U18 Futbol Ligi’nde 2 maç

Edirne U18 Futbol Ligi’ne bugün 2 karşılaşma ile devam edilecek.

Karşılaşmalardan 1’i Karaağaç’ta oynanırken, diğeri ise Uzunköprü ilçesinde yapılacak. 

5. HAFTA PROGRAMI

K.Arda – Keşan İdman

Karaağaç – 14.00

Uz. Dereköy – Anafartalar

Uz. Sentetik – 14.00

Keşan (bay)

4. HAFTA SONUÇLARI

Keşan İdman 0-15 Keşan

Anafartalar 1-7 K.Arda

Uz. Dereköy (bay)

Edirne Belediyesi’nde hibe ‘nohut tohumu’!

Edirne Belediyesi, kuraklıkla mücadele kapsamında, su tüketimi düşük ürünlerin üretimini desteklemek amacıyla hibe nohut tohumu desteği başlattı.
Ülke genelinde yaşanan kuraklık, son 2 yıldır Edirne’nin tarımsal üretiminde verim kayıplarına neden oldu. Konuyla ilgili harekete geçen Edirne Belediyesi de kuraklık koşullarını gözeten, toprağı ve suyu koruyan üretim anlayışıyla yola çıkarak, hibe tohum desteği çalışması başlattı. Kampanyayla ilgili belediyenin sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımda; su tüketimi düşük ürünlerin üretimini desteklemek amacıyla çiftçilere hibe nohut tohumu desteği verileceği belirtildi.
Destekten faydalanmak isteyenler için ön başvuru sürecinin başladığına yer verilen açıklamada, son başvuru tarihinin 31 Ocak olduğu ve Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) Belgesi gerekliliği bulunduğu ifade edildi. Konuyla ilgili detaylı bilgi ve başvuru için; ‘ALO 153’, WhatsApp Hattı 0284 153 00 00 ve ‘cozum.edirne.bel.tr’den yetkililere ulaşılabileceği kaydedildi.

Sevgiliye Altın Takı Hediye Ederken Hangisi Daha Mantıklı?

İlişkilerin kilometre taşlarını belirleyen, bazen bir özür, bazen bir kutlama, bazen de sadece “aklımdasın” demenin en zarif yoludur mücevher. Ancak hediye arayışına giren herkesin bildiği o soğuk terler döktüren an vardır: Vitrinin karşısındasınız, yüzlerce parıltılı seçenek size bakıyor ve zihninizde kocaman bir soru işareti: “Acaba hangisini daha çok beğenir?”

Bir hediye seçimi uzmanı olarak, yıllar içinde binlerce çiftin hikayesine tanıklık ettim. Gördüğüm en temel gerçek şu: Mesele sadece bütçe değil, verilen mesajın doğru iletilmesidir. Altın bir takı, geçici bir heves değil, kalıcı bir hatıradır. Dolayısıyla seçim yaparken sadece estetiği değil, kullanım alışkanlıklarını, ilişkinin evresini ve verilen sembolik mesajı da masaya yatırmak gerekir.

Peki; kolye mi, yüzük mü yoksa bileklik mi? Bu üçlü sacayağını, riskleri ve avantajlarıyla analiz edelim.

1. Risk Almadan Kalbi Kazanmak: Kolyelerin Gücü

Hediye alma sürecindeki en büyük stres kaynağı, “Acaba üzerine olacak mı?” endişesidir. İşte tam bu noktada kolyeler, “beden (size)” sorunsalını ortadan kaldıran en güvenli liman olarak karşımıza çıkar. Yüzük ölçüsünü tutturamamak veya bilekliğin dar gelmesi gibi teknik aksaklıklar, o romantik anın büyüsünü bozabilir. Ancak kolyede standart zincir uzunlukları (40-45 cm) hemen hemen her kadına uyum sağlar.

Stil açısından bakıldığında da kolyeler, yüz bölgesine en yakın takı olduğu için en çok dikkat çeken aksesuardır.

Eğer ilişkinin henüz başlarındaysanız veya partnerinizin tam yüzük ölçüsünü bilmiyorsanız, duygularınızı en net şekilde ifade eden kalp kolye modelleri, hata payı sıfır olan mükemmel bir seçenektir. “Kalbim seninle” mesajını vermenin bundan daha evrensel ve zarif bir yolu henüz keşfedilmedi.

(Üstelik kolyeler, kışın balıkçı yaka kazakların üzerinde, yazın ise açık yakalı tişörtlerle her mevsim kullanılabilir. Bu da hediyenizin çekmecede kalmayacağının garantisidir.)

2. İddialı ve Romantik: Yüzük Seçimi

Yüzük, takı dünyasının en “politik” parçasıdır. Neden mi? Çünkü bir kutu içinde sunulan yüzük, bilinçaltında her zaman bir bağlılık sözleşmesini, hatta bazen evlilik teklifini çağrıştırır.

Bu yüzden yüzük hediye etmeden önce ilişkinin hangi aşamada olduğunu iyi tartmak gerekir. Eğer niyetiniz sadece şık bir jest yapmaksa ancak karşınızdaki kişi bir teklif bekliyorsa, yanlış anlaşılmalar doğabilir. Ancak ilişkinin adı konmuşsa ve romantik bağınızı güçlendirmek istiyorsanız yüzükler harika birer mühürdür.

Yüzük seçiminde en kritik detay, parmak ölçüsüdür. Bu engeli aştıktan sonra tasarım konuşur. Tektaşların resmiyetinden uzaklaşmak ama romantizmden ödün vermemek istiyorsanız, modern formlarda tasarlanmış kalp yüzük seçenekleri, hem sadakati simgeler hem de gündelik kullanım için daha sempatik bir alternatiftir.

3. Günün Her Anında Göz Önünde: Bileklikler

Kolyeyi takan kişi onu aynaya bakmadığı sürece görmez, ancak bileklik öyle değildir. Gün boyu bilgisayar kullanırken, kahve içerken veya araba sürerken bileğinizdeki ışıltı sürekli gözünüzün önündedir. Bu da hediye ettiğiniz kişinin sizi gün içinde sık sık hatırlamasını sağlar.

Bileklikler, özellikle “stacking” (üst üste takma) modasıyla birlikte son yılların en trend hediye grubu haline geldi.

Partneriniz eğer ellerini çok kullanan, dinamik bir hayata sahipse veya saat kullanmayı seviyorsa, onun bu tarzına eşlik edecek zarif bir kalp bileklik, hem kombini tamamlayan bir aksesuar hem de aşkınızın somut bir hatırlatıcısı olacaktır. Bilekliklerde asansörlü (ayarlanabilir) modellerin varlığı, tıpkı kolyelerde olduğu gibi ölçü riskini minimize eder.

Teknik Bakış: Ayar ve Renk Seçimi

Model kararını verdikten sonra dikkat etmeniz gereken ikinci aşama, altının teknik özellikleridir. Hediye alırken genellikle 14 ayar altın tercih edilmesi, sektör profesyonellerinin ortak tavsiyesidir.

  • Neden 14 Ayar? 22 ayar altın yatırımlık olarak harikadır ancak yumuşak yapısı nedeniyle günlük takı formunda (özellikle ince zincirlerde ve tırnaklı taşlarda) deforme olmaya müsaittir. 14 ayar ise hem daha sert ve dayanıklıdır hem de modern tasarımların işlenmesine (kalem işi, rodaj vb.) daha uygundur.
  • Renk Uyumu: Sevgilinizin mevcut takılarına göz atın. Ağırlıklı olarak gümüş mü kullanıyor? O zaman beyaz altın doğru tercih. Klasikçiyse sarı altın, daha modern ve romantik bir havası varsa rose (pembe) altın mükemmel bir uyum yakalar.

Güvenli Alışverişin Adresi: Altınkenti

Kararınızı verdiniz, modeli kafanızda belirlediniz. Peki, bu değerli hediyeyi nereden temin edeceksiniz? Dijitalleşen dünyada kuyumcu gezmek yerine online platformların çeşitliliği cezbedici olsa da, “güven” faktörü her şeyin önündedir.

Bu noktada, geniş ürün yelpazesi ve şeffaf hizmet anlayışıyla Altınkenti platformu, hediye arayışındaki kullanıcılar için nitelikli bir çözüm ortağı olarak öne çıkıyor.

https://www.altinkenti.com incelediğimizde, sadece bir satış sitesi değil, kullanıcıyı yönlendiren bir rehber niteliğinde olduğunu görüyoruz. Özellikle hediye kategorisinde sundukları çeşitlilik dikkat çekici. Ürünlerin patent ve ayar bilgilerinin açıkça belirtilmesi, sertifikalı gönderim sağlanması ve şık hediye paketlemesi, online mücevher alışverişindeki o “acaba?” sorusunu ortadan kaldırıyor.

Markanın sunduğu koleksiyonlarda hem minimal sevenler için zarif çizgiler hem de gösterişten hoşlananlar için taşlı, detaylı modeller mevcut. Ayrıca iade ve değişim süreçlerindeki kurumsal yaklaşımları, olası bir model değişikliği ihtiyacında müşteriyi mağdur etmeyen bir yapı sunuyor.

Duygusal Değer ve Sunum

Unutmayın, aldığınız hediye bir metal parçasından ibaret değildir; o bir hikayedir. Seçtiğiniz takı, partnerinizin stilini ne kadar iyi tanıdığınızı gösterir.

  • Minimalistse: İnce zincirli, tek bir kalp figürlü, taşsız veya minik taşlı modeller.
  • Gösterişliyse: Baget taşlarla süslenmiş, daha hacimli ve parlak tasarımlar.
  • Nostaljikse: Locket (kapaklı) kolyeler veya vintage görünümlü rose gold parçalar.

Hediyenin kendisi kadar sunumu da önemlidir. Altınkenti gibi profesyonel firmaların sunduğu özel kutular, ilk intiba için harika bir başlangıçtır. Ancak kutunun içine iliştireceğiniz el yazısı bir not, o altının değerini paha biçilemez kılar.

Sonuç olarak; kolye risksizdir, yüzük iddialıdır, bileklik ise her an yanı başındadır. Hangisini seçerseniz seçin, içine sevginizi kattığınız sürece yanlış yapma ihtimaliniz yoktur.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Sevgilime hediye alırken 14 ayar mı 22 ayar mı tercih etmeliyim?

Hediye ve takı amaçlı kullanımlarda 14 ayar altın, dayanıklılığı ve modern tasarım çeşitliliği nedeniyle daha mantıklı bir seçimdir. 22 ayar genellikle yatırım amaçlı külçe veya bileziklerde tercih edilir.

Yüzük ölçüsünü bilmiyorum, yine de yüzük alabilir miyim?

Bu riskli bir hamle olabilir. Ancak ayarlanabilir eklem yüzükleri veya değişim garantisi sunan Altınkenti gibi platformlardan, standart ölçüde bir kalp yüzük alıp, daha sonra ölçüye göre değişim/tadilat yaptırma yoluna gidebilirsiniz.

Kalp figürü demode mi?

Asla. Kalp, yüzyıllardır sevginin evrensel sembolüdür ve modası geçmez. Sadece form değiştirir. Modern tasarımlarda daha stilize, asimetrik veya minimal kalp kolye formları oldukça trenddir.

Bileklik alırken nelere dikkat etmeliyim?

Bilekliğin zincir yapısının sağlamlığına ve kilit sistemine dikkat etmelisiniz. Ayrıca günlük kullanımda kıyafetlere takılmaması için taşların gömülü olduğu kalp bileklik modelleri daha konforlu bir deneyim sunar.

İnternetten altın hediye etmek güvenli mi?

Mesafeli satış sözleşmesi olan, SSL güvenlik sertifikasına sahip, fiziksel iletişim bilgileri açık ve sertifikalı ürün gönderen kurumsal firmalardan güvenle alışveriş yapabilirsiniz.

Erdal Kesebir’e son görev

Olgay GÜLER

Demokratik Sol Parti (DSP) 19 ve 20’nci dönem Edirne Milletvekili, önceki gün hayata gözlerini yuman Erdal Kesebir, Uzunköprü ilçesinde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

Uzunköprü doğumlu, evli ve 1 çocuk babası Kesebir, 1991 ve 1995 genel seçimlerinde DSP’den milletvekili seçilerek 19 ve 20’nci yasama döneminde TBMM’de Edirne’yi temsil etti. 71 yaşında hayata gözlerini yuman Kesebir için dün memleketi Uzunköprü’de tören düzenlendi. Uzunköprü Kaymakamlığı önünde öğle vakti resmi tören yapılan Kesebir için Şehsuvarbey Camisi’nde cenaze namazı kılındı.

Cenaze törenine Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öktem, Uzunköprü Kaymakamı Muammer Köken, Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, kamu kurum ve kuruluş ile siyasi parti temsilcileriyle çok sayıda vatandaş katıldı.

Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Erdal Kesebir’in cenazesi ilçe mezarlığına defnedildi.

Söğütlüdere’de feci kaza; 1 ölü!

Olgay GÜLER

Edirne’nin Havsa ilçesinde, yolun karşısına geçmek isteyen İrfan Geren (78), otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

Kaza, ilçenin Söğütlüdere Köyü yakınlarında meydana geldi. İddiaya göre seyir halindeki M.İ.(40) idaresindeki 10 AHG 159 plakalı otomobil, yolun karşısına geçmek isteyen İrfan Geren’e çarptı. İhbarla bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde, Geren’in olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Geren otopsi için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morguna kaldırıldı. Yaralı otomobil sürücüsü M.İ. ise Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılırken, buradaki tedavisinin ardından jandarma tarafından gözaltına alındı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

BERRİN ONÜÇLER VEFAT ETTİ

Merhum Burhan Onüçler’in eşi, Rifat ve Yasemin Onüçler’in anneleri, Arda, Kerim, Esma’nın babaanneleri, Yeliz, Ayhan. Gökhan, Aylin ve Canan’ın anneanneleri Berrin Onüçler 91 yaşında vefat etti. Merhume. Dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Silivri mektuplarına zaruri cevap ve birtakım nasihatler (1)

İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği ve CHP mitinglerinde okunan mektuplar değil sadece bu yazıya sebep.

T24’teki Cansu Çamlıbel röportajı ve hemen ardından Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan açıklamalar da cevap zarureti doğurdu.

Çarşambaları ‘Cuma hutbesi’ gibi okunan İmamoğlu’nun mektuplarını ve gazetelerde yayınlanan açıklamalarını muhatap alması doğaldır ismiyle müsemma bu köşenin münhasıran ‘demokratik siyaset’ kapsamındaki hassasiyetleri gereği…

‘Çarşamba mektupları’ üzerine söylenecek pek şey yok zira İmamoğlu’nun başta kendisini unutturmamak ve haksız gördüğü tutukluluğuna dair savunma amaçlıdır.

Biz de altını çizelim: İmamoğlu’nun tutuklu yargılanmasından dolayı kamuoyunda oluşan algı negatiftir. Kendisine haksızlık yapıldığı, bir siyasi operasyon yönündeki kanaat yaygın şekilde kendini göstermektedir.

Bu kanaati, İmamoğlu’nun yanı sıra tutuklu çokça CHP’li belediye başkanlarının varlığı da kuvvetlendirmektedir.

Lakin zaman içinde ortaya dökülen bilgi ve belgeler, yargılama sürecindeki savcılık iddianameleri, İmamoğlu’nun mağdur pozisyonunda tereddüt yaratmaktadır.                               

Yine de buna iktidarın algı operasyonu gözüyle bakan da az değildir ve ağırlıklı CHP üye ve seçmeninden oluşmaktadır.

AKP’nin iktidarda kalma amaçlı yıllardır abandığı toplumu kutuplaştırma politikalarının  sonuçlarındandır bu ve şüphesiz her iki kutup için de geçerlidir. Diğer bir ifadeyle, rasyonel düşünce yerini duygusal yaklaşımlara terk etmiştir.

Bu durum, sadece ülkede demokratik siyasetin zemin kazanmasında engel teşkil etmemekte, ülke yönetiminde reaksiyoner siyasetin kanıksanmasına ve dolayısıyla kitlelerde vurdumduymazlığa yani hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair bir düşünceye de yol açmaktadır.   

Çamlıbel’in röportajda öne çıkardığı şu Ekrem Bey saptamaları ile devam edelim…

//Herkesin dilinden kültürüne ve inançlarına kadar eşit yurttaşlığı hissedeceği bir süreç, Türkiye’ye en büyük sıçramayı yaşatacaktır. Demirtaş’ın dediği gibi, Diyarbakır’da bir Amedspor-Trabzonspor maçında buluşmalıyız. Çözüm komisyonunu geleceğimin pazarlık edildiği bir yer olarak görmüyorum, görülmesine de izin vermem. Sürece destek vermeye devam edeceğiz.//

CHP merkez yönetiminin ne yapıp yapamayacağına izin verme yetkisi, “İmam’ın Cumhuriyet Halk Partisi” başlıklı yazımızın teyididir. Teşekkür ederiz.

Merak edenler veya hatırlamak isteyenler için linkini buraya bırakıyorum: https://hudutgazetesi.com/yazarlar/imamin-cumhuriyet-halk-partisi/

Mamafih bu ayar verici ifadeniz pek karşılık bulmadı Ekrem Bey.

CHP’nin sürece verdiği destek gelişmeleri uzaktan izlemekten ileri gitmedi. İmralı ziyaretine katılmayarak sürece mesafesini de net koydu CHP, ya da koymak zorunda kaldı.

Ayrıca süreç, zaten birçok yönden sorgulamaya açıktı. Suriye’de ABD’nin SDG politikasındaki değişiklik ve özellikle Bahçeli’nin durumdan vazife çıkaran son açıklamaları, sürecin yapay niteliğini daha görünür kıldı.

O halde İmamoğlu’nun yukarıdaki sözleri ne anlama geliyor tribünlere seslenmekten öte?

Ciddi boyutta sorunlu ve  abartılı ifadeler de var: “…en büyük sıçrama…” özensiz bir tespit değil mi, değerli okur?

Şu klişeleşmiş “eşit yurttaşlık” lafının da DEM ile son yerel seçim ittifakına dayalı nabza şerbet babında kullanıldığı apaçık. Çünkü ülkede “eşit yurttaşlık” sorunu kapsamlıdır ve DEM Parti’nin siyasi zihin haritasına bırakılamaz.

Popülist bir dil üzerinden, masaya konulan serpme mezeler misali nokta atışlar ile ortaya bıraktığınız lafların alıcısı muhakkak olacaktır; fakat farklı bir profil çizme çabasındaki bir siyasetçi iddianızı sürdürmekte gün gelir size ayak bağı olur Ekrem Bey.                                                     

Nitekim sahicilik/inandırıcılık/güvenilirlik gibi değerlerin şahsınızda eğreti durduğuna dair kamuoyunda oluşan algı gözden kaçmayacak mertebeye doğru ilerlemektedir.

Bunda, seçildiğiniz ilk günden beri İBB’de israfı önlemeyi başat gören yönetim politikanıza rağmen sizin ve etrafınız hakkındaki yolsuzluk iddialarının boyutu önemli bir yere sahiptir.

Tüm bunları iktidarın bir oyununa indirgeyerek de işin içinden çıkmanız zor görünüyor. Toplumsal hafıza kayıtlarının zaman içinde silineceğine güveniyorsanız o başka.

 Çamlıbel söyleşisindeki şu iddianız da sorunlu Ekrem Bey.

// Eğer adaylıkta ısrar ediyorsa; 15,5 milyon insanımızın iradesine halel getirmeyecekti, sandıkta karşıma çıkmaktan korkmayacaktı. (…) Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur. On milyonların, Ekrem İmamoğlu yerine adaylaştığı bir seçime dönüşür.//

Hemen belirtelim: Ekrem İmamoğlu’nun katılmadığı, özgür bir şekilde yarışmadığı bir seçimin meşruiyet sorunu olmaz, yanlış bir çıkarımdır; bir hüsnükuruntudur.

CHP’nin koyduğu sandıklara on milyonların verdiği oy o günlerin koşullarında gerçekleşmiştir; bugünün dinamikleri farklıdır, ilerde neler olacağını kestirmek ise hiç kolay değildir. 

Ekrem Bey! Sıkça kullandığınız “korkaklık, cesaret, mertlik” gibi sözcükleri bir siyasi jargona dönüştürmenizin şöyle bir mahzuru var: Bir kere sabun köpüğü ifadelerdir; halka hoş gelebilir, doğrudur.

Ancak, içinde bulunduğunuz durumda oldukça hafif kalıyor. Halkla ilişkiler uzmanlarının önerdiği her şeyi kolayca kullanırsanız, akıl süzgeciniz tembelleşir, ‘sokma akılla’ hareket eden bir siyasetçi izlenimi verirsiniz. Oysa iz bırakmak için önce kendiniz olacaksınız, ayaklarınız kendi gücünüzle yere sağlam basacak.

Muhakkak farkındasınızdır: “Her şey çok güzel olacak” sloganı artık boşlukta sallanıyor.  Halkın sıkıntılarını istismar eden, boş umut pompalayan bu sloganı uzun zaman kullandınız. Slogan müellifini de CHP Parti Meclisi’ne alarak ödüllendirdiniz. Anlık yarattığınız bu heyecanlı mesajdan geriye ne kaldı?

Miting meydanlarında terennüm edilen, Bertolt Brecht’in Nazilere karşı muhalifler tarafından ve çeşitli coğrafyalarda faşist, totaliter, otoriter rejimlere karşı da kullanılmış “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganının son kullanım tarihi ne zaman?

Kuşkusuz kitleleri zinde tutar, ajite eder, heyecan verir ama neticede sandıkta değişecek bir iktidar yapısında isabetli midir?

Evet, algı yaratarak, kitle psikolojisine dayalı sloganlar üzerinden yürütülen bir siyasi mücadelenin sürdürebilirliği tartışmalıdır.

Halkla ilişkiler uzmanlarının mahzur görmediği böylesi popülist ifadeler eşyanın tabiatından kaynaklıdır. Diğer bir ifadeyle, onlar, sadece seçim kazandırmaya odaklı varlık gösteren profesyonellerdir. Bir siyasetçiyi diş macunu, çocuk bezi, bulaşık deterjanı gibi, bir mal gibi pazarlamakta sakınca görmezler.

Kendini halkla ilişkiler uzmanlarının yönlendirmesine, popülist siyasi dilin cazibesine kaptırmanın bir bedeli olabileceğini hiç hesaba katmıyorsunuz, topun gelişine zevkle vuruyorsunuz Ekrem Bey.       

Cansu Çamlıbel’in yazılı gerçekleştirdiği mülakatta şu saptamalar da bir şeyler söylüyor…  

//Ekrem Bey’e yazarken (çünkü bu koşullar altında başka türlüsü mümkün değil), hayatımda kendisiyle ne dışardayken ne de içeri girdikten sonra hiç söyleşmediğimi fark ettim. Yüz yüze konuşabilseydik mutlaka ki bambaşka bir şey okurdunuz. Ancak kendisiyle bu ilk mülakatımda fark edeceksiniz ki kalemi de belagati kadar kuvvetli. 

Küresel düzenin geldiği yeri analiz ederken siyaset bilimci Samuel Huntington’ın ‘demokratikleşme dalgaları’ tezine yaptığı atıf dikkate değer. İmamoğlu’nun “Tarih bir sarkaç gibidir. Bugün bu sarkaç insan doğasının karanlık taraflarının ön planda olduğu bir yere doğru gidiyor. Biz ve bizim gibi düşünenler sayesinde sarkaç yakın bir zamanda mutlaka yön değiştirecek” sözleri sadece bir temenninin değil bir iddianın da tezahürü.//

Alıntıladığımız, Çamlıbel’i fevkalade etkileyen  ‘yazılı mülakat’ İmamoğlu’nun kaleminden mi çıkmıştır hakikaten?

Evet, köşemizin naturası icabı şüpheci bir yaklaşım…

Değerli okur görüşü bu sorunun cevabına önemli katkıdır…

Esirgemeyiniz efendim!         

KONUKLARINIZIN SESİ 386

            İLETİŞİMLE İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER e alıntılarla giriş yaptık. Şimdi gelelim bizim öğrenebildiklerimize, düşünebildiklerimize.

             İletişim aracımız, Türkçemiz, en az 15 yıllık, çok aşamalar geçirmiş, çok değişikliğe uğramış bir dil. Bugün kullandığımıza Arapça da, Farsça da, Batı dilleri de karışmış. Öyle ki bugün hepimizin kullandığı birçok sözcük Arapça-Farsça kökenli. Bu belki iletişimi pek etkilemiyor. Ama bazı aydınlarımızın doğu veya batı dillerinden alıntılar yapması, acaba anlaşılmamak amacıyla mı diye düşünüyoruz. Bizim tek amacımız ise bilgi paylaşmak. Bu nedenle, (1) çoğunluğun kullandığı sözcükleri seviyoruz; (2) yeni bir şeyler söylemeye çalışıyoruz; (3) bu nedenle bazen sıkıcı olmaktan da kaçınıyoruz. Bu yazımızda da dillerin genel yapısını anlatmaya çalışacağız.

              (1) Her şeyi adlandırmışız. Bu adların dilbilgisindeki adı isim. Özel isimlerde olduğu gibi tek tek, cins isimlerde olduğu gibi birbirine benzer bulup birçok şeyi. İletişimde ilk zorluk cins isimlerde çıkıyor. Basit bir örnek: Domates yeniş biçimine göre sebze, bitki yapısındaki yerine göre meyve. Yenge isminin karşılığı ise çok daha belirsiz. Babamızı,oğlumuzu ayrı tutarak erkek akrabalarımızın eşi deyiveriyoruz. Pazardaki esnaf içinse yenge saygı sözcüğü. Bilimdeyse her isim için uzun tanımlamalar yapmamız gerek. Yalnız somut şeyleri değil, soyut kavramları da adlandırıyoruz. İletişimde asıl belirsizlik soyut isimlerde. Örneğin bilgi deyince birçok soru hatırımıza geliyor. Anlamadan ezberlediğimiz bir dua bilgi mi? Bilgileri somut bilgi-soyut bilgi diye ayırabilir miyiz? Bilginin yararı bilgiyi edinen için mi, toplum için mi olmalı? Bu soruların yanıtlarında uzlaşamazsak iletişim sağlayamayız. Örneğin ilke, örneğin inanç, örneğin ruh… Bunları tanımlamak bir yana, açıklayabiliyor muyuz? Bu tanımlama veya açıklamalarda uyuşmazsak iletişim sağlayabilir miyiz?

                 (2) Her şey değişiyor. Üstelik türlü türlü. Bu değişimlerin dilbilgisindeki adı fiil. Tek bir değişime karşılık özel bir fiilimiz yok. Bu nedenle isimlerdeki tüm belirsizlikler fiillerde de var. Yemeğin pişmesi, insanın üşümesi… gibi bazı filler daha somut, kolay anlaşılabilir. Bilmek, öğrenmek, anlamak… gibi bazı fiillerse soyut, iletişim sağlamamız için sorgulamamız gerek.

                (3) Değişen nitelik kazanıyor. Bu niteliklerin yeşeren yeşil, kızaran kırmızı, bilgi edinen bilgili… oluyor. Bu niteliklerin dilbilgisindeki adı sıfat. Yine bazı sıfatlar daha somut, kolay anlaşılır; bazı sıfatlar daha soyut. Belirsizlikler de aynı. Ne iyi, ne kötü uzun uzun irdelenmesi gerek.

                (4) Fiillerle, isimlerle adlandırdığımız şeylerin değişimini, sıfatlarla niteliğini belirliyoruz. Ama biz değişimleri de nitelemek istiyoruz, hatta sıfatları da. Bunu zarflarla yapıyoruz. Zarflar, fiil veya sıfat zarfları diyebiliriz.

                  Bu dört sözcük iletişimin ana ögeleri, tüm belirsizlikleriyle. (Zamir benzerlik gereksinmeden kullandığımız bazı genel isimler. Ayrıca iletişimde önemi ikincil bazı yardımcı sözcüklerimiz de var.)

                İletişim amacıyla bildirilerde bulunurken isim cümlesiyle bağıntılar kurarken, fiil cümlesiyle değişim, sıfat cümlesiyle nitelik bildirirken; (1) sözcüklerde değişim yapıyor, (2) sözcükleri grupluyor, (3) grupları belirli kurallara göre diziyoruz. Basit cümleler kuruyoruz. Ama bununla da yetinmiyor, isim yerine isim cümleciği, sıfat yerine sıfat cümleciği, zarf yerine zarf cümleciği kurarak bileşik cümle kuruyor, bildirimizi zenginleştiriyor, karmaşıklaştırıyoruz.

                Genel bazı bir şeyler anlattık, örneklerle somutlaştırmayı bir sonraki yazımıza bırakalım.

                                                                                                                                    Sağlıcakla,