Zafer Bayramı’na doğru

Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’un adına 1 asrı aşkındır onur, gurur ve heyecanla kutlanan Zafer Bayramı 30 Ağustos 2026 Pazar günü aynı duygularla bir kez daha gerçekleştirilecek, Türk Milleti Ulu Önder ve silah arkadaşlarını bir kez daha saygı ve minnetle anacak…

Edirne Valiliği İl Kutlama Komitesi’nce hazırlanan programa göre, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla 30 Ağustos 2026 Pazar günü saat 10.00’da Atatürk Anıtı önünde çelenklerin sunumu gerçekleştirilecek. Ardından Belediye Bandosu eşliğinde saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı eşliğinde göndere bayrak çekilecek.

Saat 10.20’de Valilik Makamında tebriklerin kabulü gerçekleştirilecek.

Atatürk Bulvarı’ndaki tören programı ise saat 11.00’de başlayacak. Vali Yunus Sezer, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mahmut Sert ve Belediye Başkanı Filiz Gencan ile birlikte halkın bayramını kutlayacak.

Ardından Belediye Bandosu eşliğinde İstiklal Marşı söylenirken iki asker tarafından göndere bayrak çekilecek. İstiklal Marşı’ndan sonra Garnizon Komutanlığı’nca görevlendirilecek bir subay tarafından zafer konuşması yapılacak. Belediye Bandosu eşliğindeki resmi geçit töreninden sonra program sona erecek.

30 Ağustos 2026 Pazar günü Zafer Bayramı’nın 104. Yıl Dönümü etkinlikleri 30 Ağustos 2026 Pazar günü saat 07.00’de başlayacak ve aynı gün saat 24.00’te sona erecek.

30 Ağustos 2026 Pazar günü saat 07.00’dan itibaren bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel kurum ve kuruluşlara ait binalar, konut ve dükkânlar bayraklarla donatılacak ve geceleri ışıklandırılacak.

Hava koşullarının uygun olmaması durumunda program Mimar Sinan Spor Salonu’nda uygulanacak.

TÜ’den Kosova’da eğitime katkı

Trakya Üniversitesi, Türkiye Maarif Vakfı iş birliğiyle Kosova’da öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitim programları ve öğrencilere yönelik akademik çalışmalar gerçekleştirmeye hazırlanırken,  Priştine Üniversitesi ile de eğitim ve sağlık alanlarında işbirliği konusunda önemli adımlar atıldı.

Üniversitenin uluslararasılaşma ve Balkan vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği “Kardeşlik Köprüleri Projesi” kapsamında Kosova’da temaslarda bulunan Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler başkanlığındaki heyet, Türkiye Maarif Vakfı Kosova Temsilcisi Nedim Aslan’ı ziyaret etti.

Görüşmede, Türkiye Maarif Vakfının Kosova’daki eğitim faaliyetleri hakkında bilgi paylaşılırken, vakfa bağlı okullar ile Trakya Üniversitesi arasında geliştirilebilecek iş birliği imkânları ele alındı. Öğretmenlerin mesleki gelişimine ve öğrencilerin akademik olarak desteklenmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar değerlendirildi.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Türkiye Maarif Vakfının Balkanlar başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde önemli eğitim faaliyetleri yürüttüğünü belirtti. Vakfın Balkan coğrafyasında Türkçe öğretimi çalışmalarına dikkat çeken Hatipler, Trakya Üniversitesinin akademik bilgi ve deneyimini paylaşarak öğretmenlerin mesleki ve akademik gelişimlerine katkı sunmayı amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye Maarif Vakfı Kosova Temsilcisi Nedim Aslan ise Trakya Üniversitesinin Kosova’daki eğitim çalışmalarına sağladığı katkı için teşekkür ederek, hayata geçirilecek iş birliklerinin öğretmenler ve öğrenciler açısından önemli kazanımlar sağlayacağını belirtti.

Ziyaret, hediye takdimi ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

PRİŞTİNE ÜNİVERSİTESİ

Trakya Üniversitesi, Balkan coğrafyasındaki yükseköğretim kurumlarıyla akademik ilişkilerini güçlendirmeyi sürdürüyor. “Kardeşlik Köprüleri Projesi” kapsamında Kosova’da bir dizi temasta bulunan Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ve beraberindeki heyet, Priştine Üniversitesini ziyaret etti.

Priştine Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arben Hajrullahu ile gerçekleştirilen görüşmede, iki üniversite arasında eğitim ve sağlık alanlarında hayata geçirilebilecek çalışmalar ele alındı.

Akademik bilgi ve deneyim paylaşımının yanı sıra ortak projeler ve hizmet içi eğitim programlarına yönelik imkânlar değerlendirildi.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, uluslararasılaşmanın Trakya Üniversitesinin stratejik hedeflerinden biri olduğunu belirterek, Balkan vizyonu doğrultusunda bölgedeki yükseköğretim kurumlarıyla kalıcı ve sürdürülebilir ilişkiler kurmayı hedeflediklerini ifade etti. Hatipler, Priştine Üniversitesi ile akademik bağların daha ileri bir seviyeye taşınmasını arzu ettiklerini vurguladı.

Priştine Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arben Hajrullahu ise Trakya Üniversitesinin eğitim, araştırma ve sağlık alanlarındaki bilgi, birikim ve deneyiminden yararlanmayı önemsediklerini belirterek, iki üniversite arasındaki akademik bağların güçlendirilmesinden memnuniyet duyacaklarını ifade etti.

Ziyaret, hediye takdimi ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

Trakya Üniversitesi heyetinde her iki ziyarette de Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Alkin Çolak, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı ve Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Ali Yılmaz, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Prof. Dr. Cenk Mısırlı, Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Çelik ile Rektör Danışmanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Ali İhsan Meşe yer aldı.

Gastro Edirne 2026’da geri sayım

Olgay GÜLER

Edirne’de, 18 – 20 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek Gastro Edirne 2026 toplantısı öncesinde; peynir üreticileri, şefler, restoran ve otel temsilcilerinin katılımıyla toplantı gerçekleştirildi.

Gastro Edirne 2026 hazırlıkları kapsamında, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü koordinasyonunda ‘Şefler ve Gastronomi Çalışma Toplantısı’ yapıldı. Toplantıya Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Yönetim Kurulu Başkanı H. Sezai Irmak, kentteki peynir üreticileri, şefler, restoran ve otel temsilcileri ile gastronomi sektörünün paydaşları katıldı. Toplantıda, festivalin bu yılki ana temalarından biri olan ‘Edirne Beyaz Peyniri’ başta olmak üzere kentin coğrafi işaretli ürünlerinin ve gastronomi değerlerinin daha güçlü şekilde tanıtılması için gerçekleştirilebilecek çalışmalar ele alındı.

ETSO’dan toplantıya ilişkin yapılan paylaşımda, Edirne Beyaz Peyniri’nin hak ettiği değeri görmesi, üreticilerin daha geniş kitlelere ulaşması ve Edirne’nin güçlü gastronomi mirasının tanıtılması için ortak akılla çalışmaya devam edileceği belirtildi.

İtalya’dan Japonya’ya yürüyor

İtalya’nın Sondrio kentinden yürüyerek Japonya’ya gitmek üzere 9 Haziran’da yola çıkan Rinaldo Puccia, yaklaşık 75 günde Edirne’nin Kapıkule Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı.

Ülkeleri ve insanları yakından tanımak üzere yola çıkan Puccia, bu hayalini Japonya’ya ulaştığında tamamlamayı hedefliyor. İngiltere’de içmimarlık, İtalya’da öğretmenlik yapan Puccia, Edirne’nin Havsa İlçesinde bir süreliğine mola verdi. Puccia ile kısa süre sohbet eden Hasan Ertaş, 35 derecenin üzerindeki sıcağa rağmen yürüyüşünü sürdüren Puccia’ya, ilçede yetiştirilen şeftali ikramında bulunduktan sonra hatıra fotoğrafı çektirdi. Puccia, ikramlara İngilizce teşekkür ederek, iki tekerlekli çekçek arabasıyla yoluna devam etti.

Gazeteci dostumuz Nadir Alp’e Türk insanının misafirperverliğini, yardımseverliğini ve cana yakınlığını yaşayarak şimdi daha iyi anladığını vurgulayan Puccia, Türkiye’de temas kurduğu kişileri ve gözlemlerini sosyal medyada paylaşacağını da kaydetti.

‘Büyük Zafer’in 104. yılı kutlu olsun’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi, 26 Ağustos 1922’nin Anadolu Türk’ünün Malazgirt öncesine sürülmeyi reddinin olduğu kadar, çağ atlama ve muasır medeniyet seviyesini aşma azim ve kararının da dünyaya ilanı olduğunu belirterek, Büyük Taarruz’un, Büyük Zafer’in 104. yıldönümünü kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nce paylaşılan dernek genel merkezinin yıldönümü mesajında şunlara yer verildi:

“Büyük Taarruz, Türk Tarihi’nin en ağır bedeller ödenerek yazılmış en şerefli sayfalarından, taarruz planı da en cesur, en akıl, bilim ve deneyime dayalı, en dâhiyane planlarındandır. 26 Ağustos 1922; Anadolu Türk’ünün Malazgirt öncesine sürülmeyi reddinin olduğu kadar, çağ atlama ve çağdaş uygarlık seviyesini aşma azim ve kararının da dünyaya ilanıdır.

1. Dünya Savaşı galibi İtilaf Devletleri, 30 Ekim 1918’de Osmanlı Sarayı temsilcilerine imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile fiilen devletsiz bıraktıkları Türk Milleti’ni vatansız da bırakarak Asya steplerine sürmek ve yok etmek amacıyla bir yandan yurdun dört bir yöresini işgal etmişler, bir yandan ordularını dağıtıp silahlarına el koymuşlar, bir yandan da donatıp destekledikleri Yunan ordusunu 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarıp Polatlı önlerine kadar sürmüşlerdi. Ama tıpkı 4 yıl önce Çanakkale’de olduğu gibi yine Mustafa Kemal Paşa’yı ve Türk Milleti’nin söz konusu vatan olduğunda neler yapabileceğini unutmuşlardı.

Emperyalizmi Çanakkale’de yenip savaşı 3 yıl uzatarak dünya tarihinin akışını değiştiren Mustafa Kemal Paşa ve Mehmetçik, bir yıl önce Sakarya’da durdurdukları düşmanı “Vatanın harim-i ismetinde boğmak” için 26 Ağustos 1922 sabahının ilk ışıklarını bekliyorlardı.

Onlar 3 yıl 3 aydır inandıkları zafere ulaşmak için dakikaları sayarken tersini bekleyenler de vardı tabii, hem de pek çok… 239 yıldır taarruz savaşı yapmamış Türk Ordusu’nun kazanmasının olanaksız olduğunu söyleyenler de vardı, Başkomutanı maceracı, yaptığı taarruz planını aşırı riskli bulanlar da. İstanbul’da, Ankara’da, hatta kurduğu mecliste yenilgi haberini hevesle bekleyen muhalifler de vardı, ‘Keşke Yunan kazansa’ diye duaya çökmüş alçaklar da. Mütareke Basını’nın’Asıl kafası ezilecek eşkıya Ankara’daki Kemalistlerdir’ diyen şeref yoksunu vatansızları da vardı, Teali-i İslam, İngiliz Muhipleri gibi işbirlikçi cemiyetlerde örgütlenmiş halkın kutsal din duygularını kullanarak emperyalist işgale direnişini kırmak için canhıraş çalışan şeriatçı yobazlar, sarıklı cübbeli hainler de… Nazım’ın ‘Ateşi ve ihaneti gördük…’ dediği günlerdi…

Ama Mustafa Kemal’in Ulusuna güveni tamdı. Bandırma Vapuru’na adımını attığından beri zafere ulaşacağından zerre kuşkusu yoktu. O kadar yoktu ki, Büyük Taarruz öncesi yaptığı son toplantıda komutanlara ‘Bütün sorumluluk benim, ‘Hücum’ emrini verip kamçımı indirdiğimden 15 gün sonra İzmir’deyiz’ diye garanti veriyor, 14 gün sonra 8 Eylül akşamı, Belkahve’de İsmet Paşa’ya ‘Bir gün yanıldım İsmet. Bu kadar hızlı kaçacaklarını hesaplayamamışım’ diyordu.

Büyük Taarruz, Türk Tarihi’nin en ağır bedeller ödenerek yazılmış en şerefli sayfası, taarruz planı da en cesur, en akıl, bilim ve deneyime dayalı, en dâhiyane planıdır, dense yeridir.

İnebolu’dan yükledikleri kutsal emanetleriyle ‘Ayın altında Akşehir üstünden Afyon’a doğru’ giden dünyanın ilk ve tek kağnı taburlarını yöneten yiğit Anadolu kadınlarının, Ilgaz dağlarında donarak şehit düşen Şerife Bacıların, Demirci Akıncıları’ndan Gördesli Makbulelerin, Kara Fatmaların, Çete Emir Ayşe Efelerin, Çiğiltepe’yi söz verdiği saatte ele geçirememeyi gururuna yediremediği için yaşamına son veren Albay Reşat Çiğiltepelerin, sıtma krizi geçirirken Yunan hatlarının gerisine sarkan Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Altayların, ölüme gülerek giden binlerce neferin, kadını, erkeği ve çocuğuyla topyekûn bir halkın özgür bir ulus olma azminin ete kemiğe büründüğü andır 103 yıl öncenin o puslu Ağustos sabahı.

Bu anın değerini anlamak için; Düzenli Ordunun hangi güçlükler aşılarak kurulduğunu, 1. ve 2. İnönü Zaferlerinin anlamını bilmek gerekir. Bursa’nın işgali üzerine Büyük Millet Meclisi kürsüsüne örtülen Puşide-i Siyah’ı bilmek gerekir. Kütahya, Eskişehir muharebelerinde Orduyu 100 kilometre geri çekmenin nedenini, emperyalist işbirlikçisi Saray talimatı ve İngiliz altınlarıyla çıkarılan onlarca isyanı bastırmak için cephelerden birlik çekmek zorunda kalmanın yarattığı güçlükleri bilmek gerekir. Kuvayı İnzibatiye alçaklığını, milletin tepesine İngiliz uçaklarından yağdırılan ve ‘Yunan Ordusu Halife Ordusudur…’ diyen Padişah tuğralı zillet mektuplarını, İngilizlerin kurdurduğu Teali-i İslâm Cemiyeti’nin İskilipli Atıf haini imzalı Milli Mücadele düşmanı bildirilerini, Vahdettin’in, Damat Ferit’in, Ali Kemal’in utanmadan Rahip Frew kuyruğunda üye oldukları İngiliz Muhipleri Cemiyeti şerefsizliğini, Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının boyunlarına idam fermanı geçirme alçaklığını bilmek gerekir.

Polatlı’dan başlayarak Sakarya Meydan Muharebesi coğrafyasını adım adım dolaşırken dünya savaş literatüründe yeni bir sayfa açan ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez!’ emri kulaklarında çınlayanlardır ancak bu vatanın ekmeğini, suyunu hak edenler. 22 gün 22 gece kıpkırmızı akan Sakarya’yı yüreği pır pır duyumsayan, Dumlupınar şehitliğinde gördüğü 8 yaşındaki şehit 1914 Bozkır doğumlu Ömer oğlu Hüsnü’nün kısacık gömüt kitabesini okurken boğazı düğümlenen, dudakları titreyen, gözleri nemlenenlerdir ancak aziz şehit ve gazilerimizin canları ve kanlarıyla vatan ettikleri bu toprağın ekmeğini, suyunu hak edenler. Unutulmamalıdır !

26 Ağustos 1922; Anadolu Türk’ünün Malazgirt öncesine sürülmeyi reddinin olduğu kadar, çağ atlama ve muasır medeniyet seviyesini aşma azim ve kararının da dünyaya ilanıdır.

Türk Ulusu; Mustafa Kemal Paşa komutasında Büyük Taarruz ile neyi başardığını hiç aklından çıkarmadan bütün emperyal saldırıları defedecek, bütün tuzakları bozacak, işbirlikçilerin bütün ihanetlerini aşacak, Kemalizm pusulasıyla Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne mutlaka ulaşacaktır.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak Büyük Taarruz’ un 104. yılında Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kuvayı Milliye kahramanlarını ve Kemalist Devrim kadrolarını minnetle, şükranla anıyor, şehit ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Büyük Taarruz’un, Büyük Zafer’in 104. şeref yılı kutlu olsun.”

Keşan’a fakülte için imza kampanyası

Keşan Kent Konseyi Yürütme Kurulu, bugün gerçekleştirilecek geniş kapsamlı toplantı için tüm kesimlere davet çağrısında bulunduğu açıklamasında Trakya Üniversitesi Senatosu tarafından onaylanan ve YÖK onay aşamasında bulunan Keşan’a fakülte kurulması kararının hayata geçmesi için “Keşan Fakültesini İstiyor” imza kampanyası başlatılmasının kararlaştırıldığını duyurdu.

Keşan Kent Konseyi Yürütme Kurulu’nca yapılan “Keşan’ın geleceği için bir araya geliyoruz” başlıklı yazılı açıklamada, “Keşan Kent Konseyi olarak, kentimizin geleceğini nitelikli adımlarla şekillendirmek, kronikleşen sorunlara ortak akılla kalıcı çözümler üretmek ve kent dayanışmasını büyütmek amacıyla yoğun bir saha çalışması gerçekleştirdik. Bu süreçte Kent Konseyimizin bileşeni olan tüm kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerimizi ziyaret ederek Keşan’ımıza dair görüş, öneri ve talepleri dinledik; ortak mücadele alanlarımızı belirledik” denilerek şunlara yer verildi:.

“Ziyaretlerimiz ve istişarelerimiz doğrultusunda, kentimizin acil çözüm bekleyen ve geleceğini doğrudan ilgilendiren ana gündem maddelerini değerlendirmek üzere tüm bileşenlerimizin, muhtarlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın ve halkımızın katılımıyla geniş kapsamlı bir Salon Toplantısı gerçekleştiriyoruz.

TOPLANTININ ANA GÜNDEM MADDELERİ:

1.Keşan Fakültesini İstiyor:

Trakya Üniversitesi Senatosu tarafından onaylanan Keşan’a fakülte kurulması kararı, şu an YÖK onay aşamasındadır. Süreci hızlandırmak ve Keşan’ın bu haklı talebini kamuoyunda en güçlü şekilde duyurmak adına “Keşan Fakültesini İstiyor” imza kampanyamızı başlatıyoruz.

2.Öğrenci Yurdu Kapasitesinin Artırılması ve Akademisyen Misafirhanesi:

Yusuf Çapraz Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu yerleşkesinde yurt yapımı amacıyla Gençlik ve Spor Bakanlığına 30 dekar alan devredilmiş ve 500 kişilik yurt planlanmıştır. Ancak öğrencilerimizin barınma krizini kalıcı olarak çözmek adına bu kapasitenin en az 1.000 kişiye çıkarılması için ortak girişimlerimizi planlayacağız. Ayrıca Fakülte ve Yüksekokullarımızda ders verecek öğretim elemanları ve akademisyenlerimiz için mutlak surette bir misafirhane yapılması talebimizi gündeme taşıyoruz.

3.Mecidiye Sahili Engelsiz Deniz Kampı:

Saros Körfezi Mecidiye sahilinde engelli bireylerimiz ve aileleri için planlanan deniz kampı projesi, Sayın Kaymakamımız tarafından benimsenerek yatırım programına alınmıştır. Kent Konseyi bileşenleri olarak projenin detaylarını, hayata geçirilme adımlarını ve süreçte üstleneceğimiz rolleri toplantımızda ele alacağız.

4.Keşan Depreme Hazır mı?:

Bölgemizin deprem gerçeği karşısında deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası yapılması gerekenleri masaya yatırıyoruz. AFAD, Kedak, Keşan Belediyesi ve Kent Konseyi işbirliği ile Mahalle Arama-Kurtarma Gönüllüleri ve İlk Yardım Gönüllüleri ekiplerinin kurulması, Deprem Toplanma alanlarının bilinir ve görünür  kılınması, Yaşam alanının alt yapı hazırlıkları ve benzeri süreçlerin örgütlenmesini yeniden gündeme alıyoruz.

5.Engelsiz Yaşam, Rehabilitasyon Merkezi ve Huzurevi:

Sosyal kent anlayışımızın bir parçası olan Engelsiz Yaşam ve Rehabilitasyon Merkezi ile Huzurevi projelerindeki son durumu ve takip adımlarını değerlendireceğiz.

EĞİTİME DESTEK İÇİN DAYANIŞMA ETKİNLİĞİ

Kent Konseyi Kadın Meclisi üyelerimizin ürettiği el emeği ürünler; 3-4 Eylül tarihlerinde 16.00 – 24.00 saatleri arasında Kent Müzesi Bahçesinde, 5 Eylül günü 16.00 – 24.00 saatleri arasında Yayla Sahilinde sergilenecektir.

Sergiden elde edilen tüm gelir ile ihtiyaç sahibi ilk ve ortaokul öğrencilerimizin eğitim ihtiyaçları karşılanacaktır.

TOPLANTI

Keşan’ın eğitiminden afet güvenliğine, sosyal haklarından kent yaşamına kadar büyük önem taşıyan bu başlıkları birlikte konuşmak ve ortak yol haritamızı belirlemek üzere; Keşan’da kuruluşu bulunan tüm oda, dernek, sendika, sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri ile  tüm basın mensuplarımızı ve duyarlı Keşan halkını 26 Ağustos 2026, Çarşamba günü saat 14.00’te Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek toplantımıza davet ediyoruz. Geleceğimizin Keşan’ını ortak akılla inşa etmek için hep birlikte orada olalım!

Yesevi Hareketi’nden Malazgirt kutlaması

Yesevi Hareketi Derneği Edirne İl Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümü dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı.

Cankaloğlu mesajında, 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan ve kahraman Türk ordusu tarafından kazanılan Malazgirt Zaferi’nin, Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu belirtti.

Alpaslan Cankaloğlu, “Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun kapılarını milletimize açan, tarihimizin seyrini değiştiren ve Anadolu’nun Türk yurdu olmasının önünü açan büyük bir zaferdir. Sultan Alparslan’ın liderliği, cesareti ve azmi, bugün bizlere de birlik, beraberlik ve vatan sevgisi konusunda önemli bir miras bırakmıştır” dedi.

Malazgirt ruhunun yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Cankaloğlu, “Bizler, ecdadımızdan aldığımız bu kutlu mirası gelecek nesillere aktarmak, vatanımıza ve milletimize sahip çıkmakla sorumluyuz. Birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel yoktur” ifadelerini kullandı.

Cankaloğlu açıklamasının devamında, “Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünde Sultan Alparslan’ı, kahraman ordusunu ve Anadolu’yu bizlere vatan kılan tüm ecdadımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Malazgirt Zaferi’mizin yıl dönümü kutlu olsun” dedi.

Musibet ve nasihat… (6)

Yeni Parti’nin doğuşu bir mecburiyetten kaynaklanmıştır.

Özgür Özel ve kadrosunun CHP içinde kalması mümkün değildi;  çünkü kullanışlı eleman ‘proje Kemal’in elinde CHP dumura uğramıştır, bir oyuncaktır artık.

Özel’in siyaseti sokağa taşıması, toplumsal muhalefeti diri tutan, iktidarı zorlayan hamleleri, önceden tasarlanmış senaryonun devreye sokulmasıyla örselendi.  Yeni Parti’nin kurulması işte bu nedenle kaçınılmazdı, aksi CHP’yi esir alan siyaset mühendisliğine yol vermek olurdu.  

Yıllardır bu iktidardan mustarip,  Özgür Özel liderliğinde çapı giderek genişleyen toplumsal muhalefetin nihayet bir iktidar değişikliği yaratacağını hisseden, umutlanan seçmen, ‘kımıl zararlısı  Kemal’in tekrar tahta oturtulmasıyla oynanan oyunu gördü.

Kemal efendi ve saz arkadaşlarının, yereldeki kuklalarının sosyal medyada alay konusu yapılması da bundandır.

CHP’nin başındaki ‘cunta’, ağızıyla kuş tutsa kendini kabul ettirecek bir alan yaratamayacaktır.                       Yıllardır partililerine, seçmene ‘aptal’ muamelesi yapan Kılıçdaroğlu, nefret objesine dönüşmüştür. 

İktidar değişikliği beklentisindeki seçmen, Kemal efendiye yıllarca gösterdiği tahammülün bedelini de ödemektedir bir bakıma. Bu musibetten ders çıkarıldığı, Yeni Parti’nin hızla örgütlenmesinden ve kamuoyu araştırmalarından anlaşılıyor.

Özel’in “Yeni Parti’yi millet kurdu” saptaması isabetli değil tabii; ancak II. Kemal eliyle CHP’ye çökülmesine tepkili,  bu iktidarın düşmesini ülke geleceği açısından şart gören seçmen kitlesi, Yeni Parti etrafında toplanmıştır.

Yeni Parti, CHP içinde şekillenmiş, İmamoğlu ekseninde bir ekibin mecburiyetten kurduğu bir partidir, milletin kurduğu bir parti değildir. Ülke siyasetinde böyle bir örnek de yoktur. Millet adına kurulduğu söylenen kadro partileri çoktur.

Özgür Özel’in Yeni Parti’de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi bağlamında dile getirdiği il ve ilçe başkanlarını, genel başkanı üye seçecek tasarrufu, CHP’de yıllardır dillendirilen üye talebidir ancak hiç karşılık bulmamıştır. Tüm genel başkanlar oligarşik yönetim tarzına zevkle yaslanmıştır.                           

Keza, parti harcamalarının hesabını üyeye veren bir yönetim de görülmedi CHP’de bugüne kadar.  Özgür Özel’in bağışa dayalı parti gelirlerinin harcama dökümlerinin açıklanacağını belirtmesi, ülke siyasetinde bir ilerlemedir kuşkusuz.  Hazine yardımları vatandaşın vergilerinden sağlanan konforlu bir finansmandır siyasi partilerde. Ancak hesabı verilmeyen harcamalar, o lüks ithal araçlar da vatandaşın tepkisini çekmektedir.

CHP genel başkanı iken vatandaşın parasıyla sağlanan finansmanın harcama dökümlerini önemsemeyen, kullandığı o lüks araçları makul gören Özel’in zihniyet değişikliği dikkat çekiyor tabii.

Milletin arkasında kalmak yerine önderlik edecek bir siyasi parti formasyonu Yeni Parti’de vücut bulacak mı zaman içinde göreceğiz.

Ancak Özel’in yeni yönetim anlayışının sözde değil özde kalması, Yeni Parti’nin geleceğinde mihenk taşıdır. Parti içi demokrasiden anlaşılan il ve ilçe başkanlarının, genel başkanın tüm üyelerin katılımıyla seçilmesi ise, yeterli değildir. Parti Meclisi, milletvekilleri, belediye başkanları nasıl belirlenecek?

Parti içi demokrasinin kapsamı geniştir: lider ve dar kadrosunun yönetim kademelerine, temsil görevlerine seçtiği yandaşlar, uzmanlar, akademisyenler, sivil/asker bürokratlar, seçkinler düzeni değil, üye ve parti organlarının partide oluşacak düzene dair karar alma süreçlerine katılması, parti içi demokrasidir.

“Aşağıdan yukarıya” doğru işleyen, merkez yönetime kadar tüm kademe seçimlerinde parti üyelerinin özgür irade ile belirleyici etkisinin görünür olduğu bir yönetim modeli, parti içi demokrasidir.  

Özgür Özel genel başkan seçildikten sonra gerçekleştirilen “Değişim Kurultayı” verilen sözleri yerine getirmedi, merkez yönetimi eline geçirenin düdüğünü öttürdüğü oligarşik sisteme devam edildi. Dolayısıyla Özel’in geçmişten ders çıkararak özü sözü bir genel başkan niteliği sergilemesi gerekiyor. Önseçim kesin olacak deyip çark etmenin güven sorunu yarattığını hiç unutmamalıdır.

Nitekim 2024 yerel seçimlerinde belirlenen belediye başkanlarının, meclis üyelerinin siyasi davranışlarındaki tutarsızlık da ortadadır.

Bunun temel sebebi ne pahasına olursa olsun seçim kazanmak anlayışına dayandırılabilir fakat yine de aday seçiminde özen gerektiğini yaşananlar göstermektedir.

CHP’nin oylarını artırmak için değişmesi, toplumun tümüne hitap etmesi,  geçmişiyle hesaplaşması gerektiği, Kemal efendiyi proje taşıyıcısı yapan tasarımcıların laf salatasıydı. CHP’yi kullanılmak üzere formatlayan güç odaklarının iktidar değişikliği beklentisindeki seçmene kulağa hoş gelen ama boş sözleriydi bunlar.

CHP’nin siyaset felsefesini, temsil ettiği değerleri önemsizleştiren, PİAR siyasetine abanan parti yönetim tarzının sonuç getirmediği, Kemal efendinin seçim yenilgilerinden besbelli değil mi?

‘Proje Kemal’ İmamoğlu ekibi tarafından diskalifiye edilince siyaseti konforlu koltuklardan sokağa taşıyan Özgür Özel’e halkın bel bağlaması, umut arayışı da bunun sonucu değil mi? 

Evet, iktidar değişikliğine odaklı vatandaşlar ‘proje Kemal’ ile oyalandıklarını, aldatıldıklarını geç de olsa fark ettiler; umutlarını yok eden, yeniden koltuğa oturtulan II. Kemal ise infial yarattı haliyle.

“Ben dededen CHP’liyim” diyenlerin bile istifa ederek hızla Yeni Parti’ye geçmeleri, bu ölçüde bir zemin değişikliği, ülke siyasi tarihinde yerini almıştır.

Gerçek bir “yeter söz milletin” çıkışıdır.

İktidar değişikliğine yetip yetmeyeceğini toplumsal talepler, sandık sonuçları gösterecek şüphesiz. Ancak sürecin yarattığı dinamikler siyasetin toplum yararına yapılması gerektiğine kuvvetli bir vurgudur ki bu da önümüze ‘vesayet siyaseti’ meselesini getirmektedir.

Seçilmişlerin, sivil iradenin, halkın temsilcilerinin: sivil/asker bürokratlar, yargı yoluyla denetlenmesini, vesayet altına alınmasını ifade eden ‘vesayet siyaseti’, neoliberal  ekonomi politikalar zemininde  yeniden biçimlenen sermaye sisteminin ağırlığını koyduğu bir kavramdır artık.

Deniz Baykal’ın bir kaset operasyonu ile koltuktan düşürülmesi, önceden formatlanmış Kemal efendinin devreye sokulması, sermaye sistemi içindeki güç odaklarının bir tasarıdır.                                             Muhalefetin de kontrol altında tutulması gerektiğini, yapısı icabı iyi bilir ‘sistem’.

Muhteşem II. Kemal’in bir vazifeli konumu bu köşede ta 2014’te ifşa edildi. İlerleyen yıllarda da çeşitli açılardan işledik bu konuyu. Şimdi apar topar Yeni Parti’ye geçen kökten CHP’lilerdeki uyanışın siyasetinin özgürleşmesine, halk için yapılmasına basamak oluşturması ülkenin hayrınadır kuşkusuz.

Kılıçdaroğlu’nu ekarte eden İmamoğlu’nun da bir proje ürünü iddiasını duymuşluğunuz vardır.                   İBB seçim başarısından sonra, 2019’da bu köşede yayınlanan “İmamoğlu bir proje midir” başlığı altında  yedi bölümlük bir ‘pehlivan tefrikası ’ arşivdedir.

İlk bölümden bir alıntıyla İmamoğlu’nun cevabını verelim…

//”Evet, ben bir projeyim, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk Cumhuriyeti’nin bir projesiyim.”                                       

24 Haziran 2019 akşamı Beylikdüzü konuşmasında İmamoğlu ilaveten şunları da söyledi:                          

“Biz bu şehirde demokrasi inşa edeceğiz, adaleti inşa edeceğiz. Size söz veriyorum, geleceği inşa edeceğiz. Milli değerlerine her daim sahip çıkan, vatanın bölünmez bütünlüğünü her yerde savunan ama yanı sıra her yerde tam bağımsız Türkiye diyen, biz aynı zamanda gelecek için fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Size söz veriyoruz, ne sizi aldatacağız ne de aldanacağız. Siyaseti, ahlakla buluşturacağız…”        

Genel siyasete de atıf bu sözler açıktır ki, AKP iktidarına son verme hedefini dillendirmektedir. 

Elbette ayrıntıda, “… her yerde tam bağımsız Türkiye… Siyaseti ahlakla buluşturacağız…” sözlerinin nasıl hayata geçeceğini de bilmek gerekiyor.              

İmamoğlu, seçim zaferinin verdiği heyecanla sarf ettiği bu sözlerin karşılığını vermek için neler yapacak göreceğiz. Not etmiş olalım. İmamoğlu’na göre proje nedir anladık da; bu proje kendisine mi aittir, yani durumdan vazife çıkararak siyasi çalışmalarının çerçevesini kendisi mi çizmektedir, yoksa projenin uygulayıcı aktörlerinden midir, üstlendiği rolü beceriyle oynayan siyasi bir aktör müdür?  Senaristler, proje müellifleri arasında yer almakta mıdır İmamoğlu, yoksa nitelikleri sebebiyle seçilmiş bir proje taşıyıcısı mıdır? Bu sorulara cevap aramak lazım; ancak sanılmasın ki İmamoğlu’nu önemsizleştiren, sıradanlaştıran bir bakış açısıyla bu satırlar kaleme alınmıştır. 

Aksine, İmamoğlu nitelikleri ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlamış ve büyük bir başarıya imza atarak kitlelerin sevgisini kazanmış, umut yaratmış bir siyasetçidir. 

Bu da kendisinden beklentileri öylesine yukarı taşımıştır ki, her zaman dikkatle takip edilecek ve sınanacaktır. İmamoğlu’nun “yeni siyaset” anlayışı bağlamında toplumsal duyarlılık yaratma çabasının, yani kamu kaynaklarının hesap verilebilir harcanması noktasında bilinçli bir toplumun gerekliliğine işaret ettiğinin de farkındayız.//

Bu saptamalar 2019’dan; İmamoğlu’na 2026 penceresinden baktığımızda çok farklı şeyler görüyoruz değil mi, değerli okur?

İmamoğlu’na isnat edilen suçların hakikati yansıtıp yansıtmadığı yargılama sonunda ortaya çıkacaktır. Tutuksuz yargılanmaması, iktidarın önünde engel teşkil ettiği yönündeki iddiaları güçlendirmektedir. Sadece İmamoğlu değil birçok CHP’li belediye başkanının tutuklanması ve yanı sıra AKP’ye geçenler,  hem arızalı bir iktidar –muhalefet ilişkisine hem de siyasetin finansmanı meselesine ışık tutmaktadır.

Yeni Parti’ye umut bağlayanlar bilmelidirler ki siyasetin demokratikleşmesi, güç odaklarının vesayetine set çekebilen, katılımcı/saydam/dürüst işleyen bir siyaset kurumu, ülkenin kalkınması ve gelişmesinde önkoşuldur.                                                                                                                                                             

‘Proje Kemal’ ve pozisyon/koltuk peşinde şürekâsının siyaset anlayışından ders çıkaracaklar, öncelikle Yeni Partililerdir.

Eski partilerini ellerinden alan siyasi operasyona olanak tanıyan parti yönetim tarzındaki yapısal sorunların yeni partilerinde aşılması gerektiğini göz önünde bulundurmalıdırlar.

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözüne uygun düşen II. Kemal’in marifetleri alay konusudur, yönetimindeki CHP’nin de içi boşalmıştır. “Atatürk’ün koltuğu, Cumhuriyeti kuran parti gevelemelerinin toplumda karşılığı kalmadığı ayan beyan ortadadır.

Umut görülen Yeni Parti ise büyük bir yük altındadır. Güç odaklarının değil halkın çıkarlarını önceleyen bir siyasi kimlik için partililer ve seçmen parti politikaları ve işleyişinde ağırlığını hissettirmelidir.

 KONUKLARINIZIN SESİ 398

             Akşamları MasterChef seyrediyoruz. Neden? Magazine ilgi duymuyoruz. Magazin programlarında sunulan, bizim benimseyemediğimiz, ayrı bir dünya. Dizi izleyemiyoruz. Bize diziler, hiç özlemeyeceğimiz yaşamları yansıtıyor gibi geliyor. Haberlere dayanamıyoruz. Tırnak içine alınarak, altı çizilerek anlatılanlar ya yalan, ya da topluma ihanetin değişik şekillerde anlatımı veya örneklenmesi. Olumlu yaşam savaşı örnekleri belgeseller ise çok az.

               MasterChef seyrediyoruz. Çünkü üretim var. Çoğu gençlerimizin, bazı yetişkinlerimizin becerileri, çabaları, yarışmaları bize mutluluk veriyor. Bazı gençlerimiz yüzlerinin değişik yerlerine küpeler, boyunlarında, kollarında, bacaklarında dövmeler taşısa da, saçlarını, sakallarını genel dışı şekillere soksa da, bazı kızlarımız türbanı bile yeterince farklı bulmasalar da…

               MasterChef’te aranan, yaratıcılık, şef tabakları. Çünkü MasterChef burjuva yönetimindeki toplumlardan alınma. Burada lezzetten vazgeçilmese de, farklılık, karmaşıklık, zenginlik, gösteriş bekleniyor. Bugün ne denli burjuvalaşma çabasında olursa olsun, bulaşıkçılıkla başlamasının sonucu olsa gerek. Mehmet şef bunu şöyle açıklıyor: “Bir ustanın, yani az sayıda yemeği en lezzetli şekilde yapanların düzeyine ulaşmalıyız. Ama biz şefler tüm dünya yemeklerini pişirebilmeliyiz.” Bu sözlerin bizim terimimizle anlatımı: Ustalar, çevresinde topluma en lezzetli yemekleri sunar. Biz şefler ise burjuvanın son bulmayan isteklerine cevap verebilmeliyiz. Bu nedenle çok şey bilmeliyiz. En pahalı ürünleri tanımalı ve kullanabilmeliyiz. En zor teknikleri uygulayabilmeliyiz. Kullandıkları terimlerin çoğunluğunun Türkçe olmaması da bunun bir göstergesi.  Üstelik bu terimlerin bazılarının Türkçe karşılıkları var ve bazı terimleri düzgün söyleyemiyorlar.

              Biz de görüyoruz: MasterChef’te birçok sataşma, çatışma… Senaryo gereği, canlı olmadığı için bazı sunu ve değerlendirmelerin bile düzenlenmesi olası. Özetle, MasterChef de bir eğlence programı, bir tiyatro. Ama nasıl olursa olsun, MasterChef’te yarışma var, çabalama var, üretim var…

               Son olarak ekleyelim, tabii spor programları olunca, Anadolu İnsanı, Ailenin Yeni Üyesi… gibi toplumumuzun mücadelelerini veya diğer toplumların insanlarının yaşamlarını, yaşam mücadelelerini veya yarışmalarını sunan programlar olunca bunları seçiyoruz. Müzik dinletisi veya seyri de MasterChef’in önünde.

                                                                                                                                     Sağlıcakla,

BEYİN VARSA

Kafatasının içinde beyin varsa, şeytanın tuzağını anlamak çok kolay!..
Bir de beyin omuzaltı işlere kiraya verilmişse, ateşe götüren apaçık tuzakları anlamak nafile!..
ŞERİAT:
Türkçesi, “ALLAH’IN SUYA GİDEN YOLU” demek. Su: bereket demek.
DİN ŞERİATI:
“YARATAN’IN KURTULUŞA GÖTÜREN BEREKETLİ YOLU” demek.
Şeriat’ı TEK ALLAH getirebilir
Ve de GETİRMİŞTİR zaten.
Tevratın, İncilin, Kuran’da ki aslı ile, asla tahrif edilemeyecek olan Kuran’ı Kerim ve Peygamberimizin Kuran’a uygun HADİSLERİ OLARAK, ALLAH ŞERİATI İLE İNSANLIĞI BEREKETE GÖTÜRECEK YOLU VERMİŞTİR.
Kuran’ı Herkes, KENDİSİ, KENDİ DİLİNDEN ANLAMAK İÇİN OKURSA ÖĞRENİR. Uygulamak veya uygulamamak hakkı Allah tarafından verilmiş bir haktır.
Kimse zorlayamaz.
Şeriatı getirme yetkisi tek Allah da ise ve de Kitaplarla, hadislerle getirmişse, “Şeriatı biz getireceğiz” diyenler, Allah’a ŞİRK koşanlar olmuyor mu?..
O zaman, “KİM” ler kendilerini DİN DENETLEYİCİSİ YERİNE KOYAR, anlayın artık ya!..
O zaman, HAŞAA, “Biz şeriatı getireceğiz,” “Allah’ın yolunu biz getireceğiz” “KİM” der, düşünür müyüz?..

Bu konuda Rabbimiz bizi nasıl bilgilendirmiş, bakalım!..

Kuran’ı Kerim. Sure 58/ayet 19- 20:
Şeytan onları etkisi altına aldı da, kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kaybederler.
Allah’a ve Peygamberine düşman olanlar, işte onlar aşağıların aşağısındadır.
32/4: Allah arşın her zerresine hakimdir. O’ndan başka ne bir dost ne de şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?