâyet ediyoruz” denilmiyor, “Şöyle yapılırsa çözülür” de deniliyor.
İşte bunun kıymetini bilmek gerekiyor.
Demokrasilerde vatandaşın görevi yalnızca seçimden seçime sandığa gitmek değildir.
Yaşadığı kentin sorunlarını dile getirmek, çözüm önermek ve yöneticilerle diyalog kurmak da bir yurttaşlık sorumluluğudur.
Enez’de yapılan tam da budur.
**
Elbette tek bir dosya teslim edilince yılların sorunları bir günde çözülmeyecek, bunu kimse beklemiyor.
Ancak vatandaşın beklediği başka bir şey var:
Dosyanın bir rafta unutulmaması, ilgili kurumlara gönderilmesi, her başlığın tek tek değerlendirilmesi…
Yapılabileceklerin planlanması, yapılamayacakların da gerekçesiyle anlatılması…
Çünkü vatandaş artık cevapsız kalmak istemiyor.
**
Yeni göreve başlayan her yönetici aynı zamanda yeni bir umut demektir.
Enez Kaymakamı Yunus Emre Fırat da görevine böyle bir beklentiyle başladı.
Platformun hazırladığı dosya belki de önündeki ilk önemli yol haritalarından biri olacak.
İlçenin gerçek ihtiyaçlarını sahadan dinlemek, vatandaşın taleplerini doğrudan öğrenmek ve ilgili kurumlarla çözüm üretmeye çalışmak, kamu yönetiminin en temel görevlerinden biridir.
Bu nedenle yapılan ziyareti sadece nezaket ziyareti olarak görmek doğru olmaz.
Bu ziyaret, aynı zamanda Enez’in geleceğine ilişkin ortak bir çağrıdır.
Enez, yalnızca yazlıkçıların birkaç ay gelip gittiği bir sahil kasabası değildir.
Burada yılın on iki ayı yaşayan insanlar var.
Esnaf var, balıkçı var, çiftçi var, emekli var, turizmden ekmek kazanmaya çalışan işletmeler var.
Sorunların çözülmesi sadece yaşam kalitesini artırmayacak; ilçenin ekonomisine, turizmine ve geleceğine de katkı sağlayacaktır.
Şimdi gözler doğal olarak ilgili kurumlarda.
Platform üzerine düşeni yaptı, sorunları yazdı, çözüm önerilerini sundu, sesini meydanda duyurdu.
Artık beklenti, bu sesin karşılıksız kalmamasıdır.
Çünkü Enez’in artık yeni dosyalardan çok, hayata geçirilen çözümlere ihtiyacı var.
Ve unutulmamalıdır ki, bir kentin gelişmesini sağlayan sadece yapılan yatırımlar değildir.
Vatandaşını dinleyen, sorunları görmezden gelmeyen ve çözüm üretme iradesi gösteren bir yönetim anlayışıdır.
Enez bunu fazlasıyla hak ediyor.
**
Bu satırları yazarken Sultaniçe-Gülçavuş Platformu’ndan değil, Enez sahilinde yazlığı bulunan bir dostumdan gelen bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Tarih 13 Temmuz 2026, elindeki son su faturasını göndermiş.
Su kullanım bedeli 207 lira 96 kuruş, ödenmesi gereken toplam tutar ise tam 1.018 lira 2 kuruş.
Yani kullanılan suyun neredeyse beş katı…
Faturayı tek tek inceledim: Atık su bedeli, katı atık bedeli, ilaç bedeli, okuma bedeli, diğer ücretler…
Kullanılan su 208 lira, ödenecek tutar bin lirayı geçiyor.
Elbette belediyelerin hizmetlerini sürdürebilmesi için çeşitli gelir kalemleri olabilir.
Ancak vatandaşın da “Bu kadar fark neden oluşuyor?” diye sorması en doğal hakkıdır.
Çünkü mesele yalnızca ödenecek para değildir.
Mesele, ödenen her kalemin anlaşılabilir, makul ve kamu vicdanını rahatlatacak şekilde açıklanabilmesidir.
Platformun hazırladığı dosyada yer alan yüksek su ücretleri eleştirisinin neden bu kadar güçlü karşılık bulduğunu işte bu fatura tek başına anlatıyor.
Enez’in gördüğü bir büyük zulüm de, kuralsız, kontrolsüz, disiplinsiz yapılan çeltik tarımıdır. Bu yörede ve özellikle Enez’de herkesin gözü önünde bir doğa katliamı yaşanmaktadır..
Özellikle bürokrasinin bakıp da görmezlikten gelen gözleri ile yaşanan bu katliam kendi ellerimizle yarattığımız ayrıcalıklı, dokunulmaz bir zümrenin egemenliği ile umursamaz bir cesaretle tüm feryatlara rağmen sürdürülmektedir. Bürokrasi de, siyaset de 40-50 çeltik üreticisinin ya da ağasının korkusuyla bu bereketli toprakların, Trakya’nın bu cennet köşesinin hunharca katledilmesine sessiz kalmakta, hatta devlet bu katliam sahiplerinin arkasında durmaktadır.
***
Hiç kimse bu yazıyı fırsat bilip bizim çeltik tarımına karşı olduğumuz savı ile sesini yükseltmesin… Bunun düşünülmesi bile aptallıktır. Ama özellikle biz Enezliler bu konuda feryat ediyorsak bu sese kulak vermek ve bu tarımın çevre sorunu yaratmaması için kuralları belirleyerek takipçisi olmak bu konuda yetkili tüm bürokrasinin aldığı maaşı hak etmesi ile sıkı sıkıya bağlantılıdır.
Kaldı ki bu tarım için genel ve özel olarak konulmuş kurallar vardır ve yeterlidir. Ama ne yazık ki bunu uygulayacak olanlar da, bunun takipçisi olması gereken siyasiler de uygulama sorumluluğu ve cesareti bulunmamaktadır.
Evet.. Sizi suçluyorum..
***
Yaklaşık 300 bin dönüm olan bu tarım alanının, gerekli nadaslama işleri yapılmadığından ve sorumsuzca anız yakma alışkanlıklarından, kimyasal kullanımının gittikçe artmasından ötürü 5-10 yıl sonra sazlıklara dönüşeceği uzmanların kesin görüşüdür. Sadece bu bile çeltik üreticilerine DUR demek için yeterlidir.
Yakılan anızlarla ne yazık ki Enez’in Kaz Dağları kadar zengin oksijenli havasını kirletmektedir. Ergene ile Çerkezköy’den kopup, kirlenip gelen zehirli sular Enez Lagün Gölleri’ne ve Enez sahillerine ulaşmaktadır. Enez’deki sivrisinek poulasyonu büyük ölçüde çeltik alanlarının ürünüdür. İpsala Ovası’nda yapılan bu tarım, Meriç Nehri’nden besleniyor olsa da Meriç Nehri’ne uzak bölgelerde ve özellikle Enez sahil şeridindeki köylerde veya Keşan’a yakın bölgelerde yer altı suları ile çeltik tarımının yapılması geleceğimize çok büyük bir ihanettir. Akıl almaz bir sorumsuzluktur.
***
1930’larda yapılan ve ancak 1950’lerde uygulanmaya başlayan Harza projesi, ovanın bataklıktan kurtarılması, tarıma elverişli alanların kazanılması amacıyla başlatılmıştır. Hedef ve planlama 200 bin dönüm arazi ile sınırlı iken açgözlülükle bu alan 600 bin dönüme kadar ulaşmıştır. Bu özellikle Gala Gölü sulak alanlarının gittikçe daraltılması ile hala sürdürülmektedir.
Nitekim Eski Milletvekili Sn. Rasim Çakır, bir sosyal medya paylaşımında “Gala Gölü’nün milli park yapılması tam bir faciadır. Çünkü milli park sınırları çizilirken Gala sulak alanının beşte ikisi çeltik ekim alanı yapılmış topraksız köylüye toprak vereceğiz derken fakire dağıtılan topraklar sonuçta ve zaman içinde tekrar patronların eline geçmiştir. Ferre Küpürü denilen araziyi de ormanlaştıracağız derken çeltik Ekim alanı yapılmıştır” diyerek Edirne bürokrasisi ve siyasetçilerinin aymazlığı ya da sorumsuzluğu ile ilgili çarpıcı bir örnek sunmuştur..
***
Nitekim bu akıl almaz yanlış tutum 11.04.2020 tarihli bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile devam etmiş, 1630 hektar arazi daha Gala Gölü Milli Parkı içerisinden koparılarak yine birkaç zengin daha yaratmak amacıyla çeltik alanı olarak kullanıma açılmıştır. Milli Park yani RAMSAR Sözleşmesi’ne göre korunması gereken sulak alanların niteliği değiştirilmiş ve doğal yapıları yok edilmiştir..
***
Bu gün Gala Gölü’nün kurutularak çeltik tarlası olarak düzenlenmesi hayalleri kuran, bürokrat ve siyaset erbabının olduğunu tahmin etmek çok da absürd bir iddia değildir. Nitekim Hatay / Amik Gölü böyle bir zeka ürünü olarak DSİ tarafından kurutularak tarıma açılmıştır. DSİ’nin önünü göremeyen uygulamaları ile Gala Gölü de harika bir çeltik alanı olabilir.