Silivri mektuplarına zaruri cevap ve birtakım nasihatler (2)

İmamoğlu’nun Silivri’den CHP mitinglerinde okunmak üzere gönderdiği mektuplar ve basına verdiği açıklamalar, hiç kuşku yok ki hem dolaylı savunma hakkının hem de sınırlandırılmış bir siyasi yaşamın tezahürüdür.

Dolaylı savunmadan kasıt: Ekrem Bey’in mahkeme sürecinde doğrudan halkın vicdanına seslenerek adalet terazisini sadece yargıya bırakmama; mahkemelerin “Türk milleti adına” verdiği kararlarda muhataba kendini anlatma çabasıdır.

Nitekim yargı kararlarının isabet sorunu doğurduğu hallerde maşeri vicdan (topluma ait vicdan) kavramına yer açılır.

Yargıçların toplum adına karar verirken vicdan özgürlüğüne sahip olmaları gerekir.

Vicdan özgürlüğünden anlamamız gerekeni, Av. Dr. Başar Yaltı’nın “Yargıç ve Vicdan” başlıklı yazısından alıntılayalım…

//Vicdan özgürlüğü; özünde, irade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü demektir. Bu özgürlük, yargıcın yasaları uygularken bağımsız davranıp davranmadığının göstergesi olarak önem taşır. Vicdan özgürlüğü; mensup olunan inanç sistemi dâhil, her türlü bireysel bağlılık ve aidiyeti, karar verirken bir yana itmek, taraflar karşısında eşit tutum takınmak, maddi ve manevi hiçbir etki ve tahakküm altında kalmadan dürüstçe karar verebilme yetisini / becerisini gösterebilmektir.//

Yargı sistemi-vicdan özgürlüğü ilişkisine dair Yaltı’nın şu saptamaları da dikkate değer:

//Ancak son zamanlarda yargıç kararlarının kamu vicdanı ile evrensel değerlerle çatıştığına sıkça rastlamaktayız. Evrenseli kavramaktan uzak, kamusal duyarlığı kalmamış, kendi yetiştiği çevrenin anlayışı ve değerlerine hapsolmuş yargıç kararları hukukun gelişimine ve özgürlüklere engel olmaktadır. Yargılama sürecinde denge ve uyum gözetmeyen mahkeme karar ve uygulamaları kamuoyuna yansıdıkça, yürekler sızlamakta, yargı sistemine olan güven duygusu hızla erimektedir.//

İmamoğlu’nun toplumun vicdanına seslenen Silivri mektupları, basın açıklamaları bu çerçevede de okunabilir.

İmamoğlu’nun Silivri mektupları ve basın açıklamalarına ilişkin ismiyle müsemma köşemizin analizi ise, özde siyasi niteliktedir.

Geçen hafta T24’teki İmamoğlu’nun Cansu Çamlıbel’e verdiği mülakat üzerinden yürümüştük, sözünü ettiğimiz Cumhuriyet gazetesindeki soru-cevap ‘yazılı söyleşi’ ile devam edelim…    

19 Mart’tan beri tutukluluğunun Türkiye siyasi tarihinde nasıl bir kırılma yarattığı sorusuna İmamoğlu’nu cevabı şöyle…

//Türkiye’nin siyasi tarihi, kesim veya siyasi görüş fark etmeksizin, milletimiz için büyük umutların ve hayal kırıklıklarının tarihidir. Türkiye, huzurlu bir ülkeye kavuşmanın, birlik olma iradesiyle yaşamanın ve demokrasiyle yönetilmenin umut edildiği, fakat gücü ele geçirmek ve elinde tutmak isteyenlerin sürekli olarak bu umutları engellediği bir ülkedir. İnanın bizim insanımız, topraklarımız iktidar hırsını değil, gerçek ve kapsayıcı bir demokrasiyi hak ediyor.//

Genel doğruların güzelce ifade edildiği bu satırlar, şüphesiz önemli. Ancak ülkede demokratik siyaset sorununun çözümünde siyasi partilerin içyapılarında demokratik bir işleyişin gerekliliği de ortada ve bu köşede sıkça işlenmiş bir konudur.

Madem Silivri’den bize sesleniyorsunuz, biz de o sese kayıtsız kalmayalım ve antidemokratik yönetilen CHP’de payınıza düşeni belirtelim Ekrem Bey.

‘Değişim Kurultayı’nın lafta kaldığı ayan beyan ortada; CHP’ye demokrasi gelmemiştir.                

Mahalle delege seçimlerinden itibaren genel merkez kurgulu kongreler zaten CHP’deki sözde demokratik yönetim tarzını anlamak için yeter artar da kurultayda çarşaf liste esas deyip delegelere genel başkanın anahtar listesini dayatmak, büyük iddialarla yola çıkıp daha ilk kilometrede duvara taslamak değil midir?

Benim dahlim yok demeyin, A’dan Z’ye size angaje bir genel merkez yönetimi olduğu aşikâr.

Örgütsel bütünlüğü, örgüt dinamiğini, kolektif parti pratiklerini umursamayan, CHP üyesini yük taşıyıcı varlık yerine koyan yeni genel merkez oligarkları, elbette sizin eseriniz.  

Üyenin dolgu malzemesi, konu mankeni olduğu, oligarşik yapıda yönetilen CHP’de demokratik bir örgüt yapısından bahsedilemez. Örgütten anlaşılan ise; genel merkez hizmetlisi memurlar, il, ilçe yönetimleri olmamalıdır.

Mahalle delege seçimlerinde neden çarşaf liste üzerinden nispi temsil yöntemi uygulanmadığını, anahtar liste utanmazlığına yol verildiğini de sorgulamayı ihmal etmeyiniz Ekrem Bey.

Belirttiğiniz gibi; ülkeye demokrasi gelecekse önce CHP’ye uğraması şart. Gücü ele geçirenlerin iktidar hırsından arındırılmış, gerçek ve kapsayıcı bir demokrasinin önce CHP’de tesis edilmesi lazım ki mektuplarınızın içeriği inandırıcı ve güvenilir bulunsun Ekrem Bey.

Cumhuriyet’teki soru-cevap yazılı söyleşide belirttiğiniz; “Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP, iktidara geleceği için yok edilmek veya ele geçirilmek isteniyor” endişenizin çaresi, Silivri’den talimatla yönlendirilmeyen, oligarşik değil demokratik/saydam/dürüst yönetilen,  gücünü örgütten alan bir CHP’dir.

Cumhuriyet’teki İmamoğlu açıklamalarının tamamına ilgi duyanlar için linki veriyorum: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imamoglu-secim-kaybetmekten-korkanlarin-butun-kotulukleri-yaptigini-soyledi-iktidardakiler-rakip-tercih-etmeden-yapamazlar-2472157

“Vazgeçmeyenlerin Cumhuriyeti” başlığı altında İmamoğlu’nun Sözcü gazetesi için kaleme aldığı, dün yayınlanan makaleden söz edelim biraz.

(Sözcü Gazetesi)

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablonun sıradan bir yönetim zafiyeti değil, devleti, milleti ve demokrasiyi zayıflatarak iktidarı kalıcı hale getirme projesi iddiasında bulunan İmamoğlu, projenin adını da korku düzeni, hukuksuzluk rejimi koymuş.

“Devlet, adalettir, liyakattir, ahlâktır, akıldır” diyen Ekrem Bey, tutukluluğunu rakibi saf dışı bırakma operasyonu görüyor; yaşadıklarını bağımsız yargı ile bağdaşmadığını, bunun düpedüz bir siyasi darbe, Türkiye’nin geleceğine bir darbe olduğunu iddia ediyor.

 Makalenin tamamı bu linkte: https://www.sozcu.com.tr/vazgecmeyenlerin-cumhuriyeti-p290560

Açıktır ki İmamoğlu basına düzenli açıklamalarla kendini unutturmamanın peşindedir ve içinde bulunduğu koşullarda siyasi mücadelesini bu şekilde vermektedir. Anlaşılır bir durumdur.

Ancak, İmamoğlu’nu kendini merkez alan açıklamalarının içeriği etraflı bir ele alışı da icap ettiriyor çünkü mevzu siyasi bir derinliğe de sahip.

Daha 2019’da yedi bölümden oluşan “İmamoğlu bir proje midir” başlıklı yazı dizisinde bu derinliğe işaret etmiştik.

Ekrem Bey’in seçim kazanma başarısında konjonktür önemli bir yer tutsa da iyi tasarlanmış, organize edilmiş kampanyaların arkasında donanımlı bir yönetici kadronun varlığı açıktır.

Bugün bunu daha iyi görüyoruz zira halkla ilişkiler uzmanlarının halen görevde olduğu besbelli. Örneğin, Silivri mektuplarının ve basında çıkan açıklamaların sunulduğu/sanıldığı gibi Ekrem Bey’in kaleminden çıkmadığını düşünüyoruz. Bir kere cezaevi koşullarında böylesi kapsamlı yazılar her babayiğidin harcı değildir. Entelektüel potansiyel de ister.

Siyasi aktörlerin metin yazarları olabilir, olması da iyidir. Açıklamaların kolay anlaşılır, derli toplu, tutarlılık içinde kamuoyuna ulaşması sağlanır. Prompter de bunun için vardır,

Ancak, Ekrem Bey’in bizzat kaleme almadığı yazıları sanki onunmuş gibi kamuoyuna sunmanın sorunlu yanı da geçiştirilecek gibi değil.

Bir siyasi aktörü böylesi yöntemlerle diri tutmaya çalışmanın tuhaflığı apaçık ortadadır.

Halkla ilişkiler uzmanlarının başarı için gerçekleri maharetle çarpıtabileceğini, siyaset-etik ilişkisinde duyarsız davranabileceklerini gözden kaçırmamak, bir liderin çapına ilişkin önemli bir veridir.

Başarı için her şey mubahtır anlayışı, kazanımları bir çırpıda yok edebilir.

Erdoğan’a karşı alternatif ve Kılıçdaroğlu kenara çekilerek CHP’nin başına getirilen İmamoğlu’nun bekleme odasındaki serüveni ne kadar sürer kestirmek zor.

Lakin toplumsal devinime bağlı süreçler bittabi yeni gelişmelere gebedir ki Ekrem Bey’in toplumsal hafızada yerini korumak, diri tutmak için gösterdiği çabayı da izah etmektedir.

MAHALLE ÇETELERİ ESKİDEN DE VARDI…

15 yaşıma kadar çocukluğumu memleketim olan Aydın’da yaşadım. Sonrasında Kuleli Askeri Lisesi ile başlayan serüvenim nedeniyle memleketime yılın sadece birkaç haftası misafir olarak döndüm. Mahallemiz kısmen öğretmen ve memur mahallesi, büyük ölçüde de muhacir ve görece yoksul ailelerin yaşadığı bir mahalle idi. Hemen hemen aynı dönemde yapılan evlerle hep birlikte, hep beraber yola çıkmış insanların çocuklarıydık.

***

Şimdilerde gençlerin oluşturduğu çeteler gündemde… O yıllarda, bizler de mahalle bazında çeteleşmiş gençlerdik. Yani o işler bugün başlamış değildi.

Mahallemizin kızlarından, sokaklarımızın güvenliğinden biz sorumluyduk. Bir yabancı aynı sokaktan sık sık geçmeye başlamışsa, durdurulup sorulur, yeterli yanıt alınmazsa kişinin, kimi zaman hastanelik edilecek derecede darp edilmesi “Vukuat-ı adiye”den sayılırdı.

Hele mahalleler arası çete savaşları, tarafsız mahallerde randevulu buluşup yapılan kıyasıya kavgalar kahramanlık destanlarına dönüşür, günlerce konuşulurdu. Kavgada öne çıkanlar ayrıcalıklı olarak saygı görürlerdi.

Ama o günlerin çocuklarından hemen hepsi ilerleyen zamanlarda Aydın’ın saygın isimleri oldular.

***

Yani kısacası gençlerin kanı o zamanlarda da kaynardı… Ama bu kavgalar hiçbir zaman gasp gibi cinayet gibi, çetelere tetikçilik gibi anlamlar içermezdi. Devrin gençleri bu kavgalarla menfaat sağlamak, mafyanın yeni unsurları, yeni oluşumları olmak gibi bir yola girmediler. Şimdilerde ise gençlerin bu olağan delikanlılık enerjileri, yer altı dünyasında bir geçim kaynağı haline geldi.

Şimdiki gençler şiddet göstermek için mahalleden geçene sopa atmak yerine bir akıllı telefon alamayacak olmanın, iyi bir eğitim göremeyecek olmanın, görse de bir iş sahibi olamayacak olmanın, iş sahibi olsa da elde ettiği yaşam standardı ile yurt dışına çıkamayacak olmanın soğuk gerçeği ile yüz yüze geldikleri için ya mevcut çetelere tetikçi oldular, ya da kendi çetelerini kurdular. Bu yollarla akıl edemeyecekleri kadar para sahibi oldular. Gittikçe çoğaldılar ve çoğalmaya devam ediyorlar.

***

Ekonomideki çöküşün, hukuka adalete güvensizliğin yarattığı en büyük olumsuzluk, gençlerimizin kendi dışlarında oluşturulan, ama bir ölçüde kabul etmek zorunda bırakıldıkları bu süreçtir.

Enezli bir çocuk, okumak, doktor olmak yerine “Kaçakçı olacağım” diyerek şimdiden övünüyor ve yönünü belirliyor. Uyuşturucu ticaretinin bir ucuna tutunan bir genç, kısa zamanda aklına gelmeyecek maddi imkanlara kavuşabiliyor. Örneğin son model bir telefon cihazına en kısa zamanda kavuşabiliyor..

Ya da bu işlere cesareti yoksa yurt dışına kapak atmanın yollarını arıyor.

***

Kısacası en az birkaç kuşak gencimizi kaybettik, kaybediyoruz. Kaybedeceğiz. Görülmesi anlaşılması gereken bu oluşumlar ve çeteleşmeler bir asayiş olayının çok ötesinde sosyal bir çöküşün çok açık göstergeleridir.

***

Ne yapmak gerekli? Nerden başlamalı? Bunları yanıtlamak beni aşar. Ancak en azından yerel gayretlerle istihdam yaratacak, gençleri köylerine bağlayacak projeler üretmeliyiz.

Tarım alanında hepimizi şaşırtacak, devlet, belediye, il genel meclisi, meslek odaları, üniversiteler ölçeğinde yapılabilecek çok şeyler var. Ama önce en kısa zamanda bu tehlikenin varlığını görmeli oturup konuşmalıyız.

***

Ne var ki “Gelin, hiç yoksa Enez’i konuşalım” diye çağrı yaptıklarımızdan bu davete çok da yanıt gelmedi. “İş yapsın” diye seçilenlerin Edirne’de Vali Bey’in başarılarından pay kapabilmek O’nunla yan yana görünmek ve “Resim çıkılmak”tan başka bir gayretleri, bir birikimleri, bir hayalleri, bir yetenekleri yok.

***

Uyanalım; Bu tehlike, bu bela hep bizden uzaklardaymış gibi görünür ama kapımızın önündedir. Hatta belki de çocuğumuz bu girdabın içindedir; haberimiz olmaz…

Edirne’yi sarsan cinayette, ilk duruşma!

Olgay GÜLER

Edirne’de, tartıştığı eşi Didem Örs Alacı (38) ile oğulları Doruk Kaan Alacı’yı (9) boğup, bıçakla intihara kalkışan Ömer Gökhan Alacı’nın yargılanmasına başlandı. 

Olay, 4 Ağustos 2025 tarihinde Cumhuriyet Mahallesi 3043’üncü Sokak’taki bir apartmanda meydana geldi. İddiaya muhasebecilik yapan Ömer Gökhan Alacı, çağrı merkezinde çalışan eşi Didem Örs Alacı ile maddi sorunlar nedeniyle tartışma yaşadı. Evde çıkan tartışmada, Ömer Gökhan Alacı, önce eşini ardından da oğlu Doruk Kaan Alacı’yı boğdu. Olayın ardından ertesi gün sabah saatlerinde anne Meliha Örs, kızını akşam yemeğine davet etmek için telefonla aradı ancak ulaşamadı.

Bunun üzerine damadını arayan Örs, kızını akşam yemeğe davet etmek için aradığını ancak ulaşamadığını belirterek, onunla konuşmak istediğini söyledi. Eşi ve çocuğunun uyuduğunu söyleyen Alacı, telefonu kapattı. Kızlarına ulaşamayan aile, durumu 112 Acil Servisi’ne bildirmesi üzerine eve polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler girdikleri evde Didem Örs Alacı ile oğlu Doruk Kaan Alacı’nın cansız bedeni ile bileklerinde bıçakla kesik izleri bulunan Ömer Gökhan Alacı’yı yaralı halde buldu. Alacı, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.

İKİ KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS İSTENDİ

Olayla ilgili Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame,  Edirne 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek, dava açıldı. İddianamede, katil zanlısı Alacı hakkında, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

KANLA ‘BENİ AFFEDİN’ YAZDI

İddianamede olay yerinde; üzerinde kan lekeleri bulunan 1 falçata ve 1 sap kısmı siyah renkli bıçak ve bunların yanında zemine kanla yazılan ‘Beni affedin’ şeklinde yazı bulunduğuna yer verildi. Öte yandan Ömer Gökhan Alacı’nın yasadışı bir kumar sitesinde oğlunun Doruk Kaan’ın adıyla ‘Kaan6722’ rumuzlu hesap açtığı da ifade edildi.

İLK DURUŞMA BAŞLADI

Olayla ilgili ilk duruşma dün Edirne 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya sanık Ömer Gökhan Alacı, sağlık problemleri dolayısıyla hastaneye kaldırıldığı için katılamazken, Didem Örs Alacı’nın annesi Meliha Örs, babası Ahmet Örs ile tarafların avukatları katıldı. Mahkemede söz alan baba Ahmet Örs, damadının kendisine karşı hiçbir saygısızlığı olmadığını belirterek, maddi açıdan bir sorunları varsa da bunları kendilerine yansıtmadığını belirtti. Olaydan önceki gece olayın yaşandığı evde birlikte oturduklarını ve torunu Doruk Kaan’ın okul durumunu ve ailevi bazı meseleleri konuştuklarını aktardı. Ertesi sabah olayın ardından eve ilk girenlerden birisi olduğunu anlatan Örs, Alacı’nın bedeninin yanında kan ile ‘Beni affedin’ yazısı gördüğünü söyledi.

ABLASINA ‘DİDEM İLAÇ ALDI, UYUYOR’ MESAJI ATMIŞ

Didem Örs Alacı ablası Duygu Özpelvan da, olayın yaşandığı gün kız kardeşinin kendisine kahvaltıya geleceğini, gelmediği için defalarca telefonla arayıp mesaj attığını söyledi. Özpelvan, defalarca ulaşmaya çalıştığını Ömer Gökhan Alacı’nın kendisine, ‘Didem ilaçlarını içti, uyuyor. Sana öğleden sonra gelecek’ şeklinde mesaj attığını kaydetti.

Mahkeme, sanık Alacı’nın ifadesinin alınamaması nedeniyle duruşmayı 3 Nisan saat 14.30’a erteledi.

‘DİDEM VE DORUK İÇİN HER ŞEYİ YAPACAĞIZ’

Duruşma sonrası konuşan ailenin avukatı Erdi Ertek, sanığın hastaneye gitme bahanesiyle duruşmaya katılmadığını belirterek, “Sanık hastaneye gitme bahanesiyle katılmadı. Bekliyoruz, bir sonraki celse 3 Nisan’da. Biz yine burada olacağız, Didem ve Doruk için sonuna kadar her şeyi yapacağız. Sanığın bu celse kaçmış olması, sonuna kadar kaçacağı anlamına gelmiyor. Elbet en ağır şekilde cezalandırılmasını sağlayacağız” diye konuştu.

Rize Kadın Doğum Doktoru ile Güvenli Takip ve Doğru Tedavi

Kadın sağlığı, yalnızca hastalık ortaya çıktığında değil; düzenli takip ve koruyucu hekimlik anlayışıyla ele alınması gereken bir alandır. Rize kadın doğum doktoru desteği; adet düzensizliklerinden gebelik sürecine, menopozdan jinekolojik hastalıklara kadar geniş bir yelpazede kadınların yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.

Rize Kadın Doğum Muayenesi Neleri Kapsar?

Rize’de kadın hastalıkları ve doğum alanında yapılan muayeneler, kişiye özel planlanır ve şu başlıkları içerir:

  • Jinekolojik muayene ve ultrasonografi
  • Adet düzensizliği ve hormonal dengenin değerlendirilmesi
  • Rahim ve yumurtalık hastalıklarının kontrolü
  • Gebelik öncesi danışmanlık ve gebelik takibi
  • Smear testi ve HPV taramaları
  • Menopoz dönemi sağlık planlaması

Bu kontroller sayesinde pek çok hastalık, henüz belirti vermeden tespit edilebilir.

Rize’de Gebelik Takibinin Önemi

Gebelik, anne ve bebek için titizlikle izlenmesi gereken özel bir süreçtir. Düzenli yapılan kontrollerle:

  • Bebeğin gelişimi haftalık olarak izlenir,
  • Olası riskler erken dönemde belirlenir,
  • Anne adayının beslenme ve yaşam tarzı düzenlenir.

Rize’de kadın doğum uzmanı tarafından yürütülen planlı gebelik takibi, hem normal doğum hem de sezaryen süreçlerinin daha güvenli ilerlemesini sağlar.

Jinekolojik Hastalıklarda Erken Tanı Neden Önemlidir?

Miyom, kist, polikistik over sendromu ve rahim içi hastalıklar çoğu zaman geç fark edilir. Oysa erken tanı sayesinde:

  • Tedavi süreci daha kısa ve etkili olur,
  • İleri cerrahi müdahalelere gerek kalmayabilir,
  • Üreme sağlığı korunur.

Bu nedenle Rize kadın doğum kontrollerinin düzenli yapılması, yalnızca bugünü değil geleceği de güvence altına alır.

Rize’de Kadın Sağlığına Bilimsel Yaklaşım

Kadın hastalıkları ve doğum alanında bilimsel veriler ışığında hareket etmek, doğru tanı ve tedavinin temelidir. Bu alanda hizmet veren Op. Dr. Yıldırım Karaoğlan, akademik altyapısı ve klinik deneyimiyle kadın sağlığını bütüncül şekilde ele alarak kişiye özel takip ve tedavi planları oluşturmaktadır.

Rize Kadın Doğum Kliniğine Ne Zaman Başvurmalısınız?

Aşağıdaki durumlarda bir kadın doğum uzmanına başvurmanız önerilir:

  • Adet gecikmesi veya düzensiz kanamalar
  • Gebelik planı ya da gebelik şüphesi
  • Kasık ağrısı ve kronik pelvik ağrı
  • Vajinal akıntı, yanma ve koku
  • Menopoz sonrası kanama

Bu belirtiler basit nedenlerden kaynaklanabileceği gibi önemli hastalıkların habercisi de olabilir.

Rize kadın doğum doktoru desteği, kadınların her yaşta sağlıklı kalabilmesi için büyük önem taşır. Düzenli kontroller, erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı sayesinde kadın sağlığı korunur, gebelik süreci güvenle yönetilir. Rize’de kadın doğum hizmetlerinden yararlanmak, hem bugünün hem de geleceğin sağlığına yapılan değerli bir yatırımdır.

‘CHP üretti, AKP sattı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, “Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun tarihsel mirasına dönüp, ‘Bu ülkeye ne yaptınız?’ diye soranlara cevabımız nettir, açıktır ve tartışmasızdır. Türkiye Cumhuriyet’ini kurdu. Üreten Türkiye’yi kurmuştur. Borç ödemiştir. Fabrikalar yapmıştır. Çiftçiyi, işçiyi, esnafı korumuştur. AKP ise satmıştır, borçlandırmıştır. Ülkeyi ithalata mahkûm etmiştir” dedi.

CHP İl Başkanı Balkanlı, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarları bugüne kadar ne yaptı/” diyenler için açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun tarihsel mirasına dönüp, ‘Bu ülkeye ne yaptınız?’ diye soranlara cevabımız nettir, açıktır ve tartışmasızdır. Bu ülkeye yapılanların adı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu yapılanların siyasal adı ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP, Atatürk’ün önderliğinde;yoksul, borçlu, işgalden çıkmış bir halktan, bağımsız, onurlu ve üreten bir Cumhuriyet yaratmıştır.

 ATATÜRK’ÜN YOLU: TAM BAĞIMSIZLIK

Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in temelini şu sözle tarif etmiştir: ‘Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.’

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün ekonomi, sanayi ve kalkınma politikaları, işte bu anlayış üzerine kurulmuştur. Bu anlayışla CHP iktidarı, Osmanlı’dan kalan dış borçları altın karşılığıyla ödemiş, son borç taksitini 1950 yılında kapatmış, borçlanarak değil, üreterek Türkiye’yi ayağa kaldırmıştır. Atatürk’ün hedefi; dilenen değil üreten, borç alan değil borç ödeyen, bağımlı değil tam bağımsız bir Türkiye’dir.

 1929 DÜNYA BUHRANI VE ÜRETEN TÜRKİYE

Dünya 1929 yılında ekonomik krizle çökerken Atatürk ve CHP: ‘İthalatla idare edelim’ dememiş, devlet aklıyla planlı kalkınmayı hayata geçirmiştir. Bu anlayışla kurulan başlıca sanayi tesisleri şunlardır.

1925 – Alpullu Şeker Fabrikası, – 1933 – Sümerbank, 1935 – Etibank ve MTA, 1937 – Karabük Demir Çelik Fabrikası, 1937 – Nazilli Basma Fabrikası

 İSTİKBAL GÖKLERDEDİR” DİYEN BİR LİDER

1926 – Kayseri Uçak Fabrikası, 1936 – Nuri Demirağ Uçak Fabrikası

Bu tesislerde: Eğitim uçağı, yolcu uçağı, ambulans uçak üretilmiş, Türkiye, uçak ihraç eden bir ülke olmuştur

 AŞI ÜRETEN TÜRKİYE

1928 – Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, 1930’lu yıllarda Türkiye; çiçek, kuduz, difteri aşılarını kendi üretmiş, hatta başka ülkelere göndermiştir

Sağlık, CHP ve Atatürk için ticaret değil kamusal bir görevdir. Türkiye; tarımda kendi kendine yeten, sanayide üretim yapan bir ülke hâline gelmiştir.

 23 YILLIK AKP İKTİDARI: ÜRETİMDEN İTHALATA

Ne yazık ki bu üretim modeli, son 23 yılda terk edilmiştir. AKP iktidarı boyunca: Üretim yerine ithalat tercih edilmiştir. Tarımda yerli üretici korunmamış. Sanayide ara malı ve hammadde ithalatına bağımlı bir yapı oluşturulmuştur.

Bu anlayışın sonucu olarak: Çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiş. Üretici maliyet altında ezilmiş, Esnaf ayakta duramaz duruma düşmüş, Sanayici yüksek maliyet ve kur baskısıyla rekabet edemez hâle gelmiştir. Türkiye; buğdaydan samanına, mercimekten ete kadar, ithalata bağımlı bir ülkeye dönüştürülmüştür.

 TARIM BİTME NOKTASINA GELMİŞTİR

AKP’nin ithalatçı tarım politikaları: Köylüyü üretimden koparmış, tarım alanlarını boşaltmış, hayvancılığı çökertmiştir.

Köyler yaşlanmış, köy okulları kapanmış, köylerimiz yok olma noktasına gelmiştir. Köyden kente göç artmış; üretimin yerini yoksulluk almıştır.

EMEKÇİLER, EMEKLİLER, GENÇLER

Bu yanlış ekonomi politikalarının bedelini: İşçiler düşük ücretle, emekliler açlık sınırının altında maaşla, gençler işsizlikle, öğrenciler umutsuzlukla ödemektedir

Gençler bu ülkede: İş bulamamakta, gelecek kuramamakta, umudunu başka ülkelere gitmek zorunda bırakılmaktadır. Çocuklar ve öğrenciler, yoksulluğun ve eşitsizliğin yükünü omuzlarında taşımaktadır.

 TOPLUMSAL VE DEMOGRAFİK TAHRİBAT

Üretemeyen bir ekonomi: Umutsuz bir toplum yaratmıştır. Sosyal dengeleri bozmuştur, Demokratik ve demografik yapıyı sarsmıştır. Köyler boşalmış, kentler plansız büyümüş, toplum derin bir geçim krizine sürüklenmiştir

AKP, 2002’de ülkeyi devraldığında, Türkiye’nin dış borcu yaklaşık 130 milyar dolardı. Bugün: Dış borç 470–480 milyar dolar seviyesindedir. Bu borç fabrikaya değil, üretime değil, tarıma değil, ithalata ve betona harcanmıştır.

SON SÖZ

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): üreten Türkiye’yi kurmuştur. Borç ödemiştir. Fabrikalar yapmıştır. Çiftçiyi, işçiyi, esnafı korumuştur. AKP ise satmıştır, borçlandırmıştır. Ülkeyi ithalata mahkûm etmiştir

‘CHP ne yaptı?’ diyenlere cevabımız nettir: Türkiye Cumhuriyet’ini kurdu. Bugün yaşananların sorumlusu ise, AKP’nin uyguladığı 23 yıllık yanlış ekonomi politikalarıdır.

Türkiye’nin birinci partisi CHP’dir. Artık erken seçim zorunluluktur. Milletimiz bir an önce sandığın önüne gelmesini bekliyor. Bu ülke yeniden üretecek. Bu ülke yeniden umudu büyütecek. Ve ilk seçimde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidar olacaktır.”

TRAKYAKA yönetimi Kırklareli’de toplandı

Trakya Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Şubat ayı olağan toplantısı Edirne Valisi ve Trakya Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Sezer’in başkanlığında Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde yapıldı.

Toplantıya Kırklareli Valisi Uğur Turan, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, Kırklareli Belediye Başkanı Derya Bulut ve Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan katıldı.

Toplantı, bir önceki toplantıda alınan kararların tekrar görüşülmesiyle başladı. Ardından 2025 yılı TR21 Trakya Bölgesi Yerel Kalkınma Hamlesi (YKH) teşvik programı başvurusu kapsamında fizibilite raporu sunan projelerin Bakanlığa gönderilmeden önce değerlendirilmesi yapıldı.

Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, üyelere 2026 yılı teknik destek programları ile ilgili bilgileri içeren bir sunum yaptı ve Trakya Kalkınma Ajansı 2025 yılı faaliyet raporu ve insan kaynakları raporları görüşüldü. Yönetim Kurulu Üyelerinin, afet yönetimi konusunda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi ve görüş paylaşımında bulunmasının ardından toplantı sona erdi.

Trakya Kalkınma Ajansı yönetim kurulu üyeleri ardından üretim sahalarında incelemelerde bulunarak yatırım ve istihdam üzerine değerlendirmeler yaptı.

Başkan Gencan: Sahadayız

Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, dün akşam önce kandil simidi dağıttı, ardından ekiplerin çalışmalarını inceledi. Gencan Fatih ve Umurbey mahallesinde kahvelere de giderek vatandaşlarla biraraya gelerek, ‘Sahadayız’ mesajı verdi.


Başkan Gencan Berat Kandili dolayısıyla vatandaşlara kandil simidi dağıttı. Gencan, ‘Mübarek Berat Kandili’nde Mevlana Camii’nde hemşehrilerimizle buluştuk, kandil simitlerimizi paylaştık. Bu anlamlı gecenin kalplerimize huzur, kentimize bereket getirmesini diliyor; tüm hemşehrilerimin Berat Kandili’ni bir kez daha kutluyorum’ diye konuştu.


ZEMİN DÜZELTME ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ
Başkan Filiz Gencan, Edirne Belediyesi ekiplerinin kentin değişik bölgelerinde yol zemin düzeltme çalışmalarını da inceledi.


Gencan, “Edirne için sahadayız, çalışmalarımızı sorumlulukla sürdürmeye devam ediyoruz” dedi.
Gencan çalışmalarla ilgili şu bilgileri paylaştı:
Hilly Otel Mevki’nde, zemin güvenliğini artırmaya yönelik iyileştirme çalışmalarımız sürdürülmektedir.
Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerimiz, Kaleiçi bölgesinde zemin iyileştirme çalışmalarını sürdürüyor.
Yürütülen çalışmalar kapsamında, bölgede ihtiyaç duyulan noktalarda teknik düzenlemeler yapılmaktadır.
Alparslan Türkeş Caddemizde ekiplerimizi ziyaret ederek sahada yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldım.
Kentimizin farklı noktalarında yürütülen çalışmalar yerinde takip edilirken, özellikle sabah saatlerinde oluşabilecek buzlanma riskine karşı hemşehrilerimizin dikkatli olmalarını rica ediyorum.


Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerimiz, Maarif Caddesi’nde zemin iyileştirme çalışmalarını sürdürüyor.
Yürütülen çalışmalar kapsamında, cadde genelinde ihtiyaç duyulan noktalarda teknik düzenlemeler yapılmaktadır.


MESAİDEKİ PERSONELE ZİYARET
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, dün akşam görevli persoenli de ziayret etti.
Gencan, “Sahada görev yapan mesai arkadaşlarımızı ziyaret ederek yürütülen çalışmaları yerinde inceledim. Zorlu koşullarda, büyük bir özveriyle sürdürülen bu emek; Edirne’nin düzeni ve yaşamın aksamadan devam etmesi için çok kıymetli. Sahada ter döken, işini sahiplenen tüm mesai arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Birlikte çalışıyor, birlikte Edirne için sorumluluk alıyoruz” dedi.


‘SAHADAYIZ’
Gencan dün akşam esnaf ziayretlerinin yanı sıra kahvelerde vatandaşlarla biraraya geldi.
Gencan, “Gündelik hayatın içinden gelen talep ve önerileri yerinde dinledik. Edirne’yi masa başından değil, sokakta, sahada ve insanıyla birlikte yönetmeye devam edeceğiz” diyerek şunları söyledi:


Fatih Mahallemizde kahve ziyareti yaparak hemşehrilerimizle bir araya geldik. Çay içtik, hal hatır sorduk; kandil simidimizi paylaşarak komşuluğun ve bir arada olmanın kıymetini birlikte yaşadık.
Bu kentte kapımız da gönlümüz de açık. Mahalle mahalle, hemşehrilerimizle yan yana olmaya devam edeceğiz.


Umurbey Mahallemizde kahve ziyaretleri yaparak hemşehrilerimizle bir araya geldik. Edirne’yi masa başından değil, yerinde ve sahada takip etmeye devam ediyoruz. Umurbey’de olduğu gibi, kentin her noktasında vatandaşlarımızla temas halinde olacağız.

Yangın güvenliğinde en kritik adım: Erken algılama

Yangın, saniyeler içinde büyüyebilen ve hem yaşam alanlarında hem de işletmelerde ağır sonuçlar doğurabilen bir risktir. Bu yüzden Yangın Alarm Sistemleri, yangını daha başlangıç aşamasındayken algılayıp doğru uyarı senaryolarını devreye alarak; insanların hızlı ve güvenli şekilde tahliyesine, ekiplerin de daha erken müdahale etmesine yardımcı olur. EAS Güvenlik’in yaklaşımı, “erken algılama” odağını merkeze alır: Algılama süreleri, korunacak alanın faaliyet türüne uygun teknoloji seçimi, dedektör tipleri ve olası yangın senaryoları tasarımın temelini oluşturur.

Yangın Alarm Sistemi sadece siren değildir

Bir Yangın Alarm Sistemi, tek başına çalışan bir algılama–uyarı yapısı olabileceği gibi; bina altyapısındaki diğer kritik sistemlerle entegre de çalışabilir. Örneğin acil durum anons sistemi, merkezi havalandırma, otomatik yangın söndürme, duman tahliye sistemleri, kartlı geçiş/turnike, asansör gibi bileşenlerle birlikte yönetilen senaryolar oluşturulabilir.
Bu entegrasyon, olay anında doğru aksiyonların otomatik devreye girmesi açısından önemlidir: Uyarıların iletilmesi, dumanın kontrolü, belirli kapıların serbest geçişe alınması veya asansörlerin senaryoya uygun pozisyona geçmesi gibi süreçler tek merkezden yönetilebilir.

Doğru projelendirme: Yapının gerçeklerine göre tasarım

Her bina aynı değildir; dolayısıyla her Yangın Algılama Sistemleri tasarımı da aynı olamaz. Sağlıklı bir kurgu için mimari, mekanik ve elektrik projelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. EAS Güvenlik’in yaklaşımında; yangın bölmeleri, tavan–taban yükseklikleri, asma tavan/yükseltilmiş zemin gibi mimari detaylar; havalandırma, sulu–gazlı söndürme ve mekanik duman tahliye gibi mekanik unsurlar; pano/elektrik odaları, acil anons ve geçiş kontrol gibi ilişkili elektrik altyapıları bütüncül şekilde ele alınır.
Ardından risk analizi, tehlikeli ortam sınıflandırması, yanıcı/parlayıcı–zehirli gaz varlığı ve olası yangın türleri (ısı, duman, alev vb.) üzerinden senaryo netleştirilir.

Standartlar ve yönetmelikler: Uyum, güvenliğin temelidir

Bir Yangın Alarm Sistemi tasarlanırken binaların kullanım amacı, tipi ve büyüklüğünün yanında; “Türkiye Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” ve TSE’nin de kabul ettiği EN54-14 standartları dikkate alınır.
Ayrıca birçok projede, ekipman ve bileşenlerde UL, LPCB, AFNOR, VdS, NFPA gibi farklı sertifikasyon beklentileri de gündeme gelebilir. Bu noktada doğru ürün ailesi seçimi ve sahaya uygun mühendislik yaklaşımı belirleyici olur.

EAS Güvenlik ile Yangın Alarm Sistemleri çözümleri

EAS Güvenlik, farklı ölçek ve ihtiyaçlara uygun Yangın Alarm Sistemleri çözümleri sunar; ayrıca dünya çapında üreticilerle çözüm ortaklıkları üzerinden projeye uygun seçenekler sağlayabilir. Sayfalarında; Bosch, Eaton, Honeywell ve Teletek gibi markalara yönelik çözüm başlıkları ile video tabanlı algılama (alev/duman algılama kamerası gibi) yaklaşımlarına da yer verilmektedir.
Buradaki amaç tek bir ürün önermek değil; keşif ve risk analizi sonucuna göre, doğru teknolojiyi doğru noktaya konumlandırarak güvenilir bir Yangın Algılama Sistemleri kurgusu oluşturmaktır.

Neden düzenli bakım ve test şart?

Kurulum kadar kritik bir konu da sürekliliktir. Dedektörlerin kirlenmesi, yanlış konumlandırma, hatalı senaryo değişiklikleri veya kablolama kaynaklı zayıflamalar zamanla performansı etkileyebilir. Bu nedenle Yangın Alarm Sistemi periyodik test ve bakımlarla kontrol edilmelidir. Böylece sistemin gerçek bir acil durumda doğru tepki verme olasılığı artar ve yanlış alarm riski azalır.

Sonuç: Güvenliği şansa bırakmayın

Yangın riskini “olursa bakarız” yaklaşımıyla yönetmek, hem insan hayatı hem de işletme sürekliliği açısından büyük bir maliyet doğurabilir. İhtiyacınıza uygun Yangın Alarm Sistemleri için doğru keşif, doğru mühendislik ve doğru kurulum; güvenliğin en net yatırımlarından biridir. EAS Güvenlik, projelendirmeden kurulum ve teknik desteğe kadar uçtan uca hizmet yaklaşımıyla, yapınıza uygun Yangın Algılama Sistemleri çözümleri oluşturmayı hedefler.

Erkeklere özel seminer

Olgay GÜLER

Edirne Cumhuriyetin Özgür Kadınları Derneği, kadına yönelik şiddetle mücadelede alışılmışın dışına çıkarak bu kez erkeklere yönelik bir seminer düzenledi. İnsan hakları hukukçusu ve uzman eğitimci Merve Aşıcı, şiddetle mücadelenin yalnızca kadınların değil, erkeklerin de doğrudan sorumluluğu olduğunu vurguladı.

Derneğin Mithatpaşa Mahallesi’ndeki binasında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Aşıcı, bugüne kadar kadınlar ve kız çocuklarıyla yürütülen çalışmaların ardından ilk kez erkeklerle bir araya geldiklerini belirtti. Aşıcı, toplumsal dönüşümün ancak erkeklerin farkındalık kazanmasıyla mümkün olacağını ifade etti.

 “İLK KEZ ERKEKLERE YÖNELİK BİR PROGRAM YAPILIYOR”

Edirne’nin kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından güçlü bir kent olduğuna dikkat çeken Aşıcı, “Kadın belediye başkanının olması, aktif kadın dernekleri bu kentin birikimini gösteriyor. Kadına şiddete karşı ilk kez erkeklere yönelik bir program gerçekleştiriliyor. Bu çok değerli ve umut verici” ifadelerini kullandı.

ŞİDDET SADECE FİZİKSEL DEĞİL

Kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel boyutla sınırlı olmadığına dikkat çeken Aşıcı, erkek çocuklarının ataerkil kalıplarla yetiştirilmesinin sorunun temelinde yer aldığını söyledi.

“Aslanım, erkek yapar” gibi söylemlerin zararlı olduğunu belirten Aşıcı, erkeklerin duygularını bastırmak zorunda olmadığını vurguladı.

Z KUŞAĞI UMUT VERİYOR

Z kuşağıyla birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin güçlendiğine işaret eden Aşıcı, “Erkek de yemek yapabilir, çamaşır yıkayabilir. Bu sorumluluklar yalnızca kız çocuklarına yüklenmemeli” dedi.

Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Zuhal Azseven de, Edirne’de bir ilke imza attıklarını söyledi. Ezber bozan bir etkinlik gerçekleştirdiklerini ifade eden Azseven, bu kez kadınların anlattığı erkeklerin dinlediği konferans gerçekleştirdiklerini belirtti.