Enez’e yeni kooperatif

Kartopu ve Enez Sahil Derneği’nin İzmir ve Kuşadası gezisinin değerlendirildiği toplantıda, Enez’de de kooperatif çatısı altında yapılabilecek önemli atımlar olduğu, bu konuda çalışmaya başlanmasında fikir birliğine varıldı.  Gezinin hiçbir olumsuzluk yaşanmadan tamamlanması, Bademler ve Kuşadası Kooperatiflerinde görülenlerin ve ufuk açan bilgilerin önemi katılanların tümü tarafından dile getirildi.

Toplantı sonunda bir değerlendirme yapan Dernek Başkanları Hasan Akkuş ve Ulaş Demiray, söz konusu gezinin kooperatifleri ciddiye alan ve gönül veren herkes için çok önemli ve görkemli bir gezi olduğunu belirtti. Başkanlar “Bu sektörde Ege yöresinde öne çıkan önder kadınlarla Trakya’nın öncü kooperatifçi kadınlarını buluşturduk. Gördüklerimizden, işittiklerimizden çok yararlandık. En önemlisi tarım sektöründe kadın ya da erkek üreticilerin kooperatiflerde örgütlenerek daha da güçlenebileceğinin tanığı olduk” dedi.

Akkuş ve Demiray,  “Bu gezide bize geniş zaman ayıran İzmir Köy-KOOP Başkanı Sn. Neptün Soyer’e, Bademler Köyü Kooperatif Vakfı Başkanı Sn. Hülya Türkmenoğlu’na, KUŞAKK Kooperatifi Yöneticileri Sn. Şerife Atınç, Sn. Nil Kayalı ve Sn. Nazlı Deniz Kuruoğlu’na, Gezinin organizasyonunda en baştan itibaren yanımızda olan Sn. Ayşe Günbey Şerifoğlu’na ve grubumuza Efes Harabeleri’nde ve Meryem Ana Evi’nde harika anlatımıyla gezimize büyük değer katan Sn. Vecdi Şerifoğlu’na sonsuz teşekkürlerimizi sunarız” diye sözlerine ekledi.

Gezinin ışığında toplanan gezginler Enez’de de kooperatif çatısı altında yapılabilecek önemli atımlar olduğunu belirleyerek çalışmaya başlanmasında fikir birliğine vararak yörelerinde ele alınacak zenginlikleri belirlemeye başladı.. Keçi peyniri, badem ezmesi, ceviz, incir reçeli keçi sütünden anne devam sütü, seramik üretimi, el sanatları gibi ürünlerin değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşıldı. Sonuçta yeni bir kooperatif kurmanın kaçınılmaz olduğu kanaatine varıldı.

Kurulacak kooperatifle çevre kooperatiflerle dayanışma ve birlikte pazarlama konularında da önemli iş birliği sağlanabileceği, güçlü ve başarılı bir kooperatifle Enez’de her evin bir odasının atölyeye dönüşebileceği, istihdam sağlanabileceği, göçün önlenebileceği belirlendi..

Üretim kooperatifçiliğinin ekonomik getirisi kadar sosyal yaşama, dayanışmaya, kültür ve sanata katkıları da toplantıda dile getirildi.

TÜ’de Milli Teknoloji Atölyesi

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde, TÜBİTAK desteğiyle hayata geçirilen Milli Teknoloji Atölyeleri projesi kapsamında yürütülen çalışmalar ülke genelinde hız kesmeden devam ederken, Trakya Üniversitesi de bu vizyonun önemli bir parçası olma yolunda ilerliyor. Daha önce kurulumu tamamlanan 11 atölyenin ardından Trakya Üniversitesi, üniversite bünyesinde kurulacak 12’nci atölye olarak projede yer almaya hazırlanıyor.

2025 yılında TÜBİTAK’a yapılan başvurunun kabul edilmesiyle başlatılan proje kapsamında kurulacak atölye; öğrencilerin bilimsel ve teknolojik çalışmalara aktif katılımını artırmayı hedefliyor. Atölye, özellikle teknoloji yarışmalarına katılan öğrenci takımlarına makine, teçhizat ve sarf malzeme desteği sağlayacak; aynı zamanda proje geliştirme süreçleri için modern ve donanımlı bir çalışma ortamı sunacak.

Milli Teknoloji Atölyesi Destek Programı kapsamında, Trakya Üniversitesi’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 50 üniversite destek almaya hak kazanırken, Edirne’de kurulacak bu atölyenin tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki teknoloji üretim kapasitesine ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine önemli katkılar sunması bekleniyor.

Türkiye’nin “Milli Teknoloji Hamlesi” vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen proje, gençlerin yenilikçi fikirlerini somut çıktılara dönüştürebilecekleri güçlü bir ekosistemin önemli bir parçası olarak konumlanıyor.

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, atölyenin kurulacağı alanda incelemelerde bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.

Rektör Hatipler, üniversite bünyesinde kurulacak olan Milli Teknoloji Atölyesi’nin, öğrencilerin üretim odaklı çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.

Ziyarette Rektör yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Tan ve Prof. Dr. Eylem Bayır da hazır bulundu.

Em. Komiser Fikret Bodur vefat etti

Ayşekadın semti sakinlerinden Emekli Komiser Fikret Bodur 79 yaşında vefat etti. Bir süredir rahatsızlığı nedeniyle tedavi altında olan Fikret Bodur; merhum Hacı Osman ve merhume Hacı Nesibe Bodur’un oğullarıydı.
Zühre Bodur’un eşi, Erkan, Neslihan ve merhum Hakan Bodur’un babaları olan merhum; İsmail Bodur’un kardeşi, Regaip, Nihat ve Halil Bodur’un ağabeyleriydi. Merhum; Emekli Komiser dün Ayşekadın Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

MEDİHA ARICANLI VEFAT ETTİ
Merhum Murat Arıcanlı’nın eşi, Sevim İşliyenler, Sevgi Arıcanlı, Gülşen Kaçar, Sevil Becker’in anneleri, Çetin İşliyenler, Hasan Kaçar, Stephan Becker’in kayınvalideleri, İlker, Soner, Adrian ve Ekin’in anneanneleri Mediha Arıcanlı 91 yaşında vefat etti. Merhume; dün Lala Şahin Paşa Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

İSMET DEVECİ VEFAT ETTİ
Tayakadın Köyü sakinlerinden ve merhume Müzeyyen Deveci’nin eşi, Ayhan ve Aydın Deveci’nin babaları, Burcu Bucak, Şebnem Deveci. Burak Deveci ve Melike Durucanlı’nın dedeleri İsmet Deveci 84 yaşında vefat etti. Merhum; dün Tayakadın Köy Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.

EMRAH KOÇ VEFAT ETTİ
Merhum Eyüp Koç ile Nazime Koç’un oğulları, Zeynep Koç’un ağabeyi Emrah Koç 39 yaşında vefat etti. Merhum; dün Kıyık Yeni Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.

‘Laiklik yoksa demokrasi de yoktur!’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi’nce 10 Nisan Laiklik Günü dolayısıyla yapılan açıklamada, “Laiklik; insan aklının dogmalara tutsaklıktan kurtularak özgürleşmesi, bilimsel bilgi ile donanarak aydınlanmasıdır” denildi.

ADD Edirne Şubesi’nin 10 Nisan Laiklik Günü açıklamasında şunlara yer verildi:

“Demokratik bir yönetim ve hukuk devleti idaresinde barış içinde birlikte yaşamanın güvencesidir laiklik.

Uluslaşmak ve ulusal bağımsızlık, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilim ve sanatta yaratıcılık ve üretkenlik, kadının eşit ve özgür birey olarak yaşamın her alanında yer alması, fikri hür irfanı hür vicdanı hür nesiller yetiştiren çağcıl ve bilimsel eğitim, bütüncül kalkınma, hakça bölüşüm, emeğin en yüce değer olduğu bilinci, bağımsız yargı, uygar dünyanın onurlu üyesi olmak, kısacası; insana yaraşır bir yaşam ancak laik devlet, laik yurttaş ve laik toplumla olanaklıdır.

Laiklik, din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır!

10 Nisan 1928, uzun yıllardır siyasi iktidarların görmezden geldikleri, unutturmak için ellerinden geleni yaptıkları Laik Cumhuriyet’in ve Aydınlanma Devrimi’nin en önemli adımının atıldığı gündür.

9 Nisan 1928 tarihinde Başbakan İsmet İnönü ve 120 milletvekili tarafından verilen ve 1924 Anayasası’nın;  ‘Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır, Resmi Dili Türkçedir, Makarrı Ankara şehridir’ diyen 2. maddesinden “dini, Din-i İslam’dır” ibaresini, 16. maddesindeki milletvekili yemini ile 38. maddesindeki Cumhurbaşkanı yemininden ‘Vallahi’ sözcüğünü ve 26. maddesinden din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümleyi çıkartan yasa önerisi 264 üyenin oy birliği ile kabul edilmiş ve 10 Nisan 1928 tarihli Resmi Gazete’de 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylelikle laiklik kanun olarak da devlet ve toplum yaşamında yerini almıştır.

İnsan topluluklarında tarih boyunca kaba kuvvet, aile, büyücülük, doğa güçleri ve benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme erki, devletlerin ortaya çıkmasıyla ve zaman içinde tanrı adı verilen ilahi referanslarla kullanılır olmuştur. İnsanlık tarihinde tanrısal yönetim yetkisine ilk güçlü itiraz 1789 Büyük Fransız Devrimi ile gelmiş, bu devrim, uluslaşmayı ve Ulus Devletleri de beraberinde getirmiştir.

1789 Fransız İhtilali Osmanlı’yı da etkilemiştir. Mutlakiyet karşıtı hareketler başlamış, hürriyet (özgürlük), müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik) fikirleri Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Paşa gibi şair ve aydınlar öncülüğünde yayılmıştır. Yeni Osmanlılar, Jön Türkler adlarıyla örgütlenen kitlelerin güçlü direnişleriyle 23 Aralık 1876’da Mithat Paşa başkanlığındaki komisyonun hazırladığı Kanun-ı Esasi’nin (Anayasa) yürürlüğe girmesiyle Meşrutiyet (Anayasal Monarşi) rejimine geçilmişse de, 2. Abdülhamit’in 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı yenilgisi bahanesiyle Meclis-i Mebusan’ı kapatması sonucu uzun ömürlü olmamış, ama fikirleri yaşamaya ve halkı etkilemeye devam etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve Ankara’ya ulaşabilen 153 milletvekili de bu esinle 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi’ni (BMM) açarken yetkiyi Allah’ın yeryüzündeki gölgesi Halife-i rûy-i zemin Padişahtan değil, milletten aldıklarını ‘Hakimiyetbilakaydü şart milletindir’ diye belirterek çok önemli bir adım atmışlardır. Bu adım; sadece vatanı kurtarmanın değil, 600 yıldır süren bir düzenin kullarından özgür yurttaşlar yaratmanın da yolunu açmıştır.

Zafere ulaştırılan Milli Mücadele’nin hemen ardından Mustafa Kemal Paşa ve Kemalist Devrim kadroları 1 Kasım 1922’de Saltanata son vermiş, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyeti ilan etmiş, 3 Mart 1924’de Hilafeti kaldırmış, 10 Nisan 1928’de yürürlüğe soktukları 1220 sayılı yasa ile Anayasada gerekli değişiklikleri yapıp devleti kanunen de laikleştirmişlerdir. Böylece Atatürk’ün; henüz işgal devam ederken, Lozan’dan ve Cumhuriyet’ten aylar önce, 16 Ocak 1923 tarihli İzmit gazeteciler buluşmasında verdiği ‘devletin dini’ konusunun ilk fırsatta çözüleceği sözü, Nutuk’un okunmasından sadece 4 ay 10 gün sonra yerine getirilmiştir.

Bugün 10 Nisan Laiklik Günü’nü unutturma çabası içinde olan, halkın kutsal din duygularını istismar eden ve Anayasanın ilk üç maddesini değiştirip laiklik ilkesini yok etmeye çalışan aymazlar; meşruiyetlerinin kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Aldıkları kararları kutsal inançlara dayandırarak muhalefetsiz iktidar özlemi çekenler, demokrasinin olmazsa olmazının laiklik olduğunu akıllarından çıkarmamalıdırlar. Laikliğin değerini öğrenmenin en pahalı ve en acılı yolu, bu temel ilkeyi ve dolayısıyla demokrasiyi yitirip teokratik bir diktanın tutsağı olmaktır. Bunu görmek için sadece Afganistan’a bakmak bile yeterlidir. Laiklik ve Atatürk 103 yıldır milletçe altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet Kubbesi’nin ‘Kilit Taşı’dır, zinhar oynanmamalıdır.

Atatürkçü Düşünce Derneği; Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin laik niteliğini sonsuza dek koruma ve yaşatma azim ve kararında olduğunu bir kez daha kamuoyu ile paylaşmayı, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olan herkesi de bu azim ve kararlılıkla hareket etmeye çağırmayı görevi saymaktadır. 10 Nisan Laiklik Günü kutlu olsun!”

‘100 Balon, Tek Dilek: Beni Sevginle Fark Et!’

Trakya Üniversitesi Armağan Dönertaş Engelli Çocuklar Eğitim-Rehabilitasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “100 Balon, Tek Dilek: Beni Sevginle Fark Et!” etkinliği, Edirne’de anlamlı ve duygu yüklü bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.

Faika Erkurt Özel Eğitim İlkokulu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik; Türk Kızılayı Edirne Şubesi’nin ikramları, Tıp Fakültesi Hayaller Gerçek Olsa Topluluğu öğrencilerinin katkıları ve çok sayıda katılımcının desteğiyle hayata geçirildi.

Etkinlikte öğrenciler, öğretmenler, aileler ve vatandaşlar, gökyüzüne bıraktıkları 100 balonla “Beni sevginle fark et” mesajını verdi. Sembolik balon bırakma etkinliğiyle otizm spektrum bozukluğuna dikkat çekilirken, katılımcılar hem duygusal hem de bilinçlendirici bir deneyim yaşadı.

Programda konuşan Merkez Müdürü Prof. Dr. Filiz Tuna, otizm konusunda toplumsal farkındalığın önemine vurgu yaparak bireylerle doğru iletişim kurulmasının gerekliliğine dikkat çekti.

Etkinlik süresince katılımcılara, otizmli bireylerle iletişimde dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında da bilgi verildi. Yavaş ve anlaşılır konuşma, net ifadeler kullanma ve yargılayıcı tutumlardan kaçınma gibi temel yaklaşımlar öne çıkarıldı. Katılımcılar, etkinlik sonrasında bu konularda daha bilinçli olduklarını ifade etti.

EDOSK 5 köyde pedallayacak

İsmail DEMİRAY

Edirne Doğa Sporları Spor Kulübü (EDOSK) 2026 Bisiklet Sezonu kapsamındaki Edirne Köyleri Bisiklet Turu’nu 12 Nisan 2026 Pazar günü gerçekleştirecek.

Buluşma noktası Mimar Sinan Heykeli olarak belirlenen Edirne Köyleri Bisiklet Turu saat 09.00’da başlayacak. 77 kilometrelik asfalt yoldaki tur Değirmenyeni, Saksağan, Uzunbayır, Donbay ve Çömlekakpınar olmak üzere 5 köyü kapsıyor.

EDOSK Bisiklet Branşı’nın konuya ilişkin paylaşımında tura tüm bisiklet severlerin davetli olduklarının altı çizilirken. yeni başlayanlar için ise zorlayabileceğine dikkat çekildi. Bu arada kask, eldiven, bisiklet yeleği gibi ekipmanların kullanımının zorunlu olduğu konusunda da uyarıda bulunuldu.

U12 Futbol Ligi’nde kuralar çekildi

Edirne bölgesi U13 Futbol Ligi’nde 2025-2026 sezonu 7 Mart Cumartesi günü A Grubu’nda oynanan maçlarla start alırken, U12 Futbol Ligi’nde de yeni sezon için geri sayım başladı.

2025-2026 Futbol Sezonu U12 Ligi kura çekimi İl Tertip Komitesi tarafından Edirne Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (ASKF) tesislerinde yapıldı.

18 Nisan Cumartesi günü başlayacak olan U12 Futbol Ligi’nde A Grubu’nda 12, B Grubu’nda 8 olmak üzere toplam 20 takım mücadele edecek. Lig’de gruplar şöyle oluştu:

A Grubu:

Özel İdare, Şükrüpaşa Atletik, Alsancak, Yıldırım GB, Trakya Kartalları, Sancaktar, Şükrüpaşa, Edirne Birlik, Edirnespor, Çınar, Aslantepe, 25 Kasım

B Grubu:

Keşan GB, İpsalaspor, Keşanspor, Keşan İdmanyurdu, Keşan Genç Ordu, Uzunköprüspor, Uz. Veteranlar, Keşan Zafer

İLK HAFTA PROGRAMI

A Grubu:

Şükrüpaşa Atletik – Özel İdare

Alsancak – Aslantepe

Yıldırım GB – Çınar

Trakya Kartalları – Edirnespor

Sancaktar – Edirne Birlik

Şükrüpaşa – 25 Kasım

B Grubu:

Keşanspor – İpsalaspor

Keşan İdmanyurdu – Keşan GB

Keşan Genç Ordu – Uz. Veteranlar

Uzunköprüspor – Keşan Zafer

U-12 Erkek Basket’te M&M şampiyon

İsmail DEMİRAY

Edirne U-12 Erkek Basketbol Ligi Edirne M&M Basketbol Spor Kulübü birinci oldu.

Edirne’de 7 takımın katıldığı U-12 Erkek Basketbol Ligi bu gece oynanan M&M (A takımı) – Edirne Yıldızları final maçı ile sona erdi.

U-12 Erkek Basketbol Ligi’de3. lük 4. lük maçı Mimar Sinan Spor Salonu’nda M&M (B) – FSM takımları arasında oynandı. Karşılaşmayı FSM 45-29 kazanarak sezonu üçüncü olarak tamamladı.

U-12 Erkek Basketbol Ligi’ndeki final maçında ise M&M (A takımı), Edirne Yıldızları’nı 69-30 yenerek Edirne il birincisi olmayı başardı.

M&M yöneticisi Mehmet Üstev, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında A takımının farklı kazanarak son 3 yıl üst üste ligi domine edip şampiyonluğa ulaştığını A takımımız farklı kazanarak son 3 yıl üst üste bu ligi domine edip şampiyonluğa ulaştığını belirtirken, 1 yaş küçük B takımının ise önümüzdeki yıl şampiyonluk için göz kırptığını belirtti.

Eee N’oldu Şimdi?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladığından beri bu köşe aracılığıyla bunun bir savaş olmadığını, bir çatışma olduğunu bunun da belli bir süre sonra sönümleneceğini yine belli bir süre sonra bambaşka şeyler konuşacağımızı defaatle belirttim.

Zira uluslararası politikanın ekonomi politiği uzun süreli, küresel ticaret hacmini derinden etkileyen savaşların gerçekleşmesini bırakın bu örnekte olduğu gibi çatışmalara dahi tahammül edemez.

ABD ve İsrail’in bu saldırıları gerçekleştirme amacı İran’ın vekil aktörler vasıtasıyla oluşturduğu bölgesel ve aynı zamanda kısıtlı etki alanının ortadan kaldırılmasıydı.

Ateşkesin Lübnan’ı kapsamayışının en önemli nedeni de tam da yukarıdaki bu satırlar.

Yani İran’ın vekil aktörlerinin gücünün tamamen ortadan kaldırılma çabası. Bu çabanın gerçekleştirilmesi için de Lübnan da kapsam dışında bırakılmış durumda. Diğer taraftan küresel ticaret dengelerini etkileyen hususlarda ise geçici de olsa bir mutabakata varılmış gibi görünüyor.

Gelecek dönemde de füze saldırıları ile İran’a yönelik bir yaptırım yönlendirme hareketi görebiliriz. Ancak bu durumun özellikle Lübnan’da amaca ulaşılması durumunda çok mümkün olmayacağını söylemek imkân dahilinde. Bir başka deyişle Lübnan’da ABD ve özellikle İsrail tarafından düşman unsur tanımlamasına giren yapıların istenen seviyede güç kaybına uğraması İran’a yönelik füze saldırılarının sıklığını da azaltacaktır.

Kim kazandı kim kaybetti tartışmasına bakılacak olursa aslında bunun muhasebesi için daha erken olmasına rağmen, söz konusu hesabın Suriye’deki değişimle birlikte okunması bazı ipuçları da verecektir.

İran’ın zaman zaman Rusya’yla bile karşı karşıya geldiği bölgesel etkisi öncelikle Suriye’de iktidarın değişmesi ile hayli kısıtlandı. İsrail’in özellikle Golan bölgesi ve Şam yakınlarına kadar güvenlik alanı tesis etmesi İran’a müzahir milis grupları oldukça zorladı.

Bu olaylar gerçekleşirken Rusya Federasyonu’nun sessizliğini koruduğunu da dikkatten kaçırmamakta fayda var.

Ardından gerçekleşen İran saldırıları ve takip eden Lübnan saldırıları da İran’ın vekalet gücünün hayli erozyona uğramasına sebep oldu. Bu hususta Rusya Federasyonu’nun anlaşma için yardımcı olmaya hazırız nev’inden cılız açıklamaları dışında meşhur ittifak söylemine bir katkıda bulunmadığını dikkate almakta fayda var. Çin Halk Cumhuriyeti ise çok daha düşük bir profil sergiledi. Yine bu köşede yazdığım Rusya ve Çin neden saldırmadı sorusunu içeren yazımda bunu biraz da latifeli bir dille izah etmiştim.

Gelinen durumda aslında Trump’ın ABD içindeki durumunun da parlak olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak Trump’ın ABD iç politikasındaki durumu ile Trump gittiği takdirde ABD’nin İran politikasının değişeceğini düşünmek arasında hiçbir ilinti yok. Trump’ın izlediği yol sadece kendisinin daha da kötü bir vaziyet edinmesine yol açtı ki bunu zaten ara seçimlerde göreceğiz. Dolayısıyla Trump’ın durumu ayrı ABD’nin İran politikası ayrı.

Ha bir de bir türlü çıkamayan 3. Dünya Savaşı var… Bu da gerçekten çok üzücü… Binlerce kez çıkacağı ifade edilen 3. Dünya Savaşı yine çıkamadı galiba. Rahmetli Sadri Alışık’ın ünlü repliğinde olduğu gibi “bu da mı gol diiilbeee”. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…