Aramızdan ayrılanlar

İSMET MERİÇ VEFAT ETTİ
Ahı Köy sakinlerinden Tevfik Meriç’in kızı, Ahmet Rafet Ateş’in eşi, Şükrü Meriç, Özlem Ateş ve Sinem Kılınç’ın anneleri İsmet Meriç 85 yaşında vefat etti. Merhume dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeniimaret Mezarlığında toprağa verildi.

HALİL KOŞUCU VEFAT ETTİ
Merhum Salim ve merhume Fahriye Emine Koşucu’nun oğulları, Bülent, Ayşegül, Salim ve Barış Koşucu’nun babaları, merhume Güler Koşucu’nun kardeşi Halil Koşucu 76 yaşında vefat etti. Merhum dün, Ak Mescit Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.

FİKRET GÖKBULUT VEFAT ETTİ
Harun Gökbulut’un babası Fikret Gökbulut 92 yaşında vefat etti. Merhumun cenazesi dün Hasan Sezai Dergahı Camisinden alınarak Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Meriç’te ticarileşme mi?

Bülent AYAN

Edirne merkez Meriç Nehri-2 Doğal SİT Alanı olan bölge Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca  “Doğal Sit – Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak revize tescil edildi. Mehmet Müezzinoğlu Köprüsü’nün üst tarafında yer alan bölgenin Doğal Sit Alanı olmaktan çıkarılmasının Doğal Sit yanına “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” tanımını koymanın ticarileşmenin yolunun açılması olarak değerlendiriliyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün dünkü Resmi Gazete’nin 69. sayfasında yer alan tebliğinde şunlara yer verildi:

“Edirne İli, Merkez İlçesi, Meriç Nehri-2 Doğal Sit Alanı aşağıdaki haritada gösterildiği şekliyle Bakanlık Makamının 30.06.2026 tarih ve 16065139 sayılı Olur’u ile “Doğal Sit- Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak revize tescil edilmiştir.

19.07.2012 tarihli ve 28358 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik” in 17. maddesinin (j) bendinde yer alan “Anıt ağaçlar hariç, tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tescil kararları Resmi Gazete’de yayımlanır ve Bakanlığın internet sayfasında bir ay süre ile duyurulur.” hükmü gereği ekteki haritada belirtilen doğal sit alanının tescili tebliğ olunur.

Alana ait koordinat ve parsel bilgileri https://says.csb.gov.tr adresinde mevcuttur.”

4 bin 655 metre irtifada pedal!

Bülent AYAN

Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği’nin (DOÇEK) 4 bisiklet sporcusundan oluşan ekibi “Dünyanın Çatısı” olarak anılan Pamir Platosu’nun kalbi Alichur bölgesini aşarak 4655 metrelik Ak-Baital zirvesine doğru pedallamaya başladı.

Mehmet Erkul, Kenan Taşkın, Rahman Ketenciler  ile Tacikistan’da pedal basan DOÇEK Başkanı Hakan Eşme, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği son paylaşımında şunlara yer verdi:

“Yolculuk tüm hızıyla, kendi mecrasında akıp gidiyor; Alichur’dan ayrılıp Murghab’a doğru indik.

Hayatım boyunca yüksek irtifalarda çokça bulunmuş olsam da, bu baş döndürücü yüksekliklerde ilk kez pedal çeviriyorum.

Yüksek irtifanın ne demek olduğunu tecrübe edenler demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.

Her ne kadar günler içinde bünyemiz coğrafyaya uyum sağlamış, aklimatize olmuş olsa da buralarda dengeler pamuk ipliğine bağlı, fazlasıyla hassas.

Alichur sonrasında 4100 metrelerden 3600 metreye kadar nefeslenerek indik inmesine fakat önümüzde bizi bekleyen 4655 metrelik o meşhur Ak-Baital zirve hattı var.

Eğer o devasa eşiği kazasız belasız aşabilirsek, pedallarumuz bu defa Kırgızistan topraklarına doğru dönmeye başlayacak.

​Tacikistan’ın dağlarında, köylerinde insanı sarıp sarmalayan çok güzel bir sıcaklık var; kadın erkek, yaşlı genç fark etmeksizin herkes içtenlikle selam alıp selam veriyor.

Orta yaş ve üzerindekiler sağ ellerini göğüslerine götürüp “selam aleyk” kelamıyla karşılıyor, çocuklar ve gençler ise yüzlerinde muzip bir tebessümle “hello” diyerek yanaşıyorlar yanımıza.

Şaşırtıcı ama bu ücra coğrafyada en çok duyduğumuz isimlerden biri de Arda Güler. Türkiye’den geldiğimizi öğrendikleri an, özellikle gençlerin ağzından dökülen ilk söz, bu topraklara kadar ulaşan o futbol coşkusu oluyor.

​Murghab sonrasındaki zirve hattına, Pamirlerin kalbine girmeden evvel burayı son bir soluklanma, eksilen malzemeleri tamamlama noktası olarak seçtik.

Bir Kırgız ailenin şefkatle işlettiği misafir evindeyiz; bir Kırgız yurdunun, o geleneksel çadırın kubbesi altında gecelemek hepimize ayrı bir heyecan ve motivasyon kattı.

Kırgızistan sınırına yaklaştıkça bu kadim yurtların sayısı da, o kendine has özgünlüğü de şüphesiz artacak.

Üstelik Murghab bölgesi, vahşi coğrafyanın gizemli sakinleri olan kar leoparlarının yurdu.

Burada onlarla ilgili kurulmuş bir araştırma merkezi yer alıyor, yol boyu birçok noktada karşımıza çıkan leopar heykelleri de bu asil hayvanların bölgedeki izlerini ve benimsenmişliğini yansıtıyor

​Dört kişilik ekibimiz hem fiziksel hem de zihinsel olarak bu büyük zirve çıkışına tamamen hazır.

Şimdiye dek planlarımıza göre hareket ettik büyük sapma yaşamadık. Hatta takvimin bir gün önünde seyrediyoruz ki, bunun yegane sebebi Duşanbe’deki özerk bölge izin işlemlerini erkenden halletmiş olmamız.

Umudumuz, turun kalan kısmının da aynı plan, program dahilinde sürmesi yönünde.

​Kaldığımız misafir evinin avlusu ise tam bir panayır yeri; dünyanın dört bir köşesinden kopup gelmiş motosikletçiler, yollara sevdalı bisikletçiler bir arada.

Herkes kendi patikasının, kendi saklı macerasının peşinde, heybesini yaşanmış öykülerle doldurmakla meşgul.

Yolculuğun son eksiklerini tamamlamak adına Murghab pazarının tozlu tezgahlarına da uğradık. Burası, hafızamızda yer eden o 80-90’lı yılların küçük kasaba pazarlarını hatırlatıyor insana.

Çin sınırı şunun şurasında yüz kilometre ötede olunca, tezgahlara dizilen malların neredeyse tamamı da komşudan gelen ürünlerden oluşuyor.

​Oysa buraya varışımız ne güzeldi…

Murghab’a doğru bisikletle süzülmek, hem altımızdaki zeminin düzelmesi hem de o özlenen sürüş hazzı bakımından turun en keyifli anlarından birine dönüştü.

Arkamızda bıraktığımız on beş günlük o hırpalayıcı, sıkıntılı yolların ardından sanki dağlar dile geldi de, “Hadi, biraz da bu anın tadını çıkarın,” sözleriyle ödüllendirdi bizi.

​Yarın sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden o zorlu zirve hattına adım atıyoruz. Bu eşikten geçtikten sonra, uzunca bir süre ne telefonlarımız ses verecek ne de internet ile bir bağımız kalacak. Kendi sessizliğimize, yolun kendi çağrısına döneceğiz.

​Hepimizin yolu açık olsun.

​Pamirler’in o muazzam doruklarından kucak dolusu selamlar, burnumuzda tüten çokça özlemle sevgiler dileriz…”

‘Karbon teknolojisi ezbere yapılmaz’

Olgay GÜLER

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Edirne Şubesi tarafından düzenlenen konferansta, uzay ve havacılıkta kullanılan karbon fiber teknolojisinin doğru projelendirildiğinde binaların deprem performansını artırabildiğine dikkat çekildi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı İMO Edirne Şubesi tarafından, Aquatex firması iş birliğiyle ‘Bina güçlendirme alanında fiberin önemi’ konulu konferans gerçekleştirildi. İMO oda binasında gerçekleştirilen konferansa; İMO Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, firma temsilcileri Kemal Eminoğlu ve Umut Olcay ile çok sayıda oda üyesi inşaat mühendisi katıldı.

‘MEVCUT YAPI STOĞUMUZU ACİLEN GÜÇLENDİRMELİYİZ’

Konferansın açılışında konuşan İMO Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, deprem gerçeğine ve yapı güvenliğine dikkat çekerek, “Yaşadığımız coğrafyada, ülkemizin deprem kuşağında olduğu gerçeği ile can ve mal güvenliğini sağlamanın en temel yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmekten ve mevcut yapı stoğumuzu acilen güçlendirmeden geçmektedir. Bugün burada geleneksel yöntemlere kıyasla daha pratik ve hafif teknoloji olan fiber malzemeyle bina güçlendirilmesi konulu seminer için toplanmış bulunuyoruz. Seminerimiz boyunca bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşacak olan değerli uzman konuşmacılarımıza ve bu organizasyonda emeği geçen herkese şimdiden şükranlarımı sunuyorum. Değerli katılımcılar bilgiyi paylaştıkça çoğaltacak ve öğrendiğimiz her yeni teknikle, daha sağlam yarınlar inşa edeceğiz” dedi.

‘KARBON GÜÇLENDİRME EZBERE YAPILAMAZ’

Karbon malzeme teknolojisinin teknik detaylarını aktaran firma yetkilisi Kemal Eminoğlu, “Öncelikle karbon güçlendirme çok farklı bir sistemdir. Karbon malzeme yalnızca inşaat sektöründe değil, dünyada yaklaşık dokuz farklı sektörde kullanılıyor. Otomotiv sanayinden uzay sanayisine kadar birçok alanda yer alıyor. Her sektörde kullanım amacı ve teknik özellikleri farklıdır. Yüksek teknolojiyle üretilen bir malzemedir. Karbon güçlendirme yapılacaksa, binanın en alt noktasından en üst noktasına kadar mühendislik projesine uygun şekilde uygulanmalıdır. Türkiye’de insanlar çoğu zaman maliyet açısından düşünüyor. Oysa önce mühendislik hesaplarının yapılması gerekir. Hesaplamalar sonucunda güçlendirme yöntemi belirlenir. Eğer karbon uygun görülürse karbon uygulanır. Ama her binada mutlaka karbon kullanılacak diye bir kural yok. Bazı yapılarda çelik güçlendirme daha doğru olabilir, bazı yapılarda ise betonarme genişletme tercih edilir. Bu tamamen mühendislik hesaplarıyla belirlenir. Bu yüzden sokaktan gelip ‘Ben binamı karbonla güçlendirmek istiyorum’ diyen birine doğrudan malzeme vermiyoruz. Çünkü bu ezbere yapılacak bir iş değildir” diye konuştu.

‘YETERİNCE BİLİNÇ OLUŞMUŞ DEĞİL’

Karbon güçlendirme sisteminin Türkiye’de özellikle 1999’daki Gölcük depreminden sonra daha fazla gündeme geldiğini anlatan Eminoğlu, “Ancak toplumda hâlâ yeterli bilinç oluşmuş değil. Biz firma olarak önce mühendislik raporunu istiyoruz. Çünkü hangi kolona, ne kadar ve hangi özellikte karbon uygulanacağını mühendislik firması teknik şartnamede belirliyor. Biz de buna göre uygulama yapıyor ve altına imzamızı atıyoruz. Zemin durumu ve statik hesaplara göre kullanılacak karbon kumaşı da değişiyor. Tek yön çalışan karbon kumaşlarımız var, çift yön çalışan karbon kumaşlarımız var. Bunların teknik özellikleri birbirinden farklı. Ben Edirne’yi de az çok biliyorum. Burada oldukça eski yapı stoku var. Bir firma bize geldiğinde önce binanın zemine oturma yükü hesaplandı mı, kolonların taşıması gereken yükler belirlendi mi diye soruyoruz. Eğer bu raporlar hazırlanmışsa, örneğin ana taşıyıcı kolonlar için 600 gram çift yön karbon kumaş önerilebiliyor” şeklinde konuştu.

‘İNSANLARA HAYATİ ÖNEM TAŞIYAN ZAMAN KAZANDIRIR’

Her müşteriye önce maliyet hesabı yapmalarını önerdiklerinin altını çizen Eminoğlu, “Diyelim ki bir binanın sıfırdan yeniden yapılması 50 milyon TL tutuyor. Eğer karbon güçlendirme maliyeti 25 milyon TL seviyesine ulaşıyorsa biz o noktada karbonu tavsiye etmiyoruz. Ben malzeme satan bir firmayı temsil ediyorum ama yine de doğru olanı söylüyorum. Çünkü karbon güçlendirme sonuçta bir güçlendirme yöntemidir. Yeni bina yapmakla aynı şey değildir. Karbon sisteminin mantığı şudur; deprem sırasında ana taşıyıcı kolon zarar gördüğünde binanın bir anda dağılmasını engeller. Yapıyı bir bütün halinde tutarak insanların binayı güvenli şekilde terk edebilmesi için zaman kazandırır. Bunu basit bir örnekle anlatmak gerekirse; su dolu bir bardağı düşünün. Bardak kırıldığında etrafını sağlam bir malzemeyle sardığınızda suyun dağılmasını engelleyebilirsiniz. Karbon iplik de aynı mantıkla çalışır. Yapının tamamen parçalanmasını önler, yıkımı geciktirir ve insanların dışarı çıkabilmesi için hayati önem taşıyan zamanı kazandırır” ifadelerini kullandı.

Yeni haftada bol yağış tahmini

Edirne’de bugün ve yarın 37 dereceye çıkması beklenen sıcaklıkla yeni haftaya merhaba derken, yarından başlayacak sağanak yağışlarla birlmikte birkaç gün içerisinde termometreler 9-10 dereceye kadar gerileyecek.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 5 günlük hava tahmin raporuna göre, Edirne’de bugün az bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 21°C, en yüksek 37°C, nem (%) 35-83, rüzgar (km/sa) güneydoğudan 11

Yarın gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 23°C, en yüksek 37°C, nem (%) 37-63, rüzgar (km/sa) kuzeyden 11

22 Temmuz 2026 Çarşamba günü kuvvetli gökgürültülü sağanak yağışlı bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 22°C, en yüksek 28°C, nem (%) 67-92, rüzgar (km/sa) kuzeyden 18

23 Temmuz 2026 Perşembe günü parçalı bulutlu bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 19°C, en yüksek 30°C, nem (%) 39-773, rüzgar (km/sa) kuzeyden 15

24 Temmuz 2026 Cuma günü bir havayla birlikte en düşük sıcaklık 16°C, en yüksek 29°C, nem (%) 42-94, rüzgar (km/sa) doğudan 14 olarak tah9min ediliyor.

Bu sefer dükkanını dönüştürdü!

Olgay GÜLER

Edirne’de, Sabuni Mahallesi’nde ‘Bat Pazarı’ olarak adlandırılan bölgede, geri dönüşümü modayla buluşturduğu dükkanı, geçtiğimiz yıl yangında kullanılamaz hale gelen Emine Ayaz, onarımı tamamladığı iş yerinin kapılarını yeniden açtı.

Edirne’de yaşayan moda tasarımcısı Emine Ayaz’ın Sabuni Mahallesi Medrese Sokak üzerindeki dükkanı, geçtiğimiz yıl meydana gelen yangında hasar görerek kullanılamaz hale geldi. Yılların emeğini bir anda kaybeden Ayaz, yılmayıp iş yerini yeniden elden geçirdi. ‘Sürdürülebilirlik’ temasıyla, kullanılmayan elbise ve eşyaları yeniden tasarlayan ve geri dönüşüme kazandıran Ayaz, iş yerinin kapılarını Cumartesi günü yeniden açtı.

‘İNSANLARA ÖRNEK OLMAK İSTİYORUM’

Yaklaşık dört yıldır küçük bir butik işlettiğini dile getiren Ayaz, “Ne yazık ki birçok ürün yandı, kullanılamaz hale geldi. Yılların emeği bir anda çöp oldu diyebilirim. Ama pes etmedim. Dükkanı yeniden kurdum ve tekrar başlıyorum. Bu yüzden de bugün dostlarımızla bir araya gelerek ‘yeniden merhaba’ demek istedik. Bu etkinliğin amacı da tamamen bu; yeniden başladığımızı, yeniden burada olduğumuzu paylaşmak. Dostlarımızla buluşacağız, sohbet edeceğiz ve yeniden işe döndüğümü paylaşacağım. Biraz da insanlara örnek olmak istiyorum. Yaşadığım kötü olaya rağmen hızlı bir şekilde toparlanıp yeniden üretmeye başladığımı göstermek istedim” dedi

SÜRDÜRÜLEBİLİR MODA: KIYAFETLERE İKİNCİ BİR HAYAT

Emine Ayaz, iş yerinde sıfırdan ürün tasarlayıp diktiğini ve boyadığını, tamamen yeni ürünler de ürettiğini kaydetti. Asıl odak noktasının “ileri dönüşüm” ve sürdürülebilirlik olduğunu  söyleyen Ayaz, “İnsanların hasar görmüş ya da artık kullanmadıkları kıyafetlerini dönüştürerek bambaşka ürünler ortaya çıkarıyorum. İnsanların severek kullandığı ama artık dolapta bekleyen kıyafetlerini yeniden değerlendiriyorum. Eğer bir kıyafet yırtılmışsa, lekelenmişse ya da kullanılmayacak durumdaysa onu dönüştürüyor, yeniden kullanılabilir hale getiriyorum. Kıyafetlere ikinci bir hayat veriyorum” diye konuştu

‘Halk açlığa, bütçe rantçılara’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yayınlanan verilerin yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koyduğuna dikkat çekerek, rant ekonomisinin üretim ekonomisine tahakküm ettiğini bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Bütçe nefes alamıyor: Halk açlığa, bütçe rantçılara” başlıklı yazılı açıklamasında, “Geçtiğimiz günlerde Merkezi Yönetim Bütçesi’ne ilişkin veriler ve tablolar yayınlandı. Gerek bir iktisatçı gerekse de bir siyasi olarak ben de bu verileri inceleyerek sizler ile paylaşmak istedim, ancak bu verilere baktığımda ilk aklıma gelen iktidarın oluşturduğu gündemlerle halkı ve siyasi partileri bir kez daha asıl sorundan uzaklaştırarak yarattığı yapay gündeme hapsetmesi oldu bütçeye ilişkin tablolar aslında, iktidarın tercihiyle bir ‘talan’ mekanizmasına dönüşmüş durumda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor” diyerek şunlara yer verdi:.

“Yayınlanan veriler, yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koymaktadır. Peki, bu devasa rakamın sizin hayatınızdaki karşılığı nedir? Hemen söyleyelim: Ödediğiniz her 100 TL’lik verginin 22,12 TL’si, doğrudan finansal rantiyelere aktarılmıştır. Aynı dönemde yatırımlara ayrılan pay ise sadece 464 milyar TL’de kalmıştır.

Siz mutfağınızda ‘kemer sıkarken’, iktidar bu parayı kimlere veriyor? İşte bu tablonun perde arkası:

RANTİYEYE HİBE, HALKA ÇİLE:

1,46 trilyon TL’lik faiz ödemesi, bir kamu hizmeti değil, toplumun genelinden alınıp bir avuç varlıklı kesime yapılan bir transferdir. Siz yüksek vergi yükü altında ezilirken, bu kaynaklar tüketim eğilimi düşük olan “rantiyelere” aktarılmaktadır. Kendi cebinizden çıkan paranın, refahınız için değil de sermaye gruplarının faiz geliri için kullanıldığını hiç düşündünüz mü?

‘MALİ DİSİPLİN’ YALANI:

İktidar, ‘faiz dışı fazla’ verdiklerini söyleyerek bunu bir başarı hikâyesi gibi sunuyor. Oysa bu, sizin sosyal harcamalarınızdan ve ülkemizin yatırım potansiyelinden çekilen paraların finansal sektöre ‘hibe’ edilmesi demektir. Yani sizin sofranızdan eksilen, tefecinin kazancına eklenmektedir.

VERGİ YÜKÜYLE BOĞULMAK:

 Dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV ve yeni türetilen araç vergileri gibi) hane halkı harcamalarınız kısıtlanırken, ekonomi ‘kısır bir döngüye’ sokulmuştur. Bu adaletsiz vergi düzeniyle, iktidar ekonominin motoru olan sizlerin alım gücünü kendi elleriyle zayıflatmaktadır.

PLANLAMA ŞART:

Biz ‘Fonksiyonel Maliye’ diyoruz; yani bütçenin tek amacı rantı beslemek değil, tam istihdamı sağlamak olmalıdır. Mevcut bütçe açığı yatırıma değil, sadece faiz yüküne çarpmaktadır. Faiz oranlarının sınırlandırılıp, kaynakların üretime ve istihdama yönlendirilmesi varken, neden hâlâ bu ‘rantiyeci’ düzeni destekleyenlere oy veriyorsunuz?

Bu tabloya baktığınızda şunu görmenizi istiyoruz: Rant ekonomisi, üretim ekonomisine tahakküm etmektedir. Devletin elini kolunu bağlayan bu yüksek faiz yükü, ülkemizin etkin bir üretici olma kapasitesini zayıflatmaktadır. Maliye politikası, sizleri canlandırmak yerine finansal sistemin dengelerini koruyan bir ‘dengeleme aracı’ olarak kullanılmaktadır.

Zafer Partisi olarak, bu yapay gündemlerle dikkatiniz dağıtılmadan, gerçek sorun olan ‘rant düzeninin’  yıkılması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye, bir avuç faizcinin değil; üreten, çalışan ve hakkını alan Türk milletinin olacaktır.

Sandık, sadece bir parti seçimi değil, kendi emeğinizin ve alın terinizin kimin cebine gireceğine karar vereceğiniz yerdir.”

Kuday Ailesi’nin mutlu günü

Nurşen GÜL ÖZ

Edirne Kent Konseyi Genel Sekreteri Arif Kuday ile Yıldız Kuday’ın kızları Kardelen Kuday ile Meryem ve Hüseyin Aytav’ın oğulları Berkay Aytav geçtiğimiz 17 Temmuz Cuma akşamı yaşamlarını birleştirdi.

Yeniimaret Fesleğen Kır Bahçesi’nde düzenlenen düğün törenine başta Babaanneleri Hayriye Kuday  olmak üzere Kuday ve Aytav ailelerinin yakınları, siyasetçiler, sendikacılar, bazı belediye meclis üyeleri katıldı.

Edirne Milletvekili Baran Yazgan, görevden alınan CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör’ün de hazır bulunduğu düğün törenine Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da bir çiçek gönderdi. Yeniimaret semti sakinleri de her iki ailenin ve gençlerin mutluluğuna ortak oldu.

Hudut Gazetesi’nde spor yazıları ve haberleri ile yer alan Cemal Kuday, Cengiz Kuday. Tamer Kuday ile Neşe ve Melike’nin yeğenleri olan Kardelen’in mutluluğuna ailesi de birliktelikleri ile mutluluk kattı.

‘En büyük düşman, kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Mustafa Kemal Paşa’nın, 20 Temmuz 1920’deki demecine yer verdiği açıklamasında, “En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir’’ şeklindeki sözlerini anımsattı.

ADD Edirne Şubesi’nce paylaşılan dernek genel merkezinin açıklamasında, 4-11 Eylül 1919 tarihinde tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nden sonra çıkan ‘İrade-i Milliye’ gazetesinden sonra Mustafa Kemal’in Anadolu’da çıkardığı ikinci gazetenin ‘Hâkimiyet-i Milliye’ olduğu belirtilerek özetle şunlara yer verildi:

Mustafa Kemal Paşa, 20 Temmuz 1920’de Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ne demecindeki ‘En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir’’ sözleriyle ve 1 Aralık 1921’de TBMM’de ‘Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız’ diyerek, daha yolun başında, neyle mücadele ettiklerini ve hedeflerini iyi bildiklerini ortaya koymuştur.

Milli Mücadele, Büyük Zafer, Lozan, Cumhuriyet, Aydınlanma Devrimleri ve sonrası hep kurgulanan bu yol haritasının planlanmış aşamaları, öngörülmüş sonuçlarıdır. Böyle bir bilincin, böyle bir iradenin ürünüdür, emperyalizmi ilk defa yenmek. Bu bilinçle yürütülen bir mücadelenin eseridir, Türkiye Cumhuriyeti.

Türk Devrimi de, her devrim gibi karşıtının doğduğunu görmüş, etkilerini yaşamıştır, yaşamaktadır.

Milli Mücadele ve kuruluş yıllarında İngiltere’nin güdümüyle çıkartılan şeriatçı isyanlarla başlatılan, Zafer’i Saray’a teslim etme çabaları, ihanetler ve suikast girişimleriyle sürdürülen Karşı Devrim; Atatürk’ün erken kaybı sonrası ABD emperyalizminin ve işbirlikçilerinin desteğiyle Cumhuriyetimiz’in altını oyma eylemlerini sürdürmüştür.

Bu nedenle zaman; yıllardır unutturulmaya çalışılan Kemalizm’i, yani Atatürkçülüğü, yani Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni anımsama, gerçek anlamıyla anlama ve uygulama zamanıdır. Çünkü; Karşı Devrim bir zehirdir, panzehiri de Kemalizm’dir.

Kemalizm (Atatürkçülük); Türk Milleti’nin, 600 yıl konuştuğu dilin alfabesinden yoksun, cahil bırakılmışlığına, 400 yıl boyunca “Etrak-ı bi idrak” denilerek aşağılanmışlığına, 3 asır cepheden cepheye koşturularak yoksullaştırılmışlığına ve 239 yıl süren yenilgilerle ezilmişliğine karşı, 18. yüzyıldan itibaren tam 200 yıl çabaladıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kadını, erkeği ve çocuğuyla yazabildiği tek doğru reçetedir. Ulusumuz, o doğru reçeteyi yazıncaya kadar çok acılar çekmiş, uygulamak için de çok bedel ödemiş, çok can vermiştir.

Kemalizm; Anadolu insanının “yurdunu ve kasasını Batı’nın, vicdanını ve kafasını Doğu’nun pençesinden kurtarıp” geleceğin dünyasında yerini alma pusulası, varoluş manifestosudur.

Kemalizm; kuldan birey, tebaadan yurttaş, ümmetten millet, memalikten vatan, kadından insan, sömürgeden tam bağımsız memleket, enkazdan devlet, yokluktan varlık yaratma felsefesidir. Devleti namusla, akıl ve bilimle, ahlak ve liyakatle yönetme iradesidir.

Kemalizm; tutkalı laiklik olan bir ilkeler bütünüdür. Dünyanın dilinden düşürmediği “Demokrasi” de, ancak laiklik varsa, vardır. Laik olmayan bir devlet; rejimi ne olursa olsun, ne demokrasi olabilir, ne bağımsız yaşayabilir, ne bütün kalabilir, ne iç barışını koruyabilir, ne kalkınabilir, ne de vatandaşlarını huzur ve refah içinde yaşatabilir. Örneklerini görmek için sadece coğrafyamıza bakmak yeterlidir.

Kemalizm; antiemperyalist özü, tam bağımsızlık hedefi ve eserleriyle dünyaya, özellikle mazlum milletlere umut olmuş, çağını aşmış, gelecekte de geçerli olduğunu ispatlamış bir ideolojidir.

Büyük Atatürk, 29 Ekim 1933’de Ankara Hipodromu’nda, Kemalist politikalarla sadece on yılda, dünyada eşi görülmemiş siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel başarılara imza atmış olmanın haklı gururu içinde 10. Yıl Nutku’nu,’Türk Milleti!Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.Ne mutlu Türk’üm diyene!’seslenişiyle tamamlamıştı.

93 yıl sonra bugün;Muasır medeniyet seviyesini aşma hedefinden uzaklaşmışsak,Krizden krize sürüklenmekten harap ve bitap düşmüşsek,“Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişi ırkçı bulunup reddedilmişse,Ulusal bayramlarımız unutturulmak isteniyorsa,“Andımız” yasaklanmış, “TC” tabelalardan kaldırılmış, “Atatürk” adı statlardan, meydanlardan silinmişse,10. yıldaki coşku ve gururu hissedemiyorsak nedeni;

Kemalizm’i ırkçılıkla, faşistlikle yaftalayıp yok sayma cehaleti, Atatürkçülüğe yağmurda açılacak şemsiye gözüyle bakma gafleti, başarısı kanıtlı Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni terk edip emperyalizmin mucizevi (!) kalkınma modeli haplarını yutma dalaletidir.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; siyaset kurumunu esir alan bu cehalet, bu gaflet artık son bulmalıdır diyor, en yüksek sesimizle haykırıyoruz;

Yeniden laik, bilimsel, kamusal, ücretsiz ve Milli bir eğitim sistemi şarttır. Yeniden tarikat ve cemaatlerden, din istismarcısı rant baronlarından, ‘Din kisvesi altındaki küfür ve melanetten’ arınmış bir devlet ve toplum düzeni şarttır. Yeniden toplumcu, kamucu ve ulaşılabilir bir Sağlık Sistemi şarttır.  Yeniden4 denge esasına dayanan, yüksek teknolojili mal üreten, kamu ve özel sektörü üretim temelinde bir araya getiren bir Karma Üretim Ekonomisi şarttır. Yeniden ülkemizin özgün koşullarını ve bölgesel dengeleri gözeten bütüncül bir Planlı Kalkınma Modeli şarttır. Yeniden bölge merkezli, karşılıklılık esaslı, büyük devletlerle onurlu ve dengeli ilişkiler kuran bir Dış Politika şarttır. Yeniden kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı şarttır. Yeniden özgür basın, özgür sanat, özgür bilim, baş tacı öğretmen ve özerk üniversite şarttır. Yeniden kadınlarımızı omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyık gören bir yönetim anlayışı şarttır. Yeniden ‘Hudut namustur’ diyen, BOP’un 21. yüzyılın Sevr’i olduğunun farkında olan, “geçici sığınmacı” adlandırmasıyla meşrulaştırılmaya çalışılan yabancı istilasının, demografik yapımızı tarumar edip iç çatışma yaratma amaçlı yeni bir emperyal tuzak olduğunu gören bir devlet aklı şarttır. Yeniden kendi eğitim, sağlık ve yargı sistemlerine, komuta bütünlüğüne, liyakat esaslı terfi ve atama düzenine sahip, siyaset ve tarikat etkisinden arınmış bir ordu şarttır.Yeniden emeği en yüce değer bilen bir çalışma hayatı şarttır. Yeniden insanı, hayvanı, doğayı koruyan bir çevre bilinci şarttır. Yeniden adil bir vergi düzeni şarttır. Yeniden güzel sanatlara, edebiyata, müziğe, bilime, kültüre değer veren, yaratıcılığa saygılı bir iktidar anlayışı şarttır. Yeniden yer altı ve yer üstü kaynaklarımıza, adalarımız dahil vatan topraklarımıza, mavi vatanımıza, hava sahamıza, karasularımıza sahip çıkma kararlılığı şarttır. Yeniden “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımını içselleştirmiş bir siyaset kurumu şarttır. Yeniden laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti şarttır. Yeniden Kemalist Devlet, Yeniden Laik Cumhuriyet şarttır. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Damla Gönüllülük Hareketi başladı

Gençlik ve Spor Bakanlığı Eğitim Araştırma ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü Gönüllülük Çalışmaları Daire Başkanlığı tarafından yürütülen Damla Gönüllülük Hareketi, Edirne’de başladı.

İnsan odaklı ve gönüllülük esasına dayanan proje kapsamında, ülkemizin farklı üniversitelerinde öğrenim gören yerli ve uluslararası öğrencilerden oluşan 40 kişilik gönüllü ekip, Edirne’de çeşitli sosyal sorumluluk faaliyetleri gerçekleştirecek. Proje ile dezavantajlı çocuklar, gençler ve ailelerle bir araya gelinmesi, kültürel değerlerin paylaşılması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi hedefleniyor.

Programın ilk gününde gönüllüler, Lalezar’da düzenlenen kahvaltının ardından Cumartesi Pazarı esnafını ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. Günün devamında ise Özgür Çocuklar Parkı’nda gerçekleştirilen oryantiring etkinliğine katılarak takım çalışması ve dayanışmayı pekiştiren etkinliklerde yer aldı.

İkinci gün programında ise gönüllüler, Sarayiçi’nde bulunan tarihi Kırkpınar Er Meydanı çevresinde çevre temizliği gerçekleştirerek çevre bilincine dikkat çekti. Doğal ve kültürel mirasın korunmasına katkı sunan etkinlik, toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik önemli bir çalışma olarak öne çıktı.

Damla Gönüllülük Hareketi kapsamında gönüllüler, program süresince Edirne’nin farklı noktalarında sosyal, kültürel ve gönüllülük temelli faaliyetlerini sürdürecek.