Kadın Kaptanlarımız…

Yabancı ülkelerde olsun, ülkemizde olsun şehirler arası otobüslerde hatta TIR’larda bile kadın şoförleri çok fazla görüyoruz bu aralar.

Sayıları iki elin parmakları kadar değil, yüzlerce hatta binlerce kadın, otobüs şoförlüğü yapıyor artık.

Elbette çok güzel bir gelişme bu.

Görünen o ki; hemen her iş kolunda başarılı olan kadınlarımızın otobüs – TIR kaptanlığına da rağbet etmeleri yolcuların çoğuna güvende veriyor gibi sanki!

Çünkü kadınlar erkeklerden daha dikkatli ve sabırlılar.

Aynı zamanda çok daha fazla dayanıklılar da.

Bu benim tespitim değil, bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçek.

“Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinin yaptığı bir çalışma da elde edilen veriler, kadınların erkeklerden çok daha fazla dayanıklı olduklarını ortaya çıkarmış.

Üstelik, kadınların erkeklere oranla uzun yaşamalarının sırrı da dayanıklı olmalarıymış!

Tebrik ediyor, kazasız belasız hayırlı yolculuklar diliyorum.

DÜN—BUGÜN—YARIN

__ BUGÜN __

Bugünü de 1980-2025 arası kabul ediyoruz yani bir yerde dünün devamı.

Seksenli yıllarda askeri yönetim altında anarşistlerin yargılanmaları devam eder. Deniz Gezmiş ve arkadaşları daha bir çok genç idam edilir. Basın Kenan Evren’e ‘asmanız şart mıydı’ diye söz edince Kenan Paşa da şu cevabı verir —Asmayalım da besleyelim mi— der ağzından baklayı düşürür.

Bu arada paralı yüksek okullar devri başlar ver parayı al diplomayı. İyi kötü bir özel sektör doğmuştur doğru, yanlış sanayi hamleleri yapılıyor. Türkiye’de ilk defa buzdolabı, çamaşır makinesi, üretiliyor, — Anadol — isminde ilk plastik karoserli otomobil yapılıyor daha sonraları başka markalarda yapılıyor. Çimento, şeker, tekstil fabrikaları kuruluyor. Bir inşaat sektörü doğuyor derken Turgut Özal devri başlıyor; yabancı sigara, içkiler, döviz yasakken Özal politikaları ile serbest bırakılıyor. Silah edinmek kolaylaşıyor. Turgut Özal Türkiye’yi dışa açmıştır, dış ekonomik münasebetler artmıştır, dış yatırımlar çoğalmıştır. Türkiye bir vizyon değişimine girmiştir ama daha fazlası için ömrü yetmemiştir.

Tekrar Süleyman Demirel devri. Türkiye, hiç beklenmedik bir olayla sarsılır; 1984 yılında Güneydoğu da Kobani yöresinde PKK isimli bir örgüt büyük, küçük demeden bir çok insanımızı katleder. Bu olay terörün başlangıcının bir işaretidir. O gün bu gün 42 yıldır terörle uğraşıp dururuz. Allaha şükür onu da bitirdik.

Türkiye çok enteresan yerdedir; Ortadoğu’da dost diyebileceğimiz Azerbaycan hariç bir ülke yok. İstanbul’da Aksaray, Atatürk havaalanı, hafif metro hattı kurulur, Topkapı otobüs terminali Esenler’e taşınır, sonra Taksim-Levent hattı yapılır. Bu arada radikal toplumda kıpırdanmalar başlar. Türban, başörtü sorunu çıkar, sürtüşmeler. Bir ara CHP birkaç yıllığına iktidar olur, yine saltanat Demirel’dedir. Radikal gurubun içinde genç bir Karadeniz kökenli biri göze batar, ismi Tayyip Erdoğan. Belediye Başkanlığı yapmış, Adalet ve Kalkınma Partisi isimli bir parti kurmuş, 2002 seçimlerinde AKP iktidar olur. Fakat Tayyip Bey parti başkanı olmasına rağmen bazı konular gereği Başbakan olamaz. Sonra bu konularda düzene sokulunca Tayyip Bey Başbakandır.

Nejdet Sezer’den sonra Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olur. AKP’nin kadrosu ekseri muhafazakar insanlardan oluşur, bilhassa İmam Hatip mezunları. Bu arada türban, başörtü, takke, sakal modası başlar. Bu olaya aydın geçinen gurup karşı çıksa da aldıran olmaz. O gün ilgilenen çıkmaz, bilhassa gençlik sakal bırakmaya, küpe takmaya meraklıdır. AKP iktidar olduğu zaman enflasyon %35 ti, beş yıl sonra 10’un altına düşürüldü. Kısa zamanda ekonomiyi düzeltmişler, tek yanlışları enflasyon kadar ücretlere zam yapmak, liberal ekonomi uygulamak, zamları önleyememek.

AKP, çok güzel yatırımlar yapmaktadır. İstanbul’da birinci köprü Demirel zamanında, ikinci köprü Özal zamanında, üçüncü köprü Tayyip Erdoğan zamanında yapılmıştır. AKP, reklama, propagandaya çok önem veriyor, eh politikacının güçlü silahı bunlar. Türkiye’nin birçok yerinde petrol gaz aramaları yapılıyor. Atatürk’ün zamanında kurulan silah sanayi bu gün zirve noktasındadır, pervaneli, jet uçakları, tanklar, denizaltı, denizüstü savaş gemileri, her türlü konvensiyonel silahlar, ticari gemiler, tekstil, çimento, daha bir çok endüstri çeşidinde öndeyiz, bir inşaat sektörü yarattık. İstanbul’da bir çok yer altı tünelleri açıp ulaşımı trafiği kolaylaştırdık, oda yetmedi denize tüp geçit — Marmaray — döşeyerek denizin içinden Anadolu yakasına metro ulaştırdık. Bu metro bugün Sabiha Gökçen havaalanına kadar uzanıyor, büyük başarı. Bunları yaptık çok iyi ama bir türlü ekonomiyi rayına oturtamadık.

Bunlar teknikle ilgili konular ya diğerleri, 65 yaş üstü kimselere kart vererek onlara şehir içi ulaşımı sağladık. Neydi o eskiden hastaneye gidersin, sağlık karneni ver, karnen dolmuş yenisini al, fotoğraf çektir, şimdi tamam, aradan geçer bir hafta. Şimdi öylemi, hüviyetini göster muayene ol, bir poşette ilaç alırsın.

Hep iyi işler olmaz, PKK denilen örgüt genç yaşta Kürt delikanlılarını ailelerinden kopartıp dağa kaçırıp terör eğitimi yaptırır, terörist yetiştirip kanlı baskınlar yaparak katliam yapar. 2007 yılının başında Hrant Dink isimli gazeteci sokak ortasında silahla vurularak öldürülür, yer yerinden oynar, protesto gösterileri yapılır, gazeteler çarşaf çarşaf yazılar yazar, muhteşem bir cenaze merasimi. Olan olmuştur ne yapsan geri döndüremezsin ve gideni geri getiremezsin sonrası yargılamalar. İş bu kadarla bitmiyor, 10 Ekim 2015 te Ankara garı önündeki meydanda canlı bomba ile bir katliam yapılır, 95 vatandaşımız ölür, 321 vatandaşımız yaralanır. Tabi canlı bombada yok olur. Kimi yargılayacaksın, kime ceza vereceksin ? PKK katliamlarına devam eder.

 Amerika’da bir üniversitede çalışmakta olan bilim insanımız, İsmi Aziz Sancar çalışmaları ile Nobel ödülü kazandı Türkiye için bir gurur konusu oldu.

AKP iktidarı ülke çapında her vilayette bir üniversite olmalı kampanyası başlattı. İlk zamanlar zayıf görünen konu gün geçtikçe gelişti, bugün normal bir seviyeye erişti. Bir kaç üniversitemiz hariç bugün kalite tutturamadıysa da diplomalı işsizler ordusu yarattı. Tatsız olaylarda oluyordu, Ergenekon ismi verilen Silivri Mahkemelerinde yıllarca süren ülkemizin yüksek rütbeli, daha ast rütbeli subay ve başka elemanlar yıllarca yargılandı, içlerinde ölenlerde oldu, her halde böyle, böyle demokrasiyi anlayacağız…

Bugün, dediğimiz döneme AKP, dönemi de diyebiliriz. Çünkü AKP 23 yıldır iktidarda, daha kaç yıl iktidarda olur onu bilemeyiz ama güzel işlerde yapmıştır. En büyük hizmeti PKK’yı yok etmesidir. Bundan sonrası hayırlısı olsun, şimdi sırada — GELECEK –…

(DEVAM EDECEK)

FİZİK, TOPRAKTAN, TOPRAĞA…

İnsan ruh ve fizikten ibarettir. Topraktan yaratılan, insandır bu.
İnsan ruhuna yönelirse, gariptir.
İnsan, fiziğine yönelirse, hırs yarışı başlar.
Hırs yarışı, mal, mülk, kibir de üstün gelmek yarışıdır.
Ruh yarışı, garipliktir, fizik’e bakmaz;
Bir hırka, bir lokma, israfsız ve amacı muhtaçlara yöneliktir.
Fizik’e, yani hırsa kapılırsa, sadece kendine yönelir.
Yani, GARİPLİK başkalarının muhtaçlıklarında faydada,

HIRS YARIŞI ise, sadece kendine faydada savaşır!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 69:
Münafıklar, sizde öncekiler gibi yaptınız. Onlar sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlatça daha çok idiler. Onlar paylarına düşenden faydalandılar. Siz de payınıza düşenden faydalandınız ve batıla dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da, ahrette de boşa gitmiştir. İşte ziyana uğrayan onlardır.

‘Trafikte  ceza devleti anlayışı’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada söz konusu teklifin trafik güvenliğini sağlamayı değil, vatandaşı yüksek cezalarla sindirmeyi amaçladığını söyledi.

Geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kanunlaşan ve trafik cezalarında fahiş artışlar öngören düzenleme, muhalefetin sert eleştirilerine sahne oldu. Konuşmasına trafik güvenliğinin hayati bir mesele olduğunun altını çizerek başlayan Akalın, “İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren hiçbir konuda kayıtsız kalamayız. Ancak önümüzde duran bu teklif, adaletli bir trafik düzeni kurmak için değil, bütçeyi para cezalarıyla doldurma refleksiyle hazırlanmıştır” dedi.

Teklifin 36 maddeden oluştuğunu ve neredeyse her maddede tek çözüm olarak ceza artışının tercih edildiğini vurgulayan Akalın, 46 bin liradan başlayıp 280 bin liraya kadar çıkan ceza tutarlarını hatırlattı. “Bu ülkede trafik kazalarının asıl sebebi ceza miktarlarının düşüklüğü müdür, yoksa denetimsizlik, plansız altyapı, yetersiz sürücü eğitimi ve keyfî uygulamalar mıdır?” diye soran Akalın, iktidarın sorunun kaynağına inmek yerine en kolay yolu seçtiğini ifade etti.

Akalın, cezaların daha 2025 yılı Ocak ayında yüzde 43,93 oranında artırıldığını, şimdi ise bunun üzerine “astronomik” artışlar getirildiğini belirterek, bunun hem öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini hem de fiilen ek bütçe yaratma girişimi olduğunu savundu.

Radar uygulamalarına da değinen Akalın, “Vatandaş artık ‘Devlet beni korumuyor, bana tuzak kuruyor’ diyor. Radarlar eğimli yollara, ani fren gerektiren kavşaklara kuruluyor. Bu noktalar güvenlik için mi, yoksa ceza üretmek için mi seçiliyor?” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımın vatandaşın kurallara uymasını değil, yakalanmamayı düşünmesine yol açtığını vurgulayan Akalın, bunun devlet–vatandaş ilişkisi açısından son derece tehlikeli olduğunu söyledi.

Konuşmasının sonunda söz konusu düzenlemenin ne bilimsel ne adil ne de kalıcı bir çözüm üretebileceğini belirten Akalın, trafik güvenliğinin cezalarla değil; planlı altyapı, etkin denetim ve nitelikli sürücü eğitimiyle sağlanabileceğini ifade etti.

‘Çallıdere Balı’nda dev adım!

Trakya Kalkınma Ajansı, Edirne’nin Lalapaşa ilçesinde kadın emeğini merkeze alan vizyoner bir kırsal kalkınma projesini hayata geçiriyor. T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında desteklenen proje, bölgedeki kadın istihdamını artırmayı ve üretim kapasitesini modernize etmeyi hedefliyor.

4.9 Milyon Liralık Yatırımla Modern Üretim

Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşleme Kooperatifi tarafından yürütülen “Yerelden Küresele Çallıdere Bal Rotası” projesinin toplam bütçesi 4 milyon 985 bin TL olarak belirlendi. Bu bütçenin %70’lik kısmı (3.489.500 TL), T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından finanse ediliyor.

Tıbbi Bitkiler ve Arıcılık El Ele

Proje kapsamında lavanta, adaçayı, biberiye ve kekik gibi tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi modern tekniklerle geliştirilecek. Bu bitkilerin arıcılık faaliyetleriyle oluşturacağı ekosistem sayesinde hem bal verimi artırılacak hem de katma değeri yüksek, marka değeri olan ürünler elde edilecek.

Geleneksel Emek, Modern Teknolojiyle Buluşuyor

Projenin temel amaçlarından biri, yoğun emek gerektiren geleneksel yöntemlerden modern tarım ekipmanlarının kullanıldığı ileri üretim tekniklerine geçiş yapmak. Kurulacak olan sürdürülebilir model ile:

Çallıdere Bal Rotası markası oluşturulacak.

Yerel üreticiler için yeni ve sürdürülebilir gelir alanları yaratılacak.

Bölge ekonomisi çeşitlendirilerek kırsal kalkınmada yenilikçi bir örnek sergilenecek.

AKM’de bir başka gece!

Bulgaristan Stara Zagora Devlet Operası Orkestrası ve sanatçı Vasil Petrov, Edirne Belediyesi’nin 14 Şubat Sevgililer Günü kapsamında iki güne yayılan etkinlikleri kapsamında, Atatürk Kültür Merkezi’nde sahne aldı.

Edirne Belediyesi, 14 Şubat Sevgililer Günü kapsamında iki güne yayılan etkinlik programı düzenledi. Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirilen açık hava etkinlikleri ile başlayan kutlamalar, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Vasil Petrov konseriyle devam etti.

Saraçlar Caddesi’nde düzenlenen program, “Sevgiye Bir Kare Edirne’ye Bir Hatıra” konseptiyle gerçekleştirilen fotoğraf etkinliğiyle başladı. Gün boyunca Kent Orkestrası konseri, Modern Dans Topluluğu gösterisi, DJ performansı ve Belediye Bandosu etkinliğiyle vatandaşlar müzik ve sanatla buluştu.

Kutlamalar, 15 Şubat akşamı Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon’da gerçekleştirilen konserle sürdü. Bulgaristan Cumhuriyeti Edirne Başkonsolosluğu katkıları ve Edirne Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen gecede, Stara Zagora Devlet Operası Orkestrası ve sanatçı Vasil Petrov sahne aldı. Orkestra şefliğini Tsvetomir Vassilev üstlenirken, başkemancı Paulina Zaharieva da performansıyla gecede yer aldı.

BAŞKAN GENCAN’DAN DEĞERLENDİRME

Konsere katılan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Edirne, tarih boyunca kültürlerin buluşma noktası olmuş bir şehir. Hemşehrilerimizi sanatla buluşturmaya ve kültürel etkinliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Dayanışmanın ‘mutfağı’

Değiş

Olgay GÜLER

Edirne Belediyesi tarafından, sadece bünyesindeki restoranlara yemek üretmeyip, lojistik birimleri ve soğuk hava depolarıyla, toplumsal ihtiyaçlara cevap sağlamak amacıyla bin metrekarelik alanda kurulan ‘Mutfak Edirne’, kapılarını açtı.

Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın, ‘vizyon projesi’ olarak hedeflediği Mutfak Edirne, düzenlenen törenle hizmet vermeye başladı. Kentin Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan merkezin açılışına Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Sezai Irmak, çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı.

‘BİRLİK VE BERABERLİĞİN SEMBOLÜ’

Açılışta konuşan Edirne Belediye Başkanı Gencan, sadece bir mutfağın değil birlik ve dayanışmanın sembolünü açtıklarını belirterek, “Biz Edirne Belediyesi olarak temel belediyecilik hizmetlerimizin yanı sıra sosyal belediyeciliği, halkçı belediyeciliği öncelikleyen, bunu önemseyen, bununla ilgili sağlam bir şekilde altyapısını oluşturan bir zihniyetle çalışıyoruz. Zor günlerden geçiyoruz. Hepimiz, emeklilerimiz, yaşlılarımız, gençlerimiz şehrin her kademesindeki her hemşerimin bu zor günlerde yanında olmak, onlara destek olmak bizler için çok önemli. O yüzden kent lokantası var, o yüzden halk kasap var. O yüzden sosyal tesisimiz var ve o yüzden onların en sağlam alt temeli olan Mutfak Edirne’miz var. Biz Mutfak Edirne’yi aynı zamanda bir afet anında da bölgeye, şehrimizin ihtiyaçlarına cevap verebilir bir altyapıyla, bir lojistik hizmetiyle de beraber sizlerin huzurunda bugün açacağız. Allah korusun tabii ülkemizde, bölgemizde, hem kendi şehrimizde, hem de etrafımızdaki şehirlerde zaman zaman afetlerle karşı karşıya kalıyoruz. İşte biz istiyoruz ki bu güçlü şehir, her zaman dayanışmanın birlikteliğin sembolü olmuş bu güzel şehir, aynı zamanda bir dost eli olarak hem kendi bölgesine uzansın, hem de bir kriz anında bu mutfaktan günlük 15 bin kapasiteli, bu Trakya’nın en büyük mutfağında bizler tüm ihtiyaç sahiplerine, kriz anında etkilenen tüm hemşerilerimize uzanabilelim” dedi.

‘KİMİN İHTİYACI VARSA, BU MUTFAKTAN ONA EL UZATACAĞIZ’

Kentte AFAD ve sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iş birliği içerisinde olduklarını dile getiren Gencan, “Krizi yönetebilmek, özellikle kriz anında en çok ihtiyaç olan o sofraları kurabilmek de Edirne Belediyesi olarak biz bunu önceliğimiz olarak gördük. O yüzden de bu mutfağı sizlerin hizmetine sunduk. Biz bu mutfaktan emeklilerimize ulaşacağız, bu mutfaktan genç kardeşlerimize ulaşacağız, bu mutfaktan Edirneli hemşerilerimizde ihtiyacı olan kim varsa, buradan onlara uzatacağız elimizi. Çünkü bu şehirde bir çocuk yatağına aç girerse, bir hemşerimiz temel gıdaya ulaşmakta zorlanırsa, o zaman biz aslında işimizi çok da iyi yapmıyoruz demektir. Bu sorumluluk bilinciyle bugün burada, bu mutfağın açılışını gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda bu ürettiklerimizi de birazdan yukarıda sizlerle beraber paylaşacağız. Evet belediyecilik projeler demek, altyapı demek, yol demek ama bunun yanı sıra da sosyal belediyecilikle ihtiyacı olan herkese bir el uzatabilmek demek. Biz bu sorumluluk bilinciyle mesai arkadaşlarımla beraber çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Gencan’ın konuşmasının ardından Mutfak Edirne’nin açılışı gerçekleştirildi. Gencan ve protokol, tesis içerisinde soğuk hava depoları, mutfak ve diğer birimleri gezerek pilav pişirdi. Etkinlik sonunda katılanlara, Mutfak Edirne’de pişirilen yemekler takdim edildi.

MUTFAK EDİRNE

Günlük 15.000 kişilik yemek hazırlama kapasitesine sahip olan merkez; sıcak pişirme üniteleri, soğuk hava depoları ve lojistik birimleriyle tam donanımlı bir fabrika titizliğinde çalışacak. Mutfak Edirne’nin kuruluş amacı sadece belediye bünyesindeki restoranlara yemek sağlamakla sınırlı kalmayıp, kentin toplumsal ihtiyaçlarına pek çok farklı kanaldan doğrudan dokunmayı hedefliyor. Bu kapsamda özellikle gençlerin sağlıklı ve ekonomik gıdaya erişimini kolaylaştıracak öğrenci yemekleri projesi hayata geçirilirken; taziye pilavı ve lokma dağıtımı gibi geleneksel dayanışma faaliyetleri de artık bu modern merkezden tek elden yönetilecek.

Ayrıca tesisin sahip olduğu yüksek hacimli alım gücü sayesinde elde edilen maliyet avantajı, sunulan hizmetlerdeki fiyat dengesini koruyarak doğrudan vatandaşın bütçesine ekonomik destek olarak yansıyacak.

 AFET VE KRİZ DURUMLARINDA ‘CAN DAMARI’ OLACAK

7/24 esasına göre çalışabilecek şekilde tasarlanan merkez, olası bir kriz anında on binlerce kişiye anında sıcak yemek ve lojistik destek sağlayabilecek bir lojistik güç olarak konumlandırıldı. Gıda güvenliğinden ödün vermeyen tesiste; gıda mühendisleri, diyetisyenler ve 7 profesyonel şeften oluşan toplam 24 kişilik uzman ekip görev yapacak.

‘Yanlış teşhisle tedavi olmaz!’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmanın halkla alay etmek olduğunu bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı açıklamada,  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan ‘Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil’ açıklamasının, aslında açık bir itiraf niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak.Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz” dedi..

Bu tablonun yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesi olduğunun altını çizen Arda Meriç, şunları söyledi:

“Zzira bugün gelinen noktada:  Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor.  Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor.

Ortada ‘başarılı bir para politikası’ değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur.

Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.

YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ!

İktisat bir sosyal bilimdir. Doğal olarak her ülkenin toplumsal yapısını, üretim biçimini ve piyasa gerçeklerini esas almak zorundadır. Nasıl ki bir hastaya önce tahlil yapılır, ardından tedavi planı çıkarılırsa; ekonomide de önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir. Geçerliliğini yitirmiş 1990’lardan kalma kitap notlarıyla değil, pazardaki fiyatla, fabrikadaki üretimle, çiftçinin borcuyla, emeklinin sofrasıyla ekonomi yönetilir. Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz!

Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile anaakım iktisat şunu varsayar: Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır.

Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir.

Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez.

Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz.  Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar

Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.

FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMEZ

Türkiye’de enflasyon: Fazla alışverişten veya halkın zenginliğinden çıkmıyor.Türkiye’de enflasyon: Dövizden geliyor, İthal girdiden geliyor, Enerjiden geliyor, Tekelleşmeden geliyor.

Faizi yükselttiğinizde: Yatırımlar için krediye olan ulaşım zorlaşır ve pahalanır, bunun neticesinde üretim düşer maliyet artar firmalar bunu etikete yansıtır. Sonuç: Enflasyon düşmez, yayılır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Benim para politikası alanındaki ilk profesyonel deneyimim, Avrupa merkez bankacılığı sistemi içinde, doğrudan European Central Bank politikalarının uygulandığı süreçlerde gerçekleşmiştir. Yani ‘faiz nasıl çalışır’ meselesini kitapta değil, içeriden gördüm. Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmak halkla alay etmektir.

HALK KEMER SIKARKEN SERMAYE ŞİŞMANLIYOR

Bugün vatandaşın pazar filesinin yarısını dahi dolduramıyorken, evine et alamıyorken, gençler mezun olmadan daha gelecek kaygısı ve işsizlik sorunu ile yüzleşiyorken, aynı dönemlerde, bankalar rekor karlar açıklamakta, sermaye gücü olanlar sermayelerini daha da büyütmekte, karteller güçlenerek piyasada tekel konumuna doğru büyümektedir. Şimdi soruyorum; Bu mudur adalet? Bu mudur toplumsal refahın öncelenmesi?

Zafer Partisi olarak bu duruma karşı tavrımız gayet açık ve nettir. Türkiye’nin ihtiyacı, yüksek faiz, daha büyük dış borçla ekonomiyi tutmak, daha çok ithalat yaparak hayatta kalmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; Planlı kalkınma ekonomi modelidir, kıymetli toprak elementleri ile geleceği planlayan sanayi anlayışıdır. Yurdun dört bir tarafında dört deniz dört bölgeye yayılan ekonomik aktivitelerdir. Stratejik sektörlerde devletin söz sahibi olduğu, çiftçinin korunduğu, sanayicinin karlarını yatırıma çevirdiği ekonomidir. Ekonomi grafiklerle değil; tarlayla, fabrikayla, pazarla yönetilir.”

Emeklilerden siyasilere ‘hak’ mektubu!

Olgay GÜLER

Edirne Emekliler Derneği, günden güne hak kaybına uğrayan ve açlık sınırının çok altında yaşam mücadelesi veren emeklilerin haklarının, çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için mecliste grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine mektup gönderdi.

Türkiye genelinde, 20 bin liraya çıkarılan en düşük emekli maaşı karşısında, artan kira ve mutfak giderleri, emeklilerin belini bükmeye devam ediyor. Yıllar boyunca hak kaybına uğrayarak açlık sınırının çok altında yaşayan ve Edirne Emekliler Derneği çatısı altında birleşen emekliler, konuyla ilgili hazırladıkları mektupları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan siyasi parti başkanları ve milletvekillerine gönderdi. Mektupta, emeklilerin haklarının çıkarılacak yeni yasayla iyileştirilmesi için siyasilere çağrıda bulunuldu. Mektupların gönderilmesinden önce dernek tarafından DİSK Edirne Temsilciliği toplantı salonunda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı okuyan Dernek Başkanı Ahmet Ziya Yaz, mektup ücretlerinin yüksek olması nedeniyle yalnızca siyasi parti genel başkanlarına mektup gönderdiklerini söyleyip; milletvekillerine mektupların e-posta üzerinden iletildiğini belirtti.

‘BİZİ ÜLKENİN YÜKÜ GİBİ GÖRMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİL’

Açıklamada mektupta yazanları paylaşan Yaz, “Ülkenin kalkınması için ağır ekonomik koşullara katlanmak zorunda olduğumuz yıllar boyunca çocuklarımızı boğazımızdan keserek okutan, yetiştiren bir nesiliz. Çalışmadan zengin olmanın ne olduğunu bilmeyen nesiliz. Akşam evimizde bir tas çorba içmeyi zenginlik olarak gören, beytülmala çökmeyi aklından geçirmeyen bir nesiliz. Bu topraklar için gerektiğinde canımızdan gerektiğinde malımızdan geçtik. Yaşamak için ek iş yapmaktan kaçmadık. Kanun değişiklikleri ile defalarca haklarımız elimizden alındı yine de devletimize küsmedik; ama seçimlerde yapılan göz boyamalara da kanmadık. Ayrıca şunu da bilesiniz ki kendiniz için on dakikada çıkardığınız ömür boyu emeklilik yasalarını da içimize sindiremedik. Şimdi bize dönüp; ‘haklarınızdan feragat edin’ diyorsunuz. Emanet ettiğimiz alın terimizi yanlış politikalarınız ve kararlarınızla bir tas daha az çorba için, bir gün daha az yaşayın diyorsunuz. Emeklilik kimsenin bize lütfu değildir. Mücadele ederek, bedel ödeyerek, boğazımızdan kısarak kazandık biz bu hakkı. İşte bu yüzdendir ki bizleri, ülkenin yükü gibi görmek kimsenin haddi değildir” dedi.

‘HAKLARIMIZ GASP EDİLEMEZ’

Emeklilerin, ömürlerinin son günlerini sağlıkla geçirme hakkının ellerinden alınamayacağını dile getiren Yaz, “Bütçe disiplinini biz bozmadık, siz bozdunuz. Nesillerdir çalışarak, fedakârlık yaparak biriktirdiğimiz mal varlıklarımızı yanlış politikalarınız ve karalarınızla dağıtıp faturayı bize kesmeye kimsenin hakkı olamaz. İnsanca, muhtaç olmadan, ömrümüzün son günlerini sağlıkla geçirme hakkını elimizden almak kimsenin hakkı olamaz. Tasarruf etmekten imtina ettiğiniz itibar bizimdir, sizin değil. Çünkü bir devlet kendine emanet edilen alın terine el koyuyorsa orada itibardan tasarruf edilmiş demektir. Hak ettiğimiz şekilde yaşamak talebimiz ve hakkımızdır. Bize sadaka verdiğini sanmak en hafif deyimle devlet ahlakından yoksun olmaktır. 16 milyon emekli adına diyoruz ki, çalışarak, üreterek elde ettiğimiz haklar gasp edilemez. Bizler hak etmediğimizi değil, ülkenin kasasına emanet ettiğimiz alın terimizi talep ediyoruz” diye konuştu.

‘5510 SAYILI KANUNUN İPTALİ ŞART’

Emeklilerinin çalıştıkları dönemde şahsi birikim yapamamış olmalarının nedenin; ülke ekonomisinden kaynaklandığına da vurgu yapan Yaz, “Yalnızca sağlık harcamalarını karşılayacak bir devlet varsa karşımızda o halde bizden de ona göre vergi almalıydı. Yaşlandığında sana geri vereceğim dediği kesintilere şimdi, el koyma hakkına sahip değildir, olamaz. Bugün yaşadığımız haksızlıkların dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun iptali şarttır. Devlet vatandaşını aldatamaz, vatandaşına verdiği sözü tutmakla mükelleftir. Haklarımız savunmak için meclise gönderdiğim temsilcim, emekliler bu ülkenin sırtında yük değil, problemi başka tarafta arayın lütfen. EYT kambur oldu diye, sadaka diye dağıttığınız miktarı bahane etmeyin. Vereceğiniz yeni bir kanun teklifi ile çözülecek bir meseleyi sorunlar yumağına çevirmeyin” şeklinde konuştu.

‘GENÇLER ÜLKEYLE GÖNÜL BAĞINI KOPARIYOR’

Emeklilerin yaşadıklarını gören gençlerin de ülkeyle gönül bağını kopardığına dikkat çeken Ahmet Ziya Yaz, “Bugün bizim yaşadıklarımızı gören gençler bu ülke ile gönül bağını koparıyor farkında mısınız? Bu topraklar için bizim neslin yaptığı fedakarlığı, onlar işte tam da bu nedenden yapmayacaktır. Vergisini veren, devletine güvenen bir nesil gelmiyor arkamızdan. Çünkü vatandaşının hakkını gasp eden bir devlete nasıl güvenebilirler ki? İmkânı olanın ülkeyi terk etmesine şaşırmak yerine hukuku, adaleti ve de liyakati öncelemeyen bir devlet yok olmaktan kurtulamaz. Önce geleceği olan gençleri ve onların devletine olan sadakatini yitirir, sonra da topraklarını. Yok ettiğiniz sadece yaşlanmış ve çalışma hayatından düşmüş vatandaşların yaşama hakkı değil, geleceğine bakarken ülkesine olan bağlığını yitiren gençlerdir de” ifadelerini kullandı.

‘MESELE ÜÇ BEŞ YAŞLIĞININ MESELESİ DEĞİL’

Emeklilerin, 80’li yıllarda başlayan ve günden güne yok edilen hakların çıkarılacak yasayla teminat altına alınmasını isteyen Yaz, “Emekliler olarak aramızda oluşan ücret adaletsizliğini tartışarak yaşamak istemiyoruz, soframızdaki ekmek için kaygılanmak istemiyoruz. Başımızda bir çatı, altında sağlık istiyoruz. Meclise haklarımı korumak için adıma gönderdiğim temsilcim. Şunu da unutmayalım herkes bir gün emekli olacak. Bu mesele sadece üç beş yaşlının meselesi değildir. Bu mesele artık; ‘fazla yaşıyorlar’ denilen bir neslin meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda şu anda çalışan gençlerin de meselesidir. Okulu bitirip iş hayatına girecek olan gencecik çocukların da meselesidir. Ülkenin geleceği ve huzuru için, bu dinamiti bertaraf etmek, birlikte yürüyeceğimiz bir yol inşa etmek umudunu hala taşımak istiyoruz” dedi.

Açıklamanın ardından, PTT Saraçlar Şubesi’ne giden emekliler, buradan mektupları siyasi parti başkanlarına gönderdi. Emeklilere CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör de eşlik etti.

THK’da 101’inci gurur yılı!

Olgay GÜLER

Türk havacılığının geleceğini şekillendirmek üzere Atatürk’ün emriyle kurulan Türk Hava Kurumu’nun (THK) 101’inci yıldönümü, Edirne Şubesi tarafından gerçekleştirilen törenle kutlandı.

Türk havacılığının gelişmesindeki en önemli temel taşlarından kurulan THK, 101’inci yaşını kutlamanın gururunu yaşıyor. Kuruluş yıldönümü kapsamında THK Edirne Şubesi tarafından Atatürk Anıtı’nda tören düzenlendi. Törene THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, şube yönetimi, CHP İl Başkanı Yücel Balkanlı ve CHP Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör katıldı. Saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı okunan törende, şube yönetimi tarafından anıta çelenk sunuldu.

‘İSTİKLAL GÖKLERDEDİR İDEALİNİ GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İSTİYORUZ’

Törende konuşan THK Edirne Şube Başkanı Coşkun Molla, Türk Hava Kurumu’nun Atatürk’ün ideali doğrultusunda bugüne kadar görevini tam ve laikiyle yaptığını belirterek, “Türkiye’nin savunma sanayinin ve ayrıca sivil havacılığın gelişmesi için temelleri atan Türk Hava Kurumu bugüne kadar Türk savunma sanayinin ve sivil havacılığın bugünlere gelmesini çok önemli katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bu çalışmalarımızı biz sürdürmekteyiz ve sürdüreceğiz. Çünkü ‘istiklal göklerdedir’ şiarıyla başlamış olan bu yolculuğumuz; gençlerimize de aktarmak suretiyle yurdumuzun güvenliği için, geleceği için çok büyük önem taşımaktadır ve onlar tarafından da bunun sürdürüleceğine inancımız tamdır. Biz bu ideali gelecek nesillerimize aktarmak istiyoruz” dedi.

‘101. YILIN HAKLI GURURUNU YAŞIYORUZ’

Türk Hava Kurumu’nun gücünü milletten aldığını kaydeden Molla, “Çalışmalarımızı, halkımızın bize duyduğu güven sayesinde bugünlere kadar getirmiş olmanın mutluluğunu ve haklı gururunu yaşamaktayız. Türk Hava Kurumu’nun 101. yılını kutluyorum. Gelecek nesillere de bunun aktarılması konusundaki çabalarımızı da devam edeceğimizi söylemek isterim” diye konuştu.

‘MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK BALON BİNASI KENT KÜLTÜRÜNE KATKI SAĞLAYACAK’

Kentte, Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığı tarafından sürdürülen Edirne Sarayı ihya çalışmaları kapsamına alınan Balon Binası’nın Türk Havacılık Tarihi Müzesi olarak değerlendirileceğini öğrendiklerini söyleyen Molla, “Fiziksel olarak korunması konusunda belki de 10-15 yıldır süren bir çabamız vardı Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak. Binayı kullanan Karayolları bu konuda duyarlılık gösterdi ve binanın bugüne kadar gelmesinde katkıları oldu. Tekrar bu konuda proje sunmuştuk valimize ve o dönem belediye başkanımıza. Bu binanın Türk Hava Kurumu veya kamu kuruluşlarıyla birlikte havacılık müzesine dönüştürülmesi en büyük dileğimizdi. Şimdi basından öğrendiğimiz gibi; burasını Türk Hava Kurumu Müzesi olarak yapılacağını, Sarayiçi’nin o kapsamlı ve bütüncül planlaması içerisinde bunun bu şekilde hem tarihimize, hem de Edirne halkının hizmetine sunulacağını ve bu şekilde de kent kültürümüze de önemli bir katkı sağlayacağını gördük. Bu haberi almaktan çok mutluyuz. Türk Hava Kurumu Edirne Şubesi olarak umarım bizim de az da olsa, bunun gündeme gelmesi konusunda en azından büyük bir çabamız, çalışmamız olmuştur” şeklinde konuştu.

‘DEMİRHANLI İÇİN PROJE HAZIRLANDI’

Demirhanlı Havaalanı için de çalışmaların sürdüğünü öğrendiklerini anlatan Molla, “Valimiz Yunus Sezer bey birkaç gün önce açıklama yaptı. Demirhanlı havaalanıyla ilgiliydi bu açıklama. Bu konuda da yıllar önce bir proje sunmuştuk valiliğimize ve dönem o dönem belediye başkanımıza. Çok olumlu karşılanmıştı ve çalışmalar da başlamıştı. Bu konuda devlet hava alanları tarafından da yeni bir proje geliştirildi ve hazırlandı. Umarım yakın zamanda Demirhanlı Havaalanı’nda sivil havacılık, sportif havacılık için kullanıma başlanacaktır. Gerçekten bu iki haberden dolayı da Türk Hava Kurumu’nun 101. kuruluş yıl dönümünde bunu duymak, böyle yol alındığını öğrenmiş olmak gerçekten bizi şube yöneticileri olarak çok mutlu ediyor” ifadelerini kullandı.