‘Çiftçimiz mutsuz, üreticimiz umutsuz’

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, üreticilerin yanlış tarım politikaları ve her geçen gün ağırlaşan ekonomik koşullar nedeniyle büyük bir mücadele verdiklerini belirterek, bu nedenle Dünya Çiftçiler Günü’nün buruk bir şekilde kutlamak zorunda kalındığını söyledi.

CHP Merkez İlçe Başkanı Akgüngör, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Emeğin, alın terinin ve üretimin en kıymetli temsilcileri olan çiftçilerimizin bu özel ve anlamlı gününü büyük bir coşkuyla kutlamak isterdik. Ancak ne yazık ki bugün çiftçimizin yüzü gülmüyor” diyerek şunları kaydetti:

“Çiftçi mutlu olmazsa esnaf mutlu olmaz.

Üretici mutlu olmazsa vatandaş mutlu olmaz.

Çiftçilerimiz her geçen yıl bir önceki yılı arıyor. Üretim yapmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Artan mazot, gübre, ilaç ve yem fiyatları karşısında üreticilerimiz; emeğiyle, alın teriyle ayakta kalmaya çalışıyor.

Türk çiftçisi artık öz sermayesinden yiyor.

Çeltik üreticisi mutsuz, ayçiçeği üreticisi mutsuz, buğday üreticisi mutsuz.

Özetle; çiftçimiz mutsuz, üreticimiz umutsuz.

Ancak yaşanan tüm zorluklara rağmen çiftçilerimiz, inançla ve kararlılıkla üretmeye devam ediyor. Edirne’miz, ülkemiz ve milletimiz için toprağı işlemeyi sürdürüyor.

Bizler de alın teriyle üreten, gecesini gündüzüne katarak çalışan tüm çiftçilerimizin emek mücadelesini Edirne’den saygıyla selamlıyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak; üretenin kazandığı, çiftçinin emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında;

Alım garantili üretim modelini hayata geçireceğiz.

Tarımda planlı üretim anlayışını güçlendireceğiz.

Arz-talep dengesi sağlanacak, fiyat istikrarı korunacaktır.

Çiftçi desteklerini Tarım Kanunu’na uygun şekilde eksiksiz vereceğiz.

Çiftçi borçlarının faizlerini sileceğiz, ana parayı yapılandıracağız.

Çiftçimizin kullandığı mazottaki vergiyi kaldıracağız.

Üretenin hakkını aldığı, çiftçinin yeniden umutla toprağına sarıldığı bir Türkiye mümkün.

Bu duygu ve düşüncelerle; Edirne Merkez İlçemizde Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 3 bin 685 çiftçimiz başta olmak üzere, tüm üreticilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyor, bereketli ve bol kazançlı bir yıl diliyoruz.”

Eczacılıkta ‘istihdam’ krizi!

Olgay GÜLER

Edirne Eczacı Odası Başkanı Doğukan Cem Çiftçi, eczacıların sağlık sistemindeki rolünün güçlendirilmesi gerektiğini söyleyip, plansız şekilde açılan fakülteler ve artırılan kontenjanlar nedeniyle ciddi istihdam krizi yaşandığına dikkat çekti.

Edirne’de 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü dolayısıyla Atatürk Anıtı’nda tören gerçekleştirildi. Edirne Eczacı Odası ve Trakya Üniversitesi Eczacılık Fakültesi tarafından anıta çelenk sunulmasıyla başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Törene Edirne Eczacı Odası Başkanı Doğukan Cem Çiftçi’nin yanı sıra çok sayıda eczacı, akademisyen ve eczacılık fakültesi öğrencisi katılım sağladı.

‘ECZACILAR KATKILARDAN YETERİNCE FAYDALANAMIYOR’

Edirne Eczacı Odası Başkanı Çiftçi, Türkiye’nin dört bir yanında yaklaşık 55 bin eczacının; sağlık sisteminin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık danışmanları olarak hizmet sunduğunu söyledi. Çiftçi, “Türkiye’de de toplum eczaneleri vatandaşlarımızın sağlık hizmetine en hızlı ve en kolay ulaştığı birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Doğru politikalarla desteklenmesi gereken bu güçlü yapı, sağlık sistemimizin stratejik unsurlarından biridir. Ancak ne yazık ki ülkemizde eczacıların sağlık sistemine sunabileceği katkılardan yeterince faydalanılmadığını görüyoruz. Bugün yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu reçeteleri açısından değerlendirildiğinde eczanelerimizde yılda yaklaşık 508 milyon işlem gerçekleştirilmektedir. Bu sayı, eczanelerin sağlık sistemindeki kritik rolünü açıkça ortaya koymaktadır.”

‘ECZACININ SAĞLIK SİSTEMİNDEKİ ROLÜ GÜÇLENDİRİLMELİ’

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 30 milyon vatandaşta yapılan taramada, 7 milyonunda kronik hastalık tanısı konulduğunu hatırlatan Çiftçi, “İşte tam da bu nedenle eczacının sağlık sistemi içerisindeki rolünün güçlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Eczanelerimiz; kolay erişilebilir yapısı, yaygın hizmet ağı ve bilimsel danışmanlık kapasitesiyle koruyucu sağlık hizmetlerinin en güçlü paydaşlarından biri olmalıdır. İlaç ve eczacılık alanındaki mevzuat ile uygulamalar da bu anlayış doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır. Kronik hastalıkların yönetimi, koruyucu sağlık hizmetleri, bağışıklama uygulamaları, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi alanlarda eczacıların daha aktif rol alması; gereksiz kamu harcamalarını azaltacak, risklerin erken tespitini sağlayacak ve ulusal ölçekte önemli sağlık verileri üretilmesine katkı sunacaktır. Aynı zamanda bu hizmetler hasta güvenliğini, tedavi başarısını ve vatandaş memnuniyetini artıracaktır” diye konuştu.

‘YENİ FAKÜLTELERİN AÇILMASI DURDURULMALI’

Genç eczacıların yaşadıkları istihdam sorununun mesleğin en yakıcı problemlerinden olduğunun altını çizen Çiftçi, “Genç meslektaşlarımızın yaşadığı istihdam sorunu da mesleğimizin en yakıcı problemlerinden biridir. Plansız şekilde açılan fakülteler ve artırılan kontenjanlar nedeniyle ülkemizde ciddi bir eczacı istihdam krizi yaşanmaktadır. 2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Ancak bu fakültelerin yalnızca 19’u tam akreditasyona sahiptir. 2017 yılında 1.448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılı itibarıyla 3.868’e yükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun olmakta, hâlen eczacılık fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerinde bulunmaktadır. Sağlık alanındaki bir meslek grubunun işsizlikle karşı karşıya bırakılması, ülkemizin en önemli değeri olan genç insan kaynağının heba edilmesi anlamına gelmektedir. Son dönemde bu yanlışın kısmen fark edildiğini ve bazı kontenjan düzenlemeleri yapıldığını görmekteyiz. Ancak kalıcı çözüm için daha planlı ve bilimsel adımlar atılması gerekmektedir. Bu kapsamda; yeni eczacılık fakültelerinin açılması durdurulmalıdır. Kontenjanlar ülke ihtiyaçlarına göre yeniden planlanmalıdır. Eczacılık başarı sıralaması ilk 50 bin ile sınırlandırılmalıdır. Eğitimde kalite ve akreditasyon esas alınmalıdır. Akademik kadrosu ve teknik altyapısı yetersiz fakültelerde gerekli iyileştirmeler yapılmalıdır. Ayrıca genç eczacılar için kamu eczacılığı, klinik eczacılık ve endüstri eczacılığı alanlarında yeni, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam modelleri oluşturulmalıdır” şeklinde konuştu.

Tören, yapılan konuşmaların ardından katılımcıların anıt önünde toplu fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.

TIR’da 32 kilo esrar ve kaçak eşya!

Olgay GÜLER

Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye giriş yapan TIR’da yapılan aramada 32 kilo 480 gram esrar ile çok sayıda elektronik sigara malzemeleri ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

Edime Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapıkule’ye gelen TIR’ı, risk analizlerinin ardandan x-ray taramasına sevk etti. Taramada şüpheli yoğunluk tespit edilen TIR, detaylı arama için hangara alındı. Eğitimli köpek ‘Bodri’ ile yapılan aramada, yasal yük üzerinde çok sayıda koli ve iki valiz bulundu.

Koliler ve valizlerde yapılan aramada faturasız ve belgesiz, gümrüğü beyan edilmeyen 1 milyon 440 bin sigara kağıdı, 20 pil, 10 bin 5 atomizer, 4 bin 34 elektronik sigara, 2 bin 690 elektronik sigara kartuşu, 20 gözlük, 212 bin 541 ilaç, 3 bin elektronik sigara podu cinsi eşyalar ile 28 paket halinde 32 kilo 480 kilo esrar ele geçirildi.

Gözaltına alınan 1 kişi hakkında soruşturma sürüyor.

Edirneli voleybolcu Duru, FB altyapısında

Havsa Belediye Spor Kulübü formasıyla Edirne’de küçükler kategorisinde mücadele eden Duru Koyuncu Fenerbahçe altyapısına transfer oldu.

Duru Koyuncu’nun transferine ilişkin  Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nce gerçekleştirilen paylaşımda şunlara yer verildi:

“Edirneli voleybolcumuz Duru Koyuncu, bu sezon Havsa Belediye Spor Kulübü formasıyla Küçükler kategorisinde mücadele etti.

Azmi, disiplini ve sahadaki gelişimiyle dikkat çeken sporcumuz, önümüzdeki sezondan itibaren Fenerbahçe Spor Kulübü altyapısında forma giyecek.

Duru Koyuncu’yu tebrik ediyor, yeni sezonda başarılarla dolu bir spor hayatı diliyoruz.”

‘Engelleri birlikte aşacağız’

AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dolayısıyla mesaj yayımladı. İba, mesajında, engelli bireylerin toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, son yıllarda Türkiye’de engelli vatandaşların yaşam standartlarını yükseltmek adına önemli reformların hayata geçirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarlarının sosyal devlet anlayışını güçlendiren çalışmalarıyla engelli bireylerin eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar birçok alanda daha güçlü şekilde hayatın içinde yer almalarının sağlandığını ifade eden İba, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde “Engelsiz Yaşam” hedefi doğrultusunda büyük adımlar atıldığını vurguladı.

Engelli bireylerin sadece belirli gün ve haftalarda değil, hayatın her anında hatırlanması gerektiğine dikkat çeken İba, “AK Parti olarak insanı merkeze alan siyaset anlayışımızla, toplumumuzun her kesimine dokunan hizmetleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Engelli kardeşlerimizin eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal yaşam haklarına erişimini kolaylaştırmak adına son yıllarda tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdik. Engelli maaşlarından evde bakım hizmetlerine, erişilebilir şehir projelerinden kamu istihdamına kadar çok önemli destekleri vatandaşlarımızla buluşturduk.” ifadelerine yer verdi.

“Engelleri birlikte aşacağız”

Türkiye’nin son yıllarda sosyal politikalar alanında örnek gösterilen ülkelerden biri haline geldiğini belirten İba, özellikle erişilebilirlik konusunda yapılan yatırımların engelli bireylerin yaşamını kolaylaştırdığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen sosyal politikalar sayesinde engelli vatandaşların artık hayatın her alanında daha görünür, daha güçlü ve daha aktif hale geldiğine değinen İba, “Bizler de AK Parti teşkilatları olarak sosyal sorumluluk anlayışıyla her zaman engelli bireylerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki sevgi varsa engel yoktur.”dedi.

Engelliler Haftası’nın toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken İba, tüm vatandaşları daha duyarlı olmaya davet etti. Engelli bireylerin karşılaştıkları sorunların sadece kamu kurumlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirten İba, dayanışma ve empati çağrısında bulundu.

İba, mesajının sonunda, “Azimleriyle hepimize örnek olan tüm engelli kardeşlerimizin 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nı kutluyor, aileleriyle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyorum.” ifadelerine yer verdi.

Engelli gençlere özel gece

Edirne’de temsili askerlik yapacak engelli gençler için düzenlenen uğurlama töreninde duygu dolu anlar yaşandı.

Edirne’de bir gün süreyle temsili askerlik yapacak olan engelli bireyler için geleneksel asker uğurlama töreni düzenlendi. Cumhuriyetin Özgür Kadınları Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda, asker adayı gençlerin mutluluğu ve ailelerin gururu bir araya geldi.

Cumhuriyetin Özgür Kadınları Dernek binasında bir araya gelen gençler ve aileleri için özel bir eğlence programı organize edildi. Geleneklerin yaşatılması çerçevesinde gerçekleştirilen törende, askere gidecek gençlerin ellerine dualar eşliğinde asker kınası yakıldı. Kına merasimi sırasında ailelerin gözyaşlarını tutamadığı, duygu dolu anların yaşandığı gözlendi.

Kına yakma töreninin ardından program, davul zurna eşliğinde devam etti. Asker adayı gençler, dernek üyeleri ve yakınlarıyla birlikte gönüllerince eğlenerek askerlik heyecanını doyasıya yaşadı.

Programda bir açıklama yapan Cumhuriyetin Özgür Kadınları Dernek Başkanı Zuhal Azseven, bu özel güne katkı sunmaktan gurur duyduklarını belirtti. Azseven, “Engelli bireylerimizin vatan görevine duyduğu heyecan her şeyin üzerindedir. Onların bu özel anlarını paylaşmak ve geleneklerimizi yaşatmak çerçevesinde bu töreni düzenledik. Hepsi bizim gururumuzdur” dedi.

Çeltik ekimine ‘yağış’ rötarı!

Olgay GÜLER

Edirne’deki son 2 yıldır kuraklıkla mücadele eden çeltik üreticisi, son dönemdeki yoğun yağışlarla tarlaların tava gelmesini bekleyince, ekim dönemi 15 gün gecikti.

Edirne’de çeltik üreticisi, iklim değişikliyle birlikte aşırı sıcaklar ve yağışsız hava nedeniyle, son 2 yıl kuraklıkla mücadele etti. Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve zamanında yağışların oluşmaması, bölgedeki su kaynaklarını kuruma noktasına getirdi. Üretici, ekimini yaptığı ürününü suyla buluşturmak için dönüşümlü sulama yaptı. Zorlu geçen dönemin ardından bu yıl Edirne genelinde ekim ayından mart ayına kadar ortalama 450 kilogram yağış düştü. Bölgede tarımsal sulamada kullanılan Meriç ve Tunca nehirleri, yağışlar ve Bulgaristan’ın barajlardan su salımı yapması sonucu taştı. Yağışlarla bölgedeki barajlarda da doluluk oranı arttı. Kentin içme suyunun karşılandığı Süloğlu Barajı’nda tam kapasite doluluk oranına ulaşıldı.

‘ÜRETİCİLERİMİZ ŞU AN HAZIRLIKLARINA BAŞLADI’

Edirne’de ekime hazırlanan çeltik üreticisi, yağışların devam etmesiyle tarla hazırlıklarında gecikme yaşadı. Tarlanın kuruyarak tava gelmesini bekleyen üreticinin ekim dönemi, bu nedenle 15 gün sarktı.

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, bu yıl bölgede suyla ilgili bir sıkıntının olmadığını söyleyerek, “Biliyorsunuz iki yıldan beri kurak yılların ardından güzel kış yağışları aldık. Nehir debilerimiz, baraj debilerimiz yükseldi. Çok şükür ki bu yıl suyla ilgili bir sıkıntımız yok. Hatta yağışlardan dolayı su taşkınları olmasından dolayı ekilişler, yerlerin tava gelmesi, suyun boşalması geciktiği için önceki yıllara nazaran biraz daha gecikti. Ama üreticilerimiz şu an hazırlıklarına başladı. Birçok üreticimiz ekilişine başladı. Üreticilerimiz tava gelen arazilerini, suyun boşaldığı bölgeleri hazırlayıp ekilişini yapıyor” dedi.

Yağışlarla, çiftçinin yüzünün güldüğünü belirten Arabacı, “Şu an nehir debilerimiz de güzel seviyede akıyor. İnşallah bu yıl geçtiğimiz yıllardaki yaşadığımız sorunları yaşayamayacağız gibi gözüküyor. Üreticilerimiz elinden gelen emeği veriyor şu an yapılması gereken işçiliklerini yapıyor. Yer hazırlığı ve ekilişler de başladı. İnşallah bütün üreticilerimiz için hayırlı bir sezon olur, diye umuyorum. Emeğinin ve yaptığı masrafın karşılığını alacağı bir yıl olur diye umuyorum” diye konuştu.

‘BİR BEBEĞİ YETİŞTİRİR GİBİ DAVRANMANIZ GEREKİYOR’

Arabacı, çeltiğin ekim öncesinden hasada kadar birçok işlemden geçtiğini belirterek, “Ufak bir bebeği yetiştirir gibi, çok hassas davranmanız ve çok ilgi göstermeniz gerekiyor. Bu süreçten sonra çıkış ve büyüme dönemini atlattıktan yani otla da mücadeleyi bitirdikten sonra sonrasında da suyu takip işlemi kalıyor. Belli aralıklarla gübre atma işlemi kalıyor. Bunları da yaptıktan sonra sezon sonunda da aşağı yukarı minimum 120 gün su içerisinde kalıyor. Sonrasında da suyu topraktan çekip araziyi bir miktar kuruduktan sonra hasat etmeye başlıyoruz. Hasattan sonra kurutma makinalarına atıp kurutma işlemini yapıyoruz. Ve sonrasında da sanayiciyle buluşturuyor üreticimiz ürünümüzü. Sanayide yani çeltik fabrikalarında işlendikten sonra da sofralarımıza hazır bir şekilde pirinç olarak paketlere giriyor ve tüketicimizin damak tadına sunuluyor” diye konuştu.

‘SU DEBİLERİMİZ, SEVİYELERİ ÇOK İYİ’

Ekimin gecikmesinin bir sorun yaratmayacağını da söyleyen Arabacı, “Şu ana kadar yaşadığımız ortama baktığımızda su debilerimiz, seviyeleri çok iyi. Bu yıl su taşkınlarından dolayı, arazilerimizin suyla dolmasından dolayı ekilişimiz önceki yıllara nazaran biraz daha gecikti diyebiliriz. Ama tabii çok geç mi? Üreticimiz var gücüyle emek veriyor. Zamanında ürününü ekmek için. Şu an için baktığımızda herhangi bir sıkıntı gözükmüyor. Debilerimiz iyi. Şu an hani ne zaman bu debiler düşer? Ya da nasıl olur? Bunu söylemek için tabii ki çok erken. Ama ben 2024 ve 2025 yılında yaşadığımız su sorunlarını bu yıl yaşamayacağımızı düşünüyorum. İnşallah sonu da iyi olur diye umuyorum” ifadelerini kullandı.

Çiftçi emeğinin karşılığını bekliyor

Olgay GÜLER

Türkiye’nin buğday ihtiyacının önemli kısmının karşılandığı Edirne’de, artan mazot fiyatları gölgesinde ürününü yetiştirmeye çalışan üreticiler, 14 Mayıs Çiftçiler Günü’ne, üretime devam edebileceği fiyat beklentisiyle girdi.

Ülkenin ayçiçeği ve çeltik üretiminde lider, buğday üretimindeyse önde gelen şehirlerinden Edirne’de, üretici 14 Mayıs Çiftçiler Günü’ne, başta mazot fiyatları olmak üzere artan gider maliyetleri gölgesinde girdi. Üretici, hasat döneminin yaklaştığı buğdayda, açıklanacak fiyatı beklerken, CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, fiyatın en az 20 TL olması gerektiğinin altını çizdi.

‘ÖYLE BİR FİYAT VERİLMELİ Kİ, DIŞARIDAN BUĞDAY ARAMAYALIM’

Dünya genelinde son günlerde fiyatların artmaya başladığını dile getiren Gaytancıoğlu, “Son günlerde dünyada gıda fiyatları artmaya başladı. Örneğin buğday fiyatları 180 – 200 dolarlardan önce 220 dolarları, Amerika-İran savaşıyla birlikte şimdi 240 hatta 250 dolarları görmeye başladı. Bunun temel nedeni; aslında dünyada yaşanan istikrarsızlıklar. Kuraklık var, üretimde düşüşler var bazı ülkelerde ama navlun fiyatları, yani taşıma maliyetleri çok arttı. Yani daha önce pandemi döneminde görmüştük bu gıda fiyatlarının artışını, ardından Rusya-Ukrayna savaşında gördük, şimdi Amerika-İran savaşında da görüyoruz. 250 dolar şu anda. Bunda taşımacılık yapacağız, gümrük vergisi var. Yani şunu anlatmak istiyorum; çiftçiye verilecek fiyat öyle bir fiyat olmalı ki, dışarıda gemi aramayalım, dışarıda buğday aramayalım, kendi çiftçimizi destekleyelim” dedi.

‘EN AZ 20 TL OLMALI’

Fiyatın belirlenirken, enflasyon ve mazot fiyatlarının göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizen Gaytancıoğlu, “Geçen sene bunun 11.5 – 12.5 aralığında olduğunu unutmayalım, bu sene enflasyonu da unutmayalım, mazot fiyatının artışını da unutmayalım, gübre fiyatının artışını da unutmayalım. Çiftçiye en az 20 TL gibi, hatta daha üstünde bir fiyat verelim ki, çiftçi biraz nefes alsın, borcunu ödesin, kişiliğini bulsun, üretim yaptığının karşılığını alsın. Başka ülkelerde bu fiyatlar daha da yükselirse alamazsınız. Pandemi döneminde paramız vardı alamadık, buğday fiyatı 450 dolara çıktı. Yine aynı şeyler olabilir. Kendi çiftçimizi toprağa küstürmeyelim, kendi çiftçimizi destekleyelim. Üretelim, üretmekten başka çare yok” diye konuştu.

TÜRKİYE YOLLARINDA (3)

İsmail DEMİRAY

Edirne’den sonra en sevdiğimiz yerde Fethiye’deyiz. Burasının bizim için önemi bir dönem çocuklarımızın ve torunumuzun burada yaşamış olmaları. Biz de iki ay kaldık Fethiye’de… 

Fethiye sakin döneminde daha. İlkbaharın bütün canlılığını yaşıyor. Sahilde yürüyenler, koşanlar, bisiklete binenler yan yana. Fethiye Belediyesi’nin Halk Kafe’sinde iğne atsan yere düşmez. Katılıyoruz emekli ve aylak tayfasına, iki sandalye ayarlıyoruz kendimize, sırada atıştırmalıklar ve çay keyfi.

EROL AİLESİNİN KONUĞU OLDUK

Akşamı Erol ailesinin konuğu oluyoruz. Özlemişiz, saatlerce sohbetler ediyoruz. Nebahat hocam yine donatmış masayı ikramlarıyla. Çocukları bahçede keyifle oynuyorlar cıvıl cıvıl.

Fethiye’den ayrılıp sabah çıktığımızda ilk önce Xantos antik kentine uğruyoruz domates seralarının bittiği yerde. Uzakdoğu’dan gelen turist kafilelerine rehberleri bölgenin önemini anlatıyor. Biz yerliler internete bakarak öğrenmeye çalışıyoruz bölgenin tarihini. Domates seralarının yanından geçerken meraklı gözlerle gözlemliyoruz. Buralar yer gök sera, domates bol, o da ne manavda burada da 120 lira. Bülent Ayan agam ne dersin? Seracıların biriyle uzaktan sohbet ediyoruz, kaçtan veriyorsunuz toptancılara diye; “80 civarı” diyor. He orda 80 ile soframıza da 120’ye gelmesi kaçınılmaz. Herkes haklı.

SİDE ANTİK KENTİ

Akdeniz’de salınarak, sakince manzaraların keyfini sürerek ilerliyoruz. Antalya’nın etrafından dolaşarak geceyi Side’de otelde geçiriyoruz. Sabah ilk işimiz Side antik kentini gezmek oluyor. Geçmişi çok eskilere dayanan antik kentin kalıntıları içinde gezerken zaman tünelinde yolculuk yapıyor gibi oluyoruz. Müzeleri “Müze Kart” ile geziyoruz. 200 lira kartın bedeli ve Türkiye’nin her yerinde bir yıl boyunca aynı kartla kamuya ait bütün müze ve ören yerlerini ziyaret edebiliyorsunuz. Güzel bir imkan ama müze kartını telefona tanımlamak emekliler için neredeyse imkansız, burada da yine yardımımıza oğlumuz yetişiyor, hallediyor otel konaklamalarını hallettiği gibi.

7.günümüzün akşam saatlerinde Erdemli’de bir hotelde geceliyoruz. Keyifsiz bir gece oluyor, sivrisinekler, çalışmayan tv, sezon öncesi, açılmamış, ama açılmış gibi bizi kabul eden kötü turizmciler.

HATAY YARALARINI SARMAYA ÇALIŞIYOR

Sabah erken kalkarak böyle kötü bir ortamın kahvaltısından da hayır gelmez diyerek merak ettiğimiz gidemediğimiz Hatay’a doğru yola çıkıyoruz. Mersin ve Adana’yı bay pass ederek.

Büyük kentlere mecbur kalmadan girmedik turlarımızda. Hepsi birbirine benzeyen özelliklerini yitirmiş, beton dağları arasında sıkışıp kalmış, girmesi ayrı bir dert, çıkması ayrı yerleşimler. O yüzden turlarımızda sürekli kasaba, ilçe ve küçük kentlerde konaklamaya çalıştık. Bu bizim aynı zamanda doğanın içinde olmamızı sağlıyor. Doğaya yakın olmak bizi iyileştiriyor gibi. Hatay’ı burada ayrı tutuyoruz. Zira daha önce hiç gelmemiştik ve deprem sonrası hallerine istemesek de şahitlik etmek için yoldayız.

Hatay il sınırlarına girdikten sonra İskenderun’u gözlemleyerek ilerliyoruz sahil yollarına doğru. Amacımız Hatay merkezine gelmeden önce Hatay’ın etrafını tamamen gezmek, bütün ilçelerine uğramak.

İskenderun sonrasında Arsuz ilçesine giriyoruz. Büyük bir ilçe. Depremin izleri her yerde. İnşaat çalışmaları, özellikle TOKİ buraların her şeyini yeniden üretirken değiştiriyor da. Bu hızlı değişime insan doğasının, psikolojisinin ne kadar dayanabileceği tartışılır.

Arsuz ve Samandağ yolları sahilde, dolanarak keyifle ilerliyoruz. 20 km’lik bisiklet yolunun büyük bir bölümü faal durumda. Samandağ’ya getirilmeye çalışılan yeni su hatları büyük boruların döşenmesi ile devam ediyor. Bu bölgede bir çok yerde su hatlarının yenilendiğini görüyoruz. Malum depremler sadece çürük binaları değil, yerin altındaki su ve kanalizasyon sistemlerini de yok ediyor. Yayladağı ilçesinde Suriye sınırına kadar sokuluyoruz artık. Tek görmediğim sınırdı Suriye sınırı o da tamam artık.

Oğlumuz bize bir zamanlar tarihi Hatay Çarşısı’nda butik bir otel de yer ayırtmış. Bayıldık, o kadar temiz, düzenli, işletmecileri ilgili ki bir daha yolumuz düşerse asla başka bir yerde kalmayı düşünmeyiz artık. İsmi “Le Reve Butik Hotel” Çarşı son depremde boydan boya yıkılmış, restorasyon çalışmaları son hızla devam ediyor. Butik oteli kısa bir sürede onararak işletmeye açmışlar.

KÜLTÜRLERİN KENTİ, DOST İNSANLAR

Hatay yıkılmış, ayağa kalkmaya çalışıyor. Sancıları sürüyor büyük yıkımın. Her yer toz, inşaat çalışmaları. Kentin üstünde adeta toz bulutu dolaşıyor. Arabamızı otelimizin yakınında Kurtuluş Caddesi’ne bıraktık akşamdan. Sabah bindiğimizde üstünün bir parmak tozla kaplandığın gördük.

Hatay merkezde yıkımın bütün izleri halen ortadayken çevrede küçük yerleşim yerlerinde depremin izlerini doğa temizlemeye başlamış bile. Bol yağmurlar burada da etkili olmuş, otlar depremin izlerini silmeye şimdiden başlamış. İnsanlar depremin değil de binaların öldürdüğünü farkında, ona göre deprem bölgelerinde yoğun bir konteynır evler görüyoruz.

Hatay yüz yıllarca bir çok dine ve kültüre ev sahipliği yapmış. Geçmişi yüz bin yıla dayanan farklı kültürleri bir arada harmanlamış bir yer. İnsanları güler yüzlü, sıcak kanlı, misafir sever.

Akşamın geç saatlerinde misafir sever otel sahiplerimiz dışarıdan getirdiğimiz yiyecekler için servis açıyorlar bize tüm içtenlikleriyle. He Hatay’da kebap yenir de rakı içilmez mi? İlle de yöreye özgü mezeler, tulum peyniri de yanında olmalı diyor yanımızdaki masada komşularımız