Muhteşem bir malumatfuruş: İ. Ortaylı

Ortaylı’nın vefatı sosyal medyada ciddi bir tartışma yarattı. Kamusal görünürlüğü fazla şahsiyetlerde sıkça karşımıza çıkar bu fakat Ortaylı’nınki bir başkaydı. Kendisine övgü düzmekte birbiriyle yarışanların, hayranlarının sosyal medyadaki paylaşımları sınır tanımadı. 

Ortaylı’nın “cahil/yarı cahil” etiketiyle aşağıladığı kümeden gelen methiyeler, ismiyle müsemma köşemizi haliyle tahrik etti ki bu yazıya sebeptir.

Elbette önce İlber Ortaylı’nın tarihçiliğinden başlamak gerekiyor.

Kendisi gibi muhafazakâr-mukaddesatçı Taha Akyol’un, Ortaylı’nın akademik çalışmalarını değerlendirdiği Karar gazetesi köşesinden yararlanalım (https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/tarihciligimizde-ilber-ortayli-1607236)…

//…“mukayeseli tarih” alanında gerçek bir bilim otoritesidir. Öyle ya, tarihe hem Osmanlı arşivlerinden, hem Petersburg, Londra, Paris, Berlin, Kahire arşivlerinden bakmak başka oluyor. Ortaylı’nın doçentlik tezi olan Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu’nu yazmak için Osmanlı arşivlerinden başka Bonn, Londra ve Washington arşivlerinde çalışmış, bu dillerde geniş bir kaynak taraması yapmış olması tipik bir örnektir. Benim gözümde Ortaylı’nın en mühim eserlerinden biri, beş yüz küsur sayfalık Osmanlı İmparatorluğunda İktisadi ve Sosyal Değişim adlı kitabıdır.Kaynaklarına baktığımızda Osmanlı arşivlerinden başka İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça kaynaklar da görürüz. 

Onun içindir ki, Ortaylı, ister popüler, ister resmi ideolojik olsun, bütün şablonlara hapsolmadan, olaylara birçok pencereden bakabilen büyük bir tarihçimizdir.

‘Ortaylı tarihçiliği’ni üç açıdan değerlendirmek mümkün…

– Arşiv çalışması ve araştırma… Bu işin araştırmacılık tarafı, bilim yönü…

– İkincisi ‘mukayeseli tarih’ perspektifi… Karşılaştırmalı tarih… Hamasetin ve ideolojinin boğduğu zihinlerimizde mutlaka ‘karşılaştırmalı tarih’ penceresi açmak lazım.

Ve Ortaylı’nın bence şah-eseri: İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı adlı bu kitabı, 1983’te yayınlandığından bu yana defalarca baskı yaptı. Osmanlı modernleşmesini, bunun iç ve dış faktörlerini anlamak için kesinlikle ‘anahtar kitap’ değerinde bir eserdir. Sadece verdiği bilgiler bakımından değil, bilhassa metodu ve getirdiği yorum (tefekkür) bakımından…

Tarihi zemin olarak Tanzimat’ın yer aldığı tarih kesiti şöyledir: Sanayileşen Avrupa, Osmanlı azınlıklarında uyanan milliyetçilik, Babıali’nin yani modern bürokrasinin hakimiyeti, merkeziyetçi reformlar, hukukun ve eğitimin laikleşmesi ve “reformcuların çıkmazı” gibi hayati önemdeki konular… Şöyle anlatır:

“19. Yüzyıl ortalarında Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük kısmında demiryolu ve karayolu şebekesi yoktu. Bu Akdeniz imparatorluğunda deniz ulaşımı da büyük ölçüde yabancı kumpanyaların elindeydi. Ülkenin büyük kısmı otarşik bir üretim sistemi içindeydi veya ticaret bazı bölgelerin kendi arasında kalmıştı…”

Osmanlı modernleşmesi, böylesine zayıf, durgun, parçalı bir zeminde, ilkel bir ekonomik yapıda devleti reforme etme çabasıydı.

“Osmanlılar yeni çağın iktisadi, ticari uygarlığına adım atamamanın bedelini ödüyorlardı… Tanzimatın çaresiz devlet adamlarını sorumsuzlar ve gafiller olarak nitelemek mümkün değildir.”

Oysa solda Doğan Avcıoğlu, sağda Necip Fazıl, “tarihçilik” denilemeyecek yazı ve kitaplarında Tanzimat’ı emperyalizmin bir oyunu, bir yabancılaşma gibi gösterdiler.

Ortaylı, Tanzimat’ın önündeki “kaht-ı rical” yani yetişmiş adam kıtlığı, ekonomik zeminin çürüklüğü ve milliyetçilikler çağında çok-uluslu imparatorluğu devam ettirmenin aşılmaz zorluklarını da anlatır.//

Taha Akyol’un Ortaylı abartısına şaşıracak değiliz zira fikri paralellik mevcuttur…                           

Nitekim bunu satır aralarına Akyol’un serpiştirdiklerinde de görüyoruz. Örneğin Doğan Avcıoğiu ve Necip Fazıl “tarihçilik” denilmeyecek yazı ve kitaplarında Tanzimat’ı emperyalizmin bir oyunu, bir yabancılaşma gibi göstermelerini yanlış bulmaktadır. 

Sorunu Ortaylı’nın tezlerine yaslanarak “kaht-ı rical” yani yetişmiş adam kıtlığı, ekonomik zeminin çürüklüğü ve milliyetçilikler çağında çok-uluslu imparatorluğu devam ettirmenin aşılmaz zorluklarına bağlamaktadır.

Necip Fazıl’ın muhafazakâr kimliğinden dolayı emperyalizm okuması ile Doğan Avcıoğlu’nunki arasında tabii ki fark vardır. Ancak ikisinin emperyalizm hakkında yazdıklarını “tarihçilik” zemininde görmemek, Akyol’un Ortaylı “tarihçiliği”ne meftun halinin bariz bir yansımasıdır; çünkü sebep-sonuç ilişkisinden, maddi temelden yoksun çıkarımlardır.

Örneğin Balta Limanı Anlaşması ile Tanzimat’a giden yolun taşlarının nasıl döşendiğini görmezden gelmek, ya tarafgir bir tutumdur ya da popüler tarih yazımının cazibesine kapılmaktır.

Yetişmiş adam kıtlığı, ekonomik zeminin çürüklüğü, milliyetçilikler çağında çok-uluslu imparatorlukları devam ettirmenin aşılmaz zorlukları, tarihin o dönemindeki toplumsal devinimden ari ele almak, bilimsellikten de uzaktır.

Ortaylı iyi bir tarih araştırmacısı, anlatıcısı olabilir fakat altını çizdiğimiz hususlar açısından tarih felsefesinden uzak düştüğü de açıktır. Akyol da tabii…

Marksistleri Markizler diyerek asgarileştirmekten keyif alan Ortaylı’nın, akademik çalışmalarının tarih felsefesinden yoksun, tarihte olan biteni kaleme alan, kendince okumalarda/çıkarımlarda bulunan tarihçiliği sıradandır aslında. 

 “Suya sabuna dokunmadan” tarihçiliktir.

Marks’ın tarih yazımını idealist yaklaşımlar yerine maddi üretim ilişkilerine dayalı, “tarihsel materyalizm” zemininde ele alması, tarih felsefesinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Tarihi, üretim araçları ve sınıfsal temelde irdeler, toplumsal değişimlerin esas nedenini ekonomik yapı (alt yapı) bağlamında görür Marks.

Hikmeti sorgulanamaz kamusal bir figür muamelesi gören Ortaylı’nın iktidar ilişkilerinde mahir tutum davranışları da dikkat çekicidir.

2019 yerel seçimlerinde AKP İBB başkan adayı Binali Yıldırım’a verdiği katkı, Boğaziçi Üniversitesi’ne gelen Nureddin Yıldız’ı protesto eden ve tutuklanan öğrencilere destek eylemi gerçekleştiren Galatasaray Üniversitesi öğrencilerini susturmaya çalışması, “suya sabuna dokunmayan” tarihçiliği gibi iktidar- organik akademisyen ilişkisindeki yerini gösterir.  

Yaşamında bilimsel disiplin olarak tarihi popüler kılan Ortaylı’nın kendini ve kitaplarını iyi pazarladığı ve hikmeti sorgulanamaz kamusal bir figür mertebesine ulaştığı da bir gerçek. 

Örneğin, 9 dil bildiği sürekli öne çıkarılır. Taha Akyol da bu lüzumsuz ezbere takılmış.

Oysa Ortaylı, Almanca, İngilizce, Rusça, Fransça, İtalyanca ve Farsça bildiğini, Latinceyi az bildiğini, biraz Arapça bildiğini, İbranice’yle de uğraştığını söylemiştir.

Toplumumuzda: bilgiye ulaşma zahmetine pek katlanmadan böylesi meddahlar üzerinden bir şeyler öğrenmek, birkaç kitabını okuyunca da yılların boşluğunu kapattığını sanmak, bulunduğu ortamlarda edindiği bilgi kırıntıları ortaya dökerek itibar aramak yaygındır ve bildik insani zafiyetlerin yansımasıdır. Onlardan objektif ve derinlikli bir değerlendirme beklemek abesle iştigaldir.

Ortaylı bir prototiptir, çok var onlardan. Hiçbir güç odağıyla sorun yaşamayan, kitleleri aşağılamayı bir maharet sanan, üstelik “aydın” kategorisinde görülüp saygı duyulan başka kamusal figürler de var elbet. Mesela Celal Şengör de iyi bir malumatfuruştur. Bu aydın müsveddeleri sadece ülkemizde yok; çağımızın bir marazasıdır.

Düşündürücü olan, bu insanların yüceltilmesi, aşağıladıkları kitlelerce sorgulanamaz bulunması.

İlber Ortaylı videolarından örneklerle bitirelim yazıyı…

Kemalizm hakkında bakın neler diyor Ortaylı…

Hem de Fetullah Gülen’i defalarca ziyaret eden bir Kemalist…

Futbola ilgisi de vardı, Arda’ya sahip çıkın diyor…

Harem, padişahların genelevi değildir açıklaması da oldukça öğretici…

Üniversite öğrencilerini koruma kollama hassasiyeti de takdiri hak ediyor…

Vatan coğrafyasını kurtarmak için zeytin alanı tavsiyesi de ilginç…

Evet, renkli bir simaydı Ortaylı; iz bırakmıştır.

Allah taksiratını affetsin!

KONUKLARINIZIN SESİ 390

              ‘Ekonomiyle ilgili bazı genel bilgiler’ yazmaya niyetlenmiştim, karşı komşunun ilkokul üçüncü sınıfa giden oğlu geldi. “Erdal dede, ödevimi sizde yapabilir miyim?” diye sordu. Uygar’ı çok severim. Tek çocuk; buna karşın hiç şımarık değil. Anne, baba da Uygar’a doğru davranıyor: Gittiği ‘Başka okul mümkün’ okulunun kurulmasında anne öncülük etmiş. Evde de Uygar’a hem özgürlük tanınıyor, hem sınırlar belirli. Uygar da özel bir çocuk olarak büyüyor. Sözünü hiç sakınmıyor ama yanlışı açıklanırsa kabul ediyor. Uygar’ın YouTube kanalı bile var. Bunu hiç yardımsız yapay zekâya danışarak kendi kurmuş. Aramız iyi, bana da YouTube kanalı nasıl açılır anlatmıştı.

            Neyse, Uygar divana yerleşti, kucağına sert bir altlık verdim. Ödevini açtı.

            -Yardım istiyor musun? diye sordum.

            -Yok, kolay. Kendim yaparım diye yanıtladı. Ben de kendi çalışmama döndüm. Yan yanayız; bir yandan da Uygar’ın yanıtlarını izliyorum. Sorular şöyle: Birbirleriyle ilişkili dört kavram veriliyor ve bu dört kavramın çağrıştırdığı beşinci bir kavram isteniyor. Bir soru şöyle,

            Uygar’ın yanıtı ne? İşkence.

            -Öğretmene gösterecek misin?

            -Tabii.

            ‘Eğitim ve öğretim’le ilgili çok yazı yazmıştık. Uygar, tüm yazdıklarımızı bu sözcükle özetleyivermişti: İşkence…

             Sitemizde ilk ve ortaokula giden 18 çocuğumuz var. Her bayram, üzerinde isimleri yazılı renkli zarflar hazırlıyor ve içlerine bayram harçlıklarını koyuyor; ayrıca kendimiz simit, acıbadem kurabiyesi, … pişirip onları da renkli paketler içinde veriyoruz. Bayramda başka bir yere gitmeyenler gruplar halinde geliyorlar. Beşinci sınıfa giden Eda, üçüncü sınıfa giden kardeşi Baturalp ve ikinci sınıfa giden Zeynep Ada birlikte geldi. Söz arasında onlara Uygar’ın çağrışımını anlattım. Baturalp ayağa kalktı, bilgisayar masamın yanına geldi.

            -Bir kâğıdın var mı? İnternetten öğrendim. O yaz, yanına biraz aralıklı bir sonraki harfi yaz. Altına K ve bir sonrakini; onun altına U ve sonrakini; el alta da L ve bir sonrakini. Araya da ok koy ve oku.

            -Sonra Eda geldi; kalemi kâğıdı aldı. O da internetten öğrenmiş.

            –Okula giderken erken kalkıyoruz. Erken kalkınca uykusuz kalıyoruz. Uykusuz kalınca dersleri anlayamıyoruz. Dersleri anlayamayınca sınavlardan kalıyoruz. Sınavlardan kalınca annemiz kızar. Annemiz kızınca depresyona gireriz. Depresyona girince açlık grevi yaparız. Açlık grevi yapınca hastanelik oluruz. Sonuç aynı.

          Çocuklarımız acılarını mizahlaştırıyor. Bizim yetişkin usulü yazdıklarımız da farklı değil:

           Eskiden öğrenim-eğitim-erdirim vardı. Toplumcu bireyler amaçlayan erdirim de, çevresine saygılı bireyler amaçlayan eğitim de, bilgili bireyler amaçlayan öğrenim de unutuldu. Şimdi ‘Dindar ve kindar’ bireyler yetiştiriyoruz.

                                                                                                                                 Sağlıcakla, 

NESİLLERE YAZIK

“KÖPEK” derler, neye “KÖPEK” dediklerini bilmeden. O muhteşem masumları, taşlamayı, hoştlamayı öğrenmişler çünkü!..
Kimlerden mi öğrenmişler, “Bunları da Allah yarattı ve bizim bereketimize verdi.” demeyi akıl edemeyenlerden, tabi ki!..
“Yaratan’dan Ötürü,” demeyi, akıl edememişler; kutsal kitaplarını okuyup, onların bizim faydamıza zimmetli olduğunu öğrenememişler.
“KÖPEK” derler, neye “KÖPEK” dediklerini akıl edip bilmeden!..
BİZİ, HİÇ KİMSENİN SEVEMEYECEĞİ KADAR SEVEN, “KÖPEK” VAR İKEN,
NEDEN, HAYATI TEK BAŞINA YAŞAMAK İSTEYELİM Kİ?..
SİZİ, HİÇ KİMSENİN ÖZLEYEMEYECEĞİ KADAR HASRETLE BEKLEYECEK,
SİZ, EVE GELMEDEN BEŞ- ON DAKİKA ÖNCEDEN, HİSSEDİP, KAPIYA KOŞUP, ÖLESİYE ÖZLEMLE KARŞILAYACAK,
SİZİ, HİÇ BİR ÇIKAR VE KOŞULSUZ, SADECE SİZ OLDUĞUNUZ İÇİN, SİZİ ÖLESİYE SEVECEK BAŞKA BİRİNİ ASLA BULAMAYACAĞINIZ İÇİN…
EVDE YANIBAŞINIZDAYKEN BİLE, ELİNİZİN KOKUSUNA, SESİNİZE, VARLIĞINIZA HASRET, BAŞKA SADIK DOST BULAMAYACAĞINIZ İÇİN…

“ BİZİ SEVMEYE, KUCAKLAMAYA HASRET, KÖPEK, KEDİ” VARKEN, NEDEN YALNIZ YAŞAMAYI SEÇELİM Kİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 23/Ayet 21:
Hayvanlarda sizin alacağınız dersler vardır. Onların karınlarından size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.

Sanayi sitesinde yangın!

Olgay GÜLER

Edirne’de Sanayi Sitesi’nde meydana gelen yangında, mobilya imalathanesi yanarak kullanılamaz hale geldi.

Yangın, gece saatlerinde Edirne Sanayi Sitesi Eski Tekirdağ Caddesi üzerinde meydana geldi. Mobilya imalathanesi olarak kullanılan dükkanda, henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. İş yerinden çıkan alevleri görenlerin ihbarıyla bölgeye çok sayıda itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.

Ekipler, alevlerin bitişikteki dükkanlara sıçramaması için zamanla yarıştı. İtfaiyenin müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü.

Edirne Valisi Yunus Sezer ve Belediye Başkanı Filiz Gencan, bölgeye gelerek ekiplerden bilgi aldı.

Yangının çıkış nedeniyle ilgili inceleme başlatıldı.

Edirnespor’dan deplasmanda 1 puan

Olgay GÜLER

Edirnespor, TFF 3’üncü lig 26’ncı hafta karşılaşmasında, deplasmanda karşılaştığı Polatlı 1926 Spor Kulübü ile 0-0 berabere kalarak 1 puanı paylaştı.
TFF 3’üncü lig birinci grupta, düşmesi kesinleşen Edirnespor, kendisi gibi düşme hattındaki Ankara ekibi Polatlıspor’la deplasmanda karşılaştı. Polatlı ilçe stadında oynanan maçta 90 dakika boyunca gol sesi çıkmadı. Maç 0-0 berabere sonuçlanırken, iki takım da hanesine birer puan yazdırdı.
TFF’nin Ordu bölgesi hakemlerinden Cantürk Kılıç’ın yönettiği maçta yardımcılıklarını; Amasya bölgesinden Server Bozkurt, Hatay bölgesinden Muhammet Munir Dadı ve Trabzon bölgesinden Ali Samet Özoğlu yaptı. Takımlar sahaya şu kadrolarla çıktı:
Polatlı 1926 Spor Kulübü: 35. Muhammed Halit Birçerpanlı, 20. Emirhan Tak, 4. Yunus Emre Çakır, 88. Ertuğrul Kıraç, 23. Emin Metehan Ataşsalar, 41. Yağız Yolcu, 24. Burak Efe Yaz, 21. Cevatcan Ekinci, 19. Görkem Can Güner, 99. Hamza Kılıç, 17. Hacı Ömer Doğru
Yedekler: 98. Mert Efe Nizam, 22. Mevlüt Emir Gürlek, 79. Kerim Ali Bekar, 28. Murat Sipahioğlu, 33. Kürşat Yılmaz Selamoğlu, 6. Yağız Koçak, 27. Kayra Berkin Kutluca, 40. Selahattin Yıldırım, 80. Efe Can Özdemir, 11. Berkay Göçmen
Edirnespor: 39. Erkam Mecit Erginsoy, 22. Furkan Kara, 3. Berke Can Özsoy, 53. Onur Köse, 32. Ensar Çapar, 44. Ahmet Efe Şimşek, 4. Efe Utku Özgan, 5. Ayberk Çoban, 19. Efe Yüceer, 95. Melih Sağlam, 65. Ferdi Güzelsu
Yedekler: 91. Bayram Kılıç, 17. Yusuf Talha Yılmaz, 10. Volkan Keskin, 38. Atakan Günaydın, 77. Yusuf Kurt, 16. Ahmet Ege Evsan, 20. Rahman Alperen Emek, 12. Baran Boyraz, 8. Ali Mert Akdaş, 74. Buğra Uçar

Siirt Mobilyacı: Botan Vadisi’nin Sert Karasal İklimine ve Yüksek Isıya Dayanıklı Çözümler

Siirt mobilyacı arayışında, Güneydoğu Anadolu’nun sarp dağları ile Botan Vadisi’nin derin yarıkları arasında şekillenen bu kadim coğrafyanın sert karasal iklim şartlarını göz önünde bulundurmak hayati bir zorunluluktur. Yazların aşırı sıcak ve kurak, kışların ise yüksek rakımlı bölgelerde oldukça sert geçtiği Siirt, evlerimizde kullandığımız eşyaların dayanıklılık standartlarını en üst seviyeye taşımamızı gerektirir. Estetik kaygıların ötesinde, yapısal sağlamlık arayanlar için Tavsiyemiz.com bölgedeki en doğru rehberdir.

Yılın büyük bölümünde nem oranının oldukça düşük seyrettiği ve güneşin termal etkisinin zirve yaptığı bu iklimde, kereste ve doğal dolgu malzemeleri üzerinde oluşan kuruma stresi oldukça yüksektir. Nem dengesinin kışın yağışlar, yazın ise kavurucu Mezopotamya sıcakları nedeniyle aniden değişmesi, standart işçilikle üretilen ürünlerde telafisi güç çatlamalara, yüzey deformasyonlarına ve renk solmalarına yol açabilir. Bu sebeple, bölgenin termal tabiatını tanıyan uzman bir mobilyacı ile çalışmak, yatırımlarınızın ömrünü doğrudan belirleyen temel unsurdur.

Siirt İkliminin ve Coğrafi Yapısının Ahşap Mobilyaya Etkileri

Aşırı Sıcaklık ve Lifli Yapı Direnci

Siirt merkez ve özellikle Kurtalan gibi ovaya yakın yerleşimlerde yaz sıcakları, ağaç malzemenin hücresel yapısındaki iç nemi hızla vakumlayarak liflerin kırılgan hale gelmesine neden olur. Bu durum, özellikle masif panel mobilyalarda ani çekmelere ve derin yüzey çatlaklarına sebep olur. Çözüm olarak, ısı değişimlerine dirençli, endüstriyel olarak fırınlanmış ve neme doyurulmuş üst segment MDF veya fırınlanmış sert ağaç sistemleri tercih edilerek yapısal stabilite maksimuma çıkarılır.

Botan Vadisi Kaynaklı Termal Dalgalanmalar

Botan Çayı ve baraj havzası çevresinde oluşan yerel mikroklima, gece ve gündüz arasında keskin sıcaklık farkları yaratır. Bu durum, kapı ve pencere kasalarında “bel verme” veya yüzey boyalarında pullanma olarak bilinen deformasyonları tetikler. Lif yapısı yoğun, fırınlanma derecesi bölgeye göre kalibre edilmiş keresteler ve güçlendirilmiş lamine kasa sistemleri, bu termal şoklara karşı geliştirilebilecek en güvenilir teknik bariyerdir.

Düşük Nem ve Toz Faktörü

Karasal iklimin getirdiği düşük bağıl nem ve bölgedeki toz sirkülasyonu, mobilya ray sistemlerinde ve menteşe aralıklarında aşındırıcı bir etki yaratır. Ahşabın ve mekanizmaların formunu koruması adına, montaj aşamasında toz korumalı gizli ray sistemleri ve sürtünme katsayısı düşük paslanmaz bileşenler kullanılarak malzemenin ömrü profesyonelce uzatılmaktadır.

Siirt Mobilyacı Uzmanlarımızın Sunduğu Teknik Çözümler

Bölgesel Şartlara Optimize Edilmiş Panel Teknolojisi

İl merkezi ve çevre ilçelerin kurak karakteristiğine uyum sağlamak adına, üretim bantlarımızda ısıya dayanıklı ve formaldehit emisyonu en düşük olan Avrupa E1 sertifikalı ham maddeler kullanılmaktadır. Siirt’in tozlu yaz aylarında kapalı mekanlarda oluşan statik elektrik yükü göz önüne alınarak, mobilya gövdelerinde sadece dayanıklılık değil, aynı zamanda anti-statik yüzey standartları da önceliklendirilmektedir.

Gelişmiş Kenar Bantlama ve Isı Kalkanı

Sıcak hava dalgalarının mobilya eklemlerine sızıp tutkal yapısını kurutmasını önlemek için standart bantlar yerine, moleküler düzeyde tutunma sağlayan ve yüksek ısı direnci test edilmiş PUR (Poliüretan) tutkal teknolojisi uygulanır. Ayrıca montajda kullanılan tüm metal donanımlar, ani ısı farklarında genleşme katsayısı stabilize edilmiş bileşenlerden seçilerek uzun ömürlü kullanım sunulmaktadır.

Sertifikalı Ustalık ve Dijital Montaj Analizi

Projelerimiz, Siirt’in geleneksel el sanatları kültürünü modern mobilya mühendisliğiyle birleştiren MYK belgeli teknisyenler tarafından yürütülür. Her parça, üretim öncesinde dijital lazer cihazlar ile taranarak ortamın zemin eğimleri ve duvar yapısı analiz edilir. Bu titiz ön hazırlık süreci, karasal iklimin yapılara bindirdiği statik yük nedeniyle oluşabilecek esnemeleri minimize ederek 24 aylık tam kapsamlı hizmet güvencesi sunmamızı sağlar.

Siirt Şeffaf Hizmet, Hizmet Bölgesi ve Ürün Kapsamı

Tüm üretim süreçlerimiz şeffaflık ilkesiyle, en modern teknikler kullanılarak yürütülmektedir. Hizmet ağımız Merkez, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari, Şirvan ve Tillo ilçelerini bütünüyle kapsamaktadır. İl merkezindeki Bahçelievler ve Kooperatif mahallelerinden, Tillo’nun tarihi dokusuna ve Pervari’nin yüksek rakımlı yayla evlerine kadar her noktaya ulaşım sağlıyoruz. Özellikle Kurtalan’ın düzlüklerindeki konutlar için ısı yalıtımlı, Botan hattındaki yapılar için ise nem dengeli özel çözümler üretiyoruz.

Hizmet yelpazemiz; modern mutfak dolapları, suya dayanıklı banyo mobilyaları, konforlu yatak odası takımları, ofis mobilyaları, masif kapılar ve tamamen kişiye özel butik tasarımları içermektedir. Doğru teknikle üretilmiş bir eşyaya sahip olmak için Siirt mobilyacı uzmanlarımızdan destek alabilir, yaşam alanlarınızı bu şehrin sert sıcağına karşı birer kaleye dönüştürebilirsiniz.

Siirt’te Uzun Ömürlü Mobilya için Uzman Tavsiyeleri

Kurak Yaz Ayları İçin “Nem Dengesi”

Aşırı kuru geçen Temmuz ve Ağustos aylarında odalarda kullanılacak dekoratif su objeleri veya hava nemlendiriciler, mobilyalarınızın “kuruyup çekmesini” ve yüzeylerde kılcal yarılmalar oluşmasını minimize eder. Bu basit yöntem malzemenin ömrünü teknik olarak %20 uzatır.

Isı Kaynakları ve Güneş Koruması

Mobilyalarınızı doğrudan güneş ışığı alan pencerelerin önüne veya kışın çok yüksek ısı veren ısıtıcıların tam yanına yerleştirmeyin. Isı kaynakları ile doğal yüzeyler arasında en az 30 cm’lik bir boşluk bırakmak, ahşabın tek taraflı ısınıp çarpılmasını önleyen en temel yöntemdir.

Raylı Sistemlerde Toz Bakımı

Siirt’in tozlu rüzgarlarına karşı, gardırop ve mutfak raylarını haftalık olarak nemli bir bezle silin. Toz birikimi rayların sürtünmesini artırarak mekanizmanın bozulmasına yol açar; bu nedenle mutlaka “kapalı/gizli” ray sistemlerini tercih edin.

Masif Malzemede “Meşe ve Ceviz” Tercihi

Siirt’in yerel dokusuna ve karasal iklimine en dirençli ağaç türleri fırınlanmış meşe ve cevizdir. Masif mobilya tercihlerinizde yörenin iklimine kalibre edilmiş, lif yapısı stabilize edilmiş keresteleri seçmeniz, ürünün ömür boyu formunu korumasını sağlar.

Botan Vadisi’nin heybetli derinliği, Tillo’nun manevi huzuru ve meşhur Siirt fıstığının sabırla olgunlaşan bereketi gibi; mobilyalarınızın da zamana ve coğrafyanın tüm zorluklarına karşı dimdik durması bizim temel gayemizdir.

Kaan Çağatay Hisli Kimdir? Finans Sektöründeki Görevleri ve Kariyeri

Finans ve bankacılık alanındaki çalışmalarıyla bilinen Kaan Çağatay Hisli, uluslararası kariyeri ve farklı alanlardaki deneyimiyle dikkat çeken isimler arasında yer alıyor. Türkiye’de başlayan kariyerini Avrupa’ya taşıyan Hisli, özellikle son yıllarda finansal regülasyonlar ve piyasa analizleri üzerine yaptığı çalışmalarla öne çıkıyor.

1988 yılında İstanbul’da doğan Hisli, eğitim hayatına Amerika Birleşik Devletleri’nde Fulbright bursu kapsamında aldığı bilgi teknolojileri (IT) eğitimi ile başlamış, ardından Marmara Üniversitesi Bankacılık bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır.

Kariyerine QNB Invest’de başlayan Hisli, burada saklama ve mali kontrol alanlarında görev almıştır. Daha sonra Fransız bir bankanın Türkiye iştirakinde kara para aklama ile mücadele (AML) ve iç kontrol süreçlerinde çalışmıştır.

2021 yılında Almanya’ya yerleşen Hisli, Avrupa’nın önde gelen kripto para platformlarından Bitpanda’da işlem izleme (transaction monitoring) uzmanı olarak görev almıştır.

Ardından kariyerine bankacılık sektöründe devam eden Hisli, son dört yıldır Japon finans grubu Sumitomo Mitsui Banking Corporation (SMBC)’ın uyum (compliance) departmanında müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Bu kapsamda finansal regülasyonlara uyum, kara para aklama ile mücadele süreçleri ve iç kontrol mekanizmaları üzerine çalışmalar yürütmektedir.

Hisli aynı zamanda uzun yıllardır kripto para piyasaları, Borsa İstanbul ve küresel finansal piyasalar üzerine analizler yapmakta ve değerlendirmelerini sosyal medya platformlarında paylaşmaktadır. 2025 yılından bu yana YouTube platformunda “Çağatay Der Ki” kanalı altında düzenli canlı yayınlar gerçekleştirerek kripto varlıklar, makro ekonomik gelişmeler ve piyasa dinamikleri üzerine içerikler üretmektedir.

Odanıza Göre Yatak Odası Gardırobu Seçimini Nasıl Yapmalısınız?

İdeal bir depolama ünitesi, odanın zemin alanını yutmadan maksimum kullanım alanı sunan yapısal bir çözümdür.

Kullanıcılar yatak odası gardrop modelleri arasında karar verirken sadece dış görünüşe odaklanıp odanın yürüme yollarını hesaba katmayı unutur. Doğru yaklaşım, yatak ile dolap arasında en az 60 santimetrelik net bir sirkülasyon boşluğu bırakmaktır. Bu boşluk bırakılmadığında, dolap ne kadar şık olursa olsun oda boğucu bir depoya dönüşür.

Görünür kapak hacminden ziyade iç modüllerin yerleşimi gerçek kapasiteyi yaratır. Piyasada doğru bilinen en büyük yanlış, devasa dış boyutların her şeyi çözeceği yanılgısıdır. Oysa ki iç raf diziliminin matematiği toplam depolama kapasitesini belirler. Kısa askılık alanları, gizli takı çekmeceleri ve pantolonluk gibi fonksiyonel eklentiler, kör noktaları sıfıra indirerek standart ölçülerdeki bir dolabı bile işlevsel bir organizatöre çevirir.

Raylı mı, Menteşeli mi?

Dar metrekareli alanlarda raylı yatak odası gardrop sistemler alternatifsiz bir zorunluluktur. Menteşeli kapakların dışa doğru açılma payı, özellikle yatak ucu mesafesinin dar olduğu planlarda hareket kabiliyetini tamamen kilitler. Raylı mekanizmalar, kendi ekseninde kayarak çalıştığı için ölü alan yaratmaz ve odanın mevcut derinliğini korur. Rabi Mobilya’nın tasarımlarında kullandığı yavaşlatıcılı ray sistemleri, kapakların sert çarpmasını engelleyerek hem sessiz bir kullanım sunar hem de mekanizma aşınmasını durdurur.

Sahada şunu çok görürüz: Mağazanın devasa aydınlatılmış alanında menteşeli dolabın heybetine aldanıp satın alan müşteri, evde yatak ile dolap arasına sıkışıp kalır. Kurulum bittikten sonra kapakların yatağa çarptığını fark etmek en acı verici ve geri dönüşü zor tecrübelerden biridir. Bu hataya düşmemek için ölçüm yaparken dolap derinliğine kapağın açık haldeki uzunluğunu mutlaka eklemelisiniz.

Uzun Ömürlü Kullanım ve Donanım Kalitesi

Gövde malzemesi ne olursa olsun, bir gardırobun ömrünü bağlayıcı donanımlar tayin eder. Tüketiciler levha kalınlığına odaklanırken asıl yükü çeken hareketli parçaları gözden kaçırır. Yıllarca sarkmadan, takılmadan ve ses çıkarmadan çalışan bir mobilya istiyorsanız menteşe ve ray sistemlerinin mukavemetini sorgulamalısınız.

Fonksiyonelliği ve dayanıklılığı garantileyen kritik bileşenler şunlardır:

  • Çift açılımlı ve stoperli menteşeler kapakların zorlanmaya bağlı sarkmalarını durdurur.
  • Alüminyum profil destekli raylar ağır kapakların zamanla yuvadan çıkmasını ve esnemesini önler.
  • Kalınlaştırılmış kanallı arkalıklar mobilyanın bel vermesini engelleyerek rijit yapıyı korur.

Sürgülü sistemlerde zemin rayının temizliği doğrudan sistemin sağlığını yönetir. Alt kızaklarda biriken toz ve tekstil havları zamanla tekerlekleri sararak mekanizmayı bozar. Periyodik olarak ray kanallarının vakumla temizlenmesi şarttır. Mekanizmanın akıcılığı mobilyanın gerçek ömrünü dikte eder. Bir dolabın kalitesi, kapağı hafifçe ittiğinizde kendi kendine yuvasına sıfır sesle oturmasından net şekilde anlaşılır.

88 cana sıcak yuva!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Lalapaşa ilçesinde, jandarmanın yasadışı yollarla cins köpek üretimi yapan çiftliğe yaptığı operasyonunda kurtarılan 88 köpek için Edirne Belediyesi tarafından sahiplendirme süreci başlatıldı.

Edirne İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Lalapaşa ilçesinde bir çiftlikte izinsiz ve sağlıksız koşullarda köpek üretimi yapıldığı bilgisi üzerine harekete geçti. Çiftlikte yapılan operasyonda, ticari amaçla üretildiği tespit edilen 88 Poodle ve Toy Poodle cinsi köpek koruma altına alınarak Edirne Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü Sokak Hayvanları Barınağı Geçici Bakımevi Birimi’ne teslim edildi. Köpeklerden rehabilitasyon süreci tamamlananlar, Sokak Hayvanlar Barınağı Geçici Bakımevi’nde yeni sahipleriyle buluşmaya başladı.

Edirne Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Yunus Emre Şahin

‘SÜREÇLE İLGİLİ TİTİZ ÇALIŞMA YÜRÜTÜLÜYOR’

Edirne Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Yunus Emre Şahin, teslim alınan köpeklerin, rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanıp, kısırlaştırma işlemlerinin gerçekleştirildiğini söyledi. Şahin, “Rehabilitasyonu tamamlanan köpeklerimizi hayvanseverlerle buluşturmaya başladık ve hatta bu güzel kızlarımızdan birini yeni yuvasına kavuşturduk. Süreçle ilgili olarak; İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Milli Parklar İl Müdürlüğü koordinesinde titiz bir çalışma yürütülmektedir. Olayla ilgili hukuki süreç halen devam etmektedir. Yapılan incelemelerde çipli olduğu tespit edilen köpekler yasal sahiplerine iade edilmektedir. Bizim sahiplendirme ve rehabilitasyon sürecini yürüttüğümüz köpekler ise ilgili kurumlarca ‘sahiplendirilebilir’ onayı verilen çipsiz hayvanlardır” dedi.

‘EDİRNE’DE İKAMET ŞARTI ARIYORUZ’

Köpeklerin ticari suistimale uğramaması için sıkı tedbirler aldıklarını kaydeden Şahin, “Kurtarılan köpeklerin büyük çoğunluğu Poodle ve Toy Poodle cinsi, piyasa değeri yüksek olan cins köpeklerden oluşmaktadır. Bu noktada kurum olarak suiistimallerin önüne geçmek adına çok net bir karar aldık: Bu köpeklerin ticari bir meta gibi elden ele dolaşmasını engellemek amacıyla, sahiplenecek kişilerin mutlaka Edirne’de ikamet etmesi şartını arıyoruz. Üçüncü şahıslara devredilmesini kesinlikle uygun görmüyoruz ve sürecin takibini bizzat sağlıyoruz. Eğer sahiplendirme sonrası şartlarımıza aykırı veya olumsuz bir durum gelişirse, köpeğin vakit kaybetmeden tarafımıza iade edilmesini talep ediyoruz. Netice itibarıyla, ister sokak köpeği olsun ister bu şekilde kurtarılan cins köpekler; her bir can bizim için çok kıymetlidir. Temel amacımız, bir can dostumuzu daha sağlıklı bir ortamda kurtarabilmek ve onları vatandaşlarımızla buluşturabilmektir” diye konuştu.

ADI ‘FOX’ OLDU

Barınağa gelerek köpek sahiplenen 17 yaşındaki İlkim Bozkurt da mutluluğunu dile getirerek, “Buraya köpek sahiplenmek için geldim. Edirne Belediyesi’ne sundukları imkanlardan dolayı teşekkür ederim. Üretilmesine ve satılmasına karşıyım, sahiplendirilmesinin yanındayım. Çok mutluyum. İsmini ‘Fox’ koyduk, Atatürk’ün köpeğinin adı” şeklinde konuştu.

Lunaparkta ‘kamikaze’ kazası; 1 yaralı

TEMSİLİ

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde lunaparkta kamikaze isimli oyun aletinin korumalığının açılması sonucu başını ve bacağını vurarak yaralanan S.D. (19), tedavi altına alındıç

Olay, Pazartesi akşam saat 22.30 sıralarında Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan lunaparkta meydana geldi. Lunaparka giden S.D., kamikaze olarak bilinen oyun aletine bindi. S.D. bu sırada, kamikazenin korumalığının açılması sonucu başını ve bacağını vurarak yaralandı.

İhbar üzerine gelen ambulansla Uzunköprü Devlet Hastanesi’ne kaldırılan S.D., tedaviye alındı.

Sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilen S.D., lunapark yetkililerinden davacı ve şikayetçi oldu. Olayın ardından denetim yapılan lunapark, mühürlendi. Polisin olayla ilgili incelemesi sürüyor.