Ani ihtiyaçlar için saatlik sunucu çözümleri büyük kolaylık sağlar. Netlen, bu modeli kullanıcı dostu hale getirir.
Bu sistemde yalnızca kullandığınız süre kadar ödeme yaparsınız. Kısa süreli projeler ve test ortamları için idealdir.
Netlen’in saatlik sunucu altyapısı, güçlü donanımlar ve hızlı ağ bağlantılarıyla desteklenir. Kurulum süresi çok kısadır. “Esneklik, başarının anahtarıdır.” sözü bu yaklaşımı anlatır.
Yönetim paneli sayesinde sunucunuzu istediğiniz zaman açıp kapatabilirsiniz. Gereksiz masraflardan kurtulursunuz.
Sonuç olarak, esnek ve ekonomik bir altyapı arayanlar için saatlik sunucu çözümleri mükemmel bir tercihtir. Netlen güvenilir bir alternatiftir.
Edirne Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi iş birliğiyle, araştırmacı gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıl dönümünde kapsamlı bir anma programı düzenlendi. 24 Ocak Cumartesi günü saat 11.45’te başlayacak etkinliklerde, Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinin sembol isimleri bir kez daha saygı ve minnetle anılacak.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, yayınladığı mesajla tüm Edirne halkını anma etkinliklerine davet etti. Başkan Gencan mesajında “Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinin en cesur kalemlerinden biri olan Uğur Mumcu’yu, halkın gönlünde taht kuran ve görev aşkıyla şehit düşen Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan’ı ve nezaketiyle, devlet adamlığıyla siyasetimize yön veren kıymetli bakanımız İsmail Cem’i rahmet ve minnetle anıyoruz. Onların fikirleri ve onurlu duruşları, bugün bizlere yol göstermeye devam ediyor. Adaletin ve demokrasinin savunucusu olan bu üç değerli ismin anısını yaşatmak bizim görevimizdir. Tüm hemşehrilerimi, bu ortak değerlerimize sahip çıkmak ve onları bir kez daha birlikte yâd etmek için anma programımıza davet ediyorum.” ifadelerine yer verdi.
Edirne Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) iş birliğiyle düzenlenen anma programı, 24 Ocak Cumartesi günü saat 11.45’te Tarihi Belediye Binası’nda açılışı yapılacak olan “Sönmeyen Işık Uğur Mumcu” fotoğraf sergisi ile başlayacak.
Serginin ardından saat 12.00’de, Tarihi Belediye Binası önünden hareket edecek olan kortej, katılımcılarla birlikte Atatürk Anıtı’na kadar anlamlı bir yürüyüş gerçekleştirecektir.
Saat 12.20’de Atatürk Anıtı’nda yapılacak Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, programın ana töreni saat 12.30’da Uğur Mumcu Anıtı önünde devam edecektir.
Program, ADD Başkanı Celil Özcan’ın hitabı ve heyetin Uğur Mumcu Anıtı’na karanfilleri bırakılmasıyla sona erecektir.
Güneş enerjisi sistemleri, sürdürülebilir enerji üretiminin kalbini oluştururken, bu sistemlerin verimli çalışması solar inverter gibi kritik bileşenler sayesinde mümkün olur. Solar inverterler, güneş panellerinin ürettiği enerjiyi evlerde, işletmelerde veya elektrik şebekesinde kullanılabilir hale getiren ileri teknoloji ürünlerdir.
Güneş enerjisinin günlük hayatta etkin şekilde kullanılabilmesi için doğru enerji dönüşümü şarttır. İşte burada solar inverterler devreye girer.
Solar İnverter Nedir?
Solar inverter, güneş panellerinden elde edilen doğru akımı (DC) elektrik enerjisinin, günlük hayatta kullanılan alternatif akıma (AC) dönüştürülmesini sağlayan elektronik bir cihazdır. Güneş panelleri tarafından üretilen DC akım, doğrudan evlerde veya iş yerlerinde kullanılabilen AC elektriğe çevrilmeden önce solar inverterler tarafından işlenir.
Bu dönüşüm sayesinde güneş enerjisi evlerdeki elektrikli cihazları çalıştırabilir, aydınlatma sağlayabilir veya fazla enerji şebekeye geri beslenebilir.
Solar İnverter Nasıl Çalışır?
Solar sistemlerde inverter, güneş panelinden gelen enerjiyi alır ve bu enerjiyi şu şekilde işler:
Güneş panelleri DC elektrik üretir.
Solar inverter bu DC elektriği alır.
İnverter, DC’yi AC elektriğe dönüştürür.
Üretilen AC enerji, ev veya işletmenin elektrik sistemine aktarılır.
Bu işlem, güneşten gelen enerjinin etkin ve güvenilir şekilde kullanılmasını sağlayarak enerji verimliliğini artırır.
Solar İnverter Çeşitleri
Solar inverter seçimi, sistemin verimliliğini ve performansını doğrudan etkiler. Başlıca inverter türleri şunlardır:
1. String (Dizi) İnverterler
Bu inverterler, birden fazla güneş panelinin çıkışını tek bir noktada toplar ve DC’yi AC’ye dönüştürür. Kurulum ve bakım açısından avantajlıdır.
2. Mikro İnverterler
Her panel için ayrı inverter bulunur. Gölge veya panel performansındaki farklılıklar, sistem verimini etkilemez.
3. Hibrit İnverterler
Güneş enerjisi ile birlikte akü ve şebeke bağlantısını entegre eden sistemlerdir. Enerji depolama özelliği de sunabilir.
Solar İnverter Kullanmanın Avantajları
Solar inverterler, enerji dönüşümünü sağladıkları için güneş enerjisi sisteminin en önemli parçalarından biridir. Avantajları arasında:
⚡ Yüksek Verimlilik: Güneşten gelen enerjiyi kayıpsız dönüştürür.
💡 Kullanım Kolaylığı: AC elektrikle günlük tüketim sağlanır.
🌍 Enerji Tasarrufu: Elektrik faturalarında düşüş sağlar.
🔌 Esnek Sistem Entegrasyonu: Şebeke veya akü ile uyumlu çalışabilir.
Bu avantajlar, solar inverterlerin hem konut hem de ticari çözümler için tercih edilmesini sağlar.
Solar İnverter Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?
Solar inverter alırken göz önünde bulundurulması gereken bazı önemli noktalar şunlardır:
Güç kapasitesi: Sistemin toplam panel gücüne uygun inverter seçilmelidir.
Verimlilik ve performans: Yüksek dönüşüm verimi sistem performansını yükseltir.
Şebeke uyumluluğu: On-grid, off-grid ve hibrit sistem ihtiyaçlarına göre seçim yapılmalıdır.
Garanti ve teknik destek: Uzun ömürlü ve destekli ürünler tercih edilmelidir.
Bu kriterler, güneş enerjisi yatırımınızdan maksimum fayda almanızı sağlar.
Sonuç
Solar inverterler, güneş enerjisi sistemlerinin en kritik parçalarından biridir ve üretilen enerjinin verimli şekilde kullanılmasını sağlar. Doğru inverter seçimi ve kurulumla birlikte, enerji verimliliği artırılabilir, maliyetler düşürülebilir ve sürdürülebilir enerji hedeflerine ulaşılabilir.
AK Parti Edirne Merkez İlçe Başkanı Engin Makak, CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı’nın Ulus Pazarı açıklamalarına tepki gösterdi.
AK Parti Edirne Merkez İlçe Başkanı Engin Makak, “CHP İl Başkanı Sayın Yücel Balkanlı’nın “Bu bir pazarın değil, denetimsizliğin sonucudur” şeklindeki açıklaması, Belediye adına ibretlik bir beceriksizlik itirafıdır. Sayın Balkanlı, bu sözleriyle belediyenin yıllardır süregelen ihmalini ve görevini yapmadığını kendi ağzıyla bir kez daha bizzat tescillemiştir” dedi.
“Denetleme yetkisi ve sorumluluğu tamamen Edirne Belediyesi’ne aittir” diyen Başkan Makak açıklamasında şunlara yer verdi:
Sayıştay raporu üzerinden algı yapmaya çalışmayın. Sayıştay; “Bu yapı bu haliyle sürdürülebilir değil, gerekli önlemleri alın, denetimleri yapın ve pazarın işleyişini yasal çerçevede devam ettirin” demiş olmasına rağmen, Edirne Belediyesi sorumluluk alıp sistemi düzeltmek yerine kolaya kaçmış ve pazarın kapısına kilit vurmayı seçmiştir. Kendi yapmadığınız denetimin faturasını esnafa ve halka kesemezsiniz!
Bu alanı borçlara karşılık SGK’ya bizzat Edirne Belediyesi teklif etmiştir; SGK’nın böyle bir talebi olmamıştır. Kendi mali hatalarınızın bedelini, şehrimizin mülklerini feda ederek ödemeye çalışıyorsunuz.
Şeffaf bir yönetim sergilemek yerine, her zamanki gibi kendi yanlışlarınızı örtmek için Edirne’nin bir markasını yok ettiniz. Kendi ağzınızla itiraf ettiğiniz bu “yönetememe” halini Edirne halkının takdirine bırakıyoruz.
CHP Edirne 28. Dönem Milletvekili Aday Adayı Namık Kemal Oğuz, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), 2026 yılına girilmiş olmasına rağmen hâlâ çeltik taban fiyatını açıklamadığına dikkat çekerek, fiyat açıklanmayarak piyasanın bilinçli şekilde başıboş bırakıldığını, üzerine de kontrolsüz ve yoğun pirinç ithalatı eklenmesi sonucu Edirneli çeltik üreticisinin kaderine terk edildiğini, hızla borç batağına sürüklendiğini söyledi.
Oğuz yaptığı açıklamada, Edirne’de çeltik üreticisinin, tarihinin en zor ve en karanlık dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, “Çiftçi tüm zorluklara rağmen tarlasını ekmiş, emeğini ortaya koymuş, rekor verim almıştır. Ancak bugün gelinen noktada emeğinin karşılığını alamamaktadır. Çünkü Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026 yılına girilmiş olmasına rağmen hâlâ çeltik taban fiyatını açıklamamıştır.
Bu sessizlik tesadüf değildir. Fiyat açıklanmayarak piyasa bilinçli şekilde başıboş bırakılmış, üzerine de kontrolsüz ve yoğun pirinç ithalatı eklenmiştir. Sonuç açıktır: Edirneli çeltik üreticisi kaderine terk edilmiştir” dedi. Oğuz açıklamasında şunlara yer verdi:
“HARMANDA 30 TL’YDİ, BUGÜN 20 TL’YE BİLE ALICI YOK
Sezon başında harmanda 30 TL’den alıcı bulan çeltik, bugün 20 TL’ye bile satılamamaktadır. Mazot, gübre, ilaç, elektrik ve işçilik maliyetleri her geçen gün artarken, üretici hızla borç batağına sürüklenmektedir.
Kuraklıkla mücadele eden çiftçi, şimdi de iktidarın duyarsızlığıyla baş başa bırakılmıştır. Bu kriz yalnızca çiftçiyi değil; çeltik fabrikalarını, sanayiciyi ve istihdamı da çökertmiştir.Birçok fabrika motorlarını durdurmuş, üretim askıya alınmıştır.
‘BU SESSİZLİK, ÇİFTÇİYİ GÖZDEN ÇIKARMAKTIR’
Çeltik üreticilerini sahada ziyaret ederek dinledim. Ortada açık bir ihmal, açık bir tercih vardır. Çiftçi üretmiş, ülkesine güvenmiş, alın terini ortaya koymuştur. Ama Ankara sırtını dönmüştür.
TMO’nun hâlâ fiyat açıklamaması, bu üreticiyi gözden çıkarmak demektir. Harmanda 30 liraya satılan ürün bugün 20 liraya düşmüşse, bunun adı piyasa değil; ihmaldir.
REKOR VERİM VAR, SAHİP YOK
Bu yıl Edirne’de birçok üretici ilk kez Provisia (İtalyan cinsi) çeltik ekmiştir. Dekar başına 900 ila 1300 kilogram arasında rekor verimler alınmıştır. Üretici umutlanmış, sezon başında piyasa koşulları da olumlu seyretmiştir.
Hükümet ‘TMO ofis açacak’ demiştir. Üretici beklemiştir. Ama beklenen olmamıştır. Bir gecede kalitesiz ve yoğun ithal pirinç ülkeye sokulmuş, fiyatlar adeta çakılmıştır. TMO ise susmuştur.
MARKETLER İTHAL PİRİNÇLE DOLDU
TMO, 2025 yılını tek bir taban fiyat açıklamadan kapatırken, market rafları Tayland menşeli pirinçle doldurulmuştur. Yerli üretici açlığa mahkûm edilirken, ithalatçılar kazanmıştır. Bu bir tercihtir.
Tercih, ithalatçıdan yana; çiftçiye karşı yapılmıştır. Buradan açıkça soruyorum: Türk çiftçisini kim koruyacak?
SANAYİCİ DE ÇÖKÜYOR: FABRİKALAR STOPTA
Aşırı ithalat ve fiyat belirsizliği, çeltik sanayisini de çökertmiştir. İlçelerde fabrikalar üretimi durdurmuş, piyasa dengesi tamamen bozulmuştur. Çözüm nettir ve gecikmeye tahammülü yoktur:
TMO derhal piyasaya girmeli ve en az 50 bin ton çeltik alımı yapmalıdır. Aksi halde hem çiftçi hem sanayici birlikte batacaktır.
ÜRETİCİNİN ORTAK SORUSU ŞUDUR:
‘Biz üretmezsek bu ülke ne yiyecek?’ Edirne’de üretici batmaktadır. Ankara ise hâlâ susmaktadır.
Bu sessizlik devam ederse kaybeden yalnızca çiftçi olmayacak; Türkiye tarımı ve gıda güvenliği de ağır bir darbe alacaktır.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Grönland’ı elde etme isteğiyle birlikte, hafta başından itibaren yükselişini sürdüren altın, dün rekor üstüne rekor tazeledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuella’nın devrik lideri Maduro’ya uygulanan operasyonun ardından gözünü diktiği Grönland üzerinden uygulanan politikalar, altın piyasalarında deprem etkisi yaratmaya devam ediyor. Altın piyasasında fiyatlar bir günde yüzde 2,2, pazartesiden bu yana ise yüzde 6 yükseldi. Pazartesiden bu yana altının onsu yüzde 6’nın üzerinde artış gösterirken, gram altın dün 6950 TL’ye ulaşıp, 7 bin lira seviyesini zorladı.
‘ALTIN REKOR KIRMAYA DEVAM EDECEK’
Edirneli kuyumcu Zeki Kalkan, yükselişin tamamen dünya genelinde yaşanan gelişmelerle alakalı olduğunu söyleyerek, “Bu yükseliş kendi ülkemizden kaynaklı durumlar değil. Genelde yurt dışı kaynaklı olan işler. Çünkü ons yükselmeye başladı birdenbire. Savaşlar, gerginlikler veya savaş hazırlıkları, söylemler bunların hepsini çok etkiliyor. Yani her savaş söyleminden sonra insanlar güvenli liman olarak bildikleri altın veya altın hissesine yüklendikleri için ons sürekli yükselmeye başladı. Bundan mütevellit de altın rekor üstüne rekor kırıyor. Şöyle söyleyeyim; mayıs-haziran ayına kadar da kırmaya çok rahat devam edecek” dedi.
‘SENE SONUNA KADAR 10 BİN LİRAYI GEÇER’
Altının 8 bin lira seviyesini rahat göreceğini dile getiren Kalkan, “Şu an için zaten 6 bin 950 lira civarlarına geldi. Yani 7 binleri zorluyor. 8 bin liranın üstünde olacağını zaten düşünüyorduk. Çok da az kaldı buna. Sene sonuna kadar 10 bin liranın üstüne geçeceğini zaten düşünüyoruz ama kimseyi de yanıltmak istemeyiz. Tabii ki bunlar hepsi birer tahmin” diye konuştu.
‘SEKTÖRDE GENEL OLARAK DURGUNLUK VAR’
Sektörde genel olarak durgunluk yaşandığını da belirten Kalkan, “Sektörde genel olarak bir durgunluk var. Emtianın yükselmesiyle beraber insanlar daha çok ev ve araba yatırımına başladılar. Yani elinde altınını tutabilen, elinde altını olan değerlendirmeye çalışıyor. Ev, arsa, tarla gibi şeyler alıyorlar daha çok” şeklinde konuştu.
Edirne İl Özel İdaresi’nin lider ortaklığında, Interreg NEXT Karadeniz Havzasında Sınır Ötesi İşbirliği Programı 2021–2027 kapsamında yürütülen, BSB00836 referans numaralı “RISCARE: Karadeniz Bölgesi Hazırlıklı Programı” Projesi’nin Açılış Konferansı Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Arda Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
23 Ocak Cuma günü sona erecek konferansın açılışı dün saat 10.00’da yapıldı ve 16.00’ya kadar devam etti. Açılış programı, Edirne İl Özel İdaresi’nin sunumu ile başladı, ardından proje ortaklarının sunumlarıyla sürdürüldü. Açılış oturumlarında RISCARE Projesi’nin genel ve özel amaçları, kapsamı ve beklenen çıktıları ele alınmış; ortak kurumlar tarafından yürütülen çalışmalar, uygulama örnekleri ve gerçekleştirilen tatbikatlar katılımcılarla paylaşıldı.
Açılış konferansına 62 kişi katılım sağlarken, Moldova ve Ukrayna afet müdürlükleri ise toplantıya çevrim içi olarak iştirak etti.
Üç gün sürecek konferans kapsamında; afetlere hazırlık, risk azaltma ve sınır ötesi iş birliğinin güçlendirilmesi konularında proje hedefleri paylaşılırken, kurumlar arası koordinasyonun artırılmasına yönelik değerlendirmeler yapılıyor.
Konferansın ikinci gününde, Edirne Belediyesi, Trakya Üniversitesi Doğal Afet Yönetimi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Edirne Arama ve Kurtarma Derneği ile Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği tarafından gerçekleştirilecek sunumlarla, yerel ve akademik katkıların ele alınması planlanıyor.
Üçüncü gün ise yöneticiler, koordinatörler ve uygulayıcıların katılımıyla oluşturulacak odaklanmış çalışma grupları aracılığıyla, uygulamaya yönelik iş birlikleri ve koordinasyon mekanizmalarının değerlendirileceği belirtildi.
Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’dan proje ortaklarının katılımıyla gerçekleştirilen konferans, afetlere karşı bölgesel dayanıklılığın artırılması ve Karadeniz Havzası’nda sürdürülebilir iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir platform sunuyor.
Edirne Valiliği’nden yapılan konuşa ilişkin açıklamada, “Projenin ana yararlanıcısı Edirne İl Özel İdaresi olup; diğer ortaklar Edirne İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), Bölgesel Yangın Güvenliği ve Sivil Koruma Müdürlüğü – Dobriç / Bulgaristan ile Vrancea İli “AnghelSaligny” Acil Durumlar Müfettişliği / Romanya’dır. RISCARE Projesi, Avrupa Birliği tarafından eş finansmanla desteklenmektedir” ifadelerine yer verildi.
Eğitim-İş’in 7. Dönem 4. Başkanlar Kurulu’nun Ankara’da yapılan toplantısına Eğitim-İş Edirne Şubesi’ni temsilen katılan Şube Başkanı Nedim Zobar, şube çalışma raporunu kurula sundu.
Başkanlar Kurulu sonunda yayınlanan sonuç bildirgesi ile eğitim öğretimdeki yaşanan sorunlar, görüşler, çözüm önerileri ve değerlendirmeler ortaya kondu. Eğitim İş 7. Dönem 4. Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi’nde özetle şunlara yer verildi:
“17 Ekim 2025 tarihinde 20 yaşını dolduran Eğitim İş çeyrek asra yaklaşan tarihinde,öncelikle eğitim çalışanlarının örgütü olmayı başardı. Ardından kurucusu olduğu Birleşik Kamu İş Konfederasyonuyla bütün kamu çalışanlarının birleşik örgütü oldu. Konfederasyonumuz 2025 yılı içinde gerçekleşen toplu iş sözleşmelerine taraf olarak katılarak 4 milyon memur ve 2,5 milyon memur emeklisinin haklarını savundu, toplu sözleşme masasında kendisine düşen görevi yerine getirdi.
Eğitim İş olarak biz de iş kolumuzda yaşanan sorunlara yönelik tavrımızı belirlerken sorunların kaynağının siyasal iktidarın aldığı kararların değil, kötü giden siyasal ve ekonomik düzen olduğu bilincinden hareket ederek eylemlerimizi gerçekleştirdik, açıklamalarımızı yaptık, çözümlerimizi önerdik. Bu eylemlerimizi, açıklamalarımızı yaparken, çözüm önerilerimizi geliştirirken Türkiye’nin her okulunda görev yapan üyelerimizin düşüncelerini kamuoyuna taşımaya çalıştık.
MESEM gerçeğini ülke gündemine taşıdık. Zorunlu eğitim içinde olması gereken çocuklarımızın neden okullarında olmadığının hesabını sorduk ve bunun nedenlerini kamuoyumuzla paylaştık. Benzer biçimde ÇEDES uygulamasının yanlışlığını dile getirdik. İktidar tarafından okulun kapılarının cumhuriyet karşıtı yapılara açılmasının toplumsal barışa hizmet etmediğini gösterdik. Okullarımızda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri var iken, diğer din görevlilerin yerinin okul olmadığını belirttik.
2025 yılı içinde Eğitim İş olarak ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adıyla ortaya konan öğretim programlarının eğitim sistemimizin köklü değerlerine, laiklik ve bilimsel eğitim ilkelerine aykırı nitelikler taşıdığını sık sık dile getirdik. Bu modelin olumsuz sonuçlarını daha şimdiden görmekteyiz. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, öğretmen için angarya özelliği taşıyan, geleneksel karne kültürümüzü yok etmeyi hedefleyen gelişim raporu uygulamasında da bu gerçeği gördük.
Eğitim İş olarak geleceğimizin ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller yetiştirmeye bağlı olduğuna inanıyoruz. Bunun yolu da bilimsel, laik, demokratik, kamusal, parasız, çağdaş bir ulusal eğitimden geçmektedir. Eğitim İş, dogmatik ve ideolojik yaklaşımın ön planda olduğu Türkiye Yüz Yılı Maarif Model’ini bir eğitim modeli olarak da görmemektedir.
Eğitim İş, zorunlu eğitimi toplumsal yaşamın özgürlük ve eşitlik temelinde kurulması için eğitim hakkının gereği olarak kabul eder. O nedenle zorunlu eğitim dışına çıkarılmış veya bu sürecin dışında kalmış her çocuğu, iktidar tarafından özgür iradesi çalınmış çocuklar olarak görmektedir. Eğitim İş okul dışında bırakılan her çocuğun eğitim hakkını savunmaya, zorunlu eğitim kademelerinin, ilköğretim ve orta öğretimin kendi amaçlarını eksiksiz gerçekleştirmesini savunmaya devam edecek. Eğitim İş, ucuz işgücü, erken evlilik, dini tarikatların kendilerini yeniden üretmek amacıyla çocuklarımıza ulaşma taleplerini gerçekleştirmemesi için, devlet yükümlülüğü olan zorunlu eğitimin süresinin kısaltılmasına karşıdır.
Eğitim İş, sağlıklı nesiller için okullarda bir öğün ücretsiz yemek verilmesini ülkemizin geleceği için stratejik bir konu olarak görmektedir. Günümüzde okulda beslenmenin öğrenciler üzerindeki olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının okullarda bir öğün ücretsiz yemek verilmesine karşı direnmesi, tarafımızca iktidarın ekonomik tercihlerinin halkın çıkarlarından uzaklaşmasına dayalı politikalarının bir gereği olarak anlaşılmaktadır.
Bütçeler ülkelerin mevcut ekonomik durumunu ve nereye doğru gideceğini gösteren en önemli belgelerdir. Önceki bütçelerde olduğu gibi 2026 Bütçesinde de eğitim yatırımlarına ayrılan paylarda azalma devam etmiştir. 2002 yılında yatırımlara ayrılan pay %17,18 iken, 2026 yılı itibariyle bu oran %8,25’e gerilemiştir.
Okullarımızın toplu yaşam alanı olduğu, bu nedenle hijyen koşullarının ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasının ihmal edilemeyecek bir görev olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.
Eğitim İş olarak Öğretmenlik Mesleği Kanunun daha kanunlaşma aşamasında öğretmen yetiştirme ve istihdamında bizleri önemli sorunlarla karşı karşıya bırakacağını göstermeye çalıştık. Önce proje okullarında şimdi ise tüm okullarda norm kadro fazlası denilerek,öğretmenin yaşam koşulları, aile bütünlüğü yok sayılarak atamaların yapılması bizim için kabul edilemez bir durumdur. Bu uygulamaya karşı tepkimizi göstermeye devam edeceğiz. Hatırlatmak isteriz ki sendikal mücadele geleceği doğru ve gerçekçi biçimde öngörmek ve önleyici tedbirleri harekete geçirmektir.
Öğretmenlik Mesleği Kanunun kanunlaşması sürecinde bunu başarıyla yaptık. Örneğin Eğitim Fakültelerimizin asli görevi olan öğretmen yetiştirme işlevinin değersizleştirileceğini, TBMM önünde, TBMM’de düşüncelerimizi ifade etme fırsatı bulduğumuz her platformda dile getirdik.
Eğitim İş olarak ataması yapılmayan, sözde mülakatlarla elenen meslektaşlarımızın haklarını savunmaya, onlarla Eğitimde Birlik platformu içinde birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.
Öğretmenlik Mesleği Kanunun kanunlaşma sürecinin bize gösterdiği gerçeklerden biri de YÖK ve Üniversitelerin, yetiştirdikleri öğrencilerine karşı kendilerini sorumlu hissetmemesidir. Eğitim Fakültelerinin var oluş nedeni ortadan kaldırılırken Millî Eğitim Bakanlığına, “Eğitim Fakültelerinde eksik bulduğun nedir” diye soran ne bir YÖK Başkanı ne bir Rektör ne de Fakülte dekanı görebildik. Elbette Eğitim İş olarak şaşırmadık. Sadece ülkemiz adına, halkımız adına utandık!
Eğitim İş Başkanlar Kurulu olarak özel okullarda çalışan meslektaşlarımızın çalışma koşullarının yeniden ele alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz. Her derece ve tipteki özel öğretim kurumlarında yöneticilik ve öğretmenlik için resmi öğretim kurumlarının koşulları aranıyorken ücrette de resmi öğretim kurumlarına denklik asgari koşulu aranmaması kabul edilemez bir uygulamadır. Özel öğretim kurumları öğretmenlerinin özlük haklarına yönelik mücadelelerini desteklemeye, zorunlu eğitimin devlet yükümlülüğü olmasından dolayı özel okulların değil devlet okullarının esas olduğu ilkesini savunmaya devam edeceğiz.
Eğitim İş olarak ülkemizin eğitim sorunlarını bilmenin ötesinde, bu sorunları yaşayan bir örgüt olarak sorumluluğumuzun gereğini yapmaya devam edeceğiz. Yukarıda sıraladığımız sorunlarla ilgili olarak da diğer sorunlarda olduğu gibi ifade ve protesto etme hakkımızı sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz. Demokratik ülkelerde demokrasinin daha işlevsel hale gelmesi için basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması zorunluluktur. Başkanlar kurulu olarak X hesabımızın mahkeme kararıyla kapatılmasının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını iyi biliyoruz.
Biz Deniz Gezmiş’le gurur duymaya devam edeceğiz. Bizim kamusal düzeni bozmak, tehdit etmek gibi bir anlayışımız hiçbir zaman olmadı, olmayacak. Biz kamusal düzeni, kamunun çıkarlarından uzaklaştıranlara, toplumu kutuplaştıranlara, eğitimi çağdışılığa çıkaranlara karşı, kamu çıkarı doğrultusunda ortak iyiyi esas alan bir sendika olmaya devam edeceğiz.
Biz Eğitim İş olarak Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, eğitimin sorunlarını ifşa eden ve bu sorunlara cumhuriyetin ilke ve değerleri doğrultusunda çözüm üreten, tüm eğitim çalışanlarının çıkarlarını savunan bir sendika olmaya devam edeceğiz. Biz bağımsızlık, çağdaşlık tutkusunu Atatürk’ten öğrenmeye devam ediyoruz. Biz Atatürk’ü ve onun açtığı yolda yürüyenleri daima saygıyla, minnetle anmaya devam ediyoruz. Biz Eğitim İş’iz ve bunun için varız. Yaşasın Eğitim İş”