Eskişehir’de 23-24 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenen U20 Türkiye Atletizm Şampiyonası’nda, Edirne Sporcu Eğitim Merkezi (SEM) sporcusu Emir Ali Cengiz Oğuz, üç adım atlama branşında elde ettiği 14.70 metrelik derecesiyle Türkiye üçüncüsü oldu.
Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Emir Ali Cengiz Oğuz’in bu başarısını, “Sporcumuzu ve antrenörlerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz” diyerek kutladı.
Uluslararası politikanın popülist yorumlarına bakılınca NATO bazen bir ordu yahut bir devlet gibi görülüyor memleketimde. Mesela NATO’cu diye bir eleştiri var. Bağırıyor şahıs; NATO’cular uzak dursun. Eh ne yapalım, kalkın ülkecek taşınıyoruz, zira böyle buyurdu hazret.
Şunu gözden kaçırıyor bu ve benzeri söyleme sahip olanlar; bu bir güvenlik ittifakı ve buna devletler üye, üye olmak için de oldukça çaba harcıyor. Kim bilir belki de gözden kaçırmıyorlar da çeşitli sebeplerle bu şekilde ifade etmek vazifelerinin bir sonucu oluyordur.
Ancak şu anda başka alternatifleri olduğu iddia edilse de NATO faal halde olan tek güvenlik yapısı. Hatta şunu da eklemek gerekir ki; eski Varşova Paktı üyesi devletler bile teker teker NATO üyesi oldular. Bir başka deyişle sistemik yapıdaki güç mücadelesinde Rusya Federasyonu hayli kısıtlanmış bir halde. Eğer Kennedy, Carter hatta Reagan görse bayılırlardı bu duruma. Düşünsenize uluslararası alanda faaliyet yürüten istihbarat teşkilatınızın Sovyetlerle ilgili bürosu kapanmış…
Neyse artık bu türlü tartışmalar daha az olacaktır en azından ABD ile yaşayacağımız ilk krize kadar daha az NATO’cu ifadesini duyacağız. Zira yine Reagan döneminden beri ittifakın üyelerinin askeri harcamaları ile ABD’nin yükünü azaltması politikası açısından Türkiye Cumhuriyeti Devleti önemli bir askeri harcama ile önde gelen devletler arasında. Yani tek başına zirvenin Türkiye’de yapılması bile bir gösterge iken; bu meselenin yerine getirilmesi çok daha önemli bir husus.
Buna ek olarak Türk Silahlı Kuvvetleri yarım asra yakın bir süredir NATO içindeki en büyük ikinci askeri güç olarak yerini koruyor. Elbette savaşın değişen doğası ve bunun bir sonucu olarak küçük birlik harekatlarının, örtülü operasyon faaliyetlerinin giderek önem kazanması yine popülist uluslararası politika tartışmalarında oldukça yönlendirici ve yanlış ele alınsa da değişmeyen gerçek; NATO üyesi devletler yarım asırdan beri Türkiye olmadan oldukça sorunlu bir güvenlik mimarisinin içinde bulunacaklarıdır.
Ancak hangi ittifak içinde bulunulurlarsa bulunulsun uluslararası politikanın temel ilkelerinden biri devletlerin kendine yardımıdır. Bir başka deyişle devletler her şeyden önce çıkarları için hareket ederler. İşte uluslararası politikanın bu doğal durumu da sürekli olarak krizin olmasını sağlar. Yani Türkiye ile ABD çıkarları uyuştuğunda birlikte hareket ederken çıkarların çatışması durumunda krizler ortaya çıkacaktır.
Ancak tıpkı diğer devletlerin birbiri ile olan ilişkisinde olduğu gibi Türkiye ile ABD ilişkisinde de çıkan her kriz “uluslararası sistemin yön arayışı”, “Birleşmiş Milletlerin savaşları sona erdirme görevinin yerine getirilemeyişi” gibi aslında ilk etapta çok önemli gibi görünen ancak uluslararası politika incelemesinde bas bas anarşik yapı anlaşılmadı, sistemik baskı ve kısıtlayıcı etki nedir bilinmiyor diye gösteren bir sonucu doğurmaktadır.
Her kriz uluslararası politikanın sistemik yapısı bu şekilde devam ettikçe ki; şu andaki tüm göstergeler bu şartlar devam ettikçe bu yapının herhangi bir değişikliğe uğramayacağı göstermektedir, bir denge noktasına ulaşacaktır.
Yani ABD, İran’a füze attı diye 3. Dünya Savaşı çıkmayacak, Türk yetkililer Rus yetkililerle görüştü diye NATO dağılmayacak yahut Türkiye NATO üyesi diye Rusya Federasyonu Türkiye ile tüm maddi, manevi, diplomatik, iktisadi ilişkilerini kesmeyecektir. Zira uluslararası politikanın sistemik yapısında çıkarlar katmanlar halindedir ve birbirinden ayrı hususlar olarak ele alınır. Bu durum da krizlerin genelleşmesini değil o konu özelinde kalıp diğer hususlarla karıştırılmamasını sağlar. F-35 meselesi de böyledir.
Ama tabii heyecan güzel şey, teleskobik çubukların ucuyla dokunulan haritalarda bir el cebe sokulunca da çok havalı duruyor. Yani buradan devam. Netice itibarıyla maazallah halkı düzgün ve heyecansız aydınlatırsak reytingler ne olur? Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…
Yine de şaşırıyoruz… Eski parti başkanlıkları sırasında Recep Tayyip Erdoğan’a hakarete varan eleştirilerde bulunan Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi, neredeyse akışlarla CHP genel Başkanlığı’na getirmeyi hayal ettiğimiz Metin Feyzioğlu gibi, DSP genel Başkanı Önder Aksakal gibi, Kahraman Atatürkçü teğmen diye yere göğe sığdıramadığımız Mehmet Ali Çelebi gibi daha evveli gün CHP karşıtı bir parti kurarak zımnen de olsa Tayyip Bey’in ekmeğine yağ süren CB seçimini 1-2 puanla kaybetmemize neden olan Muharrem gibi (say say bitmez) nicelerini görmüş, yaşamışken Kılıçdaroğlu’nun ihanetine şaşırmak yanlış.. Artık fazlaca hoşgörülü, uzlaşmacı olmaya çalışmadan, şaşırmaya devam etmeden ihaneti ve ihanet edenleri görmek zamanıdır. Onlar medya maymunuydular.. Bizi de maymun ettiler..
Kılıçdaroğlu saf değil; kullanıldığının farkında… Kendi çiftliği sandığı CHP’nin zirvesine oturmak için her şeyi mübah gören ve bu konuda kesinlikle RTE’nin kanatları altında ve güdümünde olmayı siyasetin gereği(imiş) gibi içine sindiren KK’nın islah-ı nefs edip bu yanlıştan döneceğine inananlar hala var. Bunlar bulanık suda balık avlamak peşinde değillerse ne yazık ki artık saflığın ötesinde bir aymazlık sorunu yaşamaktadırlar. Kılıçdaraoğlu tarihsel yeni görevini biliyor ve o konuda kesinlikle AKP kumpasında baş rolde oynuyor. Onun önümüzdeki seçimlerden CHP adına hiçbir beklentisi yok. Orta ve uzun vadeli bir strateji ile CHP tabelası altında solculuk yapmaya alışmış kitleleri, zaman içinde kerhen de olsa bu tabela altında toplamaya çalışıyor. Seçime iki yıl varken alacağı trilyonlarca hazine yardımı ile ülkenin en büyük holdinginin başında oturmak ölünceye kadar bu keyfi sürdürmek varken RTE’nin kanatları altına girmenin kıymet-i harbiyesi nedir ki? Varsın butlanı CHP seçimlerde %1 oy alsın. Kılıçdaroğlu’nun umurunda mı sanıyorsunuz?
Butlancı eşkıyayı artık kendi hallerine bırakılmalı ki kendi aralarında birbirlerinin kuyusunu kazma işlemine başlasınlar. Bundan sonra Özgür Bey ve kurmaylarının artık yapması gereken seçime hangi şekilde girileceğinin 5-6 çeşit planlamasıdır. Artık bu pespaye insanları muhatap kabul etmeyerek onların AKP’nin kucağına biraz daha rahat oturmalarına yardımcı olmak gerekir. Onlara sonlarının ve oylarının Ecevit’in partisi DSP gibi yüzde 1 lerde olacağını nasıl olsa anlatamazsınız…
Eyyy hala uyanamamış sosyal demokrat kardeşlerim! Bu koşularda artık yeni bir çatı altında seçimlere girmek için hazırlanmalısınız. Yeter ki sandık öyle ya da böyle halkın önüne konsun.. İsterse İmamoğlu aday olamasın; Mansur Yavaş var. Onu içeri tıkarlarsa Özgür Özel var… Onu da içeri tıkarlarsa daha niceleri var. Hatta Sera Kadıgil var (İzliyor musunuz?)… Yeter ki Özgür Özel birini işaret etsin… Yeter ki artık kendi toplumsal gücümüzün farkına varalım. Zamanla kimin kimden arındığı nasıl olsa anlaşılacaktır. Tabelalar değişir, inanç ve adalete, demokrasiye ve çağdaşlığa giden yol değişmez..
Bu yazdıklarımı ben söylemiyorum, Yaratan’ın kutsal kitaplarının hepsinin aslını kapsayan biricik Kuran’dan ve de tarihi gerçeklikten okuyorum da öyle yazıyorum. erkesin bilmesi gerekir ki, kim neyi niçin yapıyorsa, gizlese de, yanıltsa da, niyeti görünüyor, biliniyor!.. Allah’ı ve de şeytanı hesaba katmayanların HÜSRANLARI YAKINDIR. Dünyanın süper bir gücü, yakın tarihte bir seneryo izletti dünyaya!.. Bir ülkenin başkanını paketleyip, elini, ayağını kelepçeleyip, baş çuvalda, gözlerini bağlayıp, kendi ülke hapishanesine tıktılar, güya!.. Senaryo, çok önceden planlanmış olamaz mı?.. O, MADURO başkan kimlerin sayesinde iktidara geldi, acaba?.. İktidara gelen MADURODAN halk memnun muydu?.. Hayır. Süper güce karşı, ekranlarda, meydan okuyup, alay edip, o kıvırtma tuvistleri kendindenmi yaptı sanılır?.. Haftalarca, aylarca DÜNYANIN YAZILI VE GÖRSEL MEDYASINDA GÖSTERİLDİ… MADENLERİNİN, KUTSALLARININ SÖMÜRÜLMESİNE BAŞKALDIRMAK İSTEYEN küçük ülkelere, süper gücü ile neler yapabileceğini göstermek… Tehdit ve aşağılama ile korku yaratmak için di bu senaryo… olamaz mı?.. Böyle senaryoları gerçekleştirmek için, şeytani bilim ordusu besliyor, sömürgeciler!.. İşleri güçleri, fitne, fesat, korku, şantaj, tehdit, suikast. Ama bu yalan dünya çabuk bitici; sonra onların halini hesapta göreceğiz!.. Dünyanın diğer süper güçlerine gelince, eğer KORKU, AŞAĞILAMA ve KATLİAMLARI seyrediyorlarsa, HEPSİ, YAPANLA ORTAKTIR, BİLİNE!.. Devlet güçleri şeytanla yatıp şeytanla kalkanlar tarafından ele geçirilen ülkelerin halkları ya KANMAKATAN AYILACAKSINIZ, devletinizi temizleyip kurtaracaksınız, ya da, ALLAH’I VE ŞEYTANI HESABA KATMAMANIN BEDELİNİ YAŞAYACAKSINIZ, TERCİH SİZİN!.. Sayılı zaman çok yakın!..
ENİNDE SONUNDA TEK GALİP ALLAH’TIR!..
Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 99, 100: Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara onun bir gücü yoktur.
Onun gücü sadece kendisini dost tutanlara ve Allah’a ortak koşanlaradır.
Yukarda ki, nurlu ayetin kısa bir yorumu: Samimi olarak Allah’a inanıp, emirlerine uyanları şeytan ayartamaz. O şeytan, sapkınlık isteyen, inkârcıların isteklerini yerine getirir.
Edirne’de CHP’den istifa eden Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rozet takmasıyla resmen AK Parti’ye geçti.
Kentte, Mart 2024’te gerçekleştirilen mahalli idareler genel seçimlerinde CHP’den Keşan belediye başkanı seçilen Mehmet Özcan, görevdeki 816 günün ardından eşiyle birlikte CHP üyeliğinden istifa ederek AK Parti’ye katıldı. Özcan’ın rozetini, genişletilmiş il başkanları toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan taktı. Törende, Özcan’ın eşi, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, İl Başkanı Belgin İba, il ve ilçe yönetimi de hazır bulundu. Özcan’ın parti değişikliğine gitmesi CHP cephesinden peş peşe sert açıklamalar gelmesine neden oldu. İstifanın gerekçesine ilişkin ise Mehmet Özcan tarafından henüz kamuoyuna bir açıklama yapılmadı.
‘BU MAKAMA CHP’Lİ SEÇMENİN OYLARIYLA GELDİ’
CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Mehmet Özcan’ın kararını sert sözlerle eleştirdi. Çakır, Özcan’ın belediye başkanlığı makamına CHP seçmeninin oylarıyla geldiğini belirterek, “Önce belediye başkanlığı görevinden istifa etsin. Çünkü onu o makama CHP’li seçmenin helal oyları getirdi. Böyle zor bir dönemde partisini bırakıp başka bir partiye geçmesini doğru bulmuyoruz” dedi.
CHP İlçe Başkanı, Özcan’ın ayrıca Enez Saros Turizm Altyapı Hizmet Birliği Başkanlığı ile Güney Edirne Katı Atık Birliği Başkanlığı görevlerinden de ayrılması gerektiğini savundu.
CHP GRUBUNDA AYRIŞMA
Mehmet Özcan’ın AK Parti’ye katılmasının ardından Keşan Belediyesi’nde de değişimler yaşandı. İddiaya göre, Belediye Başkan Yardımcısı Bilgin Atlı da Mehmet Özcan ile birlikte AK Parti saflarına geçti. Buna karşılık Belediye Başkan Vekili Rasim Ergene ile Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Büyükvarlık’ın, yaşanan parti değişikliğine tepki göstererek görevlerinden istifa ettikleri belirtildi. CHP grubunda yer alan diğer meclis üyelerinin ise parti bünyesinde çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.
HATA’DAN ‘KARA LEKE’ YORUMU
Özcan’ın AK Parti’ye geçişine bir tepki de CHP Edirne İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata’dan geldi. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Hata, “Keşan Gençlik Kollarındaki yol arkadaşlarımızın senin için gece gündüz verdiği mücadeleyi, astığı afişleri, çaldığı kapıları ve döktüğü alın terini unutmadık. Sen ise ilk fırsatta o emeği, o güveni ve o davayı kişisel hesaplarına kurban ettin. Siyasette herkes bir iz bırakır. Kimi onuruyla, kimi duruşuyla anılır kimi de koltuk uğruna sattığı değerlerle. Sen, Edirne siyaset tarihinde vefasızlığın ve siyasi tüccarlığın kara lekesi olarak hatırlanacaksın Mehmet Özcan” ifadelerini kullandı.
GAYTANCIOĞLU ADINI ANMADI
CHP önceki dönem Milletvekili Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu sosyal meyde hesabından gerçekleştirdiği, “Omurgasızlık en kötü şey-siyasette o kadar çok var ki” başlıklı paylaşımından Özcan’ın adını anmazken, şunlara yer verdi:
“Halk önce partinize sonra siz iyiseniz size oy verir ve milletvekili, belediye başkanı olursunuz. Yani kimse partisinden büyük değildir. Partinizin politikaları sizi her zaman bağlar. Seçildiğinizde görev yaptığınız süre içinde işiniz halkın çıkarlarını korumaktır. Kendi çıkarınız diye bir şey yoktur, olamaz. Hata yaparsanız istifa edersiniz, başka bir partiye geçerek hatalarınızdan kurtulamazsınız.
ORHAN ÇAKIR’DAN TEPKİ
“2024 ön seçimlerinde partimiz için aday olup emek verdim. Yeterli oyu alamasam da, partimin kararına saygı gösterdim ve Mehmet Özcan’ın arkasında durdum.
Ama bugün aynı kişinin, CHP oylarıyla seçildiği koltuğu bırakıp AK Parti’ye geçeceğini duymak gerçekten çok acı.
Yıllardır aynı partide emek veren, aidiyet duyan insanlar olarak bunu kabul etmek çok zor. Partili olmak demek; sadakat, onur ve emanete sahip çıkmaktır.
Ben ve benim gibi binlerce Cumhuriyet Halk Partili’nin oyuyla seçildiği koltuğu bu geçen sürede bırakıp taraf değiştirmek, CHP ve seçmenlerine karşı büyük bir saygısızlıktır.”
Edirne’de Muharrem Ayı dolayısıyla, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı tarafından vatandaşlara 1000 kişilik aşure dağıtıldı.
Muharrem ayı dolayısıyla, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından, Saraçlar Caddesi’nde aşure ikramı yapıldı. Programa Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, vakfın müdürü Tezcan Fidan, kurum müdürleri, EDESOB Başkanı Harun Özen ve muhtarlar katılım sağladı. Paylaşım ruhunun ön plana çıktığı etkinlikte, aşurelerin yarı maliyetini hayırsever vatandaş Pınar Ersaçmış üstlenirken, kalan kısmı ise vakfın projelerine destek veren diğer hayırseverlerin katkılarıyla karşılandı.
Vali Yardımcısı Subaşı, Muharrem ayı dolayısıyla birlik, beraberlik, dayanışma ve paylaşma kültürünün güçlendirilmesinin amaçlandığını söyleyerek, “Bu proje kapsamında hayırsever vatandaşlarımız bağışta bulunuyor, yapılan bağışlar da işlenerek ihtiyaç sahiplerine ve vatandaşlarımıza çeşitli hizmetler olarak geri dönüyor. Bugünkü aşure organizasyonumuzun maliyetinin yarısını Pınar Ersaçmış Hanım karşıladı. Kalan kısmı ise yine projemize destek veren hayırseverlerimizin katkılarıyla karşılandı. Kendilerine ayrıca teşekkür ediyoruz. Buradaki amacımız; birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışma ruhumuzu ve paylaşma kültürümüzü güçlendirmek, insanlarımız arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarını daha da kuvvetlendirmektir. Mutlulukları paylaşmak, aynı sofrada buluşmak ve ortak değerler etrafında kenetlenmek toplumumuz için son derece önemlidir. Aşure dağıtmak da bizim kültürümüzde, geleneklerimizde ve tarihimizden gelen önemli değerlerimizden biridir. Yüzyıllardır sürdürülen bu güzel geleneği bugün Edirne’de yaşatmak ve vatandaşlarımızla paylaşmak da vakfımıza nasip oldu. Bu vesileyle aşuremizden ikram alan tüm vatandaşlarımıza afiyet olsun diyoruz” diye konuştu.
Edirne’de, yakalandığı hastalık nedeniyle bir süredir tedavi gören Güneydoğu gazisi Serkan Taştarla, 50 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Güneydoğu’da Piyade Er olarak vatan görevini yaptığı sırada vücuduna isabet eden kurşunla yaralanarak gazilik unvanı alan ve bir süredir yakalandığı hastalıkla mücadele Serkan Taştarla hayatını kaybetti. Gazi Taştarla’nın vefatı ailesini, silah arkadaşlarını ve tüm Edirne’yi yasa boğdu.
Merhum Ethem Taştarla’nın oğlu, Salih Taştarla’nın kardeşi, Nalan Taştarla’nın eşi ve Işıl Taştarla’nın babası olan Gazi Serkan Taştarla için Eski Cami’de askeri cenaze töreni düzenlendi.
Cenazede; Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Savaş Çerkez, Edirne Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Harun Tohumcu, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Edirne Şube Başkanı Ahmet İsmailoğlu, Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Leyla Vardar Karaduman, merhumun ailesi, yakınları ve omuz omuza görev yaptığı silah arkadaşları saf tuttu.
Öğle namazını ardından kılınan cenaze namazından sonra Gazi Serkan Taştarla’nın Türk Bayrağı’na sarılı naaşı, askeri tören mangası tarafından omuzlara alındı. Düzenlenen askeri törenin ardından Taştarla Yıldırım Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Edirne’de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında, kamu kurumlarında çalışanlara yönelik bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Edirne Valiliği’nin ev sahipliğinde Devecihan Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantı, 81 ilde gerçekleştirilecek serinin ikincisi oldu. Toplantıya; Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Erhan Taylan, İl Emniyet Müdürü Muhittin Ayhan ile çok sayıda kurum temsilcisi katıldı. Toplantıda, 1 Ocak 2025’te yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun uygulanması, sahada yaşanan sorunlar, iş güvenliği uzmanları ve iş yeri hekimlerinin sorumlulukları ile çalışan güvenliğine yönelik bilgiler paylaşıldı.
‘KANUNDA İŞ YERLERİ VE KAMU AYNI STANDARTLARDA DÜZENLENMİŞ’
Toplantıda konuşan Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, söz konusu yasanın uygulanması için, sosyal güvenlik alanındaki mevzuatın, iş hukukunun ve kavramlarının çok iyi bilinmesi gerektiğini söyledi. Subaşı, “Bu kanuna bir baktığımızda, hakikaten güzel bir çalışma sistemi var. Hem özel iş yerlerini kapsıyor, hem kamuyu. Bu kanun altında dediğim gibi, özeldeki iş yerinin iş sağlığı ve güvenliği ile kamudaki iş sağlığı güvenliği aynı standartlarda düzenlenmiş şekilde. İş hukukunda veya sosyal güvenlikte girmiş çalışan kavramı ile bir kamu iş yerinde kimi çalıştırıyorsanız o birim de, kime emrediyorsanız, kiminle sevk ve idare yapıyorsanız, onların sağlığı ve güvenliği bu kanun kapsamında düzenlenecektir. Daire kurum amirleri bu kanunu tam uygulamak istiyorlar ama bazen bütçe imkanları yetmiyor. Teknik yapı diyor, İSG uzmanı ile sözleşme yapacak çalışsın diye, ödenek istiyor, ödenek gelmiyor. Ya da iş yeri hekimi ile sözleşme yapacak, o da gelmiyor ya da onun ödeneğini bulamıyor. Bu tür şeyleri de mevzuata tam koymak gerekir ki, altta uygulayanlar tereddütsüz ve rahat uygulayabilsinler” dedi.
‘YALNIZCA ÇALIŞANI DEĞİL, KURUMU DA KORUMUŞ OLUYORUZ’
İş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yalnızca çalışanları değil kurumları da koruduğunu söyleyen Subaşı, “Kamuda çalışan memurların diğer işçiler gibi, güvencesini, kazasız, belasız, rahat bir ortamda görevini yapmasını ya da onun hayatına, fiziki varlığına engel oluşturacak ortamlar varsa onun bertaraf edilmesi için tedbirler almamız gerekiyor ve bu tedbirleri tam uyguladığımızda iş yerimizdeki çalışanları korumuş olduğumuz şüphesizdir. Bir diğer husus ne olabilir? İşletmemizi, kurumumuzu korumuş oluyoruz. Düşünün ki bir iş yerinde, bir kamu kuruluşunda her gün iş kazası oluyor, üç beş kişi yaralanıyor, kayıp oluyor. Onun itibari saygınlığı dışarıda kalabilir mi? İşletmeyi korumuş olur muyuz? Koruyamayız. Dediğimiz gibi iş kazaları, ilgili kuruma maddi ve itibar kaybına da sebep olmaktadır. Saygınlığından zedelemektedir. İnşallah bu alacağımız bugünkü seminerde anlatılanlar da, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda daha bilinçli, daha kararlı, daha organize bir şekilde tedbirlerinizi alıp, çalışanlarımızın beklentilerini mutluluğunu karşılayacak, kazasız belasız bir iş hayatının sürdürülmesine bu seminer daha da fazla katkıda bulunacaktır” diye konuştu.
‘KAMU KURUMLARININ ÖZEL SEKTÖRDE ÖRNEK OLACAĞINA İNANIYORUZ’
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Erhan Taylan da, Türkiye’nin 2012 yılında iş sağlığı güvenliği alanında bir reform süreci başlatarak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile müstakil bir kanuna kavuştuğunu söyledi. Taylan, “Bu kanun kamu-özel sektör ayrımı yapmaksızın tüm çalışanları aslında İş Sağlığı Güvenliği açısından bir korumanın bir çatı altında topladı. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı 1 Ocak 2025 tarihine kadar 50’den az çalışanı bulunan az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri ile kamu iş yerleri İş Sağlığı Güvenliği profesyonel görevlendirme yükümlülüğü bakımından bu kanunun dışındaydı. Ancak 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla kamu kurumları kanunun tam anlamıyla kapsamı içerisine girmiş bulunmakta. Biz kamu kurumlarımızın iş sağlığı güvenliği alanında yapacağı çalışmaların aslında özel sektörde yapılacak önemli çalışmalara öncü olacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Taylan, 81 ilde gerçekleştirecekleri toplantılarla yalnızca bilgilendirme faaliyeti değil, sahadaki ihtiyaçları dinlemeyi, tereddütleri gidermeyi, uygulama bilincini güçlendirmeyi ve iyi uygulama örneklerini yaygınlaştırmayı fırsatı gördüklerini dile getirdi. Talyan, “Kamu kurumları sahip oldukları geniş insan kaynağı, hizmet çeşitliliği ve yaygın teşkilat yapısı ile iş sağlığı güvenliği alanında özel bir öneme sahip. Tabi biz biliyoruz ki kamu kurumlarında bu kanunun uygulanması ile ilgili bazı zorluklarda yaşandığını biliyoruz. Demin de bahsettiğim gibi bu toplantı ile aslında sahada yaşanan sorunları anlayıp gerekiyorsa bunların mevzuatta düzeltilmesi gereken yanları varsa bunları ele almak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
İstanbul, modern yaşamın ve mimari çeşitliliğin en yoğun olduğu şehirlerden biridir. Sürekli gelişen konut projeleri, ofisler, villalar, mağazalar ve ticari alanlar profesyonel tasarım çözümlerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Bu nedenle İç Mimarlık Ofisleri İstanbul genelinde hem bireysel hem de kurumsal müşterilere estetik ve fonksiyonelliği bir araya getiren hizmetler sunmaktadır.
Profesyonel bir iç mimarlık ofisi yalnızca dekorasyon yapmakla kalmaz; mekanın ihtiyaçlarını analiz eder, kullanım alışkanlıklarını değerlendirir ve yaşam kalitesini artıran özgün projeler geliştirir. Doğru planlanan bir iç mimari proje hem estetik görünümü güçlendirir hem de alanın daha verimli kullanılmasını sağlar.
İç mimarlık ofisi; konut, villa, ofis, mağaza, restoran, otel ve ticari yapıların iç mekanlarını estetik, ergonomik ve teknik açıdan tasarlayan profesyonel ekiplerden oluşur.
Bir iç mimarlık ofisi yalnızca çizim hazırlamaz. Aynı zamanda;
İç mekan tasarımı
3D görselleştirme
Anahtar teslim tadilat
Malzeme seçimi
Mobilya tasarımı
Aydınlatma planlaması
Proje yönetimi
Uygulama kontrolü
gibi birçok hizmeti tek çatı altında sunabilir.
İç Mimarlık Ofisleri İstanbul Hangi Hizmetleri Sunar?
Profesyonel İç Mimarlık Ofisleri İstanbul genelinde farklı ihtiyaçlara yönelik kapsamlı çözümler üretmektedir.
En çok tercih edilen hizmetler şunlardır:
Konut İç Mimarlığı
Daire, rezidans ve müstakil evler için modern yaşam alanları oluşturulur.
Villa İç Mimarlığı
Lüks villa projelerinde kişiye özel tasarım, özel mobilyalar ve yüksek kaliteli malzemeler tercih edilir.
Ofis Tasarımı
Kurumsal kimliği yansıtan, çalışan verimliliğini artıran ergonomik çalışma alanları tasarlanır.
Mağaza Tasarımı
Marka kimliğini güçlendiren satış odaklı mağaza konseptleri hazırlanır.
Kafe ve Restoran Tasarımı
Müşteri deneyimini artıran özgün konseptler geliştirilir.
Anahtar Teslim Tadilat
Projelendirmeden uygulamaya kadar tüm süreç tek firma tarafından yönetilir.
Profesyonel projelerde süreç belirli aşamalardan oluşur.
1. Keşif
Mekân detaylı şekilde incelenir.
2. İhtiyaç Analizi
Müşterinin beklentileri ve kullanım alışkanlıkları değerlendirilir.
3. Konsept Tasarım
Renkler, malzemeler ve tasarım dili belirlenir.
4. 3D Görselleştirme
Projeler üç boyutlu olarak hazırlanır.
5. Teknik Çizimler
Uygulama projeleri oluşturulur.
6. Uygulama
Tadilat ve dekorasyon süreci başlar.
7. Teslim
Kalite kontrolleri tamamlandıktan sonra proje teslim edilir.
İç Mimarlık Hizmeti Almanın Uzun Vadeli Kazançları
İyi planlanmış bir iç mimari proje yalnızca yaşam konforunu artırmaz.
Aynı zamanda;
Gayrimenkul değerini yükseltir.
Daha fonksiyonel kullanım sağlar.
Bakım maliyetlerini azaltır.
Modern görünüm kazandırır.
Enerji tasarrufuna katkı sağlar.
Uzun yıllar kullanılabilecek yaşam alanları oluşturur.
Bu nedenle profesyonel iç mimarlık hizmeti bir maliyet değil, uzun vadeli yatırım olarak değerlendirilmelidir.
Google Öne Çıkan Snippet İçin Kısa Cevap
İç Mimarlık Ofisleri İstanbul Ne İş Yapar?
İç Mimarlık Ofisleri İstanbul, konut, villa, ofis, mağaza ve ticari alanlar için iç mekan tasarımı, 3D proje çizimi, anahtar teslim tadilat, mobilya tasarımı, uygulama yönetimi ve dekorasyon hizmetleri sunan profesyonel firmalardır. Amaç; estetik, fonksiyonel ve uzun ömürlü yaşam alanları oluşturmaktır.
Sık Sorulan Sorular
İç mimarlık ofisleri İstanbul’da hangi hizmetleri verir?
İç mekan tasarımı, anahtar teslim tadilat, 3D proje çizimi, ofis tasarımı, villa dekorasyonu, mağaza tasarımı, özel mobilya üretimi ve proje yönetimi hizmetleri sunarlar.
İç mimarlık hizmeti almak neden önemlidir?
Profesyonel iç mimarlar alanı daha verimli kullanır, estetik çözümler geliştirir ve uygulama sürecini planlı şekilde yönetir.
İç mimarlık ofisi seçerken nelere dikkat edilmelidir?
Firmanın referans projeleri, deneyimi, proje yönetim süreci, malzeme kalitesi, teslim süresi ve müşteri memnuniyeti mutlaka değerlendirilmelidir.
İç mimarlık projeleri ne kadar sürer?
Projenin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte ortalama 4 ila 12 hafta arasında tamamlanabilir.
İç mimarlık hizmeti sadece lüks projeler için mi uygundur?
Hayır. Günümüzde küçük dairelerden büyük villalara, ofislerden mağazalara kadar her ölçekte proje için profesyonel iç mimarlık hizmeti alınabilmektedir.
Anahtar teslim iç mimarlık hizmeti nedir?
Tasarım, malzeme seçimi, tadilat, uygulama ve teslim süreçlerinin tek bir firma tarafından yönetildiği kapsamlı hizmet modelidir.
Sonuç
Profesyonel İç Mimarlık Ofisleri İstanbul, yaşam alanlarını yalnızca daha şık hale getirmekle kalmaz; işlevselliği artıran, kullanıcı ihtiyaçlarına göre planlanan ve uzun yıllar değerini koruyan projeler geliştirir. Deneyimli bir iç mimarlık ofisi ile çalışmak, tasarım sürecinden uygulamaya kadar tüm aşamaların kontrollü ilerlemesini sağlar. Referansları güçlü, proje yönetiminde uzman ve anahtar teslim hizmet sunan bir ofis tercih ederek hayalinizdeki yaşam veya çalışma alanını güvenle hayata geçirebilirsiniz.
Ülkemizde ölüm sayısı 2025 yılında 491 bin 684 olurken, bu sayı aynı yıl 3 bin 982’si Edirne olmak üzere Trakya’daki 3 ilde 14 bin 469 olarak gerçekleşti. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2025 yılında binde 10,8 ile Sinop olurken, Edirne binde 9,4 ile 5. sırada yer aldı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ilişkin ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini kamuoyu ile paylaştı. Edirne’de 2025 yılında ölen kişi sayısı 3 bin 982, Tekirdağ’da 7 bin 149 ve Kırklareli’nde 3 bin 338 oldu. TÜİK’in konuya ilişkin basın bülteninde şunlara yer verildi:
“Ölüm sayısı 2025 yılında 491 bin 684 oldu
Ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 734 iken 2025 yılında 491 bin 684 oldu. Ölen kişilerin 2025 yılında %55,1’ini erkekler, %44,9’unu kadınlar oluşturdu.
Kaba ölüm hızı binde 5,7 oldu
Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu.
Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 10,8 ile Sinop oldu
Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2025 yılında binde 10,8 ile Sinop oldu. Bu ili binde 10,2 ile Kastamonu, binde 9,6 ile Giresun ve binde 9,5 ile Balıkesir izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,1 ile Van, binde 3,2 ile Batman ve Şanlıurfa izledi.
Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı
Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2025 yılında %34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini %16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, %15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.
Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin %42,3’ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu
Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin %42,3’ünün iskemik kalp hastalıkları, %24,6’sının diğer kalp hastalıkları, %18,2’sinin serebro-vasküler hastalıklar kaynaklı olduğu görüldü.
Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, %47,7 ile Çanakkale oldu
Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin %47,7 ile Çanakkale olduğu görüldü. Bu ili %42,8 ile Balıkesir, %42,2 ile Hatay ve %42,0 ile Burdur izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise %25,4 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili %28,7 ile Hakkari, %28,9 ile İstanbul, %29,0 ile Kayseri izledi.
Tümörden kaynaklı ölümlere en çok gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğer tümörü neden oldu
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin %28,9’unun gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü, %8,0’ının kolonun kötü huylu tümörü, %7,6’sının lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, %22,4 ile Ağrı oldu
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin %22,4 ile Ağrı olduğu görüldü. Bu ili %19,8 ile Van, %19,5 ile Kocaeli ve Ankara, %19,4 ile Elazığ izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise %9,7 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili %10,9 ile Burdur, %11,0 ile Şanlıurfa ve %11,2 ile Aydın izledi.
Bebek ölüm hızı binde 7,8 oldu
Bebek ölüm sayısı, 2024 yılında 8 bin 484 iken 2025 yılında 6 bin 988 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2024 yılında binde 9,0 iken 2025 yılında binde 7,8 oldu.
Beş yaş altı ölüm hızı binde 9,5 oldu
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2024 yılında binde 11,1 iken 2025 yılında binde 9,5 oldu.